AİHM’den ‘acil’ koduyla Gülmen ve Özakça talebi

AİHM’den ‘acil’ koduyla Gülmen ve Özakça talebi

http://www.abcgazetesi.com/aihmden-acil-koduyla-gulmen-ve-ozakca-talebi-66447h.htm, 11.10.2017
(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
AİHM’den ‘acil’ koduyla Gülmen ve Özakça talebi

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) 15 Temmuz darbe girişimi sonrasında ilan edilen OHAL kapsamındaki KHK’lar ile görevlerine son verilen akademisyen Nuriye Gülmen ve öğretmen Semih Özakça tarafından yapılan dava başvurularını “öncelikli” kategorisine alarak “acil” koduyla işleme koydu. Deutsche Welle Türkçe’den Kayhan Karaca’nın haberine göre, AİHM Gülmen ve Özakça’nın Ankara’ya karşı dava başvurusuyla ilgili olarak bu hafta Türk hükümetine bir dizi soru yöneltti ve Türk hükümetinden savunma göndermesini talep etti.

‘GEÇİCİ TUTUKLULUK YASAL MI?’
Davacılar hakkındaki geçici tutuklama kararlarının “yasallığını” sorgulayan AİHM, bu kararların Ceza Muhakemesi Kanunu’nun (CMK) tutuklama nedenleriyle ilgili 100’üncü maddesinde belirtilen hükümlere uygun olarak yapılıp yapılmadığı konusunda kapsamlı açıklama istedi.

AİHM, geçici tutukluluk kararı ve bu karara yapılan itirazı reddeden yargıçların kullandığı gerekçelerin yeterli ve yerinde olup olmadığını da sordu.

Gülmen ve Özakça açlık grevine başladıktan sonra haklarında alınan geçici tutukluluk kararının ve tutukluluk koşullarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin

– yaşam hakkı,
– işkence ve kötü muamelenin önlenmesi ve
– güvenlik hakkıyla ilgili

maddeleriyle bağdaşık olup olmadığını da soran AİHM, tutuklama kararının davacıların yaşamını ne derece tehlikeye attığı konusunda Ankara’dan görüş istedi. AİHM Türk hükümetinden Gülmen ve Özakça’nın sağlık durumları konusunda ayrıntılı bilgi ve belge isteminde de bulundu.

Nuriye Gülmen ve Semih Özakça 28-29 Haziran 2017’de AİHM’e başvurarak, haklarındaki geçici tutukluluk kararı ve tutukluluk koşullarının Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’ne aykırı olduğunu savunmuşlardı. Davacılar AİHM’e gönderdikleri dava dilekçesinde, haklarındaki geçici tutukluluk kararını “keyfi” ve “açlık grevine son verdirmek için alınmış bir önlem” olarak tanımlamışlardı. Gülmen ve Özakça, geçici tutukluluk kararı verilirken kullanılan gerekçelerin ise “temelsiz” olduğu tezini ileri sürmüşlerdi.

Gülmen ve Özakça, tutuksuz yargılanmaları amacıyla AİHM’den geçici tedbir talebinde de bulundu, ancak AİHM bu isteme  olumlu karşılık vermedi. Mahkeme 30 Haziran 2017’de aldığı bir kararla geçici tedbir başvurusunu incelemeyi “askıya aldığını” duyurdu. Buna karşılık, davacıların “istedikleri bir doktor tarafından muayene edilmeleri” için Türk hükümetini önlem almaya çağırdı. Gülmen ve Özakça’ya da açlık grevine son vermeleri çağrısında bulundu.

AİHM SAYESİNDE İLK MUAYENE
AİHM’in çağrısı üzerine Gülmen ve Özakça 14 Temmuz 2017’de Ankara Sincan Cezaevi içindeki hastanede muayene edildi. AİHM’in 21 Temmuz’daki 2. başvurusu üzerine davacılar bu kez 25 Temmuz’da Ankara Numune Hastanesi’nde muayeneye alındı. Numune Hastanesi’nde 11 hekim ile hazırlanan raporda davacılar için “Mevcut bulgulara göre hayati tehlike arz eder. Hayatını yalnız başına idame ettiremez. Ancak mevcut bulgular tutukluluk halinin tehirini gerektirmez. Hastane statüsünde sağlık birimi olan ceza infaz kurumlarında veya resmi sağlık kuruluşlarının mahkumlara ayrılan bölümlerinde takip ve tedavi edilebilir” görüşüne yer verildi.

