2018 YILI MİLLİ GELİR, Paranın Değeri ve Enflasyon üzerine

2018 YILI MİLLİ GELİR,
Paranın Değeri ve Enflasyon üzerine

Konuk yazar : Prof. Dr. D. Ali ERCAN
Nükleer Fizik Uzmanı, Savunma Sanayisi Eski Müsteşarı 

Değerli arkadaşlar,

Yıllardır ekonomik yaşamımızın ayrılmaz parçası olan “Enflasyon” ve “Paranın Değer Yitimi” üzerine facebook’ta paylaştığım kısa Bilgi notlarını bu kez genişlemesine ele almak istedim; yıl sonuna iki Ay kala (24 Ekim) yaptığımız bu Değerlendirme ve Çıkarımlar ne denli isabetli / tutarlı olacak, 2019 başında resmi genel durum tablolarında göreceğiz.

Ekonomik Metanın, yani yaşam için “gerekli” görülen bir “Şey” in Değeri, bu Şeye yönelik genel İstem ile düz orantılı artıyor. Bir şey ne denli az bulunuyorsa ve buna karşın kullanım alanı varsa ve onu elde etmek ne denli zor ise, o şey o denli Değerlidir; yani Değer “göreceli bir kavram” dır. Tüm Canlılarda olduğu gibi, İnsanlar için de öncelikle (Hava, Su ve Besin) yaşamsal önemde olan (en değerli) şeylerdir. O nedenle de Besini ve Suyu Para ödeyerek satın alıyoruz.

Eskiden Su herkese bol bol yettiği için değeri bilinmezdi, ama şimdilerde Dünya Nüfusu muazzam bir sayıya (7,7 milyar!) ulaştı, herkese yeterli temiz su kaynaklarına ulaşmak zorlaştı ve Su da Besin gibi tüm Gezegende çok kritik ve değerli bir meta oldu; mesela 1 m3 içme suyuna Türkiye’de yaklaşık 125 (yüz yirmi beş) $ ödüyoruz (20 L damacana suyu en az 13 TL.. 13 x 50 = 650 TL/ton.. 650 TL / 5,20 TL= 125 $ /1 m3 içme suyu!). Hava ise beleş ! Ama biliyoruz ki insan yemeksiz 30 gün, susuz 3 gün yaşayabilir ama Havasız 1-2 dakikadan çok yaşayamaz; yani bizler için en değerli yaşamsal meta aslında, “şimdilik” Para ödemediğimiz Havadır. (Ay’da veya Mars’ta kurulacak bir Kolonide elbette en pahalı şey HAVA olacaktır..)

Değer “göreceli” ve “değişken” bir soyut kavramdır dedik; işte bu nedenle de çok kez Fiyat ve Değer, sosyal-evrimsel gelişimini henüz tamamlayamamış insan toplumlarında maalesef tepetaklak olmuş kavramlardır. En değersiz şeylere büyük Paralar ödeyebiliyoruz.😕

Ekonomik yaşamda “temsili değişim aracı” olarak kullanılan Paranın 2600 yıl önce işaretlenmiş değerli Metal Parçası halinde Çin, Hindistan ve Anadolu’da (Lidya) kullanıldığını biliyoruz. Uzun süre standart metal “Altın” zamanla yerini kağıda bıraktı; Altına eşdeğerliği “Fiziksel anlamda Güçlü, ve Saygın bir otorite =Devlet” tarafından garanti edilen, Kağıt Paralara dönüştü.

“Somutlaştırılmış Değer” şeklindeki “Para” çağımızda artık “Güven” üzerine oturtulmuş bir “değişim aracı” ama aynı zamanda değiştirilebilen, satın alınabilen bir “meta” haline dönüşmüştür… Bugünkü Dünyada tüm Ülkelerin Gelirlerinin toplamı 80 trilyon Dolar kadardır (AS: yıllık!); ancak Dolanımdaki (Tedavüldeki) tüm milli Paraların Toplamı bunun dörtte biri kadar, yaklaşık 20 trilyon $ dır. Peki, bu kadar kağıt Paranın Altın karşılığı var mı?
Yanıt ” Hayır! ”

Dünya Devletleri Merkez Bankalarındaki toplam Altın Stoku 30 bin ton dolayındadır, yani topu topu 1,2 trilyon dolar değerinde “simgesel” miktarda Altın var. Dünya Paralarının yaklaşık %94’ü Altın karşılığı olmayan, yalnızca Devlet(ler)e olan “Güven” üzerine basılmış kağıt parçalarıdır! Bu nedenle, Ekonomik ve Askeri bakımdan Güçlü büyük Devletlerin Paraları da ister-istemez Küresel ekonominin “Değer” ayarını belirliyor.

Dünya Finans sistemini “patlatmadan” denetim altında tutan Dünya Bankası, IMF ve  FED (ABD Merkez Bankası) gibi kuruluşların başındaki patronlar (çoğu Jekyll Adası sakinleri) özellikle Dolar ve Euro’nun öbür Ulusal Paralar, Özellikle Japon Yen’i ve Çin Yuan’ı karşısında Küresel Güvenilirliğini gözetiyorlar. Şimdilik “4 büyük Para” (Dolar, €, Yen, Yuan) arasında bir Denge sağlanmış gibidir…

(Bu gidişle, 21. yüzyılın son çeyreğinde, Ulusal Paraların ortadan kalkacağını ve Dünya genelinde en çok 10 dolayında -bölgesel dijital Para- kullanılacağını söyleyebiliriz.)

Öbür Ulusal Paraların, bu Devlere ayak uydurabilmesi, ancak ve ancak çok güçlü, nitelikli, üretken Ekonomilerine, R&D ile (AS: Research & Development; Araştırma – Geliştirme, AR-GE) Teknolojik üretim boşlukları yakalayabilmelerine bağlıdır. Özetle, Bilim ve Teknolojide hızlı koşanların Paraları da o denli “Güçlü”, dolayısıyla o denli “Güvenilir” ve “Değerli” oluyor.
***

Ne yazık ki TL’nin arkasında böylesine özgün AR-GE’ye dayalı Sanayi ve Tarımsal Üretim yok denecek ölçüde zayıftır. Ülkenin mal varlıklarını “satarak” sağlanan Finansal Destek, Parayı bir yere dek ayakta tutuyor, sonra –tulumbada can suyu kalmayınca– düşüş başlıyor; bir yandan da hızla artan nüfusa oransal azalan kaynaklar nedeniyle darboğazlara giriliyor.

Enerji bakımından %75 oranında, tüm ekonomik yaşamı ortalama %30 oranında dış kaynaklara, dış alıma (ithalata) bağımlı olan Türkiye’nin 2018 Finans Krizi bu darboğaza bir örnektir.

İthalatta kullanılan ana Döviz olan ABD Doları yılbaşında 3,75 TL iken 4 ay sonra 1 Mayısta 4,00 TL oldu; bu yavaş yükseliş trendi (AS: eğilimi) ile seyretseydi yıl sonunda en çok 4,20 TL olması beklenirdi. Oysa Dolar Fiyatı 1 Ağustosta 5,00 TL ye, 1 ay içinde %25 artışla 1 Eylülde 6,25 TL’ye çıktı.. bu “anormal” durum karşısında Piyasa panikledi. Neyse ki, son bir Ayda 6,40′ lardan 5,60’a doğru bir iniş gözleniyor; olasılıkla yıl sonunda ırmak yatağına çekilecek ve çok büyük olasılıkla Dolar 5,00 – 5,50 TL aralığında kalacaktır. Grafik analizinden 2018 yılı $/TL ortalamasını (AS: ağırlıklı) 4,80 TL olarak hesaplıyorum.

