‘Çekiç Güç’ün yarattığı yıkım unutulmasın!

‘Çekiç Güç’ün yarattığı yıkım unutulmasın!

Daver Darende ile ilgili görsel sonucuDaver Darende
Emekli Diplomat-Yazar
Cumhuriyet, 08.10.19

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Türkiye’ye karşı içten davranmayan, bölgede PKK/ YPG’yi kendi silahlı gücü gibi kullanan ABD’nin Suriye’deki stratejik hedefi Türkiye’nin stratejik hedefi ile örtüşmemektedir. Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt devletçiğinin kurulması ABD’nin asla vazgeçemeyeceği hedeflerden biridir. Bir başka hedef ise Irak’ın kuzeyinde ikinci bir İsrail’in kurulmasıdır.

1990’lı yıllarda Türkiye’yi yöneten devlet adamlarımızın uzak görüşlü (!) politikaları sonucu Amerikan ve İngiliz uçaklarından oluşan “Çekiç Güç”ün topraklarımızda konuşlanması yaklaşmakta olan büyük tehlikenin habercisi gibiydi.
Çekiç Güç”ün TBMM tarafından altı ayda bir uzatılmasının, bu gücün Irak’ın fiili olarak bölünmesini sağlayan en önemli etkenlerden biri olacağını o yıllarda kimse hesaba katmamıştı. Basın ve televizyonlarda “Çekiç Güç” başarı gibi kamuoyumuza sunuluyor, yararlarından övgüyle söz ediliyordu! Oysa “Çekiç Güç” Kuzey Irak’ta oluşan Kürt Federe Devleti’nin, kurulup gelişmesini sağlayan, vurucu bir güç idi. Bu olumsuz gelişme Kürtler açısından Sevr Antlaşması’nın yıllar sonra uygulanması anlamına geliyordu.

Mumcu’dan uyarı
Uğur Mumcu, Cumhuriyet gazetesinde yayımlanan 23 Aralık 1993 tarihli yazısında “Çekiç Güç”ün sakıncalarını ve yaratacağı yıkımı belirtirken şunları yazmıştı:

  • ‘Çekiç Güç’, ülke savunmasının bir bölümünü taşerona vermek anlamına geliyor. Hem bu anlama geliyor hem Irak’ın içişlerine karışma anlamına geliyor. İşlev bunlarla da bitmiyor. ‘Çekiç Güç’ Kuzey Irak’ta oluşan Kürt Federe Devleti’nin kurulup gelişmesini sağlıyor.

Sevr’in gerçekleşmesi
Bu gelişme, Kürtler açısından, Sevr Antlaşması’nın yetmiş üç yıl sonra sorgulanması anlamına geliyor. Aynı oyun yine sahnede. Önce ‘Çevik Güç’ ardından ‘Çekiç Güç’ ABD, Ortadoğu’yu gün geçtikçe egemenliği altına alıyor” (Cumhuriyet, 23 Aralık 1993) Uğur Mumcu’nun günümüz gelişmelerine ışık tutan, gelmekte olan tehlikeyi önceden gören bu sözleri ne acıdır ki o dönemde önemsenmedi.

‘Asıl işgalci Çekiç Güç’
O yıllarda DSP Genel Başkanı Bülent Ecevit 22 Mart 1996 tarihli Cumhuriyet gazetesinde yer alan demecinde “Türkiye sınır ötesi harekâta geçtikçe, ‘Türkiye işgal ediyor’ diyorlar. Oysa ‘Çekiç Güç’ün orada bulunması asıl işgal’ değerlendirmelerini yapıyordu. ABD ve Batı destekli “Kürtçülük Akımı”nın bölgeye yerleştirilmek istendiği daha o zaman belli idi. Yakın geçmişte “Çekiç Güç”ün Cudi Dağları’nda PKK’ye savaş malzemesi sağladığını o günlerde basında izlerken içimin sızladığını anımsarım.

‘Çekiç Güç’ köklü bir çıban gibi! Çıbanın başını keskin bir bıçakla kesebilirsiniz ama kökünü çıkaramazsınız. Çıkarmaya kalkıştığınızda nelerle karşılaşacağınız bilinmez.”

Bu sözler dönemin Başbakanı Süleyman Demirel tarafından 22 Ocak 1993 günü devletin televizyonunda TV-1’de söylenmişti. Günümüzde Suriye’nin kuzeyinde oluşturulacak “güvenli bölge”nin yeni bir “Çekiç Güç” olup olmayacağına ilişkin tartışmaların sürdüğü bu duyarlı dönemde “stratejik müttefik” olarak tanımlanan (!) ABD’nin terör örgütü YPG/ PKK’ye silah yardımını artırarak sağlaması dikkat çekici olduğu ölçüde düşündürücü değil midir?