GEÇİCİ TEBDİR BAŞVURUSUNA RET
AİHM bu görüş üzerine, Gülmen ve Özakça’nın Sincan Cezaevi Kampüsü Devlet Hastanesi’nde tutulmalarının “yaşamlarına ya da organlarına telafi edilemez zararlar verecek gerçek ve acil bir risk oluşturmadığına” karar verdi. Buna karşılık davacıların güncel ihtiyaçlarını Numune Hastanesi raporunda belirtildiği gibi gerçekleştirebilmeleri ve istedikleri doktorlar tarafından muayene edilebilmelerine olanak tanınması için Türk hükümetinin gerekli önlemleri almasını istedi.

Strasbourg Mahkemesi, iki eğitimcinin açlık grevine son vermeleri için daha önce yapmış olduğu çağrıyı da yineledi. Gülmen ve Özakça işlerine geri dönebilmek amacıyla 11 Mart 2017 tarihinde açlık grevine başlamışlardı.
=========================================
Dostlar,

Bu yakıcı soruna artık İVEDİ bir çözüm bulmanın zamanı geldiiiii, geçiyor..
Nuriye ve Semih 11 Mart 2017 günü, hak arama aracı olarak başkaca hiçbir olanağın kalmadığını görmenin çaresizliği içinde AÇLIK grevine başladılar..

– Mart 2017 içinde 21 gün
– Nisan 2017 boyunca 30 gün
– Mayıs 2017 boyunca 31 gün
– Haziran 2017 boyunca 30 gün
– Temmuz 2017 boyunca 31 gün
– Ağustos 2017 boyunca 31 gün
– Eylül 2017 boyunca 30 gün
– Ekim 2017 içinde 11 gün (bu gün 11 Ekim 2017)
—————————————————————–
Toplam.. 215 gündür ölüme yatmış durumdalar ve sağlıkları ağır biçimde bozuldu.

Her an, ÖLÜM dahil son derece ağır kalıcı sonuçlarla yüzleşebiliriz.
AİHM de durumun ciddiyetini 2. başvuruda anlamış olacak ki,  İVEDİ adımlar attı.

5271 sayılı CEZA MUHAKEMESİ KANUNU‘nun “Tutuklama nedenleri”  başlıklı 100. maddesi aşağıda..

Madde 100 –  (1) Kuvvetli suç şüphesinin varlığını gösteren olguların ve bir tutuklama nedeninin bulunması halinde, şüpheli veya sanık hakkında tutuklama kararı verilebilir. İşin önemi, verilmesi beklenen ceza veya güvenlik tedbiri ile ölçülü olmaması halinde, tutuklama kararı verilemez.
(2) Aşağıdaki hallerde bir tutuklama nedeni var sayılabilir:

  1. a) Şüpheli veya sanığın kaçması, saklanması veya kaçacağı şüphesini uyandıran somut olgular varsa.
  2. b) Şüpheli veya sanığın davranışları;
  3. Delilleri yok etme, gizleme veya değiştirme,
  4. Tanık, mağdur veya başkaları üzerinde baskı yapılması girişiminde bulunma,

Hususlarında kuvvetli şüphe oluşturuyorsa.

(3) Aşağıdaki suçların işlendiği hususunda kuvvetli şüphe sebeplerinin varlığı halinde, tutuklama nedeni var sayılabilir:

  1. a) 26.9.2004 tarihli ve 5237 sayılı Türk Ceza Kanununda yer alan; (1)
  2. Soykırım ve insanlığa karşı suçlar (madde 76, 77, 78),
  3. Kasten öldürme (madde 81, 82, 83),

3.(Ek: 6/12/2006 – 5560/17 md.) Silahla işlenmiş kasten yaralama (madde 86, fıkra 3, bent e) ve neticesi sebebiyle ağırlaşmış kasten yaralama (madde 87),

  1. İşkence (madde 94, 95)
  2. Cinsel saldırı (birinci fıkra hariç, madde 102),
  3. Çocukların cinsel istismarı (madde 103),

7.(Ek: 6/12/2006 – 5560/17 md.) Hırsızlık (madde 141, 142) ve yağma (madde 148, 149),

