Etiket arşivi: Avrupa Konseyi

Avrupasızlaşlaştırma

author

İBRAHİM Ö. KABOĞLU
ibrahimkaboglu@yahoo.fr
BİRGÜN, 2022.02.10 ve 2022.02.17 (ardışık 2 hafta)

Avrupasızlaştırma-1

Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi (AKBK), İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) tarafından “derhal serbest bırakılması’’ için alınan karara rağmen Osman Kavala’nın tutulması üzerine Türkiye aleyhinde “ihlal prosedürü”nü başlatmak için “dosyanın İHAM’a gönderilmesi” kararı verdi (2 Şubat). İHAM’ın, kararın uygulanmadığını resmen bildirmesinin ardından AKBK, “Türkiye hakkında ne tür bir uygulamaya gidileceği” üzerine karar alacak.

AKBK kararına tepki gösteren CB Erdoğan, “Bizim mahkemelerimizi tanımayanları biz tanımayız. Bu konuda AİHM ne demiş, Avrupa Konseyi ne demiş, bu bizi ilgilendirmiyor” dedi. Müttefiki D. Bahçeli, CB’yi destekledi; Dış İşleri Bakanlığı da karara tepki gösterdi.

Demirtaş-Kavala dosyaları ekseninde zirve yapan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS) ihlalleri nasıl okunmalı?

AKP iktidarının ilk on yılına damgasını vuran “hukuksuzlaştırma süreci”, 17-25 Aralık 2013 “müttefikler çatışması” ve genel oyla CB seçimi ardından, “anayasasızlaştırma” eşiğine taşındı. İHAM kararlarını tanımama iradesi ise, “Avrupasızlaştırma süreci” olarak okunabilir.

Bu yazıda çok katmanlı hukuksuzluk, teknik ve değerler olarak Avrupasızlaştırma (dé-européanisation) ise, sonraki yazılarda işlenecek.

HUKUKSUZLAŞTIRMA

AKP-Cemaat örtülü ittifakı uygulamalarına yönelik eleştiriler, darbe ortamına elverişli zemin oluşturmak; toplu özgürlüklerin cadde ve meydanlarda kullanılması ise, darbe girişimi olarak nitelendiriliyordu, Cumhuriyet mitinglerinden Gezi sahiplenmesine kadar.

Hukuksuzlaştırmada, yasa ve/ya Anayasa araç olarak kullanılıyordu: Örneğin, 2004’te, TÜBİTAK yönetim kurulunu yenileme yetkisi, yasa ile bir kez de olsa Başbakan’a verildi. Yargı bütününü ele geçirmek için 2010 Anayasa değişikliği yapıldı. 2011 KHK’leri, rejimin rengini değiştirmeyi amaçlayan “yasasızlaştırma” adımları idi.

Kandırıldık’ ve ‘ne istediler de vermedik?’ sözleri, “hukuk dışılık” tescili.

ANAYASASIZLAŞTIRMA

İşte kilometre taşları:

Parlamenter rejimi bekleme odasına aldık” (CB, Şubat 2015),

“Ben Anayasa Mahkemesi’nin… verdiği karara uymuyorum, saygı da duymuyorum.” (CB, Şubat 2016)

Parlamenter rejimin temel taşı ve kalbi TBMM bombalandı (FETÖ, 15 Temmuz 2016 ).

“Ülke yönetimi yasa ve Anayasa’ya uygun değildir. Ve de suç işlenmektedir” (D. Bahçeli, Ekim)

Parlamenter rejimi kaldırma girişimi resmen yapıldı (B. Yıldırım, Aralık).

  • Mühürsüz oylar da sayılarak Cumhuriyet tarihine sünger çekilmek istendi (Nisan 2017).

Anayasasızlaştırma (9 Temmuz 2018), kendilerince yazılan Anayasa kuralları döneminde ivme kazandı. Siyasilerce kapatılmakla tehdit edilen Anayasa Mahkemesi kararlarına mahkemeler bile uymaz oldu.

