BERABER YÜRÜDÜK

BERABER YÜRÜDÜK

Suay Karaman

28 Ağustos 2008 ile 27 Ağustos 2010 arasında 26. Genelkurmay Başkanı olarak görev yapan Orgeneral İlker Başbuğ, 14 Nisan 2009’da Harp Akademileri’nde yaptığı konuşmada cemaat ile tarikatların demokrasi dışı yapılanmaları ve TSK aleyhinde olumsuz çalışmalar yaptığı üzerinde durmuştu. Bu konuşma ile FETÖ’nün hedefi olduğu gibi FETÖ ile beraber yürüyenlerin de tepkisini çekmişti.

28 Ocak 2020’da bir TV kanalında programa katılan Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’un açıklamaları kimi beraber yürüyenleri kızdırdı. Kızmalarının nedeni ise Başbuğ’un FETÖ’nün siyasi ayağına ilişkin söylediği sözlerdi. Özellikle görev süresinde yaptığı kimi hatalara karşın, İlker Başbuğ’un bu TV programındaki konuşmaları çok önemlidir.

Herkesin FETÖ’nün siyasi ayağını arayıp da bulamadığı bir ortamda Başbuğ, “Ergenekon’dan Çıkış” kitabında yazdığı somut olayları TV programında anlattı ve şunları söyledi:

    • “FETÖ’nün siyasi ayağı var mıdır? Vardır. Yok dersek, gerçeği inkâr olur. Askere sızmış, polise sızmış, yargıya sızmış, üniversiteye sızmış bir örgütün siyasal partilere sızmadığını düşünmek akla ziyandır. Mutlaka vardır, hatta her partide de vardır. Kimdir? Bu konuda ben karar verici ya da yorum yapıcı olamam. Bunu yargının çıkarması lazım. Ama burada siyasi iradenin de ağırlığını koyması lazım.”

25 Haziran 2009’da TBMM’de AB’ye uyum süreciyle ilgili olarak ‘Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’ tasarısı görüşülürken gece yarısı 2 önerge verildi. 1. önergeyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 3. maddesine ekleme yapıldı, 2. önergeyle aynı yasanın 250. maddesinin 1. fıkrasında değişiklik yapıldı. Her 2 önerge askeri yargının konusu olan kimi soruşturmaların FETÖ’nün elindeki özel yetkili mahkemelere geçmesini sağlayacak düzenlemeleri içermekteydi. Bu önergeleri verenler belli, önergelere katılanlar belli, oy verenler bellidir; o zaman FETÖ’nün siyasi ayağına ulaşmak kolaydır.

1. önerge ile asker olmayan kişilerin askeri mahkemelerde yargılanmasına son verilmesi amaçlanmıştı. 2. önerge ile savaş durumu dışında askeri kişilerin askeri yerlerde işledikleri suçlar nedeniyle sivil mahkemelerde yargılanmasının önü açılıyordu. 2. önerge ile getirilen değişiklik Anayasanın 145. maddesine aykırıydı ama ‘ileri demokrasilerde’ böyle aykırılıkların olması doğaldı (!). Doğal olmayan, hukuk devletinde böyle bir uygulamanın olmasıydı. Buna “sivil darbe” adı verilmektedir. İlker Başbuğ tarafından Anayasaya aykırılığının kezlerce anlatılmasına karşın, bu yasanın dönemin cumhurbaşkanı tarafından nasıl onaylandığı da sorgulanmamıştır.

1. önerge 12 Haziran 2009’sa Albay Dursun Çiçek’e kurulan İrticayla Mücadele Eylem Planı kumpasıyla ilgiliydi ve bu sayede dosya, askerin elinden alınarak FETÖ’nün savcılarına teslim edildi. Bu olayla ilgili olarak Erzincan Cumhuriyet Savcısı İlhan Cihaner de tutuklandı. 2. önerge ise 4 Mart 2009’da Kayseri’de Hava Kuvvetleri’nin bilgisayar sistemine sahte evrak sokan asker ve sivillerden oluşan gizli bir yapılanmayla ilgiliydi, FETÖ’cülerin suçüstü yakalandığı bir dosyaydı. Suçu işleyen askerler ışık evlerinde yetiştiklerini itiraf etmiş, FETÖ ile bağlantıları ortaya çıkarılmıştı. Asker, FETÖ’yü açığa çıkarmak için somut delil bulmuşken yasa değişikliği ile bu dosya da askerden alınarak FETÖ’cü savcılara teslim edildi. Bu iki önergeden en çok yararlananın FETÖ olduğu bellidir. Eğer bu iki değişiklik yapılmasaydı Kayseri ve Erzincan soruşturmaları sonucunda 2009’da bile FETÖ’ye ciddi bir darbe vurulabilirdi.

