İSLAM BİLGİNİ ASHMAWİ’den KİNDAR İSLAMCILARA DERS

İSLAM BİLGİNİ ASHMAWİ’den KİNDAR İSLAMCILARA DERS

resmi_portresi

 

 

Dr. Müh. Ali Nejat ÖLÇEN

 

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

İslam dünyasının iki büyük ismi var: Türkiye’de Prof. Yaşar Nuri Öztürk, Mısır’da Said el Ashmawi’dir. Her ikisi de İslam’ın siyasallaşmasına, bilim ile, akıl ile ve dürüstlükle karşı çıktılar. İslam’ın din olarak kalmasına katkıda bulundular.

Sibel Özbudun, Mısır’ın Devlet Güvenliği Divanı’nın başkanı  ve aynı zamanda Cairo Üniversitesinde hukuk bilimi hocası Muhammed  Said Ashmawi‘nin “İslam” adlı 1987’de yayınlanan kitabını  1993 yılında dilimize çevirmişti. Kitabın Türkçe çevirisinin 14’üncü sayfasında Abbasi devletinin ilk halifesi El Saffah’ın tüyler ürpertici vahşetini şöyle anlatmaktadır:

İlk Abbasi Halifesi Ebu’l el Saffah, hayatta kalan Emevileri sarayına davet ederek tüyler ürpertici  tarzda öldümtüş, ardından henüz soğumamış cesetleri üzerine halı ve sofra örtüsü serdirerek komutanlarıyla birlikte üzerlerinde yemek yemiş, karnını doyurduktan sonra da bundan daha lezzetli bir yemek yemediğini söylemiştir.

Kutsal kitabın mürekkebi kurumadan İslam, iki devletinin en kanlı savaşımını yaşamıştı. Çünkü iktidar hırsı, İslam’ın önünde yer alıyordu, şimdiki gibi.

Emevilerin son halifesi Mervan II’yi Mısır’a kadar kovalayan  Suriye Valisi Abdullah b. Ali nasıl bir sonuçla karşılaştı? Ebu Müslim’in üzerine yürüyeceğini öğrenince 17 000 Horasanlı askeri bir gece içinde öldürtmüş, buna karşın Ebu Müslim karşısında yenilgiye uğrayarak yedi yıl tutsak kaldığı harab evin yıkıntısı altında can vermişti.

Kitabının başında bunları niçin yazıyor Said el Ashmawi? İslam’ın böylesi cinayetlerden uzaklaşabilmesi için  o dinin siyasallaşmaması gerektiğini  ileri sürüyor ve Türkçeye çevrilen kitabının 17. sayfasında şunları yazıyor:

Dinsel siyasetin sloganları çeşitli biçimler almaktadır. Egemenlik yalnız Allah’a aittir (gibi) İslam rejimini kurmak için dinsel hükümet gereklidir, düşman yönetici ve aydınlara karşı cihad açılmalıdır, dar’ül harp, dar’ül salam’a (sallallahü aleyhi ve sellem’in kısaltılmışına) eklenmelidir. Aksi halde ona savaş açmak gerekir, gayri Müslimlerden haraç alınmalıdır. İslam, din ve adalettir. Müslümandan başka milliyet, İslam ümmeti dışında mensubiyet olamaz.

Bütün bu kestirmece sloganlar, propaganda kurallarına uygun,yani özgün ahlâksal değerleri göz önünde bulundurmaksızın kişiyi doktrine edinceye dek tekrar tekrar ve başına vurma esası uyarınca işlemektedir. Bu mesafeyi, siyasal ve eylemci İslamî köktendincilik arasında görebilmek için bilimsel temelleri tartışmaya açmak gerekli…

Said el Ashmawi’nin 1987’de yazıklarını bugün Türkiye’de AKP iktidarı İslam’ı siyasallaştırarak uygulamaya başlamış ve  başlangıçtaki başarısını; cemaet egemenliği yandaşlığıyla  ele geçirerek sonraları o cemaetleri kendisine özgü yargısıyla birlikte yok oluşa sürüklemiştir. Bugün artık Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerini ters yüz etmeye sıranın geldiği sanılmaktadır ki; bunun AKP’nin sonunu getireceğinin halâ farkında değildirler. Çünkü AKP iktidarının hıyanete varan gafleti  milyonlarca Mustafa Kemal’leri yarattı.

