126 eski devlet görevlisinden ‘Kanal İstanbul’ manifestosu

126 eski devlet görevlisinden ‘Kanal İstanbul’ manifestosu

MONTRÖ DUYURUSU

Milli Gazete, 31 Ocak 2020
https://www.milligazete.com.tr/haber/3624189/126-eski-devlet-gorevlisinden-kanal-istanbul-manifestosu

Kanal İstanbul‘ projesinin Türkiye Cumhuriyeti devletinin çıkarlarını zedeleyeceğini bildiren 126 eski devlet görevlisi, ortak açıklama yaptı.

‘Kanal İstanbul’ projesinden vazgeçilmesi için aralarında emekli büyükelçi, eski MİT mensubu, eski Dışişleri Bakanlığı müsteşarlarının da bulunduğu eski devlet görevlileri, Montrö Sözleşmesi’ne ilişkin olarak ortak bir açıklama yaptı.

Möntrö Duyurusu‘ başlıklı yazılı açıklamada bulunan 126 eski devlet görevlisi “Lozan Antlaşması’ndan sonra en büyük diplomasi başarısı olan Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması Türkiye’nin İstanbul-Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi üzerindeki mutlak egemenliğinin kaybedilmesine yol açar” diye ifade etti.

Türkiye’nin Boğazlar üzerindeki egemenliğinin ‘Kanal İstanbul’ projesiyle zarar göreceğini vurgulayan eski devlet görevlileri, şu açıklamayı yaptı:

“Kanal İstanbul, Montrö Sözleşmesi’ni tartışmaya açacaktır. Atatürk Türkiye’sinin, Lozan Antlaşması’ndan sonra en büyük diplomasi başarısı olan Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması ise Türkiye’nin İstanbul-Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi üzerindeki mutlak egemenliğinin kaybedilmesine yol açar.

Montrö, Türkiye Cumhuriyeti’nin, ülkenin askerden arındırılmış, uluslararası yönetime ve denetime bırakılmış son parçası üzerinde mutlak egemenliğini tescil eden belgedir.

Montrö, Boğazlar üzerinde yüzyıllar süren ve Osmanlı Devleti’nin ortadan kalkmasına varan tarihi sürecin tekrarlanmasını önleyecek dayanağımız, kozumuzdur.

Montrö, Türkiye’nin herhangi bir savaşta, savaşan taraflardan birinin yanında istemeden savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir.

Montrö, Rusya’nın da güvenliğinin temel bir belgesidir. Rusya, 1936’nın koşullarında, zamanın Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa ve Dünya siyasetindeki konumu, ağırlığı ve güvenilirliği nedeniyle güvenliğini Türkiye’nin ihtiyarına ve kararına bırakabilmiştir. Ancak, Sözleşme’nin imzasını takiben, Boğazlarda daha fazla söz sahibi olabilmek için Türkiye’yi ikili bir yardımlaşma anlaşması yapmaya zorlamak istemiştir. Atatürk, İnönü ve T. Rüştü Aras, Montrö varken başka anlaşmaya gerek olmadığı ve Montrö’yü tartışmaya açmanın, Türkiye’ye kazandıklarını kaybettireceği düşüncesi ile bunu kabul etmemişlerdir. Rusya Boğazlar üzerindeki iddia ve beklentilerinden bugün de vazgeçmemiştir.

Montrö Sözleşmesi’ne taraf olmayan ve Sözleşme’yi Karadeniz’e dilediği gibi çıkmasının önünde engel olarak gören müttefikimiz ABD, yıllardır Montrö’yü ortadan kaldırmaya veya kendisinin de taraf olacağı yeni bir sözleşme yapılmasını sağlamaya çalışmaktadır. Kanal İstanbul ve ÇED Raporu’nda sözü edilen Çanakkale Kanalı, ABD’nin Montrö’yü tartışmaya açmak amacına hizmet edecektir.

  • Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması, Türkiye’ye bütün bu kazanımlarını kaybettirebilecek yaşamsal bir egemenlik ve güvenlik, kısacası gerçek bir beka sorununa yol açacaktır. Türkiye Cumhuriyeti üzerinde çeşitli emelleri olan devletlerin çıkarına hizmet edecek olan Kanal İstanbul’dan vazgeçilmelidir.

