DARBE GİRİŞİMİ / VESAYET / DARBE

DARBE GİRİŞİMİ / VESAYET / DARBE

Rifat Serdaroğlu

2002 seçimlerinde Erdoğan Milletvekili olamadı. Çünkü Anayasal ve yasal engeli vardı. Böyle bir şey olabilir miydi? Yargı kararı-mahkûmiyet-temiz kâğıdı ne demekti yani! O sıradan biri miydi ki, yargı kararları onun önünü kessin? Adamın partisi iktidar olmuş, kendi milletvekili bile seçilemiyor. Hiç böyle bir rezillik olabilir miydi? İşte size buz gibi bir darbe girişimi ve Yasal Vesayet!

Demokrat hem de sosyallisinden demokrat, yıların CHP’lisi Deniz Baykal aniden kendini ortaya attı ve Atatürk’ün kurduğu Lâik Cumhuriyeti ve Demokrasiyi yıkacak, Türkiye’yi Federe İslam Devletine götürecek pandoranın kutusunu açıverdi.
Kimse ona, “Hadi Sayın Genel Başkan, git bu ayıbı düzelt” dedi mi? Demedi!
Erdoğan’ın durumunda Baykal olsaydı, Erdoğan aynı işi yapar mıydı?
Niye yapsın ki? Hem bu durum özel değildi ki, geneldi geneeeel!

Neyse, eğdiler büktüler, Siirt’in 3 köyünde yapılan seçimde birdenbire bir hile buldular. Siirt seçimleri önce iptal edildi, yandaş basında hala reklamları yayınlanan uluslararası dolandırıcı Jet Fadıl’ın adamı istifa ettirildi ve Erdoğan Milletvekili seçildi.
İlk darbe girişimi böylece def edilmiş ve Erdoğan TBMM’ye girmişti.

Aradan bir miktar zaman geçince, yaklaşık 20 yıldır CHP’nin başında olan o zaman 71 yaşındaki Baykal’ın bir seks kaseti yayınlandı! Kasette bir CHP’li Kadın milletvekili ile Baykal vardı! Dünya bu kasetle Baykal’ın kıçını görmüştü.
Baykal istifa etti. Kaseti kimin yayınlattığı bu güne kadar bulunamadı, iyi mi?
Bu defa “Vesayet” galip gelmiş ve darbe önlenememişti. Darbe CHP’nin kafasını gözünü yardı. O günden beri de CHP bir türlü toparlanamadı.

CHP devre dışı bırakılıp “etkisiz eleman” konumuna getirilince. Sıra diğer darbe girişimlerini önlemeye ve vesayet zincirinin kırılmasına gelmişti.
AKP-FETÖ-CIA işbirliği bu konuda harikalar yaratıyordu! Önce Askeri Vesayet bitirilmeliydi!
Türk Ordusunun Genelkurmay Başkanı “Öcalan ile aynı seviyeye düşürülerek 8 metrekarelik hücreye hapsedilirken, Mehmet Ağar için özel cezaevi açılıyordu!
Askeri Vesayet ’in bitirilmesinde en başarılı aktörler Özel Paşa ile Hulusivil Paşa oldu. Önce Askeri okullar kapatıldı. Askeri Hastaneler Menzil tarikatının emrine verildi. En sonunda Türk Ordusu tüm gelenek ve görenekleriyle tarihe gömüldü, Savunma Bakanına bağlandı. Hulusivil Paşanın işi bitip, Bülent Arınç gibi kapının önüne konulduktan sonra Savunma Bakanlığına, sürekli uyuyan eski Bakanın sıkmabaşlı kızı veya “Kız Bekir” namlı yiğit getirilirse hiç şaşırmayın!
Sivil elbise ile esas duruş gösteren eski Paşa, artık rahatlıkla Atatürk’e küfreden yobazlardan ders almaya Fidan oğlan ile birlikte evlerine kadar gidebilirdi!
Oh be sonunda Askeri Vesayet de sıfırlanmıştı! Yaşasın demokrasi…

Sonra FETÖ’nun gazete ve televizyonlarında bir reklam yayınlanmaya başladı;
İki komşu huzur içinde oturup zenginleşirken, aralarında kavga çıkınca tekme-tokat birbirlerine giriyorlar ve ikisi de kan revan içinde kalıyordu.
Yani FETÖ, “böyle olmayalım, şimdi kardeşlik zamanı” diye mesaj gönderiyordu!
Fakat AKP ve FETÖ kaynak paylaşımında anlaşamayınca öyle bir kavga çıktı ki, ortalığı pislik götürdü.
AKP, 17/25 Aralık Hırsızlık-Yolsuzluk-Rüşvet olaylarına “Darbe Girişimi” adını verdi ve tüm milleti darbeye karşı koymaya çağırdı!
Bazı geri zekalılar; “Ulan bunun neresi darbe? Bal gibi malı götürmüşsünüz işte! Baksanıza kendi Bakanlarınız bile, ben yapmadım o yaptı demedi mi?” şeklinde konuştular. Ama AKP önderliği, çok başarılı bir şekilde bu darbe girişimini atlatıp, tüm serveti sıfırlamanın bir yolunu buldu.