AKP’nin aksak iktidarının İslam dininin insancıl ve çağcıl Ayetlerine nasıl ters düştüklerini görelim:

Nisa Suresi’nin 58’nci Ayetinde “İnsanlar arasında hükmettiğiniz zaman adaletle mi hükmediyor?” R.T. Erdoğan ve yandaşları  Maide Suresinde 8. Ayet’te “Bir topluluğa duyduğunuz kin siz adaletten saptırmasın” hükmüne saygı duyuyor mu? Nahl Suresinin 90. Ayeti ve de Mümtehine Suresi’nin 8. Ayetleri, “Allah’ın adalet ve iyilik yapmayı ve sizi yurtlarından çıkarmayan kimselere iyilik etmeyi adaletli davranmayı” önermesine saygı duyduklarını ileri sürebilir misiniz? Yalancı tanıkların ifadeleriyle binlerce yurtseverin Silivri ve Hasdal zindanlarına atılmasının adaletsizliği yine yargı kararlarıyla ortaya çıkmadı mı? Maide Suresinin 42. Ayeti “Allah’ın adalet yapanları sevdiğini” anımsıyor mu R.T. Erdoğan ve beraberindekiler.  Saff Suresinin 3. Ayetinde yapamayacağınız şeyi söylemenin Allah yanında ne büyük, ne çirkin kabahattir..” kuralına uyuyor mu,  AKP’nin yetkili üyeleri ve R.T. Erdoğan?

İslam’un kutsal kitabında bu hükümlere ve ASR Suresine niçin saygı duymuyorlar? Çünkü İslam dinini siyasal araç olarak kullanmanın peşindeler. Mısırlı  Said El Ashmawi, siyasallaşan dinin din olmaktan çıkacağını haklı olarak ileri sürmekte. Kitabının başlarında siyasallaşan dinin tüm sakıncalarını anlatırken Said el Ashmawi, aslında AKP iktidarını bizlere tanıtıyor gibidir.

Islam tarihinde zulüm  zulmü ve şiddet şiddeti yaratmıştır. 20’nci yüzyıl sonunda bunun en bağnaz örneklerini Iran-Irak savaşında gördük. İslamın İslamı yok etmeye çalıştığı o savaşta  ne yazık ki her iki taraf da ölen askerleri için  şehit oldukları açıklanmıştı!

Ülkemizde de İslam siyasallaşmayı sürdürürse, kendine özgü meczuplarını yaratacaktı elbet. “ Hak ve Hakikat” adında parti kuran Dursun Güneş adlı bir meczup “kesmeye geliyoruz, kesmeye!”  diye bağıracaktır elbet.

Ashmawi, tüm insanlık için olduğu gibi Islam için de gerekli  ”Renaissance”ın  gerçekleşmesinin   yaşamsal önemde olduğunu vurgulamakta ve kitabının 19’uncu sayfasında şunları yazmaktadır:

Din ile siyaseti birbirinden ayırırken, siyasal eylemin ne kutsal ne de yanılmaz olan basit ölümlerin bir nedenidir ve yöneticilerin Tanrı’nın değil, halkın tercihi olduğunu nitelemek istiyoruz. Bu ayırımı,  laiklik yani dinsizlik olarak nitelemek, ancak ortalığı karıştıran ve bulandıran partizanca bir fanatizmin eseri olabilir. Çünkü ancak bu (din ile siyaseti birbirinden) ayırım İslam’a hizmet eder ve onu yüceltir, siyasal amaçlarla sömürülmesinin önüne geçer.

