MARŞ MARŞ, YERLERİNİZE!

MARŞ MARŞ, YERLERİNİZE!

Mustafa Aydınlı - BiyografyaMustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Ayasofya’daki ilk cuma hutbesinde

  • “Vakfedenin şartı vazgeçilmezdir, çiğneyen lanete uğrar” sözleri ile ad vermeden Atatürk’e lanet okudu!

Birlik ve beraberliğe, en çok gereksinimimiz olduğu şu günlerde, dinin sevgi ve hoşgörüye dayalı iletilerini vermesi gerekirken; Vatanın kurtarıcısı ve Cumhuriyetin kurucusu M. Kemal Atatürk’e lanet okumak ülkede infial / isyan yaratmıştır.

İstanbul 4 yıl, 10 ay, 23 gün İngiliz işgalinde kalmış (13 Kasım 1918, 6 Ekim 1923), kentin anahtarını İngilizlere Padişah Vahdettin teslim etmişti. İstanbul’u da, Ayasofya’yı da işgalden kurtaran Mustafa Kemal, Diyaneti kuran da O! Ali Erbaş da oturduğu koltuğu O’na borçlu. Ayrıca Murat Bardakçı’nın açıklamalarına, göre vakfiyede öyle bir metin de yok.

Bir din adamı neden yalan söyler? Neden gerçekleri çarpıtır? Neden kurucusuna ve kurtarıcısına hakaret eder? Çok düşündürücü değil mi? Bu tutum nankörlük değil de nedir? Peki, İslam inancında nankörlüğe yer var mıdır, nankörlük eden “neye uğrar” ??!! Dahası ahlak dışı bir davranış değil midir bu iftira; özünde İslam dini “iyi – güzel ahlak” odaklı değil midir??

Mustafa Kemal’in bir bölüm sözde din adamlarınca saldırıya uğraması ilk değil. Şeyhülislam ve İngiliz Muhipleri Cemiyeti, İslam Teali Cemiyeti’nin kurucusu Mustafa Sabri, Mustafa kemal Paşa hakkında idam fermanını kaleme alan kişi ve Sevr’in imzalanması için özel çaba harcadı.

  • “Mustafa Kemal ve Ankara hükümeti kahpedir… Kudurmuş haydutlar, caniler…
    Eyy Allah’tan korkmayan, eyy peygamberden haya etmeyen mahluklar… Bunların dinsizlik derecesi tasavvur edilemez, cenabı hakkın gazabı ve laneti bunların üzerine olsun… Yunanlara fazla zayiat verdirmek bizim için hayırlı ve menfaatli olamaz, İngilizleri kızdırırız, İngiliz gibi muazzam devlete karşı katiyen kazanma ihtimali yoktur… Yunan ordusu halifenin ordusudur, asıl kafası koparılacak mahlukat Ankara’dadır..”

Fesli Kadir Mısıroğlu da “Keşke Yunan galip gelse” diyenlerdendi. Belli ki Ali Erbaş da bunlardan el almış.

Yurtsever din bilgileri de var elbette, Ankara Müftüsü Rıfat Börekci ilk Diyanet İşleri başkanı idi. Günümüzün aydın din bilginlerinden Sayın Cemil Kılıç gibi. Kılıç, attığı bir tivitte şöyle diyor :

  • “İnsanlığın dincilere tutsak düşen dinlerden çektiği nedir Allah aşkına?
  • Tıpkı Muaviye’nin cami kürsülerinden Ehlibeyte lanet okutması gibi,
    bu gün de kürsülerden Cumhuriyet’in kurucusuna ad vermeden lanet okunuyor.
  • Unutma! Bu gün minberden isim vermeden Kadir Mısıroğlu’na rahmet,
    Atatürk’e de lanet okundu.
  • Bu gün Atatürk’ün kurduğu devletin bir memuru, Atatürk’e lanet okudu.
  • Susanın kanı kurusun.”
    Can Yücel ; “Bana ‘Şiirlerinde küfretme.’ diyorlar usulsüz. Ulan nasıl anlatayım bu kadar o….. çocuğunu küfürsüz?” demektedir.