AVRUPASIZLAŞTIRMA

Türkiye’nin kurucusu ve tarafı olduğu Avrupa kurumlarına ve bunların kararlarına meydan okuma da bu dönemin ürünü. İHAM’in 10 Aralık 2019 tarihli kararı, Gezi davasıyla ilgili. Kavala bu davadan aklandı. Aynı olguların hukuki niteliği değiştirilerek başka bir dava açıldı. Beraat kararı tahliyeye dönüşmeden, dosyasında yeni bir delil bulunmadığı halde yeniden tutuklandı…

Uygulanmayan 10 Aralık 2019 kararı, yargılama süreciyle değil tutuklamayla ilgili. O nedenle kararın uygulanmasını öngören Bakanlar Komitesi kararı, davaya müdahale niteliği taşımıyor. Davaya müdahale, Gezi’den aklandığı halde, aynı dosyayı casusluk suçlamasına dönüştüren süreç olup, bunu da Ankara yaptı.

ÇÖKÜŞTEN ÇIKIŞ İÇİN

İHAS, İnsan Hakları Avrupa Anayasası olduğuna göre, Avrupasızlaştırma = anayasasızlaştırma. Bunun anlamı ne?

Yaklaşık 20 yıllık evrimin ürünü olan güncel durum, 200 yıllık tarihimize sırt çevirmek, değerler olarak da, yaklaşık 300 yıllık Aydınlanma çağını yadsımak demek. Demokrasiyi yadsımak kadar, dünyevi hukuk düzeninden de bilinçli ve sistematik uzaklaşma iradesini uygulamaya geçirmenin sonucu, yolsuzluk ve yoksulluk sarmalında çok katmanlı çöküş.

  • Avrupasızlaştırma ise, hukuka, demokrasiye ve insan haklarına karşı kararlı ve süreklilik taşıyan söylem, eylem ve işlemleri Kıta ölçeğine taşımaktan başkası değil.

Bu nedenle, 7354 sayılı Öğretmenlik Meslek Kanunu’na karşı geçen hafta TBMM’de oluşan “anayasal demokrasi bloku” (CHP+HDP+İYİ Parti) genişletilerek, Millet İttifakı ve bileşenlerince İnsan Hakları Avrupa Anayasası’nı da sahiplenme eksenine taşınmalıdır.
*****

AVRUPASIZLAŞTIRMA – 2

Yasasızlaştırma ve anayasasızlaştırma yoluyla Avrupa’dan uzaklaştırma sürecindeki Türkiye, siyasal bakış açıları ve aidiyetler bakımından adeta ikiye bölünmüş durumda. Oysa, Avrupa yanlıları (CHP-HDP-İYİ Parti ve diğer) ve karşıtları (AKP-MHP) olarak ayrışan partiler, evrenselleşme ve uluslararasılaşma yolunda emek ortak paydasında buluşuyor. Ortak payda, partiler ve hükümetleri aşan bir devlet politikasına dönüştü ve farklı toplum katmanlarını kucakladı.

Kısaca, Avrupa Konseyi çerçevesinde biçimlenen kurumlar, kurallar ve değerler üzerinde siyasal düzlemde ve toplumsal zeminde oydaşma (konsensüs) sağlandı. İki yüzyıla yayılan Batılılaşma ve Cumhuriyet tarihi ile örtüşen evrensel değerlerdeki uzlaşma, 100’üncü yıla bir kala, yerini ayrışmaya bıraktı.

OYDAŞMA -1: PARTİLER

Oydaşmada ilk genel ve temel halka, BM İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi (İHEB/10 Aralık 1948) oldu.

CHP: İHEB, 27 Mayıs 1949’da RG’de yayımlandı. 1949’da kurulan Avrupa Konseyi (AK) anayasası olan İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS), İHEB esinli. İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) ise, “gerçekten demokratik rejim” güvencesi olarak İHAS’a saygıyı sağlayan yargı organı. Türkiye, Konsey’in kuruluş ve İHAS hazırlık sürecinde yer aldı.

DP: İHAS, 1954’te onaylandı.

ANAP: 1987’de Komisyon’a bireysel başvuru hakkı; 1990’da Mahkeme’nin yetkisi tanındı.

DSP-MHP-ANAP: 2001 Anayasa değişikliklerinde İHAM karaları, AK gerekleri ve Kopenhag Kriterleri belirleyici oldu. İdam cezası kaldırıldı.

AKP: 2003’te, İHEB’i somutlaştıran BM ikiz sözleşmeleri onaylandı. 2004 Anayasa değişiklikleri ile, savaş döneminde ölüm cezası kaldırıldı ve İH alanında uluslararasılaşma yolunda somut bir adım atıldı.