Said el Ashmawi, Mısır’da bunları yazarken 30 yıl sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetinde TBMM başkanı seçilen İsmail Kahraman adlı kişi, “laiklik” ,ilkesi Anayasa’dan kalkmalıdır diyebilmektedir. Aslında  İslamı mezhep ve farklı yorumların neden olduğu cinayetlerden kurtaracak tek  araçtır laiklik ilkesi, bunun ayırdında değil.

Bugün komşu İslam ülkelerinin barış  içinde birbirlerini öldürmeden yaşayabilmesinin, bilim ve teknolojide geri kalmışlığını gidermenin çözümüdür laiklik ilkesi.

Laiklik ilkesini anlayabilmek için belli bir kültür düzeyinde tutarlı olmak gerekir.

Böyle biline çare buluna. 24.6.2016

Dr. Ölçen

==============================================

Dostlar,

Cumhuriyetimizden 1-2 yaş daha kronolojik olarak büyük olan değerli aydın, bilge insan  Sayın Dr. Müh. Ali Nejat ÖLÇEN’in yukarıda aktardığımız makalesi çok önemlidir..

Dini siyasete alet ederek insanları, merhum Prof. Yaşar Nuri Öztürk‘ün çok önemli kitabına ad olarak verdiği biçimde ALLAH İLE ALDATMA‘ya çalışanların bağışlanır yanı yoktur. Bu utanmazlığı Ortaçağ’da Katolik Kilisesi ve sözde Hıristiyan din adamları, başta Papa, yapmaktaydı. İslam hala, Hıristiyanlığın 500 (beş yüz!) yıl önceki sefil durumunda ne yazık ki.. RTE de önceki günlerde bu acınacak durumu kabul ve itiraf etti ve sorunu Kuran’ın iyi okunmamasına bağladı. Ancak bu konuşması bir hafızlık kursu törenindeydi! Yani Kuran’ı Arapça, anlamadan ezberleme!? Yine nafile çaba..

Tanrı kutsal kitabı üstelik de bilmediğimiz bir başka dilde ezberleyelim diye mi yolladı, anlayıp uygulayalım diye mi? “Müslümanlar” akıllarını da kökten teslim edeceklerine minik minik sorular sorsalar ya? Korkmasınlar, dinden çıkmazlar. Şimdiki durumda zaten din içre değiller ki! Hem Kuran bilmem kaç yerinde “Siz hiç düşünmez misiniz?” diye uyarmaz mı??

Bir süre daha dirense de, Türkiye’de de Diyanetin kapısına “95 Tezi” asacak yerli Martin Luterler çıkacaktır.

Belki de Luter’in andığımız görkemli Manifestosu’nun 500. yılında, 2017’de!

Bu kadim topraklar ve uygarlık; Hallac-ı Mansur’u, Pir Sultan’ı, Hacıbektaş Veli’yi, Yunus Emre’yi, İbni Haldun’u, İbni Sina’yı, İbni Rüşt’ü, Farabi’!yi, Al Gebra’yı, Harun Reşit’i, Nizam-ül Mülk’ü, Prof. Aziz Sancar’ı, Prof. Yaşar Nuri Öztürk‘ü ve Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK‘ü doğurmadı mı?? Direniş boşunadır, meczuplar ve mensuplar tarihin tekerlekleri altında ezilecektir.

Çareyi kadim İmanuel Kant 1784’te yazdığı ünlü ve görkemli “AYDINLANMA ÜZERİNE” adlı makalesinde göstermişti :

  • SAPERE AUDE! SAPERE AUDE! SAPERE AUDE! …
    (Aklını kullan, aklını fark et, aklın var, kullan onu, kulan onu, aklını kullan!!)

Selam olsun insan aklının özgürleşmesine ve ayağa kalkarak bir kez daha
HOMO ERECTUS (2 ayağının üzerine kalkan insan) olma kavgasına!
Büyük ATATÜRK yaşamda en gerçek yol göstericinin AKIL ve BİLİM olduğunu
haykırmadı mı? Bizlere bıraktığı biricik tinsel kalıtın (manevi mirasın) AKIL ve BİLİM olduğunu bir an bile unutursak maliyeti nice olur?