Kamuoyuna saygıyla duyururuz.”
======================================
*Be Süha Umar, Başkonsolos Engin Ansay, Be Yalım Eralp, Be Ergün Pelit, Be Ömer Ersun, Be Önder Özar, Be Oya Tuzcuoğlu, Be Selçuk İncesu, Be Yusuf Buluç, Be Umur Apaydın, Be Tuluy Tanç, Be Çınar Aldemir, Be Halil Akıncı, Be Aydan Karahan, Be Ali Yakıtal, Be Varol Özkoçak, Be Duray Polat, Be Sina Baydur, Be Erhan Öğüt, Be Pulat Tacar, Be Ümit Pamir, Be Murat Bilhan, Be Barlas Özener, Be Mengü Büyükdavras, Be Ahmet Banguoğlu, Be Murat Sungar, Be Dicle Kopuz, Be Sevinç Dalyanoğlu, Be Ömür Orhun, Be Osman Korutürk, Be Sencar Özsoy, Be Oktay Aksoy, Be Engin Türker, Be Mustafa Akşin, Be Mehmet Görkay, Başkonsolos Betin Yiğit, Be Senbir Tümay, Be Nuri Yıldırım, Be Feryal Çotur, Be Numan Hazar, Be Rıza Türmen, Be Ali Hikmet Alp, Be Sumru Noyan, Be Süha Noyan, Be Mümin Alanat, Be Turan Moralı, Be Ali Nazım Belger, Be Celalettin Kart, Be Ali Arsın, Be Selahattin Alpar, Be Ateş Balkan, Be Faruk Loğoğlu, Be Oğuz Özge, Be Teoman Sürenkök, Be Sönmez Köksal, Be A. Ferit Ülker, Be Nazmi Akıman, Be Kurtuluş Taşkent, Be Ertuğrul Kumcuoğlu, Be Namık Tan, Be Tahsin Burcuoğlu, Be Uğur Arıner, Be İzzet Zincir, Be Nurettin Karaköylü, Be Orhan Aka, Be Volkan Vural, Başkonsolos Beyza Üntuna, Be Tugay Uluçevik, Be Fatih Ceylan, Başkonsolos Erol Etçioğlu, Be Akın Alptuna, Be Altan Güven, Be Filiz Dinçmen, Be Üstün Dinçmen, Be Selim Karaosmanoğlu, Be Uluç Özülker, Be Ömer Altuğ, Be Mehmet Ali İrtemçelik, Be Ahmet Arda, Başkonsolos Alev Selamoğlu, Be Kaya Türkmen, Be Doğan Akdur, Be Kadir Hidayet Eriş, Be Osman Ulukan, Be Koray Taygay, Be Taner Baytok, Be Güner Öztek, Be Şule Soysal, Be Veka İnal, Be Naci Sarıbaş, Be Temel İskit, Be Bilge Cankorel, Be Adnan Başağa, Be Gün Gür, Be Onur Öymen, Be Ferhat Ataman, Be Şükrü Elekdağ, Be Ercüment Ahmet Enç, Be Naci Akıncı, Be Kemal Gür, Be Ünal Maraşlı, Başkonsolos Ayşe Esen Öğüt, Başkonsolos Gönül Dalyanoğlu, Be Vefahan Ocak, Be Ünal Ünsal, Be Bahattin Gürsöz, Direktör (Bm) Üner Kırdar, Be Tomur Bayer, Be Erdoğan Aytun, Be Erdinç Erdün, Be Nazım Dumlu, Be Uğur Ergun, Be Haluk Ilıcak, Be A. Hakan Okçal, Be Erdoğan İşcan, Be Erhan Yiğitbaşıoğlu, Be Önder Alaybeyi, Be İlhan Yiğitbaşıoğlu, Be Kenan Tepedelen, Be Mithat Rende, Be Burhan Ant, Be Erkan Gezer, Be Hüseyin Pazarcı, Be Şakir Fakılı, Be Hüseyin Çelem, Be Özdem Sanberk.
Be : Büyükelçi

MİLLİ MERKEZ’den KAMUOYUNA DUYURU

MİLLİ MERKEZ’den
KAMUOYUNA DUYURU

Kanal İstanbul, Montrö Sözleşmesi’ni tartışmaya açacaktır.

