Etiket arşivi: Ayasofya

MÜJDE

Suay Karaman

Laik bir ülkede kabul edilemeyecek şekilde, cuma namazları sonrasında açıklama yapmayı olağanlaştıran AKP genel başkanı Tayyip Erdoğan, 16 Temmuz 2021 Cuma günü Ayasofya’da basına açıklama yaptı. Kıbrıs Barış Harekâtı’nın 47. yıldönümü kutlamaları için Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti’ne gideceğini ve orada KKTC ile ilgili bir müjde vereceğini söyledi.

Tayyip Erdoğan, 19 Temmuz 2021 Pazartesi günü KKTC Parlamentosu’ndaki özel oturumda konuşma yaptı. Kıbrıs Türk Devletinin kuruluşunu gerçekleştiren Fazıl Küçük ve Rauf Denktaş gibi kahramanlar ile Kıbrıs Barış Harekâtının mimarı Bülent Ecevit’i anmadan yaptığı konuşmasının içeriği boş ve anlamsızdı. Açıklanan müjdenin, KKTC’de Cumhurbaşkanlığı sarayı, meclis binası ve millet bahçesi yapmak olduğu görüldü. Müjde olarak açıklananlar, KKTC’de beklentileri karşılamadı çünkü KKTC’nin en önemli sorunu bina yapımı değildir. Günün anlam ve önemiyle hiçbir ilgisi olmayan bina işinin, KKTC’nin sorunlarını çözmeyeceği bellidir. Bina yapım işi yalnızca kimi ayrıcalıklı ve yandaş şirketlere kazanç sağlamaya yarar. Sanki bu binalar zamanında yapılmış olsaydı, KKTC’nin sorunları bitecek miydi?

KKTC’nin bağımsız ve özgür bir devlet olarak tanınması için çalışma yapılması gerekirken, bina yapımı, işin sulandırılması anlamındadır. İşi bina yapımına getirmek, öbür devletlerin KKTC’yi tanımasını zorlaştırır. Bunun yanında KKTC’deki soydaşlarımızın geleceği de çok önemlidir. Bu konuları yok sayıp, bina yapımını öne çıkartmak, açıkça toplumla dalga geçmek anlamına gelmektedir.

KKTC’deki bina yapımı için Türkiye’nin 14 milyon TL bütçe ayırdığı bildirildi. Bu kaynağı üretim için harcamak, eğitim ve sağlık için kullanmak gerekirken, bina yapımında kullanmak yanlıştır. Barış harekâtının üzerinden 47 yıl, Kıbrıs Türk Federe Devleti’nin kurulmasının üzerinden 46 yıl, KKTC’nin kurulmasının üzerinden 38 yıl geçmesine karşın halen elektriğin bir bölümü Rum kesiminden sağlanmaktadır. Bu gibi sorunlara çare bulamayanlar, işi bina yapımına indirgemektedirler. Bunlarla KKTC güçlendirilmez, yalnızca itibarı (AS: saygınlığı) yerle bir edilir. “İtibardan tasarruf olmaz” sloganıyla bütünleşen AKP iktidarı, ülkemizin saygınlığını azalttığı gibi, şimdi KKTC için de aynısını yapacaktır. “İtibardan tasarruf olmaz” derken, kamuda tasarruf genelgesi yayınlamak da, iş bilmezliğin göstergelerinden olduğu gibi, devleti yönetememenin de açık ifadesidir.

20 Temmuz 1974’te yazılan destan ile soydaşlarımız baskıdan ve zulümden kurtarılmış, barış içinde yaşamaya başlamıştır. O gün soydaşlarına ve topraklarına sahip çıkan T.C. Hükümeti vardı, bugün ise soydaşlarını umursamadığı gibi, Ege’deki 20 adamızın işgaline bile ses çıkaramayan bir iktidarla karşı karşıyayız.

  • Lozan ve Montrö Antlaşmalarına sahip çıkamayan AKP iktidarı,
    her konuda olduğu gibi KKTC konusunda da kafaları karıştırmaktadır.

AKP’nin, geçmişte ulusal kahraman Rauf Denktaş’ı nasıl devre dışı bıraktığı ve itibarsızlaştırmaya çalıştığı unutulmamıştır. AKP iktidarının, Annan Planı’nı savunan, iki devletli çözüme karşı oldukları bilinen, bağımsız, eşit KKTC tezine uzak duran önceki cumhurbaşkanları Mehmet Ali Talat ile Mustafa Akıncı’yı desteklediği de bilinmektedir. AKP iktidarının bakışı bugün farklı olsa da, hiçbir sorunun üstesinden gelemeyeceği bellidir.