Sonunda, baktılar vesayetleri teker-teker bitiremiyorlar, Türkiye Cumhuriyeti’ni dönüştürüp kökünden bitirelim diye karar verdiler. Örnekleri CIA tarafından dünyanın pek çok bölgesinde uygulanmış bir “Kontrollü Darbe”de karar kıldılar ve uyguladılar. Cumhurbaşkanı, darbe girişimini Marmaris’te otelde 4 uçak ve 2 helikopter eşliğinde, Başbakan ise bir otoyol tünelinde kahramanca izlediler.
Ertesi sabah “Bu darbe girişimi bize Allah’ın bir lütfudur dediler.
Gene mahkemeler safhası başladı. Darbeyi engelleyemeyen tüm üst düzey komutanlar yerlerinde kaldılar ve terfi ettiler!
Gariban 33 tane silahsız er, darbe girişiminde bulundukları gerekçesiyle yargı tarafından YEDİŞER DEFA Ömür boyu ağırlaştırılmış hapse mahkûm ettirildiler…
Evinin kirasını, ev sahibi öyle istedi diye Bank Asya’ya yatıran öğretmenler zindana atıldı! Kardeşi FETÖ elemanı olanlar Bakan yapıldı. Bu arada çok sayıda kişinin malına mülküne el kondu. Tıpkı Uzan Ailesi ve Adnan Hoca gibi…

Sonunda her şey, tüm makamlar, tüfekli kuvvetlerden İHA’lara, kır bekçilerinden SİHA’lara kadar hepsi Sayın Cumhurbaşkanı’na bağlandı. Siz sağ ben selamet! Vatana ve millete hayırlı ve uğurlu olsun…

Demokrasi, Hukuk Devleti, Lâik Cumhuriyet, Özgür ve Adil Seçimler mi?
Geç kardeşim geç, bundan sonra O ne derse o!

Benim diyeceğim şudur :

  • Kar ne denli çok yağarsa yağsın yaza kalmaz,
  • Bokla yapılan sidikle bozulur!

Olan, önündeki hırsızlıkları-haksızlıkları görmek istemeyen gariban halka olur!
Zengin, dağdan aşırır yine halleder işini, gariban muhallebi yerken kırar dişini…

“Çalıyorlar ama çalışıyorlar” veya “Bunlar besmele ile çalıyorlar” demeyecektin
be gariban kardeşim. Sen yine bunlara oy vermeye devam et…

Sağlık ve başarı dileklerimle, 20 Temmuz 2018

AKP-MHP bloku yenilebilir!

Arşivimizden…

AKP-MHP bloku yenilebilir!

AKP-MHP bloku yenilebilir!
ABC Günün Analizi
http://www.abcgazetesi.com/akp-mhp-bloku-yenilebilir-39799h.htm 15.01.2017
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Totaliter başkanlık anayasası, referandum değil, faşizan bir plebisit (yani tek seçenekli oylama) ile topluma kabul ettirilmek isteniyor. Ülkenin sokulmak istendiği bu yola ‘hayır’ demek, belki tek başına adaleti, özgürlüğü ve eşitliği sağlayıp acılarımızı dindirmeyecek, ama bu ‘hayır’ Cumhuriyet tarihinde hiç olmadığı kadar yükselen gerici karşı devrim dalgasını kırmak anlamına gelecektir. Bu faşist başkanlık anayasasına karşı koymak, demokratik hak ve özgürlüklere ilkesel düzeyde sahip çıkmak demektir.

Plebisitten, “kıl payıyla” bile olsa ‘hayır’ sonucunun çıkması, rovanşist bir kinle ülkenin boğazını sıkan siyasal İslamcı hareketin yenilgisi olacaktır. Bu dinci saldırıya direnmek, insanlığın ilerici birikimini savunmak ve halkın hukukunu korumaktır. Bu gerici kalkışmaya ve saldırganlığa ‘hayır’ demek, toplumu uçurumunun kenarından çekip almak, yıkıcı bir iç savaş felaketini önlemektir.  Bu anayasaya ‘hayır’ demek insanların rahat bir nefes almasını sağlamak demektir.

Bildiğiniz gibi faşist başkanlık anayasası Meclis’te görüşülmeye başladı. İktidar, toplumun tartışmaları izlememesi için olağanüstü bir çaba sergiledi. Meclis TV ilk gün yayın yapmadı, yandaş ve yanaşma medya yeniden “Penguen” belgeseli günlerine döndü. Aralarında Kültür Türk (Tele 1) TV’nin de olduğu sadece üç kanal, Halk TV ve Ulusal Kanal Meclis’in kapalı devre yayınlarını CHP’li milletvekillerinin yardımıyla internet üzerinden alarak tartışmaları canlı olarak yayınladı. CNN Turk, NTV, Haber Turk gibi sözde “merkez” ya da “ana akım” medya kanalları utanç verici bir sessizliğe büründü.

CHP’liler, MHP’nin bir kanadı ve HDP Meclis’te bu totaliter başkanlık anayasasına direndi. Özellikle CHP’nin direnişi, Deniz Baykal’ın partisi adına yaptığı kapsamlı ve toplumu uyarıcı konuşma önemliydi. Ancak, CHP’nin toplumu harekete geçirmek yerine, insanları televizyonlarının başına çağırmak ve nasıl mücadele ettiklerini izlemelerini istemesi anlaşılır gibi değildir.

Meclis’te sergilenen direniş elbette önemlidir, ancak sokakta, halkın harekete geçirilerek direnişin toplumsallaştırılması da en az Meclis’te sergilenen direniş kadar yaşamsaldır. Hatta toplumun bu faşist başkanlık anayasasına hukuksal haklarını kullanarak direnmesi, sonucu etkileyecek ve diktatörlük girişimini yenilgiye uğratılmasını sağlayacak asıl etkendir. Bu kader günlerinde halkı “seyirci” haline getirmek doğru olmayacaktır.