CHP ve MHP bu değişikliklere karşıydı. CHP, bu yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu ve 21 Ocak 2010’da iptal edilmesini sağladı. Ancak bu değişiklik, 12 Eylül 2010 halk oylamasıyla Anayasa değişikliği paketinin içine konarak, yasalaştı. CHP ve MHP, bu değişikliğe de hayır oyu vermişti. Bu halk oylamasından sonra yüksek yargı da FETÖ’cülerin denetimine girdi.

Bu önergelerden sonra kabul edilen yasa ile yaklaşık 70 general ve amiral ile 25 albay yargılandı, haksız yere ceza aldı ve hapse atıldı. Türk Silahlı Kuvvetlerinde çok geniş çaplı bir tasfiye gerçekleştirildi. Cumhuriyet değerlerine bağlı subayların Orduyla ilişikleri kesildi. Bu subaylardan boşaltılan yerlere de FETÖ’cü subaylar getirildi.

İlker Başbuğ, 6 Ocak 2012 ile 7 Mart 2014 arasında ‘silahlı terör örgütü yöneticiliği ve hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçlamalarından tutuklandı. Zamanın başbakanı Tayyip Erdoğan, İlker Başbuğ’un tutuklanmasının yanlış olduğunu ve bir örgüt elemanıymış, bir örgütün mensubuymuş gibi yaklaşımları da kesinlikle çok çirkin bulduğunu açıklamıştı.

Bugün o önergelere verdikleri imzalara sahip çıkanlar, FETÖ’nün kurduğu kumpasa da sahip çıkmaktadırlar. Buradan yola çıkarak, Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk gibi davalara da sahip çıkmaktadırlar. O gün Ergenekon davasının savcısı olduğunu söyleyenler (AS: o dönemin Başbakanı RTE), bugün kandırıldıklarını söylemektedirler!

5 Şubat 2020’de AKP’nin grup toplantısında konuşan genel başkan Tayyip Erdoğan şunları söyledi:

  • “Zaman zaman yanlış değerlendirmeleriyle kamuoyunun önüne çıkan eski bir Genelkurmay Başkanı, 25 Haziran 2009’da yapılan düzenlemeyi bahane ederek, Meclisimizi toptan itham eden birtakım açıklamalar yapmıştır. Bu düzenlemenin amacı darbelere zemin hazırlanmasını önlemekti. Darbelere zemin hazırlayan, hukukun işlemesinin önüne geçen yanlış bir uygulamanın düzeltilmesidir. Tüm partilerin desteği ile çıkarılan bir düzenlemenin üzerine FETÖ gölgesi düşürülmeye çalışılması en hafif tabiriyle Meclis’e saygısızlıktır.
  • Bütün milletvekillerini Başbuğ hakkında dava açmaya çağırıyorum.”

Bunun üzerine 25 Haziran 2009’da önergelerin altında imzası bulunan AKP milletvekilleri Bekir Bozdağ, Ahmet Aydın, Mustafa Elitaş, Mehmet Ceylan, Ahmet Müfit Doğan ve Yahya Doğan, genel başkanlarının talimatına uyarak, avukatları aracılığıyla savcılığa suç duyurusunda bulundular. İlker Başbuğ’un “FETÖ’nün siyasi ayağına yönelik iddialarına” aradan 10 gün geçtikten sonra suç duyurusunda bulunulması da dikkat çekicidir.

17-25 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet olaylarının ardından, FETÖ ile ipler koparıldı. Birçok kişinin yaşamını yitirmesine, intiharlara neden olan davaların kumpas olduğu ortaya çıktı ve sanıkların hepsi aklandı. Fethullah Gülen ile ortaklık kuranlar, kutlu doğum haftası düzenleyenler, “ne istedi de vermedik” diyenler, kandırıldık diyerek işin içinden sıyrılmaya çalıştılar.

Özellikle 17-25 Aralık öncesinde yapılan anayasal ve yasal düzenlemelerden FETÖ’nün yararlandığına ve kendi amaçlarına ulaşmak için Türk Silahlı Kuvvetleri’nde geniş çaplı bir tasfiye yapılmasına dikkat çeken İlker Başbuğ’un, TBMM’yi toptan FETÖ’cü ilan ettiğini öne sürmek açık bir çarpıtmadır. Başbuğ’un sözleri TBMM’yi itham etmiyor ancak FETÖ için yapılan yasal düzenlemenin arkasındaki aklı sorgulamayı önermektedir.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı 15 Temmuz Genelkurmay Çatı Davası’nın iddianamesinde “FETÖ’nün 2008-2014 yılları arasında Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ele geçirdiği, 2013 yılı Yüksek Askeri Şura‘sı sonrasında terfi eden generallerin neredeyse tamamının FETÖ üyesi olduğu, tüm düzenlemelerin siyasi otoriteye yaptırıldığı” açıklanmıştır. Bu iddianame, İlker Başbuğ’un açıklamalarını doğrulamaktadır. Şimdi akla şu soru gelmektedir: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı için de herhangi bir yaptırımda bulunulacak mıdır?