Neyzen Tevfik ise bir şiirinde;

Ben sana _ok demem,
_oklar duyar ar eder.
Bir zerren düşse _oka,
Onu da mundar eder..

diye başlayan ancak 2. dörtlüğünü buraya almaktan bizim de “hâyâ” edeceğimiz dizelerle içinden taşan ölçüsüz ve haklı isyanı dile getirir..

Geldiğimiz yer tam da burasıdır ve halkın duyarlığı, sinir uçları ile neden bilerek ve isteyerek, adeta kör kör gözüm parmağına oynanır; anlamak ve anlatmak olanak dışıdır!
Anlaşılan AKP = RTE “gidici” olduğunu kesin ve net olarak görmektedir.. Bu çöküşü geciktirme  derdindedir. Kısa günün kârı yanı sıra, ehh, bir miktar daha kutuplaşma ve tabanını bir arada tutma çırpınışı..
Yalnızca batmıyorlar, insanlık tarihinde utanca da boğuluyorlar..
****
Edebiyat dersinde öğretmen yazılı yoklama yapıyor, öğrenci noktalama işaretlerini nereye koyacağını bilmiyor. Kompozisyon bitince tüm noktalama işaretlerini en sona yazıyor ve “Marş marş yerlerinize” diyor.

Biz de Can Yücel ve Neyzen Tevfik’in sözlerini nereye koyacağımızı bilmiyoruz,
nereye yakışıyorsanız oraya, marş marş yerlerinize diyoruz.
=============================

Dostlar,

Biz de dökelim içimizi                       :

1. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru, tüm ulusumuzdan ve Yüce ATATÜRK’ün
aziiiiiiiiiiiiiz anısından açıkça özür dilemelidir.
2. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru, derhal görevinden istifa etmelidir.
3. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru hakkında derhal, halkı kin ve düşmanlığa teşvikten ve Atatürk Hakkında Yasayı çiğnemekten adli işlem / ceza kovuşturması başlatılmalıdır.
4. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru hakkında derhal 657 s. yasa kapsamında disiplin soruşturması başlatılmalı ve hak ettiği en ağız ceza, DEVLET MEMURLUĞUNDAN ÇIKARMA yaptırımı uygulanmalıdır.
5. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memuru, AKP = RTE / Partili Cumhurbaşkanı tarafından görevinden azledilmeli ve Erdoğan da halktan ve Atatürk’ten özür dilemelidir.
6. Ali Erbaş adlı DİB Devlet Memurunun söz konusu konuşması YOK HÜKMÜNDE SAYILMALI, yerine Büyük ATATÜRK’e açık şükran ve minneti de ifade eden yeni bir metin tarih kaydına geçirilmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 26 Temmuz 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

 

‘Başörtüsü ilahi emir değil’ dedi Savcı soruşturma açtı!

‘Başörtüsü ilahi emir değil’ dedi Savcı soruşturma açtı!

İlahiyatçı yazar ve TELE1 programcısı Cemil Kılıç, Twitter hesabından savcılığın kendisine açtığı soruşturmayı ‘Şeriat hukukuna geçtik de bir tek benim mi haberim yok?!’ diyerek eleştirdi.

‘Başörtüsü ilahi emir değil’ dedi Savcı soruşturma açtı!

AKİT, DAHA ÖNCE HEDEF GÖSTERMİŞTİ

Gerici Yeni Akit gazetesinin hedef göstermesinin ardından Rami Atatürk Anadolu Lisesi’ndeki görevinden uzaklaştırılan ilahiyatçı-yazar Cemil Kılıç, görevine iade edilmişti. Ancak, Kılıç görev yaptığı okula değil sürgün edilerek Anadolu’da uzak bir köye gönderilmişti.