OYDAŞMA-2: YURTTAŞLAR

Siyasal iktidarların el değiştirmesi, seçmenlerin özgür iradesi ile sağlandığına göre toplum, Avrupalılaşma yönünde atılan adımlarda belirleyici oldu. İHAM’a başvuruda yelpazesi genişliği, bunun göstergesi.

OYDAŞMA-3: DEVLET

İH birimleri, daire başkanlığı düzeyinde kamu kurumlarının çoğunda kuruldu. DSP-MHP-ANAP koalisyon hükümeti döneminde başlatılan geniş kapsamlı İH formasyon programları, AKP iktidarının ilk yıllarında sürdü. İl ve İlçe İH kurulları, kamu kurumlarını ve sivil toplum örgütlerini, İH ilke ve değerlerinde buluşturdu.

100’üncü yıla bir kala, ayrışmalar da üç başlıkta özetlenebilir:

AYRIŞMA-1: SİYASAL

AİHM ne demiş, Avrupa Konseyi ne demiş, bu bizi ilgilendirmiyor” (AKP, Erdoğan, 3 Şubat 2022)

Önemli olan, tüm farklılıklarımızla beraber “biz” düşüncesini, Avrupa Konseyi ve Avrupa Birliği normları çerçevesinde temel hak ve özgürlüklerin güvence altına alındığı, herkesin kendini eşit ve özgür vatandaş olarak gördüğü, düşüncelerini özgürce ifade edebildiği, inandığı gibi yaşayabildiği demokratik bir Türkiye’yi inşa etmektir.”(CHP-İYİ P., SP, DP, Deva P., GP/Ahlatlıbel Bildirisi, 13 Şubat 2022).

Avrupa normlarına bağlı kalacaklarmış. Bu nasıl gayri milliliktir. Bu kadar mı yozlaştınız bu kadar mı başkalaştınız. ” (MHP, Bahçeli, 15 Şubat).

AYRIŞMA-2: MEDYA

Basın ve yayın kuruluşları, demokrasi ve monokrasi ekseninde ayrıştırıldı. Basın İlan Kurumu (BİK), gazeteler; RTÜK ise, radyo ve TV’ler üzerinde baskı ve kollama aygıtlarına dönüştürüldü. İlan kesmeden ekran karartmaya ve yargısız infaza varan uygulamalar demokratik toplumu baskıladığından, Türkiye’nin kazanımları, güncel sorunları ve çözüm yolları üzerinde bilgilenme hakkı ve özgür tartışma ortamı gölgelendi.

AYRIŞMA-3: DEVLET

Kişi+Parti+Devlet birleşmesi, şovenist ve dinsel inançlar vurgulu söylem, işlem ve eylemleri öne çıkardı; Devlet’in insan haklarına ilişkin karar düzeneklerini sönümlendirdi. OHAL düzenlemeleri, bu amaçla kalıcı hale getirildi. Avrupa üzerinden değerler ayrışması, araç-amaç ilişkisi bakımından nasıl açıklanabilir?

AMAÇ: 20 yıllık iktidarın sağladığı nimetleri elden bırakmamak için 2023 seçimlerini ne pahasına olursa olsun kazanmak.

ARAÇ: Demokratik siyaset ve dünyevi hukuk yerine, seçimleri ve hukuku, iktidarın el değiştirmesini önleme ereğinde araçsallaştırmak.

DEĞERLER: “İnsan haklarına dayanan demokratik hukuk devleti”ne içkin kurallar ve değerler yerine, ümmetçi ve şefe itaat eden davranış kalıplarını kabul ettirmek.

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 09 Şubat 2022

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 09 Şubat 2022

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

BAĞIMSIZ

Avrupa Konseyi, AİHM kararına rağmen Kavala’yı tahliye etmeyen Türkiye’yi AİHM’e havale etti.

Karara tepki gösteren Dışişleri Bakanlığı; ”Ülkemizde devam eden bağımsız yargı sürecine müdahale edildiğini ”açıkladı.

Yargı süreci tamam da “bağımsız yargı” anlaşılmadı?..

KDV

CHP Milletvekili Turhan Aydoğan’ın elektrik, su, doğalgazdan KDV alınmaması için verdiği önerge Cumhur ittifakınca reddedildi.