Şimdiden direnmeye başlamazsak, Erdoğan-AKP yönetiminin kendi milletvekillerine de baskı yaparak, sonuç almaya çalışacağı açıktır. AKP, geleneksel siyaset yapma tarzını sonuna kadar kullanacak, hile, sahtekarlık ve yalanı en önemli mücadele aracı olarak bir kez daha kullanmaktan kaçınmayacaktır. Dini inançları istismar edecek, tehlikeli bir mezhepçi çizgi izleyecek ve her ne pahasına olursa olsun başkanlık anayasasını Meclis’ten ya da referandumdan geçirmeye çalışacaktır.
================================
Dostlar,

AKP = RTE ve BUZ TANGOSUNUN SONU..

Bilindiği gibi bu köşe yazılarını Sayın Merdan Yanardağ kaleme almakta.
Yukarıdaki makalenin tarihi 15 Ocak 2017.
26 Nisan 2017 sözde referandumuna Türkiye koşar adım sürüklenirken, çok başarılı bir siyasal irdeleme ve isabetli bir öngörüyü yansıtmakta. Özelikle şu saptama kritik ve neredeyse bire bir gerçekleşti :

  • AKP, geleneksel siyaset yapma tarzını sonuna kadar kullanacak; hile, sahtekarlık ve yalanı
    en önemli mücadele aracı olarak bir kez daha kullanmaktan kaçınmayacaktır
    .

Nitekim mühürsüz zarflar ve oy pusulaları 298 sayılı yasanın 101. maddesi açıkça çiğnenerek “geçerli” sayılmış ve sayısı saptanamayan ancak kestirilebilen 1 milyondan çok oy “evet” e sayılarak kıl payı ile anayasa değişikliği kabul edilmiştir (!). Bu durum apaçık hukuka aykırıdır ve bilge hukukçu, Yargıtay önceki başkanlarından Prof. Sami Selçuk başta olmak üzere namuslu ve yetkin hukukçularca “yok hükmünde” (keenlemyekün) nitelenmektedir. Bu çok ağır bir durumdur ve 26 Nisan 2017 sonrası yapılan tüm idari işlemlerin geçersizliği demektir! Bu hukuksuz işlemler nasıl geri alınabilecek ve önceki duruma geri dönülebilecektir? Önemli miktarda yönetsel (idari) işlemin geri alınması eylemli (fiili) olanaksızlık taşımaktadır.

AKP = RTE sayesinde;

– Türkiye Cumhuriyeti temel anayasal değerlerinden büyük ölçüde koparılmış ve
– hukuk devleti olmaktan çıkarılmıştır.
– Ülke – Devlet, kritik biçimde hukuk dışına savrulmuştur.

Gelinen tablonun temelli bir onarımı (restorasyonu) kaçınılmazdır. Tarihte örnekleri vardır ve az değildir. Örn. Çin’de “Meigi Restorasyonu” dönemi.. Uzağa gitmeyelim; Türkiye’de Cumhuriyetin ilanı ve aydınlanmacı Atatürk devrimleri, Osmanlı dönemi yıkımının hatta yokoluşun eşiğinden döndürülerek onarımıdır.

AKP = RTE gidicidir, eğik düzlemde durdurulamayan ve durdurulamayacak olan kaçınılmaz bir politik kayış içindedirler. 2 gün sonra 16. yılına girecek olan tek başına iktidarların döneminde sergilenen tüm hukuk dışı işlem ve eylemlerin hesabı yargı önünde kesin olarak sorulacaktır. Bundan kaç(ın)manın tek çaresi yurt dışına kaçarak, önceden hazırlanan ilişkiler bağlamında bir ülkeden sığınma istemi olacaktır; eğer öne çekilmez ise 2019 seçimleri kazanılamazsa..

Her şey öylesine açık ki… AKP = RTE vargüçleriyle OHAL hatta sıkıyönetim ilan ederek 2019’a hazırlanmaktalar. Bu kez çok tehlikeli 2 silaha daha var ellerinde :

1. Seçim yasasını değiştirerek dar bölge sistemine geçiş
2. YSK yasasında değişiklikle bu stratejik kurumu tümüyle ele geçirme…

Özellikle ilkinin bilgisayar ortamlarında benzeşim(simülasyon) modelleri denenmektedir. Buna göre, Siyasal Partiler Yasasında bir değişiklikle partilerarası seçim işbirliğini (ittifakını) olanaklı kılıp MHP ile dayanışmak ve barajı gerektiği ölçüde aşağı çekip bu partiyi TBMM dışı kalmaktan kurtararak bütünüyle uydulaştırmak bir başka girişim. Bu arada ya HDP barajı geçerse??

AKP = RTE‘nin bu ölüm – kalım savaşımında (mücadelesinde) B, C, D.. planlarının olduğu kesin! Kamuoyu yoklamaları, ekonominin feci durumu, iç – dış konjonktür ve sıcak çatışma çıkarma dahil hepsi masada. Bu olasılıklar iç güvenlik – barışı ve ekonomiyi daha da kırılgan kılıyor ve bir kısır döngüye girilme riski giderek büyüyor..

Zarrab sorunu Başbakanın uzatmalı ABD pazarlıklarında çözüme bağlanabildi mi acaba? Yanıt evet ise ne(ler) karşılığında??

Başbakanın ailesinin off shore bankacılık hesapları konusu nasıl kapatılacak?

Atatürk maskesi takma bekleneni verebilecek mi AKP = RTE’ye?

Ekonomi, dünyanın en kırılgan 5 ülkesi içinde Standard & Poors’ raporunda.. Seçim yasasında değişiklik yaparsanız, üzerinden 1 yıl geçmeden yapılacak seçimlerde uygulayamazsınız :

Anayasa md. 67/son :Seçim  kanunlarında yapılan değişiklikler, yürürlüğe girdiği tarihten itibaren bir yıl içinde yapılacak seçimlerde uygulanmaz.

