Etiket arşivi: 28 Şubat Kumpas Davası

Tuna Avar’dan Anayasa Mahkemesi’ne mektup..

Dostlar,

28 Şubat davası nedeniyle hala değişik cezaevlerinde tutulan ileri yaşlardaki generaller hakkında bir mektup, geçtiğimiz günlerde, 6 Şubat 2023 günü AYM’ye (Anayasa Mahkemesi’ne) gönderildi.

Ne yazık ki o gün Maraş merkezli büyük depremler oluştu ve ülkemizi perişan etti.

İzleyen günlerde de Türkiye gündemi cadı kazanı gibi…
Arada kaynadı ve hak ettiği ilgiyi görmedi. Dileriz AYM gündeminde yerini bulsun.

Mektubun yazan, Sincan cezaevinde yitirdiğimiz Em. Korg. Vural Avar’ın eşi Em. Hv. Albay Tuna Avar ve de Hava Harp Okulundan sınıf arkadaşı.

Bayan AVAR bu davanın, FETÖ terör örgütü üyelerince düzenlenen bir kumpas dava olduğunu vurguluyor özellikle.

AYM Başkanı Prof. Dr. Zühtü Arslan’dan ricası, davanın bir an önce gündeme alınması ve adaletin – hukukun içine düşürüldüğü “garabetten kurtarılması”.

AYM kararının ayrıca kamuoyunda kamuoyunda yanlış oluşturulan 28 Şubat kumpas davası algısını düzelteceği umudu da yer almakta dilekçede.

Em. Alb. Tuna Avar kısa mektubunu, Başkan Arslan’ın adaletin ve hukukun üstünlüğü konusunda önceki dönemlerde gösterdiği çabayı yeni döneminde de sürdüreceği beklentisi ile sonlandırıyor.
***
Mektup şöyle…

Bu tarihsel mektubu, ricamızla bizimle paylaşan, merhum Korg. Vural Avar’ın kardeşi Sn. Mehmet Avar’a teşekkür ederiz.

İddianamesini FETÖ’den tutuklu eski Ankara Cumhuriyet Savcısı Mustafa Bilgilinin yazdığı 28 Şubat davasında, Em. Korg. Vural Avar’ın cezaevinde ölümü sonrası, yaş ortalaması 80 olan tutuklu komutanların sağlık sorunları ciddiyetini koruyor.

Cezası kesinleşen komutanlar “adil yargılanma”, “silahların eşitliği”, “eşitlik”, “suçta ve cezada yasallık” ve öbür nedenlerle 23.07.2022’de AYM’ye bireysel başvuru yaptı. Başvuru 20. ayında ve hala “sırasını” beklemekte !!??

“Baştan aşağı siyasal intikam davası olan, bir dönem, geniş halk kitleleri, bürokrasi ve siyasetin, irtica ile yaptıkları mücadelenin faturasını hasım olarak gördükleri komutanlara kesmeye çalışan FETÖ ve destekçisi siyasal odakların, AYM’den hak ihlali kararının çıkmasını istememesi. AYM’nin de bu doğrultuda kararını geciktirmesi” sorunu olduğunu belirten davanın avukatlarından Sn. Aykanat Kaçmaz, geciktirmenin en ağır sonuçlarından birinin de Vural Avar’ın ölümü olduğuna dikkat çekiyor.

Halen 7 general, bu tuzak (kumpas, tertip) dava nedeniyle hapiste tutuluyor.
Kör bir intikam güdüsüyle başlatılan ve inatla sürdürülen gözü kara infaz, 21. yy’ın şafağında, Anayasasında “hukuk devleti” olduğu yazılan Türkiye’ye asla yakışmıyor.

AKP’li CB Erdoğan, Anayasa m. 104/16’da tanımlı yetkisini kullanmıyor, görevini yapmıyor!!??

Anayasa m 104/16 :

  • Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama sebebiyle kişilerin cezalarını hafifletir veya kaldırır.

Bu maddenin başlığı “D. Görev ve yetkileri” biçiminde (Cumhurbaşkanının).

Yani hem “görev” hem de “yetki” tanımlaması var Anayasada.
Ayrıca bu özel yetki – görevin yerine getirilmesi ile ilgili herhangi bir özel koşul, kısıtlayıcı hüküm Anayasa’da yer almıyor. Devletin başının, bu görev ve yetkiyi “hakkıyla ve yerinde” kullanacağına ilişkin bir kabul doğallıkla var Anayasal düzenlemede.

Dolayısıyla ne bu generallerin avukatlarının / vasilerinin başvurusu gerekli ne de Adli Tıp Kurumu’nun konuya ilişkin “sürekli hastalık, sakatlık ve kocama” gerekçeli tıbbi raporu!

Cumhurbaşkanı, devlet başkanı olduğundan, bir biçimde öğrendiği / öğrenmesi gereken – beklenen bu gibi ciddi ve gecikilmemesi gereken durumlarda kendiliğinden (res’en) harekete geçme ve bir karar verme yükümlüsüdür.

“Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama” durumunu ortaya koyacakherhangi bir makul belge” yeterlidir. Herhangi bir sağlık kurulu raporu ya da tek uzman hekim raporu bile yeterlidir. Yasal mevzuatta düzenlenen kurallar (5275 sayılı Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkında Kanun m. 16/1 ve 2), CB’nın Anayasaca kendisine tanınan ve özel hiçbir biçim koşuluna ve kısıta bağlanmayan yetkisini kullanma ve görevini yerine getirme yükümünü sınırla(ya)maz, CB’nı bağlamaz. Bu kısıtlayıcı – betimleyici yasal hükümler İnfaz Hukuku bakımından geçerli olup, CB’nı Anayasa m. 104/16’da tanımlanan yetki ve görev bakımından bağladığını savlamak, Anayasanın değinilen maddesine aykırıdır.