CHP, TBMM’de FETÖ’nün siyasi ayağının tartışılmasını istedi ancak AKP ile MHP bunu kabul etmedi.

“Beraber yürüdük biz bu yollarda,
beraber ıslandık yağan yağmurda,
ne istediler de vermedik,
bitsin bu hasret..”

sözlerinin arkasına sığınarak, FETÖ’nün siyasi ayağına ulaşmak zordur. Ancak bir gün kesinlikle bu olayların perde arkasındaki gizli ilişkiler açığa çıkarılacak ve gerekenler yapılacaktır.

Genelkurmay Başkanı Sn. Org. Necdet ÖZEL Paşa’ya Açık Mektup…


Genelkurmay Başkanı Sn. Org. Necdet ÖZEL Paşa’ya Açık Mektup… 

Dostlar,

Değerli E. Tuğa. Türker Ertürk, aşağıdaki yazısını 12.11.2013’te bize ulaştırmıştı..
Biraz ağır bulduk ve TSK’yı kurumsal olarak yıpratma hakkımızın olmadığını düşündük, yazıyı beklemeye aldık. Ancak aradan 8 ay geçti ve haksız – hukuksuz yasak kararının genişletilerek uzatıldığını öğrendik, ilk 6 aylık tuhaf Orduevi yasağının ardından..

Bu yazıyı, bize göre biraz “tepkisel” de olsa (Sn. Ertürk’e göre “az” bile olabilir!?) yayımlama zamanı geldi, geçiyor.. (Aşağıda sunuyoruz..)

Gn. Kurmay Bşk. Sn. Özel geçtiğimiz hafta “zona” hastalığına yakalandı.
Ağır geçiriyor olmalı ki, GATA’ya yatırıldı ve 15 gün de hekim raporu verildi.

Çook kıdemli (38 yıl!) bir hekim olarak söyleyelim.. Zona virüs etmenli (viral, virütik)
bir hastalıktır. Sinirleri tutar.. Özellikle kaburgalar arasındaki interkostal duyu sinirlerini..
O bölgede ağrılı veziküler döküntüler (içi sıvı dolu kabarcıklar) oluşur.
Hastalığın 2 temel niteliği vardır :

1. Son derece ağrılıdır (nevralji), dayanılması güçtür; güçlü ağrı kesicilerle
ağrı yönetimi yapılmalıdır.

2. Nedeni; bağışık sistemin değişik nedenlerle, başta stres olmak üzere (bulaşıcı hastalıklar, kanser, beslenme bozuklukları, aşırı yorgunluk vb.) zorlanması ve
bir ölçüde de yetersizliğe düşmesidir. Organizma bir anlamda alarm vermekte ve
“imdat” çığlığı atmaktadır gerçekte.

Sn. Org. Özel’e elbette bir insan ve hekim olarak hızla şifa dileriz öncelikle.
Fazıl Hüsnü DAĞLARCA‘nın deyimi ile özel Paşa ,“İyileş de gelecek olsun!”

Ancak, yaşananları açık deyimle ve üzüntüyle

  • AKP İKTİDARININ T.C. GENELKURMAY BAŞKANI ORG. NECDET ÖZEL’e ZONA DÖKTÜRDÜĞÜNÜ… saptamamız gerekecektir.

Dileriz, bu musibet bir işlev yüklensin ve Sn. Komutan Özel, “özel bir muhasebe” yapsın,
hiç yoktan kendi vicdanına özeleştiri versin daha çok gecikmeden..
Şu eli kulağında kritik Yüksek Askeri Şura öncesinde özellikle..

  • Paralel yapı” kılıflı gerici – şeriatçı kılıcın TSK’yı bir kez daha doğramasına var gücüyle karşı koyması zorunluğunu anımsatsın..

Haydi Necdet Paşa, toparla kendini.. Hala çok geç değil..