Hedefler örtüşmüyor!

Türkiye’ye karşı içten davranmayan, bölgede PKK/ YPG’yi kendi silahlı gücü gibi kullanan ABD’nin Suriye’deki stratejik hedefi Türkiye’nin stratejik hedefi ile örtüşmemektedir

  • Suriye’nin kuzeyinde bir Kürt devletçiğinin kurulması ABD’nin asla vazgeçemeyeceği hedeflerden biridir.
  • Bir başka hedef ise Irak’ın kuzeyinde ikinci bir İsrail’in kurulmasıdır.

Tüm bu olumsuz gelişmelerden sonra ABD’nin oyalama taktiğinden ve ikili oyunundan kurtulmanın tek yolu Ankara’nın Suriye ile ivedilikle diyalog kurmasıdır.
==================================

Dostlar,

AKP’nin SURİYE OPERASYONU, TIKANAN ERDOĞAN İÇİN ULUSLARARASI KURGU MU?

2011’den bu yana Suriye’nin parçalanması planında ABD-AB’nin yanında BOP Eşbaşkanı olarak yer alan AKP / RTE, ağır diplomatik hataların bedelini on milyarlarca $ yitikle, şehit ve gazilerle, uluslararası saygınlığımızın yitirilmesiyle ve daha pek çok bedelle Türkiye’ye ödetirken, perde arkasında şaşırtan, ürküten, korkutan gelişmeler yaşanıyor.

  • Erdoğan, Esat ile derhal resmen görüşmeli, el sıkışmalı ve işbirliği yapmalı,
    başka hiç bir yolu yok!
     

BM toplantısı için gittiği ABD’de Trump, RTE ile görüşmedi! “Kasım’da gel… ” dedi.
ABD hala stratejik müttefik mi? Erdoğan bir kez daha nafile tur yapacak mı ABD’ye!?

Irak ve Suriye tezkeresi TBMM’de kabul edildi

Irak ve Suriye’ye sınır ötesi operasyon konusunda Cumhurbaşkanı’na verilen iznin bir yıl uzatılmasına ilişkin tezkere, TBMM Genel Kurulunda kabul edildi. Kabul edilen tezkere ile; Türk Silahlı Kuvvetlerinin (TSK), Irak ve Suriye’deki terörist ögelerle mücadelesi kapsamında sınır dışında görevlendirilmesi öngörülüyor. Tezkere AKP, CHP, MHP ve İYİ Parti’nin oyları ile geçti.
Ne yazık ki; Türkiye Cumhuriyeti’nin var oluşuna yönelik tehditler ciddi boyutlara ulaştı.
En yaşamsal ulusal çıkarlarımız tehlikede. Tehdit ve tehlike bu denli açık ve somut.

ABD Başkanı Trump, dün akşamki Türkiye’ye yönelik twitter iletileri ile ülkemizi tehdit etti ve küçük düşürdü. AKP’li Cumhurbaşkanı Erdoğan ve iktidarı, kabul edilemez ve aldatıcı bir tuzağın ve oyalamanın içine sürüklenmiştir. Erdoğan, Kasım’da ABD’ye gitmemelidir.

  • Başta İncirlik, ABD üslerine sınırlamalar getirilmesi seçeneği artık masaya konmalıdır.

HDP Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy ise, “Biz bu tezkereye… gönül rahatlığı ile ‘hayır’ diyeceğiz.” dedi. Türkiye’nin 40 yıldır sınır ötesi operasyon yaptığını belirten Özsoy, “Geldiğimiz noktada Kürt sorunu konusunda en kritik dönemi yaşıyoruz” dedi. Türkiye’nin güvenlik kaygılarının “doğru olmadığını” savunan Özsoy, “Kürtlerin Suriye’de Kuzey Irak’takine benzer bir bölgeye sahip olmaları gerçek bir tehdit olarak görülüyor.” dedi.

“Bu sorunlar tezkerelerle çözülmez.” diyen Özsoy, “Bir an önce Suriye’de istikrarlı, demokratik bir rejimin ortaya çıkması gerekiyor. Suriye’de olan bütün ülkelerin oradan zaman içinde çıkması gerekiyor. Suriye ile ilgili masada herkes var ama orada yaşayan halklar yok.” dedi.