Diyelim ki A hastanesi sağlık kurulu ya da ilgili dal uzmanı hekim “Sürekli hastalık, sakatlık ve kocama” yönünde rapor düzenledi. Bu rapor makul, yeterlidir ve Adli Tıp Kurumunca onanması gerekmez. Gerçekte 2 rapor arasında böylesine kabul edilemez bir çelişki durumunda CB’nın ön (inisiyatif) alması ve 3. bir hakem raporu ile hak savunuculuğu yapması gerekir. Tersi, “yaşam hakkının korunması” görevinin ihmali, yetkinin de kötüye kullanılmasıdır ve ağır yasal, ceza sorumluluğu doğurur.
***
Bireysel başvuru AYM’de 20. ayındadır ve bu dava herhangi bir sıradan dava değildir.

Hükümlüler çok yaşlıdır ve ciddi sağlık sorunları belgelidir.

  • YAŞAM HAKKI mutlaktır, tüm hakların anasıdır ve en başta korunasıdır.

Geç kalan mahkeme kararı adalet sağlayamaz, hele ölümleri asla geri getiremez.

Dolayısıyla, YAŞAM HAKKININ AĞIR ve CİDDİ, YAKIN ve SOMUT TEHDİT ALTINDA OLMASI gerekçesiyle bireysel başvuru davası AYM’ce öne çekilebilir ve çekilmelidir.

AYM’nin benzer gerekçeli içtihatları geçmişte olmuştur.

20. ayında daha çok gecikmenin AYM tarafından da savunulacak bir gerekçesi olamaz.

Tersi durumda akla gelen olasılıklar, ülkemizin geleceği ve AYM’nin güvenilirliği – saygınlığı bakımından çok ürkütücüdür.

Biz de Sn. Bayan Avar’ın çağrısına bu kapsamlı gerekçelerle, derin kaygı içinde ve ivedi karar beklentiyle katılıyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 04 Mart 2023, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, BSc, LLM
Atılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı (Toplum Hekimliği) Uzmanı
Hekim, Hukukçu-Sağlık Hukuku Uzmanı, Mülkiyeli
Anayasa Hukuku PhD öğrencisi
www.ahmetsaltik.net       profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter : @profsaltik

Not : Yazımıza, İzmir’de yayınlanan YENİGÜN gazetesinde de yer verilmiştir (5 Mart 2023)
Tuna Avar’dan Anayasa Mahkemesi’ne mektup – Yenigün Gazetesi, İzmir Merkezli Günlük Siyasi Gazetedir – Güncel Haberler I Son Dakika Haberleri I İlanlar I Spor ve Magazin Haberleri (gazeteyenigun.com.tr)
Bu yazımız, Türk Hukuk Kurumu web sitesinde de yayınlanmıştır :
TURK HUKUK KURUMU – Tuna Avar’dan Anayasa Mahkemesi’ne mektup..

(Er) Vural Avar ile çalışmak… 

MUSTAFA ÖZBEY
EMEKLİ TÜMAMİRAL

31 Aralık 2022, Cumhuriyet

28 Şubat kumpas davası şehidi (E) Hv. Korgeneral Vural Avar, 22 Aralık 2022 günü toprağa verildi. Organize bir hukuk tanımazlığın toplumun gözü önünde nasıl yapılabileceği ve devletin bu trajik kaybın sorumlularını ortaya çıkarmak için derhal soruşturma başlatması gerekirken nasıl sessiz kaldığına tanık olmak, acımızı daha da artırdı.

28 Şubat davası, Türkiye Cumhuriyeti tarihine bir kara leke olarak geçecek ve
o kurguyu yapanların tamamı gelecekte mutlaka bağımsız yargı önünde hesap verecektir.

Aralarında benim de bulunduğum 103 kişi, 28 Şubat kumpas davasında yargılandık. Tamamı sahte delillerle ve tasarlanan senaryo üzerinden sürdürülen bu dava sonunda, 14 sanığa ömür boyu hapis cezası verildi ve rütbeleri alındı, beylik tabanca ve tören kılıçlarına el konuldu. Bir dönemin tüm “sözde” günahı, yaş ortalaması 80’in üzerinde olan 14 hükümlü üzerinden cezalandırılmak istendi.

AYM dosyayı işleme koymayı anlaşılmaz şekilde geciktirirken Er Çevik Bir, Er Aydan Erol ve Er Çetin Saner artan sağlık sorunları nedeniyle son ana kadar beklenip tahliye edildi. Er Vural Avar ise büyük sağlık sorunlarına rağmen tahliye edilmeyip Sincan zindanında göz göre göre şehit edildi…

  • Cenaze törenine TSK içinden tek bir rütbeli kişinin bile katılmaması asla unutulmayacaktır.

MOTİVASYON KAYNAĞI

Vural Avar 30 Ağustos 1998 yılında korgeneral rütbesinde Genelkurmay Plan Prensipler Başkanı iken Yüksek Askeri Şûra kararı ile emekli edilmiş bir TSK subayıdır.

Komutan bu görevde iken kendisinin emrinde Yunanistan Kıbrıs Daire Başkanı olarak iki yıl çalıştım. Ege Denizi’nde, egemenliği anlaşmalarla Yunanistan’a verilmemiş ada, adacık ve kayalıkların aidiyetlerinin belirlenmesi ve devlet kayıtlarına geçmesini sağladık. Kıbrıs’ta ulusal güvenlik konuları üzerinde etkin çalışmalar yürüttük. Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin, Rusya’dan S-300 hava savunma sistemleri satın alıp bunu adaya konuşlandırma girişimini, zorlayıcı askeri/politik kriz yönetim yöntemleri ile engelledik.

Kendisi ile çalışmak bir ayrıcalıktı. Çok yüksek bilgi, birikim, dayanılması güç bir tempo ve özveri gerektiren bu görevleri yaparken personelin en büyük motivasyonu, Korgeneral Vural Avar’ın gözleri ile bizi seven, teşvik eden okşamasıydı. Değerli Eşi Tuna Avar, hepimiz için “komutan eşi” değil, “Tuna Abla” oldu.

