Etiket arşivi: İfade özgürlüğü

Ya resmi dezenformasyon?

authorİBRAHİM Ö. KABOĞLU

(AS: Bizim katkımız ve Sn. Kaboğlu’nun “Légion d’Honneur” ödülü alması ile ilgili notlarımız yazının altındadır..) 

TBMM Dijital Mecralar Komisyonu’da dün görüşülmeye başlanan basın torba yasa önerisi, “sırf halk arasında endişe, korku veya panik yaratmak saikiyle (AS: dürtüsüyle), ülkenin iç ve dış güvenliği, kamu düzeni ve genel sağlığı ile ilgili gerçeğe aykırı bir bilgiyi, kamu barışını bozmaya elverişli şekilde alenen yayan kimse” için ceza yaptırımı öngörmekte.

Dezenformasyonla mücadele“ adı altında hazırlanan öneri, internet ve sosyal medyaya ilişkin düzenleme, demokratik yoplumu sönümlendirme girişimi. İşte gerekçesi:

Bu bağlamda, yalan haberi kasıtlı olarak üretme ve yayma eyleminin (dezenformasyon), birey ve toplum iradesini ipotek altına alan ve vatandaşların gerçek bilgiye ulaşma hakkını engeleyen ciddi bir tehdit haline geldiği aşikârdır. Bu tehdit, aynı zamanda çeşitli özgürlükleri istismar etmek suretiyle başta ifade özgürlüğü ve haber alma özgürlüğü olmak üzere temel hak ve özgürlüklerin kullanılmasını engellemeye yöneliktir. Gelişen teknoloji ile birlikte dezenformasyonun vardığı nokta, temel hak ve özgürlükleri korumak adına bu tehditle mücadele etmeyi zorunlu kılmıştır…“

TAMAMEN (TÜMÜYLE) ANAYASA DIŞI

Getirilmek istenen, Halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu, çok yönlü olarak sorunlu:

“Ülkenin iç ve dış güvenliği”, “kamu düzeni” ve “genel sağlık” kavramları, son derece geniş kapsamlı olup, suçun nesnel olarak çerçevelenmesi olanaksız. “Gerçeğe aykırı bilgi”, çeşitli kamusal sorunlarda neyin “gerçek” olduğunu saptamak kolay olmayıp, tanımı gereği doğru ya da yanlış olamayacak değer yargılarının da cezalandırılması riskini yaratmakla, Anayasa’nın birçok maddesine aykırı..

Özetle, internet ve sanal ortamda kullanılan düşünce ve ifade özgürlüğünün, devrim niteliği taşıyan olumlu yanları değil, hep olumsuz yönleri öne çıkarılıyor. Oysa, siyasal iktidar örgütlenmesi ve insan haklarının güvencesinin bilimi olarak anayasa hukuku, sanal ortam yoluyla oluşan sosyal medyanın yarattığı sorunlara karşın, devrim niteliğindeki yeniliklerle yüzleşmek durumunda. Şu açılardan:

– Egemenliği ve demokrasiyi yeniden icat etmek,
– Normativite üzerine yeniden düşünmek,
– Hak ve özgürlükleri sorgulanak,
– Siyasal aktörlerin söylemlerini dönüştürmek.

Bizde, ilksel sorunlar nedeniyle sorunsalı, bu açılardan ele alabilme eşiğine henüz gelemedik.

Neden? Çünkü, sosyal medya dezenformasyonu vesilesiyle ele alınması gereken ilk sorun, “resmi dezenformasyon” dur.

“RESMİ” NE DEMEK?

İşte resmi dezenformasyon dizisi:

Anayasal dezenformasyon: Anayasa değişikliği, siyasal hatta resmi dezenformsyonla gerçekleştirildi.
– KHK yoluyla yaratılan dezenformasyonla, “yargısız infaz”larla yurttaşları terörist sayıldı,
OHAL KHK yoluyla onbinlerce kamu görevlisinin yaşamları karartıldı..
– Sorumsuzluk zırhı yaratan düzenlemeler: OHAL dönemi ve 9 Temmuz 2018 sonrası OHAL KHK ve yasalarla, “yargısız infaz” failleri için örülen sorumsuzluk zırhları da resmi yalanlar dizinde.

