Etiket arşivi: Hrant Dink

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 26 Ocak 2022

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 26 Ocak 2022

KURBAN

Zonguldak Kilimli arasındaki yol üçüncü kez dalgalara yem oldu. Dördüncü öncesinde kurban kesildi. Yine gitti.

Aynı tekrardan doğru sonuç bekleyen koyunlardan kurban bile olmaz…

FEDAKAR

RTE, ”Yılbaşından itibaren doğalgazda, elektrikte fiyat artışı mümkün olabilecek en alt seviyede yapıldı; devlet bu konuda fedakarlığı sürdürüyor.”

Bu kadar fedakarlıktan dolayı mahcup oluyoruz!..

RÜŞVET

CHP Bilecik Belediye Başkanı Semih Şahin’in danışmanı Selçuk Erdağı, 200 bin dolar rüşvet alırken suçüstü yakalandı.

Yakalanıp yargılanması bile umuttur…

VATAN

HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan Atatürk’ün “Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır” sözünü benimseyenlerin Hrant Dink’i öldürdüğünü söyledi.

  1. Hrant’ı öldürenler Atatürkçü yurtseverlerin semtine uğrayabilir mi?
  2. Vatan sevgisi suç olamaz.
  3. PKK hainleri binlerce yurttaşımızı neden öldürdü? Garo onlar için ne der?
  4. Sırça köşkte oturanlar komşunun camına taş atamaz…

SORUMLU

Türkiye İstatistik Kurumu Başkanı Sait Erdal Dinçer enflasyonun düşük gösterildiği iddialarına karşı, “Enflasyon hesabında ben 84 milyona karşı sorumluyum, bir yanlışa imza atarsam 84 milyonun hakkını yemiş olurum” dedi.

84 milyonla sorunlu, bir kişiye sorumlu…

SERÇE

Sezen Aksu, 2017’den beri söylediği şarkının sözlerinde Adem ile Havva’ya cahil denildiği için RTE ve Bahçeli’nin de dahil olduğu pek çok siyasetçi ve tutucu tarafından protesto ve tehdit edildi.

  1. Beş yıldır o sözler hakaret değildi de şimdi mi oldu?
  2. Şarkıcının, şairin dilini kesmek hangi çağın eylemi?
  3. Cahil “Okumamış” olarak algılandıysa rahatlasınlar, Oxford olsaydı ikisi de okurdu…

EĞİLME

Gericilerin saldırısına karşı Sezen Aksu eğilmedi. Şarkı ve şiirleri ile yanıt verdi.

Kutluyorum ve destekliyorum.

İnsana ne dersler verir hayat.

Yetmez ama evet…

VEKİLLERİMİZ

28 Şubat kumpas davasında esir edilen 14 general-amiralin eş ve çocukları Meclisteki tüm vekilleri hak-hukuk ve adalet aramaya çağıran bir mektup yazdılar.

İşte milleti temsil sınavı…

MAAŞ

Emekli maaşlarının görüşüldüğü oturumda yeterli çoğunluk olmadığı için milyonlarca insan Ocak ayı farkını zamanında alamadı.

Cumhurbaşkanı ödeneği ya da milletvekili maaşları oylansaydı ne olurdu?..

SAVCI

Danıştay savcısı Elmas Mucukgil, RTE’nin İstanbul Sözleşmesi’ni KHK ile kaldırmasının hukuka uygun olmadığı görüşünü bildirdi. (AS: Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi olacak, KHK kalktı)

Ankara’da savcımız var!..

HATA

Gazeteci Sedef Kabaş, TELE1’deki programda, “Çok meşhur bir söz vardır. Taçlanan baş akıllanır diye. Ama görüyoruz ki gerçek değil. Ya da tam tersi bir söz vardır. Büyükbaş hayvan bir saraya girdiği zaman o kral olmaz. O saray ahır olur” ifadelerini kullandığı için cumhurbaşkanına hakaretten gözaltına alındı.

Program ve kanal cezalandırıldı.

Teşbihte hata olmaz” sözünü bilmemek hatadır…

BAKAN

Yaptığı konuşmalarda adalet havarisi olan Adalet Bakanı Hamit Gül, Gazeteci Sedef Kabaş’ın gözaltına alınmasının ardından “Milletimizin oylarıyla seçilmiş Cumhurbaşkanımızı hedef alan, edepten nasipsiz, çirkin sözleri lanetliyorum. Haset ve nefretten doğan bu hadsiz ve hukuksuz ifadeler, milletin vicdanında ve adalet önünde hak ettiği karşılığı bulacaktır.” açıklamasını yaptı.

Kimsenin kimseye hakaret etmesini, hatta herkese hakaret eden birine bile hakaret edilmesini doğru bulmam. Pekiii;

  1. Atasözü hakaret sayılır mı?
  2. Bakanın konuşması yargıya ayar değil mi? Hani cüppe giymezdi.
  3. Nerede adaletin “A” sı, nerede bakanın “B” si?..