CHP Grup Başkanvekili Engin Özkoç ise;

“Bir ülkenin muhatabı başka bir ülke olmalıdır. Bizim muhatabımız terör örgütleri olamaz.. Bize kimse ama kimse ABD de dahil ne yapacağımızı söyleyemez. Ne yapacağımızı yüzyıllara dayanan devlet kültürümüzle, tarihi birikimimizle biz biliriz.” dedi.

“Birlikte çözüm aradığınız ABD lideri dün bilgisayarı başında, tüm dünya nezdinde Türkiye’ye, size ültimatom verdi… Tehdit bile değil. Trump Türkiye’yi aşağıladı. Ben Cumhuriyet çocuğuyum, bu ülkenin evladıyım. Benim ağrıma gidiyor, sizin ağrınıza gitmiyor mu?” diye sordu. Hükümete kimi uyarılarda bulanacaklarını belirten Özkoç, şunları kaydetti:

  • “Bütün görüşmelerde Suriye’de toprak bütünlüğüne duyulan saygıyı tekrarlamalıyız.
    Harekatın amacını, süresini ve öngörülen sonuçlarını açıklamalıyız.
    Suriye, Şam ile Esad ile aracısız konuşmayı başarmalıyız.
  • PKK, IŞİD ve tüm terör örgütlerine karşı sınır güvenliğimiz önemlidir, korumalıyız. Bölge halkının can ve mal güvenliğini garanti etmeliyiz. Adaletli olacağımızı, Türk askerinin adalet dışında bir zulme asla alet olmayacağını bölge halkına iyi anlatmalıyız. Kimseye ayrımcılık yapmayacağımız sözünü vermeliyiz.
  • İç politikada savaştan çıkar sağlayan tutumu bir kenara bırakmalıyız.
  • Çocukların kanı üzerinden siyasal hatalarınızı asla temizlemeye kalkmamalısınız.
  • Yanlış dış politikanız nedeniyle bugüne dek karşı karşıya kaldığımız bir gerçek var; bizim askerlerimiz maalesef orada. Onların can güvenliği ve yaşamı bizim her şeyimizdir.
  • ‘Hayır’ demememizin, evlatlarımız için olduğunu gayet iyi bilin; vatanımız, onurumuz için olduğunu gayet iyi bilin; bölgenin barışı için olduğunu gayet iyi bilin.
  • Biz, vatanın, milletimizin, ordumuzun, bayrağımızın yanında durmaya devam edeceğiz.
  • Siz de artık gerçekleri görün ve emperyalistlerin eş başkanlığını yapmaktan vazgeçin.”

ÖDÜL

ÖDÜL

(Bir Resmin Düşündürdükleri)

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar    

Bir kare fotoğraf, kimi kez dünyanın en güzel değeridir. Kimi kez her şeydir. Kimi kez mutluluğun güzelliğin, barışın, sevginin, aşkın, güzel insan olmanın, güzel duymanın, güzel düşünmenin resmidir. Kimi kez mutluluğun resmidir. Büyük Ozan Nazım’ın, Ressam Abidin Dino’ya Sen mutluluğun resmini yapabilir misin Abidin?  dediği resim olabilir.

CHP Lideri Sayın Kılıçdaroğlu 21.4.2019 günü hain bir güruh tarafından alçakça saldırıya uğramış, linç edilmek istenmişti. Taşlı – sopalı saldırı ile..

Cehalet doruğa ulaşmıştı. Hatta bir kadın, kafası büyüklüğünde taşları Kılıçdaroğlu’nun arabasına atarken, çılgınca ve vahşice bağırıyor, Kılıçdaroğlu’nun içinde olduğu evi işaret ederek “Yakın o evi” diye çığlıklar atıyordu! Elbetteki bu bir vahşetin, linç girişiminin, kışkırtmanın, ilkelliğin, dahası barbarlığın resmiydi. Oysa kendisini de ilkelliğin harmanından çekip alacak, bir güzel insana, böylesine gözü dönmüş saldırıyı, hangi Türkiye düşmanları tetiklemiş ve programlamıştı.

Image result for Çubuk'ta Kılıçdaroğlu'nun arabasına taş atan kadın

Kılıçdaroğlu ve arkadaşlarının başına gelecek kötü bir olayda, ülkenin nasıl bir karmaşaya sürükleneceğini aklı başında herkes bilir. İyi ki de uçurumun kenarından dönüldü.

Beni düşündüren iki kare fotoğraf, birisi; Nefreti, gözü dönmüşlüğü, cehaleti, vahşeti, kini zavallığın, kullanılmışlığın, kışkırtılmışlığın fotoğrafı. Elinde kafası büyüklüğündeki taşla Kılıçdaroğlu’na saldırıyor, Çubuk ilçesinde bir kadının fotoğrafı.