HANGİ ORTAMDA?

Covid-19 ortam ve koşullarında 7253 sayılı yasa ile iki yıl önce sosyal medya düzenlemesine karşı CHP olarak Anayasa Mahkemesi’ne başvurduk.

İptal kararını beklerken, AYM, bu kez, 5651 sayılı Yasa md.9’u pilot kararla iptal ederek TBMM’nin nasıl bir düzenleme yapması gerektiği konusundaki ilkeleri sıraladı (27.10.21): Öngörülebilir olmalı, erişimin engellenmesi usulünün kapsamı ve hukuki niteliği açıklıkla düzenlenmeli; interneti sınırlandıran kanunun dar bir uygulama alanı olmalı ve kullanımı acil bir toplumsal ihtiyaca yanıt olmalı; davranış ve olgulara bağlanan hukuksal sonuçlar belirli bir kesinlikte belirlenmeli; ifade özgürlüğünü kısıtlayan bir yolun keyfiliğe ve ölçüsüz sınırlamalara yol açmaması için gerekli güvenceleri barındırmalı.

Gündemdeki yasa önerisi, şu halde, 7253 sayılı yasaya karşı AYM başvuru sonucunun beklenmesi bir yana, AYM’nin pilot kararı gereğince düzenleme gündeme bile getirilmeden görüşülmeye başlandı.

Siyasetçilerin konuşmlarını canlı olarak yayımlayan kanallara yaptırım uygulayan RTÜK’ün demokratik siyaseti sönümlendirmeye çalıştığı bir sırada,

Paramiliter nitelikte sözde bir şirket temsilcisinin

  • “Bu vatanı sandıkta teslim etmeyiz”

sözlerine karşı herhangi bir işlem yapılmadığı bir sırada gündeme getirildi.

Evet tam bir dezenformasyon önerisi karşısındayız.
==============================================
Dostlar,

Sn. Prof. Kaboğlu son derece nitelikli “gazete” makaleleri yazmakta her hafta.
Onca yoğun parlamenter siyasal yaşamı içinde. Bu yazıları siyaset bilimi alanında, hukukta ve özellikle anayasa hukuku ve insan hakları hukukunda, hukuk felsefesi ve sosyolojsinde okuma parçaları olarak değerlendirilebilecek, değerlendirilmesi beklenen nitelikte metinler.

Bir yandan da ülkemizin değil salt kendi tarihinde, siyaset bilimi tarihinde örneği görülmemiş bir “anomali” yaşadığı dönemde, anamuhalefet partisi milletvekili olarak.. Sıklıkla AYM’ye (Anayasa Mahkemesine) gitmek gerekmekte AKP=RTE iktidarının sınır bilmez hukuk tanımazlığı karşısında.

Prof. Kaboğlu, geçtiğimiz günlerde, 1 Haziran 2022 günü çok önemli bir uluslararası ödüle yaraşır bulundu.

  • Fransa devleti, “Légion d’Honneur” ödülü verdi Prof. Kaboğlu’na!

Fransız üniversitelerinde yıllarca Anayasa Hukuku ve İnsan Hakları dersleri vererek hem o ülkenin hem de Türkiye’nin bu 2 alanda gelişmesine kattığı çok değerli ürünleri ve emeği için..

Ödül törenine Sn. Kaboğlu, seçkin çağrılılar arasına bizi de katarak onur verdi. Fransa Büyükelçiliğinde 01 Haziran 2022 akşamı ödül sunum töreni ve ardından kokteyl verildi.

Fransa’nın Ankara Büyükelçisi Monséieur Herve MAGRO, nefis Türkçesi ile uzun – kapsamlı konuşmasını 2 dilde yaptı, paragraf paragraf. Ödülün gerekçesini ve Kaboğlu’nun 2 ülke arasındaki barışçı ve dostça ilişkilerin gelişmesine katkılarını aktardı.