MESLEK CİNAYETİ

Hayatını bu ülkenin çıkarlarını korumaya adamış bu fedakâr Türk evladı, bir kumpas dava ile mahkûm edildi, O’nu ve diğer komutanları aşağılayıp daha da ezmek ve hükümlü FETÖ hainleri ile aynı konuma getirmek için rütbelerinin alınmasına da karar verildi.

  • Söz konusu olan, “Er Vural Avar“ın bedeni üzerinden TSK’ye onuru ile hizmet etmiş olan herkese karşı işlenmiş bir meslek cinayetidir.

İçten dileğim, AYM’nin bu dosyayı bir an önce ele alması, devletimizi bu utanç verici yargı kararının ayıbından kurtarması ve komutanlara onurlarını ve rütbelerini en kısa zamanda iade etmesidir.

Ruhu şad olsun.

Korgeneral Vural Avar ve amiraller

Örsan K. ÖymenÖrsan K. Öymen

Son Yazısı / Tüm Yazıları 
26 Aralık 2022, Cumhuriyet

28 Şubat kumpas davasıyla, yaklaşık 1 yıl 4 ay önce 84 yaşında tutuklanan ve çeşitli sağlık sorunları yaşayan Türk Silahlı Kuvvetleri’nin (TSK) emekli komutanlarından Korgeneral Vural Avar, geçtiğimiz hafta hapishanede yaşamını yitirdi!

Korgeneral Vural Avar, herhangi bir darbe girişiminde bulunmadığı halde, tutuklanıp hapishanede ölüme terk edilirken 12 Eylül 1980’de gerçekten askeri darbe yapan Kenan Evren ve Tahsin Şahinkaya, yine AKP iktidarı döneminde, gecikmeli ve göstermelik bir biçimde tutuksuz yargılandılar; Kenan Evren 97 yaşında, Tahsin Şahinkaya 90 yaşında, tutuksuz bir ortamda doğal bir biçimde öldükten sonra, dava üst mahkemede kesinleşmeden düştü.

  • Korgeneral Vural Avar’ın ölümü, gayri resmi bir idam cezasının infaz edilmesidir!

Ciddi sağlık sorunları ve ileri bir yaşta olan insanların hapishane koşullarına dayanamayacakları ve orada daha hızlı bir biçimde ölecekleri açıktır!

TSK’nin emekli komutanları, Vural Avar, Çevik Bir, Çetin Doğan, Hakkı Kılınç, Cevat Temel Özkaynak, Erol Özkasnak, Fevzi Türkeri, Yıldırım Türker, İlhan Kılıç, Aydan Erol, Kenan Deniz, Ahmet Çörekçi, Çetin Saner, İdris Koralp,

  • laiklik ve anayasa konusundaki duyarlılıkları nedeniyle, 70 yaşını aşmış oldukları halde, tutuklanarak hapishaneye, ölüme yollanmışlardır.

Tahliye edilen birkaç komutan dışında, tutuklu olan öbürr komutanlar da halen hapishanede ölüm riski altındadırlar!
***
Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel’in başkanlığında toplanan bir Milli Güvenlik Kurulu’nda alınan tavsiye kararlarını, bunun üzerine koalisyon hükümetindeki iki siyasal partinin aralarında yaşadıkları anlaşmazlıkları ve onun sonucunda gerçekleşen bir yasal hükümet değişikliğini, bir askeri darbe girişimi olarak nitelendirmek, laiklik karşıtı, Cumhuriyet düşmanı örgütlenmenin bir kurgusundan ibarettir.

28 Şubat sahte yargı sürecini başlatan sözde savcıların ve sözde hâkimlerin birçoğu, FETÖ üyesi olmalarından dolayı ya tutuklandılar ya da meslekten ihraç edildiler. AKP hükümetinin buna karşın dava sürecini sürdürmesi ve anayasanın 138. maddesini ihlal ederek, yargı bağımsızlığını ortadan kaldırarak, söz konusu komutanları tutuklatması, kumpas davalarının salt FETÖ’ye özgü olmadığının, AKP’nin de aynı yöntemi uygulayan bir örgütlenme olduğunun kanıtlarından birisidir.

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’na karşı kurulan kumpası, 28 Şubat sözde darbe girişimine benzetmesi büyük bir talihsizlik olmuştur. CHP tabanı ve seçmeni böyle bir tarihsel çarpıtmayı asla kabul etmez!

Tam tersine, AKP’nin Ekrem İmamoğlu’na karşı kurduğu kumpas, AKP’nin tutuklu komutanlara kurduğu kumpasa benzer bir kumpastır!

Komutanlara bu kumpası kuran sözde siyasetçiler, bürokratlar, savcılar ve hâkimler, Korgeneral Vural Avar’a “Hapishanede kalabilecek kadar sağlıklıdır” raporu veren sözde doktorlar, hukuk önünde bu hukuksuzluğun ve zalimliğin hesabını mutlaka vermelidirler!

Tutuklanan komutanların “rütbelerinin sökülmesi” ise hem halkın hem de TSK’nin vatansever üyelerinin nezdinde, yok hükmünde bir uygulamadır.

  • Halk, anayasal düzeni yıkarak meşruiyetini büyük ölçüde kaybeden AKP hükümetinin rütbelerini, önümüzdeki seçimlerde, sandıkta sökecektir!

***
Geçtiğimiz haftanın önemli olaylarından birisi de TSK içindeki dinci-tarikatçı-cemaatçi örgütlenmeyi ve Montrö Sözleşmesi’nin yıpratılmasını eleştirdikleri için, darbe girişimi iddiasıyla yargılanan emekli amirallerin beraat etmeleridir.

Halkın emekli amirallere sahip çıkmış olması ve iddianameyi hiçbir biçimde ikna edici bulmamış olması, ayrıca Rusya-Ukrayna arasında çıkan savaşla birlikte Montrö Sözleşmesi’nin yeniden önem kazanması nedeniyle, AKP hükümetinin son aşamada yargıya müdahale etmediği, yargıçların da böylece hukuka uygun bir karar verebildikleri anlaşılıyor.

