SOĞAN KUYRUĞU

SOĞAN KUYRUĞU

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Ülke bütün boyutları ile yerel seçim sarmalında. 31 Mart (2019) yaklaştıkça söylemler sertleşmeye başladı. Aslında bu seçimle yalnızca yerel yöneticiler belirlenecek. Fakat genel seçim havasına sokuluyor. İktidarın yitirmeye tahammülü yok. Görülen gerçek ise yitiriyor.

İktidar açısından bu yerel seçimleri yitirmenin bütün koşulları var. O da bunun bilincinde ki MHP ile ittifak yaparak seçime giriyor. AKP – MHP Cumhur İttifakı, doğallıkla, karşıtı olan Millet İttifakını doğurdu. Görülen o ki, Cumhur İttifakı inişte iken Millet ittifakı yükselmekte.

AKP, son zamanlarda Cumhur İttifakı ülkemizi 16+ yıllık yönetimin sonunda, ithal kuru soğan kuyruğuna mahkum etmiştir. İşsizlik, enflasyon, pahalılık doruk noktada, eğitim geri gitmiş, bozulmuş. Paramız devalüasyonla neredeyse %40 değer yitirmiş. Tencere ferman dinlemiyor. Halkın yüzünü güldürecek ne söyleyebilirler ki? Belki ülkede yüzü gülenler var ama bu durum büyük kitleleri ilgilendirmiyor. Onlar mutlu bir azınlık ve çoğu yandaş. Kimi AKP’li seçmenler bile yakınmacı ve mağdur.

Tüm bu olumsuzlukların toplamı, iktidarı zorlayıcı yan yollara saptırıyor. Ezan, Bayrak konusunu gündeme taşıyor. Provokatörleri bir yana bırakırsak, gerçekte kimsenin Ezan ve Bayrakla sorunu yok. Ne var ki, daha önce Kabataş senaryosunda da böylesi bir film izlemiştik. Türkiye bu tür kışkırtmalardan çok çekti, halkımız asla bu tip oyunlara gelmeyecektir. İnsanları birbiri ile, komşuları ile veya faklı düşüncelerle şiddete yönelten bir sorun yoktur. Özgür, mutlu, gönenç (refah) ve barış içinde yaşamak istiyor Ulusumuz. Uygar bir yaşam biçiminden, başka ne beklenir ki?

AKP, iktidara gelmeden vadettiği “3 Y” (Yasaklar – Yoksulluk ve Yolsuzluk) sorunlarının hiçbirini çözemedi. Tersine, bu 3 temel sorun katmerli biçimde büyü(tül)dü! Türk halkı bu çarpıcı gerçeklerle günlük yaşamında giderek daha somut yüzleşmektedir. “Oy”u ile 31 Mart’ta bu kötü gidişe “Dur!” demek istiyor gerçekte. Bu olgunun ayırdında olan iktidar ise, Millet İttifakı partileri genel başkanları Kılıçdaroğlu ve Akşener’e açıkça gözdağı veriyor, hatta hapis tehdidinde bulunuyor.

İçişleri Bakanı Soylu, politik nezaket sınırlarını ağır biçimde çiğneyen söylemleriyle Erdoğan’ın başlatmak istediği yangına adeta körükle gidiyor. Kılıçdaroğlu için kullandığı burada yineleyemeyeceğimiz  ölçüde ağır hakaretleri ne yazık ki Başsavcılıkça “eleştiri” sınırları içinde görülürken, Anamuhalefet liderinin Soylu’nun ağır – çirkin hakaretlerine yanıt olarak “5 paralık adam” sözleri nedeniyle Soylu’nun yakınması üzerine fezkeke düzenlenerek TBMM’ye gönderiliyor ve yargılanmak üzere dokunulmazlığının kaldırılması istenebiliyor!?

Yalpalamalar, öfke patlamaları, baskılar, mizansenler, Ankara BŞB Başkan adayı Mansur Yavaş’a dönük ellerinde patlayan salvolar, iktidarın 8 Mart provokasyonu… toprağın ayaklarının altından hızla kaydığını algıladıklarını açıkça gösteriyor.