  1. Uyuşturucu veya uyarıcı madde imal ve ticareti (madde 188),
  2. Suç işlemek amacıyla örgüt kurma (iki, yedi ve sekizinci fıkralar hariç, madde 220),
  3. Devletin Güvenliğine Karşı Suçlar (madde 302, 303, 304, 307, 308),
  4. Anayasal Düzene ve Bu Düzenin İşleyişine Karşı Suçlar (madde 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315),
  5. b) 10.7.1953 tarihli ve 6136 sayılı Ateşli Silahlar ve Bıçaklar ile Diğer Aletler Hakkında Kanunda tanımlanan silah kaçakçılığı (madde 12) suçları.
  6. c) 18.6.1999 tarihli ve 4389 sayılı Bankalar Kanununun 22 nci maddesinin (3) ve (4) numaralı fıkralarında tanımlanan zimmet suçu.
  7. d) 10.7.2003 tarihli ve 4926 sayılı Kaçakçılıkla Mücadele Kanununda tanımlanan ve hapis cezasını gerektiren suçlar.
  8. e) 21.7.1983 tarihli ve 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanununun 68 ve 74 üncü maddelerinde tanımlanan suçlar.
  9. f) 31.8.1956 tarihli ve 6831 sayılı Orman Kanununun 110 uncu maddesinin dört ve beşinci fıkralarında tanımlanan kasten orman yakma suçları.

(4) (Değişik: 2/7/2012-6352/96 md.) Sadece adlî para cezasını gerektiren veya hapis cezasının üst sınırı iki yıldan fazla olmayan suçlarda tutuklama kararı verilemez.
*********

Görüldüğü gibi bu maddedeki tutuklama nedenlerinin hiçbiri en azından “AR-TIK” yoktur!
Gerek görülüyorsa uygun “güvenlik tedbiri” ile (polise her gün imza verme, yurt dışına çıkmama..) salıverilmeli, uygun – etkin çok yönlü sağaltım (özel beslenme, psikotrerapi, rehabilitasyon..) ile sağlıklarını kazanmalarına çaba gösterilmelidir.
Her an çooooooooooook geç kalınabilir.

  • Unutmayalım, bu 2 masum genç iki yüz on beş gündür AÇ-LAR!

Yargılamayı tutuksuz sürdürün, gerekiyorsa göreve de başlatmayın yargılama bitene dek ama salıverin artık..

OHAL Komisyonu da ar-tık oyalanmasın..
Gecikilen her an, üretilecek çözümleri tümüyle anlamsız kılabilir.

Türkiye’nin başında binbir sorun var. Bir de bu önlenebilecek sorun yüzünden toplum zedelenmesin (travma almasın), toplumsal barış daha çok yara almasın

Siyasette – devlet yönetiminde inat – gurur – kibir – intikam – kin gibi ilkel duygu ve davranışlara asla yer olamaz.

Sevgi ve saygı ile. 11 Ekim 2017, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Prof. Dr. Üstün Dökmen : Pozitif bilimden uzaklaşmak…

NEYİ YANLIŞ YAPIYORUZ??

Prof. Dr. Üstün Dökmen

Ankara Üniversitesi Eğitim Bilimleri Fakültesi’nden
Eğitim Psikoloğu Prof. Dr. Üstün Dökmen‘den CNN Türk’te konuşma..

  • AKP’nin apaçık Cumhuriyet düşmanı – yıkıcısı – cihatçı eğitim müfredatı hakkında..

NEYİ YANLIŞ YAPIYORUZ??

4,5 dakika süreli önemli konuşmayı izlemek için lütfen tıklayınız..

Pozitif bilimden uzaklaşmak…

https://facebook.com/prof.ustundokmen/videos/1934931183416206/ 

Bir kez daha çağrı yapıyoruz tarih önünde AKP’ye                          :

  • Bu Cumhuriyet düşmanı – din savaşçısı kindar nesil yetiştirme amaçlı müfredatı
    derhal geri çekiniz!
  • Bu müfredatla Türkiye iç savaşa sürüklenir.. El kanlı IŞİD’çi, Taliban yobazlar yetişir;
    Türkiye Afganistan, Yemen, Irak, Suriye, Cezayir, Tunus… gibi kanlı din savaşına sürüklenir..
  • Türkiye Çağdan kopar ve dünyadan dışlanır; karnını bile doyuracak üretim yapamaz!
  • Bu müfredat açık açık Cumhuriyet’e ve Anayasaya meydan okumaktır. Başta Anayasa md. 24 olmak üzere 2. ve 42. maddelere ve Türkiye’nin taraf olduğu başta İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi ve Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi ve bu Sözleşmeye dayalı AİHM yerleşik kararlarına (içtihatlarına) olmak üzere açık açık aykırıdır.
  • Müfredat değişikliği yapan Yönetmelik gerçekte meşru olmayıp YOK HÜKMÜNDEDİR! Öğretmenlerce uygulanmamalı / uygulanmayacaktır, veliler ve öğrencilerce kabul edilmeyecektir!
  • Müfredat değişikliği yapan bu Yönetmelik mutlaka Danıştay’ca iptal edilecektir.
    AKP orada mutlaka durmalı, inadını yasa çıkararak asla sürdürmemelidir.
  • Kartal’da çocukları fesli – türbanlı, mehter marşı eşliğinde tekbirlerle yürüten
    kara çarşaflı öğretmenler hakkında derhal idari ve yasal işlem başlatılmalıdır!
  • Türkiye’nin AKP tarafından başına açılan bir yığın ağır iç ve dış sorun vardır ve zaten bunalmış durumdayız.. Artık frene basınız ve ülkeyi hızla normalleştiriniz..
  • Kendi gidişinizi – çöküşünüzü nasıl hızlandırdığınızı hala görmüyor musunuz??