Söyleyelim, çoook ağırdır : Birkaç yüzyıl sürebilecek bir karanlık tarihsel döneme batış!

Sevgi ve saygı ile.
24 Haziran 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

TSK: Çanakkale ruhuna sahibiz!

 

TSK: Çanakkale ruhuna sahibiz!

Genelkurmay Başkanı Hulisi Akar “Şehitler Günü” nedeniyle yaptığı açıklamada,
TSK’nın Türkiye’nin egemenlik ve bağımsızlığından, toprak bütünlüğünden taviz vermeyeceğini söyledi.

Genelkurmay Başkanı Hulisi Akar “Şehitler Günü” nedeniyle yaptığı açıklamada,
TSK’nın Türkiye’nin egemenlik ve bağımsızlığından, toprak bütünlüğünden ödün
vermeyeceğini söyledi.

Akar, Çanakkale muharelerindeki ruha sahip olduklarını bildirdi.
Akar açıklamasında şu mesajları verdi:
“Tarih boyunca; egemenlik ve bağımsızlığını, millî birlik ve beraberliğini her şeyin üstünde tutan, bu uğurda ödediği bedellerle destanlar yazan aziz şehitlerimiz, devletimizin varlığının güvencesi olarak milletimizin bağrında ebediyen yaşayacaktır. Bu topraklar için toprağa düşen her şehidimizin ve vücutlarının bir parçasını vatan toprağına emanet eden gazilerimizin,
bu vatanı bir kere daha vatan yaptığı inancında ve bilincindeyiz. Üzerinde yaşadığımız
cennet vatanımız, istiklalimiz ve ay yıldızlı şanlı al bayrağımız, onların hayatları pahasına koruyup bizlere armağan ettiği ve bizlerin de bugün şerefle taşıdığı kutsal emanetlerdir.
Aziz Şehitlerimiz, yazdığınız cesaret ve kahramanlık destanları ile yüce milletimizin hafızasına kazınan adlarınız, sonsuza kadar yaşayacaktır. Bu destanlar, ülkemizin ve milletimizin bütünlüğü ve güvenliği için yaptığımız bu mücadelede bizlere güç ve ilham kaynağı olmaktadır.
Yüce milletimizin engin sevgi ve güvenine mazhar olmuş, etkin, caydırıcı ve saygın bir ordu olan Türk Silahlı Kuvvetleri, bundan sonra da kahraman milletimizin temel karakteri olan ve hiçbir zaman ödün vermeyeceği egemenlik ve bağımsızlığının, asil kanlarınızla sınırlarını çizdiğiniz kutsal vatan topraklarının bütünlük ve güvenliğinin teminatı olmaya devam edecektir.
Bugün; aynı zamanda, Türk Harp tarihinde eşsiz bir yere sahip
Çanakkale Zaferi’nin 101’inci yıl dönümünü kutlamanın büyük gurur ve heyecanı içindeyiz.

ÇANAKKALE ZAFERİ
Çanakkale Zaferi, hiç kuşkusuz sonuçları bakımından tarihin akışını ve her şeyden önemlisi Türk milletinin kaderini değiştiren çok önemli bir başarıdır. Çanakkale Zaferi;
vatanın bütünlüğü, milletin egemenlik ve bağımsızlığı söz konusu olduğunda,
Türk milletinin neleri başarabileceğinin en güzel kanıtıdır.
Bu anlamlı günde, başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK ve silah arkadaşları olmak üzere, bizlere bu cennet vatanı armağan eden atalarımızı, özellikle son dönemde Terörle Mücadelede yitirdiğimiz kahraman silah arkadaşlarımız, emniyet mensuplarımız ve korucularımız ile
17 Şubat ve 13 Mart 2016 tarihlerinde hain terör saldırıları sonucunda yitirdiğimiz silah ve çalışma arkadaşlarımızla vatandaşlarımızı, vatanı canından aziz bilen tüm şehitlerimizi ve ebediyete intikal eden gazilerimizi rahmet, minnet ve saygıyla anıyorum.”
Aydınlık haber portalı, 19.03.2016 / Ankara