Başörtüsü İslami bir gelenektir’ diyen İlahiyatçı Cemil Kılıç’a savcılık dava açtı. Kılıç ise sosyal medya hesabından açılan davayı eleştirerek ‘GERÇEKTEN ANLAMIYORUM! Başörtüsü İslamî bir gelenektir ancak ilahi bir emir değildir, diye görüşümü belirtiyorum. Savcı bana dava açıyor. Şeriat hukukuna geçtik de bir tek benim mi haberim yok?!’ ifadelerini kullandı.

DAHA ÖNCE AKİT HEDEF GÖSTERMİŞTİ

Gerici Yeni Akit gazetesinin hedef göstermesinin ardından Rami Atatürk Anadolu Lisesi’ndeki görevinden uzaklaştırılan ilahiyatçı-yazar Cemil Kılıç, görevine iade edilmişti. Ancak, Kılıç görev yaptığı okula değil sürgün edilerek Anadolu’da uzak bir köye gönderilmişti.
******

Okurlarımıza,
Arşivimizden aşağıdaki dosyayı sunuyoruz…

Dr. Ahmet Saltık
10.7.19, www.ahmetsaltik.net
****

D. Ali Ercan
Mart 16, 2012

DİNDARLAR DİNCİLERE KARŞI 

Değerli arkadaşlar,

En sonunda Mısır’da dindarlar da patladı dincilere karşı. Her zaman söylediğim gibi, sistemler kendi çelişkilerini kendileri yaratır. Bu manada, Şeriata doğru gidişatı da ülkedeki laik kesimin direnişinden daha çok, makul dindarların karşı çıkışları engelleyecektir, engellerse. æ

***

Sünni İslam’ın en önemli kurumu olan Mısır’daki El Ezher üniversitesi’nin Rektörü Şeyh Muhammed Said Tantavi, okul gezisi sırasında girdiği bir sınıfta bir genç kıza, yüzünü açmasını söyledi.
Kız, “Bu benim inancım gereğidir. Açmam.” deyince, sinirlendiği her halinden belli olan Şeyh Tantavi, bağırarak “Bu tarz örtünmenin İslam’da yeri yokBen İslam dinini senden ve senin ailenden daha iyi biliyorum.” dedi.

…AP Ajansına konuşan El Ezher Üniversitesi güvenlik görevlileri de kendilerine
sözlü olarak emir geldiğini, üniversitenin herhangi bir binasına veya üniversitenin alanına, baştan kara çarşaflı genç kızların bundan böyle alınmayacağının söylendiğini belirtti.
El-Ezher Üniversitesinden, Prof. Taha Riyan 
“Müslümanların kendi ders kitaplarını yeniden yazması gerekiyor, İslam 1430 yaşında, yeniden bir temizlik yapılmalı,
temel hükümleri hafifletmek gerekiyor.”
dedi. VATAN, 15.3.2012 

Mısır’daki El Ezher Üniversitesi’nin rektörü Tantawi:
ÖRTÜNMENİN ve ÇARŞAFIN İSLAMLA İLGİSİ YOK!

Tuncay Erciyes
Mart 15, 201

Mısır’daki El Ezher Üniversitesi’nin rektörü Tantawi:

ÖRTÜNMENİN ve ÇARŞAFIN İSLAMLA İLGİSİ YOK!

Mısır’da Arapça yayın yapan Masrawy sitesinin haberine göre, Sünni İslam’ın en önemli enstitüsü olan Mısır’daki El Ezher Üniversitesi’nin rektörü Şeyh Muhammed Said Tantavi,
El Ezher Enstitüsü’nün ilk ve ortaokullarına domuz gribi ile ilgili yaptığı bir okul gezisi sırasında yaşandı.

Tantavi, bir sınıfta bir genç kıza, YÜZÜNÜ AÇMASINI SÖYLEDİ.

Kız da ” Bu benim İNANCIM GEREĞİDİR. AÇMAM” deyince, sinirlendiği her halinden belli olan Şeyh Tantavi, kaba sesiyle bağırarak kıza;

BU TARZ ÖRTÜNMENİN yani Nikabın İSLAM’DA YERİ YOK. Ben İslam dinini senden ve senin ailenden daha iyi biliyorum, sizi Nikab değil, El Ezher’in duvarları korusun.” dedi.