Bugün KKTC konusunda Türkiye’nin ve Kıbrıs Türkü‘nün beklediği müjde, KKTC’ye bina yapılması değildir. KKTC ile ilgili ve KKTC üzerinden Türkiye’yi de hedef alan emperyalist abluka ile tecridi kıracak başarılardır. İşte bunun en önemli adımını ise KKTC’nin uluslararası alanda tanınmasını sağlayacak başarılar oluşturmalıdır.

Eşsiz liderimiz Atatürk’ün “Yurtta barış, dünyada barış” ilkesine sarılarak, KKTC’yi bağımsız ve özgür bir devlet yapmak için el birliğiyle çalışmamız gerektiğini unutmamalıyız. Gerçek müjde ancak bu şekilde sağlanır. Gerisi boş söz ve aldatmadan öteye gitmez.

Kırmızı çizgi

Örsan K. Öymen
Örsan K. Öymen
Cumhuriyet, 07 Haziran 2021
Mustafa Demirkan adındaki bir emekli imamın, Kurtuluş Savaşı’nın lideri, Türkiye Cumhuriyeti’nin kurucusu ve Aydınlanma Devrimlerinin öncüsü Mustafa Kemal Atatürk için, “zalim” ve “kâfir” ifadelerini kullanarak hakaret etmesi, ülke çapında büyük tepkilere neden oldu.
Vatanı ve halkı için ölümü göze alan, yaşamını vatanına ve halkına adayan, namuslu, şerefli ve onurlu bir insan olan Atatürk’e hakaret edilmesi, büyük bir ahlaksızlık, saygısızlık, terbiyesizlik, vefasızlık, nankörlük ve alçaklıktır.
Bu davranışı sözde bir din görevlisinin ve imamın sergilemesi, bazı kişilerin sadece (AS: yalnızca) insanlıktan değil, dinden de nasıl uzaklaştıklarını bir kere (AS: kez) daha ortaya koymuştur.
Bizans döneminde Rum Ortodokslarının en önemli kilisesi olarak kurulan, Osmanlı’nın Bizans topraklarını işgal etmesinden sonra zor kullanılarak camiye dönüştürülen Ayasofya’nın, Atatürk tarafından bir dünya kültür mirası olarak müzeye çevrilmesini, ancak insani ve ahlaki değerlerini yitirmiş birisi, “zalimlik” ve “kâfirlik” olarak nitelendirebilir.

Atatürk, ülke çapındaki tüm camileri kapatıp müzeye çevirmiş gibi bir izlenim yaratmak için yapılan bu hakaretler, bu sözde din görevlilerinin, dürüstlükten de ne kadar (AS: denli) uzaklaştıklarını bir kere (AS kez) daha göstermiştir.
***
Ancak asıl önemli olan, bu vatanı kurtaranlara hakaret ederek vatana ihanet edenlerin, bu cesareti nereden aldıklarıdır. Bu kişi, “Cumhurbaşkanı” ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın önünde bu hakaretleri yapma cesaretini nereden almıştır? Erdoğan, bu kişiye neden müdahale etmemiştir ve bu kişi hakkında hukuksal bir sürecin yürütülmesinin yolunu açmamıştır? Savcılar bu kişi hakkında neden hâlâ harekete geçmemişlerdir?

  • Erdoğan neden hâlâ bu kişinin sözlerini kınayan bir açıklama yapmamıştır?

– Daha önce Atatürk’e “ayyaş” diyerek hakaret eden; 
– “Keşke Yunan galip gelseydi” diyen tescilli Atatürk düşmanı Kadir Mısıroğlu adlı şarlatanı* Cumhurbaşkanlığı’nda ağırlayan;
– Ayasofya’da Atatürk’e lanet okuyan Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ı o makama getiren;
– Anayasadaki laiklik ilkesini fiilen ortadan kaldıran

Erdoğan olduğuna göre, buna fazla şaşırmamak gerekir!