Emekli amiralleri haftalarca darbecilikle suçlayan siyasetçiler, bürokratlar, medya üyeleri, akademisyenler, acaba bu karardan sonra bir utanma duygusu yaşamışlar mıdır ve bu soytarılıklarından dolayı amirallerden özür dileyecekler midir?!

MUSTAFA KEMAL’İN ASKERLERİ HER KOŞULDA KUBİLAY OLARAK 100 YILDIR VARLAR, AYAKTALAR

Sefa Yürükel,” Ermeniler tarafından yapılan soykırımların peşi bırakılmamalıdır!” – Brüksel Türk

Sefa Yürükel
Antropolg- Yazar

Adı, Mustafa Fehmi Kubilay olan bir yiğit devrimci öğretmen ve asker, Menemen’de, 92 yıl önce, 23 Aralık 1930 tarihinde, Cumhuriyeti ve devrimci idealleri savunduğu için katledildi.

Bugünün Türkiye’sinde ise şimdi iktidarda olan ve Kubilay’ı şehit eden ideolojiyi taşıyan bu mevcut gerici güce ve o günün gericilerine karşı çıkarken ve o günün emperyalizminin desteklediği bugünkü iktidarın seleflerince katledilen devrimci öğretmen Mustafa Fehmi Kubilay‘ı şükranla anarken, o gün Mustafa Kemal’in bu yiğit askerinin başına gelenler, bugün de yine aynı güçlerce 92 yıl sonra da olsa değişik biçimlerde ve yıllar sonra yine Mustafa Kemal’in askerlerinin başına aynı gerici amaçlar ve hedefler doğrultusunda ve yine emperyalizmden destekler alarak getirilmektedir.

Türkiye’de yine bugün de Mustafa Kemal’in askerlerine karşı harekete geçen o günkü gericilerin halefi olan bugünkü gerici iktidar tarafından, yine emperyalizmin istekleri ve onların destekleri  doğrultusunda yürütülen ve sürdürülen bu gerici süreç, Mustafa Kemal’in askerlerini:

103 Amiral davasında olduğu gibi, mahkemelerle ve davalarla korkutmaya çalışarak, sindirmeye çalışarak, gözaltına alarak, emperyalizmin örgütü FETÖ tarafından planlanıp icraa edilen 28 Şubat kumpas davasında olduğu gibi Em. Org. Çetin Doğan ve silah arkadaşlarını hapislere atarak, Em. Korg. Vural Avar örneği cezaevinde ölmesinin koşullarını yaratarak ve Cumhuriyete ve Mustafa Kemal’e bağlı olan bu yiğit askerlere rütbe sökümleri ve ağır cezalar adı altında gözdağı vererek ve aynı zamanda bu yiğit askerlere karşı düşman hukuku uygulanıp onları hapislerde çürütmek için tutsak ederek, tutuklayarak, çeşitli doğal, toplumsal ve hukuksal olanaklardan yoksun bırakarak ve Em. Jnd. Krm. Alb. Aziz Ergen gibi orduevlerine girmesi yasaklanarak sürdürülmektedir.

Görüldüğü gibi, bu tip gerici hamleleri korkudan katmerli bir kin ve nefretle Mustafa Kemal’in askerlerine karşı vicdansızca yapanlarca hala bu gerici süreç, iktidar odaklı olarak sürdürülmekte ve bu son süreçte yaşanan olaylardan çıkarıldığı gibi, emperyalizme bağlı aynı Ortaçağ ideolojisinin 92 yıl öncesinde olduğu gibi ve bugünkü selef – halef ilişkisince yine Türkiye‘de Mustafa Kemal’in askerlerine karşı yinelenmektedir.

Kısaca  Mustafa Kemal’in askerlerine karşı bugün de pervasızca yapılan bu saldırılar, emperyalizme bağımlı aynı gerici ideolojinin 92 yıl sonra da o günün gerici seleflerinin bugünkü haleflerince, bugün yine Türkiye’de iktidar kaynaklı olarak, değişik kategorilerde ve katmerli bir biçimde gerçekleştirilmektedir.

O gün, emperyalizme bağlı olan bu gericileri Atatürk’ün bizzat devrimci emriyle milli devlet, bunları dünya aleme ibret olsun diye hak, adalet, birlik ve dirlik için Millet adına ezmişti. Çünkü  o gün iktidarda devrimci ve anti-emperyalist bir Atatürk ve devrimi yapmış kadrolar ve devrimci bir millet vardı. Şimdi ise karşı devrimci ve emperyalizm tarafından iktidara getirilmiş bir gerici iktidar, karşı devrimci kadrolar ve belli bir düzeyde edilgen kılınmış bir Millet var.

Fakat  “bu iş“ daha bitmedi. Gericiler ve  emperyalizm hiç de erken sevinmesinler.
Bu gericiler ve onların bağlı olduğu emperyalistler 92 yıl önce olduğu gibi yine yenilecekler.  Çünkü hala binlerce Mustafa Kemal’in Askeri tüm Türkiye sathında, sözleri ve eylemiyle diri ve direnen olarak var.

Ama tek sorunları var; o da Kuvvayi Milliye gibi çok örgütlü değiller, icracı değiller.
Ve bu yüzden de ortak olarak ulusal ve Kemalist bir eyleme geçemiyorlar.
Ama bugün iktidardakiler, bu milli askerlerin çok örgütlü olmadığı bu hallerinden bile korkuyorlar. Her saldırılarında korkunun ürettiği icraatları içinde ise her gün kendi zaafiyetlerini üretiyorlar. Yani her saniye “bir şey mi olacak??” diye panik (ürkü) içindeler.
“Enselerine “ bakarak yürüyorlar.