Atatürk Türkiye’sinin, Lozan Antlaşması’ndan sonra en büyük diplomasi başarısı olan
Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması ise Türkiye’nin İstanbul-Çanakkale
Boğazları ile Marmara Denizi üzerindeki mutlak egemenliğinin yitirilmesine
yol açar.

Montrö, Türkiye Cumhuriyeti’nin, ülkenin askerden arındırılmış, uluslararası yönetime
ve denetime bırakılmış son parçası üzerinde mutlak egemenliğini tescil eden belgedir.
Montrö, Boğazlar üzerinde yüzyıllar süren ve Osmanlı Devleti’nin ortadan kalkmasına
varan tarihsel sürecin yinelenmesini önleyecek dayanağımız, kozumuzdur.
Montrö, Türkiye’nin herhangi bir savaşta, savaşan taraflardan birinin yanında
istemeden savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir.
Montrö, Rusya’nın da güvenliğinin temel bir belgesidir. Rusya, 1936’nın koşullarında,
zamanın Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa ve Dünya siyasetindeki konumu, ağırlığı ve
güvenilirliği nedeniyle güvenliğini Türkiye’nin ihtiyarına ve kararına bırakabilmiştir.
Ancak, Sözleşme’nin imzasını izleyerek, Boğazlarda daha çok söz sahibi olabilmek için
Türkiye’yi ikili bir yardımlaşma anlaşması yapmaya zorlamak istemiştir. Atatürk, İnönü
ve T. Rüştü Aras, Montrö varken başka anlaşmaya gerek olmadığı ve Montrö’yü
tartışmaya açmanın, Türkiye’ye kazandıklarını kaybettireceği düşüncesi ile bunu kabul
etmemişlerdir. Rusya Boğazlar üzerindeki iddia ve beklentilerinden bugün de
vazgeçmemiştir.

Montrö Sözleşmesi’ne taraf olmayan ve Sözleşme’yi Karadeniz’e dilediği gibi
çıkmasının önünde engel olarak gören müttefikimiz ABD, yıllardır Montrö’yü ortadan
kaldırmaya veya kendisinin de taraf olacağı yeni bir sözleşme yapılmasını sağlamaya
çalışmaktadır.

Kanal İstanbul ve ÇED Raporu’nda söz edilen Çanakkale Kanalı,
ABD’nin Montrö’yü tartışmaya açmak amacına hizmet edecektir.

Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması, Türkiye’ye bütün bu kazanımlarını
kaybettirebilecek yaşamsal bir egemenlik ve güvenlik, kısacası gerçek bir beka
sorunudur.

  • Türkiye Cumhuriyeti üzerinde çeşitli emelleri olan devletlerin
    çıkarına hizmet edecek olan Kanal İstanbul’dan vazgeçilmelidir.

Kamuoyuna saygıyla duyururuz. (25.01.2020)

Montrö’nün bilinmeyen hikâyesi ve değeri

Montrö’nün bilinmeyen hikâyesi ve değeri

Image result for Süha Umar Büyükelçi

Süha Umar
Büyükelçi (E)
Cumhuriyet 17.01.2020

Montrö Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması, Türkiye’nin İstanbul-Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi üzerindeki mutlak egemenliğinin tartışmaya açılmasına ve kısmen de olsa kaybedilmesine yol açabilecek bir adımdır.

  • Kanal İstanbul’un Montrö Sözleşmesi’ni tartışmaya açması ise kaçınılmazdır. 

Şu Kanal İstanbul nelere kadir! Türkiye Cumhuriyeti’nin en gizemli sayfalarından birini tarihin karanlıklarından alıp getirdi ve gündemin başköşesine oturttu. Gün geçmiyor ki yazılı ve görsel basında her meslekten, her kesimden bir “Montrö uzmanı!” konuşmasın. Eh bu kadar bilen olunca, “bir bilene soralım” demek kimin aklına gelecek? Kimsenin tekerine çomak sokmak istemem ama “bu kargaşada ben de bir çift laf edeyim” dedim. Neden mi? Montrö’nün tüm tarihçesini, üstelik bire bir Dışişleri Bakanlığı’nın telgraflarına dayanarak araştırıp, yazmış bir kişi olarak, bunun belki bir işe yarayacağını düşündüğüm için.*

Montrö herhangi bir uluslararası sözleşme değildir.