=====================================

Teşekkürler TSK ve teşekkürler Genelkurmay Başkanımız Sayın Org. Hulusi Akar Paşamıza…

Şehitler kuru kuruya anılmaz ve ruhları da şad olmaz..
Bu Vatan uğruna gözlerini kırpmadan canlarını verenlere yaraşır olmak;

ancak vatanı ve ulusu bütünleştirerek tam bağımsız bir yurtta başı dik, onurlu ve gönenç (refah) içinde, kalkınmış, dünya barışına katkı veren, dünya milletler ailesinin şerefli ve
eşit bir ülkesi olmakla
… okur.

AKP – RTE ile nerelere sürüklendiğimiz ortada..
Bu gün de İstanbul’da bomba patlaması ve en az 5 can yitiği var…
Çanakkale şehitlerini anmada gene, büyük zaferin gerçek yaratıcısını görmezden gelme,
tarihlere kaydedilmiş başarısını küçümseme, olmazsa olmaz katkısını – yaratıcılılığını indirgeme türünden insanın midesini bulandıran vefasızlıkları ve insancıkları görmekten üzgünüz.

R.T. Erdoğan’ın ağzında “Gazi Mustafa Kemal” sözcükleri her bakımdan öylesine iğreti
ve yapay, içtenliksiz duruyor ki… Konjonktür gereği, zoraki..  Bir kez olsun 13+ yıldır,
RTE’nin ağzından “ATATÜRK” sözcüğünü gönlünü doldurarak,
sevgi ve saygı ile, içtenlikle söylediğini duymadık.
Bunca vefasızlık, başta O’nun koltuğunda oturan RTE dahil, hiç kimseye yakışmıyor..

Çok yazık.. çook..

Sevgi ve saygı ile.
19 Mart 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yılmaz ÖZDİL : UYUYAN HÜCRELER

UYUYAN HÜCRELER

portresi_kravatli

 

YILMAZ ÖZDİL
SÖZCÜ, 18.11.15

 