AKP yerel seçim bildirgesinde planlı kentler, altyapı ve ulaşım, kentsel dönüşüm, akıllı kentler, çevreye saygılı kentler, sosyal belediyecilik, yatay kentleşme, halkla birlikte yönetim, tasarruf ve saydamlık, değer üreten kentler… vaatlerine yer veriyor. Ancak AKP’li Cumhurbaşkanının partisinin propagandası için yoğun biçimde meydanlara inmesi, ortamı genel seçim havasına dönüştürüyor. İyi de 17 yıldır tek başına iktidarınızda neredeydiniz, ne yaptınız bu bağlamda? Kendi ağzınızla itiraf ettiniz;

  • Biz İstanbul’a biz ihanet etmişiz, bundan ben de sorumluyum..

Üstelik 1994’ten bu yana 25 yıldır ya da çeyrek yüzyıldır İstanbul ve Ankara belediyesi Erdoğan ve partisinin yönetiminde! İstanbul ülkenin kalbidir, bu görkemli kente ihanet ettiyseniz, hala başarı masalları uydurmanın savunulabilir yanı olabilir mi??

Kırka yakın ülkede heykelleri dikilen, büyük saygı duyulan, okullarda çocuklara devrimleri öğretilen Mustafa Kemal ATATÜRK’ün, yok olmaktan kurtardığı ülkesinde heykelleri yıkılıyor, stadyumlardan, havalanlarından, kent meydanlarından adı – yontuları kaldırılıyor. İdealleri, çağdaşlaşma hedefleri, görkemli devrimleri unutturulmaya çalışılıyor…

Türkiye’yi 2023’te ilk 10 ekonomi içine sokacağız masallarını yıllarca her yerde yinelemenize karşın 2018 sonunda ilk 20’nin (G20’nin) dışına siz düşürmediniz mi? Kişi başına gelir son 6 yıldır sürekli azalıyor ve 2018 sonunda 10 bin Doların da altına düştü.. Oysa yandaş Dolar milyarderleri üretmeyi sürdürüyorsunuz. İşsizlik geçen yıl 700 bin arttı ama akıl dışı biçimde nüfus artışını teşvik etmeyi sürdürüyorsunuz.. İktidar olduğunuzda (2002 sonu) 230 milyar Dolar olan ulusal gelir 3 kat olarak 700 milyar dolara yaklaştı. Toplam borçlar ise 129 milyar dolardan 476 milyar dolara tırmandı. Ulusal gelirdeki artış neredeyse dış borç kadar.. Ülkenin yarım trilyon dolar servetini betona ve dikey kentleşmeye, imar rantlarına gömdünüz..

Artık deniz bitti ve çok yönlü ekonomik – politik – hukuksal – toplumsal bunalım ağırlaşarak sürüyor. Hikâyeniz bitti, ne sizin yeni bir hikâye yazacak gücünüz var, ne de Türkiye’nin bunu bekleyecek sabrı – gücü.. İçinize sindirin ve seçimle geldiğiniz gibi seçimle paşa paşa gitmeyi kabul edin..

  • Beka masalların halkı aptal yerine koymaktır.

16+ yıldır tek başına iktidar olduğunuz bir ülkede gerçekten “beka” sorunu çıktı ise bunun nedeni yalnızca ve yalnızca siz olabilirsiniz. Sorunu yaratan mı çözecek? Hadi canım sen de,, “Beka sorunu” sizin, iktidarınızın – partinizin – sarayınızın – ittifakınızın – dosyalarınızın sorunudur; işte o kadar..

Kısaca sorumuz şudur : Mustafa Kemal ATATÜRK‘ün 15 yılda yaptıklarını, siz 16+ yılda Cumhuriyetin tüm iktisadi kurumlarını haraç – mezat satmanıza karşın, ülkeyi ithal kuru soğan, patates, “terörist biber – patlıcan – domates” (!) vd. kuyruğuna sokmadık diyebiliyor musunuz? Akıl almaz biçimde laf kalabalığı ile çarpıtarak bu kuyruklara “varlık kuyruğu” diyebiliyorsunuz!? Oysa düpedüz üretim kıtlığı sonucu bu hazin tablo, tarımı da çökerttiniz!