  • Montrö, Türkiye Cumhuriyeti’nin, ülkesinin askerden arındırılmış, uluslararası yönetime ve denetime bırakılmış son parçası üzerindeki mutlak egemenliğini tescil eden belgedir.

Tartışmaya açılırsa, Türkiye’nin “Türk Boğazları” olarak bilinen, İstanbul-Çanakkale Boğazları ve Marmara Denizi üzerindeki egemenliği tartışmaya açılacaktır.

En önemli dayanak

  • Montrö, Boğazlar üzerinde yüzyıllar süren ve sonuçta Osmanlı Devleti’nin ortadan kalkmasına varan tarihi bir sürecin tekrarlanmaması için en önemli dayanağımız, kozumuzdur.

Tartışmaya açılırsa, geçmişin İngiltere-Rusya çekişmesi, bu kez ABD-Rusya Federasyonu arasında yaşanacaktır. Bugünün dünyasında, bugünün Türkiye’si, bu çekişmeden Montrö ayarında bir güvence belgesi ve konumu ile çıkamaz.

  • Montrö, Türkiye’nin herhangi bir savaşta, istemeden, savaşan taraflardan birinin yanında savaşa girmesini önleyen bir sözleşmedir.

Nitekim II. Dünya Savaşı’nda bu niteliğini ve yararını kanıtlamıştır. Montrö tartışmaya açılırsa Türkiye, altından kalkamayacağı yükümlülükler üstlenmek ve günü geldiğinde istemediği bir savaşa girmek tehlikesi ile karşı karşıya kalacaktır.

Saflıktan öte olur

Montrö, Rusya’nın da güvenliğinin temel bir belgesidir.

Rusya, 1936’nın koşullarında ve o zamanın Türkiye Cumhuriyeti’nin Avrupa ve dünya siyasetindeki konumu, ağırlığı ve güvenilirliği nedeniyle, güvenliğini Türkiye’nin ihtiyarına ve kararına bırakabilmiştir.

  • Montrö tartışmaya açıldığı takdirde, bugünün dünyasında Rusya Federasyonu’nun bunu kabul edeceğini düşünmek ürkütücü bir aymazlıktır.

Bugün dünyanın en saldırgan ve “Önce ABD” diyen ülkesi, yıllardır Montrö’yü ortadan kaldırmak, en azından kendisinin de taraf olacağı yeni bir sözleşme yapılmasını sağlamak için akla gelmeyecek yollara başvurmakta, bahaneler yaratmaya, maraza çıkarmaya çalışmaktadır.

  • Montrö tartışmaya açılacak olursa, Türkiye’nin ABD’nin önünde durabileceğini düşünmek ancak masal dünyasında yaşayanlara özgü bir saflıktır.

1936’da, Montrö’ye gitmeden, sözleşme taslağı üzerinde görüşbirliğine vardığımız Rusya, konferans görüşmeleri sırasında bu tutumunu değiştirmiş ve Karadeniz’e kıyısı bulunmayan devletlerin savaş gemilerinin Boğazlardan geçmesini engellemeye; Sözleşme’ye, Boğazları Türkiye ile Rusya’nın birlikte savunmalarını sağlayacak hükümler konmasına çalışmıştır. O zaman, “önce Türkiye’nin güvenliği” diyen ve bunu sağlayacak yeni bir sözleşme taslağı sunarak, Rusya’nın önüne dikilen İngiltere’nin bugün yerini alan ABD’nin, İngiltere gibi davranacağını beklemek gerçekçi değildir.

Atatürk tartıştırmadı!

Montrö Sözleşmesi’nin imzasını takiben Rusya, Sözleşme ile alamadıklarını alabilmek, Boğazlarda diğer devletlerden daha fazla söz sahibi olabilmek için Türkiye’yi ikili bir yardımlaşma anlaşması yapmaya zorlamak istemiştir. Atatürk, İnönü ve T. Rüştü Aras** buna yanaşmamışlardır. Gerekçe olarak, Montrö varken başka anlaşmaya gerek olmadığını göstermişler ama daha da önemlisi, böyle bir ikili anlaşmanın Montrö’yü tartışmaya açacağını ve Türkiye’ye kazandıklarını kaybettireceğini değerlendirmişlerdir.