Rektör Tantavi ,

ÇARŞAFIN YALNIZCA BİR GELENEK OLDUĞUNU ve Kur’an-ı Kerim’le ve İslam’la
bir ilişkisi olmadığını söyledi.
EL EZHER, daha önce de kadınların vücut çizgilerinin belli olmaması koşuluyla
bol PANTOLON GİYEBİLECEKLERİ FETVASINI VERMİŞTİ.Yalnızca Mısır’da değil, dünyanın dört bir yanındaki Müslüman topluluklarında da olay yaratacak olan olay, Şeyh Tantavi’nin kadının yüzünü ve vücudunun tümünü baştan aşağı örten kara çarşafın İslami inançla bir ilgisi olmadığından yasaklanması için FETVA ÇIKARACAKLARINI belirtti.

EL EZHER HOCALARINDAN TANTAVİ’YE DESTEK GELDİ

Olayın arından AP ve Reuters, Şeyh Tantavi’ye ulaşmak için birbirleriyle yarıştı.

Ancak Tantavi’ye ulaşılamadı. Ama El Ezher Üniverstiesi araştırma kurumlarından Şeyh Abdel Maotai Bayumi, AP’ye yaptığı açıklamada;

“Biz hep birlikte Nikabın, İslami olmadığını biliyoruz.
TALİBAN KADINLARI ÇARŞAF GİYMEYE ZORLUYOR.

Ve bu iş giderek yayılıyor. Bunu yasaklamanın zamanı geldi.” dedi.

AP Ajansına konuşan El Ezher Üniversitesi güvenlik görevlileri de kendilerine sözlü olarak bir emir geldiğini, üniversitenin herhangi bir binasına veya üniversitenin alanına,
baştan KARA ÇARŞAFLI GENÇ KIZLARIN BUNDAN BÖYLE ALINMAYACAĞININ
söylendiğini belirtti.

DERS KİTAPLARI TEKRAR YAZILMALI : CİHAD ŞİDDETTİR.


El-Ezher Üniversitesinden Prof. Taha Riyan

Müslümanların kendi ders kitaplarını yeniden yazması gerekiyor.

İslam 1430 yaşında, yeniden bir temizlik yapılmalı, temel hükümleri hafifletmek gerekiyor.”

dedi ve Muhammed Seyyid Tantawi’nin ders kitaplarında değişiklik yapılması emrini verdiğini de söyledi. Hatırlanacağı gibi geçen yıl Vatikan’dan resmi bir açıklama yapılmış İslam’ın ümmeti için
“din reformu çağrısında bulunulmuştu. “Vatikan özellikle Müslümanların Cihadı terk etmelerini talep etmişti. Papa Benedict’in Baş Danışmanı

“Cihadı Kur’an hükümlerinden çıkarmak gerektiğini, CİHADIN ŞİDDET OLDUĞUNU”
söylemişti.
Vatikan’ın bir iddiasına göre de, Müslüman ülkelerin liderlerinin

“Cihadın şiddet olduğunu tanımlamak için tekrar tartışmak gerekir.” dediği söyleniyor.

www.turkishnews.com/tr/content/2009/10/18/misir-el-ezher-kara-carsaf-tartismasini-kapatti/

 

Türkler Türkmen Aleviliğinden ve Türk Sünniliğinden nasıl koparıldı?

Türkler Türkmen Aleviliğinden ve
Türk Sünniliğinden nasıl koparıldı?

son birkaç yüzyıla gelinceye değin Alevi kimlikli idi.