Çooook teşekkürler değerli Prof. Dr. Üstün Dökmen hocamıza…
AKP = RTE’ye ise biazcık basiret..

Sevgi ve saygı ile. 23 Temmuz 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Prof. Kaboğlu: “YSK kararı için AYM’ye de AİHM’e de gidilebilir.”

Anayasa Hukuku Profesörü Kaboğlu:
“YSK kararı için AYM’ye de AİHM’e de gidilebilir.”

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)
Anayasa Hukuku Profesörü İbrahim Kaboğlu,, “Kimin başvuracağı, başvuru yollarının nasıl kullanılacağı Adalet Bakanı’nın yetkisinde değil.” dedi.

Anayasa hukuku profesörü İbrahim Kaboğlu, Adalet Bakanı Bekir Bozdağ’ın Yüksek Seçim Kurulu (YSK) kararları ile ilgili olarak Anayasa Mahkemesi’ne (AYM) gidilemeyeceği ve referandumların AİHM’in yetkisi dışında olduğuna dair sözlerini değerlendirdi.

Bianet’te yer alan habere göre, AYM’ye YSK’nin kararını götürmenin önünde bir engel olmadığını söyleyen Kaboğlu, Avrupa hukuku açısından AİHM’e de gidilebileceğini ifade etti.

Adalet Bakanı’nın böyle bir açıklama yetkisi olmadığını belirten Kaboğlu,

  • AYM’ye ve AİHM’e başvuru hakkı bir bireysel haktır. Kimin başvuracağı, başvuru yollarının nasıl kullanılacağı Adalet Bakanı’nın yetkisinde değil. AYM’ye YSK kararını götürmenin önünde bir engel yok. Tabii nasıl karar verir, başka bir şey…” diye konuştu.Kaboğlu şöyle devam etti:
  • “Hem muhalefet partileri götürebilir, hem de seçmenler bizim oy hakkımız ihlal edildi diye, Anayasa’nın 67. maddesi, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi 1 No’lu Ek Protokolü Madde 3 ihlal edildi diye götürebilir.”
  • “AİHM açısından bu konu İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi 1 No’lu Ek Protokolü’nün 3. maddesinde düzenleniyor: Serbest seçimleri düzenleme hakkı. Referandum da zaten en büyük seçimdir. Dolayısıyla yasama seçiminin yararlandığı bir alanda halk oylaması yararlanamıyor demek bir görüş ifade etmektir ama insan hakları Avrupa hukuku açısından geçerli bir görüş değildir.”
  • “Bu bağlamda AİHM’e de gidilir. AİHM’in geliştirdiği serbest seçimleri düzenleme hakkının Türkiye’ye yüklediği yükümlülükleri yerine getirdi mi, getirmedi mi, onu denetleyecek…”Kaboğlu AYM’nin de AİHM’in de başvuruyu çevirebileceğini, ihlal kararı vermeyebileceğini belirtti, ancak “Götürülemez” demenin yanlış bir bilgi vermek olduğunu söyledi.
  • “Bu konularda az konuşsalar, halk oylamasının sonuçlarının haksızlığını bu kadar teşhir etmemiş olurlar.”Bozdağ: YSK’nın kararı doğru bir karardır, AYM’nin yetkisi yok
    ==========================================
    Dostlar,

Erdoğan ve Adalet Bakanı Bozdağ büyük telaş içindeler..

Suçluların telaşı olduğu ortada. Haydi Erdoğan hukukçu değil ama Bozdağ gene baltayı taşa vuruyor.. OHAL kararnameleri ile Anayasa’nın ihlal edilebileceğini fetva buyuran alim!

