Ey Nalıncı!..

Zafer Arapkirli
21 Ağustos 2020, Cumhuriyet

Ne bu öfke?
Yine her zamanki gibi hararetli şekilde “kendine kendine” yontmaktasın.
İşine geldiği gibi gündeme yön vermeye çalışmandan söz ediyorum.
Joseph (Joe) Biden’ın “Muhalefete destek vermeliyiz” mesajına verdiğin tepkiden söz ediyorum.

Çok dokunmuş sana bu tavrı, ABD’li başkan adayının. Haklı olarak “Herkes kendi işine baksın. Başka memleketlerin içişlerine, iç siyasetine burnunu sokmasın. Nerede, kimin iktidara geleceğini, gelmesi gerektiğini filan başkaları tayin etmeye çalışmasın…” diyorsun.

Diyorsun da… Kendini gülünç duruma sokuyorsun.

Çünkü sen, şu anda dünyanın kim bilir kaç yerinde, gizli ya da açık biçimde, “üstelik gizli ve açık silahlı güç” kullanmak sureti ile başkalarının ülkelerindeki yönetimlerin değişmesi yolunda faaliyet gösteriyorsun be Nalıncı. Onun başkentindeki bilmem ne camisinde namaz kılma sevdasının, ötekinin bilmem ne şehrini işgal edip topraklarına (neye dayanarak?) fethetme rüyasının peşinden koştuğun için seni eleştirenlere, yıllardır “1400’lü, 500’lü, 600’lü yıllarda ecdadımızın yaptığını” emsal gösteriyor ve o devirleri taklit zihniyetini filmlerde dizilerde, okullarda, müfredatta ve dahi günlük söylemde pompalıyorsun.

Şimdi kalkmış, “perhiz” muhabbeti yaparken, “lahana turşusunu” maşallah tabak tabak götürüyorsun. Ayıp olmuyor mu?

Bak Nalıncı!

O keserle hep kendine yontma işinden kafanı kaldır da dinle.

Biz senin, “daha hiçbir resmi yönetici sıfatı taşımadığın” günlerde, dünyanın en önemli siyasi makamlarınca kırmızı halılarda kabul gördüğün, yani “o makamlardaki birilerince iktidara hazırlandığın, hatta adım adım arkadan itildiğin” günleri de hatırlıyoruz. Beyaz Saray diyorum. Downing Street 10 numara diyorum. Brüksel diyorum. Hatırladın mı? Biz de oralardaydık, naçizane işimizi yapıyor bu ziyaretleri haberleştiriyorduk.

Pişpirik oynamaya gitmemiştiniz oralara. Bal gibi de birileri bir yerlerde, sizin “İktidar (kutlu?) Yürüyüşünüz”e el veriyordu, destek atıyordu.

Ey Nalıncı!

O gün “Egemenlik, hükümranlık, içişlerine karışmama ilkesi, el âlemin iktidarına muhalefetine karar vermeme ilkesi” aklına geliyor muydu?

Bak Nalıncı…

“Instead of pushing him down, putting him to the drain…” (mahut “deliğe süpürmeyin…” konuşması) sözleri ile bu ülkenin en üst makamlarına elin oğlundan destek çağrısında bulunan Cüneyt (Zapsu) Bey’in sözleri hâlâ gök kubbede asılı duruyor.

Yapma. Ayıp oluyor.

İstanbul Sözleşmesi Yaşatır

Bu toprakların tarihinde, bu toprakların kadınları ve çocukları için yapılmış en hayırlı işlerden biri olan, “Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi” ve buna bağlı 6284 Sayılı Yasa’nın virgülüne bile dokunmak, bu ülkenin kadınlarına ve çocuklarına yapılabilecek en büyük ihanet olur.

“Ailenin temellerine dinamit koymak” ya da “Farklı cinsel eğilimlerin yaygınlaşmasına teşvik” gibi saçma sapan gerekçelerle ortaya çıkan gerici-yobaz-örümcek kafalı güruha yaranmak ve onların üç tane oyunu garantilemek amacıyla yapılan bu “yeniden değerlendirme”, çok açık söyleyeyim: Tam tersine bu toplumun kadınlarına, çocuklarına ve genelde bu topluma yapılabilecek en ağır ihanetlerden biri olacaktır.

Buna izin vermemek için aklı başında herkesin, 7/24 elinden geleni yapması gerekiyor. Aksi takdirde, üstelik de kadına yönelik şiddet, tecavüz ve cinayetlerin her geçen gün hatta saat kendini maalesef hatırlattığı bir dönemde, gericiliğin gazı ile yapılmak istenenin, “ortaçağ karanlığına geri dönmekten” başka bir anlamı yoktur.

Yerel yönetim

Bu ülkenin çeyrek yüzyıllık tarihindeki en önemli siyasi değişimin, yani başta İstanbul ve Ankara olmak üzere önemli pek çok şehirde yerel yönetimin el değiştirmesinin altı, ne yazık ki bir türlü tam olarak doldurulamadı.

İstanbul özelinde, Sayın Ekrem İmamoğlu yönetimi, bu değişimi bir ciddi “dönüşüm” haline getirmek için beklenen pek çok çabayı gösterirken, bazı kadrolara yapılan atamalarda, gereksiz bir “Aman, her kesimi memnun edelim. Yandaş kadrolaşma izlenimi vermeyelim” kaygısı ile ciddi gaflar yapmayı sürdürmektedir. Eski Ziraat Bankası Genel Müdürü’nün ve tescilli yandaş bir yazarın İBB Kültür Sanat Platformu’na atanması sadece öne çıkan 2 örnektir.

Atamalarda “parti-tanıdık-kendi çevreniz” vb. kıstaslar değil, tabii ki “liyakat” birinci sırada yer almalıdır. Ama onca yıllık hasarın müsebbibi bir zihniyetin kucağından gelenlerden başkası ya da “başka cenahlardan” olup da yine de “layık” kimse bulamıyor musunuz diye sorarlar insana.