SEYDA

Evlad-ı Resûl İlim ve İrfan Derneği Kurucusu Muhammed Bütün; Yağmur, Kaya gibi (Türkçe) isimleri olan çocukların cehennemden en son çıkarılacağını anlatarak, “Çocuğuna din eğitimi vermek babanın görevidir. Eğer babası din eğitimini veremiyorsa çocuğunu kendini bu işe adamış olan seydalara, şeyhlere, alimlere, mürşidi kamillere teslim etmelidir…

Baba ilk olarak çocuğun annesini seçerken dikkat edecek. Namaz kılmayan, örtünmeyen, mini etek giyen kadınları tercih eder, çocuk böyle bir anneden doğar ise ahirette o çocuk babasının yakasına yapışacak” dedi.

Teslim edilen çocuklara neler yapıldığını gördük.

Türkiye şeyhler, müritler, mensuplar ülkesi değildir.

Yıkıl densiz!..

İSTİFA

Ermenistan Cumhurbaşkanı Sarkisyan görev süresine daha üç yıl varken istifa etti.

Bizde üç yıl daha kalmak için üç yüz takla atarlar…

YARDIM

RTE bir kararname ile Afganistan halkına yardım başlattı.

Türk halkı Afganistan’a gidip yardımdan yararlanabilir…

ÇÖKÜŞ

İstanbul Havalimanı’nın kargo binası çatısı çöktü.

AKP yapar…

AÇILIM

Kılıçdaroğlu, ”Bu ülkeye demokrasi gelecekse, demokrasi olacaksa, herkes kimliğinden, inancından ötürü ötekileştirilmeyecekse bunun yolu Diyarbakır’dan geçer.”

YCHP’den  Y-açılım
****

YAŞAR NURİ ÖZTÜRK’ten                       :

  • Haram yiyen pis bir ağızla çekilmiş besmele Allah’a hakarettir.

Giderayak güldürüyorlar

Zafer ArapkirliZafer Arapkirli
Cumhuriyet, 15 Ekim 2021

 

Bir insan için de, bir kurum için de, bir siyasi parti için de, hele hele iktidardaki bir siyasi parti için de en arzu edilmeyen durum, gelişmelerin girdabına kapılarak “iradesi hilafına savrulma” halidir. Bunun bir başka biçimi de olup biteni yani gündemi belirleme yeteneğini yitirmek, “proaktif” yani ilk ve önce davranıp tavır almaktan ziyade, başkalarının aldıkları tavra söyledikleri her lafa yanıt vermek yani “reaktif” duruma düşmektir. Bugünün iktidar koalisyonunun manzarasını tam da bu şekilde tarif etmek mümkündür.

Kılıçdaroğlu’nun “Siyasi cinayetler işlenmesinden endişe ediyorum” uyarısına karşı, İçişleri Bakanı’nın “MİT’e sordum, Emniyet’e sordum. Yok öyle bir şey” demesi, buna mukabil geçen 20 yılda yaşanan ve kimilerinde 50-100 canın bir anda yitirildiği siyasi cinayet ve katliamları unutturmaya çalışması da güçlü bir örnek sayılmaz mı? Çok sayıda toplu katliam (Suruç, Ankara, Merasim Sokak, Dolmabahçe, Reina baskını, Atatürk Havalimanı baskını) ve bireysel (Hrant Dink, Tahir Elçi, Gezi Şehitleri, Kumpas süreci şehitleri, Yasin Börü, HDP’li Deniz Poyraz) cinayet sanki bu iktidar döneminde işlenmemiş gibi pişkin pişkin “Recep Tayyip Erdoğan 70’lerin 80’lerin 90’ların siyasi cinayetler devrini kapatmıştır” diyebilmek ve yazabilmek, (olayın muhtevası, yitirilen yüzlerce insan canı olmasını saymazsak) bir kara mizah örneği değil midir?

Bu ülkede 800 bin futbol sahası büyüklüğünde orman alanının cayır cayır yanmasını muhalefetle didişerek izleyen bir Orman Bakanı’nın, kalkıp da “Türkiye, yangınlarına müdahalede dünyanın en iyisi” mealinde konuşması, bir “başyapıt” sayılmaz mı?

Sağlık Bakanı’nın, her gün giderek daha da vahim bir hal aldığı anlaşılan, görülen bir Covid-19 pandemisi tablosuna baka baka hâlâ (aklınca) mizah ürünü tweet’ler atabilmesine ne demeli?

TÜGVA rezaleti ile ilgili belgeleri ilk gün “montaj – düzmece” diye inkâr edip ardından “Kim sızdırmış bunları?” diye atarlanmak, adeta “Kendilerine güldürmek için özel bir çaba”nın ürünü değilse, nedir?