AKP + MHP, halkoylamasına sunulmasına gerek bırakmayan anayasa değişikliği için gerekli 367’ye sahip değil. 330’u geçerlerse halkoylamasına sunulması zorunlu. Yarın başlasanız en hızlı 3-4 aydan önce sonuç almanız olanaklı değil. Halk ne der bu 67/son fıkradaki Anayasal süre 1 yılın kaldırılmasına (ya da çoook kısaltılmasına), belirsiz. Salt Siyasal Partiler Yasasında değişiklik yapsanız, kendinizi bağlayarak bu kez 1 yıl bekleyebilecek misiniz bıçak sırtı ekonomi ve siyasal topludurum (konjonktür) ile..

ABD ile pazarlık – uzlaşma – güvenilir anlaşma.. buz dansı gibi..

Bir de Suudi Arabistan Vahhabi İslamı bırakıp “ılımlı İslam”a geçmez mi?!
Üstüne üstlük Hicri takvimi bırakıp miladi takvime geçmez mi?
Kadınlara motorlu araç kullanma ehliyeti dahil yeni haklar tanımaya gidilmez mi?
(Bu konuda sitemizde 3 makale yayınladık geçen hafta..)
……
Yandı gülüm keten helva.. Artık Türkiye’de “şeriat rejimi” olasılığı hiç mi hiç kalmadı.. Hatta Tayyip bey Riyad saati ile örtüşmek için dayatmasını Ekim 2018’de sözde sessizce kaldıracak!

Zor dostum zor…

Bir de, yüzlerce odalı sarayda güvenlik kaygısıyla her gece başka bir odada yatmak yok mu! Yediği – içtiğinin güvenliği, yakın çevresini Brutus korkusuyla iyice boşaltarak yalnızlaşmak.. Başta kendisi olmak üzere AKP kadrolarında pek çok bakımdan mutlak “metal yorgunluğu..”

Yıkım (tahribat) çoooook büyük ama onarılmaz değil.. Anadolu halkı ve artık bir Çağdaşlaşma  – Aydınlanma sistemine dönüşen Mustafa Kemal ATATÜRK mitosu AKP = RTE’nin 15 yıllık Donkişotvari saldırısını boşa çıkardı..

Sahi, giderayak elde ne kaldı AKP – RTE? Yoksa bunu adı da Pirus zaferi mi??
Oysa bu sitede ne çok yazdık, ne çok uyardık, ne çok yol gösterip öneri sunduk!
Hep teenni, sağduyu, hukuk devletine saygı, Cumhuriyet’in temel değerleriyle çatışmasızlık … önerdik. Siyasetbilimi verileri uyarınca deterministik idi önermelerimiz..

Dileriz anlaşıldı!?

Sevgi ve saygı ile. 16 Kasım 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

CHP’li Prof. Öztrak : ‘Tek adam rejimi küçültür milletin ekmeğini’

CHP’li Öztrak’tan ekonomi raporu:

Tek adam rejimi küçültür milletin ekmeğini

Büyüme yavaşladı; borçlar, işsizlik ve enflasyon tavan yaptı

CHP Tekirdağ Milletvekili Faik Öztrak, ‘Tek adam rejimi, küçültür milletin ekmeğini’ adlı raporunda Türkiye’de büyümenin yavaşladığı, vatandaşın gelirinin eridiği, borçların tavan yaptığı, işsizliğin ve enflasyonun yeniden çift haneye çıktığı bu dönemde, ülkeye giren kaynağı belirsiz paranın ise büyük artış gösterdiğini kaydetti.

http://yarinhaber.net/guncel/51664/chpli-oztraktan-ekonomi-raporu-buyume-yavasladi-borclar-issizlik-ve-enflasyon-tavan-yapti, 03 Nisan 2017, YARIN

(AS. Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Öztrak’ın hazırladığı ‘Tek adam rejimi, küçültür milletin ekmeğini’ başlıklı raporda, Türkiye’nin çok partili yaşama geçtiği 1946 ile Recep Tayyip Erdoğan’ın Cumhurbaşkanı olduğu 2014 arasındaki parlamenter sistem döneminde iş başına gelen 47 hükümetle ekonominin ortalama büyüme hızının %5.2 olduğu hatırlatıldı.

Raporda, ‘fiili tek adam yönetimi’ uygulanan 2015 ve 2016’da ise ekonominin ortalama büyüme hızının %4.5’e düştüğü kaydedildi. Bu dönemde ihracat gelirinin 15.1 milyar dolar eriyerek 142.6 milyar dolara, turizm gelirinin de 11 milyar dolar eriyerek 18.7 milyar dolara indiği belirtildi.

Rapora göre, parlamenter sistemli 68 yıl boyunca yıllık ortalama 13.6 milyar dolar artan milli gelir, son 2 yılda toplamda 78 milyar dolar geriledi. Böylece 2014’te 12112 dolar olan kişi başı gelir, 2016’da 10807 dolara düştü.

Fiili ‘tek adam yönetimi’ her bir vatandaşın cebinden bin 305 doları çekip aldı.
Üstelik, TÜİK’in en son verilerine göre, 2016’da kişi başına milli gelir 10 bin doların da altına düştü.

‘Tek adam rejimi, küçültür milletin ekmeğini’

İşsiz sayısı 3.7 milyon!