2017 yılı ortalama Dolar fiyatı 3,65 TL dolayısıyla 3,107 trilyon TL olan GSYH 3,107/3,65 ≈ 0,85 trilyon $ (850 milyar $) karşılığı idi.

2018 yılı GSYH en iyimser %5 artışla, 3,26 trilyon TL olacaktır; (TÜİK artışı %15-20 gösterirse şaşırmam) ortalama Dolar fiyatı 4,80 TL olduğuna göre, Türkiye’nin 2018 GSYH’sı 680 milyar Dolardır; yani ulusal gelir bu varsayımla, geçen yıla göre, kabaca 170 milyar $ azalmış oluyor.

Bu durumda, 2018 yılı için 82 milyonluk Türkiye G20’den düşerse veya Uluslararası yayınlarda, kişi başına gelir ~8300 $ ile (74. sırada) gösterilirse şaşırmayalım.

Peki ya Enflasyon…..

Değerli arkadaşlar,

Enflasyon, piyasada arzın talebi (AS: sununun istemi) karşılama oranının (Paranın satın alım gücünün) düşüşü, yani “Pahalılık” denen durumdur. Pratikte çeşitli mal ve hizmetlerin değişik kullanım paketleri olarak “Sepet” değerlerinin bir önceki yıl fiyatlarıyla kıyaslanarak hesap edilen bir orandır. Enflasyon hesabındaki “Sepet” içeriklerinin ağırlıklı miktar ve değerlerinin belirlenme yöntemi hep tartışılır olmuştur.

2017’de toplam (Tarım, Sanayi ve Hizmet sektörleri) ulusal geliri 850 milyar $ olan Türkiye’nin yıllık dışalımı 240 milyar $ dolayındadır; bu nedenle, Dövizdeki fiyat değişimi tüm sektörlere yaklaşık %30 oranında yansıyacak demektir. Örneğin 2018’de Dolar değerinin 2017’ye kıyasla %32 artışı 2018 yılı (dövize bağlı enflasyonun) kabaca %10 dolayında olduğunu gösterir.. (ancak Ağustos, Eylül, Ekim ayları için enflasyon -aylık ölçekte- bunun 2 katını geçmiştir.)

Sonuçta şunu söyleyebiliriz; “Enerji” gibi doğrudan yurtdışından alınan malzeme ve mamul mallar dışındaki tüm yurt içi mal ve hizmet ürünlerinde %10’luk bir fiyat artışı, Dolar paritesine ilişkindir; bunun üzerindeki bölüm Dövizle ilgili olamaz. (kaynak yetersizliği ve öbür nedenlerle nüfus artışını karşılamayan üretim zayıflığı veya başkaca nedenler..)

Bu durumda 2019 yılbaşında tüm maaşlı-ücretli kesime TL’nin hiç değilse 2018 yılındaki değer yitiği ölçüsünde %32 zam yapılması gerekiyor.

Daha geriye gider, 2008 yılıyla kıyaslarsak, TL son 10 yıl içinde %77 değer yitirmiştir; yani paranın satın alım gücü 100 birimden 23 birime düşmüştür. Ücretlere yapılan yıllık zamlara karşın ücret ve maaşlar halen 2008 satın alım gücünün %40 altındadır.

2018’de kişi başına yitiğimiz 2200 $ oldu. Daha kötü sıkıntılarla karşılaşmamak ve 2019’da ülkemizin her alanda daha iyi bir düzeye gelmesi umuduyla.

Sevgilerimle. æ

Otomatik alternatif metin yok.
https://www.facebook.com/ali.ercan.77312/posts/10157162633883866, 26.12.18
===========================
Dostlar,

Sayın Prof. Dr. D. Ali Ercan hocamızın sitemize yolladığı kapsamlı irdelemesini paylaştık. Teknik terimler için yer yer ayraç içinde açıklamalar yapmak gerekti.. Epey de dilini güncelleştirmek.. (anlama dokunmadan..)

Sn Ercan’a teşekkür ederiz.

Bize göre 4 temel gereksinimimiz var :

1. Nüfus artışını durdurmak ve azaltmaya geçip niteliğini artırmak
2. Üretim yapıp dışsatımı büyütüp dışalımı azaltmak, dış ticaret açığı ve cari açığı düşürmek
3. Yaşamın her alanında çoook tasarruflu olup israfı yok etmek
4. İyi yönetilmek (Demokratik, bilimsel, hukuka saygılı)

Herkese mutlu yıllar…

Sevgi ve saygı ile. 27 Aralık 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Bu israfa % 10 enflasyon az bile!


Bu israfa % 10 enflasyon az bile!

portresi

 

Ege CANSEN
SÖZCÜ, 04 Şubat 2016

 

Gelişmiş ülkeler, “sıfır” dolayında gezinen enflasyonlarını “% 2” düzeyine yükseltmek için çırpınıp duruyor. Bunun için, bir yandan “para miktarını” büyütürken, öbür yandan
Merkez Bankası faizini düşük tutmaya devam ediyorlar.
Hatta Japonya “nominal eksi faiz” uyguluyor.

Biz ise son verilere göre % 10’a (resmen %9.58) dayanmış enflasyonu,
yılsonunda %7.5’a nasıl düşürürüz diye uğraşıyoruz. Bunda da şaşılacak bir şey yok.
Enflasyonu yüksek olan düşürmeye, düşük olan yükseltmeye çalışır.

OPTİMUM

Optimum, iktisatta çok önemli bir kavramdır. Optimum “kararında” demektir.
Yani ne az, ne de çok. Yemeğe kararında tuz, biber veya yağ koymak gibi bir şey.
Bir başka deyişle “azı yarar – çoğu zarar” demektir. Ticaret yaşamında en önemli karar fiyatlandırmadır. Amaç, firmanın kârını artırmaktır.

Yüksek fiyat, birim satıştan elde edilen kârı yükselteceği için toplam kâr da artar.
Ama yüksek fiyat, satış miktarını düşürebilir. Satış miktarı düşünce toplam kâr da düşer.
Üstelik birim maliyet artar. Sonunda daha çok kâr etmek için yapılan zam, daha küçük
toplam kâra neden olabilir. Bu nedenle fiyatın optimum olması gerekir.
Optimum fiyat, firma kârını maksimuma çıkaran fiyattır.

OPTİMUM ENFLASYON – OPTİMUM İŞSİZLİK

Daha önce birkaç kez yazdığım gibi, zemine ve zamana göre değişse de
“optimum enflasyon” diye bir şey vardır. Yani her ne denli düşük enflasyon
iktisat yazınında “istikrar” demekse de düşük, sıfır demek değildir.
Çünkü sıfır enflasyon, büyüme ve istihdam amaçlarına ters düşer.
İktisatçılar “enflasyon ile istihdam” arasında bir ödünleşme olduğunu gözlemlemiştir.
Yani, belli bir aralıkta olsa da “enflasyonu düşürmek, işsizliği artırır” kuralı çalışmıştır.
İktisadi istikrar için, düşük enflasyon, düşük işsizlikten daha önemlidir diyenler
“NAIRU” “Enflasyon Artışına Sebep Olmayan İşsizlik Oranı” (Non-Accelerating Inflation Rate of Unemployment) diye bir kavram icat edilmiştir. Bu kavram, belli bir oranda işsizlik olması (örn. %5) ekonomik istikrar için iyidir demektir.
Buradan kalkarak, nasıl sıfır işsizlik, enflasyonu azdırıyorsa, sıfır enflasyon da işsizliği artırır sonucuna varılabilir.