AB, ilişkileri dondurma kararı aldı, kararın gerekçeleri çok ağır Türkiye’nin onurunu kırıcı ama ne yazık ki gerçek.. Bu sefil duruma ülkemizi siz sürüklediniz ama hala, inanılmaz bir pişkinlikle “hükümsüz, itibarsız, değersiz..” diyebiliyorsunuz bu karar için. Feraseti bu derecede bağlanan bir siyasal kadro oldu AKP – MHP ittifakı ve tam da bu nedenlerle artık sürdürülebilirliği kalmadı diyalektik olarak..

Sahi, 1955’te hizmete giren Ankara Esenboğa havalanını da “biz yaptık biiizz!” demenize ne demeli??

 

BAŞKANLIK HEDEFLİ ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ÖNERİSİ NEDEN ÇAĞDIŞI ve ANAYASAYA AYKIRI??

BAŞKANLIK HEDEFLİ ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ÖNERİSİ
NEDEN ÇAĞDIŞI ve ANAYASAYA AYKIRI??

Dileyelim sağduyu bir an önce egemen olsun ve 21. yüzyılın şafağında Türkiye, tüm geleceğini tek 1 kişiye, üstelik de sık sık “kandırıldım!” diyen birine teslim etmesin. AYDINLANMA tarihi, mutlak egemeni sınırlama ve egemenliği gerçek sahibi olan halka verme savaşımları ile doludur. Taa 1215’te İngiltere Kralı Yurtsuz John, dönemin feodal aristokratlarınca
MAGNA CARTA LIBERTATUM belgesi ile sınırlanmıştır. Geldiğimiz yer, 

  • EGEMENLİK BAĞSIZ KOŞULSUZ MİLLETİNDİR…

Bu ilke TBMM’de Başkanlık kürsüsünün ardında duvarda yazılıdır.
Anayasamızda da apaçık kural olarak konmuştur :

Anayasa md. 6 : “Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. 
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.
Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.”

Madde metnine göre Millet, egemenliğin asıl sahibi olarak, yetkili organlar eliyle
bu egemenliğini kullanacaktır. Söz konusu organlar Anayasa tarafından tanımlanacaktır.
Nitekim Anayasa bu 3 temel organı tanımlamış, Güçler Ayrılığına dayandırmış ve aralarında denge – fren düzenekleri (mekanizmaları) kurmuştur. Altı çizilen ve kırmızıya boyanan 2. fıkraya göre Egemenliğin devri olanaksızdır. O kadar ki, bırakalım “devrini”, “kullanılması” bile
hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacaktır.
İzleyen 3 maddede Anayasa, bu 3 demokratik erki teker teker saymıştır :

VII. Yasama yetkisi
Madde 7 – Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.
Bu yetki devredilemez.

VIII. Yürütme yetkisi ve görevi
Madde 8 – Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.

IX. Yargı yetkisi
Madde 9 – Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.

10. maddede yasalar önünde “herkesin eşitliğini” tanımladıktan (kurallaştırdıktan) sonra, 11. maddede söz konusu 3 Erk’in (Gücün) Anayasa ile bağlı oldukları vurgulanmaktadır.

Madde 11 – Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.
*****
Ayrıca 1982 Anayasasının, metnine dahil olan “Başlangıç” bölümünde şu kural vardır :

  • Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip,
    belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu..

Ve 176. maddeye göre Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmı, Anayasa metnine dahildir.” Dolayısıyla, bu sistematiği doğrudan ya da dolaylı, herhangi bir yolla değiştirecek bir düzenleme Anayasanın özüne, ruhuna, muradına, temel felsefesine ve ilk 3 maddede yer alan değiştirilemez içerik ve niteliklere ters düşeceğinden AYKIRI olacaktır ve Anayasa Mahkemesince “şekil” yönünden iptal edilecektir. Anayasanın 148/1 maddesi şöyledir :

  • “Anayasa Mahkemesi, … Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler.