Yapmayın. Sizlere açılan kredileri har vurup harman savurmayın.

Erdoğan mektubu nasıl iade edecek?

Erdoğan mektubu nasıl iade edecek?

Yılmaz Polat
10 Kasım 2019, ABC Gazetesi

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın 13 Kasım’da Washington’a yapacağı ziyaretin iki önemli yanı var. Birincisi, skandal mektubun hangi yolla iade edileceği, ikincisi de güvenlik konusu..

Erdoğan, mektubu Trump’a vereceğini söylediğine göre, iadesi kesinleşmiş görünüyor. Belli ki, görüşme konularının önüne geçecek bir durum söz konusu. Haber değeri çok yüksek. Hem ABD hemde Türk Medyası için. (gerçi havuz medyası başlıkları çoktan hazırlamıştır)

Daha önce diplomaside örneği olmayan ‘skandal’ bir mektup ve iadesiyle karşı karşıyayız. Peki iade nasıl gerçekleşecek? Erdoğan, mektubu görüşmenin yapılacağı Oval Ofis’te elden mi verecek? Yoksa zarf Trump’ın Sekreterine mi bırakılacak?

Bu arada Erdoğan’ın Trump’a ziyaret anısına nasıl bir hediye götürdüğünü bilmiyoruz.
(Erdoğan Başkan Obama’ya iki pamuklu bornoz, ‘A Vision of Global Peace – Küresel barış vizyonu ’ başlıklı kitabını ve Türk lokumu hediye olarak götürdü (2015)

İade sırasında mektubun bir cevabı olacak mı? Olursa sözlü mü, yazılı mı yapılacak?

Ya da mektubun gelişi ABD’nin Ankara Büyükelçiliği yoluyla olduğuna göre, Türkiye’nin Washington Büyükelçiliği tarafından zarfın üzerine “return” damgası basılıp mı iade edilecek? Gerçekten haber değeri çok yüksek bir ziyaretle karşı karşıyayız. Tabii bu arada Trump’ın ne yapacağını da kestirmek çok zor!

Protesto- güvenlik

ABD medyasının da dikkatini çekecek öteki önemli konu da ‘güvenlikle’ ilgili. Erdoğan’ın 2017 yılında Washington’a yaptığı ziyaret sırasında Türkiye Büyükelçiliği’nin önünde korumalarla göstericiler arasında çıkan ‘arbede’ ABD medyasında günlerce tartışılmış, mahkemeye aksetmişti. Washington’da bir grup protestocu Trump-Erdoğan görüşmesinin yapılacağı gün Beyaz Saray karşısındaki Lafayette Park’ta gösteri yapacak. Washington Polisi’nin gösteriye izin verdiği bildirildi.

D.C. Polis Müdürü Peter Newsham, 2017’deki gibi bir durum olmaması için geniş güvenlik önlemi alacaklarını söyledi. Beyaz Saray ve Dışişleri Bakanlığıyla temasta olduklarını bildirdi.

Ziyaretten nasıl bir sonuç çıkar?

Görüşmenin yapılacağı önümüzdeki Çarşamba Trump için önemli bir gün. Kongre’de azil süreciyle ilgili halka açık oturumlar başlayacak. Trump’ın dikkati bir yandan da Kongre’de olacak.

YPG lideri Mazlum Kobani’yi Beyaz Saray’a davet eden Trump, Suriye’deki petrol kuyularını işgal ederek gelirini hibe edeceğini söylediği ‘YPG-PYD’den vazgeçmeyeceklerini kezlerce açıkladı.

Erdoğan, ‘bize verilen sözler tutulmadı, güvenli gölgeyi 120 km’den 490 km’ye yayacağız, operasyona devam edeceğiz’ deyip bunu yapabilir mi?

Trump, Kongre’deki yaptırım ve sözde soykırım tasarısını önlerim merak etmeyin diyebilir mi? Trump ‘Halkbank davası bende, merak etmeyin’ diyebilir mi?

‘Siz S-400 sistemini monte edin. Önemli değil. Bizden de Patriot füzesi alırsınız, F-35’in satışını da merak etmeyin’ sözü verebilir mi? CAATSA yaptırımlarını önleyebilir mi?

İki ülke arasında ticaret hacmini ne ölçüde artırabilir?

Erdoğan sonucu belli bir görüşme için geliyor.
Bu arada Trump’ın tam bir yıl sonra Başkan olup olmayacağı da belli değil.

Beyaz Saray, Wall Street Journal’a sızdırdı: Türkiye, Brunson karşılığında Halkbank cezasının kaldırılmasını istedi!

Beyaz Saray, Wall Street Journal’a sızdırdı: Türkiye, Brunson karşılığında Halkbank cezasının kaldırılmasını istedi!

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Wall Street Journal (WSJ) gazetesine konuşan Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, ABD’nin Halkbank hakkındaki soruşturmayı ve para cezasını düşürmesi karşılığı Brunson’ın serbest bırakılması teklifinin Trump tarafından reddedildiğini söyledi.

Türkiye’de 2 yıl tutukluluktan sonra evhapsine çıkarılan ABD‘li rahip Andrew Brunson ‘ın serbest bırakılmaması gerekçesiyle yaptırım uygulamaya başlayan ABD Başkanı Donald Trump’ın, Ankara’nın bu konudaki pazarlıklara Halkbank’ı karıştırmasına karşı çıktığına dair yeni bir haber geldi. WSJ’ye konuşan Beyaz Saray’dan üst düzey bir yetkili, Ankara’dan ”Halkbank hakkındaki soruşturmayı düşürün, rahibi serbest bırakalım” teklifi geldiğini söyledi.

Buna göre öneri, ‘Brunson hakkındaki terör suçlamalarının düşürülmesi karşılığı ABD Hazine Bakanlığının Halkbanka getirdiği milyarlarca dolarlık cezanın geri çekilmesi’ istemini içeriyordu.