ENFLASYON HEM NEDEN HEM DE SONUÇTUR

Enflasyon, daima bir sarmaldır. Faiz, devalüasyon ve ücretler bu sarmalın öbür aktörleridir. Bunlar, kedinin kuyruğunu kovalaması gibi birbirini tetikler.
Sonunda “enflasyon, enflasyondan doğar” noktasına gelinir. Ama günümüz Türkiye’sinde enflasyonu azdıran iki husus daha var.

Birincisi, Güneydoğu’da süregiden isyan bastırma harekâtıdır.
Bu harekât enflasyonu en az 1 puan yukarı itecektir.

İkincisi ise devlet büyüklerinin birer “israf merkezi” haline gelmesidir.
Türkiye, iki başkentli olmuştur. Sürekli saray inşa edilmekte ve bunlar “7/24”
emre hazır tutulmaktadır.

  • Cumhurbaşkanının zırhlı aracını “dost ve kardeş ülke Şili’ye”
    askeri bir yük uçağıyla yollaması inanılmaz bir müsrifliktir.
  • Bu Diyanet’in bütçesinden de vahimdir.
  • Devletin israfı da enflasyonu en az 1 puan artıracaktır!Son söz : Kötü misal, kolay emsal olur.

========================================

Evet dostlar,

Güneydoğudaki dış kışkırtmalı (daha önce de 18 kez olduğu gibi) isyanı bastırma harekatı,
kuşkusuz ülkemizin en önemli güncel sorunudur.

Vatan evlatları kahpece şehit edilmektedir!

Ancak Ekonomi ve türevi olan işsizlik, yoksulluk, gelir dağılımının iyileştirilmesi,
gönenç (refah) toplumu olma hedefleri de uzun süre gündemde alt sıralara itilemez.

Nitekim Ocak 2016 enflasyonu TÜİK verileri ile %2’ye çok yakındır (%1,82).
2015 Ocak – 2016 Ocak arası 12 aylık (yıllık) enflasyon %10’a, 2 rakamlı enflasyona dayanmıştır (%9,58). Bu sorun zincirleme pek çok olumsuzluğa yol açacaktır;
başta yoksullaşma olmak üzere..
Dışsatım, son 5 yıldır ilk kez aylık 10 milyar Doların altındadır.
Geçen yıl Ocak ayına göre %14 azalmaya karşılıktır.
Dışsatım (ihracat) geçen yıl %9 düşmüştü.
Türkiye orta gelir tuzağından çıkamamaktadır.
2008’de ulaşılan kişi başına yıllık gelir rakamı 10 400 Dolara 7 yıldır erişilememektedir.
Türkiye’nin toplam borcu 600 milyar Doları aşmış ve AKP’nin iktidar olduğu Kasım 2002’den bu yana 2 katı daha büyümüş, 221 milyar Dolardan 600+ milyar Dolara tırmanmıştır.
Ulusal gelir 2002 sonunda 230 milyar $ iken 2015 sonunda kestirilen 720 milyar Dolara erişirse (2014 sonunda 823 milyar $ idi!) 13 yılda sağlanan 500 milyar $ artışın 400 milyar doları toplam borçta oluşan büyüme kaynaklı mıdır?

2023’te ilk 10 ekonomi içine girmek ham hayal (politik bir masal!) idi,
Kaf dağının dibine itilmiştir.

Bölücü terörün ana hedeflerinden biri de Türkiye’yi ekonomik açıdan istikrarsızlaştırmak,
sınırlı kaynaklarını bu bela ile savaşımda tüketmesini sağlamaktır.
Bu boyut hiç akıldan çıkarılmamalı ve Türkiye bu kez PKK’yı kökleriyle birlikte kazımalıdır. 1978’den bu yana PKK’nın Batılılarca (ABD – İsrail – AB) maşa olarak bölücü terör örgütü işleviyle kullanılagelmesinin ülkemize maliyetinin 300 milyar Doları aştığı belirtilmektedir.
Bu para 1 trilyon TL’ye yakındır ve ülkemizin 2015 bütçesinin neredeyse 2 katıdır.
2015 sonunda gerçekleşeceği kestirilen 700 milyar Doları birazcık aşacak ulusal gelirin (GSMH)
yarısına yakındır.. Muazzam bir kaynaktır Türkiye için..

Dış ticaret açığı 2015’in ilk 9 ayı için 49 milyar $’dır. Dışsatım düşmekte ancak dışalım
dah az az düştüğünden (tüketim toplumu!), dış ticaret açığı ciddi boyutlarda süregelmektedir.
Aynı dönem için (2015 Ocak – Eylül 9 ay) cari açık 40.57 milyar $ olmuştur.
Eski Maliye Bakanı Mr. Mehmet Simsek, 2015 yılında bütçe açığının GSYH’ye oranının
%1,3 olacağını açıklamıştır. 720 milyar $ GSYH gerçekleşse, bütçe açığı 936 milyon $ olacak demektir. Bunlar nominal olarak önemli (büyük) rakamlardır; bilerek salt oransal boyutları
öne çıkararak kendini ve kamuoyunu yanıltmaya çalışmanın anlamı ve yararı yoktur.
Rusya ve güney komşular Suriye, Irak ile yaratılan çatışma ortamı, dışsatımı ve dış ticareti, turizm girdilerini ciddi biçimde vurmuştur. Salt Rusya ile ticaret hacmı 35 milyar $ olarak Erdoğan tarafından telaffuz edilmiştir.

Ne talihtir ki, petrol inanılmaz biçimde düşük fiyatlarda gitmektedir. Varili 30 Dolara dek inebilmiştir! Bir de bu “mutlu” konjonktür (Felix culpa!) olmayaydı, vay Türkiye’nin haline!
Ancak bu “yıkıcı balayı”nın sürgit olamayacağı da açıktır. OPEC ülkelerinden müşterilerine
3 Trilyon Dolara ulaşan servet aktarımı gerçekleşmiştir ki, bunun,
Putin’in Rusya Federasyonu’na boyun eğdirme amacıyla da olsa finansal sürdürülebilirliğinin düşünülemeyeceği açıktır. Ayrıca içeride de halk, fevkalade düşen / düşürülen petrol dışalım (ithal) fiyatlarına karşın, olağanüstü yüksek akaryakıt vergisi ile çok ağır dolaylı vergi yükü altında tutulmaktadır.

Öte yandan kamu giderleri kısılamamaktadır. SGK açıkları bunaltmaktadır..
AKP hükümetinin Kasım 2015 seçimlerindeki 100 günlük vaatleri önemli düzeyde akçal (mali) kaynak gerektirmektedir. Bir yandan da 24 Temmuz 2015’ten bu yana 6,5 aydır sürdürülen kapsamlı isyan bastırma harekatı gündemdedir ve ciddi maliyeti söz konusudur.
Dış konjonktür de hiç olumlu değildir; yabancı sermaye çekerek istihdam yaratacak
üretime – dışsatıma dönük yatırım yapmak açısından ve dışsatımı artırabilmek bakımından.