Ardından Prof. Kaboğlu da benzer yöntemle uzunca konuşmasını yaptı, Fransa hükümetine ve Devlet Başkanı Emmanuell Macron‘a ödüle yaraşır bulunması nedeniyle teşekkür etti. Büyükelçi Magro, Prof. Kaboğlu’nun konuşması boyunca yanıbaşında ayakta durdu.

Büyük alkışlar ve kutlamaların ardından Ayrancı’da Ankara’ya egemen bir arazide kurulu nefis Büyükelçilik bahçesinde “cocktail prolongé” verildi.

Törene çok sayıda CHP milletvekili, CHP Gn. Bşk. Kemal Kılıçdaroğlu ve akademiyadan hukuk – siyasal bilimler hocaları çağrılı idi. Bu çevrelerden dostlarımızla keyifli söyleşi olanağı bulduk. 90 yaşına giren ve çok dinç Prof. Ruşen Keleş hocamızla da Mülkiye söyleşimiz oldu. Nazar değmesin, her gün düzenli olarak Mülkiye’deki odasına gidiyor ve halen Anabilim Dalı Başkanı olan dünkü öğrencisi, vefalı meslektaşı Prof. Ayşegül Mengi ile eski odasını paylaşıyor Ruşen hocamız..

AKP = RTE‘nin bilerek yarattığı karabasan içinde hala ülkemizde çok güzel şeyler olmakta ve gelenekler yaşatılmakta. Bu ayracın kapanacağı kesin..

Prof. Kaboğlu’nu bir kez daha içtenlikle kutlarken, bizi de törene çağırdığı için teşekkür ederiz..
***
Üstteki makaleye dönersek, SADAT skandalı nedeniyle biz de bu gün bir tweet iletisi yayınladık. (https://twitter.com/profsaltik/status/1534161933418602497?s=20&t=92GaokuHLdR6ABl2pyoLvQ)

  • SADAT kurucusu Ersan Ergür, ”Bu vatanı Türkiye düşmanları ile işbirliği yapanlara sandıkta teslim etmeyiz” yazdı. Cumhuriyet hukukunu koruyacak 1 tek savcı kalmadı mı bu ülkede? Adam ne demek istiyor, çağırıp sorgulayacak? AKP=RTE karşıtlarına dava açarken nasıl hızlı-hünerliler!

Birkaç saat içinde 6 binden çok okundu.

AKP = RTE, giderayak toplumu bilerek germeyi – kutuplaştırmayı sürdürmeyi seçiyor. Genelgeçer yol bu siyasal tarihte izlediğimiz.. Kendi sonunu hızlandırıyor ve netleştiriyor. Yazık.. Bu Partide hiç “sağduyu” kalmadı mı?

Sevgi ve saygı ile. 07 Haziran 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik

 

CUMHURBAŞKANINA HAKARET SUÇU KALDIRILMALIDIR

CUMHURBAŞKANINA HAKARET SUÇU KALDIRILMALIDIR

İfade özgürlüğü yalnızca muhtemel sayılan düşüncelere bağlı değil; incitici, endişe verici düşünce açıklamaları için de geçerlidir. 1960’tan bu yana AİHM’nin verdiği kararlar bu yöndedir. AİHM kararlarına göre böyle durumlarda “rahatsız da olsanız, şoke de olsanız” düşünceyi iletme özgürlüğü var olmalı ve hiçbir yaptırım ile karşılaşmamalıdır. 
Bizim Ceza Kanunumuzda yer verilen gerek Cumhurbaşkanına hakaret suçu ve gerekse basit hakaret suçu ve özellikle siyaset yapanlara, siyasi parti genel başkanlarına karşı hakaret suçunun sınırlarının oldukça dar anlaşılması gerekmektedir.

  • Siyasetçilere yapılan eleştirileri hakaret nedeniyle baskı altına almaya kalkmanın, demokratik bir toplum üzerinde “düşünmeye ve düşünmeyi açıklama özgürlüğüne caydırıcı” bir etki yapacağı kesindir.