‘TÜRKİYE GERÇEK MÜTTEFİK DEĞİL’

Teklifin reddedildiğini aktaran Beyaz Saray’dan üst düzey yetkili, ”Gerçek bir NATO müttefiki, zaten Brunson’ı tutuklamazdı’‘ dedi.

Trump yönetimi teklifi reddederek Türkiye’ye karşı yeni yaptırımların da önünü açtı. Ucu Türkiye’ye kadar uzanan İran’a yeni yaptırımlar getiren Trump’ın Türkiye ile ilgili son açıklamalarından birinde ”Masum bir adam olan rahip Brunson’ın serbest bırakılması için hiçbir şey ödemeyeceğiz, Türkiye’den kesintiye gideceğiz” demesi dikkat çekti.

Donald J. Trump
@realDonaldTrump

Turkey has taken advantage of the United States for many years. They are now holding our wonderful Christian Pastor, who I must now ask to represent our Country as a great patriot hostage. We will pay nothing for the release of an innocent man, but we are cutting back on Turkey!

85.4K
43K people are talking about this

Öncesinde Trump, Türkiye’nin içişleri ve adalet bakanlarına yaptırım getirmesinin ardından Türkiye’den ithal edilen alüminyum ve çelik için de gümrük vergilerini ikiye katlamıştı.

Donald J. Trump
@realDonaldTrump

I have just authorized a doubling of Tariffs on Steel and Aluminum with respect to Turkey as their currency, the Turkish Lira, slides rapidly downward against our very strong Dollar! Aluminum will now be 20% and Steel 50%. Our relations with Turkey are not good at this time!

122K
88K people are talking about this

WSJ’den evvel İngiliz gazetesi Financial Times bu pazarlığı aktarırken “Eski Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla, İran’ın yaptırımlarından kaçınmak için düzenlenen bir komplodaki rolü nedeniyle ABD’de mayıs ayında 32 ay hapis cezasına çarptırıldı. Devlet bankası olan Halkbank , ABD üzerinden İran petrol gelirlerine 1 milyar dolarlık para aklama suçlamasıyla karşı karşıya kaldı” hatırlatması yapmıştı.

Halkbank konusunda olası cezaya ABDHazine Bakanlığı’na bağlı Dış (Yabancı) Varlıklar Kontrol Ofisi (OFAC) karar veriyor.

ERDOĞAN 29 TEMMUZ’DA “BİZ BRUNSON’U PAZARLIK KONUSU YAPMADIK’ DEMİŞTİ

“Brunson da konuşuluyor. Biz Brunson’ı hiçbir zaman bir pazarlık konusu yapmadık. Her ülkenin yargısı var. ABD’de olduğu gibi Türkiye’de de yargı var. Türkiye’deki yargı, Brunson hakkında, hastalığını göz önüne alarak, iyi niyetle ev hapsi yönünde karar vermiş. Yargı kararına saygı duymak yerine konuyu Türkiye’ye yaptırım meselesi haline getiriyorlar. Geldikleri noktada, 6 senatör Dışişleri Komisyonu’na Türkiye’ye yaptırım öngören bir teklifte bulunuyorlar. Yaptırımlarla Türkiye’ye geri adım attıramazsınız. Şunu da bilmeleri lazım, biz halkımızla milletimizle bugüne kadar nasıl el ele dayanışma içinde olduysak aynı şekilde yolumuza devam ederiz. ABD, bu tavrı değiştirmez ise, Türkiye gibi güçlü ve samimi bir ortağı kaybedeceğini de unutmamalı.” (Cumhuriyet internet, 20.08.2018)
====================================
Dostlar,

Günlerdir web sitemizin manşetinde üzülerek tutuyoruz :

ABD, AKP kendisiyle kirli pazarlık yapıyorsa, bunu dünya kamuoyuna açıklamalıdır.

Gelişmeler bize bu olasılığı işaret ediyordu. AKP – Erdoğan bu pazarlıktan somut sonuç alamasa bile, gerilimi tırmandırır ve kaçınılamayacak olan ekonomik çöküntüyü ABD’yi hedef – düşman –  saldırgan göstererek sisleyebilir hatta doğrudan ABD’nin bayrağa – ezana saldırısı olarak sunup az eğitimli kitlelere deyim yerinde ise ”damardan” algı operasyonu uygulayabilirdi. Tam da böyle oldu diyebiliriz.. Halkbank’ı ve yöneticilerini adeta maşa gibi kullanıp ABD’yi atlatmaya (kara para aklamaya!) çalışan akıl dışı manevraları ABD – CIA – FBI yutacak mıydı? Olacak şey midir? Siz kiminle aşık atıyorsunuz?
Yine web sitemizde manşetten uyarmış ve

ABD’ye şantaj yapmaya kalkışmayın, yemezler ama yedirirler.. demiştik.

Mızrak çuvala sığmıyor. ABD yönetimi Trump ile epey sakil ama biz onları bile isyan ettirecek durumdayız. Çok yazık, çok acı.. AKP – Erdoğan yönetimi Türkiye’yi olağanüstü kötü, hatalı, uluslararası hukuku çiğneyerek yönetmeye çabalıyor ve başımız dertten kurtul(a)mıyor. AKP içinde sağduyulu kesimler bu sürdürülemez gidişe bir çare bulabilir mi acaba? Bu arada muhalefet halka bunları anlatıp, AKP tarafından acımasızca istismar edilen kitleleri uyandırma çabası gösterse ne iyi olur..

Hem akılsızca oyunlarla ülkeyi çökert, hem halkı kandırıp mağduru oyna ve siyasal avantaj sağla.. Bu ülke ve halk tarihin hiçbir döneminde bunca aptal yerine kon(a)madı.

  • Şimdiye dek ülkemizi ekonomik bunalıma sürükleyen tüm iktidarlar bedelini ödedi.
    AKP de ödemeli, görevi bırakmalı, hesap vermeli. Muhalefet ülkeyi ayağa kaldırmalı!
  • Bu gün çok sayıda emeklinin, dul – yetimin aylıkları ödenmedi / ödenemedi..
    Bayrama parasız giriyorlar.. Yangın büyüyor mu!?