3 milyona yakın Suriyeli ve Iraklı’nın ülkemizdeki varlığının 4 yılı geçen
“uzamış konukluğunun” akçal çerçevesi (mali portresi) 20 milyar Dolar’a koşmaktadır.
Heniz AB’den tek bir € cent gelmiş değildir. Vaadedilen 3 milyar € gelse bile çok koşulludur, parça parçadır ve dişin kovuğunu bile dolduramayacaktır.

Bunlara ek AKP – RTE ha bire nüfus artışını kışkırtmaktadır. Davutoğlu’ndan ummazdık ama bu olağanüstü yanlış politikada Bay RTE ile yarışmaktadır nerdeyse! Doğum eylemini kadınların vatani görevi gibi gördüğünü belirterek ucuz popülizm yapmaktadır ne yazık ki.
Ve 2015 sonunda nüfus 1 milyon 45 bin kişi gibi muazzam bir düzeyde artmıştır.
Nüfus artış hızı öncekiyıl %1,33 iken 2015 için %1,34 olmuştur. Oysa Türkiye’nin nüfus artışını ciddi ve hızlı biçimde frenleyerek % yarımlara çekmesi zorunludur (Demografik Fırsat Penceresini de kaçırmamak için!). Tüm bu gerçeklere karşın AKP – RTE’nin izlediği
irrasyonel politikaları anlamak olanak dışıdır ve ülkemize zararı dönüşümsüz,
giderimi (telafisi) olanaksızdır. Bu durumun hızla durdurulması kaçınılmazdır.

Hepsine tuz biber, Saray’ın muazzzam giderleridir,,

  • Hele hele Bay RTE’nin zırhlı makam aracını taa Güney Amerika’ya askeri uçakla taşıtması ve 200 bin $ maliyet çok acıdır, yazıktır, günahtır. İslama aykırıdır lüks ve israf olduğu için! Fakir – fukaranın rızkıdır. Bu para 600 bin TL’dir ve 1300 TL asgari ücretten 461 işçinin
    1 aylık emeğinin karşılığıdır.. Allah’tan korkmak gerekir. Erdoğan’ı saran bu ölçüsüz korku nedir, nedendir? Gittiği ülkelerde zırhlı makam aracı yok mudur?
    Kiralansa idi çok daha ucuza gelmez miydi??

Bu insaf dışı saltanatın bizim bir yurttaş olarak çok zorumuza gittiğini, asla içimize sindiremediğimizi, vergi ödeyen ve vergisinin en verimli biçimde kullanılmasını,
kendisine kamu hizmetleri olarak döndürülmesini pek haklı olarak bekleyen bir yurttaş olarak;
bu akıl almaz savurganlık karşısında Tayyip beye hakkımızı helal etmiyoruz.
Erdoğan Kul hakkı yemiştir ve Yüce Tanrı’nın bile bunu bağışlamaya hakkı olmadığını
kendisi de bilir. Bizi geçelim, daha pek çok “tüyü bitmemiş yetim” in de hakkı bu sorumsuz davranışla adeta gasp edilmiştir..

Herkes en düzeyde tasarruf yapmalıdır ve yöneticiler buna örnek olmalıdır.
TÜİK’in 2015 verileriyle yoksulluk rakamları yürek karartıcıdır.
Milyonlarca yoksul yurttaşımız vardır.

Ekonomi için alarm zilleri üstelik şiddetle çalmaktadır.
Ekonomi yangın alanıdır.
AKP hükümeti, olağanüstü önlemlerle olağanüstü durumla başetmeye çalışmalıdır vargücüyle..

Öte yandan AKP içi kazanlar da kaynamaya başlamıştır..
Her çıkışın bir inişi vardır..
Bu dünya Sultan Süleman’a da kalmadı, Osmanlı’ya da, başka başka imparatorluklara da..

AKP – RTE için kaçınılmaz son yaklaşıyor..

İktidar bitecek ve halka hesap verecekler..

Tarihin tunç yasası böyle..

Son söz                :

“Hiçbir korkuya benzemez, halkını satanların korkusu !..” (Nazım HİKMET)

Sevgi ve saygı ile.
5 Şubat 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com
Yazının pdf biçimi :
http://ahmetsaltik.net/2016/02/05/bu-israfa-10-enflasyon-az-bile/

TÜRKİYE 2023’te EN BÜYÜK 10 EKONOMİDEN BİRİ OLABİLİR Mİ?

Dostlar,

Erdoğan, önceki gün Sarayında muhtarlarla 14. toplantısında, 2023 hedefleri içinde
Dünyanın en büyük ilk 10 ekonmisi içinde yer alma hedeflerini
kararlılıla koruduklarını söyledi!?

19 Eylül 2013’te bu sitede yayımladığımız bir matematiksel irdelemede,
olağan koşulllarda bunun matematiksel olarak olanaksız olduğunu sayılarla ortaya koymuştuk.

Aradan geçen 2 yılda koşullar Türkiye’nin daha da alayhine gelişti ve 17. büyük ekonomi olmaktan da geriye düştük. Hollanda bizi geçti ve geçtiğimiz yıl yakaladığımız 800 milyar $ ulusal gelir bu yıl (2015) sonunda hayal.. 10. ülke Hindistan ise istikrarla büyümesini sürdürüyor. 2008’den bu yana kişi başına yıllık gelirimiz artmıyor ve 10 bin Doların altına indik.. Politkacılar hala halkımıza bu masalları anlatıyorlar..

“Utanmadan halka yalan söylüyorsunuz, insanları kandırıyorsunuz..” desek,
hakaret – tazminat davaları geliyor hemen..

Peki bu olup bitenlerin adını aleyhimizde hakaret – ceza – tazminat davaları açılmadan
nasıl doğru koyabileeğiz?? Erdoğan “hakaret etti” diye dava açıyor ve çoğunda ceza veriliyor..
Herhalde bu AKP – RTE’nin İLERİ DEMOKRASİSİ de biz anlayamıyoruz..

Söz konusu yazımızı aşağıda bir kez daha sunuyoruz..

Muhalefet neden işlemez ki?
Neden yalanları halkın önne koymaz ki??

Sevgi ve saygı ile.
06 Kasım 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

**************************

TÜRKİYE 2023’te EN BÜYÜK 10 EKONOMİDEN BİRİ OLABİLİR Mİ?

Dostlar,

Aşağıda dünyanın ilk 10 büyük ekonomisini görüyoruz.
Yıllık toplam ulusal gelirleri ile (TUG diye kısaltsak ve GSMH yerine kullansak?) ve ekonomilerinin +/- yönleri ile.

Türkiye 2023’te ilk 10’da yer alsın hedefleniyor..
RT Erdoğan sık sık dillendiriyor bu “özlemi”.. (Aslında ham hayali!)

Acaba gerçekçi mi?

1. Listeye, aşağılardan sürpriz yaparak girme niyetinde olan başka ülke yok diyelim.

2. Son (10.) sırada 2 Trilyon $’lık Hindistan var.. Türkiye’den 1.2 Tr $ önde.. 1997’den bu yana her yıl ortalama % 7 büyüyor. Böyle giderse 10 yıl sonra birikimli (yığışımlı, kümülatif) olarak 3,934 Tr. $’lık bir ekonomi olacak.