Siyaset yapanlara karşı eleştirilere yaptırım uygulamaya kalkmak, ifade özgürlüğünün kullanılmasına karşı “SOĞUTMA EFEKTİ” yapılmasına neden olur. Yani; eleştiriye, hatta siyasetçiye hakarete karşı yaptırım uygulanması ifade özgürlüğünün önünde otosansürü tetikleyen bir işlev görür ki bu demokrasiyi ve de düşünce özgürlüğünü yok eder. 

Siyasetçiler topluma mal olmuş ve topluma açık, saydam ve her yönü bilinen kişilerdir. Bu tür sarsıcı eleştirileri daha hoşgörülü karşılamaları gerekir. AİHM bu yöndeki kararlarında

  • “Bir siyasetçiye yönelmiş olan eleştiri alanı diğerlerine göre çok daha geniştir. Oysa siyasetçilerin daha hoşgörülü daha tahammüllü olması gerekir. Kendisine karşı bu tarz laflar olabilir, bunlara tahammül gösterilmesi gerekir.” diyor.

AİHM’ye göre yalnızca bir tek durumda medyada ifade edilen haber ve yazılar için hapis cezası öngörülebilir. O da nefret söylemi ve şiddet çağrısının yapılmasıdır. 

AİHM, Kurulu düzene saldıran, şoke eden ya da toptan reddeden fikirlerin aktarılması söz konusu olduğunda, ifade özgürlüğünün daha da önemli olduğunu vurgulamaktadır. (Dalgalar Üzerindeki Kadınlar ve Diğerleri – Portekiz kararı.) AİHM, dava konusu ifadelerin şiddete tahrik ya da nefret söylemi taşımaması gerektiğini kararlarında sık sık vurgulamakta ve Nefret Söylemi bulunmayan ifadelerin provokatör, kaba, rahatsız edici, şoke edici olmasının olağan olduğunu kabul etmektedir.

‘Korku tüneli’ 

Görülmektedir ki Cumhurbaşkanına hakaret suçunun bizim hukukumuzda ağır yaptırımlarla karşılık bulması, bunun giderek yaygın hale gelmesi, her eleştiri yapan hakkında bu tür yaptırımların yerli yersiz uygulanması AİHS ve uluslararası sözleşmelere aykırıdır.

Hele Cumhurbaşkanının partili olduğu ve siyasi iktidarın başında bulunduğu bir dönemde bu toleransın daha geniş olması gerekirken bizzat cumhurbaşkanı ve avukatları tarafından adeta bir “korku tüneli” yaratılmak istenmesi demokrasi için yadırgatıcı bir durumdur.

  • Türkiye’nin demokratik toplum olma yolundaki engellerin başında Cumhurbaşkanına hakaret suçunu düzenleyen TCK 299. maddesi gelmektedir. 

Bu da Türkiye’de düşünce özgürlüğünün kullanılması yönünde önemli bir soğutucu etki yapmaktadır. İşte bu yüzden insanların baskı var, korku imparatorluğu var gibi söylemleri ülke dışında haklılık bulmakta ve özellikle bu durumu kullanmak isteyen Fetö’cüler de kendileri için bir umut ışığı olarak bu propagandaya sığınmaktadır.  

Prof. Onur Hamzaoğlu hürriyetine kavuşmalıdır!

Prof. Onur Hamzaoğlu hürriyetine kavuşmalıdır!