Yaşamını Anaysa hukukuna adayan, yaş haddinden emekli olmasına 1-2 yıl kalmış Türkiynin
en kıdemli Anayasa Hukuku hocalarından Prof. İ. Kaboğlu’nu OHAL Kararnamesi ile sorgusuz – sualsiz – savunmasız, tümüyle hukuk dışı olarak kamu görevinden uzaklaştıran AKP iktidarı, peşin peşin yüksek yargıya (AYM) talimat verme peşinde! Ne hazin ve bunaltıcı bir tablo..
Erdoğan Danışmanlarını gözden geçirmeli… Kendini de elbette..
Bunlardan biri Anayasa Hukukçusu olduğu söylenen Prof. Burhan Kuzu..
Gerçek Anayasa Hukukçusu Prof. Süheyl Batum ile ortak TV programlarında,
adıyla hitap ederek Burhan Kuzu’nun ipliğini pazara çıkarmıştı..
Şu dakikalarda Haber Türk’te konuşmakta.. (20.4.17, 23:40) YSK’nın halkoylamasını
iptal istemi 10’a 1 oy çokluğuyla reddedilmişti. Sunucu, bu tek karşıoyu özetleyerek yorumunu soruyor Prof. Kuzu’ya.. Yanıt.. “..külliyen yalan ve yanlış..” oluyor hemen..
Kuzu, AKP’nin İstanbul Milletvekili.. RTE’nin hukuk başdanışmanlarından..
İstanbul Hukuk Fakültesi öğretim üyesi.. Yakışıyor mu YSK üyesi bir yüksek yargıcın hukuksal kanısına “..külliyen yalan ve yanlış..” demek? İkisi de hukukçu.. meslek etiğine sığar yanı
var mı? Üstelik Kuzu’nun bu karşıoy yazısını okumadığı da programda anlaşılıyor.
“Ne diyor??” diye sunucuya soruyor.. ve yüksek yargı bir meslektaşına hakaret ediyor..
Kuzu gibi yandaş danışmanlar kim bilir Erdoğan’a ne gibi zehir – zemberek yanıltıcı,
bilgiye – liyakata dayanmayan… raporlar veriyorlar..

Eh Erdoğan da bu tür yorumlar istiyor olsa gerek ki nabza göre şerbet sunuyor danışmanlar.
Atın sahibine göre kişnemesi benzetmesi mi, tencere – kapak benzetmesi mi desek??
Fakat olan Türkiye’ye oluyor..
Erdoğan Trump’ın telefonda kendisini kutladığını söylüyor, Beyaz Saray hemen yalanlıyor!
Ne denli utandırıcı, yüz kızartıcı bir durum ama “asayiş berkemal” gene de, her nasılsa?!
Erdoğan, Merkel’in suçluluk duygusu ile kendisini hala kutlamadığını söyleyebilecek ölçüde kendinden geçmiş durumda ve müritler – ümmet alık alık izlemekte..

Halkoylamasında yapılan muazzam hileleri BND (Alman ulusal istihbarat örgütü),
Merkel’in önüne saatler içinde belgeleriyle koymadı mı sanıyorlar bunlar??

Sevgi ve saygı ile. 20 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Perinçek’ten bayram hediyesi

Perinçek’ten bayram hediyesi

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

İsviçre’de “Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır” diyen Doğu Perinçek’in “soykırımı inkar suçu” işlediği gerekçesi ile İsviçre’deki Vaud Kanton Mahkemesi’nin verdiği mahkumiyet kararını Federal Mahkeme bozdu.

İsviçre Federal Mahkemesi Kararı:

“Vaud Kantonu, Doğu Perinçek’e tazminat olarak 3000 İsviçre Frangı ödemeye mahkum edilmiştir.”

“Vaud Kantonu ve İsviçre Ermeni Derneği, Doğu Perinçek’e temyiz süreci tazminatı olarak 2500’er İsviçre Frangı ödemeye mahkum edilmişlerdir.”

“Doğu Perinçek’in dava gideri olarak ödediği 4000 İsviçre Frangı kendisine geri ödenecektir.”

“Doğu Perinçek’in temyiz başvurusu kabul edilmiştir.”

“Vaud Kantonu Ceza Temyiz Mahkemesi’nin 13 Haziran 2007 tarihli kararı bozulmuştur. Dava, belirtilen gerekçeler göz önüne alınarak yani bir karar alınmak üzere Kanton Mahkemesi’ne geri gönderilmiştir.”

“Karar, Vaud Kantonu İstinaf Mahkemesi’ne, İsviçre Konfederasyonu Devlet Bakanlığı’na ve taraflara bildirilecektir.”