Seçimde KDV olarak döner…

PİK

Şubat ayı %48.6 enflasyon ile rekor kırdı. “Enflasyon Ocak’ta pik yapar” diyen Bakan Nebati şimdi de “Nisan’da pik yapar” dedi.

Nisan olmazsa Mayıs, o da olmazsa Haziran iyidir.

SOY

HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Feleknas Uca, bölücü terör örgütü PKK’ya karşı yapılan “Kış Kartalı” operasyonunu ‘soykırım’ yalanıyla hedef aldı. Uca, NATO ve AB’ye çağrı yaptı.

Terörün vekili…

DUA

Corona’ya yakalanan RTE mesajında “… Görevimizin başındayız. Çalışmalarımıza evde devam edeceğiz. Dualarınızı bekliyoruz.” yazmış.

Her dakika duacıyım…

HAPİS

RTE, “Ben istirahatlere pek alışık değilim, şimdi böyle bir durum oldu, yani bizi eve hapsettiler.”

Beteri var…

BANKAMATİK

İBB’den 1.5 milyon TL’ye yakın astronomik burs alan AKP’li Eski Bakan Fatma Betül Sayan Kaya’nın kardeşi de 18 yaşında üniversiteye başladığında İBB’de işe başlamış.

Bunlar İmamoğlu’nu hedef tahtasına koymasın da ne yapsınlar…

ÖNEMSİZ

Corona vakaları günlük yüz bini, ölümler 200’ü geçmişken Sağlık Bakanı “ Endişelenmeye mahal yok” dedi.

Haklı, en fazla ölürüz…

HESAP

Kocaeli Belediye Başkanı Tahir Büyükakın “2023’te 100 yıllık büyük hesaplaşma olacak” dedi.

Geleceği görmüş. Seçim ve hesap kesim tarihi…

MİLLİ

Devlet Bahçeli, ABD Büyükelçisinin göreve başlar başlamaz İmamoğlu’nu ziyaret etmesine tepki gösterdi.

Haklı. Ancak:

Washington Büyükelçimiz Murat Mercan’ın güven mektubu, gidişinden aylar sonra Beyaz Saray Güvenlik Konseyi’nin bir üyesi tarafından bir restoranda kabul edilmişken, ABD Ankara Büyükelçisinin gelişinden bir hafta sonra sarayda Cumhurbaşkanı tarafından kabul edilişini de eleştirebilseydi, hem daha haklı hem dürüst hem de milliyetçi olurdu…

HELAL

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Dönmez, perşembe gününden bu yana ciddi elektrik kesintileri ve kar esareti (AS: tutsaklığı) yaşanan Isparta’ya giderek “Hakkınızı helal edin, birkaç gün enerjisiz kaldınız” dedi.

Halk zamlı faturaları ödemezse helal mi edilecek, faizi mi istenecek?

Şeriatla mı yönetiliyoruz? Helallik dilemek mi hesap vermek mi?…

HAİN

Atatürk’e ve Kuvayı Milliyecilere hakaret eden ve vatana ihanetten idam edilen İskilipli Atıf, ölümünün 96. yılında, Çorum Valisi, Belediye Başkanı, Hitit Üniversitesi Rektörü ve AKP Çorum milletvekili tarafından anıldı. Vali, anmaya katılışını savunurken Uğur Mumcu’nun sözlerine sığındı.

Yumuşakçalar, sığınmak için sert kabuklu arar…

FETÖCÜ

Emekli Askeri Hâkim Ahmet Zeki Üçok, Milli Savunma Bakan yardımcıları Muhsin Dere’nin ByLock kullanıcısı, Yunus Emre Karaosmanoğlu’nun ise ABD’nin ‘güvenilir irtibatı’ olduğunu öne sürdü.

Bakan Akar?..