Selçuk Erez
(Prof. Dr., İstanbul Tabip Odası önceki başkanı)
Cumhuriyet, 14.6.18
(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)
Demokrasilerde halk, isteklerini yönetime yalnızca istidalar (AS: dilekçeler) yazarak iletmez: Yola çıkıp sloganlarla, pankartlarla yürümek, Gezi’de görüldüğü gibi bir yerde dikilip durmak da demokratik isteklerin açığa vurulması için kullanılagelmiş olan yöntemlerdir. Antikapitalist Müslüman Hareketi’nin yeryüzü sofraları da etkin bir istek, bir düşünce açıklama yoluydu. 
Ülkede baskılara direnen basın kuruluşları azalmışsa, aksaklıklar konusunda düşünce açıklamak için sokağa çıkanın başı gözü yarılmaktaysa başka eylem yolları ön plana geçer: Tiyatro bu konuda yararlanılmış olan çok değerli bir ortam olagelmiştir. 
Haldun Taner bu amaçla kabare tiyatrosu formunu kullanmıştı. Taner, ilk kabare tiyatrosu denemesini 1962’de gerçekleştirmiş, demokrasinin eksikliklerini ve gününün yöneticilerinin yetersizliklerini bu yoldan eleştirmişti. Taner’in bu konuda söyledikleri önemliydi: 
“Bizde politik-hiciv tiyatrosunun eksik olduğunu görüyordum. Bizim halkımız da buna yatkındı. Oynadığımız oyunun adı ‘Bu Şehr-i Stanbul ki ’62’ idi. Metnini ben yazdım, rejisini ben yaptım, hatta takdimciliğini dahi ben üzerime aldım.” 
Geçen yıl çok sayıda akademisyen geçerli bir gerekçe gösterilmeden üniversitelerden uzaklaştırıldığında ve memleketin en üst düzeyde bilgili insanları olan öğretim üyelerinin barışı yeğlemeleri suç sayıldığında İstanbul Tabip Odası insan hakları, düşünce özgürlüğü ve akademik özerkliğin güvence altına alınması isteklerini duyurmak için tiyatroya sığınmıştı. 
Görevlerinden uzaklaştırılmış akademisyenler ve İstanbul Tabip Odası, Taner’in Dostoyevski’nin bir öyküsünden esinlenerek yazmış olduğu Timsah” oyununu sahneleyerek bu tutumu İstanbul’da, İzmir’de ve Eskişehir’de eleştirmişti. 
Ancak bunca yazılana, çizilene karşın hata düzeltilmemiş, sürdürülmüştür: 
Yayınlarıyla, yetiştirdiği öğretim üyeleri ve öğrencilerle, Kocaeli Üniversitesi’nde yapmış olduğu araştırmalarla bilime çok önemli katkılarda bulunmuş ve Dilovası’ndaki çevre felaketini gün ışığına çıkarmış olan Prof. Onur Hamzaoğlu, barışı yeğleyen açıklamayı imzaladığı için üniversitesinden uzaklaştırılmış, Halkların Demokratik Kongresi Eş Sözcüsü olarak açıkladığı düşünceleri nedeniyle de tutuklanmıştır. 
Geçen hafta, İstanbul Tabip Odası üyeleri ve Barış Akademisyenleri, sona ereceği umulan bu yanlış gidişin sürdürülmesi konusundaki eleştirisini Prof. Onur Hamzaoğlu’nu konu edinen bir oyun ile açıkladılar. Oyun, Genco Erkal’ın danışmanlığında ve Gülsüm Soydan’ın yönetiminde bir okuma tiyatrosu biçiminde sunuldu.. 
* Prof. Onur Hamzaoğlu gibi çok önemli bir bilim insanının yerinin hapishane değil üniversitedeki kürsüsü olduğu gerçeği 12 Haziran’da kalabalık izleyici kitlesinin katılmasıyla kuvvetle vurgulandı. Basına etkin bir şekilde yansıyan bu isteğin gerçekleşeceği günlerin uzak olmadığına inanıyoruz.
======================================
Dostlar,
Meslek büyüğümüz – hocamız Prof. Dr. Selçuk Erez’in kaleme aldığı bu makale için kendisine teşekkür ederek yayınlıyor ve içeriğini bütünüyle paylaşıyoruz.Geçtiğimiz ay, bizim de içinde olduğumuz 24 Halk Sağlığı Profesörü bir basın açıklaması – çağrı yaparak, uzmanlık alanı Halk Sağlığı olan meslektaşımız Prof. Dr. Onur Hamzaoğlu’nun tutuksuz yargılanmasını istemiştik..