Ama konuyu tek bir imama indirgeyip AKP’yi ve Erdoğan’ı bu olayda aklamaya çalışanlara şaşırmak gerekir!
***
Daha önce de Ali Erbaş’ın Ayasofya imamı olarak atadığı Mehmet Boynukalın, laiklik ilkesinin Anayasadan çıkarılması çağrısı yapmış, toplumdan büyük tepki görmüş ve görevden ayrılmak zorunda kalmıştı. Anlaşılan Atatürk’e hakaret etme ve laiklik karşıtı söylemde bulunma işini şimdi, resmi bir görevi olmadığı için görevden alınması olanaksız olan emekli imamlara verdiler.

  • Ayasofya, AKP hükümeti tarafından bir camiye ve dini ibadet alanına değil,
  • laiklik karşıtı hareketlerin ve dinci siyasetin merkezine dönüştürülmüştür.

AKP’nin iktidardan düşmesi durumunda yapılması gereken ilk iş, hukuk dışı bir yolla yok hükmünde sayılan Atatürk’ün resmi hükümet kararına sahip çıkılarak Ayasofya’nın tekrar müzeye çevrilmesi olmalıdır. Ayasofya’nın “camiye” dönüştürülmesi anayasaya, yasalara ve hukuka aykırı olduğu gibi, dinle de uzaktan yakından ilgisi olmayan bir durumdur.
***

Türkiye’deki şeriat ve teokrasi sevdalısı köktendinciler,
Kurtuluş Savaşı yıllarında işgalci İngiltere ile işbirliği yapan ve Atatürk’ün Kurtuluş Savaşı mücadelesine karşı çıkan şeriat ve teokrasi sevdalısı köktendincilerin uzantılarıdır.  

Mustafa Sabri ve İskilipli Atıf gibi vatan hainlerinin kurduğu Teali-i İslam Cemiyeti, günümüzde farklı biçimlerde varlığını sürdürmektedir.

Bu insanlarda vatan ve halk bilinci diye bir şey yoktur. Onlar sadece din üzerinden halkı kandırırlar, halkın dini inançlarını suiistimal ederler, ruhban sınıfının, teokrasinin ve monarşinin çıkarlarını korurlar, vatanı emperyalizmin eline teslim ederler.

Bu nedenle, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin “Atatürk kırmızı çizgimizdir” açıklaması, AKP’ye ve Erdoğan’a destek verdiği sürece, hiçbir anlam ifade etmez.
===============================
* Fesli Kadir’in ipliğini pazara çıkaran, Prof. Dr. Ahmet Saltık ile Cevizkabuğu programında tartışmasını izlemek için tıklayınız (veya kopyalayıp google arama motoruna yapıştırarak..)
https://youtu.be/Z_dNl4oEXY4?t=2489
https://youtu.be/Z_dNl4oEXY4

Bu video 1,2 milyondan çok kez izlenmiştir.

ATATÜRK’E, O’na YENİLENLER KADAR SAYGI DUYMADINIZ

Mustafa AYDINLI
EğitimciYazar

Geçtiğimiz hafta sonu Ayasofya’daki programda eski imam Mustafa Demirkıran, AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ve TBMM Başkanı Mustafa Şentop’un da dinlediği sırada Mustafa Kemal Atatürk’ü hedef alarak. Bunlardan daha zalim ve kafir kim olabilir?! gibi sözlerle küfür ve hakarette bulundu.

Peki kim bu eski imam? Cumhurbaşkanının aile dostu, memleketlisi, eşi imamın oğlunun düğününde nikah şahidi. Güneysu İlim Öğrenenlere Yardım Vakfı mütevelli heyeti üyesi, gazeteler bu vakfa 2017 yılında vergi muafiyeti (AS: bağışıklığı) sağlandığını yazıyor. YÖK Başkanı Yekta Saraç’ın babası Muhammed Emin Saraç’ın hem öğrencisi hem de dünürü olduğunu öğreniyoruz. (AS: Erdoğan’ın hocası olduğu fotoğrafları da sosyal medyada paylaşıldı!)

Partili Cumhurbaşkanı ve TBMM Başkanının önünde bu açık ve ağır saygısızlığın yapılmasına hiç ses çıkarılmaması kaygı vericidir. Bir an düşünüyor insan; Mevlana’nın bir sözünü anımsıyorsunuz, Suskunluğum asaletimdendir. Her söze verecek yanıtım var. Ancak, bir söze bakarım söz mü diye, bir de söyleyene bakarım adam mı diye! Uzayan sessizliğin gerekçesi bu olabilir mi?