Daha açık bir anlatımla, Anayasa’nın ilk 3 maddesinde tanımlanan ve “değiştirilemez – değiştirilmesi bile önerilemez” zırhına alınan sistematik, başkaca maddelerde yapılacak değişikliklerle ya da madde(ler) eklenerek hukuka karşı hile ile gerçekleştirilmeye çalışılırsa, Anayasa Mahkemesince içerik bakımından denetlenme yasağının ötesine geçilerek
ŞEKİL bakımından denetlenecek ve iptal edilecektir. 2008’de Anayasa’nın 10. ve 42. maddede AKP tarafından yapılmak istenen değişiklik, ilk 3 madde kapsamında ve Başlangıçta sayılan temel ilkelere aykırılık (Laikliğe aykırı!) oluşturduğundan, içerik denetlenmesinin Anayasa Mahkemesi yetkisinde olmadığı sınırlaması devre dışı bırakılarak Anayasa yargısı denetimi yapılmış ve şekil bakımından söz konusu değişiklikler iptal edilmiştir. 27.02.2008 günlü Anayasa Mahkemesine CHP’li 110 vekil tarafından verilen dava dilekçesinde Anayasa’ya eklenen ve iptali istenen bölümler şöyleydi:

  • “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun, 1 nci maddesi ile Anayasamızın 10 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına, “bütün işlemlerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında” ibaresi; 2 nci maddesi ile de, Anayasamızın 42 nci maddesine, altıncı fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir:

“Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğretim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.”

Yüksek mahkemenin iptal kararının sonuç bölümü şöyledir :

  • 9.2.2008 günlü, 5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

A – 1. maddesiyle 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına “bütün işlemlerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “ve her türlü kamu hizmetinden yararlanılmasında” ibaresinin,

B – 2. maddesiyle 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 42 nci maddesine altıncı fıkradan sonra gelmek üzere eklenen “Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.” biçimindeki fıkranın,

Anayasa’nın 2., 4. ve 148. maddeleri gözetilerek İPTALİNE… (Esas Sayısı: 2008/16, Karar Sayısı: 2008/116, Karar Günü: 5.6.2008; RG 22 Ekim 2008, 27032)

Sonuç olarak       ; ülkemiz boşu boşuna, enerjisini Anayasadaki güçler ayrılığı rejimini değiştirmeye harcamamalıdır. Çağımız ortak akıl, katılımcı – temsili demokrasi hatta doğrudan demokrasi çağıdır. Bu girişim hem Anayasaya aykırı hem de çağın gereklerine açıkça ters olacaktır. Türkiye’yi çağ dışına savurmaya kimsenin hakkı ve yetkisi yoktur, olamaz.
Ayrıca OHAL altında anayasa değişikliği olamayacağı gibi, ülkemizin çok ağır ve çok ciddi sorunları olup, vargücümüzle BEKA SORUNU‘nu aşmaya çaba göstermeliyiz. Ülke olağan koşullara ulaştığında isteniyorsa konu kamuoyunda tartışmaya açılabilir.. Ama şimdi, asla zamanı ve yeri değil!

AKP – RTE – MHP, halkımızı kutuplaştıracak bu çağ dışı girişimi hemen geri çekmelidir.
Ülkemizin içine sürüklendiği derin terör – karmaşa (kaos) ortamında Anayasa değişikliği yapılamaz.. Üstelik son derece önemli içerikte, ülkeyi despotizme sürükleyecek nitelikte..

Sevgi, saygı ve endişe ile. 19 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    
profsaltik@gmail.com

Uyanın! 200 yıl geriye gidiyoruz!