Montrö ile Boğazların ve Marmara Denizi’nin egemenliğinin mutlak biçimde Türkiye’ye bırakılmış olması, Boğazlar üzerinde asırlara dayanan iddia ve beklentilerinden bugün de vazgeçmemiş olan Rusya için de, Montrö’yü Karadeniz’e dilediği gibi çıkmasının önünde engel olarak gören ABD için de büyük rahatsızlık konusudur. Montrö tartışmaya açılacak olursa bu iki ülke önce bu rahatsızlıklarından kurtulmak isteyeceklerdir.

Yaşamsal sorun olur

İşte bu nedenlerledir ki;

  • Montreux Sözleşmesi’nin tartışmaya açılması,
    Türkiye için yaşamsal bir egemenlik ve güvenlik sorunudur.

Buna kendi elimizle yol açılması ise ulusça akıl tutulmasına uğradığımıza işaret eder.

  • Montrö’nün tartışmaya açılması, Türkiye’nin İstanbul – Çanakkale Boğazları ile Marmara Denizi üzerindeki mutlak egemenliğinin tartışmaya açılmasına ve kısmen de olsa kaybedilmesine yol açabilecek bir adımdır.
  • Kanal İstanbul’un Montrö Sözleşmesi’ni tartışmaya açması ise kaçınılmazdır. 

Bütün bunları bilmeyenlerin, öğrenmeyi de reddedenlerin, “Montrö de neymiş ya. Biz onu da düşündük. Önce bir bakmak lazım. Türkiye Montrö ile ne kazanmış ne kaybetmiş” demelerine ise şaşırmamak gerek.

*Montrö ve Savaş Öncesi Yıllar. Dışişleri Bakanlığı Siyaset Planlama Dairesi yayını. 1973. Kitabın Montrö bölümü tarafımdan yazılmıştır.

**Atatürk Cumhurbaşkanı, İnönü Başvekil, Aras Dışişleri Bakanı ve Montrö Türk Heyeti Başkanı’dır.

KANAL

KANAL

Prof. Dr. D. Ali ERCAN

Değerli arkadaşlar,

Karadeniz ve Marmarayı birleştiren Kanal Projesi gerçekleştirilirse, neler olur; kısaca gözden geçirelim :

Rivayete göre, bu proje en önce Osmanlı döneminde dile getirilmiş…ancak bu iddianın mantıklı bir açıklamasını 😉 bulmak olanaklı değil; proje belki de “made in usa” dır; bunu gizlemek için bu “Osmanlı öyküsü” eklenmiş de olabilir. önemli değil, gelelim günümüze;

Görüntüdeki amacı ne olursa olsun, bu proje, her şeyden önce Savaş gemilerinin geçişine kısıtlar getiren Montrö Sözleşmesi‘ni tartışılır duruma getirmiştir.

Karadeniz’i bir iç deniz kabul etmeyen, uluslararası su statüsünde gören ABD, kendi donanmasına rahatlıkla geçiş yolu sağlayan bu Kanal projesinin mimarı olmasa (?) bile, gerçekleşmesini can-ı gönülden destekleyecektir.

Projenin Siyasal, Askeri, Sosyal, Çevresel, Ekonomik ve Finansal sakıncaları yansız uzmanlarca günlerdir konuşuluyor, tartışılıyor; ben yinelemeyeyim; kabaca 10 yıl sürecek ve 20 milyar Dolara mal olacak bu proje gerçekleşirse ortaya çıkacak son resme bakalım…

İstanbul Boğazı ve Kanal arasında 1000 km2’lik bir ADA oluşacaktır. 200 km2 Orman alanı, 2 havaalanı, 44 km’lik Kanal üzerinde en azından 5 büyük köprü, limanları ile uluslararası ticari ulaşım ağının ortasında* “hub” konumunda ve üzerinde 8 milyon insanın insanın yaşadığı bir Mega Kent!

Değerli arkadaşlar,

Bu ADA Küresel Finans-Kapital sistemi tarafından öyle “sıradan bir ada” olarak kendi haline bırakılmaz; er ya da geç Singapore veya Hong-Kong benzeri özerk bir Devletçik oluşturulur. (hem de referandum falan yaparak) vs. vs… arkasından Trakya’nın geri kalanı

yani,

  • yalnızca Montrö değil, Türkiye’nin toprak bütünlüğünü güvenceleyen Lozan bile tehlikeye girmiş olur.