Hepsini alt alta dizip toplamasını aldığınızda, “Eyvah.. Gidiyoruz galiba” diye özetlenebilecek bir ruh halinden söz ediyoruz. Giderayak daha çok katıla katıla (aslında acı acı) güleceğimiz iyice belli oldu.

Faili meçhulun failleri

 Faili meçhulun failleri

Işık Kansu

Boş konuşmanın ve bilmeden konuşmanın… 
Bol ve boş konuşanların dik âlâlarını hepimiz tanıyoruz. 
Susmak bilmiyorlar. Yanımızda, yöremizde, tepemizde her an, her saniye vak vak vak… 
Bunlar aynen öttükleri gibi, Ördek Hüsnü de oluyorlar. 
Onlara bir şey demeye gelmiyor: 
“Vay bana ördek dedin!” 
Bilmeden konuşanlara gelince… 
Bu tipler en tehlikeli olanlardır: 
Hem uydurur, hem de yuttururlar. 
Adalet ve Demokrasi Haftası” içindeyiz. Yine usanç verici terane sürüyor: 
“Cinayetlerin failleri bulunmadı!” 
Kimsenin dosya mosya araştırdığı, sorup soruşturduğu yok. 
Kimse, Uğur Mumcu dosyasını yakından ve titizlikle izlemiş olan avukat Halil Sevinç’e danışma gereği duymuyor, dosyaların bir örneğini alıp okumuyor. 
Danışsalar ya da okusalar; görecekler ki: 

  • Muammer Aksoy, Bahriye Üçok, Uğur Mumcu ve Ahmet Taner Kışlalı cinayetleri,
  • İran’da yetiştirilmiş Selam-Tevhid-Kudüs Ordusu adlı örgüt tarafından işlenmişlerdir.

O cinayetlerde kullanılan tabancalar, şarjörler, mermiler, C-4 plastik ve TNT patlayıcılar, patlayıcıların kablo düzenekleri, çelik bilyeler, mekanik saatler vb. Ankara’nın Sincan ilçesine bağlı Yeni Cimşit ile Yeni Peçenek köylerindeki arazide, yakalanan katillerin yer göstermesi sonucu bulunmuştur. Katiller, yargılanmış; 

“din kurallarına dayalı devlet kurmayı amaçlayan silahlı çeteye üye olmak ve anayasal düzeni değiştirmeye teşebbüs” suçundan 6 yıldan başlayarak, ağırlaştırılmış ömür boyu hapse değin çeşitli cezalara çarptırılmışlardır. 

Bu cinayetlerin “faili meçhul” olan kısmı nedir derseniz? 

  • Devletin sorumlu yöneticilerinin katillere neden göz yumduğudur.
  • Cinayetleri hangi yabancı güçlerin ne amaçla işlettiğinin dava sonucunda kesinleştirilmemiş olmasıdır.

Aynı şey Hrant Dink davası için de geçerlidir. Özenle bulandırılmak istenen Dink davasını titizlikle izlemiş olan avukat Turan Karakaş’a gidip “Nedir bunun perde gerisi, dava dosyasında ne var” diye kimse sormaz. 
Halbuki sorulsa, yanıtı verilecektir. 

  • Dink cinayeti, devletin içine sızmış casusluk cemaatinin bilerek, isteyerek, azmettirerek gerçekleştirdiği bir öldürümdür.

Davada katilleri ve azmettiricileri izleyip yakalayan güvenlik görevlilerinin de özellikle suçlanarak sanık haline getirilmesi, dolayısıyla dosyanın yanlış yönlendirilmesi çabalarına karşın, faillerin büyük bölümü yakalanmış ve ceza almışlardır. 

  • Ortaya çıkarılmayan, meçhul kalan, Dink’in, Türkiye’de hangi amaca hizmet için, hangi yabancı çıkarı yerine getirmek üzere öldürüldüğünün somut verilerle belirlenmesidir. 

Bu tür siyasi cinayetlerin bilmeden, araştırma yapılmadan “faili meçhul” diye nitelendirilerek geçiştirilmesi tek bir sonuca ulaşıyor: 
Toplumda, terör ve cinayetlerin yarattığı korku duygusunun artmasına ve de memleket üzerinde sömürücü güçlerin oynadığı oyunların örtülmesine. 
“Aman, dediklerine, yaptıklarına, yazdıklarına dikkat et, sonra faili meçhule gidersin” sözünün yaygın olması işte bu yüzden. 
Uğur Mumcu’nun çok yaygın olan o sözü kulaklarımızdan hiç çıkmamalı. 
Unutulmamalıdır ki; 

  • “Bilgi sahibi olmadan fikir sahibi olan”lardan uzak durmak, bilinçli olmanın, kirli kurguların özünü kavramanın öncelikli ve vazgeçilmez koşuludur.