3. Türkiye AKP döneminde (2002-11) ortalama olarak yılda %6 büyümüştür (http://www.mfa.gov.tr/turk-ekonomisindeki-son-gelismeler.tr.mfa, 19.9.13)

4. Bu tempo ile gidebilirse, 10 yıl sonra Hindistan’ı yakalamak matematiksel olarak olanak dışıdır. Çünkü Hindistan son 16 yıldır istikrarlı olarak % 7 büyüyor ve halen arada 1,2 Tr $ fark var.

5. Önümüzdeki 10 yılda sürekli %13 büyüyerek aradaki Hindistan ile aramızdaki
1,2 Tr $ farkı sabit tutabiliriz..

6. 1.2 Tr $’lık TUG farkını da 10 yılda kapatabilmemiz için sürekli olarak yıllık % 20 büyüyerek, 9. yıl sonunda 4,127 Tr $’lık TUG’e erişiyoruz.. %19 büyüme yeter diyelim..

Son soru : Yıllık % 19-20 büyüyen ve bunu 10 yıl boyunca istikrarla sürdüren tek bir ülke dünya iktisat tarihinde var mı? Çin bile % 10’lar dolayında ve azalan marjinal verimlilik / fayda yasası uyarınca bu hızı sürdürmek giderek zorlaşıyor..

Bir de, devasa 2007-8 bunalımı hala sürüyor ve dünya durgunluktan (resesyondan) çıkabilmiş değil. Dünya hapşırsa Türkiye zatürre oluyor.. Bakmayın RT Erdoğan’ın “teğet geçti” söylemlerine.. Delip de geçti.. Yıkıcı etkisi ülkemizde hala sürmekte.
AKP iktidara geldiğinde 221 Bn (milyar) $ olan toplam borç 3 katını da aştı.
Fakat artık hem borçlanmanın sürdürülebilirliği kalmadı (borç ulusal gelire yaklaştı!) hem de yeni, makul bedelli dış kaynak (sıcak para) bulma olanakları çok sınırlandı.

Üstelik şu anda Türkiye 3 ciddi açıkla boğuşmakta :

Cari açık:  Yıl sonunda 75 Bn (milyar) $’a koşuyor, AB Maastricht ölçütlerine göre
%6-6,5’i geçmemek gerekirken, %9’u geçiyor..

Dış ticaret açığı : 2013 sonunda 100 Bn $’ı aşacağı kestiriliyor, TUG’in 1/8’i!
Kaldı ki, açıkla da olsa ithalat, TUG hesabına ana kalem olarak aynen giriyor!
Yükselen $ ve € kuru ithalatı biraz frenleyebilir. Ancak ihracat neredeyse %80’ler
düzeyinde ithalata bağımlı olduğundan, ithalat fazla kısılırsa ihracat da daralacağından, dış ticaret açığı makası gene büyüyecektir..

Bütçe açığı : Tüm çabalara karşın bütçenin % 10’ları dolayında kestirilmekte.
Bu yıl ve 2014 için yerel seçimler, 2015’te genel seçimler var. Satılacak devlet malı     kalmadığını da T.C.’nin Maliye Bakanı Mr. Mehmet Simsek hüzünle açıklamış durumda.

  • Ekonomi bu şeytan üçgeninin ortasında..

Ekonominin_Seytan_Ucgeni

Ekonomiden sorumlu Başbakan yardımcısı Ali Babacan geçtiğimiz günlerde apaçık alarm sinyalleri verdi. İlk 2 açık elde 2 idi.. Bir de Bütçe açığı oluşur ve denetlenemezse, bu durum Türkiye ekonomisini yönetilemez kılabilirdi..

Ancak Babacan mazur -ya da sabıkalı- zaten..
Aşağıdaki “isabetli” (!) öngörüye bakar mısınız?
Bakan bey buyurdular 2005’te; “10 yıl sonra Türkiye’nin dış borcu kalmaz..”
2 yıl kaldı 2015’e.. Toplam borçlar azalmak yerine ulusal gelire yaklaşıyor..
Azaltılmak ne sözcük, çığ gibi büyümeyi sürdürüyor.. (snow ball effect)

Bu “isabetli” ve de kerameti kendinden menkul öngörüler için herhalde ODTÜ’de İşletme okumak ve Ekonominin başına gelmek gerek.. Müthiş ivme kazanılıyor galiba??

Babacan_10_yil_sonra_borcumuz_kalmayacak

Ata sözü : Aç tavuk rüyasında kendini darı ambarında görürmüş..

Başbakanımız, -diplomasını veya bir sınıf arkadaşını 11 yıldır görmedik ama- İstanbul İktisadi ve Ticari İlimler Akademisi mezunuymuş.. (Sonradan burası Marmara Üniversitesi oldu. Diploma da sanırız buradan alınmış..??).. Her neyse. kendisinin İktisat diploması varsa,
bu hesabı nasıl yapamaz? Biz bir hekim olarak yalın hesabı görüyoruz.

Yok İktisat diploması “var değilse”, bir yığın danışman ne güne durur?
En başta Ekonomiden sorumlu Bakan, Makine Mühendisi Zafer Çağlayan bu basit birikimli faiz hesabı gibi hesabı beceremez mi? Bir banka şubesine gitseniz bileşik faiz hesabı gibi hemen yapıverirler..

Geriye tek bir seçenek kalıyor.. Düşünmeyen, düşünmesi istenmeyen, sorgulaması zinhar yasak olan, biat kültürünün teba halkını göz göre göre masal anlatarak oyalamak, aldatmak..

Eh bu da klasik politikacıyı aşan, “ileri demokrat ve Müslüman AKP – RTE iktidarı” na
Tanrı vergisi bir haslet olmalı. Ama nereye dek?
Tarih, hiçbir toplumun idrakinin sonsuza dek tutsak alınamayacağını, kimi manevralarla uyanış geciktirilse bile sonunda halkın uyandığı ve masalcılarını hep deliğe süpürdüğünü öğretiyor..

Olan ülkeye, RTE’nin dilinden düşürmediği garip – gurebaya oluyor..
Stockholm sendromu gereği (?) bu kitlelerden de en çok oyu alıyor.

Ama artık deniz bitti..

Sevgi ve saygı ile.
19.8.13, Ankara
Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

===========================================

Top 10 Biggest Economies in the World 2013 

Top 10 Biggest Economies in the World 2013

They are the global economic heavyweights this year, estimated to be having the current biggest economies in the world. Here is a list of the top 10 biggest economies in the world this year, according to estimates made by the International Monetary Fund (IMF) and World Economic Outlook. Included are the 2013 gross domestic product (GDP) estimates of these economies.

10. India, $2 trillion dollars
 10

Included in this exclusive list of the biggest economies in the world today is India. This booming economy in Asia has an average growth rate of seven percent annually since 1997. Its major industries include the agriculture and services sector, with the latter becoming a main source of the country’s economic growth. India has tapped its large population who is educated and can speak English to become a top exporter of services in information technology and business outsourcing.

9. Italy, $2.1 trillion dollars

9

The ninth biggest economy in the world today is Italy, which is known for its highly diversified industrial sectors, developed infrastructure, and high GDP per capita.

Italy belongs to a few elite clubs of wealthiest economies, including the European Union (EU), Organization for Economic Co-operation and Development (OECD), G7, and Group of Eight (G8), which serves as a forum for the governments of the eight wealthiest countries in the world.