Sevgi ve saygı ile. 20 Ağustos 2018, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com


“İkinci Dil” Üzerinden Yapılmak İstenen Gerçekte Nedir ?

ARŞİVİMİZDEN….

Dostlar,

23 Aralık 2010’da 5+ yıl önce kaleme aldığımız

“İkinci Dil” Üzerinden Yapılmak İstenen Gerçekte Nedir ? 

başlıklı makalemizi 12.5 2012, 09.12.13 ve 21.09.014’te 3 kez öne çekerek sunmuşuz.
bir kez daha yineleme gereği duyuyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
10.02.2016, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
p
rofsaltk@gmail.com

=====================================================

Dostlar,

Güncel tartışmalar bağlamında, bu sitede 12 Mayıs 2012’de yayımladığımız,
23 Aralık 2010’da kaleme aldığımız makalemizi yeniden paylaşmak istiyoruz..

“İkinci Dil” Üzerinden Yapılmak İstenen Gerçekte Nedir ?

Bir de, Şeyh Sait‘in İstanbul’da yayımlanan İKDAM Gazetesi’ne 07 Mart 1920’de yazdığı çok önemli bir mektup söz konusu..

Bu mektubunda Şeyh Sait, geçmişin kanlı bedellerini – tuzaklarını unutmadıklarını,

  • Kürtlerin Ermenilerin ve emperyalistlerin oyununa gelerek
    Osmanlı yönetimine isyan etmeyeceğini
    … vurgulamakta.

Mektubun önemli bir bölümü aşağıda..

Günümüz Kürt önderlerinin dikkatle okumalarında sayısız yarar var..

Kürt kardeşlerimizin kanı – canı ve gözyaşı üzerinden Kürtçülük yaparak siyaset eyleyen ve Kürt ve Türk’ü birbirine kırdıran sefil siyaset esnafına bir yararı yok elbette.

Fakat, ırkçılık yapmayan ve bölücü emperyalist Batı’ya taşeron politikalara alet olmak istemeyen Kürt kökenli yurttaşlarımızın aydınlanması içindir ibretle doludur..
Kürt kökenli aydınlarımızın ise bu bağlamda öncü aydınlatıcı rol üstlenmeleri,
namus borçlarıdır.

Thomas_Jefferson_Bir_Ulus_Yarattik

Sevgi ve saygı ile.
9.12.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

=====================================

“İkinci Dil” Üzerinden Yapılmak İstenen Gerçekte Nedir ?

portremiz_SALTIK_ Ahmet

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

Ankara Üniv. Tıp Fak.
ADD Bilim-Danışma Kurulu Yazmanı
Dil Derneği Üyesi
23.12.10, Ankara

Son günlerde Güneydoğu bölgemizde kimi genç politikacılar, haklı gerilim doğuran sözler etmeye, tuhaf demeçler vermeye, yandaşlarına “ilginç” kararlar aldırmaya başladılar. Neyin savunulabilir olduğunu ve neler söylenerek neler yapılabileceğini sınamak için taktik amaçlı zemin arıyorlar sanırız. Ancak altını çizelim ki; Kuzey Irak’ta bu yapay “nation building” süreci, dıştan dayatmayla sağlanan elverişli ortamda gerçekleştirilmek ve bağımsız bir kukla Kürt devletine dönüşmek üzeredir.

Ülkemizin, Anayasadaki “demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti” niteliklerini
henüz tümüyle yaşama geçiremediği, hatta kimi bakımlardan AKP iktidarı döneminde geriletildiği acı bir olgudur.

Fakat ekonomide ve toplumsal yapıda, Büyük Atatürk’ün gösterdiği doğrultuda

  • “Türkiye Cumhuriyeti Devleti bir halk devletidir, halkın devletidir.”

yönlü girişimlerle bu temel sorunu aşarak, yine Atatürk’ün özlemiyle “Ayrıcalıksız sınıfsız, kaynaşmış bir kitle olacağız.” hedefine dönük bir ulus-devlet yaratmayı sürdürmek varken; sonu belirsiz etnik köken, mezhep vb. ayrılıkları körükleme sorumsuzluğu, kendi dilini ve bağımsız yaşama direncini koruyarak tarihin derinliklerinden 21. yy’a dek ulaşan 80 milyon nüfuslu koca ülkeye yakışmıyor.

E. Büyükelçi Deniz Bölükbaşı; AKP damgalı “açılım ve çok dilliliğin arkasında ABD’nin olduğunu” öne sürmekte ve “5 Kasım 2007’deki Beyaz Saray görüşmesi tutanakları açıklanırsa Demokratik açılımın arkasında ABD’nin olduğu net olarak görülecektir.” demektedir. Buna göre Başbakan R.T. Erdoğan, ABD Başkanıyla etnik açılımın
3 temele dayanmasında uzlaşmıştır :

1. Etnik kimlik
2. Yönetim hakkı
3. Dil dayatması !

Washington’a giden Kürt heyetlerinin kulağına Ankara-Washington uzlaşmasının içeriği fısıldanmış olmalı ki; AKP açılım projesinin uygulandığı süreçte Kürtler bu 3 dayatmayı gündeme getirmişlerdir.

Son olarak Kürdistan parlamentosu niteliğindeki Demokratik Toplum Kongresi’nde alınan kararla; demokratik açılım gerekçesiyle ayrı bayrak, öz savunma direnişi, demokratik özerk Kürdistan’da resmi dil Kürtçe ve Türkçe tasarımlarını
ileri sürmüşlerdir..

Bölükbaşı’nın söylemini doğrulayan demeç Beyaz Saray’dan gelmiştir. Başkan Obama, -Hürriyet’in sorularını yanıtlarken- PKK ile savaşımdaki birlikteliğe değinirken AKP’nin inatla sürdürdüğü, bugüne dek içeriği anlaşılmayan Milli Birlik Projesi adındaki “açılımı” övmüş, “Açılım sürerse PKK’nin çekiciliği kalmaz” demiştir. Gerçekte Başkan Obama; Kürtlerin sorunun çözümünde doyurucu bulmadıkları öneriler / ödünler “sürdürülür ve genişletilirse, PKK’nin gücünün zayıflayacağını” söyleyebilmiştir!