Mustafa MUTLU : YİRMİ MADDEDE BUGÜNKÜ TARİHİ DAVA


YİRMİ MADDEDE BUGÜNKÜ TARİHİ DAVA !

Mustafa MUTLU
AYDINLIK, 28.1.15
Türkiye için tarihi önemdeki “kader duruşması” bugün…
Olup bitenleri, konuyu hiç bilmeyenler için özetleyelim:
Bir     : İsviçre Hükümeti, “Ermeni soykırımı olmamıştır” demeyi suç sayan yasayı kabul etti ve bunu söyleyen dönemin Türk Tarih Kurumu Başkanı’nı mahkûm etti.

İki      : Bunun üzerine Talat Paşa Komitesi üyeleri İsviçre’ye giderek “insan hak ve özgürlükleri”ne aykırı, salakça hazırlanmış bu “ırkçı” yasayı protesto etti.

Üç     : İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, “Ermeni soykırımı yoktur” diyerek,
yasayı bile bile ihlal etti.

Dört    : Perinçek hakkında dava açıldı ve İsviçre adaleti, cezalandırılmasına karar verdi.

Beş     : Perinçek’in avukatları bu kararı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıdı.

Altı     : AİHM’in ilgili dairesi Perinçek’in ifade özgürlüğünün kısıtlandığına,
Ermeni soykırımının varlığını iddia etmenin siyasetçilerin işi olmadığına karar verdi. Mahkumiyet kararını, Perinçek lehine bozdu.

Yedi      : İsviçre Hükümeti temyize gitti.

Sekiz     : AİHM’in Büyük Dairesi aylar önce duruşma tarihini açıkladı: 28 Ocak 2015… Yani bugün. Davanın bir numaralı aktörü Doğu Perinçek, bugün yapılacak duruşmaya davet edildi.

Dokuz     : Ancak Perinçek hakkında, Ergenekon Davası nedeniyle anlamsız bir yurt dışına çıkma yasağı bulunuyordu. Avukatları, bu yasağın kaldırılması için dört ay önce
Yargıtay Cumhuriyet Başsavcısı’na dilekçe verdi.

On     : Nedense bu izin, davaya 15 gün kalıncaya kadar çıkmadı.
Bunun üzerine ben bu sütunlarda bir yazı yazdım ve bu davanın Perinçek’in değil, Türkiye’nin davası olduğunu, onun mutlaka Strazburg’a gitmesi gerektiğini,
eğer kaçmasından korkuluyorsa seve seve rehin olabileceğimi yazdım.

On bir      : Bu sözlerim, kısa sürede on binlerin katıldığı büyük bir kampanyaya dönüştü.
Yaşlı, genç, erkek, kadın her siyasi görüşten on binlerce yurttaş, “Perinçek’i gönder, beni al” yazılı dövizle kamera karşısına geçip fotoğraf ya da görüntü çekti ve kanala gönderdi.
Sağır sultanı oynayan köşe yazarları bile harekete geçip konuyla ilgili yazmak zorunda kaldı.

On iki     : Ve nihayet ilgili mahkeme, bugünkü duruşmaya sadece 11 gün kala
Perinçek’in yurt dışı yasağını kaldırdı.

On üç        : Perinçek ve Talat Paşa Komitesi’nin önde gelen isimleri de dün 150’ye yakın vatandaş, gazeteci, siyasetçi, milletvekili, hukukçu ve sivil toplum örgütü temsilcileriyle Strazburg’a geldi. Merak edenler için söyleyeyim ben de heyetteyim ve bugünkü duruşmayı izleme şansını elde eden ender Türk gazetecilerden biriyim.

On dört     : Sabiha Gökçen’den kalabalık bir yurtsever grubu tarafından tezahüratlarla ve coşkuyla yolcu edildik. Doğu Perinçek burada yaptığı konuşmada, kendisinin ve Türkiye’nin haklılığını bütün dünyanın göreceğini söyledi.

On beş     : Yolculuk oldukça coşkuyla geçti. Strazburg’a hareket eden uçaktaki
değişik siyasi görüşteki yolcular arasında karamsar olan bir kişi bile yoktu.

On altı     : Strazburg’daki ilk izlenimim; polisin olası bir “Türk-Ermeni karşılaşması”na hazır olduğuydu.

On yedi      : Dün öğleden sonra kenti gezerken bu dava için Avrupa’nın dört bir yanından Strazburg’a akın eden Türkleri gördük ve kucaklaştık.

On sekiz       : Kente Ermeni diasporasının düzenlediği organizasyonlarla gelenlerin sayısı da oldukça fazla… Fransız polisinin, bugünkü duruşma öncesinde ve sonrasında Türklerle Ermeniler arasında tatsız olaylar yaşanmaması için gerekli önlemleri aldığı bize gelen haberler arasında…

On dokuz     : Bu duruşma, milli maçlar dışında Türklerin organize olarak yurtdışına aktıkları ilk ciddi organizasyon olma niteliğini taşıyor.