8. Russia, $2.2 trillion dollars

8

Since the fall of the Soviet Union, Russia has made various changes in its economy, making it more market-oriented and globally integrated.

Reforms in the economic sector in the 1990′s resulted in the privatization of most industries, except in the defense and energy-related sectors. Russia has become the leading oil producer in the world. It is also the second biggest producer of natural gas around the world, thanks to its natural gas reserves which is the largest in the world. The country is also known for its steel and machinery industries.

7. United Kingdom, $2.4 trillion dollars

7

This year’s sixth biggest economy in the world according to IMF and World Economic Outlook estimates is the United Kingdom, which has long been regarded as a leading political and financial power center in Europe. It is one of the biggest economies in the continent after Germany and France.

U.K. has been known for its robust industries in agriculture (top products include fish, poultry, sheep, and cattle), electronics and communication, metal, manufacturing, and other consumer goods.

London is regarded as the largest financial center along with New York.

Like many of the countries in this list, U.K. is a member of OECD, G7, and G8. It is also a member of other regional and global organizations.

6. Brazil, $2.5 trillion dollars

6

Regarded as the economic giant in South America, Brazil’s economy is buoyed by a number of factors, including well-develop sectors in manufacturing, mining, service, and agriculture.

With the largest economy among Latin American countries and the second biggest in the western hemisphere, Brazil continues to show its presence in the world markets. It continues to be one of the fastest-growing major global economies with an annual GDP growth average rate of five percent.

5. France, $2.7 trillion dollars

5

One of Europe’s economic heavyweights, France has the largest economy in the continent next to Germany and the fifth biggest economy in the world according to 2013 estimates. The country has long been regarded as among the most developed and wealthiest national economies around the world.

France has more than 30 of the world’s 500 biggest companies and is regarded as the most important headquarter locations for many of the Fortune Global 500 companies.

Some of the well-known brands in the world are owned by French companies: AXA in the world of insurance; L’Oreal in the field of cosmetics; Sanofi Aventis; pharmaceuticals; LVMH, luxury products; and Lafarge, cement; among others.

4. Germany, $3.6 trillion dollars

4

Regarded as Europe’s largest national economy, Germany is considered as having the fourth biggest economy this year, according to estimates made by the IMF and World Economic Outlook. Germany, regarded as the second biggest exporter in the world,
has always been a major force in an increasingly globalized economy since the advent of industrialization and industrial capitalism.

Germany’s economy is a force to reckon with in terms of machinery, motor vehicles, electric equipment, pharmaceuticals, chemicals, computer products, transport equipment, agricultural products, gas, and electronic products, among others.

3. Japan, $5.1 trillion dollars

3

Since its disastrous defeat in World War II, Japan has made great leaps and bounds to become one of the biggest economies around the world. It is known for its technologically advanced economy, with major industries in industrial and electronic sectors. Japan’s economy is buoyed by its profitable industries in automobiles, motor vehicles, high-tech goods, semiconductors, steel and iron products, ships, textiles, processed food, robotics, and chemicals.

While relatively small compared with other countries, its agricultural sector is among the most profitable globally.

Japan is a member of the influential G8 and other elite groups of wealthiest states in the world.

2. China, $9 trillion dollars

Brückenschlag

Over the last 30 years, China has dramatically shifted from a centrally planned economic system to a market-oriented model—and in the process becoming a major player in global economics. It is now regarded as the fastest-growing economy (with growth average rates of 10 percent over the past three decades) as well as the largest exporter in the world. Last year, it became the second biggest economy in the world next to the United States, surpassing Japan which had been occupying the spot for the longest time and India.

China is a world economic leader in terms of industrial output, mining and other metals, consumer products, telecommunications equipment, satellites, automobiles, and satellites. It is also considered a world producer of rice, wheat, fish, corn, cotton, and peanuts, among others. If you are to compare the values of the agricultural as well as industrial output of the China with the United States, they will exceed those of the latter.

China is also regarded as the second biggest importer in the world in terms of goods.

If current trends continue, some experts argue, China can become the largest economy in the world in 2030, or even as early as 2020.

1. United States, $16.2 trillion dollars

1

For at least almost a century now, the United States has consistently ranked as the biggest national economy in the world. In terms of biggest overall economies, it only ranks second to the European Union, which is made up of 27 member-states in Europe.

It is also one of the wealthiest nations in the world, with a well-developed infrastructure system, high productivity, and plenty of natural resources. A third of the world’s millionaires and 40 percent of the billionaires around the world consider the United States as their home.

The United States boasts of many industries that are highly diversified and renowned throughout the world. Its major industries include petroleum, electronics, mining, steel, food processing, aerospace, and information technology, among others. Around the world, the United States is regarded as the largest manufacturer in the world, producing a fifth of the entire manufacturing output of the world. It is the third biggest oil producer and the second biggest natural gas producer. The United States is also regarded as among the most influential and biggest financial markets in the world. More than half of the currency reserves around the world have been overwhelmingly invested in the U.S. dollar, as opposed to the euro. More than one-fourth of the 500 largest firms around the world have their main headquarters in the United States.

In 2012, the GDP of the United States was $15.685 trillion, with a GDP growth of 2.2 percent.

Türk iş dünyasını döviz kuru vurdu.. EKONOMİDE SULAR ISINIRKEN

 

Türk iş dünyasını döviz kuru vurdu!

Dolar, TL karşısında geçen yıla göre %8 değerlendi.
2013’teki kur artışı firmaların kârlarını eritmişti.
MÜSİAD’ın anketine göre işadamlarının %62’si
2014’te de kurdan olumsuz etkilendi..

Döviz kurlarında görülen hızlı yükseliş sanayicileri olumsuz etkiledi.
İthalata bağımlı yapısı nedeniyle yüksek döviz borç stokuna sahip Türk özel sektörünün, 2013 yılında Türk lirasında görülen %20-22 oranındaki devalüasyon sonucu
net kârı erimişti. Fortune Türkiye dergisinin 500 büyük şirket için açıkladığı rakamalarda net kârda görülen erime %13.2 olmuştu.

2014’te de kurlar 2013’e kıyasla daha yavaş artsa da Dolar kuru Türk lirası karşısında
geçen yıla göre %8’e yakın değerlendi. Kurdaki bu artış sanayicileri olumsuz etkiledi.

YÜZDE 62’si OLUMSUZ ETKLENDİ
Müstakil Sanayici ve İşadamları Derneği (MÜSİAD) Genel Başkanı Nail Olpak’ın, MÜSİAD Genişletilmiş Başkanlar Toplantısı’nda, üyeleri arasında yapılan bir ankette verdiği rakamlar da bunu gözler önüne serdi. Başbakan Yardımcısı Ali Babacan’ın da katıldığı toplantıda, MÜSİAD Değerlendirme Anketi’nin sonuçlarını da paylaşan Olpak,
şu bilgileri verdi:
“Ankete katılanların %31’i, ihracatlarında artış, %17’si ise azalma olduğu yönünde
yanıt verdi, %52’sinin ise ihracatları değişmedi.Döviz kurunda yaşanan dalgalanmalar üyelerin % 62’sini olumsuz etkiledi,
olumlu etkilenenlerin oranı yalnızca %0.08 oldu.