Paris saldırısından sonra cevabı endişeyle merak edilen soru şu :
Acaba Türkiye’de de “uyuyan hücreler” var mı?
*
Televizyonda çalışırken bu sorunun cevabını biz de merak etmiştik, mikrofon alıp Eminönü’ye gitmiştik.
*
– TBMM ne demek?
– Türkiye malzeme ofisi.
– Türkiye borsalar birliği.
*
– TBMM’de kaç milletvekili var?
– En az binin üstünde.
– 20 kadar.
*
– İstiklal marşımızı kim yazdı?
– Fatih sultan Mehmet.
*
– AB’ye üye miyiz?
– Yedi sekiz yıldır üyeyiz.
– Geçen sene üye olduk.
*
– Türkiye’nin nüfusu kaç?
– Bir milyar civarında.
– Kaç bölgemiz var?
– Kuzey güney doğu batı.
– Kaç ilimiz var?
– 67.
– 84 plaka görmüştüm.
– Türkiye hangi kıtada?
– Akdeniz kıtasında.
– Amerika üzerinde. (Brezilya’da diyen bile oldu.)
*
– Kıbrıs nerede?
– Karadeniz’de.
– Emin misiniz?
– Askerliğimi orada yaptım.
*
– Suriye nerede?
– Kuzey güney gibi.
– Japonya nerede?
– Yurtdışında.
– Uzak yerde.
– Hong Kong İtalya Fransa taraflarında.
– Avrupa’da.
– Afrika bölümünde.
– Dubai yakınında.
– Libya nerede?
– Marmaris’in karşısında.
– Mısır nerede?
– Güney Afrika olması lazım.
– Arap emirlikleri kıtasında.
– Tunus nerede?
– Hindistan’a yakın.
– Rusya tarafında olduğuna göre, herhalde Asya.
*
– Kaddafi kimdir?
– Din alimi.
– Hüsnü Mübarek kimdir?
– Yatır.
(Mübarek lafını duydu ya, anında türbe yaptı Hüsnü’yü.)
*
– 1 Mayıs ne bayramıdır?
– Cumhuriyet bayramı.
– Nevruz bayramı.
*
– Genel seçimde ne seçiyoruz?
– Cumhurbaşkanı.
– Muhtar.
– Yerel seçimde ne seçiyoruz?
– Milletvekili.
– Araştırmam lazım.
*
İnanmayanlar açsın interneti tek tek seyretsin… Bu röportajların video görüntüleri hâlâ orada duruyor.
*
– 28 Şubat süreci ne zamandı?
– Ağustos gibiydi.
– Yaz aylarıydı.
– 21-22 şubattaydı.
– 12 Eylül’deydi.
*
– 12 Eylül darbesi ne zaman oldu?
– Haziranda.
– 12 Eylül darbesi hangi yıldı?
– Dilimin ucunda…
– 1980 darbesi ne zamandı?
– Haa o mu, 1984’te.
*
– HSYK nedir?
– Yüksek hastane kurulu.
– Yüksek seçim kurulu.
– SSK’dır.
– Öğrenci memurluk sınavı.
– Hastane sağlık ocağı.
– Sağlık yüksek kurulu.
– Hastane sosyal yargılım.
*
Hem vallahi hem billahi, “hesap makinesi” diyen bile oldu…
Tabii bazen itiraz edenler de oluyordu.
*
– Hep bilmeyene soruyorsun.
– Buyrun size soralım.
– Sor.
– HSYK nedir?
– Hastane sosyal…
*
– 19 Mayıs nedir?
– Cumhuriyet bayramı.
– Cumhuriyet ne zaman ilan edildi?
– 19 Mayıs 1920.
– Milli bayramlarımız hangileridir?
– 10 Kasım.
– 23 Nisan neden çocuklara armağan edildi?
– O gün çocuklara özel savaşlar kazanıldığı için.
(23 Nisan cevabını veren, lise ikinci sınıf öğrencisiydi.)
*
– Wikileaks nedir?
– Romatizma ilacı.
*
– Radyasyon nedir?
– Bulaşıcı hastalık.
*
– TBMM’de kaç parti grubu var?
– 60.
– Meclis’te kaç parti var?
– 30’un üzerinde.
– 28’e yakın.
– Tek parti var.
*
– Meclis’te kaç senatör var?
– 600.
– Epey var.
– Sayısını bilemiyorum.
*
– En çok hangi senatörü beğeniyorsunuz?
– Tayyip Erdoğan.
*
Netice itibariyle, sadece “uyuyan hücreler” olsaydı, fazla endişelenmezdik ama…
“Uyurgezer hücreler” de var.
“Ayakta uyuyan hücreler” de!

===========================================

Dostlar,

Durum “vahim ötesi”…
Örgün eğitimde geçirilen yılların süresi bakımından 6,5 yıl dolayında bir rakamımız var.
Üniveriste öncesi eğitim sisteminde 18 milyon öğrencimiz ve 900 bin öğretmenimiz var.
Yükseköğrenimde 6 063 000 lisans ve lisanssüstü öğrencimiz var. Toplamda 24 milyon öğrenci, 1 milyon da öğretmenleri dersek, nüfusun her 3 kişisinden 1’i eğitim – öğretimde..
Muazzam rakamlar.. Bütçenin de yaklaşık %18’i eğitime gidiyor (80-90 milyar TL arasında) Sektörün bütçe dışı kullandığı kaynaklar da muazzam..
Örneğin 25 milyon öğrenci SGK primi ödemeden sağlık hizmeti almakta.

Halkın genel eğitim düzeyi, usta gazeteci – yazar Sayın Yılmaz ÖZDİL‘in bir kez daha çarpıcı biçimde sergilediği üzere alarm vermekte. Bu tablo olağanüstü bir duruma işaret etmektedir.