YAŞAR NURİ ÖZTÜRK’ten (Tekrar)

  • Eyy yobazlar alemi; Atatürk’e saldırmak daha kaliteli bir dindar olduğunuz değil, daha kaliteli bir şerefsiz olduğunuz anlamına gelir…

Ceza Yasasından Cumhurbaşkanına Hakaret Suçunun Kaldırılması

Dostlar,

CHP İstanbul Milletvekili, Anayasa Hukuku Uzmanı Sn. Prof. Dr. İbrahim Ö. KABOĞLU, TBMM Başkanlığına bir yasa önerisi sundu :

  • Ceza Yasasından Cumhurbaşkanına Hakaret Suçunun Kaldırılması

Önergenin tarihi 23 Kasım 2021. (Anayasa m.88)

Bilindiği üzere, Türk Ceza Yasasının 299. maddesi aşağıdaki gibi:

Cumhurbaşkanına Hakaret Suçu

TCK Madde 299

(1) Cumhurbaşkanına hakaret eden kişi, bir yıldan dört yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılır.
(2) (Değişik: 29/6/2005 – 5377/35 md.) Suçun alenen işlenmesi hâlinde, verilecek ceza altıda biri oranında artırılır.
(3) Bu suçtan dolayı kovuşturma yapılması, Adalet Bakanının iznine bağlıdır.
***
Reuters : Erdoğan’ın CB olmasından bu yana binlerce kişinin ‘hakaret’le suçlandığını belirtti. Haberde, 2014’ten beri bu suçlamaya dayanılarak 160,169 soruşturma açıldığına dikkat çekildi.
(https://tr.euronews.com/2021/12/20/reuters-tan-turkiye-analizi-erdogan-ak-parti-secmeninin-destegini-kaybediyor)

  • RTE ve AKP’li müritleri 1 an “neden böyle?” diye düşünmez mi?
    Kuran der ki : Aklını kullan, düşün!

***
AİHM, Cumhurbaşkanına hakaretle ilgili Türk Ceza Yasası’nın ilgili maddesinin değiştirilmesini isteyen bir karar açıkladı. AİHM ilk kez TCK’nın 299’uncu maddesi hakkında bu denli net bir karar açıklıyor. Aralarında Türk yargıç Saadet Yüksel’in de bulunduğu 7 yargıçlı Daire tarafından oybirliğiyle alınan karar, içtihat niteliğinde. Ankara, karar gereği, davacı Vedat Şorli‘ye 7500 € tinsel giderim (manevi tazminat) de ödeyecek.

Hakaretle ilgili olarak Cumhurbaşkanı’nın özel bir yasayla korunmasının AİHS’nin ifade özgürlüğüne ilişkin maddesiyle bağdaşmadığına kanaat getiren AİHM, bu belirlemeden yola çıkarak benzer davaların yinelenmemesi amacıyla TCK 299’un AİHS ve AİHM’nin yerleşik içtihadı ile uyumlu duruma getirilmesini istedi (https://www.dw.com/tr/avrupa-insan-haklar%C4%B1-mahkemesi-tck-299-de%C4%9Fi%C5%9Fmeli/a-59548024).

Avrupa Konseyi‘ne (AK) taraf ülkelerin AİHS’ye uyumunu denetlemek amacıyla Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) oluşturulmuştur. Türkiye AK’nin kurucu üyelerindendir. AİHS’nin denetim sürecine bireysel başvuru hakkını 1987’de ve AİHM’nin zorunlu yargı yetkisini 1990’da kabul etmiştir.

Türkiye AİHS’e taraftır ve Anayasa’nın 90. maddesi uyarınca AİHM’in yargı yetkisini kabul etmiş, 28 Ocak 1987’de Komisyon’un bireysel başvuruları inceleme yetkisini tanımıştır. Türkiye, Mahkeme’nin zorunlu yargı yetkisini 27 Eylül 1989’da tanımıştır. Belirtmek gerekir ki, 11 Sayılı Protokol’ün yürürlüğe girmesiyle, bireysel başvuru ve zorunlu yargı yetkisi açısından, özel tanıma bildirimlerine gerek kalmamıştır. Bireysel başvuru yöntemi, Sözleşme’ye taraf devletler bakımından zorunlu olmuştur (https://insanhaklarimerkezi.bilgi. edu.tr/tr/content/43-avrupa-insan-haklar-mahkemesi/).

Sözleşme’nin (AİHS) 46. md.si – Kararların Bağlayıcılığı ve İnfazı

“1. Yüksek Sözleşmeci Taraflar, taraf oldukları davalarda Mahkeme’nin verdiği kesinleşmiş kararlara uymayı taahhüt ederler.
2. Mahkeme’nin kesinleşen kararı, icrasını denetleyecek olan Bakanlar Komitesi’ne gönderilir. (https://www.echr.coe.int/Documents/Guide_Art_46_TUR.pdf)
***
Sn. Prof. Kaboğlu’nun yasa önerisi tek maddelik (2. ve 3. maddeler yürürlükle ilgili) :

  • 26/9/2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanunu’nun 299 uncu maddesi yürürlükten kaldırılmıştır.