Üyelerin %39’u, 2014 yılının firmaları açısından ‘daha iyi’, %36’sının ‘aynı koşullarda’,
%25’inin ise ‘daha kötü’ geçtiğini belirtti.
Üyelerin %49’unun yurt içi satışları arttı, %24’ün ise satışları düştü.
Üyelerin %48’i geçen yıl yeni yatırımlar yaptı, %22’sinin yatırımları azadı.’’
BÜYÜMEDE HIZ KAYBI 
Toplantıda ekonomik büyümeye ilişkin de değerlendirmede bulunan Nail Olpak,
geçen yılın 3. çeyreğindeki büyümenin, beklentilerin altında kalmasının önemli nedenlerinden birini şöyle anlattı:
“Son yıllarda adeta kronikleşen cari açığı düşürmek amacıyla iç talebin kısılmasının karşılığı alınırken, bunun büyümeye yansıması, beklenen şekilde, olumsuz olmuştur.”
Olpak, “Büyümedeki bu hız kaybı analiz edildiğinde, dış talebin büyümenin lokomotifi olma özelliğini sürdürmesine rağmen, 3. çeyrekte, bir önceki yılın aynı dönemine göre azalış gösteren kamu ve özel sektör yatırımları dikkat çekmektedir.” diye konuştu.Kamu ve özel sektör yatırımlarındaki bu düşüşün etkenlerinden birinin Merkez Bankası’nın faiz politikası olduğunu ifade eden Olpak, faiz oranlarında indirime gidilmemesinin nedenlerinden olan enflasyon oranlarında da geçen ay dışında düşüş sağlanamadığını söyledi.

======================================

EKONOMİDE SULAR ISINIRKEN…

Dostlar,

Sular giderek daha da ısınmakta.. Artık kanka MÜSİAD bile sesini “temkinli” olarak yükseltmekte.. Sermaye bu; tunç yasası “maksimum kâ” dır ve bu yasa İslami sermaye için de kesin olarak geçerlidir. Hatta dinin, pek çok çıkara – nefse araç edilişinin yanı sıra,
ticarete de araç kılındığının sayısız örnekleri vardır.

AKP 3 Kasım 2002 seçimlerini kazanıp Kasım ortasında hükümet kurduğunda 1 $ = 1,60 TL idi.. Günümüzde 2,40’a koşmaktadır.  Bu rakam, Dolar’ın 12 yılda % 50 değer kazandığını, Dolar karşısında yıllık basit aritmetik ortalama ile erimenin %4 dolayında olduğunu
ortaya koyar. Üstelik düşük kur – yüksek faiz politikasına karşılık.. Çifte kavrulmuş yani..
Bir yandan enflasyonun üstünde reel faiz, bir yandan da ana paranı değerlenmesi..
FED % 0.25 puan / yıl Dolar faizi verirken siz net % 2 – 2,5 (8 – 10 katı) fahiş tefeci faizi ödeyerek sıcak para gereksiniminizi ekonomiyi kanatarak karşılamayı sürdürdünüz..  
Bu arada TCMB döviz rezervlerine neredeyse 100 milyar Dolar eklediğiniz masalını da yurdum insanına ikide bir vaaz ederek..

TL’nin 12 yıl boyunca kesintisiz, ortalama %4’lük edeğer yitirmesine ortalama %1,3 – 1,4 dolayında nüfus artışını ve de muazzam yolsuzlukları katın.. Son ikisi birlikte, en insaflısı ile 2 puan sayılsa; Dolar karşısındaki % 4’lük erimeyi de katınca %6 bulursunuz. Eh AKP’nin
12 yıllık ekonomik başarımı da (performansı da) yıllık ortalama büyüme rakamı olarak
%6-7 aralığında. “Net büyüme” oranını arıyorsanız geriye %1 ya kalır ya kalmaz..

Pekii, görünür iyileşme nerede?” diye sorulur ise; yaklaşık 60 milyar Dolara varan özelleştirme talanı girdilerinde. Dikkat buyurun “geliri” değil “girdisi” demekteyiz..
Artık onlarında bittiğini geçen yıl Maliye Bakanı Mr. Mehmet Simsek itiraf etti.

Ek olarak toplamda 221 milyar Dolar olarak alınan borcun 700 milyar Dolara erişmesinde,

12 yılda toplam 500 milyar, yılda ortalama 40 milyar Dolar borç yüklenmesinde..
Nerdeyse 2014 sonu TUG (toplam ulusal gelir – GSMH) rakamı 800 milyar Dolara erişiyor.
Yani geleceği tüketerek (haydi “çalarak” demeyelim..)

Bir de kaynağı belirsiz serseri sıcak para var. Bu sonkine resmi tablolarda
“net hata noksan kalemi” denilmekte kamufle etmek için.. Namuslu paranın kuması adeta.. Nazlı, kaprisli, şımarık, maliyeti yüksek (düşük kur – yüksek faiz baskısı) hatta tehditçi ve şantajcı..

“Giderim haaa, çıkarım haa..”

Son yıllarda yüz milyar Dolar / yıl dolayında dış ticaret açığı, 50 milyar Dolar’ın altına inmeyen cari açık, % 70 – 80 dışalım (ithal) girdiye mahkum ilkel dışsatım (ihracat)..
Bir de 23.5 milyar Dolarlık IMF borçlarının tasfiye edildiği cakası..

12. CB – Yarıbaşkan Bay RTE ailelerden 5 çocuk isterken, ekonomiden sorumlu Başbakan Yrd. Ali Babacan, işsizliği azaltamayacaklarını çünkü işgücüne katılımın yüksek olduğunu.. buyurdu önceki gün.. Yani, açıkçası hızlı nüfus artışı baskısından yakındı. Üretmeyen, dolayısıyla istihdam da yaratmayan dışa bağlı hastalıklı ekonominin özürünü biraz da
hızlı ve gereksiz nüfus artışına bağlayarak.. Her yıl 1 milyona yakın genç insanın işgücü havuzuna – işsizlik havuzuna dolduğundan, becerebilirse ancak bir bölümünün işgücü piyasasına katılabildiğinden yakındı..

Bu ne yaman çelişkidir?

**********

Çare ÜRETİM EKONOMİSİDİR… 

Devlet öncülüğünde ılımlı devletçilikle planlı, üretken ekonomidir..
Henüz başka reçete keşfedilmedi..
AKP – RTE’nin de başını ekonomik çıkmaz yiyecek..
Olan yine Türkiye’ye, özellikle de emekçilere olacak.
Türkiye artık küresel kapitalizmin post-modern neo-kolonisidir.
Bu lanetli zinciri tez elden kırmak hepimizin boynunun borcudur.
İlk hedef de 2015 Haziran’ında AKP’yi iktidardan indirmektir.

Sevgi ve saygı ile.
08.01.2015, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Ekonomide Dalgaları Aşarız!


Dostlar,

Ekonomide çanlar, hiç kuşkunuz olmasın bizim için çalıyor..
Epey de ötelendi aslında elde avuçta ne varsa satarak..
Öyle ki, Maliye Bakanı Mr. Mehmet Simsek; “SATACAK DEVLET MALI KALMADI” tarihsel itirafında bulundu geçtiğimiz günlerde.

Mr. Simsek, 24 milyon ehliyetin yenilenmesinin asıl gerekçesinin 2,4 milyar TL gelir beklentisi olduğunu da bir soru önergesini yanıtlarken yaptı..