Raporda şu ifadeler yer aldı :

“Fiili ‘tek adam’ yönetiminde geçen son iki yılda %10’un üzerine çıkan işsizlik oranıyla beraber, işsiz sayısı 763 bin kişi artarak 3.7 milyon sınırını aştı.

Aynı dönemde enflasyon da çift haneli oranlarda gezmeye başladı. Nohut, mercimek, zeytinyağı, yumurta gibi gıdalardaki fiyat artışı vatandaşın cebini yaktı. Sofraya konan her 1 kg. etin 316 gramı fiili tek adamlık hevesine kaptırıldı. Akaryakıt fiyatlarındaki artış nedeniyle vatandaşlar, otomobillerinin deposunu doldurmak için iki yıl önceye göre %23 daha çok ödedi.

Dış borcun milli gelir içindeki payı fiili tek adam yönetiminde 4 puandan fazla artarak %47.2’ye çıktı. Ailelerin, şirketlerin ve kamunun borçlarının toplamı ise Türkiye’nin milli gelirini geçti. Şirketlerin net döviz borcu tek adam yönetiminde 22 milyar dolar artarak 200 milyar doları aştı.

Dolar kurundaki olağanüstü artış, şirketlere büyük fatura çıkardı. Başkanlık tartışmalarının gündeme getirildiği 11 Ekim 2016’da 3.06 TL olan dolar kuru Mart 2017 sonunda 3.64 TL’ye çıkınca, şirketlerin kur farkı zararı 117 milyar TL’ye ulaştı.

1- 2 yılda büyüme geriledi. İhracat 15.1, turizm 11 milyar dolarlık darbe aldı.
2- Kişi başına gelir 12 112 dolardan 10 807 dolara düştü.
3- Her vatandaşın cebinden 1305 dolar uçtu.
4- İşsiz sayısı 3.7 milyonu aştı. İşsizler ordusuna katılanların sayısı 763 bini buldu.
5- Enflasyon %11’e dayandı. Benzin yüzde 23 pahalandı.
6- Borç milli geliri geçti, dolar fırladı. Toplam dış borç milli geliri geçti. Şirketlerin borcu tavan yaptı.
7- 2 yılda 21.4 milyar dolarlık kaynağı belirsiz para ekonomiye girdi.”

TÜİK’in büyüme rakamları kimin için:
Enflasyon son 8 yılın zirvesinde

TÜİK 2016 büyüme rakamları:
Tarım ve hizmet sektörü geriledi, ekonomi sırtını inşaata dayadı

İşsizliği tane tane anlattılar
==================================

Dostlar,

Değerli ekonomist, CHP Tekirdağ Milltvekili Prof. Dr. Faik Öztrak‘ın çalışması çok belgeseldir (dokümanterdir) ve uygun zamanlamalıdır. AKP – RTE’nin ekonomide üfledikleri balonların ne denli yanlış, gerçek dışı ve yanıltıcı – aldatıcı olduğu ibretle izlenmektedir. Türkiye, küresel sistemin yarı sömürgesinden öteye sürüklenmiştir.

  • AKP, bir proje parti olarak kendisine yüklenen uluslararası misyonun gereklerini yerine getirmiştir ve sonuna erdirmek istiyor. Bu da Anayasa değişkiliği = TEK ADAMLA olacak!3 Kasım 2002 seçimlerine 3 Y ile girdiler : Yoksulluk,  Yolsuzluk, Yasaklar…
    İktidara geldiklerinde “100 gün programı” yaptılar.. 14,5 yıl sonra gelinen yer tam bir enkazdır!
    Her 3 Y bakımından Türkiye, 15 yıl öncesini arar durumdadır.
    Tam bir yönetsel, siyasal – ekonomik – hukuksal – diplomatik – sosyal psikolojik yıkım ve fiyaskodur ortada olan.. Meydanlarda bu hesabı veren var mı? Bağır – çağır, azarla – hakaret et!
    Üstelik ülke ve ulus bütünlüğü, iç ve dış barış ile uluslararası ilişkiler ağır tehdit altındadır.Bu tablonun biricik sorumlusu AKP – RTE iktidarıdır ve ona oy veren yurttaşlardır.
    Artık bu ürkünç (vahim) hatadan dönmenin zamanı gelmiş ve de geçmektedir.
  • Erdoğan tam bir totaliter rejim istemektedir ve sonu mutlaka faşist diktatörlüğe gider.
    Bunca yetki, 21. yy’da hiçbir demokratik – hukuk devletinde 1 kişiye asla ve kat’a verilemez!Son pişmanlık yarar sağlamaz.. 16 Nisan’da Ulusumuz kendisine dayatılan anayasa tuzağına mutlaka ama mutlaka HAYIR diyerek “bağsız koşulsuz egemenliğine” sahip çıkmalıdır.
  • Tek adam rejimi küçültür milletin ekmeğini‘.. küçültmüştür, küçültecektir EVET denirse.