200 yıl geriye gidiyoruz

Necati DOĞRU
SÖZCÜ, 17.12.16

(AS: bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Tarihi diyalektiğe aykırı acınası bir durum, bizim başımıza geldi.
200 yıl geriye gidiyoruz. Anayasa Profesörü Süheyl Batum,
dün ODATV’de uzun ve değeli bir yazı yayınladı. Ortaçağa gidiyoruz! “Uyanın” diyor.
Yasaların (AS: İdarenin olacak) “kanunlara uygun olması” gerekir. Buna “İdarenin Kanuniliği” ilkesi adı verilir. Yasalar, kanunlara (AS: Anayasaya olacak) aykırı bir şekilde çıkmışsa;
geri çevrilir. Uygulamaya konmaz durdurulur. Özetle Meclis’in kanunlara (AS: Anayasaya olacak) aykırı bir yasa çıkarmasına o ülkenin adaleti yani bağımsız hakimleri dur derler.
148 yıl önce. Şura-yı Devlet kuruldu. Bugünkü adı: Danıştay.
Tarihi diyalektik işledi. Danıştay, devlet dediğimiz büyük, güçlü, kerim makine “adaletsizliğe -kanunsuzluğa – vicdansızlığa batmasın – devlet zalim olmasın – yasalara Anayasaya aykırı kanun çıkmasın” ihtiyacından doğdu. Danıştay, 150 yıl önce kuruldu, ondan önce 50 yıl da mücadelesi verildi.
* * *
Süheyl Batum uyarıyor :  200 yıl geriye gidiyoruz!
Meclis’te iki parti AKP ile MHP, parmak sayılarının çoğunluğundan güç alarak hazırladıkları yeni anayasa taslağında “egemenliği milletten alıyor, tek bir kişiye veriyor” ve böylece 150 yılı aşkın bir zamandan beri uygulanan “yasaların kanunlara uygun çıkması ilkesini” tümden ortadan kaldırıyorlar. Bu taslak! Gerici bir kasnak!
Cumhurbaşkanına, hem yürütme (başbakan ve bakanlar) yetkisine ilişkin konularda, hem yardımcıları ve bakanların sorumluluğu konusunda, hem kamu kurum ve kuruluşlarının görev ve sorumlulukları konusunda, hem üst düzey kamu görevlilerinin atanması konusunda inanılmaz bir güç tanıyor. Devletin tüm kurum ve kuruluşlarının üst düzey koltuklarında kimlerin oturacağına karar verecek tepedeki yetkili Cumhurbaşkanı olacak. Bu konuların tümünde “yasaya bağlı olarak değil” tamamen, Cumhurbaşkanı’nın takdiri ve yetkisiyle çıkarılacak “kararnameler” söz sahibi, göç sahibi, hak sahibi sayılacak. HSYK’nın 12 üyesinin 6’sını da cumhurbaşkanı seçecek ve bu yapıda bir HSYK’nın başkanı da Cumhurbaşkanı’nın tek başına atadığı Adalet Bakanı olacak. Böylece yargı da onun eline verilecek. Tam yetkili: Tepedeki!
Şöyle düşünün : Hem futbol kulübünün başkanı, hem futbolcuları seçen antrenörü, hem takımın kaptanı, hem oyunun stratejisini kuranı, hem takımın formasını giyen, hem faul düdüğü çalan, hem penaltı kararı veren, hem sarı kart ve kırmızı kart gösteren hakemi. Böyle bir oyuna itildik.
Böyle bir oyunun seyircisi olarak; “Ortadoğu’daki ülkeler içinde yalnızca Türkiye’nin 200 yılı aşkın bir süreden beri başarıyla sürdürdüğü anayasal mücadelenin tamamen yok edilişini” izleyecek ve “anayasası olmayan demokrasi dışı mutlakiyet rejimlerine” dönmeye razı olacağız.
* * *
Prof. Süheyl Batum uyarıyor!
“Biz benzer dönemi yaşadık. Tüm yetkileri elinde taşıyan bir padişah vardı. Üstelik bu padişah, tüm İslam toplumlarının halifesi konumundaydı. Buna rağmen ülkemiz işgal edildi, parçalandı, mahvoldu. Ülke o durumdan; Ankara’da “hakimiyet (egemenlik) kayıtsız şartsız milletindir” ilkesiyle toplanan Türkiye Büyük Millet Meclisi ve Atatürk ile arkadaşlarının öne atılmasıyla kurtuldu. Onlar, bu kurtuluşun hiçbir aşamasında “Biz bütün yetkileri bir kişiye verelim,
başka bir padişah bulup ona yapışalım” demediler. 97 yıl sonra bugün birkaç milletvekili,
tüm yetkileri bir “REİS” e verelim kurtulalım” batağına gelmişler.”
Uyanın! 200 yıl geriye gidiyoruz!
=============================
Evet dostlar,