Dün bu gerici iktidara karşı, Jön Türk komutan Vural Avar’ın cenazesinde yer alan binlerce Mustafa Kemal’in askeri, net tutumlarını onurlu bir biçimde gösterdiler. Dün Başkent, onların Cumhuriyete ve Devrimlere ve gerçek silah arkadaşlığına bağlılık haykırışlarıyla yankılandı.
Ve aynı devrimci Kemalist ruh, bu Milletin içinde Kuvvayi Milliye ruhunu taşıyan siyasal, sosyal ve kültürel gruplar olarak da var. Ve ölmedi.

Bunlar, dün Mustafa Kemal’in askeri Vural Avar’ın cenazesinde olduğu gibi, Millet içinde aynı ruhla yarın söz ve eylemlerinde Cumhuriyete ve Atatürk ideallerine bağlılığı yine aynı biçimde haykıracaklar. İşte bunlardan, bu devrimci ruhu taşıyan Mustafa Kemalcilerden bugünkü Menemen’in gerici halefleri iktidarda olsalar bile çok korkuyorlar. “Yarın ne olabilir??” diye çok korkuyorlar. Aman ne korkuyorlar. Korksunlar. Korkacaklar. Korkuları onların hapishanesi olacak ve onların korkudan kaynaklanan zaafları olan bugünkü Kubilaylara karşı düşmanca  ve çağdışı baskıları onların yıkımını ve sonunu getirecek. Yani meydan boş değil. İyi ki değil.

Her zaman olduğu gibi bağımsızlıkçılar:

Atatürk ile kalın
Cumhuriyetle kalın
Bilimle kalın
Akılla kalın
Hoşçakalın

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 26 Ocak 2022

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 26 Ocak 2022

KURBAN

Zonguldak Kilimli arasındaki yol üçüncü kez dalgalara yem oldu. Dördüncü öncesinde kurban kesildi. Yine gitti.

Aynı tekrardan doğru sonuç bekleyen koyunlardan kurban bile olmaz…

FEDAKAR

RTE, ”Yılbaşından itibaren doğalgazda, elektrikte fiyat artışı mümkün olabilecek en alt seviyede yapıldı; devlet bu konuda fedakarlığı sürdürüyor.”

Bu kadar fedakarlıktan dolayı mahcup oluyoruz!..

RÜŞVET

CHP Bilecik Belediye Başkanı Semih Şahin’in danışmanı Selçuk Erdağı, 200 bin dolar rüşvet alırken suçüstü yakalandı.

Yakalanıp yargılanması bile umuttur…

VATAN

HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan Atatürk’ün “Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır” sözünü benimseyenlerin Hrant Dink’i öldürdüğünü söyledi.

  1. Hrant’ı öldürenler Atatürkçü yurtseverlerin semtine uğrayabilir mi?
  2. Vatan sevgisi suç olamaz.
  3. PKK hainleri binlerce yurttaşımızı neden öldürdü? Garo onlar için ne der?
  4. Sırça köşkte oturanlar komşunun camına taş atamaz…

SORUMLU

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanı Sait Erdal Dinçer enflasyonun düşük gösterildiği iddialarına karşı, “Enflasyon hesabında ben 84 milyona karşı sorumluyum, bir yanlışa imza atarsam 84 milyonun hakkını yemiş olurum” dedi.

84 milyonla sorunlu, bir kişiye sorumlu…

SERÇE

Sezen Aksu, 2017’den beri söylediği şarkının sözlerinde Adem ile Havva’ya cahil denildiği için RTE ve Bahçeli’nin de dahil olduğu pek çok siyasetçi ve tutucu tarafından protesto ve tehdit edildi.

  1. Beş yıldır o sözler hakaret değildi de şimdi mi oldu?
  2. Şarkıcının, şairin dilini kesmek hangi çağın eylemi?
  3. Cahil “Okumamış” olarak algılandıysa rahatlasınlar, Oxford olsaydı ikisi de okurdu…

EĞİLME

Gericilerin saldırısına karşı Sezen Aksu eğilmedi. Şarkı ve şiirleri ile yanıt verdi.

Kutluyorum ve destekliyorum.

İnsana ne dersler verir hayat.

Yetmez ama evet…

VEKİLLERİMİZ

28 Şubat kumpas davasında esir edilen 14 general-amiralin eş ve çocukları Meclisteki tüm vekilleri hak-hukuk ve adalet aramaya çağıran bir mektup yazdılar.

İşte milleti temsil sınavı…

MAAŞ

Emekli maaşlarının görüşüldüğü oturumda yeterli çoğunluk olmadığı için milyonlarca insan Ocak ayı farkını zamanında alamadı.

Cumhurbaşkanı ödeneği ya da milletvekili maaşları oylansaydı ne olurdu?..

SAVCI

Danıştay savcısı Elmas Mucukgil, RTE’nin İstanbul Sözleşmesi’ni KHK ile kaldırmasının hukuka uygun olmadığı görüşünü bildirdi. (AS: Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi olacak, KHK kalktı)

Ankara’da savcımız var!..

HATA

Gazeteci Sedef Kabaş, TELE1’deki programda, “Çok meşhur bir söz vardır. Taçlanan baş akıllanır diye. Ama görüyoruz ki gerçek değil. Ya da tam tersi bir söz vardır. Büyükbaş hayvan bir saraya girdiği zaman o kral olmaz. O saray ahır olur” ifadelerini kullandığı için cumhurbaşkanına hakaretten gözaltına alındı.

Program ve kanal cezalandırıldı.

Teşbihte hata olmaz” sözünü bilmemek hatadır…

BAKAN

Yaptığı konuşmalarda adalet havarisi olan Adalet Bakanı Hamit Gül, Gazeteci Sedef Kabaş’ın gözaltına alınmasının ardından “Milletimizin oylarıyla seçilmiş Cumhurbaşkanımızı hedef alan, edepten nasipsiz, çirkin sözleri lanetliyorum. Haset ve nefretten doğan bu hadsiz ve hukuksuz ifadeler, milletin vicdanında ve adalet önünde hak ettiği karşılığı bulacaktır.” açıklamasını yaptı.