  • Bizler, tüm Anadolu halkı olarak Homeros’un, Hipokrat’ın, Tales’in, Diyojen’in, Yunus’un, Hacıbektaşı Veli’nin, Mevlana’nın, Pir Sultan’ın, Karacaoğlan’ların, İbni Haldun’un… Kurtuluş Savaşımızda ve sonrasında
    bir potada kaynaşan görkemli harmanıyız.

Büyük Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran halka Türk Milleti denir.” diyerek hepimizi emperyalizme karşı birleşmeye çağırmıştır.

Çağdaş toplumdan ne anlamak gerekir ?

Her şeyden önce çağdaş bir ulus ve ona dayalı bir “ulus devlet” yaratmaktır.
Ancak ulus yaratma, kan ya da soy bağına dayalı ilkel bir ırkçı anlayışı şiddetle dışlar. Kaldı ki, günümüzde tüm farklı etnik kökenler, -başta evlilik olmak üzere- birlikte yaşamın ürünü olarak öylesine kaynaşmışlardır ki, genetik olarak saf bir ırk ya da etnisiteden
söz etme olanağı bilimsel olarak kalmamıştır.

Denebilir ki; etnisiteler tarihsel, sosyal bir hatıraya indirgenmiştir..

Türkiye’mizde Türk ve Kürt -ve öbür- yurttaşlar arasında bu kaynaşma çok daha ileri aşamadadır.

Bu sayededir ki, 40 bine varan yurttaşını yitiren, çok ağır bir bedel ödeyen halkımız,
hâlâ “Kürt kardeşlerine” karşı intikam ya da şiddet dürtüsüne yenilmemektedir, yenilmemelidir de..

Ancak bu sosyal psikolojik eşiğin daha çok zorlanmaması gerektiği de
açık bir tarihsel gerçekliktir.

Çünkü çağdaş ulus hümanisttir. Eşitlik ve özgürlük üzerine kurulur.
Kalkınmacıdır; kalkınmayı planlı bir ekonomiyle yurdun her yanına dengeli biçimde dağıtmayı, sosyal adaleti amaçlar. Tekil / Üniter yapı içinde ve çağdaş değerler ışığında; bireylerin kendilerini, dinsel inançlarını dile getirme olanağı sağlar. Amaç,
tüm yurttaşların özgürce mutlu olarak yaşayacakları bir ortamın yaratılmasıdır;

Nazım Hikmet’in özlemi gibi :

  • Bir ağaç gibi tek başına ve özgür, bir orman gibi bir arada ve kardeşçe..

“Dünyada barış, yurtta barış” Atatürk’ten bize ve tüm insanlığa temel öğüttür..

Elbette etnik kümeler, böylesine uygarlıklar beşiği bir Türkiye’de kendilerini özgürce dile getirecektir. Türkülerini söyleyecekler, ağıtlarını yakacaklar, kültürlerini yaşatacak ve geliştireceklerdir. Yürürlükteki yasal düzenlemeler ve yaygın olarak benimsenen uygulamalar buna elvermektedir.

Türkçe dışında herhangi bir dilin konuşulması, yazılması, öğretilmesi, bu dilde yayın yapılmasına… yaşam alanlarında kullanımına engel yoktur. Hatta TRT, Kürtçe yayın yapan bir kanal kurmuştur. Çağdaş kültür; kökü bu topraklarda olan, bu topraklarda yaşayan tüm kültür değerlerinin laiklik ilkesi ışığında aklın ve bilimin süzgecinden geçirilerek, ortaklaşa oluşturacağımız bir yaşam biçimdir.

Büyük Atatürk, “Türkiye Cumhuriyeti’nin temeli kültürdür.” derken bu harmana işaret etmektedir.

Tüm bunların beşiği ise bağımsız bir devlettir; ülkesiyle ve ulusuyla bölünmez vatandır. Ne var ki,

“Çift dil dayatması” yalnız değildir. Yukarıda da değindiğimiz üzere 3’lü bir salvo ile karşı karşıyayız :

Etnik kimlik – yönetim hakkı – dil dayatması !
Herkesin, 21. yy’ın şu çıplak gerçeklerini çok iyi kavraması gerekmektedir :

1.Emperyalizm “divida et impera” atasözüyle kültüründe, genetik kodlarında yer alan “böl ve yönet” oyununu türlü yöntemlerle acımasızca ve
son derece sinsi olarak sürdürmektedir. Kürt kardeşlerimiz bu olguyu görüyorlar mı? Soralım : Bilerek ya da bilmeyerek emperyalizme hizmet edebilirler mi?

20. yy. başında 20+ devletten o yüzyıl sonunda 100+ devlete, 21. yy. sonunda ise 1000 devletçiğe ulaşma planı neyin nesidir? Halkları özgürleştirme midir, karakol / istasyon / kukla devletçikler yaratarak sömürgeciliği sürdürmek midir ? Ve bu atomizasyon politikasının temel aracı nedir? Emperyalizm, dağın başındaki 3,5 etnisiteye özgürlük / devlet kurma aşkı ile yanarken (!);

AB neyin nesidir? 27 farklı millet (etnisite değil!) neden ekonomik işbirliği ile yetinmeyip var gücüyle siyasal bir birlik kurmak için çırpınmaktadır? Kendi içlerindeki çatışmaları dondurup (konsolide edip) “Birlik” gücüyle dışa dönük emperyal sömürgen politikaları sürdürmek için değil midir?