BAŞKANLIK HEDEFLİ ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ ÖNERİSİ
NEDEN ÇAĞDIŞI ve ANAYASAYA AYKIRI??

Dileyelim sağduyu bir an önce egemen olsun ve 21. yüzyılın şafağında Türkiye, tüm geleceğini tek 1 kişiye, üstelik de sık sık “kandırıldım!” diyen birine teslim etmesin. AYDINLANMA tarihi, mutlak egemeni sınırlama ve egemenliği gerçek sahibi olan halka verme savaşımları ile doludur. Taa 1215’te İngiltere Kralı Yurtsuz John, dönemin feodal aristokratlarınca MAGNA CARTA LIBERTATUM belgesi ile sınırlanmıştır. Geldiğimiz yer, 

  • EGEMENLİK BAĞSIZ KOŞULSUZ MİLLETİNDİR…

Bu ilke TBMM’de Başkanlık kürsüsünün ardında duvarda yazılıdır.
Anayasamızda da apaçık kural olarak konmuştur :

Anayasa md. 6 : Egemenlik, kayıtsız şartsız Milletindir. 
Türk Milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz.
Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir Devlet yetkisi kullanamaz.

Madde metnine göre Millet, egemenliğin asıl sahibi olarak, yetkili organlar eliyle
bu egemenliğini kullanacaktır. Söz konusu organlar Anayasa tarafından tanımlanacaktır.
Nitekim Anayasa bu 3 temel organı tanımlamış, Güçler Ayrılığına dayandırmış ve aralarında denge – fren düzenekleri (mekanizmaları) kurmuştur. Altı çizilen ve kırmızıya boyanan 2. fıkraya göre Egemenliğin devri olanaksızdır. O kadar ki, bırakalım “devrini”, “kullanılması” bile
hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamayacaktır.
İzleyen 3 maddede Anayasa, bu 3 demokratik erki teker teker saymıştır :

VII. Yasama yetkisi
Madde 7 – Yasama yetkisi Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisinindir.
Bu yetki devredilemez.

VIII. Yürütme yetkisi ve görevi
Madde 8 – Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, Anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir.

IX. Yargı yetkisi
Madde 9 – Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.

10. maddede yasalar önünde “eşitliği” tanımladıktan (kurallaştırdıktan) sonra, 11. maddede
söz konusu 3 Erk’in (Gücün) Anayasa ile bağlı oldukları vurgulanmaktadır.

Madde 11 – Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar Anayasaya aykırı olamaz.
*****
Ayrıca 1982 Anayasasının, metnine dahil olan “Başlangıç” bölümünde şu kural vardır :

  • Kuvvetler ayrımının, Devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip,
    belli Devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni bir işbölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu..

Ve 176. maddeye göre Anayasanın dayandığı temel görüş ve ilkeleri belirten başlangıç kısmı, Anayasa metnine dahildir.” Dolayısıyla, bu sistematiği doğrudan ya da dolaylı, herhangi bir yolla değiştirecek bir düzenleme Anayasanın özüne, ruhuna, muradına, temel felsefesine ve ilk 3 maddede yer alan değiştirilemez içerik ve niteliklere aykırı düşeceğinden AYKIRI olacaktır ve Anayasa Mahkemesince “şekil” yönünden iptal edilecektir. Anayasanın 148/1 maddesi şöyledir :

  • “Anayasa Mahkemesi, … Anayasa değişikliklerini ise sadece şekil bakımından inceler ve denetler.