Doğu Perinçek, Vaud Mahkemesi’nin kararına AİHM (Avrupa İnsan hakları Mahkemesi) nezdinde itiraz etmişti. AİHM 2. Daire, İsviçre Mahkemesi’nin kararının Avrupa İnsan Hakları
Sözleşmesi‘ne aykırı olduğu, parlamentoların ve mahkemelerin 1915 olaylarını değerlendirmeye yetlilerinin olmadığı, Uluslararası Soykırım Sözleşmesine göre soykırıma karar verme yetkisinin olayın yaşandığı yerdeki yerel mahkemelere veya Uluslararası Ceza Mahkemesine ait olduğu yönünde karar vermişti.

İsviçre ve Ermenistan’ın bu karara itirazı üzerine dosya AİHM Büyük Daire‘ye gönderilmişti.
AİHM (Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi) Büyük Daire de 15 Ekim 2015’te verdiği kararla İsviçre Mahkemesi’ni haksız bulmuştu.

Fransa Anayasa Konseyi, Yahudi Soykırımı Yasası’na Ermeni Soykırımı’nın eklenmesi için yapılan başvuruyu reddetmişti.

Almanya Hükümeti, Alman Parlamentosu’nun aldığı soykırım kararının hukuki bir geçerliliği olmadığını geçtiğimiz günlerde açıklamıştı.

Şimdi İsviçre Federal Mahkemesi’nin verdiği kararla bu konu Türkiye Devleti lehine kalıcı olarak kapanmıştır.


Aydınlık, 10 Eylül 2016

===================================

Dostlar,

Tabloyu sevinç ve gururla karşılıyoruz..

Sayın Dr. Doğu PERİNÇEK ve dava – yol arkadaşlarını gönülden kutluyoruz..
Av. Mehmet Cengiz‘in sonuç alıcı katkısı olmuştur, kutlamayı O da hak etmektedir.

Son derece büyük bir Uluslararası başarıya imza atmışlardır..

Türkiye’nin başını çoook ağrıtacak bir dertten kurtaran ululsal kahraman olmuşlardır.

Tarih yerli yerinde bu olayı dileriz yazacaktır.
Bu Ulusal davada AKP iktidarının Sayın Perinçek’e ne ölçüde destek – köstek olduğunu da!

Evet, gür sesle tüm insanlığa haykırıyoruz..

  • “Ermeni soykırımı emperyalist bir yalandır”

Sevgi ve saygı ile.
11 Eylül 2016, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Asmayalım da Besleyelim mi?

Asmayalım da Besleyelim mi?

(7 Temmuz 2016, Demokrasi ve Şehitler mitingi, Yenikapı – İstanbul)

Asmayalım da Besleyelim mi?

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

Bu soruyu 12 Eylül’ün 1 numarası, “Devlet başkanı ve Milli Güvenlik Konseyi başkanı ve Genelkurmay başkanı Orgeneral” Kenan Evren sormuştu. Eşitliği “bir sağdan, bir soldan” adam asmak sanan ve bununla övünen Kenan Evren…
***
Aradan 36 yıl geçti… Bu kez yeni dönemin 1 numarası, Cumhurbaşkanı Erdoğan aynı soruyu sordu: “Asmayalım da, besleyelim mi?” (CNN International’la söyleşi:
http://www.tccb.gov.tr/mulakatlar/1709/49689/cnnint-mulakati.html)
***
Erdoğan’ın kamuoyunca kabul edilmiş bazı özellikleri var biliyorsunuz. ilterertuğrul“Dobralık” bunlardan biri. Lafın sonunun nereye varacağını bilmeden gönlünden/aklından geçeni -ağzına geleni diye anlayın- pat diye söylemesi… Aslında bunu “bilgiye dayanmayan, duygusal tepkiler” olarak adlandırmak daha doğru. Kendini sıkıştırılmış hissettikçe duygularına daha çok sarılıyor ve daha duygusal tepkiler veriyor. Bu anlarda “bilgi”den ve “bilim”den giderek uzaklaşıyor ama, duygularının yoğunluğu ona “dobra”lık kazandırıyor ve inanılırlığı azalması gerekirken artıyor.

Oysa, bu bilimsel olarak bir “hata” anı. Sonuçları ağır, hatta kimi durumlarda vahim olabilir. Şu sözlere bakar mısınız?