Gözü para ve iktidar hırsı ile kör olanlara, nasıl anlatılabilir ki?

derin kaygılarımla. æ
_____________
* İstanbul Çin’e 7 bin, Kore’ye 8 bin, Japonya’ya 9 bin km. uzaktadır; ancak Kuzey Afrika, Ortadoğu, Kafkasya, Rusya, Ukrayna, AB Ülkelerinin hemen tümü İstanbul merkezli, 2500 km. çapında bir dairenin içinde kalır.

Fotoğraf açıklaması yok.

GÜNÜMÜZDEKİ SORUNLAR

GÜNÜMÜZDEKİ SORUNLAR

Prof. Dr. Rona Aybay 
Cumhuriyet
, 03.01.2010

Ulusal çıkarlarımız, Türkiye’ye çok önemli kazanımlar getirmiş Montrö Sözleşmesi’ni tartışmaya açabilecek davranışlarda bulunmayı değil, Montrö’yü tartışma dışında tutmaya özen göstermeyi gerektirir.

Bir önceki yazımızda (AS: 02.01.2020, Cumhuriyet, bu yazıyı da sitemizde yayınlamıştık), Türk Boğazlarıyla ilgili kimi özet tarih bilgileri vermiştik. Bugün konunun Montrö Sözleşmesi’yle ilgili ve güncel yönlerini inceliyoruz.

1936 Montrö Sözleşmesi ne getirmiştir? 

Kurtuluş Savaşı’ndan yani çıkmış TBMM Hükümeti’nin, Lozan Konferansı’nda kabul etmek zorunda kaldığı “kısıtlayıcı” düzenlemeler, Türk hükümetlerinin ustaca diplomatik taktiklerinin sonucunda 1936 Montrö Boğazlar Sözleşmesi’yle kaldırılmıştır. Diplomatik alanda bu olanağın ortaya çıkmasında, Avrupa’da faşist yönetim altındaki Almanya ve İtalya’nın ve Uzakdoğu’da Japonya’nın dünya için tehlike yaratacak ölçüde silahlanmasının yarattığı kaygıların da rolü vardır.

Lozan Boğazlar Sözleşmesi’ne oranla, Türkiye’nin kazanımları övünç vericidir ve Sözleşmeyi Türkiye için yaşamsal duruma getirmiştir. Bunlar şöyle özetlenebilir:

Türk Boğazları üzerinde, Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği kesin olarak kabul edilmiştir. Ticaret gemilerine geçiş serbestliği tanınması konusunda Türkiye’nin kabul ettiği yükümlülük, Boğazlar üzerinde egemenlik yetkisini ortadan kaldırmaz. Türkiye’nin uluslararası yükümlülüğü, bizim Boğazlar Tüzüğü’nde “uğraksız geçiş” olarak adlandırılmış sui generis ( AS: kendine özgü) bir geçiş özgürlüğünü tanımaktan ibarettir.

– Uluslararası denetim organı olarak Lozan Konferansı’nda kurulmuş olan Boğazlar Komisyonu kaldırılmış, konuyla ilgili yetkiler Türk Hükümetine geçmiştir. Bu da, Boğazlar üzerindeki Türkiye Cumhuriyeti egemenliğinin bir göstergesidir.

– Boğazlar Bölgesi’ne Türk askerinin girmesini önleyen düzenlemeye son verilmiş olması da, bu bölgenin Türkiye Cumhuriyeti ülkesinin herhangi bir parçasından farklı olmadığını doğrulamaktadır.

– Savaş gemilerinin geçişleri için, Savaş zamanı-Barış – zamanı, Türkiye’nin savaşan devlet olup – olmaması, Türkiye’nin kendini yakın bir savaş tehdidi altında hissetmesi gibi durumlar için ayrıntılı kısıtlayıcı hükümler getirilmiştir. Bu düzenlemelerde, özellikle Karadeniz’e kıyısı olmayan devletler için engelleyici düzenlemeler vardır. Örneğin belli bir sayı ve toplam tonaj üzerinde gemilerin geçememesi, bu kurallara uygun olarak geçmiş olsalar bile Karadeniz’de 21 günden çok kalamaması gibi.