Ertürk Amiral, hiç de haksız olmamak üzere;

  • “Açılım”ın önünü açabilmek için kafeslenmiş ve zindanlara atılmış askerlerini koruyamıyor ise..”

diye çok ağır bir suçlama getiriyor size.. Siz, bundan sonra atacağınız doğru – yürekli – yurtsever adımlarla bu çoook olumsuz ve haketmemeniz gereken izlenimi silebilirsiniz..
Silmelisiniz.. Çoluk- çocuğunuza olumlu – onurlu bir kalıt bırakmalısınız..

Haydi Sayın Paşam, son kredilerimizi de size sunuyoruz..

  • Haydi Sayın Özel; yığınakta hata yaparak ülkemizi de kendinizi de bitirmeyin..

Biz, her şeye ve peeek çok kimseye karşın sizden umudumuzu kesmedik.
Siz, en azından o Peygamber Ocağı’nın ürünüsünüz ve 45 yıldır bizim de finanse ettiğimiz (15 yaşından beri çalışıyor ve vergi veriyoruz..) karavanayı yediniz..
Bunları yazmaya hem hakkımız var hem de 26+ yıllık bir hekim üniversite hocası olarak boynumuzun borcudur.

Ülkeye ve Ulusa iliklerinize, hücrelerinize dek, ölene dek.. minnet borçlusunuz..

Bu yazıda bile, inançlarınız gereği, şu Ramazan günü bir “hayır” bulabilirsiniz..
Sahi, durup dururken bu yazıyı biz neden yazdık ki Sn. Özel ??

Mektubun tek sayfa A4 pdef formu : Genelkurmay_Baskani_Necdet_OZEL’e_Acik_Mektup

Sevgi ve saygı ile.
14 Temmuz 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

===================================================

KOMUTAN KİMDİR??

portresi_sade

 

 

Türker ERTÜRK

 

 

Arkadan hançerlendiğimizi hafta sonu Milli Merkez’in düzenlediği Forum’a katılmak için gittiğim Mersin’de öğrendim. Genel Kurmay Başkanlığı yazılı emir vermiş ve bu köşenin yazarının da aralarında bulunduğu toplam 28 emekli ve muvazzaf askerin orduevlerine girişini yasaklamış. Yasaklama listesinde toplam 5 emekli general ve
amiral var. Bu 5 ismin yasaklanması bizzat Necdet Bey tarafından istenmiş.

Dün akşam Bağdat Caddesi Forumu’nun düzenlediği konferansta konuşmacı olarak Caddebostan Kültür Merkezi’ndeydim. Yarın İzmir’de, Cumartesi Beşiktaş’ta haftaya Salı Bakırköy’deyim.

İstifa ederek mesleğimden ayrılmamın üzerinden tam olarak 40 ay geçti.
Bu süre içinde çıktığım televizyon ve radyo programları, küçük çaplı sohbetler dışında ortalama olarak her hafta bir yerde konuşmuşum. Bu zaman içinde yalnız Türkiye’de değil Türklerin yoğun yaşadığı dünyanın her yerine gitmişiz. Mesafeleri üst üste toplayınca dünyanın çevresini iki kez dolaştığımızı söylersek
yanlış olmaz.

Konuştuğumuz yerlerde Atatürk’ü, Türk DevrimleriniTürkiye Cumhuriyeti’nin kuruluş ideolojisini, tarihimizi, ülkemizin jeopolitik ve jeostratejik önemini, denizciliğimizi, emperyalizmin ülkemiz ve bölgemiz hakkında geliştirdiği projeleri, Ergenekon, Balyoz ve Casusluk gibi operasyonel hukuk davalarını, Türk Silahlı Kuvvetleri’ne karşı yapılan tertibi, denizcilerimizin niçin öncelikli hedef olduğunu anlatmaya çalışıyorum.

TSK İç Hizmet Yönetmeliği, subaylar, askeri memurlar ve astsubaylar ile bunların emeklilerinin orduevleri ve askeri gazinoların doğal üyeleri olduğunu belirttikten sonra bunların hangi durumlarda girişlerinin geçici veya sürekli olarak yasaklanabileceğini belirtmiştir. Bu durumlar şöyle özetlenebilir.

İrticacı, yıkıcı ve bölücü müyüz?

1. Orduevi ve askeri gazinolarda siyasal konuşma yapanlar, siyasal telkin ve öneride bulunanlar, yasal ve yasa dışı siyasal parti ve örgütlerin propagandalarını yapanlar,

2. Sarkıntılık, ırza tecavüz ve askeri haysiyet ve şerefe dokunan fiilleri işleyenler,

3. İrticai, bölücü ve yıkıcı faaliyetler içinde yer alanlar,

4. Emeklilerden, muvazzaflık dönemde bulunduğu görev ve görev yerleri hakkında demeç veren, yazı yazan, açıklamalarda bulunan, amir ve komutanlara karşı
güven duygusunu yok etmeye yönelik söz ve davranışta bulunanlar.