Emperyalizm ile işbirliği yaparak özgürlük savaşı vermenin tarihte tek bir örneği var mıdır? AB neden İngiltere, Fransa, Belçika, İspanya gibi üyelerinde çok milletli, çok resmi dilli federal devlet modeli dayat(a)mamaktadır? Gücü bizlere mi yetmektedir? Haritalarını yayınladıkları “Büyük Kürdistan” ın sınırları gerçekten doğal, tarihsel, demografik verilere mi dayalıdır; yoksa uzaydan hiperspektral imza tekniğiyle çizilen iştah kabartan petro-coğrafya mıdır?

2. “Ulus devlet” kavramı, 20. yy’ın en parlak sosyal bilim buluşudur. Etnisitelerin birbirine karıştığı ve her birine ayrı coğrafyaların ayrılmasının olanaksız olduğu bir aşamada, “birlikte yaşama” vazgeçilmez bir zorunluk olmuştur. Bu amaçla, tanımlı bir coğrafyada, örneğin Türkiye’de -ki Türklerin diyarı, Türklerin yurdu anlamında TURCHIA adını Batılılar 800 yıl önce koymuşlardır- çoğunlukta olanın dilinin “resmi dil” kabul edildiği bir uzlaşma oluşmuştur. Kürt kardeşlerimiz bin yıldır bu coğrafyada Türkçe’yi resmi dil olarak konuşmaktadırlar ve Lozan’a göre azınlık da değillerdir.

3.En büyük ulus devlet ABD olmak üzere, güçlü büyük emperyalist devletler Ulus Devlettir.

Örn. ABD’de neredeyse 50 faklı millet (etnisite değil!) önce bağımsız devletçikler biçiminde örgütlenmişler, 18. yy’da uzun süren kanlı savaşlardan sonra “Birleşik Devlet” e dönüşmüşlerdir. Yaygın konuşulan dil İngilizce’yi de tek resmi dil olarak kabul etmişlerdir. Amerikan mucizesinin altında yatan budur. İngiltere de öyledir.
Küçücük adada ve İrlanda’da 4 etnisite, çoğunluğun dilini-bayrağını resmi dil ve bayrak edinmiş, birlikte yaşamaktadırlar. Örnekler rahatlıkla çoğaltılabilir..

4.Çıplak olarak görülmelidir ki; emperyalizm kendi içinde ULUS DEVLET’e ve onun kurumlarına en başta resmi dil olmak üzere son derece katı biçimde sarılmakta iken, bizim gibi ülkelerde tam da tersine zoraki, yapay “millet inşa etme” (nation building) süreciyle yeni postmodern sömürgeler elde etme kanlı oyunu içindedir. Oysa ULUS DEVLET, dağınık, küçük nüfuslu, güçsüz etnisitelerin emperyalizme karşı başlıca kalkanıdır. Rus devrimci V.İ. Lenin’in ünlü ve çok yerinde uyarısı belleklerden silinmiş değildir : Bütün ülkelerin ezilen halkları, birleşiniz..

5. Emperyalizmin ülkemize dönük ertelenmiş Sevr takıntısı, açık açık haritalarla, AB dayatmalarıyla gözümüze gözümüze sokulmaktadır. Tarihte, emperyalist kışkırtmalarla ortak vatan yoldaşlarını arkadan vuran kimi halkların acı öyküleri henüz çok tazedir.

Herkese ama herkese, Said-i Kürdî’nin İkdam gazetesinde (22 Şubat 1336,
7 Mart 1920, sayı: 8273) yer alan Kürtleri uyarıcı makalesine göz atmalarını
ısrarla salık veririz. (Kısa bir alıntı dip not olarak verilmektedir ..)

Anımsamak gerekir ki; resmi dili 1’den çok olan tekil (üniter) ulus devlet örneği yeryüzünde yok gibidir. İsviçre örneği belki de bir ayrıktır (istisnadır) ve Avrupa’nın ortasındaki bu kendine özgü ülke AB üyesi de olmadığı gibi, kendisini bölüp parçalama heveslisi de yoktur. Dilbirliği bozulunca parçalanma olmaktadır.

Öneriler                           :

Günümüzde İnsan Hakları ne yazık ki, tüm dünyada geçerli kılınamamıştır.
Dahası, giderek özü boşaltılmaktadır ve kendisini “Küreselleşme” diye zihinlere -retorik- tuzak kurarak sunan yeni emperyalizm, insan haklarının en büyük engeli hatta düşmanı durumuna gelmiştir.

ABD Dışişleri Bakanı H. Kissinger açıkça itiraf ederek,

  • “Küreselleşme, Amerikan hegemonyasının öteki adıdır.” diyebilmiştir.

Dünya ağır bir sömürü, işsizlik, yoksullaştırma, sağlıksızlaştırma, sosyal güvencesizlik, eğitimsizlik, adaletsizlik soğuk ve sıcak çatışma, korku.. ortamına sürüklenmiştir.

Oysa Atatürkçülük = Kemalizm, “Yurtta barış, dünyada barış!”ı yüce bir erek olarak öğütlemektedir.

Anayasamızın 2. maddesinde yer alan ve Cumhuriyetimizin değiştirilemez ve değiştirilmesi teklif bile edilemeyecek olan 6 temel niteliğinin hakkıyla uygulanması hepimizin yararınadır ve yeterlidir :

1. insan haklarına saygılı,
2. Atatürk milliyetçiliğine bağlı,
3. demokratik,
4. laik
5. s o s y a l bir
6. hukuk Devletidir.

Türk vatandaşı olan Kürt yurttaşların anadillerini unutmamalarını sağlayacak her türlü kolaylıkları uygulamak Devletin görevleri arasındadır. Kasaba, köy adları anadille söylenebilir, nüfus daireleri dileyen yurttaşın ad değiştirme isteğini kabul edebilir.
Bu istemler üzerinden Türkiye’nin tekil (üniter) yapısına zarar verecek ve ülkeyi eyalet düzenine sokup parçalayacak, eşdeğer deyimle “özerk-yerinden yönetim” istemlerine yol açacak bir gidişi tartışmanın hiç kimseye somut, uzun erimli bir yararı olamaz.

