MARŞ MARŞ, YERLERİNİZE!

MARŞ MARŞ, YERLERİNİZE!

Mustafa Aydınlı - BiyografyaMustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Ayasofya’daki ilk cuma hutbesinde

  • “Vakfedenin şartı vazgeçilmezdir, çiğneyen lanete uğrar” sözleri ile ad vermeden Atatürk’e lanet okudu!

Birlik ve beraberliğe, en çok gereksinimimiz olduğu şu günlerde, dinin sevgi ve hoşgörüye dayalı iletilerini vermesi gerekirken; Vatanın kurtarıcısı ve Cumhuriyetin kurucusu M. Kemal Atatürk’e lanet okumak ülkede infial / isyan yaratmıştır.

İstanbul 4 yıl, 10 ay, 23 gün İngiliz işgalinde kalmış (13 Kasım 1918, 6 Ekim 1923), kentin anahtarını İngilizlere Padişah Vahdettin teslim etmişti. İstanbul’u da, Ayasofya’yı da işgalden kurtaran Mustafa Kemal, Diyaneti kuran da O! Ali Erbaş da oturduğu koltuğu O’na borçlu. Ayrıca Murat Bardakçı’nın açıklamalarına, göre vakfiyede öyle bir metin de yok.

Bir din adamı neden yalan söyler? Neden gerçekleri çarpıtır? Neden kurucusuna ve kurtarıcısına hakaret eder? Çok düşündürücü değil mi? Bu tutum nankörlük değil de nedir? Peki, İslam inancında nankörlüğe yer var mıdır, nankörlük eden “neye uğrar” ??!! Dahası ahlak dışı bir davranış değil midir bu iftira; özünde İslam dini “iyi – güzel ahlak” odaklı değil midir??

Mustafa Kemal’in bir bölüm sözde din adamlarınca saldırıya uğraması ilk değil. Şeyhülislam ve İngiliz Muhipleri Cemiyeti, İslam Teali Cemiyeti’nin kurucusu Mustafa Sabri, Mustafa kemal Paşa hakkında idam fermanını kaleme alan kişi ve Sevr’in imzalanması için özel çaba harcadı.

  • “Mustafa Kemal ve Ankara hükümeti kahpedir… Kudurmuş haydutlar, caniler…
    Eyy Allah’tan korkmayan, eyy peygamberden haya etmeyen mahluklar… Bunların dinsizlik derecesi tasavvur edilemez, cenabı hakkın gazabı ve laneti bunların üzerine olsun… Yunanlara fazla zayiat verdirmek bizim için hayırlı ve menfaatli olamaz, İngilizleri kızdırırız, İngiliz gibi muazzam devlete karşı katiyen kazanma ihtimali yoktur… Yunan ordusu halifenin ordusudur, asıl kafası koparılacak mahlukat Ankara’dadır..”

Fesli Kadir Mısıroğlu da “Keşke Yunan galip gelse” diyenlerdendi. Belli ki Ali Erbaş da bunlardan el almış.

Yurtsever din bilgileri de var elbette, Ankara Müftüsü Rıfat Börekci ilk Diyanet İşleri başkanı idi. Günümüzün aydın din bilginlerinden Sayın Cemil Kılıç gibi. Kılıç, attığı bir tivitte şöyle diyor :

  • “İnsanlığın dincilere tutsak düşen dinlerden çektiği nedir Allah aşkına?
  • Tıpkı Muaviye’nin cami kürsülerinden Ehlibeyte lanet okutması gibi,
    bu gün de kürsülerden Cumhuriyet’in kurucusuna ad vermeden lanet okunuyor.
  • Unutma! Bu gün minberden isim vermeden Kadir Mısıroğlu’na rahmet,
    Atatürk’e de lanet okundu.
  • Bu gün Atatürk’ün kurduğu devletin bir memuru, Atatürk’e lanet okudu.
  • Susanın kanı kurusun.”
    Can Yücel ; “Bana ‘Şiirlerinde küfretme.’ diyorlar usulsüz. Ulan nasıl anlatayım bu kadar o….. çocuğunu küfürsüz?” demektedir.