Kimsenin kimseye hakaret etmesini, hatta herkese hakaret eden birine bile hakaret edilmesini doğru bulmam. Pekiii;

  1. Atasözü hakaret sayılır mı?
  2. Bakanın konuşması yargıya ayar değil mi? Hani cüppe giymezdi.
  3. Nerede adaletin “A” sı, nerede bakanın “B” si?..

SEYDA

Evlad-ı Resûl İlim ve İrfan Derneği Kurucusu Muhammed Bütün; Yağmur, Kaya gibi (Türkçe) isimleri olan çocukların cehennemden en son çıkarılacağını anlatarak, “Çocuğuna din eğitimi vermek babanın görevidir. Eğer babası din eğitimini veremiyorsa çocuğunu kendini bu işe adamış olan seydalara, şeyhlere, alimlere, mürşidi kamillere teslim etmelidir…

Baba ilk olarak çocuğun annesini seçerken dikkat edecek. Namaz kılmayan, örtünmeyen, mini etek giyen kadınları tercih eder, çocuk böyle bir anneden doğar ise ahirette o çocuk babasının yakasına yapışacak” dedi.

Teslim edilen çocuklara neler yapıldığını gördük.

Türkiye şeyhler, müritler, mensuplar ülkesi değildir.

Yıkıl densiz!..

İSTİFA

Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan görev süresine daha üç yıl varken istifa etti.

Bizde üç yıl daha kalmak için üç yüz takla atarlar…

YARDIM

RTE bir kararname ile Afganistan halkına yardım başlattı.

Türk halkı Afganistan’a gidip yardımdan yararlanabilir…

ÇÖKÜŞ

İstanbul Havalimanı’nın kargo binası çatısı çöktü.

AKP yapar…

AÇILIM

Kılıçdaroğlu, ”Bu ülkeye demokrasi gelecekse, demokrasi olacaksa, herkes kimliğinden, inancından ötürü ötekileştirilmeyecekse bunun yolu Diyarbakır’dan geçer.”

YCHP’den  Y-açılım
****

YAŞAR NURİ ÖZTÜRK’ten                       :

  • Haram yiyen pis bir ağızla çekilmiş besmele Allah’a hakarettir.

Sado-faşizm

Örsan K. Öymen
Örsan K. Öymen
Cumhuriyet, 13 Aralık 2021

 

Demokratik, laik, sosyal hukuk devletini yıkıp onun yerine teokratik bir monarşi kurmak isteyen AKP’nin dikta uygulamaları, aynı zamanda sado-faşizmdir.

Faşizm, yetkilerin tek elde toplandığı diktatörlüktür. Irkçı faşizm ve dinci faşizm gibi faşizmin çeşitli açılımları olabilir.

Irkçı faşizm, kendi ırkından olmayanlardan nefret eder; dinci faşizm, kendi dininden olmayanlardan veya kendi din yorumuna katılmayanlardan nefret eder; her ikisi de kendileri gibi olmayanları bir nefret nesnesine (AS: öznesine) dönüştürür, onları düşmanlaştırır ve onların üzerinden bir korku iklimini örgütler.

Faşizmi besleyen nefret duygusudur. Faşizm aynı zamanda, nefret ettiği insanlara eziyet etmekten, onlara acı çektirmekten zevk alır. Faşizm, sadizmi de içinde barındırır.
***
HDP’nin eski eş genel başkanları Selahattin Demirtaş ve Figen Yüksekdağ, onlarca HDP milletvekili ve belediye başkanı, yüzlerce HDP genel merkez, il, ilçe yöneticisi ve belediye meclis üyesi, beş yıldır tutuklular.

İşadamı Osman Kavala dört yıldır tutuklu.

Emekli komutanlar ve askerler Çevik Bir, Çetin Doğan, Hakkı Kılınç, Cevat Temel Özkaynak, Erol Özkasnak, Fevzi Türkeri, Yıldırım Türker, İlhan Kılıç, Aydan Erol, Kenan Deniz, Ahmet Çörekçi, Çetin Saner, İdris Koralp ve Vural Avar“28 Şubat” kumpas “davasından” dolayı dört aydır tutuklular.

DEVA Partisi’nin kurucularından Metin Gürcan geçen haftalarda tutuklandı.

Montrö Sözleşmesi ve TSK’deki laiklik karşıtı hareketler hakkındaki görüşlerini açıklayan onlarca emekli komutan ve asker hakkında hapis cezası istemiyle iddianame hazırlandı.

Bu tutuklamaların ve uygulamaların birçoğunun hukuka, anayasaya ve yasalara aykırı olduğunu, hem Türkiye’deki birçok hukuk uzmanı hem de Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi ortaya koydu.

Tutuklu olan söz konusu kişilerin siyasi görüşlerine ve eylemlerine katılıp katılmamak ayrı bir konudur, onların hukuka, anayasaya ve yasalara uygun bir biçimde tutuklanıp tutuklanmadıkları ayrı bir konudur. Bu ayrım yapılamadığı sürece, Türkiye demokratik bir hukuk devleti olamaz, sado-faşizmden kurtulamaz.

Bu insanlara hapishanelerde eziyet etmek ve acı çektirmek; onları ailelerinden, çocuklarından, sevdiklerinden koparmak; onların çocuklarını babasız ve annesiz bırakmak; onların hapishanelerin zor koşullarında ölümcül sağlık sorunlarıyla karşılaşmalarına yol açmak, adalet, vicdan ve merhamet sahibi insanların yapacağı şeyler değildir.
***
İnsanların, AKP iktidarının sürmesinin sağlanması amacıyla hapishanelere atılması, AKP iktidarının, baskı yöntemleriyle devam ettirilmeye çalışılması, adaletle, vicdanla ve merhametle bağdaşmayacağı gibi, mertlikle ve cesaretle de bağdaşmaz. Mert ve cesur insan, rakipleriyle eşit koşullarda yarışır. Düellonun ana ilkesi, eşit koşullarda rekabet etmektir.