Öbürü dünyanın en masum, en doğal haliyle gözlerinin içi gülen kollarını açmış, topladığı kır çiçeklerini otobüsten elini uzatan Kılıçdaroğlu’na vermek için çırpınıyor. Öbür elinde Mustafa Kemal’in, Ata’sının resmi. Bu da bir köylü kadını, belli ki bir güzel anne. Peşinde yine kollarını açmış gözlerinin içi gülen, koşarken ayakları yerden kesilmiş, sevdiği insanı görmekten çılgına dönmüş iki güzel anne. İşte aşk bu, mutluluk bu, sevgi bu, Türkiye’nin geleceğine umut bu. Eminim ki biz buyuz. Kin, nefret, cehalet değil; bu güzel kare doğal fotoğrafın içtenliği, anlayışı kurtaracak ülkeyi.

Sayın Kılıçdaroğlu o kır çiçeklerini olasılıkla almıştır. Fakat arabasından inip o iki güzel annenin çiçeklerini alıp, sarılıp alınlarından öptü mü bilmiyorum? Yapmadıysa kare eksik kalmıştır bizce.

1974 seçimleriydi. O zamanki CHP Genel Başkanı rahmetli Bülent Ecevit Sungurlu üzerinden Çorum’a geçiyordu, konvoy sevgi gösterilerinden güçlükle ilerliyor, yaşlı bir kadın Sarımbey Köyü yakınlarında Ecevit’e dokunmaya çalışıyor kalabalıktan yetişemiyor, güçlükle bir an elinden tutabiliyor, hepsi o kadar. Sonra Ecevit’e dokunduğu elini dudaklarına götürüp kezlerce öpüyordu. O kareyi anımsadım, elinde kır çiçekleri ile kollarını açıp koşan anneleri görünce.

Kimi kez tek kare bir fotoğraf dünyayı sallayabilir. Öyle de olmuştur. Örneğin çok yakında kıyıya vuran Suriyeli Aylan bebek dünya gündemine oturmuştu. Bodrum’dan Kos’a botla gitmeye çalışan 3 yaşındaki Aylan Kurdi‘nin cansız bedeni dünya gündemini sarsmıştı. Yine İsrail askerlerinin, savunmasız bir Filistinli çocuğu kemiklerini kırarcasına dövmesi, Amerikan askerlerinin Vietnam’da savunmasız bir kadının beynine silah dayayan fotoğrafı…. belleklerimizden çıkmış değil. Atom bombası sonrası, Hiroşima’da çekilen fotoğraflara girmeyeyim. Bu fotoğrafların her biri dünyayı ve insanlığın vicdanını ayağa kaldırmıştı.

Doğal olarak o fotoğraflar içimizi karartmıştı. Ama söz ettiğim bu fotoğraf Muğla’nın Bafa köyünden… Bir insanın bir elinde Atatürk portresi, öbür elinde kır çiçekleri ile ayakları yerden kesilerek umut diye Kılıçdaroğlu’na doğru koşmasından daha anlamlı ve daha masum ne olabilir? İçimize umut ve çoşku veren bu fotoğraf öyle sanıyorum ki, Sayın Kılıçdaroğlu’nun yaşamınınen anlamlı ödülüdür.

Bu ölümsüz kareyi çektiği için fotoğrafçı Ziya Köseoğlu’na teşekkür ediyoruz. Bu kare salt Kılıçdaroğlu’na bir ödül değil, Cumhuriyetseverlere ve Türkiye halkına da bir ödüldür.

Cumhuriyet bilinci köydeki kadınlarımıza dek ulaşmıştır. Yüreğinde kin, içinde nefret, elinde taş olan kötülük simgeleri, ilkel akıllar; çabanız boşuna..

Barış, sevgi, dostluk, insanlık kazanacak.

100 yıllık yalnızlık

100 yıllık yalnızlık

Hüseyin Vodinalı ile ilgili görsel sonucu

Hüseyin Vodinalı
aydinlik.com.tr, 17.12.2018

1918 – 1938 – 1978 – 2018…
19 Aralık gecesi başlayan olaylarla, 1978’de Maraş’ta Cumhuriyet tarihimizin en utanç verici katliamı yaşandı.

Ülkücü kılıklı failler, “Kanımız aksa da zafer İslam’ın” sloganları atan kontrgerilla ve gladyo elemanlarıydı.

  • Alevilere ait 200 ev, 100 işyeri yakıldı, bebekler ve kadınlar dahi öldürüldü.

Bunlar, tıpkı 6-7 Eylül 1955’teki gibi NATO operasyonlarıydı.