Önergeyi gerekçeleriyle okumak için lütfen tıklayınız : 299. maddenin kaldırılması yasa önerisi

Peki bir ilerleme var mı?? TBMM’de 2 aydır bir sonuç yok.. RTE’nin yargı reformu (!) hakkında sözlerinde gece yarıları gözaltı olmayacağı belirtilmişti.. Sedef Kabaş olayında tablo ortada.. 50+ yaşta, Doktora sahibi bir kadın gazeteci – yazar, yurttaş, gece yarısı 02:00’de Polisçe evinden alınıyor.. Karakolda sabaha dek gözaltında tutulup, neredeyse 12 saat sonra ifadesi savcılıkta alınıyor ve jet hızıyla, Sulh Ceza yargıçlığında (mahkemesinde değil! Anayasa madde 9 – “Yargı yetkisi, Türk Milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır.”) tutuklama kararı çıkıyor. Oysa tutuklu yargılamanın koşulları yok (Ceza Muhakemesi Yasası m.100). Yargıçlık kararında zorlama öyle açık, öyle net ki!

Bir üst merci olarak Asliye Ceza Mahkemesine itiraz yolu açık ve Dr. Sedef Kabaş‘ın avukatı 24 Ocak 2022 günü bu yola başvuracak. Sağduyunun egemen olması ve tutukluluk kararının kaldırılarak, “hiç olmazsa” yargılamanın
gerçekte yargılanmaması gerekirken– tutuksuz yapılması için, gerek görülüyorsa adli denetim önlemlerine başvurulması (CMK m.223/1), yerinde ve kamuoyu vicdanına uyar olacaktır sanırız.

Konuya ilişkin 2 cik (tweet) iletimizi buraya eklemek isteriz :


Bu arada, kendi haline terk edilen kovit-19 salgını “resmi” verilerle her gün on binlerce insana bulaşmakta ve 200’e yakın masum insanımız salgına / kötü yönetime kurban verilmekte…

Vah Türkiye’m, vah insanlarım..

Bir de; belimizi kıran yoksullaşTIRmayı ve AKP = RTE‘nin temel sorumluluğunu da konuşamıyoruz…

Gündem oyunları ger – çek – ten hayret verici!

  • Muhalefetin ülkeyi ayağa kaldırması gerek oysa!..

​Sevgi ve saygı ile. 23.01.2022

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik    

 

‘İçişleri’ yalanı…

Zafer ArapkirliZafer Arapkirli
Cumhuriyet
, 27.10.21

Doğuyu batı, gündüzü gece, ateşi buz, pamuğu demir, acıyı tatlı, ıslağı kuru gösterir bunlar. Gözlerini bile kırpmadan. En son krizde de yani 10 ülke büyükelçilerinin “İnsan hakları ve hukuk hatırlatması” ile başlayan olayda da tutturdular bir terane:

“Yabancı ülke büyükelçilerinin ülkemizin içişlerine müdahale etmeleri kabul edilemez!..”

Haklısınız muhteremler. Haklısınız da. Olay bu mu?

Bu kadar kuyruklu bir yalana (-sizin körü körüne biatçı ve bir avuç kaldığı anlaşılan kitlenizden başka-) kim inanır?

Yabancı misyonların (-en azından bu olayda-) “içişlerimize müdahalesi” diye bir durum söz konusu değil. İnsan hakları ve evrensel hukuk ilkeleri çağdaş dünyada “içiş” sayılmaz ki.

“Avrupa Konseyi’nin kurucu üyelerinden biri, Avrupa Birliği’ne tam üyelik başvurusu bulunan, Ortaklık Anlaşması ile bağlı müzakereci bir ülke sıfatı ile, üstelik Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararlarına uymayı taahhüt etmiş, daha da ötesinde anayasasında değişiklik yaparak, AİHM kararlarını iç hukukun üzerinde saymayı kabul etmiş bir ülke olarak” birileri size kalkıp da “AİHM kararına uyunuz” deyince, bunun adı nasıl “içişlerine müdahale” sayılır?