Bu süreçte, yaşı 80’e dayanan Sayın Deniz Baykal, son derece ciddi bir çaba harcıyor..
Olağanüstü başarılı konuşmalar yapıyor..  Aynı günde birkaç yerde üstelik..
Deyim yerinde ise gırtlağını yırtarcasına, hançeresini patlatırcasına, var gücüyle ve tüm benliğiyle. Hiçbir şey beklemeden! Yılların engin deneyimi ile ülkesi için çırpınıyor adeta!
Çok uyarıcı iletiler veriyor halkımıza, O’nu çoook dikkatle, özenle dinlemek, dinletmek gerek..
Kendisine bu inanılmaz çabası için gerçekten büyük bir saygı ve şükran duyuyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 04 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

SONER YALÇIN: İşte budur

İşte budur

Satır içi resim 1
SONER YALÇIN
SÖZCÜ, 12.01.2017
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
​“Bizim Mahalle”de Deniz Baykal rüzgarı esiyor!
Herkesin dilinde Meclis Genel Kurulu’nda anayasa değişikliği üzerine yaptığı konuşma var.
Öve öve bitiremiyorlar.
Konuşma o kadar etkili oldu ki; Milliyet’ten Serpil Çevikcan, Başbakan Binali Yıldırım‘a “Deniz Bey’in konuşmasını nasıl buldunuz?” diye sordu. Cevabı, “İyi bir hatiptir ama bu sefer orta seviyede buldum.” oldu.
Aynı fikirdeyim!
Geçmiş yıllarla kıyaslandığında Baykal’ın hitabeti öyle gümbür gümbür değildi!
O halde…
“Bizim Mahalle”, yaşamı boyunca yaptığı diğer tüm konuşmaların aksine sesini neredeyse
hiç yükseltmeyen/ bağırmayan Baykal’ın konuşmasından neden çok etkilendi?
Sanırım şundan:
IŞİD, PKK ve FETÖ terörü dört bir yanımızı kuşattı. Ülkemiz kan deryasına döndü.
Kanlı Ortadoğu coğrafyasına çekiliyoruz.
Şehit cenazelerini artık kurumuş gözyaşlarımızla takip ediyoruz.
Dolar-Euro almış başını gidiyor. İflaslar, icralar kapıda.
Toplumsal huzursuzluk had safhada. Herkes kendini köşeye sıkıştırılmış hissediyor.
Herkes mutsuz. Herkes karamsar.
Böylesine zorlu siyasal atmosferde insanlar kendini çaresiz hissediyor.
Güç birliği yapmamız… İş birliği yapmamız… Uzlaşmamız…
Ve ortak akılla sorunlarımızı giderme yollarını bulmamız gerekirken, kendini daha güçlü yapmak isteyen “biri” ısrarla buna karşı çıkıyor. “Hayır” diyor, “Anayasa değişikliği
mutlaka yapılacak!” Sanki sorunların kaynağı, Anayasa! Alakası yok.
“Biri” olmadık bir zamanda, gereksiz, anlamsız dayatmayla toplumu yine ayrıştırıyor;
insanları yine ikiye bölüyor; çatıştırıyor. Haklı olarak soruyor insanlar;
* “bunca derdin/sorunun arasında bu Anayasa dayatmasına ne gerek var?”
Üstelik… Bu dayatma siyasal belirsizliğe yol açıyor; ve o da ekonomiyi felç ediyor.
Türkiye’yi dünyaya “hasta adam” olarak gösteriyor.
İşte… Saray, ülkenin-halkın ruhundan bu kadar uzaklaşmışken, Baykal’ın sağduyuya, vicdanlara hitap eden sözleri herkese iyi geldi. Baykal belki de politik yaşamında ilk kez polemik yapmayan bir üslubu benimsedi: Suçlamadı. Küçümsemedi. Hakaret etmedi.
Halkın beklentisini dile getirdi.
– Bu köşede yaptığım gibi- CHP’nin bu herkesi “kucaklayıcı” tavrının çok etkili olduğunu/olacağını düşünüyorum. Baksanıza… Serinkanlı olmasıyla tanıdığımız Sağlık Bakanı Recep Akdağ sinir küpüne dönüştü.
Başbakan Yıldırım’ın güleceği “Binali” yerine “Cin Ali” sözü, AKP milletvekillerinin
CHP’li Mustafa Balbay’ı linç etmesine sebep olacaktı! Bu gerginliğin sebebi var.
Keza. TBMM önünde basın açıklaması yapmak isteyen bir avuç avukata, polisin bu soğuk havada tazyikli suyla müdahalesi de şunu gösteriyor: AKP Meclis Grubu, bu Anayasa değişikliğini içine sindirebilmiş değil! Sertliğinin öfkesinin sebebi bu.
Binali Yıldırım’ın mecliste muhalif kulisine gidip Kılıçdaroğlu ve CHP’lilerle sohbet etmesi, “heyecanlı” AKP milletvekillerine “sakin olun” mesajı vermektir! Tüm bunlar Baykal’ın içten samimi uyarılarının hedefini bulduğunu gösteriyor. AKP huzurlu değil.
MHP’nin zaten huzurlu olmadığını biliyorduk. Nasıl olsunlar:
AKP Hükümeti’nin; hemen şimdi terörle, dövizle ve hatta Kıbrıs için mücadele etmesi gerekirken, sırf “biri istedi” diye tüm gücünü bu dayatmaya harcaması samimi-dürüst
hangi politikacıyı huzursuz etmez?
Meclis’te ya da referandumda sağduyuya / vicdana seslenen politik tavır sergilenirse,
sandıktan “birinin” hiç beklemediği sonuç çıkabilir. İnsanların yüreklerine seslenerek Baykal bunun ilk adımını attı. Toplumsal uzlaşmanın, Saray’da değil sokakta olacağı ortaya çıktı.
Yani… “Bizim Mahalle”yi “Karşı Mahalle” ile birleştirme zamanı geldi.
Halk Partisi çok zaman kaybetti; halkıyla barışma zamanı geldi. Kırgınlıkları-kızgınlıkları bir tarafa bırakalım; sadece kimi MHP’liler değil, kimi AKP’liler de “padişahlık” isteyen Anayasa dayatmasına karşı!
Evet. Baykal’ın gösterdiği gibi usta işi siyasi manevralara ihtiyaç var.
Mevzubahis olan vatan’dır…
Halka bunu anlatmak sadece bir-iki partinin değil ülkesini düşünen herkesin sorumluluğu dahilindedir.
==========================================
Dostlar,
Çıkmadık canda ümit vardır..