Hızla el konulması ve düzeltilmesi gereklidir.
Eğitime bunca muazzam parasal ve öbür kaynaklar ayrılırken yığınların böylesine
“kara cahil” bırakılabilmesi
, aynı ölçüde “muazzam bir başarı” (!) sayımalıdır.
AKP’nin 13 yıldır eğitimi getirdiği yıkım budur.
Hedef, emin olunuz dindar fakat aynı zamanda çağdaş bilimsel yetkinlik kazanmış kuşaklar yetiştirmek değildir. Hedef ,”biat” edecek yığınlar ile demkokrasicilik oynamaktır.
Emin olunuz, İHL’lde okuyanlar da Din bilgileri bakımından “perişan” durumdadırlar.
Bu tablodan demokrasi çıkmaz; çıkmıyor; IŞİD’e cihat militanı çıkar..
Bu tablodan “sürü toplum” çıkar, çıkmış da sayılır..
Bu tablodan “biat eden” kitleler çıkar, çıkmıştır; birileri birilerinin “g…” nün kılı olacak denli alçalabilmiştir. Tayyip beyi tanrının bütün özelliklerine sahip ilan eden meczup ve mensuplar da çıkmıştır..
*****
Sorun ivedi, kritik ve stratejik boyutlara varmıştır ve İKTİDAR SORUNUDUR…
Türkiye, AKP ile çok yölü bir yıkıma – felaketlere sürüklenmektedir.
Herkesin bu olağandışı gidişe göre konumlanması gerekiyor.
Aileler faciayı artık görmeli ve çocuklarının sözde eğitim kurumları dışındaki eğitimleri için özel çaba harcamalıdır.
Laik sermaye, kar kaygısını en geriye iterek laik – bilimsel eğitim kurumlarını yaygınlaştırarak sürdürmelidir.
Dernekler, sendikalar ve de gerici olmayan siyasal partiler sorunu ÖNCELİKLİ sıraya taşımalı ve kısa – orta – uzun erimler için eylenm planları geliştirmelidir.

Muhalefet sorunu TBMM göndemine taşımalı, aydınlık – namuslu basın (kaldığı ölçüde)
peşini bırakmamalıdır.

Yineleyelim : 21. yy’da insan kalitesi böylesine yerlerde sürünen bir toplumu yaşatmazlar!..
Ülkesini dağıtır, topraklarını ve tüm kaynaklarını ele geçirir, o gürühu köleleştirir,
gerekirse tarihten silerler..

  • “Eğitimdir ki, bir milleti ya özgür, bağımsız, şanlı, yüksek bir topluluk halinde yaşatır; ya da esaret ve sefalete terk eder.”
    Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

Ürpererek yazmış olalım..

Sevgi ve saygı ile.
21 Kasım 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Not : Ulusal Eğitm Derneği’nin geleneksel Cumartesi konferansları kapsamnda bu gün
PISA sınavları konu edilecek… Bu toplantıya katılmak üzere kalkıyoruz..

ZAFER BAYRAMI İÇİN

ZAFER BAYRAMI İÇİN

 portresi_Anit_Kabir'de

Suay Karaman

 

 

26 Ağustos 1922 günü başlayan Büyük Taarruz, 30 Ağustos 1922 günü Başkumandan  Meydan Savaşı ile Ordumuzun zaferiyle sonuçlandı. Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde başarılan Ulusal Kurtuluş Savaşı, 400 yıldır dünyayı sömüren kapitalizmin yenilebileceğini tüm dünyaya gösterdiği gibi, sömürülen uluslara da
örnek olmuştur. 93 yıl önce vatanımızı emperyalizmin işgalinden kurtararak, özgürlüğümüze kavuşturan Kuvayi Milliye Şehitleri’ni şükranla anmaktayız.
Ancak bugün ülkemizde yaşananlar için büyük önderimiz Atatürk’e ve
Kuvayi Milliye Şehitleri’ne karşı başımız eğiktir.