Sorun; etnik ya da dinsel inanç temelli ayrışma ve çatışma ile çözümlenemez.Yaşayageldiğimiz yıkım süreci göstermiştir ki; devletimiz, milletimiz, vatanımız ve çağdaşlaşma kazanımlarımız, ancak Atatürk Devrimi temelinde yaşatılabilir. Atatürk Devrimi, Türkiye için herhangi bir seçenek değil, tek seçenektir. Atatürk önderliğindeki kurucu irade, Türk Devrimi’nin deneyimlerine göre Cumhuriyet’imizin temel niteliklerini 1937’de Anayasa’nın en başına koymuştur.
İnsan haklarının ülkemizde ve dünyada yaşama geçirilmesinde 6 Ok’u denenmiş, başarmış evrensel bir model olarak görmeli ve ısrarla sahiplenmeliyiz :

“Türkiye Devleti;

1. Cumhuriyetçi,
2. Milliyetçi,
3. Halkçı,
4. Devletçi,
5. Laik ve
6. Devrimcidir.”

Batı’dan devşirme emperyalist ezberleri bırakarak, ulusal devrim sürecimizde ürettiğimiz ve dünyaya model bu temel stratejik formülü, yeniden Anayasamıza koymak koşuldur. Atatürk Devrimi temelinde Cumhuriyeti ve toplumumuzu yeniden örgütlemek amacıyla aşağıdaki ilkelere dayalı yeni bir
Anayasa yapılabilir :

– Bağımsız ve güçlü devlet,
– Etkin hükümet,
– Hızlı adalet,
– Örgütlü halk,
– Özgür ve eşit yurttaş,
– Planlı, halkçı, karma ekonomi,
– Bölgelerarası denge,
– Çalışan ve üreten Türkiye.

Bunun için ise “aklın ve bilimin egemen kılınması” gereklidir. Tıpkı Atatürk’ün bize bıraktığı tinsel (manevi) kalıt gibi : “Yaşamda en gerçek yol gösterici akıl ve bilimdir.” Kemalizm’in = Atatürkçülüğün gerçek özü bu ilkedir ve yalnız Türkiye’yi değil, tüm insanlığı kurtaracak, insan haklarının gerçek anlamda yaşanmasını sağlayacak evrensel bir ilkedir. Dolayısıyla başta ülkemizde, “her-ke-si” -özellikle siyasal iktidarı- akla ve bilime, ülkenin temeli olan sosyal adalete ivedilikle davet ederiz. Dış dayatmalı “açılım” tuzağını, özellikle Kürt kardeşlerimiz ayrımsamalıdır.

* Demokrasiyi cumhuriyet düşmanlığı için,
* İnsan haklarını bölücülük için ve
* Küreselleşmeyi ulus devleti tasfiye etmek için.. kullanan çevrelere alet olmamak gerekir..

Çare; bir bütün olarak insan haklarının ülkemizde yaşayan herkese hiçbir etnik-dinsel vb. ayrım yapmadan uygulanmasında, demokratik standartların yükseltilmesindedir. Temel hedefimiz bu olmalıdır. Birleşerek emperyalizme karşı güç birliği yapmak yerine, onun sinsi tuzaklarına bilerek ya da bilmeyerek düşmek çağdaşlık ve ilericilik olarak kabul edilemez; tarih de bağışlamaz.

TEKEL işçilerinin yaman kış ortasında 78 gün çadırlarda sergilediği şanlı direnişi anımsayalım :

Orada Türk, Kürt, PKK’lı, Bingöl’lü, İzmir’li, dahası kadın-erkek ayrımı var mıydı? Hayır! Ortak özellik emekçi olmaktı. Tüm öbür aidiyetler ikincil kalmıştı. Bu sayede güçlüydüler ve başardılar. Çok öğretici değil midir? Ortak özelliğimiz TÜRKİYE CUMHURİYETİ YURTTAŞLIĞI değil midir? Uluslararası arenada onurlu ve başı dik, bağımsız bir ülkenin eşit, özgür, 1. sınıf yurttaşı olmak; ABD’de 50 ayrı millet için büyük şereftir de ülkemizde başka bir şey midir? Hızla kendimize gelmeliyiz!

“Türk-Kürt kardeş tir, ayıran kalleştir.”
söylemi, tarihsel ortak sağduyumuzdan imbiklenen görkemli bir reçetedir.

================================
Çok önemli dipnot                     :

Şeyh Saitin 7 Mart 1920 tarihli kritik makalesi :

İkdam Ceride-i Muteberesine!

Evvelki günkü gazeteler, Paris’de Şerif Paşa ile Ermeni heyet-i murahhasası reisi Boğos Nubar Paşa arasında Kürdistan ve Ermenistan hakkında bir anlaşma yapıldığını yazarak, Kürt kamuoyuna açıklamada bulunuyorlardı. 4.5 yy’dan beri
İslam birliğinin özverili ve cesur koruyucu ve yandaşları olarak yaşamış ve dinsel töreye sadakati yaşam amacı bilmiş olan Kürtler; henüz beş yüz bine varan şehitlerinin kanı kurumadan, şişlere geçirilen yetimlerinin, gözleri oyulan ihtiyarlarının anılarını acılarla anarken; İslamiyetin zararına olarak, tarihsel ve yaşamsal düşmanlarıyla anlaşma imzalamak yoluyla; salabet-i diniyeleri hilafında iftirak-cûyane âmâl takib edemezler. Binaenaleyh, Kürd vicdan-ı millisinin bu tarz tahassüsüne muğayir hareket eden zevatı da tanımazlar.. Ve yegane emelleri de; vahdet-i dinî ve millîlerini muhafaza olduğundan, keyfiyyatın izahına delalet buyurulmasını muhterem gazetenizden istirham ediyoruz.”