– Türkiye, dünyada bütün bu kısıtlayıcı kurallarla bağlı olmayarak, Boğazlarımızdan dilediğince askeri gemi geçirebilen tek devlettir. Bu da Montrö Sözleşmesi’yle Türkiye’nin egemenliğinin tanınmış olduğunun açık bir göstergesi olmaktadır.

– Türkiye’ye, Boğazlardan geçen gemilerden sağlık, fener, tahlisiye hizmetleri için belli bir ücret alma hakkı da tanınmıştır.

Sonuç

Montrö Sözleşmesi, ticaret gemileri için barış zamanında tam geçiş serbestliği ilkesini koymuştur. Dolayısıyla, Sözleşme yürürlükte olduğu sürece, gemileri başka bir kanalı kullanmaya zorlamak, uluslararası hukuka aykırı olur. 2. Dünya Savaşı sonrasının karışık ortamında, galip devletlerce dile getirilmiş bir iki değiştirme girişimi olmuşsa da, bunlar kısa sürede unutulmuş ve Montrö Sözleşmesi yürürlüğünü sürdürmüştür. 20 yıllık bir süre için yapılmış Sözleme 1956 yılında sona ermiş olabilirdi ama bunun için taraf devletlerden böyle bir bildirim gelmesi gerekiyordu. Ama, 60 yılı aşkın bir süre geçmiş olmasına karşın hiçbir devlet böyle bir istekte bulunmuş değildir. Bu durum, Sözleşmenin en yakından ilgili devletlerce uygun bulunduğunun bir göstergesidir. ABD Sözleşmeye taraf olmadığı için böyle bir bildirimde bulunamaz; ancak örneğin Romanya gibi bir devletin girişimde bulunmasını sağlayabilir. Gerçi, bu bildirimle Sözleşmenin hemen yürürlükten kalkması söz konusu olmayacak, iki yıl beklemek gerekecek; durumu görüşüp yeni bir karar oluşturulması için de taraf devletlerin katılacağı bir konferans düzenlenecektir. Sözleşmenin değiştirilmesi için de, yine bir konferansın toplanması gerekecek, bu toplantıda kararların oylanmasında da Karadeniz’e kıyısı olan devletlerin ağırlığı olacaktır.

Montrö Sözleşmesi yürürlükte iken, özellikle Çanakkale Boğazı’nı geçip İstanbul’a gelerek Kanaldan geçecek savaş gemilerinin durumu çok özenli yorumlar yapmayı gerektiren bir durumdur. Sözleşmenin imzalandığı tarihte böyle bir kanalın varlığı söz konusu olmadığı için doğal olarak konuyla ilgili bir hüküm konulmuş değildir. Uluslararası Antlaşmalar Konusunda Viyana Sözleşmesi’ne göre, antlaşmaların “konusunun ve amacının ışığında, iyi niyetle yorumlanması” gerekmektedir.

  • Karadeniz’de yabancı askeri gemilerin varlığını sınırlamak, Montrö’nün temel amaçları arasındadır.

Bu nedenle, Boğaz’a koşut bir kanal açarak buradan Montrö’ye göre geçmemesi gereken savaş gemilerinin geçişine izin vermenin, uluslararası ilişkiler açısından sorun yaratacak ve hukuk açısından savunulması güç durumlara yol açabileceği dikkate alınmalıdır.

Sonuç olarak; bugünkü uluslararası ortamda, “Kanal İstanbul” gibi bir projeyle ortaya çıkmak ve bunu “Montrö’ye bir seçenek” gibi sunmak, kanımca, çok sakıncalıdır. Ulusal çıkarlarımız, Türkiye’ye çok önemli kazanımlar getirmiş Montrö Sözleşmesi’ni tartışmaya açabilecek davranışlarda bulunmayı değil; Montrö’yü tartışma dışında tutmaya özen göstermeyi gerektirir.
=====================================================
AS: Yazının ilk bölümü için tıklayın : http://ahmetsaltik.net/2020/01/03/kanal-istanbul-ve-montro-bogazlar-sozlesmesi-i-tarihsel-durum/