Dr. Ali Rıza ÜÇER’in takdimi…
Araştırmacı, yazar Cemil Kılıç‘ın “Türkler Türkmen Aleviliğinden ve Türk Sünniliğinden nasıl koparıldı” başlıklı yazısı dikkat çekici. Kılıç, ABD EMPERYALİZMİ güdümünde Araplaştırılmış Türkiye Sünniliiğine karşı Türk Sünniliği ve Türk Aleviliği kavramlarının altını çiziyor, (İlhan Selçuk bunu hoşgörü temelli “Anadolu Müslümanlığı” olarak tanımlardı)

Kılıç’ın yazısında içine sürüklendiğimiz karanlık ortamla ilgili önemli ipuçları var:

“Anadolu’nun pek çok yerinde Yavuz’a gelinceye kadar bugünkü anlamda Sünni bir yerleşim yerine rastlamak olası değildi. Kaldı ki Türkmenlerin büyük bir çoğunluğu göçerlerden oluşuyordu. Göçerlerin yaşam tarzı ise Alevice idi. Osmanlı, göçer Türkmenleri yerleşik yaşama geçirerek bu yolla onları Sünnileştirmeye de çalıştı. Önemli ölçüde de sonuç aldı. Anadolu Türkmenlerinin büyük çoğunluğu son birkaç yüzyıla gelinceye değin Alevi kimlikli idi. Bu kimlikte de ortodoks İslamî inanç ve geleneklerden ziyade SUFİ VE KÖK TENGRİCİ ögeler egemendi.

Önemine dayanarak yineleyerek belirtelim ki, bugün Anadolu’daki Sünni Türk kitlenin çok önemli bir kesiminin ataları, birkaç yüzyıl öncesine değin Alevi / Kızılbaş karakterde idi. Nitekim bundan dolayıdır ki Türk Sünniliğinde diğer Müslüman halkların Sünniliğinde olan bazı şeyler yoktur. Söz gelimi Türk Sünnileri çocuklarına asla Muaviye, Yezit ve Mervan gibi adlar vermezler. Ama Arap Sünnileri içinde bu isimlere rahatlıkla rastlayabilirsiniz.

Ayrıca Türk Sünnileri çocuklarına çoğunlukla hep ehlibeyt isimleri vermektedirler. Ali, Hasan, Hüseyin, Haydar, Ali Ekber, Fatma, Zehra gibi adlar Türk Sünnileri arasında yaygındır.

Geleneksel Türk Sünniliğinde Arap Sünniliğindeki gibi katı harem – selamlık kuralı yoktur. Türkistan piri Ahmet Yesevi’nin meclislerinde kadın erkek birlikte yer alıyor ve birlikte ibadet ediyorlardı. Türk Sünniliğindeki bu özelliğin kaynağı Yesevi etkidir. Son 30 – 40 yıla dek Anadolu’daki Sünni Türkmen köylerinde harem – selamlık diye bir şeyden bahsetmek mümkün değildi. Ancak Türk Sünniliği, Arap Sünniliğine evriliş süreci boyunca gitgide özgünlüğünü yitirdi. Bugün gelinen aşamada dindar Türk Sünni kitle, tarihsel ve geleneksel Türk Sünniliğine iyice yabancılaşmış ve Eş’arî hatta Selefi, Vahhabî bir anlayışla kuşatılmış durumdadır. Bu süreç halen devam etmektedir.

Türkiye’deki dinci cemaat ve tarikatların çoğu Vahhabileşme hareketine destek vermekte ve bu yolda büyük çaba harcamaktadır.

  • Vahhabileşme hareketi, Diyanet yoluyla da devlet tarafından desteklenen bir sapma olarak güncel manada gemi azıya almış bir biçimde hızla ilerlemektedir.

Bu durum Orta Asya, Kafkasya, Balkanlar ve Kıbrıs’ta da yaşanmaktadır. Vahhabi propaganda adı geçen coğrafyalardaki Türk Sünniliğini de yozlaştırmaya devam etmektedir. Özellikle Özbekistan ve Kırgızistan’da Vahhabi akımın ciddi oranda taban bulduğunu üzülerek gözlemlemekteyiz.
**
Türk Sünniliği dediğimiz anlayış, bugün çok zayıflamış olsa da bir cevher olarak hala toplumsal belleğimizin derinliklerinde varlığını hissettirmeye devam ediyor. Canlandırılmayı ve Selefî, Emevi, Eş’arî Arap Sünniliğine karşı yeniden ayağa kaldırılmayı bekliyor.