  • Ayrıca 1925 isyanının nedeni özerklik istemi değil, şeriattır :

Şeyh Sait İsyanı ile ilgili davanın savcısı Ahmet Süreya Örgeevren’in “Şeyh Sait İsyanı ve Şark İstiklál Mahkemesi” (Temel Yayınları, 2002) adlı kitabında söz konusu dava sanıklarının ifadeleri ve itirafları yer alıyor. Şeyh Sait verdiği ifadelerde Kürtlerin özerkliğine kesinlikle değinMEmekte, isyanın nedeni olarak şeriatı göstermektedir
(s. 187-191). Şeyh Sait’in ifadesine göre isyanın nedeni şeriat uygulanmasına
son verilmesi ve medreselerin kapatılmasıdır.

Onur Öymen : Ayn-el Arab’la (Kobani) ilgili son gelişmelerle ilgili düşüncelerAyn-el Arab’la (Kobani) ilgili son gelişmelerle ilgili düşünceler


Ayn-el Arab’la (Kobani) ilgili son gelişmelerle ilgili düşünceler

Portresi_ATA_ile

Onur Öymen

 

 

Ayn-el Arab (Kobani) ile ilgili son gelişmeler ve Türk hükümetinin bu konudaki söylemlerindeki farklılıklar yeni bir değerlendirmeyi gerekli kılıyor.

Amerika’nın son haftalarda yaptığı yoğun hava saldırılarına karşın Kobani’ye saldıran IŞİD’in şehri tümden terk etmesi henüz sağlanamamıştır. BBC’nin yayınladığı
20 Ekim 2014 tarihli haritada Kobani’nin yarıya yakın bölümünün
hala IŞİD’in denetiminde olduğu görülüyor.

Son günlerde kimi üst düzey Amerikalı generallerin Kobani’nin düşme olasılığının sürdüğü  yolundaki sözlerinden sonra Amerika bugün orada PYD’nin denetimindeki bölgeye havadan silah, mühimmat ve sağlık malzemesi attığını duyurdu.

Bugüne dek bizzat Cumhurbaşkanının ağzından PYD’nin PKK’dan farklı olmadığını söyleyen Türkiye bu gün Iraklı Kürt Peşmergelerin Türkiye üzerinden Kobani’ye geçmelerine izin verildiğini açıkladı. Ancak Kobani kantonu eş başkanı Enver Müslim Peşrmergelere  ihtiyaçları olmadığını, savaşacak yeterince gençlerinin bulunduğunu,  asıl ihtiyaçlarının silah ve mühimmat olduğunu söyledi.

Öte yandan PYD ile Suriyeli öbür muhalif gruplar arasında  tam bir birlik olmadığı anlaşılıyor. Geçen hafta Kahire’de tüm muhalif grupların katılımıyla yapılan toplantıda PYD’nin “Suriye’deki Kürt halkından” söz etmesi üzerine Arap kökenli Suriyeli muhalifler tepki göstermiş, bunu üzerine PYD temsilcisi toplantıyı
terk etmiş.

Türkiye ile Amerika arasında da görüş ayrılıklarının sürdüğü görülüyor.
Türkiye’nin Esad’ın devrilmesi istemine Amerika’nın, hiç değilse şimdilik,
olumlu karşılık vermediği anlaşılıyor. Türkiye’nin, üslerin kullanılması ve Kobani ile ilgili kimi konularda Amerika’nın bütün beklentilerini henüz karşılamadığı izlenimi alınıyor.

ABD Dışişleri Bakanı John Kerry’nin dün yaptığı açıklamada ABD ile Türkiye arasındaki görüş farklılıklarının işaretleri görülüyor.

Tam bu sırada, Beyaz Saray, sözde Ermeni soykırımı iddiasını simgesel olarak yansıtan ve 1925 yılında Ermeni yetimler tarafından dokunan bir halının
Beyaz Sarayda sergilenmesine karar verildiği açıkladı. Geçen yıl Ermeni lobisinin aynı konudaki istemi reddedilmişti. Acaba şimdi alınan bu karar bir rastlantı sayılabilir mi?

Türk-Ermeni Yakınlaştırma Komitesi (TARC)  Başkanılığını yapmış olan ve Amerikan makamlarının görüşlerini yakından bilen David Phillips
“Geçmişin Sessizliğini Kırmak” başlığıyla yayınladığı bir kitapta;

“Irak’ta Türkiye ile Amerika’nın siyasal ve ekonomik çıkarları birbirinden uzaklaştığı zaman Amerikan yönetimi, Ortadoğu’daki ABD politikalarına uyması için Türkiye’ye baskı yaparken Ermeni soykırımı sorununu kullanır.” demektedir.

Söz konusu halının sergilenmesi sorununu da bu çerçevede görmek yanlış olmaz.

Öyle anlaşılıyor ki; Kobani’deki gelişmeler o kentin boyutlarını aşan sonuçlar vermeye başlamıştır. Bu gelişmelerin ışığında Türkiye’nin bölgedeki bütün terör örgütlerine karşı uluslararası toplumun ortak mücadelede bulunması görüşünü ön plana çıkartması, Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunmasına öncelik vermesi ve dış baskılardan veya PKK’nın yurt içindeki eylemlerinden etkilenerek geri adım atabileceği izlenimini vermekten kaçınması önem taşımaktadır.
Türkiye, şimdiye dek Kobani’den ülkemize sığınan 200 bin sivili kabul ederek önemli bir insancıl görev yapmıştır. Şimdi, ülkemizin güvenlik çıkarlarını tehlikeye atacak ve kimilerini tatmin etmeye çalışırken Türkiye’yi başka terör örgütlerinin hedefi durumuna getirebilecek tehlikeli adımlar atılmasından kaçınılmalıdır.

Saygılar, sevgiler. 20.10.14

=======================================

Evet Dostlar,

Sayın Onur Öymen’den yine Türkiye’ye son derece yararlı öneriler..

Türk Dışişlerinin dikkate alması dileğile…

AKP – RTE’nin artık Esad’ı devirme takıntısından kurtulması ricasıyla..

Sevgi ve saygıyla.
20.10.2014, Tekirdağ

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net