Yirmi     : Bu ruhun, Türk siyasetine yansımaması bana göre mümkün değil…

*****

Gelelim sonuca                                    :

Perinçek’in kimliğinde Türkiye’nin kaderini belirleyecek olan bu dava,
100 yıllık soykırım yalanının ipliğini pazara çıkaracak
AKP iktidarının tam 13 yıldır kaderine terk ettiği bu konuda Türkiye’yi zafere taşıyan herkese, sıradan bir Türk vatandaşı olarak teşekkürü borç bilirim.

GÜNÜN SORUSU

Sorum CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’na     :

Böyle bir dönemde, Hrant Dink’in cenazesinde “Soykırım tanınmalı” pankartının arkasında yürüyen genel başkan yardımcılarınızla ve milletvekillerinizle gurur duyuyor musunuz?

SEVGİLİLER GÜNÜ’NDE HUBER’DE BULUŞUYORUZ! (85)

Önceki Cumhurbaşkanı Gül’ün, beş aydan fazla bir süredir işgal ettiği Huber Köşkü hakkındaki 100’üncü yazımı, (eğer o güne kadar Köşk boşaltılmazsa) 14 Şubat Sevgililer Günü’nde yazacağım.

14 Şubat Cumartesi günü saat 12:00’de Huber Köşkü’nün sahil kapısında olacağım ve
bu işgalin daha kaç gün süreceğini sormak için Sayın Gül’ün gelmesini bekleyeceğim.
Eğer siz de benimle birlikte beklemek isterseniz sevgilinizi, eşinizi alın gelin;
hep birlikte Boğaz keyfi yapalım!
Var mısınız?

GÜNÜN İSYANI!

İsyanım “Ermeni Soykırımı olmamıştır” diyenleri hapse atmak için yasa çıkaran ve
Ermeni goygoyculuğu yapmaktan vazgeçmeyip AİHM kararını temyiz eden
İsviçre Hükümeti’ne:

Tarih yazmak size mi kaldı a haddini bilmezler?

Oturacak evi yoktu; üniversite kuruyor!


Oturacak evi yoktu; üniversite kuruyor!

portresi_kravatli

Sabahattin ÖNKİBAR

İddİanın sahİbİ Başbakan’ın onlarca yıllık yol arkadaşı Adalet eskİ Bakanı Şevket Kazan‘dır ve bana şöyle demİştİ:

-Tayyip Bey, belediye başkanı olmadan önce Kasımpaşa’da sıradan bir muhasebeciydi ve geçinemiyordu. Öyle ki bizzat benim teklifimle ona Parti Genel Merkez Kararı ile kirada oturduğu ev için para gönderiyorduk.

Nereden nereye!

Oturacak evi bile olmayan Tayyip Erdoğan ailesi şimdi üniversite kuruyor ki
İbn-i Haldun ismini taşıyacak olan bu üniversite için TBMM’ye yasa tasarısı bile sunulmuş.

İyi de bu değirmenin suyu nereden geliyor? Ödediği vergilerden hareketle Emniyet Gıda’dan harçlık dışında para kazanamayan Erdoğan bu birikimi maaşı ile mi yaptı? Kendi yazılı bildirimi ile bankalarda 4 trilyona yakın parası, aile bireyleri için Çamlıca’da yapılan villa kompleksi ve büyük oğlu Burak’a
6 gemi, küçük oğlu Bilal’a pırlanta mağazası ortaklığının yanı sıra şimdi bir de üniversite! Erdoğan kaynağı açıklarsa sütunumuzda açıklamaya hazırız.

Örgüt Ergenekon’da değil devlette!

Yine biz kezlerce yazdık arşivler ortada demeyeceğiz çünkü benim gibi başkaları da yazdı ki Nedim Şener bunun için kitap çıkardı.

Yazdıklarımızın özeti şuydu:

Hrant Dink, hedeflenen Ergenekon tezgahına zemin ve kamuoyu oluşturma adına öldürtülmüştü ve ardında F Tipi örgütle siyasi irade vardı.

Nitekim Erhan Tuncel bu durumu afişe etti ve Ramazan Akyürek ile Ali Fuat Yılmazer gibilerin isimlerini verdi!

Tablo net; yasa dışı örgüt aslında Ergenekon davasında değil,
polis ve yargının içinde yani devletin merkezinde!

Peki bunun anlamı Ergenekon’un tertip olduğunun bir kere kanıtlanması
değil midir?

Altını çizerek yazıyorum, yalnızca bu polis şefleri değil, bu tezgaha bulaşan yargı mensupları da zerre kuşkunuz olmasın; bir bir hesap verecek ve
o güne yaklaşılıyor.