Eski Genelkurmay İstihbarat Dairesi Başkanı İsmail Hakkı Pekin’in ifadesine göre, 1959’da Amerikancı askerlerin, Süper NATO elemanı olarak envantere aldığı Fetullah Gülen gibilerinin işiydi.

19-26 Aralık 1978’de resmi rakamlara göre 120 Alevi yurttaşımız katledildi. Resmi olmayan rakamlar ise 500’ü gösteriyordu.

23 yıl süren dava sonucu 22 kişi idam, 7 kişi müebbet hapis, 321 kişi de 1–24 yıl arasında ceza aldı. Katliamda önemli rol oynayan 68 kişiye ise ulaşılamadı. Dönemin Başbakanı Bülent Ecevit, olayların kendisini uzun süredir direndiği sıkıyönetim talebine zorlamak için kontrgerilla tarafından çıkarıldığını söyledi. Bu katliam sonrası İstanbul ve Ankara dahil 13 ilde sıkıyönetim ilan edildi ve 12 Eylül 1980’deki Amerikancı Kenan Evren darbesinin taşları döşendi.

1978’den 40 sene geriye gidelim.

10 KASIM 1938

10 Kasım 1938’de Türkiye Cumhuriyeti’nin kurtarıcısı ve kurucusu Mustafa Kemal Atatürk’ün ölümünden sonra maalesef ülkemizin başı dertten kurtulmadı.

  • Tek ve en önemli vasiyeti,‘Batı ile ittifak yapmayın ve Sovyetler ile arayı bozmayın’ olan Ata’nın

ölümünden daha 9 ay sonra, onun yerine geçen İsmet İnönü İngiltere ve Fransa ile anlaşmalar yaptı. Evet, belki bu sayede 2. Dünya (AS: Paylaşım) Savaşının korkunç yıkımını yaşamadık ama sonrasında NATO üyesi olarak Cumhuriyet’in içten içe çürümesini izledik öylece. (AS: NATO üyeliği 1952’de DP – Menderes döneminde yapıldı; İnönü’nün Cumhurbaşkanlığında değil..) Menderes ve Özal başta, NATO hükümetleriyle tüm kazanımları kaybettik. NATO denilen şey Mehmet Akif Ersoy’un ‘Tek Dişi Kalmış Canavar’ diye tanımladığı Batı Emperyalizmi’nden başkaca bir şey değildi.

1938’den 20 yıl önceye saralım filmi.

NİSAN – ARALIK 1918

O aynı emperyalizm, Ekim 1918’de Mondros ile Osmanlı’yı bitirme fermanı imzalarken, Aralık 2018’de Rusya’daki Bolşeviklere karşı savaştaydı. Osmanlı’nın 1915’te Çanakkale’de emperyalizmin planlarını suya gömmesinin ardından Rusya’da devrimin önü açılmış, Bolşevikler Moskova ve Sen Petersburg’u ele geçirmişti. Çar yanlısı Beyaz Ordu ile Kızıl Ordu nihai zafer için savaşıyordu. Bolşevikler Menşevikler ile Fransız Devrimi’nden sonraki tarihin en büyük devrimini yapmak üzere cephedeydi.

Nisan 1918’de İngiltere ve Japonya, Rusya’nın en doğusundaki Vladivostok’a asker çıkarttı. Amerikalı Tarihçi Dr. Jacques Pauwels’e göre, sadece İngilizler, Azerbaycan da dahil Rusya’ya 40 bin asker göndermişti. Aynı baharda Rusya’nın Kuzey Batısı’ndaki Murmansk’a Amerikalılar 15 bin asker çıkardı.

Fransa, Sırbistan, Yunanistan, Japonya ve Romanya da binlerle ölçülen birlikleri Beyaz Ordu’ya destek olarak gönderdi. Maksat, Çanakkale’de Türklere yenilen Winston Churchill’in bizzat kendi deyimiyle, ‘Komünizm canavarını henüz bebekken beşiğinde boğmaktı’.

Brest Litovsk anlaşmasıyla yenilgiyi kabul eden Almanya da Baltık ülkelerini Bolşeviklere karşı destekliyordu. İlerleyen süreçte Batılı ülkeler daha çok asker ve silah gönderdi ama nafileydi. Tarih baba farklı yöne ilerledi.