Bak, Ok atan oğlana anlatır gibi” bir daha söyleyeyim. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi diyorum. Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi diyorum. AİHM diyorum. Mesele, “Kavala Mavala” değil diyorum.

Anladın mı?

Bütün bunların ötesinde, 10 ülkenin büyükelçileri “içişlerine müdahale” konusunda bağlayıcı hükümler taşıyan 1961 tarihli Viyana Konvansiyonu (Diplomatik ilişkileri düzenleyen) ile bu son krizin hiçbir bağı yok. Zaten söz konusu 10 büyükelçilik de “Biz ilgili Konvansiyonun, bu konudaki 41. maddesine sadığız” diye açıklama yaptılar.

Sonuç olarak, adamlar (mealen) “Biz içişlerine karışmıyoruz. Sözleşmeye sadığız. Açıklama yaptığımız konu içişleri değildir. İstenmeyen adam ilanı kararı alamazsınız. Aldıysanız da bunu uygulamaya koymayın. İşler daha kötüye gider” diye uyarmıştır ve maalesef hırsla şahsımın ağzından bu girişimi açıklayan Türkiye Cumhuriyeti’ne geri adım attırmışlardır.

Bunu bile bir “zafer”, yabancı ülkelere bir “diz çöktürme, geri adım attırma” örneği olarak sunmaya çalışan, bu olaydan adeta ikinci bir “şanlı one minute çıkışı” yaratmaya yeltenen kafaya diyecek bir şey bulamıyorum.

TARİHTEN BİR YAPRAK

Ama gelin, size kıyıda köşede kalmış bir başka öyküyü hatırlatayım: Geçmiş zaman. Türkiye’nin müzakere tarihi almasından sonraki yıllara rastlayan bir AB zirvesi izliyoruz Türk gazeteciler olarak. O tür zirvelerde âdet olduğu ve her ülkenin de yaptığı üzere, bizim dışişleri bakanımız da bizleri zirvenin yapıldığı komplekste bir odaya topladı ve “off the record” (burası önemli) bir brifing veriyor. Yazılmamak kaydıyla. Geri plan bilgiler ve müzakerelere ilişkin kulis bilgileri aktaracak. Bizim (zirvenin yapıldığı ülkedeki) büyükelçimiz de orada.

Aniden kapı açılır ve içeri o ülkenin Ankara Büyükelçisi girer. Herkesin (Dışişleri Bakanı dahil, bizim büyükelçimiz dahil) şaşkın bakışları arasında en ön sıraya kurulur. Türkiye Cumhuriyeti Dışişleri Bakanı’nın, Türk gazetecilere “off the record” brinfingini dinleyerek notlar alır.

Aynı yabancı büyükelçinin, o yıllarda “kritik” seçim gecelerinde, Ankara’da iktidar partisinin genel merkezinde sonuçları “bizzat yerinde” izlediği anlatılır, yıllardır. İsmi lazım değil o ülkenin büyükelçisine bu “fevkalade müsamahaya mazhar” statünün tanınması “içişlerimize müdahale” değil midir?

Açtırmayın kutuyu söyletmeyin kötüyü, muhteremler. Bugünün Cumhurbaşkanı, o günlerin başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’ı, Beyaz Saray’da ve Downing Street 10 numarada bir nevi “kırmızı halıda” karşılayan ülkelerin “içişlerimize – iç siyasetimize” müdahalesini öpüp başına mı koyacaksınız?

Sonra bugün gelip “İnsan hakları ve hukuk vurgusu”nu AİHM kararlarını hatırlatmayı “içişlerimize müdahale” diye millete yutturmaya çalışacaksınız.

Sahtekârlığın bu kadarına insan tahammül edemiyor. Pes be birader! Pes!..

Kadına Şiddeti Onaylayan Karar

Kadına Şiddeti Onaylayan Karar

hikmet sami türk ile ilgili görsel sonucu

Prof. Dr. Hikmet Sami TÜRK
Cumhuriyet, 23 Mart 2021

Resmi Gazetede yayımlanan 19.3.2021 tarih ve 3718 sayılı Cumhurbaşkanı Kararı şöyledir:

“Türkiye Cumhuriyeti adına 11/5/2011 tarihinde imzalanan ve 10/2/2012 tarihli ve 2012/2826 sayılı Bakanlar Kurulu Kararı ile onaylanan ‘Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi’nin Türkiye Cumhuriyeti bakımından feshedilmesine, 9 sayılı Cumhurbaşkanlığı Kararnamesinin 3 üncü maddesi gereğince karar verilmiştir.”