İşte kriz işaretleri!

Fitch ve Moodys dahil bütün uluslararası kredi derecelendirme kuruluşlarının
son raporlarına göre en kırılgan ülke Türkiye ve en önemli sorunu önümüzdeki bir yıl içinde yapacağı 205 milyar dolarlık dış ödeme (borç!) ile her geçen gün artan cari açık!

Kırılganlığı artıran husus ise dış kaynak gelmemesi bir yana sıcak paranın çıkmaya başlaması ki, Haziran’dan Kasım’a tablo eksi 3.9 milyar dolardır.

Evet bütün dünyada borsaları rekor üstüne rekor kırarken, İstanbul borsası düşüyor çünkü yabancılar kriz endişesi ile Türkiye’ye mesafeli.

Uzmanlara göre Dolar için önümüzdeki ilk üç ay için dillendirilen rakam
2.4 YTL dolayı ki; bunun anlamı, dışarıdan ucuz dolarla borç alan
Türk özel sektöründe iflasların başlamasıdır.

Özetle, sata sata yolun sonuna geldik ama bu işlerden anlayanların
ortak kanısı, kıyametin eşikte olduğudur! (6.12.13)

TÜSİAD’dan Gezi desteği


TÜSİAD’dan Gezi desteği

  • TÜSİAD YİK Başkanı Erkut Yücaoğlu, Gezi Parkı eylemleriyle ilgili olarak “Türkiye’de artık bu tabloların yaşanmaması lazım, bu tablolara bir son vermemiz lazım.” diyerek hükümeti eleştirdi.

TUSIAD


TÜSİAD Başkanı Muharrem Yılmaz
, TÜSİAD’ın Yüksek İstişare Konseyi toplantısında konuşma yaptı.

Yılmaz, finans piyasalarının yükselen piyasalara fon sağlayabilmelerinin ardında iki balon olduğunu söyledi.

 

“Bunlardan birincisi 2008 krizine kadar gelişmiş ülkelerde oluşan finansal balonuydu. İkincisi ise 2008 sonrasında merkez bankalarının aşırı gevşek para politikalarıyla ortaya çıkan finansal balon” diyen Yılmaz, “Her ikisinin de sürdürülemeyeceği pek açıktı. Nitekim FED‘den Haziran ayından başlayarak gelen işaretler bu ikinci dönemin bittiğine işaret ediyor.” şeklinde konuştu. Yılmaz sözlerini şöyle sürdürdü:

“Bundan sonra küresel finansman kaynaklarının daha kısıtlı, daha doğru ifade etmek gerekirse, daha gerçekçi olacağı bir düzende yaşayacağız. Büyüklüğü ve
dışa açıklığıyla Türkiye, bu küresel geçiş dönemlerinden önemli ölçüde etkileniyor. Gelişmekte olan ülkelerin tarihi potansiyel büyümelerinden bahsetmek mümkün olmayacak. Çin dahil bu ülkeler, büyümeleri aşağı revize etmek durumunda kalacak.”

Orta vadede büyümenin üç formülü

Bu yıl %4’ün altında büyüme olacağını söyleyen Yılmaz, Orta ve uzun vadede %6 büyüme gerektiğini belirterek büyümenin üç formülünü verdi:

“Bunlar arasındaki en önemli politika alanı 10. Kalkınma Planı‘nda da öngörüldüğü gibi iç tasarruf oranlarının artırılması ve daha da önemlisi nasıl artırılacağı konusudur. Büyüme oranlarının sürekli olarak yarattığı cari işlemler açığı probleminin, tek kalıcı çözümü, iç tasarruf oranlarının artırılabilmesidir. Mevcut düşük iç tasarruf oranımız dikkate alındığında, bu konu Türkiye ekonomisinin en önemli meselelerinden biri olmaya devam edecektir.

Bize göre en az 3 puan artırılması gereken iç tasarruf oranı için, öncelikli reform alanları;
kayıt dışı ile mücadele,
– sosyal güvenlik modelinin güçlendirilmesi,
– sigorta sisteminin geliştirilmesi ve
– sermaye piyasası araçlarına erişimin kolaylaştırılmasıdır.

İkinci kritik reform alanı ise, çözüm sürecinin başarıya ulaşmasıdır.
Siyaset, kendisinden bekleneni yerine getirdiği sürece, iş dünyası üzerine düşeni yapacak, ülke kalkınması hızlanacak ve bölgede refah artacaktır. Bu yıl içinde, Cizre’de sunmuş olduğumuz, TÜSİAD çalışmasının da gösterdiği gibi, Doğu ve Güneydoğu Anadolu Bölgesinin kalkınması, ekonomimize sağlayacağı katkıyla, potansiyel büyüme oranımızı 1 puan kadar artıracaktır.