Babacan’a gelince… ODTÜ’de Endüstri Mühendisliği okumuş ve bildiğimiz kadarıyla ekonomi ile ilgili bir derecesi yok.. Ama Dışişlerinden sonra ekonominin de patronu!?
Arşivimizi karıştırdığımızda Sn. Babacan’ın 2 söylemini paylaşmak uygun olacak :

Babacan_AB'ye_alinmayacagimizi_biliyoruz

11.6.2008’de Sn. Babacan’ın ABD Dışişleri Bakanı Rice’tan “ricası” yukarıdaki gibi..

“Rica” nı kendisi de içeriği de ciddi sorun… İlki ulusal onuru kırıyor..
İkincisi ise, “aman halk uyanmasın, onları AB’ye gireceğiz diye oyaladığımızı farketmesin, biz yalanımızı sürdürebilelim..” anlamına geliyor ki, dürüst  politikacılıkla ilgisi yok, ciddi etik – moral sıkıntısı olan bir söylem.. Babacan’ı sabıkalı kılıyor!

Babacan_10_yil_sonra_borcumuz_kalmayacak

İkincisi (yandaki) ise tam bir hesap – kitap adamının öngörüsü (!).. Babacan’a göre 2005’te yaptığı kestirimle, 10 yıl sonra Türkiye’nin borcu kalmayacaktır. 2005 sonunda toplam borç 445 Milyar $ olup, AKP’nin iktidar oluşundan (14.11. 2002) 3 yıl sonra 2 katını aşmıştır.. 221 Milyar $’dan 445 milyar $’a! 2005’ten günümüze geçen 8 yılda ise 445 milyar $’lık toplam borç 700 milyar $’ı aşmıştıır. Bu gidişle 2 yıl sonra, Babacan’ın kestirimiyle Türkiye’nin borcu kalmayacaktır. Türkiye’yi bu kadrolar yönetmekte ve halen yaşanan ağır ekonomik bunalım hafife alınmakta. Güvenmek olası mı? Babacan sabıkalıdır!

 

Yetkin ekonomist Mustafa Pamukoğlu‘nun yazısını irkilerek okuyoruz..
AKP İktidarını, tez elden bir Ulusal İktisat Kongresi toplayarak
acil önlemler belirlemeye ve uygulamaya çağırıyoruz..

Tabii kendilerini çok tehlikeli kumar oynamaktan geri çekebilir ve savaş çığırtkanlığını bırakabilirlrse.. Savaş ekonomisinin reçete olamayacağını kavrayabilirlerse!

Sevgi ve saygı ile.
Datça, 5.9.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

======================================

Ekonomide Dalgaları Aşarız!

Mustafa_PamukogluMustafa Pamukoğlu 
pamukm@superonline.com

Bu söz, piyasadaki dalgalanmalara uzun süre sessiz kalan Ali Babacan’a ait.

Döviz kurunun ekonomi için önemli bir gösterge olmadığını, kur yükseldi diye her şeyin kötüye gittiğini, kur düşerse iyiye gideceğini öngörmenin doğru olmayacağını söylüyor ekonominin patronu.

Ayrıca ekonomimizin sağlam olduğunu ve ehil ellerle yönetildiğini ve
son 3 aydır dünyada yaşanan gelişmeler nedeniyle her şeyin yeniden fiyatlandırıldığını ve bu nedenle dalgalanmaların olmasının doğal olduğunu belirtiyor.

Merkez Bankası Başkanı da hem ekonomiyi hem de bankayı tehlikeye atarak,
faiz silahını kullanmayarak dövize müdahale ile doların belini kıracağını iddia ediyor.

Bilim, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Nihat Ergün “Panik yapmaya gerek yok,
elimiz kolumuz bağlı değil; yurtdışına bir miktar para çıkabilir, bu da dövizin yükselmesine sebep olabilir ama bunu kontrol altına almayı biliriz.” diyerek kötümser olmamayı tavsiye ediyor.

Ekonomiyi yönetenler elbette ateşe körükle gitmeyecekler, sakin olmayı piyasaların istikrarı için söyleyecekler. Ancak bunu söylerken gerçekçi olmayı da bilmeleri gerekiyor.

Sebepleri de şöyle:

Merkez Bankası doların belini kıramaz

Genel kanı bu…

1- Satılabilir döviz rezervinin 40 milyar $ olması, dövize müdahale silahı olarak yeterli olmaz.

2- Brezilya modelinin (Brezilya geçen hafta döviz piyasasındaki volatiliteyi azaltmak için 60 milyar dolarlık dövize müdahale programını uygulamaya başladı) uygulanması ve agresif satıcı olarak dolara müdahale edilmesinin doları düşürmesi mümkün görünmüyor. Çünkü swap ve opsiyon işlemleri geçici çözümlerdir.

İş dünyası ihtiyatlı

İş dünyası kötümser bir hava yaratmadan ihtiyatlı davranıyor. Ortak görüşler şöyle:

* Kurdaki şiddet endişe verici.
Kur 1.92-1.95 olmalı. (İSO Başkanı)

* Kurun artışından ziyade enerji maliyetlerindeki artışlar bizi endişelendiriyor.
(Başaran Ulusoy)

* Mali disiplin sürmesi kaydıyla dövizdeki artış bizi endişelendirmiyor. (Zafer Kurtul)

* Yüksek kur istemiyoruz. Kurda denge istiyoruz. (TİM Başkanı)

* Dolar olması gereken seviyeye geldi. (NG Otel Grubu)

* Dolar yerinde kalsın. 1.90’a düşmesin. (Zorlu)

* Kurun 2.00-2.50 olması önemli değil. Belli seviyede olması önemli. (Hamdi Akın)

Ülke borcu tehlikeli sınırda

Ülkenin dış borcunun ulusal gelire oranı %50’yi geçmiş durumda.
Buna karşı kamu borcunun milli gelire oranına bak, diyerek savunma yapılıyor.

İç borç 396 milyar lira, dış borç 636 milyar liraya ulaştı.

Cari açık sürdürülemez hale geldi

Cari açığın milli gelire oranı %6-7. Artık sürdürülmesi zor.

Temmuz 2013 döneminde dış ticaret açığı 9.8 milyar, birikimli (kümülatif) 7 aylık açık 60.4 milyar $ oldu.

Geçen yıl bu rakamlar sırasıyla 8 milyar $ ve 51.1 milyar dolardı.
Dış ticaret açığında %18.3 artış var.

İhracatın ithalatı karşılama oranı %57.2 oldu. İthalat aldı başını gidiyor.

Büyüme oranı %3-4.Dış ticaret açığında artış %18. Aradaki fark neyle kapanacak?

Petrol fiyatları ve arzda çanlar bizim için çalıyor

Brent petrolün fiyatı 117 dolara çıktı. Bizde benzin 26.02.2013’te 4.92 lira iken 30.08.2013’te 5.16 lira oldu.

Olası bir Suriye müdahalesinde petrol arzında ciddi düşüş bekleniyor.
İran ve Suudi Arabistan karşı karşıya gelecek.
Libya’da kapatılan boru hatları ve grevler nedeniyle günlük üretim
1.4 milyon varilden 200 bin varile düşmüş durumda

Petrol fiyatları artarken liranın değeri düşüyor. Bu da çifte baskı yaratıyor.

Bütün bunlara karşın kaygılı olmamak mümkün mü?

Hele Başbakan ve Dışişleri Bakanı’nın savaş amigoluğu yapması bizi daha da endişelendiriyor…