Pauwels, Rus halkının muhafazakar kesiminin de sadece Ruslardan oluşan Bolşevikleri, emperyalist Avrupa, Amerika ve Japonya’ya karşı desteklemeye başlaması, Baltık ve Doğu Avrupa ülkelerindeki sosyalistlerin de Bolşeviklere destek vermesi ve Batılı askerlerin ilerleyen aylarda Rusya’da savaşmayı reddetmesi, hatta bazılarının Bolşevik saflarına geçmesiyle Sovyetler’in tarih sahnesine çıktığını yazıyor. Pauwels, Bolşevikleri, Fransız devrimindeki Jakobenlere benzetiyor ve “Rusya Ana”ya onların sahip çıkmasıyla “Bolşevizm’e karşı Haçlı Seferi”nin başarısızlığa uğradığını anlatıyor son yazısında. Tabii aynı Wall Street emperyalizmi, daha sonra da General Franko, Benito Mussolini ve nihayetinde Adolf Hitler’i destekledi SSCB’ye karşı. Ama Bolşevik bebek artık büyümüştü. Ve artık bir yetişkin olan Bolşevik Rusya, Nazi faşizmini dünya üzerinden silmeyi de bilmişti.

ARALIK 2018

ABD emperyalizmi bugün dahi emellerinden vazgeçmiyor. Rusya ve Çin’i açıkça dehdit edip hedef alıyor. Tarih tekerrürden ibaret midir? Yoksa tarih bir devrilerek, bir evrilerek mi ilerler? Bu genellemeyi yapmayı sonraya bırakıyorum ama bugün, yani 16 Aralık 2018’de tarihin yeni bir aşamasında bulunuyoruz.

  • ABD’nin başını çektiği kanlı emperyalist Atlantik sistemi çöküşte.

Rusya ve Çin’in öncülük ettiği Büyük Afro-Avrasya devri hükmünü işletmeye başladı. Türkiye de 2016’da adeta bir Çanakkale zaferi ile NATO’cu FETÖ’cü gladyoyu ezmeyi başardı. (AS: Yazarın bu değerlendirmesini aşırı abartılı hatta gerçeklikten kopuk buluyoruz..) Karşı devrimci bir dönemde bile bunu yaptık. Şimdi ise emperyalizmin Kukla Kürt Devleti yani Büyük İsrail projesine karşı Suriye’de Rusya ile işbirliği yapıyoruz. Biz Fırat’ın Doğusu’na hareketlenirken, Ruslar da ABD korumalı Tanf bölgesine yürüyor.

Rusya Ulusal Savunma Kontrol Merkezi Direktörü General Mikhail Mizintsev, ‘Şeytanın Son kalesi’ ifadesini kullanarak, ABD üssünün bulunduğu bölgede, 6 bin militanın serbest bir şekilde dolaştığını söyleyerek ABD’nin bölgeyi işgal ettiğini iddia etti. Emperyalizme karşı ezilen halkların 100 yıllık yalnızlığı, giderek yerini büyük bir Asya direnişine bırakıyor.

40 yıl önce Maraş’ta olduğu gibi, mazlumu mazluma kırdıran cani NATO sistemi de yalnızca Türkiye’de değil tüm dünyada artık sona eriyor.

Yalnızlık ABD için geçerli bir kavram haline geliyor.

Kaynaklar:
Jacques R. Pauwels https://www.globalresearch.ca/foreign-interventions-in-revolutionary-russia/5662620

Kıbrıs’ta Garantörlüğümüzün Müzakere Edilebileceği Yolundaki Haberlere Tepkiler

Kıbrıs’ta Garantörlüğümüzün Müzakere Edilebileceği Yolundaki Haberlere Tepkiler

Onur ÖYMEN

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Basında yer alan bilgilere göre  Yunanistan Dışişleri Bakanı Nicos Kocias yaptığı bir konuşmada “Kıbrıs’ta müzakere masasında artık güvenlik ve garantiler konusu var. Bunu, BM Genel Sekreter’i de İsviçre’deki müzakerelerde kabul etti. Dolayısıyla daha öncekine göre çok daha iyi pozisyondan başlayacağız.” demiş. Geçen yıl İsviçre’nin Crans Montana şehrinde yapılan görüşmelerin başarısızlıkla sonuçlanmasından sonra, BM Genel Sekreteri Guterrez, hazırladığı raporda, garantiler sisteminin sürdürülemez olduğu görüşünü dile getirmişti. Türkiye ise daima garantiler konusunun müzakereye açık olmadığını vurgulamıştı. Buna karşılık KKTC Cumhurbaşkanı Mustafa Akıncı’nın müzakerelerin Guterrez prensipleri üzerinden sürdürülebileceği yolunda bir açıklama yapması, Türk tarafının garantiler konusunu görüşmeye hazır olduğu izlenimi yaratmış ve bu Türkiye’de tepkiyle karşılanmıştı. 