İnsanları hapishanelere atarak, susturarak, sansürleyerek, korkutarak, baskı altına alarak elde edilmiş sözde zaferler, zafer değildir. Onurlu, namuslu, şerefli, mert ve cesur insanlar, karşıtlarıyla eşit koşullarda yarışmayı ve rekabet etmeyi bilirler, kendilerine güvenirler, kurnaz çakallar, sırtlanlar ve akbabalar gibi değil, arslanlar gibi mücadele ederler, gerekirse yenilgiyi de kabul ederler. Korkak ve kurnaz insanlar ise devletin kendilerine devleti yönetmek için tanıdığı olanakları, kendi çıkarları için kullanarak ve suiistimal ederek rakiplerini bertaraf etmeye çalışırlar, onlarla eşit ve özgür bir ortamda rekabet etmezler.

Davasının, ideolojisinin, düşüncesinin, söyleminin ve eyleminin gücüne güvenmeyen insanlar, kaba kuvvetle iktidarını korumaya çalışırlar. Bu tür insanlar düşünceye düşünceyle, yazıya yazıyla, söyleme söylemle, eyleme eylemle karşılık vermek yerine, her şeye kaba kuvvetle karşılık verirler; yargıyı, savcıyı, hâkimi, polisi, askeri, istihbaratçıyı da bu korkaklığa ve kurnazlığa alet ederler.

Onurlu, namuslu ve şerefli bir mücadele, önce ahlaklı ve erdemli olmayı gerektirir.

28 Şubat Kumpas Davası

28 Şubat Kumpas Davası

Dr. Ali Rıza ÜÇER
Tıp Kurumu Genel Yazmznı

28 Şubat kumpas davasının savcıları, Fetö’cüydü..
Şimdi hepsi içeride, kumpas kurmaktan,
Lakin mahkeme heyeti, ne hikmetse, bu kumpasçıların iddialarını olduğu gibi kabul etti.. 
Oyun başa döndü,
1994-1998 arasında Cumhuriyet refleksleriyle görevini yapan Genelkurmay Başkanı İsmail Hakkı Karadayı‘ya 90 yaşına merdiven dayadığında müebbet hapis cezası verildi, Hukuki değil alenen siyasi, ideolojik bir davada. Cumhuriyetle hesaplaşma davasında,
Karar, 31 Mart gerici isyanının yıl dönümünde verildi ne hikmetse..
**
Şimdi arşivlere dönelim, Karadayı – Ecevit arasındaki Fetö çekişmesine, Karadayı’nın Fetö’nün yılanın başı olduğunu nasıl öngördüğüne, Fetö tetikçisi Emre Uslu‘nun kutlama tweetlerini, bu bağlamda değerlendirelim..
**
Batı Çalışma Grubu‘nun (BÇG) Haziran 1999′da Gülen Cemaati ile ilgili olarak hazırladığı raporda Vakfın ödülleri şöyle değerlendirilmişti:
Fethullah Gülen’in “manevi başkanı” olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı‘nın her yıl dağıttığı “uzlaşma ödülü”nün asıl hedefi devlet kurumlarını “zirveden fethetmeye yönelik” bir oyundur. Geçtiğimiz yıl (1997), dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral İsmail Hakkı Karadayı ödülü almayı reddetti, aralarında Cumhurbaşkanı Süleyman Demirel, Başbakan Yardımcısı Bülent Ecevit gibi önde gelen isimlerse ödüllerini aldı.

“Fethullah Gülen’in, RP’nin kapatılmasının ardından, perde arkasındaki başkanı olduğu Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı tarafından toplumun her kesiminden lider düzeyindeki şahsiyetlere dağıttığı Uzlaşma Ödülü, kendisini ve cemaatini toplumun her kesimini kucaklayan bir nitelikte olduğunu göstermesi bakımından devletin üstünde bir statüde göstermeyi amaçlayan bir oyunun sahnelenmesi olarak değerlendirilmektedir.

Bu çerçevede, Papa ile Fethullah Gülen görüşmesinin önem arzeden tarafı, içeriğinden ziyade öncelikle Papa, hristiyanların lideri, Gülen de müslümanların lideri olarak dünya basınına takdiminin yapılmak istenmesinden kaynaklanmaktadır. Gülen’in Roma’da Büyükelçilik mensupları tarafından karşılanması ve Cumhurbaşkanı’nın mesajını Papa’ya iletmesi de, devletin de bu şahsiyete destek olduğunu beyanla, bu oyuna alet olduğunu göstermektedir..”

http://www.dunya48.com/ali-rza-uecer/6614-ali-riza-ucer-fethullah-gulene-kimler-ovgu-duzdu-kimler-mesrulasmasina-araci-oldu-6.
**

==================================================
Dostlar,

Değerli meslektaşımız Uz. Dr. Ali Rıza Üçer‘in yazısı çok uyarıcıdır.
Yukarıda aktarılan olayla ilgili olarak, ADD Edirne Şubesi Başkanı olarak bir basın açıklaması yapmıştık. Günümüzden 20 yıl önce, bir derneğin(ADD) Edirne Şubesince yapılan çok uyarıcı bir açıklamada öngörülenlerin yıllar sonra ülkenin başına bir yıkım (felaket) olarak gelmesi ders vericidir. Bu ülkenin Devlet aklı nerededir? Başta istihbarat ve güvenlik olmak üzere Kurumları ne yaparlar? Siyaset kurumu bunca aymaz ve sorumsuz olup, tüm davranışlar – tercihler “demokrasi” koruması altında savunulabilir mi?? Arşivimizdeki bu yazıyı 20 yıl sonra, tarihe not düşmek üzere aşağıya aynen alıyoruz :
****
ATATÜRKÇÜ  DÜŞÜNCE  DERNEĞİ
EDİRNE MERKEZ ŞUBESİ / BASIN AÇIKLAMASI – 21 Şubat 1998 / Edirne

HOŞGÖRÜ ÖDÜLÜ ve FETHULLAH ! 