Cumhuriyet devrimleri ile hedeflenen yeni toplumsal yapıda dinin denk düştüğü alan, aslında tarihsel Türk Sünniliğidir. Cumhuriyet devrimleri, Türk Sünniliğini bilimsel ve çağdaş düzlemde yeniden diriltmeyi ve Arapçı din anlayışına karşı bir nevi “MİLLİ MÜSLÜMANLIK” kimliğiinşa etmeyi amaçlamıştır. Bu Milli Müslümanlık düşüncesinde Ebu Hanife ve İmam Maturidî’yi esas alan fıkhi ve itikadî bir çizgi ile birlikte Yesevi, Alevi, Mevlevi, Bektaşi kültürel mistik İslamî miras da temel öğedir. Böylesi bir zeminde laik karakterli bir devlet kurulup Türk Sünniliği sosyolojik bir kimlik olarak müesses nizam haline getirilmek istendi. Kısmen başarılı olunsa da toplumun içinde sinsi sinsi faaliyetlerini sürdüren gerici, Selefî, Vahhabî Arap dinciliğini esas alan cemaat ve tarikatlar, yer altı çalışmalarıyla modern Türk Sünniliği projesini büyük ölçüde tahrip etti. Bunda dış destek de çok etkili oldu. Özellikle ABD’nin Yeşil Kuşak projesi Türk Sünniliği yerine gerici Emevi, Selefî, Eş’arî Arap Sünniliğini takviye etti.

Çünkü ABD için gericileşmiş bir Türkiye, sömürmek, yönetmek ve ezmek için daha elverişliydi. 1950 ve 1960’lı yıllarda dünyadaki sol akımların estirdiği laik, seküler fırtına, Müslüman halkların da emperyalizme karşı uyanışını ve ayağa kalkışını müjdeliyordu. Ancak ABD emperyalizmi bu uyanışı dinci tarikt ve cemaatleri destekleyerek boğdu.

  • Şeyhine kul olan kitleleri, o şeyhi emperyalizme kul ederek yönetmek elbette ki daha kolaydı.Oysa birey kimliğinin geliştiği toplumları baskılamak kolay olmayacaktı.

ABD, 1950’ler ve 1960’lardan sonra Türkiye’yi dinci yapılar eliyle gericileştirdi.
Böylece ABD ile cemaat ve tarikatlar el birliği içinde Türk Sünniliğini boğdu.

Oysa Türk Sünniliğini korumak ve geliştirmek maksadıyla Cumhuriyet, Diyanet İşleri Başkanlığını ve İmam Hatip Okullarını kurmuştu, İlahiyat Fakülteleri ve Yüksek İslam Enstitülerini açmıştı. Bir dönem bu kurumlara gerçekten laik cumhuriyete sadık kadrolar egemendi. Lakin gitgide gericilik güç kazandı ve Türk Sünniliği, Emevi, Selefî, Eş’arî Sünniliğine yenildi.

Bahsi geçen kurumlardan azılı Cumhuriyet düşmanları çıktı. FETHULLAH GÜLEN –  TİMURTAŞ UÇAR ve CEMALETTİN KAPLAN gibi isimler azılı Cumhuriyet düşmanlığının simge isimleridir.

Bugün rejimin korunması, toplumsal barışın sarsılmaz bir biçimde yeniden ihdası ve geleceğe emin adımlarla yürüyebilmek için Türk Sünniliğinin canlandırılması, güçlendirilmesi ve geliştirilmesi kaçınılmaz bir ihtiyaçtır. Çünkü Türk Sünniliği dediğimiz dinsel anlayış, cumhuriyet devrimleri ile barışıktır.