Oysa anımsayalım, Türkiye Barolar Birliği Başkanı Feyzioğlu birkaç önce adli yıl açılış töreninde iktidarı eleştirince, o zaman başbakan olan Erdoğan, “Doğru söylemiyorsun, siyaset yapıyorsun diye gürlemiş ve salonu terketmişti. Hatta Cumhurbaşkanı Gül’ü de kolundan tutarak salondan çıkarmıştı. Demek ki anında tepki verilebiliyormuş. Fakat son örnekte de “Camide siyaset yapılmaz” diyemediler. Haliyle düşünüyoruz, söyleyene değil, söyletene bak.

Atatürk’e kin ve nefretlerini imamlar aracılığı ile kusuyorlar.

Kuşku yok ki bu imamlar daha önce Mustafa Kemal’e idam fermanı hazırlayan Şeyhülislam Mustafa Sabri’lerin (AS: ki Sevr paçavrasına da onay vermişti bu zat!), hain Damat Ferit’lerin, Keşke Yunan galip gelseydi diyebilen, Fesli Kadir’lerin,* Menemen’de Asteğmen Kubilay’ın başını kesen Derviş Mehmet sapıklarının devamıdır.

Tüm bunlardan sonra, kimi aklı evveller diyor ki; “Atatürk’ün asgari saygıyı hak ettiği konusunda uzlaşalım”.. Sahi mi diyorsunuz? Vay vay vay, bu ne değerbilirlik böyle (!) ? Beyler – hanımlar; bir ülkenin kurucu kahramanları için “en az” saygıyı hak ettiği değil, “en üst düzeyde” saygıyı hak ettiği tartışılacak bir olgu değildir. Biz o defteri yüz yıl önce kapattık. Cumhuriyeti kurarken o uzlaşmayı yapmıştık. Yeni bir uzlaşma pazarlığı Cumhuriyet ve yarattığı artı değerleri hiçe saymak anlamına gelir.

Bir dönem Mustafa Kemal’le savaşmak zorunda kalanlar, yenildikleri halde Atatürk’e saygıda kusur etmemişlerdir. ‘Bükemedikleri bileği öpmüş, Sezar’ın hakkını Sezar’a vermişlerdir’ işte birkaç örnek :

  • İşgal ordularını İzmir’de denize döktüğü Yunanistan’ın Başbakanı Venizelos, 1934 yılında Atatürk’ü Nobel Barış Ödülü’ne aday göstermiştir.
  • UNESCO 1981 yılını, 100. doğum yılında, tüm dünyada “Atatürk Yılı” ilan etmiştir.
  • General Nikolaos Trikupis,  Batı Anadolu’yu işgal eden Yunan ordularının komutanı, 30 Ağustos 1922 günü Türk askerinin önünde, Yunan birliklerinin başında kaçarken 2 Eylül gecesi Türk askerlerine tutsak düşüyor. General Trikupis’i alıp Başkumandan Mustafa Kemal Paşaya getiriyorlar. Üzülmeyin generaldiyor. “Siz görevinizi sonuna dek yaptınız. Askerlikte yenilmek de vardır. Napolyon da geçmişte tutsak olmuştur. Size karşı büyük bir hürmet hissi besliyoruz. Konuğumuzsunuz. Yakında her şey düzelecektir. Buyurun, dinlenin.” (1) demiş, sıcak çay söylemiş ve kılıcını bile üzerinden almamıştır.
  • General Trikupis her yıl 29 Ekim’de düzenli olarak, Atina’daki Türk Büyükelçiliği’ne giderek Atatürk’ün fotoğrafı önünde saygı duruşunda bulunmuştur, öldüğü güne dek. (2)
  • Sağ kolunu 1915’te Çanakkale Savaşında yitiren Fransız General Gourrot (Guro); Kalkıp Ankara’ya Mustafa Kemal’in cenaze törenine geliyor ve “Seni selamlamak için bir kolum daha var.diyor, Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK’ün cenazesini gözyaşları içinde selamlıyor.” (3)

Keşke Mustafa Kemal’e tarihte yendiklerinin duyduğu ölçüde saygı duyabilseydiniz, “en az” onlar ölçüsünde değerbilir olsaydınız, O’nun sayesinde bu yaşama, makamlara erişebilenler olarak..