Bu cümlede eksik bırakılan, sözleşmenin onaylanmasının TBMM tarafından  24.11.2011 tarihli ve 6251 sayılı kanunla uygun bulunduğu ve bu kanunun 29.11.2011 tarih ve 28127 sayılı Resmi Gazetede yayımlanarak yürürlüğe girdiğidir. Onaylanmakla (AS: onaylamanın yasayla uygun bulunmasıyla), anayasanın 90. maddesinin son fıkrasına göre “kanun hükmünde” bir metin haline gelmiştir.

BÖYLE BİR YETKİSİ YOK

Hemen söyleyelim ki anayasanın 104. maddesinin XI. fıkrasında uluslararası antlaşmalar bakımından cumhurbaşkanının görev ve yetkisi, bunları onaylamak ve yayımlamaktır. Fesih yetkisi tanınmamıştır.

Dolayısıyla gerek hukuki dayanak olarak gösterilen Cumhurbaşkanlığı kararnamesinin 3. maddesinde, gerek  3718 sayılı Cumhurbaşkanı kararında sözü geçen “fesih”, uluslararası antlaşmalar bakımından cumhurbaşkanına verilmeyen bir yetkidir. Anayasa böyle bir yetki öngörmemiş, Meclis böyle bir yetki vermemiştir.

MADDE AYRINTISI

Kaldı ki 11 Mayıs 2011’de İstanbul’da imzaya açıldığı için İstanbul Sözleşmesi olarak anılan Kadınlara Yönelik Şiddet ve Aile İçi Şiddetin Önlenmesi ve Bunlarla Mücadeleye İlişkin Avrupa Konseyi Sözleşmesi, 46 ülke tarafından imzalanmış ve şimdiye değin 34 ülke tarafından onanmıştır. Türkiye, imzalayan ve onaylayan ilk ülke konumundadır.

Çok taraflı bir uluslararası sözleşmenin imzacı devletlerden biri tarafından tek yanlı feshi söz konusu olamaz. Ancak çekilme söz konusu olabilir. Nitekim İstanbul Sözleşmesi’nin 80. maddesinde çekilme öngörülmüştür.

SADECE “ÇEKİLME” DEĞİL

Erdoğan’ın bu sözleşmenin “feshedilmesine” karar vermesi, çekilme anlamında yorumlansa bile doğru değildir. Çünkü İstanbul Sözleşmesi, -adında da belirtildiği gibi- kadınlara yönelik şiddeti, aile içi şiddeti, cinsel tacizleri önlemeye yönelik bir uluslararası sözleşmedir.

Birtakım gerici çevrelerin baskısıyla Erdoğan’ın kendi başbakanlığı zamanında imzalanmış ve Meclis’te bütün partilerce onaylanması yasayla uygun bulunmuş, başında bulunduğu bakanlar kurulunca onaylanmış bir sözleşmenin feshine karar vermesi dramatik bir gelişmedir.

İstanbul Sözleşmesi’nden çekilmek, Türkiye’yi kadınlara karşı şiddeti, aile içi şiddeti, cinsel tacizleri onaylayan bir ülke durumuna düşürecek; Avrupa Konseyi ülkeleri arasında yalnızlaştıracak Avrupa Birliği kapılarının tümüyle kapanmasına yol açacaktır.

Ayrıca 3718 sayılı Karar, kadınlara karşı doğuracağı sonuçlarla anayasamızın 2. maddesindeki “insan haklarına saygılı  … hukuk devleti” ilkesine, 10. maddesindeki cinsiyet eşitliğine aykırı olduğu gibi; devletin kadın-erkek eşitliğinin “yaşama geçmesini sağlamak” yükümlülüğüne de ters düşmektedir.

Verilen karara karşı bütün kadın kuruluşlarının Anayasaya aykırı idari bir işlem olarak Danıştay’a başvurma hakkı vardır. Ayrıca bütün kadınlarımızın kendilerini her türlü şiddetin önüne atan bu karara karşı gerekli demokratik tepkiyi göstereceklerine kuşku yoktur. Bu direnişte erkeklerimizin de onların yanında yer alması gerekir.