Neyzen Tevfik ise bir şiirinde;

Ben sana _ok demem,
_oklar duyar ar eder.
Bir zerren düşse _oka,
Onu da mundar eder..

diye başlayan ancak 2. dörtlüğünü buraya almaktan bizim de “hâyâ” edeceğimiz dizelerle içinden taşan ölçüsüz ve haklı isyanı dile getirir..

Geldiğimiz yer tam da burasıdır ve halkın duyarlığı, sinir uçları ile neden bilerek ve isteyerek, adeta kör kör gözüm parmağına oynanır; anlamak ve anlatmak olanak dışıdır!
Anlaşılan AKP = RTE “gidici” olduğunu kesin ve net olarak görmektedir.. Bu çöküşü geciktirme  derdindedir. Kısa günün kârı yanı sıra, ehh, bir miktar daha kutuplaşma ve tabanını bir arada tutma çırpınışı..
Yalnızca batmıyorlar, insanlık tarihinde utanca da boğuluyorlar..
****
Edebiyat dersinde öğretmen yazılı yoklama yapıyor, öğrenci noktalama işaretlerini nereye koyacağını bilmiyor. Kompozisyon bitince tüm noktalama işaretlerini en sona yazıyor ve “Marş marş yerlerinize” diyor.

Biz de Can Yücel ve Neyzen Tevfik’in sözlerini nereye koyacağımızı bilmiyoruz,
nereye yakışıyorsanız oraya, marş marş yerlerinize diyoruz.
=============================

Dostlar,

Biz de dökelim içimizi                       :

1. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru, tüm ulusumuzdan ve Yüce ATATÜRK’ün
aziiiiiiiiiiiiiz anısından açıkça özür dilemelidir.
2. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru, derhal görevinden istifa etmelidir.
3. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru hakkında derhal, halkı kin ve düşmanlığa teşvikten ve Atatürk Hakkında Yasayı çiğnemekten adli işlem / ceza kovuşturması başlatılmalıdır.
4. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru hakkında derhal 657 s. yasa kapsamında disiplin soruşturması başlatılmalı ve hak ettiği en ağız ceza, DEVLET MEMURLUĞUNDAN ÇIKARMA yaptırımı uygulanmalıdır.
5. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru, AKP = RTE / Partili Cumhurbaşkanı tarafından görevinden azledilmeli ve Erdoğan da halktan ve Atatürk’ten özür dilemelidir.
6. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memurunun söz konusu konuşması YOK HÜKMÜNDE SAYILMALI, yerine Büyük ATATÜRK’e açık şükran ve minneti de ifade eden yeni bir metin tarih kaydına geçirilmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 26 Temmuz 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

 

BODRUM Kent Konseyi’nden Başbakan RT Erdoğan’a açık mektup..

Dostlar,

BODRUM Kent Konseyi’nden Başbakan RT Erdoğan’a açık mektup..

Anlayana sivrisinek… örneği..

Türk insanının zekâ ve bilgeliğine örnek..

Sevgi ve saygı ile.
13.10.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

====================================

Sayın Başbakan,

Erzurum’da kitlelere seslenirken Taksim olaylarına katılanlar için

  • “Bunlar var ya, bu kadar seviyesizler. İşte bunlar bu kadar terbiyesizler. Bunlar güya sosyalist. Ama milleti böyle tahkir ederler.
    Bu sosyalist geçinenler 
    var ya, bunları şöyle arayın.
    Çoğu şimdi Bodrum’dadır. Yatlarındadırlar 
    bunlar.” 

demiştiniz.

Sayın Başbakan,

Siz Bodrum’a geldiğinizde “bin korumayla” ahbaplarınızın otellerinde
kaldığınız için Bodrum’u bilmemeniz doğal. Bizler, tarihin derinliklerinden
gelen olağanüstü bir kültürün mirasçılarıyız. Bu bölgenin tarihinde üretme
var; ama talan yoktur. Nüfusumuzun %65’i bu güzel yurdun başka bir ilinden
gelmiştir. Ama biz kimseye dinin – mezhebin ne, dilin necedir, ırkın ne
diye sormayız.