Sevgili Onur, 17 Şubat’tan bu yana Sincan cezaevinde tutulmaktadır ve hakkında herhangi bir hüküm kurulmamıştır. Bu dönemde, hastalanan annesini ziyaret etmesine bile izin verilmemiş ve ancak cenazesine katılabilmiştir. Ergenekon – Balyoz vb. FETÖ tuzağı (kumpası) davalarda gördüğümüz acımasızlık sürdürülmektedir. Bunlar insanlık adına utanç vericidir ve yapılmamalıdır. Adalet, gün olur herkese -gerek değil- elzem olur; akıldan çıkarılmamalıdır.
Prof. Hamzaoğlu’nun bütün görüşlerine katılmadığımızı daha önce de belirtmiştik. Ancak Dr. Hamzaoğlu’nun yazıp – söylediklerinin ifade özgürlüğü kapsamında olduğunu düşünüyoruz ve bu eksende kendisini özgürce dile getirmesinin en temel insan haklarından biri olduğu inancındayız. Sevgili kardeşimiz Onur Hamzaoğlu için bu sitede daha önce de aynı bağlamda yazılara yer verilmiştir. Birkaçının erişkesi aşağıda.. Okunmasını ve gereğinin yapılmasını diliyoruz..
– http://ahmetsaltik.net/2018/05/14/ttb-baskanlarindan-cagri-prof-dr-onur-hamzaogluna-ozgurluk/
– http://ahmetsaltik.net/2013/10/03/prof-onur-hamzaoglundan-dik-durus-aynaya-bakamazdim/
– http://ahmetsaltik.net/2018/02/23/onur-hoca-ile-timsah/
– http://ahmetsaltik.net/2018/05/22/elbette-kazanacagiz/
Sevgi ve saygı ile. 15 Haziran 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com

Dünya Tabipler Birliği’nden Açıklama: ”TTB yöneticilerinin gözaltına alınmasını kınıyoruz”

Dünya Tabipler Birliği’nden Açıklama:
”TTB yöneticilerinin gözaltına alınmasını kınıyoruz”

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Dünya Tabipler Birliği (WMA) Türk Tabipleri Birliği (TTB) yöneticilerinin gözaltına alınmalarına ilişkin derin kaygılarını belirten bir açıklama yaptı.

WMA Başkanı Dr. Yoshitake Yokokura bu gün yaptığı sert açıklamada gözaltıları, fiziksel şiddet tehditlerini ve TTB hakkında yapılan suç duyurusunu şiddetle kınadı.

‘WMA, Türk meslektaşlarımızın savaşın bir halk sağlığı sorunu olduğu yönünde kamuoyuna yaptıkları açıklamayı tam olarak desteklemektedir. Doktorların ve ulusal tabip kuruluşlarının savaşın ve silahlı çatışmaların yol açacağı insani sonuçlar konusunda hükümetleri uyarma görevi WMA’nın açık politikasının bir parçasıdır.

Türk Tabipleri Birliği’nin insan haklarını ve barışı destekleme görevi vardır; son gözaltılar ve suç duyurusu bu açıdan bizi derin kaygılara sürüklemiştir. Türkiye’nin 2003 yılında onaylamış bulunduğu Uluslararası Sivil ve Siyasal Haklar Sözleşmesi’nin 19’uncu maddesinde öngörülen ifade özgürlüğüne yönelik bu saldırıları şiddetle kınıyoruz.

‘Türk yetkililerden TTB yöneticilerinin derhal serbest bırakılmasını ve sindirme kampanyasına son verilmesini talep ediyoruz. Dünyadaki hekim kuruluşlarını, sağlık, örgütlenme ve ifade hak ve özgürlükleri dahil olmak üzere Türkiye’nin insani ve insan hakları alanındaki yükümlülüklerini eksiksiz yerine getirmesi için gerekli girişimlerde bulunmaya çağırıyoruz.’
*****

The World Medical Association has expressed its grave concern over the arrests of leaders of the Turkish Medical Association (TMA).

In a strongly-worded statement today, the WMA President Dr. Yoshitake Yokokura condemned the arrests and the threats of physical violence and the criminal complaint that has been made against the TMA.

‘The WMA fully supports our Turkish colleagues in their public statements that war is a public health problem. The WMA has clear policy that physicians and national medical associations should alert governments to the human consequence of warfare and armed conflicts.

‘The Turkish Medical Association has a duty to support human rights and peace and we are alarmed about the latest arrests and the criminal complaint. We strongly denounce these attacks on freedom of expression, which is enshrined in article 19 of the International Covenant on Civil and Political Rights that Turkey ratified in 2003.