Geçtiğimiz günlerde Nur Cemaati Lideri Fethullah Gülen –namı diğer Fethullah Hoca– kendisine bağlı Gazeteciler ve Yazarlar Vakfı aracılığıyla sözde hoşgörü ödülleri dağıttı. Bu ödülü, yılların devlet adamı olmakla övünen ve neredeyse, “baba” sanından havalara uçacak denli mutlu olan (oysa demokrasilerde ulusların babası olmaz; herkes özgür ve eşittir!) Cumhurbaşkanı Sn. Demirel kabul etti !? Aynı ödülü Genelkurmay Başkanı’na (Org. Hikmet Karadayı) vermek isteyen temsilciye ise, 2. Başkan Org. Çevik Bir, “Davetiye bile yollamayın” yanıtını verdi.

Yüce ATATÜRK’ün Cumhuriyet’imiz için en büyük tehlikelerden görerek kapattığı tekke, tarikat, türbe, zaviye, şeyhlik, türbedarlık.. gibi çağdışı yapılanmalar ne yazık ki günümüzde hala ayakta. Fethullah Gülen de Nurcuların önderi Said-i Nursi’nin devamı. Yalnızca nur yerine ışık sözcüğünü kullanıyor. Okullarında Atatürk resimlerini indiren, denetim haberi alınca asan, sinsi sinsi laik Cumhuriyet’imizin yıkılması için kadro yetiştiren yüzlerce okulun sahibi bu anlayışın temsilcisinden, T.C. Cumhurbaşkanı’nın nasıl onları meşrulaştıracak biçimde ödül kabul ettiğini anlamak olanağı yoktur. Kuzu postundaki kurt öyküsünün tipik örneği olan bu tabloda, demokrasinin sabırlı ve usta yıkıcılarının oyununa yılların politikacısı Sn. Demirel’in nasıl geldiğini bizzat Sn. Demirel’in kendisinin açıklamasını bekliyoruz. Yoksa Fethullah Hoca Sn. Demirel’den “yaman” mı çıkmıştır?
Bu tutumlarımızla, üzerine titrediğimiz, Büyük Atatürk’ün bizlere en kutsal emaneti olan Cumhuriyet’imizin yıkıcılarına, onların sözde “hoşgörü” tuzaklarıyla hizmet etmiş olmuyor musunuz Sn. Demirel?
Sn. Cumhurbaşkanı özeleştiri vermeli, yanlış yaptığını kabul etmeli, kamuoyundan özür dileyerek ödülü, maskeli cumhuriyet düşmanlarına geri vermelidir.
Meclis Başkanımız Sayın Hikmet ÇETİN, Başbakan Yardımcısı Devlet Bakanı Sayın Bülent ECEVİT de aynı ödülü almakta bir sakıncı görmemişlerdir. Sayın Bülent ECEVİT, eleştirilere karşı, “Burası demokrat ülke ve herkes istediği gibi davranabilir.” diyebilmektedir. Demokrasinin, her türlü tutarsızlığın ve sapmanın üstünü örtecek bir şal gibi kullanılması da son günlerin yarattığı bir sonuçtur. Kamuoyu demokrasinin böyle anlaşılmasından rahatsızlık duymaktadır.
Öte yandan, basından izlediğimiz kadarıyla, aynı Fethullah Hoca Vatikan’da Papa’yı ziyaretinde Türk Büyükelçiliğince karşılanmış, Büyükelçilik aracı ile ulaşımı sağlanmış hatta yemek verilmiştir. Bu tür aymazlıklardan ne zaman kurtulacağız?

  • Bir devlet, maskeli düşmanlarını kendi eliyle böylesine onurlandırırsa, acı sonuçlarına da günü geldiğinde katlanmaktan kaçınamaz.

Dışişleri Bakanı Sn. İsmail Cem’in gerekli incelemeyi yaptırmasını bekliyoruz.
Atatürkçü Düşünce Derneği olarak, yüce Atatürk’ün bizlere kutsal emaneti olan Cumhuriyet’ imizi ve devrimleri kollama ve koruma görevimizi uyanıklık, bilinç ve kararlılıkla sürdürece-ğiz. Edirne Kamuoyuna saygıyla duyururuz.                                                                    

ATATÜRKÇÜ DÜŞÜNCE DERNEĞİ
EDİRNE MERKEZ ŞUBESİ Yönetim Kurulu
==================================================

Evet dostlar…

  • 28 Şubat davası kararları en çıplak anlatımıyla “irticanın intikamı – irticanın rövanşı” dır!

Dileyelim – umalım ki oyun farkedilsin ve istinaf aşamasında kumpas kırılsın..
AKP cenahı Erbakan’ın tabanından (Saadet Partisinden) oy apartma olanağından yoksun kalabilir bu karar bozulursa.. Tersi durumda, AKP = Erdoğan‘ın her yerde bu konuyu nasıl politik araç (malzeme) yapacağı gözümüzün önüne öylesine net geliyor ki…

  • ….Muhterem Erbakan hocamıza ve demokrasimize yapılan ihanetin hesabını da, aradan 21 yıl geçmiş olsa da, sormak suretiyleeee..

20 yıl önce Edirne’den yaptığımız uyarıyı, haklı çıkma acısıyla yineleyelim :

  • Bir devlet, maskeli düşmanlarını kendi eliyle böylesine onurlandırırsa, acı sonuçlarına da günü geldiğinde katlanmaktan kaçınamaz.

  • Her şeye karşın Mustafa Kemal’in askerleri Türkiye Cumhuriyeti’mize kol – kanat germeyi sürdürecek ve onu sonsuza dek başı dik – onurlu yaşatacaklardır..
  • Her-ke-se ve her-şeye, tüm gaflet – dalalet – hıyanetlere karşın!

Sevgi ve saygı ile. 15 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com