Hangi siyasal görüşten olursa olsun bizim siyasetçilerimiz, her an,
her yerde kol kola siyaset yaparlar. Birbirlerini aşağılamaz,
birbirlerine hakaret etmezler. Biz, seçimleri demokrasi şöleni biliriz.

Sayın Başbakan,

Bilirsiniz, dünyanın gözde şehirleri belli özellikleriyle gündemdeki
yerlerini korurlar: İstanbul, Boğazıyla benzersizdir; Budapeşte, Tuna’sıyla
doğayla bütünleşir.

Bodrum’a en eskiler ebedi meltemler ülkesi dermiş. Gökova’nın birbirine
ulanan eşsiz koylarının kapısını açan odur.  İnsan, mavinin, ruhları uçuran
renk olduğunu ancak burada anlar.

Bazı ürünler vardır; adları şehirleriyle ikiz kardeş gibidir:
Aydın inciriyle, Manisa üzümüyle, Amasya elmasıyla özdeşleşmiş şehirlerdir.
O ürünleri, o şehirlerin adlarının yanından kaldırdığınızda şehirler
yarım kalır.

Mandalina elbette yalnızca Bodrum’da yetişmez. Ama Bodrum mandalinasının
başka yerlerde yetişmediği de bir gerçektir. O, hissedene baharda koku,
güzde tattır.

Kimi yapılar vardır; şehrin ününe ün katar. Adını duyduğumuzda bulunduğu
şehri de anımsarız. Eyfel Kulesi denince Paris‘in; Özgürlük Heykeli denince
New York’un, Tac Mahal denince Agra‘nın akla gelmesi bundandır.

Bodrum, dünyanın yedi harikasından Mausoleum’un şehridir.
Kalesi ve Sualtı Arkeoloji Müzesi’yle belleği güçlü bir dünya markasıdır.

Kimi ünlüler vardır; şehirleri, onların adlarıyla sanat ve bilim dünyasında
yıldızlaşır: Milet Tales’le, İstanköy Hipokrat’la yıldızlaşan antik
kentlerdir. Victor Hugo Paris’i, Yahya Kemal İstanbul’u,  Mevlana Konya’yı
yıldızlaştıran insanlardır.

Herodot, Artemisia, Mausolos, Halikarnas Balıkçısı, Neyzen Tevfik...
Hepsi Bodrum topraklarından dünyaya ışık saçmışlardır.

Bodrum’un, üreten akıl, aşka meyyal kalp olması onlardan gelir.
Coşkusu lodostur; sevgisi güneşli yağmur.

Sayın Başbakan,

Kimi şehirler kendilerine kimlik biçerler: Ben turizm şehriyim, ben sanayi
şehriyim, ben kongreler şehriyim. Ama bir şehrin kendisine “kültür şehri”
diyebilmesi zordur. Çünkü bir şehrin kültür şehri olabilmesi için doğa,
tarih, özgün yapı, insan kaynağı gibi birçok değere sahip olması gerekir.

Sayın Başbakan,

“BODRUM, BİR KÜLTÜR ŞEHRİDİR.”

Eğer o muhteşem hitabetinizde Bodrum’a bir daha yer vermek istiyorsanız,
bir gelişinizde ahbaplarınızın muhkem otellerinden, saray yavrusu yatlarından
çıkıp Çamlık’ta, İrmene’de, İnişdibi’nde, Kumköy’de, Karanlık’ta aramıza
katılın. Bitez’de, Ortakent’te mandalinadan, Çömlekçi’de, Bahçeyaka’da
zeytinden haber sorun. Denizciler kahvesine oturup bir acı kahvemizi için.
Denizcilerimiz size, cennet koyların halini anlatsınlar.

  • On yılda Bodrum’a yaptıklarınızı görün.

Sayın Başbakan,

Bizler konukseveriz. Bu kültür ebrusunda, elbette size de sosyaliste de;
dindara da dinsize de yer var. Çünkü farklılıklar, bizim en değerli zenginliğimiz; farklılıklara saygı, bizim en güzel hasletimiz.

Bu yüzden sizi de olduğunuz gibi kabul ediyoruz biz.

Saygılarımızla.

Bodrum Kent Konseyi Yürütme Kurulu