“Vefa” salt Hıristiyanlara özgü bir değer mi, İslamiyette hiç yeri yok mu ?

Dipnotlar :
1-Hikmet Saim, Usta gazeteciler Açıklıyor, Nasıl Atlattım?
2-Ekşi sözlük
3-Atatürk’ün doğum günü (19 Mayıs) Şahap Osman Aras. 21 Mayıs 2018
* Fesli Kadir’in ipliğini pazara çıkaran, Prof. Dr. Ahmet Saltık ile Cevizkabuğu programında tartışmasını izlemek için tıklayınız (veya kopyalayıp google arama motoruna yapıştırarak..)
https://youtu.be/Z_dNl4oEXY4?t=2489
https://youtu.be/Z_dNl4oEXY4

Bu video 1,2 milyondan çok kez izlenmiştir.

LANET

LANET

Suay Karaman 

1991 yılından beri ibadete açık olan Ayasofya, Lozan Barış Antlaşması’nın 97. yıl dönümü olan 24 Temmuz tarihinde yeniden ibadete açıldı. Devletin üst düzey yöneticilerinin katıldığı bu yeniden açılışta büyük gösteriş yapıldı ve yaklaşık 400 bin kişilik irtica destekçisi grubun, hilafet yanlısı gösterilerine sahne oldu.
(AS: Korona salgınının başkaldırmasında önemli bir etken oldu!)

FETÖ’nün baş imamı Adil Öksüz’ün doktora tezinde jüri üyesi olan Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Ali Erbaş, 24 Temmuz 2020’de Ayasofya’da elinde kılıç ile konuşma yaptı (AS: hutbe verdi). Ali Erbaş’ın konuşmasında “vakfedenin şartı vazgeçilmezdir, çiğneyen lanete uğrar” ifadesi ile adını anmasa bile doğrudan büyük kurtarıcımız Atatürk’e yönelik hakaret vardır. Bu konuşmada Atatürk’e lanet okunurken, Kadir Mısıroğlu gibi yeminli cumhuriyet düşmanlarına selam yollandı. Türk Milletinin gözü önünde, ülkemizin kurucusuna yapılan ve büyük öfke ile tepkiye neden olan bu ağır hakaret, genellikle sosyal medyada kınandı. 24 Kasım 1934’te Ayasofya’nın müze yapılmasını “tarihe ihanet” olarak niteleyenlerden sonra, eşsiz liderimiz Atatürk’e “lanet” nitelemesi yapan Diyanet İşleri Başkanı da gelecekte yaptığı hıyanetlerle anılacaktır.

Keşke Yunan galip gelseydi, ne hilafet yıkılırdı ne şeriat”, “Atatürk’le zerre muhabbeti olan kim varsa benim cenazeme gelmesin” diyen Kadir Mısıroğlu’nun destekçisi olan, Fethullah Gülen sevicisi Ali Erbaş, Mustafa Sabri, İskilipli Atıf ve Mustafa Kemal’e idam fetvası veren Dürrizade Abdullah gibi hainlerin peşinden gitmektedir.

Ayasofya’nın yeniden ibadete açılmasında İstanbul’u emperyalist güçlerin işgalinden kurtararak, Türk Milletine armağan eden Atatürk’ten söz edilmemesi, geldiğimiz durumu özetlemektedir.

  • 24 Temmuz 2020’de Lozan Kutlamaları için koronavirüs salgını bahanesiyle Anıtkabir’e giriş yasaklandı,

İzmir, Eskişehir, Muğla başta olmak üzere kimi kentlerde anma etkinliklerine izin verilmedi ama 400 bin hilafet yanlısı, ortaçağ artığı, sefil bir güruhun Ayasofya’ya yürümesine ses çıkarılmadı. Tekbirlerle İstanbul sokaklarında yürüyüşe geçen takkeli, cüppeli, çarşaflı kalabalığın mesajını iyi okumak gerekir: Atatürk’le hesaplaşmak

Ayasofya’daki namaza resmi üniformalarıyla gelen Türk Ordusunun komuta kademesi için söylenecek söz yoktur. Genelkurmay Başkanı Yaşar Güler, Nur Cemaati’nin kurucusu Saidi Nursi denen akıl hastasının öğrencisi nurcu Hüsnü Bayramoğlu ile Ayasofya’da fotoğraf çektirdi. 29 Ekim 2016 Cumhuriyet Bayramı resepsiyonunda dönemin Genelkurmay Başkanı Hulusi Akar da Hüsnü Bayramoğlu ile sohbet edip, fotoğraf çektirmişti. Bu komutanların Mustafa Kemal’in askeri olduğu söylenemez.