Türkiye’miz “Saray”denip durulan öznenin inanılmaz inat ve hırsını aşmak için deyim yerinde ise çırpınıyor.. Alttan alınıyor olmuyor, üstten alınıyor olmuyor.. Saray sakini “Mutlak Sultanlık” dayatmasından vazgeç(e)miyor.. Yapıp – ettikleri ile kendini neredeyse dönüşümsüz biçimde bağladı. İktidardan edilme ve Yargılanma temel korkusu.. Yabana atılır gibi değil bu korku. Makamın büyüleyici çekiciliğini gölgede bırakacak boyutta..

Bu tablonun temel yol verici etmenlerinden başta geleni NARSİSİSTİK KİŞİLİK.. Az buz değil, tıbbi olarak son derece ciddi bir sorun ve handikap. Hem Türkiye için hem de Erdoğan için. Tedavisi son derece zor, olanaksız gibi.. Bir meslektaşımız (Dr. Mustafa Altıoklar) Tayyip bey için “Narsisistik kişilik bozukluğu” nitemini (sıfatını) kullanmış ve TCK 299’dan (TCK
md. 299/1 : “Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.”)
Cumhurbaşkanına hakaret suçlaması ile ceza almıştı AİHM’nin karşıt kararları nedeniyle TCK’nın bu hükmünün fiilen geçersizleşmesine karşın. Savcıya göre gerekçe ise “bozukluk” sözcüğü idi. Biz o zaman bu sitede, 40 yılı bulan hekimlik birikimimiz ve tıp öğretim üyeliği yetkimizle yazmış ve bu tablonun uluslararası adının DSM V’te tam olarak “Narcissistic personality disorder” olduğunu “disorder” sözcüğünün Türkçeye “bozukluk” olarak çevirisinin yerleştiğini.. açıklamıştık. Bkz. NARSİSTİK KİŞİLİK BOZUKLUĞU ve ERDOĞAN ve Erdoğan’ın akıl sağlığı..)

Dava savcısının iddianamesinde savladığı gibi “bozukluk” sözcüğü günlük dildeki anlamında olmayıp; tıbbi – teknik bir terim olarak hakaret – aşağılama anlamı yoktur. “Personality disorder” kavramının Türkçemizde yerleşik çevirisi “kişilik bozukluğudur” ve bu tanı konan hiç kimse aşağılanıp hakaret edilmiş değildir. Hiç kimse bu bağlamda hakaret davası da açmış değildir. Dahası, “kişilik bozuklukları” Psikyatride geniş bir aile olup salt narsisistik tipten ibaret de değildir. İlginç biçimde mahkeme de savcının istemine katılarak mahkumiyete hükmetmiştir. Oysa davada örn. Türk Tabipleri Birliği’nden veya Türk Psikiyatri Derneği’nden bilirkişilik raporu / uzman görüşü alınsa idi böylesine yanlış ve hukuk literatürüne geçerek bizleri mahçup eden adaletsiz bir karar çıkmazdı..

Diyeceğimiz odur ki; Erdoğan’ın iknası ve kaygı korkularının aşılamasa bile hafifletilmesi gerekmektedir.
Bu bağlamda kendisine kendisinden başka anlamlı yardım edecek kimse yoktur. Kapsamlı bir pisikiyatrik – psikoterepötik (nesnel algı ve realistik – makul davranış odaklı)  destek işe yarayabilir.. “Desensitizasyon, realizasyon, yüzleşme..” gibi teknikler kullanılabilir. Ancak bu girişim aylar alabilir. Oysa Türkiye’nin çok sıkıştırıldığını, adeta kamçılandığını görüyoruz. TBMM sabahlara dek çalıştırılarak, kadın muhalefet vekilleri dahil tekme – tokat dövülerek, anlaşılmaz (gerçekte anlaşılır!) muazzam bir acelecilik dayatması sahnede!??
Bu dönemde başta aile büyükleri olmak üzere kıdemli danışmanların, Erdoğan’ın itibar ettiği “akillerin” nesnel olarak devreye girmesi zorunludur. Doruğa varan gerilim sürdürülemez.
Gün bu gündür, Erdoğan’ı çevreleyen ilk halkada bulunanların yaşamsal sorumluluğu var. Hekimlerinin de.. Özellikle hekimlerinin Erdoğan’a yardım etmesi bir vatan sorumluluğudur
etik ve profesyonel yükümlerden de önce..
Yoksa göz göre göre ülkemiz, kaçınılmaz olarak Erdoğan ile birlikte bir “yangına – yokoluşa” sürükleniyor, sürüklendi.. Hala yapılabilecek birşey var :
* Erdoğan TV’lere çıkıp ya da danışmanları eliyle yazılı açıklama ile, bir yığın uygun gerekçeyle ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ dayatmasını geri çekmelidir.. Hemen, bu gün, birkaç saat içinde..
Hatadan dönmek erdemdir. (Tecavüzcü affı tasarısında olduğu gibi; doğruydu o adım..)Bunun kendisi ve Türkiye için atılabilecek en doğru – yerinde – yararlı hatta kaçınılmaz ve 
acil tek adım ve stratejik karar olduğu konusunda ne yapıp edip ikna edilmelidir.

* AKP’li – MHP’li vekiller militanca bir müritlik – mücahitlik – fedailik yarışı ile gerçekte Erdoğan’a, partilerine ve Türkiye’ye ağır zarar veriyor! Bu gerçeği artık görmelidirler.