Daha açık bir anlatımla, Anayasa’nın ilk 3 maddesinde tanımlanan ve “değiştirilemez – değiştirilmesi bile önerilemez” zırhına alınan sistematik, başkaca maddelerde yapılacak değişikliklerle ya da madde(ler) eklenerek hukuka karşı hile ile gerçekleştirilmeye çalışılırsa, Anayasa Mahkemesince içerik bakımından denetlenme yasağının ötesine geçilerek
ŞEKİL bakımından denetlenecek ve iptal edilecektir.

2008’de Anayasa’nın 10. ve 42. maddede AKP tarafından yapılmak istenen değişiklik,
ilk 3 madde kapsamında ve Başlangıçta sayılan temel ilkelere aykırılık (Laikliğe aykırı!) oluşturduğundan, içerik denetlenmesinin Anayasa Mahkemesi yetkisinde olmadığı sınırlaması devre dışı bırakılarak Anayasa yargısı denetimi yapılmış ve şekil bakımından söz konusu değişiklikler iptal edilmiştir. 27.02.2008 günlü Anayasa Mahkemesine CHP’li 110 vekil tarafından verilen dava dilekçesinde Anayasa’ya eklenen ve iptali istenen bölümler şöyleydi:

  • “Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanunun, 1 nci maddesi ile Anayasamızın 10 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına, “bütün işlemlerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere “ve her türlü kamu hizmetlerinden yararlanılmasında” ibaresi; 2 nci maddesi ile de, Anayasamızın 42 nci maddesine, altıncı fıkradan sonra gelmek üzere aşağıdaki fıkra eklenmiştir:

“Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğretim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.”

Yüksek mahkemenin iptal kararının sonuç bölümü şöyledir :

  • 9.2.2008 günlü, 5735 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının Bazı Maddelerinde Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un;

A – 1. maddesiyle 7/11/1982 tarihli ve 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 10 uncu maddesinin dördüncü fıkrasına “bütün işlemlerinde” ibaresinden sonra gelmek üzere eklenen “ve her türlü kamu hizmetinden yararlanılmasında” ibaresinin,

B – 2. maddesiyle 2709 sayılı Türkiye Cumhuriyeti Anayasasının 42 nci maddesine altıncı fıkradan sonra gelmek üzere eklenen “Kanunda açıkça yazılı olmayan herhangi bir sebeple kimse yükseköğrenim hakkını kullanmaktan mahrum edilemez. Bu hakkın kullanımının sınırları kanunla belirlenir.” biçimindeki fıkranın,

Anayasa’nın 2., 4. ve 148. maddeleri gözetilerek İPTALİNE… (Esas Sayısı: 2008/16, Karar Sayısı: 2008/116, Karar Günü: 5.6.2008; RG 22 Ekim 2008, 27032)

Sonuç olarak; ülkemiz boşu boşuna, enerjisini Anayasadaki güçler ayrılığı rejimini değiştirmeye harcamamalıdır. Çağımız ortak akıl, katılımcı – temsili demokrasi hatta doğrudan demokrasi çağıdır. Bu girişim hem Anayasaya aykırı hem de çağın gereklerine açıkça aykırı olacaktır. Türkiye’yi çağ dışına savurmaya kimsenin hakkı ve yetkisi yoktur, olamaz.
Ayrıca OHAL altında anayasa değişikliği olamayacağı gibi, ülkemizin çok ağır ve çok ciddi sorunları olup, vargücümüzle BEKA SORUNU‘nu aşmaya çaba göstermeliyiz. Ülke olağan koşullara ulaştığında isteniyorsa konu kamuoyunda tartışmaya açılabilir.. Ama şimdi, asla zamanı değil!

AKP – RTE – MHP, halkımızı kutuplaştıracak bu çağ dışı girişimi hemen geri çekmelidir.

Sevgi ve saygı ile.
18 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
AÜTF Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com