  • Atatürk’ün giydiği üniformayı giyip, Atatürk’e küfredenlerin önünde eğilen, tarikatlara kucak açan sahte Atatürkçü generaller Türk Ordusuna yakışmamaktadır.

Lanet” sözünün yarattığı öfke üzerine gereksiz açıklamalar yapan siyasal iktidar yanlıları ve Diyanet İşleri Başkanı, esas amaçlarını gizlemektedir. Açıklamalarında hiç inandırıcılık yoktur,

  • “Hilafeti kaldırdığı için biz Atatürk’ten nefret ediyoruz.
  • Yeniden din devleti kurup, hilafeti geri getirmek için çalışıyoruz”

diyemedikleri için, sahte sözlerle Atatürk’e sahip çıkmaktadırlar.

Ancak Ortaçağ kafası ile Türkiye Cumhuriyeti’nin yönetilemediği görülmektedir.

Bu konuşmada sadece Atatürk’e lanet okunmadı; Atatürk’ün kişiliğinde, Türkiye Cumhuriyeti’ nin bağımsızlığı ve Türk Ulusunun Anadolu’daki egemen varlığı da hedef alındı. Bütün bu ihanetlere karşı yılmadan, kararlılıkla mücadele edilmelidir. “Dindarları küstürmeyelim” aymazlığı sonunda, geldiğimiz nokta bellidir: hilafete doğru yol almaktayız.

Ülkemizin kurucusuna lanet okuyanları, dil uzatanları, ihanet edenleri, eserlerini yok edenleri Türk Milleti de, tarih de bağışlamayacaktır. Bu böyle bilinmelidir.

MARŞ MARŞ, YERLERİNİZE!

MARŞ MARŞ, YERLERİNİZE!

Mustafa Aydınlı - BiyografyaMustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Ayasofya’daki ilk cuma hutbesinde

  • “Vakfedenin şartı vazgeçilmezdir, çiğneyen lanete uğrar” sözleri ile ad vermeden Atatürk’e lanet okudu!

Birlik ve beraberliğe, en çok gereksinimimiz olduğu şu günlerde, dinin sevgi ve hoşgörüye dayalı iletilerini vermesi gerekirken; Vatanın kurtarıcısı ve Cumhuriyetin kurucusu M. Kemal Atatürk’e lanet okumak ülkede infial / isyan yaratmıştır.

İstanbul 4 yıl, 10 ay, 23 gün İngiliz işgalinde kalmış (13 Kasım 1918, 6 Ekim 1923), kentin anahtarını İngilizlere Padişah Vahdettin teslim etmişti. İstanbul’u da, Ayasofya’yı da işgalden kurtaran Mustafa Kemal, Diyaneti kuran da O! Ali Erbaş da oturduğu koltuğu O’na borçlu. Ayrıca Murat Bardakçı’nın açıklamalarına, göre vakfiyede öyle bir metin de yok.

Bir din adamı neden yalan söyler? Neden gerçekleri çarpıtır? Neden kurucusuna ve kurtarıcısına hakaret eder? Çok düşündürücü değil mi? Bu tutum nankörlük değil de nedir? Peki, İslam inancında nankörlüğe yer var mıdır, nankörlük eden “neye uğrar” ??!! Dahası ahlak dışı bir davranış değil midir bu iftira; özünde İslam dini “iyi – güzel ahlak” odaklı değil midir??

Mustafa Kemal’in bir bölüm sözde din adamlarınca saldırıya uğraması ilk değil. Şeyhülislam ve İngiliz Muhipleri Cemiyeti, İslam Teali Cemiyeti’nin kurucusu Mustafa Sabri, Mustafa kemal Paşa hakkında idam fermanını kaleme alan kişi ve Sevr’in imzalanması için özel çaba harcadı.