Orta uzun vadeli büyümeyi, %6 seviyelerine getirecek olan 3. alan ise, arz yönlü bir dizi yapısal reformdur. Arz yönlü reform alanı aslında hepinizin aşina olduğu ve sürekli dile getirdiği bir alan: enerji sektörü reformlarından, gelir vergisi kanununa; fikri mülkiyet düzenlemelerinden, esnek işgücü uygulamalarına kadar, yaklaşık 50 maddeyi hemen sizlerle paylaşmak mümkün.”

‘Merkez Bankası’nı izleyeceğiz’

Merkez Bankası’nın politikalarına değinen Yılmaz, “Bizim Merkez Bankası’nın büyüme ve enflasyon arasında denge politikası yürüttüğünü görüyoruz. Faiz aracı kullanılmadı, kur yukarı gitti. Merkez Bankası çeşitli politika araçları kullanıyor. Bizim açımızdan bu politika aracı enflasyon hedefine ulaşıldığında yerinde olacak. Dünyadaki balon etkisi geçince enflasyon hedefinde sapma olacak. Merkez Bankası’nın politikalarını izleyeceğiz” şeklinde konuştu.

‘Demokratikleşme paketi üç amaca hizmet etmeli’

Çözüm süreci konusunda konuşan Yılmaz, “Yaklaşık 10 aydır şiddetin terörün durması toplumda memnuniyetle karşılanıyor. Bu sürecin kalıcı olması şu an gündemde olan demokratikleşme paketine bağlıdır. Paket üç amaca hizmet etmelidir” diyerek bu üç amacı şöyle sıraladı:

“Bir, Şiddet ve terörden arındırılmış olan ortamı ve toplumsal huzuru kalıcı hale getirecek siyasi adımların atılması.

İki, Türkiye’de temel hak ve özgürlükler konusunda geriye gidildiğine dair son dönemlerde gözlenen ve yaygınlaşan izlenimlerin ortadan kaldırılması ve güven ortamının arttırılması.

Üç, AB süreci ve çözüm sürecinin gereklerine uygun bireyi esas alan özgürlükçü bir Anayasa hazırlama çalışmalarına ivme kazandırılması.”

‘Türkiye ağır yükten kurtulmalı’

“Demokratikleşme paketinden bahsederken, unutulmasına izin vermek istemediğimiz bir büyük acıya, bir büyük soruna da değinmek istiyorum” diyen Yılmaz, “Türkiye’nin bazıları kırk yılını aşmış, uzun bir faili meçhul veya aydınlatılmamış siyasi suikastler ve kıyımlar listesi var. Yıllardır gerçekler ortada yok. Hrant Dink’in ailesinin umutsuzluk haykırışlarına duyarsız kalmak mümkün değil. Türkiye’nin demokratikleşme paketini, yeni anayasayı, Kürt sorununun çözümünü konuştuğu bir dönemde, karanlıkta kalan bu acı olayları aydınlığa kavuşturarak, bu ağır yükten de kurtulması gerektiğini, bir kez daha belirtmek isteriz.” şeklinde konuştu.

‘Toplumu ayrıştıran söylemlerden uzak durulmalı’

Yılmaz şöyle devam etti:

“Türkiye’nin 2000’li yılların başından bu yana sistemini özgürleştirmek, sivilleştirmek, demokratikleştirmek yönünde ciddi adımlar attığını hepimiz kabul ediyoruz. Bu dönemin kazanımları Türkiye’nin örnek bir ülke olarak görülmesini sağladı. Bu kazanımlarımızı güçlendirmeye ihtiyacımız var. Bu kazanımlardan geriye gitmek hepimiz için haksızlık olacaktır. Toplumu yoran, ayrışma ve kutuplaşma kaygıları yaratan sert söylem ve gerginliklerden kaçınmalı, Cumhuriyetimizin 100’üncü yıl hedeflerine kenetlenerek uzlaşma ve özveri içinde çalışabilmeliyiz.”

‘Batı karşıtı söylem gücümüzü azaltıyor’

Son günlerde artan Batı karşıtı söyleme de değinen Yılmaz,

“Bu huzursuzluk yaratıyor. Birçok ülkenin Türkiye’ye düşman olduğu söylemi Türkiye’nin uluslararası alanda gücünü azaltıyor.” dedi. “Batı’nın bir başka önemli özelliği ise, demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü ve tüm inançlara saygılı laik yönetim anlayışını benimsemiş olmasıdır” diyen Yılmaz, “Özünde, “Türkiye – AB Katılım Ortaklığı” belgesi uyarınca, uymayı taahhüt ettiğimiz, Kopenhag siyasi kriterlerinin içeriği de bundan ibarettir. Bunlardan uzaklaşmak Türkiye açısından bir çıkmaz yola girmek demektir” şeklinde konuştu.