Mustafa Kemal’in önderliğinde az zamanda çok ve büyük işler başarılarak,
Türkiye Cumhuriyeti’nin her alanda dünyanın önemli ülkeleri arasında yer alması sağlanmıştır. Tam bağımsızlık ve emperyalizm karşıtlığı ile Atatürk ilke ve devrimleriyle yeni kurulan genç Türkiye Cumhuriyeti laik, demokratik ve çağdaş bir ülke olma yolunda büyük atılımlar gerçekleştirmişti. Ancak eşsiz önderimiz Atatürk’ün erken ölümü sonrasında, bu atılımlar durdurulmuş ve emperyalizm yeniden kendini göstermeye başlamıştır. Ulusal Kurtuluş Savaşında emperyalistlere karşı dimdik duran ve zafer kazananların torunları, günümüzde emperyalizmin buyruğuna girerek, ihanete ortak olmaktadırlar.

93 yıl sonra bu gün, yaşadığımız günlerde ülkemiz siyasal ve ekonomik yönden
büyük belirsizlikler içindedir. Yoksulluk, yolsuzluk, işsizlik ve terör ülkemizin gündemindeki en önemli konulardandır. Bölücülük ve şeriat tehlikesinin büyük boyutlara ulaştığı günümüzde, toplum umutsuzluk içinde savrulmaktadır.

  • “İster kabul edilsin, ister edilmesin, Türkiye’nin yönetim sistemi değişmiştir.”

diyen bir sultan ile hukuk ve anayasa tanımazlık açıklanmıştır. Yıllardır çoğu kişinin söyleyemediği ya da söylemek istemediği sivil darbe, ‘ileri demokrasi’ olarak topluma yutturulmaktadır.

Medya, yargı, üniversiteler, devlet kurumları ele geçirilmiş, Türk Silahlı Kuvvetleri ise sahte ve uydurma belgelerle düzenlenen operasyonlar sonucu etkisiz duruma getirilmiştir (AS: bir ölçüde). 93 yıl önce emperyalistlere karşı dünyanın en haklı savaşını vererek, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı kazanan şanlı ordumuzun, bugün içine düşürüldüğü acıklı durum ortadadır. Büyük Ortadoğu Projesi kapsamında, verilecek görevlerin yerine getirildiği, emperyalist işgallere aracılık eden bir ordu istenmektedir!?

Kuvayi Milliye’nin, Ulusal Kurtuluş Savaşı’nın ve o büyük zaferle sonuçlanan günlerin bilincini kavrayamayanlar, coşkusunu duymayanlar bugün emperyalizme meze olmaktadırlar. 30 Ağustos Zaferi’nden 93 yıl sonra Mustafa Kemal Atatürk’ün
Gençliğe emanet ettiği Cumhuriyetimize sahip çıkamayıp, Ülkemizin yeniden
işgal edilmesine sessiz, duyarsız ve seyirci kalan herkes bugünlerin sorumlusudur.

Atatürk ilke ve devrimlerine bağlı kalmak koşuluyla, bilinçli ve kararlı bir biçimde
örgütlenerek, demokratik ve laik cumhuriyetimizi padişah heveslilerine, şeriat yanlılarına ve emperyalistlere bırakmadan mücadele etmek zorunluğumuz bulunmaktadır.
Doğru siyaset ve planlamayla, doğru insanlar ve kadrolarla, emperyalizmin yeniden yenilip kovulması için ve güzel ülkemizi yeniden aydınlık günlere getirmek için
mücadele ederek, çok çalışmalıyız.

“YENİDEN DOĞUŞ – 19 MAYIS”

Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz Eğitim-İŞ Ankara 1 ve 2 sayılı şubeleri ile
Ulusal Eğitim Derneği‘nce ortaklaşa düzenlenen

“YENİDEN DOĞUŞ – 19 MAYIS” 

19 MAYIS YENİDEN DOĞUŞ

başlıklı açıkoturumda yaptıımız konuşmada sunduğumuz yansıları paylaşmak istiyoruz..

Aşağıdaki erişkeden bu kapsamlı dosyaya (120+ yansı) erişilebilir..

19_Mayis_96. yıl_Ankara

19 Mayıs’lar kutlu olsun..

Kahramanlarına, başta Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK olmak üzere şükran, minnet, saygı ve özlemle..

Sevgi ve saygı ile.
16 Mayıs 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com