  • “Mustafa Kemal ve Ankara hükümeti kahpedir… Kudurmuş haydutlar, caniler…
    Eyy Allah’tan korkmayan, eyy peygamberden haya etmeyen mahluklar… Bunların dinsizlik derecesi tasavvur edilemez, cenabı hakkın gazabı ve laneti bunların üzerine olsun… Yunanlara fazla zayiat verdirmek bizim için hayırlı ve menfaatli olamaz, İngilizleri kızdırırız, İngiliz gibi muazzam devlete karşı katiyen kazanma ihtimali yoktur… Yunan ordusu halifenin ordusudur, asıl kafası koparılacak mahlukat Ankara’dadır..”

Fesli Kadir Mısıroğlu da “Keşke Yunan galip gelse” diyenlerdendi. Belli ki Ali Erbaş da bunlardan el almış.

Yurtsever din bilgileri de var elbette, Ankara Müftüsü Rıfat Börekci ilk Diyanet İşleri başkanı idi. Günümüzün aydın din bilginlerinden Sayın Cemil Kılıç gibi. Kılıç, attığı bir tivitte şöyle diyor :

  • “İnsanlığın dincilere tutsak düşen dinlerden çektiği nedir Allah aşkına?
  • Tıpkı Muaviye’nin cami kürsülerinden Ehlibeyte lanet okutması gibi,
    bu gün de kürsülerden Cumhuriyet’in kurucusuna ad vermeden lanet okunuyor.
  • Unutma! Bu gün minberden isim vermeden Kadir Mısıroğlu’na rahmet,
    Atatürk’e de lanet okundu.
  • Bu gün Atatürk’ün kurduğu devletin bir memuru, Atatürk’e lanet okudu.
  • Susanın kanı kurusun.”
    Can Yücel ; “Bana ‘Şiirlerinde küfretme.’ diyorlar usulsüz. Ulan nasıl anlatayım bu kadar o….. çocuğunu küfürsüz?” demektedir.

Neyzen Tevfik ise bir şiirinde;

Ben sana _ok demem,
_oklar duyar ar eder.
Bir zerren düşse _oka,
Onu da mundar eder..

diye başlayan ancak 2. dörtlüğünü buraya almaktan bizim de “hâyâ” edeceğimiz dizelerle içinden taşan ölçüsüz ve haklı isyanı dile getirir..

Geldiğimiz yer tam da burasıdır ve halkın duyarlığı, sinir uçları ile neden bilerek ve isteyerek, adeta kör kör gözüm parmağına oynanır; anlamak ve anlatmak olanak dışıdır!
Anlaşılan AKP = RTE “gidici” olduğunu kesin ve net olarak görmektedir.. Bu çöküşü geciktirme  derdindedir. Kısa günün kârı yanı sıra, ehh, bir miktar daha kutuplaşma ve tabanını bir arada tutma çırpınışı..
Yalnızca batmıyorlar, insanlık tarihinde utanca da boğuluyorlar..
****
Edebiyat dersinde öğretmen yazılı yoklama yapıyor, öğrenci noktalama işaretlerini nereye koyacağını bilmiyor. Kompozisyon bitince tüm noktalama işaretlerini en sona yazıyor ve “Marş marş yerlerinize” diyor.

Biz de Can Yücel ve Neyzen Tevfik’in sözlerini nereye koyacağımızı bilmiyoruz,
nereye yakışıyorsanız oraya, marş marş yerlerinize diyoruz.
=============================

Dostlar,

Biz de dökelim içimizi                       :

1. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru, tüm ulusumuzdan ve Yüce ATATÜRK’ün
aziiiiiiiiiiiiiz anısından açıkça özür dilemelidir.
2. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru, derhal görevinden istifa etmelidir.
3. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru hakkında derhal, halkı kin ve düşmanlığa teşvikten ve Atatürk Hakkında Yasayı çiğnemekten adli işlem / ceza kovuşturması başlatılmalıdır.
4. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru hakkında derhal 657 s. yasa kapsamında disiplin soruşturması başlatılmalı ve hak ettiği en ağız ceza, DEVLET MEMURLUĞUNDAN ÇIKARMA yaptırımı uygulanmalıdır.
5. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru, AKP = RTE / Partili Cumhurbaşkanı tarafından görevinden azledilmeli ve Erdoğan da halktan ve Atatürk’ten özür dilemelidir.
6. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memurunun söz konusu konuşması YOK HÜKMÜNDE SAYILMALI, yerine Büyük ATATÜRK’e açık şükran ve minneti de ifade eden yeni bir metin tarih kaydına geçirilmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 26 Temmuz 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com