‘AB süreci hedefe yerleştirilmeli’

Yılmaz, AB üyelik sürecinin yeniden hedefe yerleştirilmesi gerektiğini söyledi ve
22, 23 ve 24’üncü müzakere başlıklarının açılmasının önemine dikkat çekti.

‘Suriye’de askeri müdahale olmadan çözüm gerekli’

TÜSİAD Başkanı, hükümetin Suriye politikasının etkili olmadığını belirterek, “Umudumuz, askeri müdahale olmaksızın kalıcı çözümün sağlanması” diye konuştu.

Yücaoğlu: Şiddet potansiyeli olan ülke algısı yarattık

TÜSİAD YİK Başkanı Erkut Yücaoğlu da yaptığı konuşmada şunları söyledi:

“OVP’nin revize edilmesi gerekiyor. Cari açığın en büyük neden enerji.
Başka bazı ülkelerde de enerji açığı var. Onlar da net ithalatçı. Ancak onlar katma değerli ürünler yaratıp döviz rezervlerini artırıyorlar. Enerji açığı var deyip kabul etmemek lazım. Başka ürünlerle bu açığı kapamalıyız. Bunun için de yapısal reformlar ve sanayi stratejisi hayata geçmelidir.”

Gezi Parkı olaylarına da değinen Yücaoğlu, artarak devam eden tepkinin yarattığı gerilimin, şiddete eğilimli bazı gruplar tarafından kullanılıp çevreye zarar verildiğini anlattı. Yücaoğlu, “Bu üzücü olayların yaşanması can kayıplarına ve çok sayıda yaralanmaya neden oldu.

  • Kim olduğunu tam bilemediğimiz 7-8 sopalı adamın bir genci ölümüne sebep olacak şiddetle dövmesinin, kameralarla saptanan resimleri kamuoyunun aklından çıkmıyor. Kimdir bu adamlar?

Evet, suçlu olarak yakalananlar var, elbet cezalarını çekecekler ama Türkiye’de artık bu tabloların yaşanmaması lazım, bu tablolara bir son vermemiz lazım” dedi. Protestonun ifade özgürlüğü sınırları içinde başladığını dile getiren Yücaoğlu, “Eğer hoşgörü ve diyalog içinde ele alınabilseydi, Türkiye gülümseyen ve barışçı eylemlerin yaratıcılığını seven bir yüzünü dünyaya göstermiş olacaktı. Bunun yerine ifade özgürlüğü baskı altında ve şiddet potansiyeli olan bir ülke algısı yarattık.” değerlendirmesini yaptı. (Cumhuriyet portal, 20.9.2013)

Bülent Arınç: Maalesef savaş çıkmadı!

Dostlar,

İbret olsun diye paylaşalım..

  • Bülent Arınç hazretleri : “Maalesef savaş çıkmadı!”
    buyurmuşlar..

Bir de Bay Arınç’ın Türkçesini biraz geliştirmesi gerek..

..Hrant Dink ile ilgili cinayet..” diyor..

Doğrusu : “Hrant Dink cinayeti..”

Korkarız, benzer muhakeme hataları başkaca konularda us yürütürken de oluyordur??

Kendi ana dilini hatalı semantikle (dil mantığı) kullananların
sağlıklı uslamlama (akıl yürütme) yapmaları olanağı var mıdır??

Sevgi ve saygı ile.
Datça, 13.9.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

====================================

Bülent Arınç: Maalesef savaş çıkmadı!

portresi

Başbakan Yardımcısı Bülent Arınç
,
ABD Dışişleri Bakanı Kerry‘nin açıklamasının
Suriye’ye müdahaleyi ortadan kaldırdığını söyledi.

 

Arınç, NTV’de katıldığı bir programda Suriye’ye müdahale konusundaki soruları yanıtladı. BM Güvenlik Konseyi‘nden Rusya ve Çin yüzünden bir karar çıkmadığını belirten Arınç, “Gönüllüler koalisyonu için ABD, Fransa ve Almanya’nın ön alması gerekirdi” dedi. Arınç,

  • “Kerry’nin kimyasal silahların teslimiyle ilgili sözü,
    maalesef müdahale imkânını ortadan kaldırdı.” diye konuştu.

Açılım paketi

Arınç, açılım paketiyle ilgili soruyu ise şu yanıtı verdi:

“Farklı düşüncelerin bir arada yaşayabilmesi için tedbirler almamız gerekiyor.
Hrant Dink ile ilgili cinayet aklıma geliyor. Kasten öldürme suçu, nefretle işlenmişse daha büyük ceza verilecek. Ekim ayı içinde yasalaştırmış olacağız.
Özgürlüklerin alanının genişletilmesi anlamında yaptık.”

(http://www.aydinlikgazete.com/guendem/24960-bulent-arinc-maalesef-savas-cikmadi.html, 13.9.13)