  • “Halkın bu noktada kanaati şudur: Kesinlikle bu teröristler öldürülecek. Vatandaş bu noktaya geldi. Bunun farklı bir çıkış noktası yoktur. ‘Ben niye müebbet veya ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm olanı yıllarca cezaevinde besleyeyim? Ne gereği var?’ Vatandaş bunu söylüyor: ‘Bir an önce bu iş bitsin, benim canım gitmiş diyor, canım yanıyor benim, benim evladımı öldürdüler.’ 8 yaşında, 15 yaşında, 20 yaşında gençler, taze fidanlar şu olaylarda maalesef öldürüldü. Bunların tabii anneleri, babaları, hepsi şu an dertli. Onun için bu konuda çok hassas davranmamız gerekiyor ve adımı da biz buna göre atıyoruz. Ben de tabii halkıma şunu söylüyorum. Burada bir vatana ihanet suçu var. Sizin bu talebinizi hükümet asla reddetmez.”
    ***
    (Yıl, 1341. Mülkiye’deyiz. İlk dönem ceza genel, ikinci dönem ceza yargılama alıyoruz.
    -Hocamız Yüksel Ersoy’u sevgi ve saygıyla anıyorum.- Daha kitaplar çıkmamış, teksir dönemi. İdama karşı bir kuşağın genci olarak suç-ceza ilişkisi başlıbaşına ilgi çekici bir alan, teksirleri altını çize çize, tartışa tartışa okuyoruz. Aklında kalan ilk şey ne derseniz, şu:
  • Ceza, bir “intikam” değil,  bir “ıslah” aracı.

Suç ile ceza arasında bir orantılılık/ölçülülük olmalı ki, yeni duygusal tepkilere ve yeni suçlara ve cezalara yol açmasın… Cezanın sonucunda suçlu, suçunu anlasın ve yeniden topluma kazandırılsın. Suçluya “geri dönülmez” cezalar verilmesin. İdam cezası, bu “geri dönülmezliğin” en somut örneği.

“İhbar”, “itham”, “iftira” ve “itiraf” en kolay şey olduğu için, suç, “kuşku bıraktırmayacak biçimde kanıtlansın.” Tarih, iki yalancı şahitle insanların suçlandığı ya da işkence ile suçun kabul ettirildiği binlerce örnekle dolu olduğundan, ilke olarak suçlu olduğu kanıtlanana ve yargı yeri tarafından kesin olarak karara bağlanana kadar herkes “masum” vs vs vs…

Bu tartışmalara yoğunlaştığımız dönemde Türkiye’de 12 Eylül hukuku geçerli. Ortalık işkenceden, “itiraf”tan ve “iftira”dan geçilmiyor. 12 Eylül, 18 yaşını doldurmamış gençleri “asmayalım da besleyelim mi” diye idam etmiş, hem de “eşitlik” sağlamak için, “bir sağdan, bir soldan”. Oysa, ceza, bir intikam aracı değil, bir ıslah aracı…)
***
Suç ve ceza ilişkisi ya da daha genel anlamıyla “ceza hukuku”, tarih boyunca çok hata yapılan, çok ağır bedeller ödenen, bu hataların bir daha yapılmaması, o bedellerin bir daha ödenmemesi için sürekli geliştirilen ve evrensel değişmez kurallara bağlanan bir hukuk alanıdır. Bunlar öylesine “evrensel” ve “değişmez” ilkelerdir ki, yalnız ceza hukukunun değil, uluslararası sözleşmelerin ve doğrudan anayasa hukukunun konusu olurlar ve uluslararası sözleşmeler ve anayasa ile güvence altına alınırlar. Bizde de Anayasanın 15. maddesi şöyle der:

  • “Savaş hukukuna uygun fiiller sonucu meydana gelen ölümler dışında,
    kişinin yaşama hakkına maddi ve manevi varlığının bütünlüğüne dokunulamaz (…)
    suç ve cezalar geçmişe yürütülemez; suçluluğu mahkeme kararı ile saptanıncaya kadar kimse suçlu sayılamaz.”

***
O zaman anayasada idam cezası var. Mahkemelerce verilen idam cezası için son onay makamı TBMM. Özal, 1984’ten başlayarak, TBMM’ye gelen idam kararlarını gündeme almayarak “fiilen” idam cezasını kaldırmış. Türkiye daha sonra Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesine Ek 6 Nolu Protokolü imzalayacak. Bu protokol, idam cezasını kaldırıyor, ancak savaş ya da yakın savaş tehlikesi durumunda istisna getirilmesine olanak tanıyordu. 2001’deki Anayasa değişikliğiyle eklenen 6. fıkra ölüm cezasına şu sınırlamaları getirdi: “Savaş, çok yakın savaş tehdidi ve terör suçları dışında ölüm cezası verilemez.”