Nicos Kocias’ın bu kez yaptığı açıklama sanki iki taraf arasında garantilerin görüşülebileceği konusunda bir ön uzlaşmaya varıldığı izlenimi vermektedir. 

Bu konuda Yeniçağ gazetesine verdiğim demeçte özetle şunları söyledim:

Türkiye’nin Londra ve Zürih antlaşmalarından kaynaklanan güvenlik ve garanti hakları müzakere edilemez.Kıbrıs sorununun özünde bu yatıyor. Türkiye, 1974 yılında  Londra ve Zürih antlaşmalarındaki garanti hakkına dayanarak müdahalede bulunmuştur. Garantilerden vazgeçmek demek Kıbrıs’ı Girit gibi teslim etmek demektir. Toprak, garantiler ve oradaki askerlerimizin varlığı, bizim kırmızı çizgilerimizdir. Aksi takdirde Kıbrıs Türklerinin güvenliğini sağlayamayız. Umut ediyorum ki, Türkiye bunu kabul etmeyecektir. KKTC Başkanlığının böyle eğilimleri olduğu yolunda basında haberler çıkıyor. Ancak Türkiye’nin böyle bir çizgiyi kabul etmesi son derece sakıncalıdır. Garantilerden vazgeçilmesi Kıbrıs’ın tümüyle teslim edilmesi anlamına gelir. Bu Rumların ve Yunanistan’ın istemiydi ve BM Genel Sekterinin raporunda da garantilerin müzakere edilebileceği yönünde görüşler vardı ve biz ona çok tepki göstermiştik. 

“ Bu yaklaşım kabul edilirse Kıbrıs’tan asker çekilmesi de gündeme gelebilecektir. O zaman da geriye gerçekten fazla bir şey kalmayacaktır. Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’ta yaşayan yüzbinlerce soydaşımıza karşı tarihi bir sorumluluğu vardır. Kıbrıs harekatını yapan Bülent Ecevit‘e, ayrıca Rauf Denktaş‘a karşı da manevi sorumluluğumuz var. En kötü durumlarında bile devletler kimi temel çıkarlarından fedakarlıkta bulunamazlar. Yunanistan Dışişleri Bakanının sözlerini sanki Türkiye garantiler konusunu müzakere etmeyi kabul etmiş gibi değerlendirmek yanlış olur. Bu olacak şey değildir. Türkiye’nin bunu kabul ettiğine ilişkin bir işaret henüz yoktur. Umarım ki hiç olmaz. Türkiye’nin böyle bir vahim hatayı yapabileceğine ben ihtimal vermek istemiyorum.”

=====================================
Dostlar,

Çooooooooook kritik koşullar içindeyiz.

Türkiye çok ağır bir iç – dış borç bunalımı içinde AKP = Erdoğan’ın mutlak sorumluluğu ile.
Değil Demirel’in 1965’lerde itiraf ettiği “70 Cent’e muhtacız”; “1 Cent’e” muhtaç durumda..

Böylesi zamanlar Batı emperyalizminin özellikle kurguladığı ortamlardır ve olağan koşullarda ileri süremedikleri her türlü  ağır – kabul edilemez istemlerini masaya koyarlar. Büyük olasılıkla, AKP = Erdoğan ile perde gerisinde “dış kredi” karşılığında böylesine kabul edilemez pazarlıklar yapılıyordur ki; durup dururken kamuoyuna bu haberler sızdırılarak hem kamuoyunun tepkisi ölçülüyor hem de alıştırılıyor..

Dolayısıyla, 16 yıldır ülkeyi Batı ve dinci rantiye adına yağma ve talan eden iktidar; şimdi bunun çok ağır bedelini, iktidarda kalma adına, hayal bile edilemeyecek ödünleri vererek ödemek / ülkemize ödetmek isteyebilir.. Bu çok tehlikeli bir durumdur.

  • Hem AKP iktidarı = Erdoğan‘ı bu kumardan – ihanetten kesin olarak kaçınmaya çağırır,
    hem de tüm Türkiye’yi bu bağlamda son derece uyanık olmaya davet ederiz..

Sayın Öymen’in uyarısını bütünüyle paylaşıyor, destekliyor ve kendisine teşekkür ediyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 22 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BS
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

2001 krizi ve seçimler

2001 krizi ve seçimler

Yıldırım Koç

Yıldırım Koç
Aydınlık Gazetesi, 24.4.2018

Türkiye ekonomisi giderek daha da derinleşen bir kriz yaşıyor. Açıklanan milli gelir artış bu krizi yansıtmıyor. İşverenlerin şikayetleri her geçen gün artıyor. Kentlerin en işlek caddelerinde geçmişte büyük hava paraları ödenerek kiralanabilen dükkanlar bugün boş; bir bölümü kiralık, bazıları satılık.