Türk Sünniliğinin kökü; “Sünnet imiş kafir de olsa incitme insanı,” diyen Pir-i Türkistan Ahmet Yesevi’ye ve “Yaradılanı severiz, yaradandan ötürü,” diyen Yunus Emre’ye dayanır.

Türk Sünniliği; hayata, akılla, bilimle bakan bir anlayıştır. Bunda büyük Anadolu bilgesi Hünkar Hacı Bektaş Veli’nin; “Bilimden gidilmeyen yolun sonu karanlıktır,” sözünün etkisi büyüktür.

  • Türk Sünniliğinde din devleti talebi yoktur.

Türk Sünniliğinde dinsel yaşam bağlamında ahlak ve ibadet merkezli bir yapı egemendir.

Türk Sünniliği; köklerinin dayandığı Ebu Hanife’nin ANADİLDE İBADET hakkı fetvasından etkilenerek ibadethanelere ve dinsel ritüellere Türk dilinin mevlitler, ilahiler, kasideler, Türkçe hutbe ve Türkçe vaazlar yoluyla girmesini sağlayan milli bir anlayıştır. Bu nedenle Türk Sünniliğinde Türk dili duyarlılığı yüksektir.

Türk Sünniliği; ehlibeyt sevgisi, din kardeşliği ve MİLLETDAŞLIK TEMELİNDE Alevi ve Caferi yurttaşlarımıza karşı da saygılı bir tutum içindedir. Nüfusunun çoğunluğunu Şii / Caferi ve Alevi kardeşlerimizin oluşturduğu Azerbaycan’a dair geliştirilen “Bir millet iki devlet” söylemi bu tutumunun en net yansımalarından biridir.

Türk Sünniliği, tıpkı Türkmen Aleviliği ve Türk Şiiliği gibi ulus olarak mevcudiyet ve istikbalimiz açısından milli güvencemizdir.

Bu nedenle Türkiye nüfusunun çoğunluğunu oluşturan Sünni – Hanefi kitle düşünülerek yeniden ifade edelim ki; Selefi, Emevi, Eş’arî, Vahhabi radikalizmine karşı modern Türk Sünniliğinin yeniden ihyası elzemdir.

Türk Sünniliği, bizim Muhammedî islam dediğimiz anlayışın Türkler arasındaki nüvesini ifade etmektedir. Türk Sünniliği, egemen Emevi İslam anlayışına karşı kesinlikle muhalif bir İslamî direniş yoludur. Bunun öbür Müslüman halklar arasındaki versiyonları da Muhammedî İslam’ın ihyası için önemlidir. Muhammedî İslam, mezheplerin böldüğü Müslümanları Muhammedî çizgide birleştirme ve akılcı yorumlarla İslam’ı çağdaş manada tecdid etme iradesini ifade etmektedir.

Öte yandan Türkiye özelinde, orta ve uzun vadede kendini; DİNSEL, MEZHEPSEL VE ETNİK KİMLİKLERLE İFADE EDEN BİREYLERİN YERİNİ YURTTAŞLIK KİMLİĞİ İLE İFADE EDEN BİREYLERE BIRAKMASI VE TOPLUMUN MODERN DÖNÜŞÜMÜNÜN SAĞLANIP LAİK CUMHURİYET SİSTEMİNİN TAKVİYE EDİLMESİ İÇİN BU TOPRAKLARIN TARİHSEL VE GELENEKSEL KİMLİĞİNE YABANCI OLAN ARAPÇI ANLAYIŞLARA KARŞI AMANSIZ BİR MÜCADELE ŞARTTIR.
Bu aslında gericiliğe karşı verilen bir ölüm kalım mücadelesidir. Bu mücadeleyi kazanmaktan başka çaremiz yoktur.”
****
Cemil Kılıç‘ın yazısının tümü:
https://odatv.com/turkler-turkmen-aleviliginden-ve-turk-sunniliginden-nasil-koparildi-15111805.html?fbclid=IwAR1AaOEB335d4oMeF5e3w8Jx4mxrzi1PMjFx8FIiamho2N0VT7ki7symsvE