‘We call on the Turkish authorities to immediately release the physician leaders and to end the campaign of intimidation. We urge national medical associations around the world to advocate for the full respect of Turkey’s humanitarian and human rights obligations, including the right to health, freedom of association and expression’.
(https://www.wma.net/news-post/arrest-of-turkish-medical-association-leaders-condemned-by-wma/)
======================================
Dostlar, değerli meslektaşlarımız,

Dünya Hekimler Birliği’nin (The World Medical Association) çağrısını bütünüyle paylaşarak, katılarak yayınlıyoruz.

Siyasal iktidar herkese ve her kuruma gözdağı vererek susturmak, giderek teslim almak istemektedir.

Bu politikanın Demokrasinin D’si ile bile ilgisi veya bağı yoktur, kurulamaz.. Tam tersine faşizm – baskıcı rejim – totaliter / otoriter / despotik / diktatoryal bir rejime Türkiye kurgulu olarak sürüklenmektedir.

Gözdağı – korkutma – sindirme – bezdirme… politikası yaygın – ortalama halk kitlesine de dönüktür. Olasıdır ki gerçekte ileti verilmek istenen kesim bu yığınlardır. Bilinir ki,
yurtsever aydınlar kolay kolay bu tür manevralara teslim olmaz, pes etmezler.

Siyasal iktidarın başvurduğu baskıcı – hukuk dışı işlemlere bakarak gerçekte ne denli zorda hatta aciz durumda olduğunu görmek hiç de zor olmasa gerek. Ahh bir de bu tür eylemlerin özneleri aynaya bakıp ne yaptıklarını sorgulasa ve bir parça farkındalık sergilese; çok geç olmadan..

Başta AKP iktidarı – yöneticileri olmak üzere tüm Türkiye’nin serinkanlılığa ve sağduyuya öyle çok gereksinimi var ki..

TTB, Anayasa korumasında (md. 135) yasa ile kurulmuş (6023 s. yasa) kamu kurumu niteliğinde bir meslek kuruluşudur ve 65 yaşındadır (1953).
Gerçekte ilk kuruluşu 1929’a (İstanbul Etibba Odası) tarihlenir.
Nice iktidarlar, 12 Eylül faşizmi gelmiş geçmiş, TTB varlığını güçlenerek sürdürmüştür.

AKP de “şansını deniyor..” (!) boşu boşuna..

Sevgi ve saygı ile. 01 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
TTB Ankara Tabip Odası Üyesi – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Kaynak Yayınevi : Türk Devrimi’nin Yayınevi.

KAYNAK YAYINLARI…

AİHM Büyük Dairesi, Perinçek-İsviçre davasında kararını verdi!

Karar, Yazarımız Doğu Perinçek lehine sonuçlandı…

Doğu Perinçek, İsviçre’de 2005 yılında verdiği konferanslarda,

“Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır”

demesi üzerine bu ülke yargısınca ‘ırkçı ayrımcılık’ gerekçesiyle cezaya çarptırılmıştı.

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 2. Dairesi ise 17 Aralık 2013 tarihli kararında, ‘ifade özgürlüğü’ vurgusu yaparak İsviçre’yi haksız bulmuştu.

Ancak İsviçre bu karara itiraz ederek, davayı Büyük Daire’ye taşıdı.

ERMENİ MESELESİ İLE İLGİLİ KİTAPLARIMIZI İNCELEMEK İÇİN TIKLAYIN

GÜNCEL KAMPANYALARIMIZ

 

Mehdi Mesih plus Deccal Dindarmış 48,00 TL yerine 29,99 TL


KİTAP SETLERİ

Dostlar,

Kaynak Yayınevi gerçekten de Türk Devrimi’nin Yayınevi..

Destek olalım, Kaynak yayınlarını okuyalım, okutalım..
Kişi ve kurumlara armağan edelim…

Hele hele ATATÜRK’ün BÜTÜN ESERLERİ

30 cilt, muazzam bir belge – bilgi hazinesi..

Sevgi ve saygı ile.
15.10.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com