Halkımız son derece sağduyuludur, kısa vadeli çıkarlarını çok iyi bilir, ekonomik sorunlarına öncelikle en risksiz ve en düşük bedelli yollardan çözüm bulmaya çalışır, olağanüstü tedbirlidir, hayal dünyasında yaşamaz, son derece gerçekçidir. Yaşadığı sorunlardan genellikle hükümetleri sorumlu tutar. Bu nedenle de tepkisini seçim sandığına yansıtır. Sorunların artmasına karşın sandık çok gecikirse ve iktidarın zayıfladığı biçiminde bir algı yaygınlaşırsa, kitle eylemleri kendiliğinden gelişir. 1998-2002 krizi sonrasındaki gelişmeler, bu sürecin en somut olarak yaşandığı örneklerden biridir.

KRİZ VE SEÇİMLERE YANSIMASI

Türkiye ekonomisinde çok önemli bir kriz 1998-2002 yıllarında yaşandı. Sabit fiyatlarla GSMH 1998 yılında %3.9 arttı ve 1999’da %6.1 azaldı. 2000 yılındaki %6.3’lük bir artışın ardından, %9.4 küçülme yaşandı. Kişi başına sabit fiyatlarla GSMH ise 1998’de %2.0 artarken, 1999’da %7.8 küçüldü. 2000 yılındaki %4.2 artışın ardından 2001’de %11.0 azalma gerçekleşti. Bu krizin yarattığı sorunlar, bu yıllarda koalisyon hükümetinde yer alan siyasi partilerin oy oranlarını ciddi biçimde düşürdü. Bülent Ecevit 28.5.1999-18.11.2002 döneminde başbakandı. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli ve ANAP Genel Başkanı Mesut Yılmaz da devlet bakanı ve başbakan yardımcısıydı.

1999 milletvekili genel seçimlerinde DSP 6.9 milyon (%22.2) oy aldı. Ekonomik kriz sonrasında yapılan 2002 milletvekili genel seçimlerindeki oy sayısı 384 binde (%1.2) kaldı. MHP 1999 milletvekili genel seçimlerinde 5.6 milyon (%18.0) oy aldı. 2002 seçimlerinde 2.6 milyonda (%8.4) kaldı. 1999 milletvekili genel seçimlerinde ANAP 4.1 milyon (%13.2) oy aldı. Oy sayısı kriz sonrasındaki 2002 milletvekili genel seçimlerinde 1.6 milyonda (% 5.1) kaldı.

Ekonomik kriz sürecinde iktidarda koalisyon ortağı olarak bulunan DSP, ANAP ve MHP, 2002 sonundaki milletvekili genel seçimlerinde büyük oy kaybına uğradı. Üç partinin 1999 seçimlerindeki toplam oyu 16.6 milyondu; 2002’de 4.6 milyona indi. Üç partinin toplam oy oranı da %53.4’ten 14.7’ye geriledi. Seçmenler, Türkiye tarihinin en büyük krizlerinden biri olan 1998-2002 ekonomik krizinin faturasını iktidarda bulunan DSP, MHP ve ANAP’a ödettirdi. Ayrıca, Türkiye tarihinin en büyük işçi ve memur eylemleri 1999-2002 döneminde gerçekleşti.

DÖVİZ NASIL ARTMIŞTI?

Günümüzde Türk lirasının hızlı değer kaybı, çeşitli etmenlere bağlı olarak, sürüyor. 2001 yılında Türk lirasının nasıl değer kaybettiği anımsanırsa, başımıza gelebilecekler konusunda bir fikir sahibi olunabilir. Merkez Bankası verilerine göre 1 ABD dolarının TL karşılığı çeşitli tarihlerde şu şekilde gelişti:

22 Şubat 2001 685.4 TL
23 Şubat 2001 957.9 TL
26 Şubat 2001 1073.0 TL
4 Nisan 2001 1232.6 TL
18 Temmuz 2001 1482.6 TL

22 Şubat’ta 685.4 TL olan Dolar, 5 ay sonra 1482.6 TL oldu. Aralık’tan Aralık’a tüketici fiyatları artışı da 2000 yılında %39.0 iken 2001 yılında %68.5 oldu. 2002 yılında ise %29.7 olarak gerçekleşti. AKP Türkiye’yi yönetemiyor. Bakalım Türk lirası, önümüzdeki günlerde 2001 yılındakine benzer hızlı ve büyük çapta bir değer kaybına uğrayacak mı?