1 Temmuz 2003’te, Ek 13 Nolu Protokol yürürlüğe girdi. Bu protokol uyarınca hiçbir şekilde idam cezası verilemeyecekti. Türkiye, 9 Ocak 2004’te protokolü imzalamış, ancak Anayasa değişikliğinin yapıldığı tarihte henüz onaylamamıştı. AKP döneminde yapılan değişiklikle idam tümüyle kaldırıldı. Anayasa’nın 38. maddenin 9. fıkrası şu hale getirildi:

  • “Ölüm cezası ve genel müsadere cezası verilemez.”Aynı değişiklik sırasında Anayasada ölüm cezasına yer veren 15., 17. ve 87. maddesindeki bölümler de çıkarıldı. Türkiye, 12 Aralık 2005’te de Ek 13 Nolu Protokolü onayladı.
    (Erdoğan, yukarıda aktarılan CNN International mülakatında “Bizi AB’ye alırlar diye
    idam olayını bizden önceki yönetimler kaldırmıştı..” derken de doğruyu söylemiyor.)
    ***
    Anayasanın “Suç ve cezalara ilişkin esaslar”ı düzenleyen Anayasanın 38. maddesi ise şöyle başlar:
  • “Kimse, işlendiği zaman yürürlükte bulunan kanunun suç saymadığı bir fiilden dolayı cezalandırılamaz; kimseye suçu işlediği zaman kanunda o suç için konulmuş olan
    cezadan daha ağır bir ceza verilemez.”

Türkçe meali şudur: “15 Temmuz darbe girişimine katılanlara, 15 Temmuz’da o suç için varolan cezadan daha ağır bir ceza verilemez.”

Kim diyor? Anayasa diyor, uluslararası sözleşmeler diyor.
Yani, bugün Türkiye’ye idam cezası getirseniz bile, bunu 15 Temmuz darbe girişimindeki eylemlere uygulayamazsınız. Koca Cumhurbaşkanı bunu bilmez mi? Koca Başbakan, koca Adalet bakanı bunu bilmez mi? Bilir ama… Aması var… Seçimlere malzeme lazım. “Ben idamı getirelim dedim de, onlar getirmedi.”
***
Baştaki sorunun yanıtı ise şu:

  • Evet, asmayalım da, besleyelim. Çünkü, ceza, intikam aracı değildir.======================================

    Dostlar,

    15 Temmuz sonrası popülist politiklarla gündeme taşınan idam cezasının hukuksal boyutlarını bu sitede biz de manşette yazdık 15 Temmuz olayını irdelerken.. Günlerce “zorunlu anımsatma” diye tuttuk manşette. Ucuz şark kurnazlığına dikkat çektik iktidarın. Değerli dostumuz Sn. İlter Ertuğrul‘un bu yazısı da aynı hukukbilimsel gerçeğe vurgu yapıyor.

    Aaaah eğitimsiz bırakılan kitleler aaaahh.. Ne gelirse başmıza sizi eğitimsiz bırakan iğrenç siyasetçilerin mide bulandıran ilkel politikalarından geliyor.. Bütün oyun bu Aşil topuğuna! Eğitilmiş kitleler, elbette başlarına gerçek anlamda eğitilmiş / kendilerine benzeyen yöneticiler seçecekler ve bu yüz kızartıcı siyaset bezirganları tarihe gömülecek..

    Ama ne zaman ey halkım ne zaman farkedeceksin bu pranganı ve prangamızı da “koyun gibi” liği bırakacaksın (Nazım Hikmet’in deyimi) ?? Dah çook zamanın olduğunu mu sanıyorsun??
    Hayır, yanılıyorsun!
    21. yy’ın acımasız küresel rekabet çağında yok böyle bir hovardalık olanağın..
    Türk Halkı / Ulusu! Ne yapıp edip bu kadim zincirini kırmalısın artık. Geç kalıyorsun geç!
    Çünkü, sen emeklerken koşmaya çalışan biz aydınların bacaklarını kırıyorlar..
    Üstad İlhan Selçuk çok yakınırdı bu zalim olgudan..
    Haydi, 21. yy’ın şafağında ayağa kalk artık, öncü yurtsever aydınlarınla el ele tutuş ve geleceğini kurtar.. Yoksa Batı emperyalizminin ayaklarının altında un ufak olma riski var!

    Sevgi ve saygı ile.
    15 Ağustos 2016, Tekirdağ

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com