Neredesin eyyy sağduyu, neredesin eyyy teenni, neredesin eyy vicdan ve hukuk; neredesiniz?

Biraz daha gecikirseniz siz de bir işe yaramayacak ve defterden silineceksiniz..
Türkiye Cumhuriyeti, avuçlarımızdan kayıp gidecek bir yıldız gibi; karanlıklara, bilinmezliğe..

Sevgi ve saygı ile. 12 Ocak 2017, Ankara

 

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Yazının pdf örneği için lütfen tıklayınız :
SARAY’DA_TUTSAK_ERDOGAN’A_YARDIM_ETMELI

BU TEĞET YAKACAK..

BU TEĞET YAKACAK..

portresiRahmi TURAN
SÖZCÜ, 04.12.2016

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

İktidar yandaşı gazeteler dün “Teğet geçecek” manşetleriyle doluydu.
Dolar, yaydan çıkan ok gibi fırlayıp olanca vahşetiyle gövdemizde saplanmış durumda iken bunun teğeti mi kalmış? Fakat o sözler Cumhurbaşkanı Erdoğan‘a ait olunca önem kazanıyor tabii…
Başbakan Yıldırım “Bunların hepsi geçecek” diye işi hafife alırken, Erdoğan da yandaş gazetelere manşet olan 9 yıl önceki o sözlerini tekrarladı:

  • “2007-2008’deki olayda da ‘Kriz teğet geçecek’ demiştim.
    Aynı şeyi yine söylüyorum, bu da teğet geçecek!”

Teğet geçmek geometrik bir ifade… Bir eğrinin yanından geçen ve ona ancak bir noktada hafifçe değen bir doğru… Yani bu ekonomik kriz hafif geçecek, öyle mi?

9 yıl önceki o krizi düşünüyorum da insanlarımızın nasıl perişan olduğunu hatırlıyorum.

Eğer bu defa da “Teğet” denilerek o durum kastediliyorsa, milletin çekeceği var demektir.
İçinde bulunduğumuz kriz konusunda Başbakan Yardımcısı Mehmet Şimşek:

  • “1. Dünya Savaşı’ndan sonra en sıkıntılı, belki de en zorlu dönemden geçiyoruz.”

dedi. Bence en gerçekçi ifade budur. Allah yardımcımız olsun!
==============================
Dostlar,

Doların 3,5 TL’yi de geçen tırmanışı “teğet” meğet değil mızraktır, hançerdir.
Aymazlığın zamanı değildir. Çook ciddi önlemlerin alınması gereklidir.
Lütfen anımsayalım :

2008’in son çeyreğinde kriz geldi. Büyüme hızı % eksi 4.7’ye indi.
2009’da 1. çeyrekte büyüme % – 14.6’ya düştü.
2. çeyrekte üyüme % – 7.6.
3. çeyrekte büyüme % – 2.7
2009 yılı sonunda büyüme % – 4.7’de kaldı, küçüldük ve yoksullaştık.
2008-9’da kriz, Türkiye ekonomisine teğet geçmedi, deldi geçti.
Rakamlar her şeyi açıklıyor..
Nitekim, ateş bacayı sardığından, Tayyip bey panik içindedir :

  • “Tulumbada şu an su yok, tulumbaya su lazım…” 

diyerek perişan hallerimizi kabul ve ilan etmiş bulunuyor..
Ekonomik bunalıma çözüm önerilerini AYDINLIK‘tan Sn. Mustafa Pamukoğlu yazdı (04.12.2016). O makaleyi de paylaşacağız sitemizde.

  • Dövizlerini bozdurmaya, asrın lideri öncü olmalıdır..

Çeşitli yerli -yabancı kaynaklarda yazılıp çizilen muazzam servetinden R.T. Erdoğan hem TL’ye geçmeli hem de her şeyini borçlu olduğu ama 15 yılda tulumbasını kuruttuğu ülkesine “bağış” (!?) yapmalıdır.

Anımsanacağı üzere İsviçre bankalarında büyük servetleri olduğu ileri sürüldüğünde sav sahiplerine “müfteri” diyerek avaz avaz bağırıp azarlamış, haşlamıştı Erdoğan. Oysa bu savı ileri sürenlerin bunu kanıtlaması yerine kendisi, İsviçre bankalarına resmi bir yazı göndererek hesaplarının (kendisi ve 1. derece yakınları) açıklanmasını isteyebilirdi. Deniz Baykal da geçmişte benzer suçlama karşısında bu yolu izlemişti. Çünkü İsviçre Bankalarındaki hesaplar çok gizli. Böyle olduğu için kaçak – haram hesaplar orada tutulabiliyor. Bu sefil anlayış, küçücük ülke İsviçre’ye muazzam servetler kazandırıyor; utanmaz kapitalizmin yüz kızartan kurgusu sürdürülüyor..

Bir de Tayyip beyin çooook övündüğü, döviz revervlerini 120 milyar Doların üstüne çıkardığını ileri sürdüğü T.C. Merkez Bankası neden piyasaya “gereken miktarda” Dolar sürememektedir? Neden hemen tıknefes olmuştur??

Bu ağır bunalımdan çıkışta örgütlü bir halkımız olsaydı, AKP – RTE’den kurtulabilirdik..
Ancak bu olanaktan yoksun olduğumuz için, bizi bekleyen tehlike ağır bir yoksullaştırlma ve koyu bir dinci AKP faşizmi olabilecektir korkarız..

Sevgi ve saygı ile.
04 Aralık 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

profsaltik@gmail.com