Şimdi merak ediyorum Necdet Bey,
Bu maddelerden hangisine dayanarak bizim 6 ay süre ile Orduevlerine girişimizi yasaklamıştır. Yazdıklarımız ve konuşmalarımız ortada!
Yoksa irticacı, yıkıcı ve bölücü müyüz?

Bugüne dek Necdet Bey hakkında “Ters L, Topukcan, Tombalak“ olmak üzere
neler söylenmedi ve yazılmadı ki! Arşivlere girin ve sosyal paylaşım sitelerine bakın,
ne demek istediğim daha iyi anlaşılacak. Bunların hiçbirinin yanında olmadık,
çünkü başka bir Silahlı Kuvvetleri’miz yoktu!

Nereye gitsek emeklisinden görevdekine, büyüğümüzden küçüğümüze dek her düzeyde askerin teveccühüne mazhar oluyoruz (AS: sevgisiyle karşılaşıyoruz..).
Eğer biz görevde iken emrimizdekileri satsaydık, sahip çıkmasaydık istifa ettikten sonra susup keyfimize keyif katsaydık bunlar olabilir miydi? Yasak duyulur duyulmaz yalnızca Türkiye’den değil dünyanın her yanından binlerce ileti aldığımı “Bizim evimiz sizin orduevinizdir“ çağrısı ile karşı karşıya kaldığımı biliyor musunuz?

Niçin 6 ay, deneme süresi mi? Eğer susar bu hukuksuzluklara, göz göre göre bölünmeye ve parçalanmaya doğru gidişe ve emperyalist işbirlikçiliğine ses çıkarmaz isek beni affedecek misiniz?

Yasak şeref madalyasıdır

Bu yasak benim için onurdur ve şeref madalyasıdır. Ya o listede benim adım olmasaydı, ben ne yapardım? Halkın önüne konuşma yapmak için nasıl çıkardım?

Çok sevdiğim mesleğimden ayrıldıktan sonra geçen bu 40 ay içinde 10 kez bile Orduevlerine girmediğimi biliyor musunuz? Yine bu süre içinde TSK’ya ait kış ve yaz kamplarından yararlanmadım ve yararlanma girişiminde bile bulunmadım.
Ayrıca susarak, TSK’ya ait arpalıklardan huzur haklı yönetim kurulu üyeliği istemim de olmadı!

Bu nedenle bana getirilen bu yasaklama kararı, yalnızca TSK ile olan manevi bağıma saldırıdır. Üç kuşaktır asker ve denizci olan ve istiklal savaşı madalyası taşıyan bir aileye düşmanca bir saldırıdır. Asla affedilmeyecektir.

Kimi vardır oturduğu makama şan ve şeref verir, kimi vardır oturduğu makamın saygınlığını aşındırır ve beş paralık eder.

Bir komutan, “Açılım“ın önünü açabilmek için kafeslenmiş ve zindanlara atılmış askerlerini koruyamıyor ise Reşat Çiğiltepe’yi düşünür ve gereğini yapar!

Niye Necdet Bey biliyor musunuz? Çünkü bilgisi, tavrı, önderliği ve yıkılmaz iradesi ile kıtayı, birliği, uçakları, gemileri, orduları ve donanmayı peşinden gelmeye mecbur eden kimse, komutan odur!

Saygılar sunarım.
(12.11.2013)

Neresi Yanlıştı?

HUKUK POLİTİKASI

Prof. Dr. Hayrettin Ökçesiz
okcesizhayrettin@gmail.com

Neresi Yanlıştı ??

1 – Anayasamızda Cumhuriyet’in temel nitelikleri arasında yer alan ve yine Anayasanın 4’üncü maddesi ile güvence altına alınan laiklik ilkesi büyük bir titizlik ve hassasiyetle korunmalı, bunun korunması için mevcut yasalar hiçbir ayırım gözetmeksizin uygulanmalı, mevcut yasalar uygulamada yetersiz görülüyorsa yeni düzenlemeler yapılmalıdır.

2 – Tarikatlarla bağlantılı özel yurt, vakıf ve okullar, devletin yetkili organlarınca denetim altına alınarak, Tevhid-i Tedrisat Kanunu gereği Milli Eğitim Bakanlığı’na devri sağlanmalıdır.

3 – Genç nesillerin körpe dimağlarının öncelikle Cumhuriyet, Atatürk, vatan ve millet sevgisi, Türk milletini çağdaş uygarlık düzeyine çıkarma ülkü ve amacı doğrultusunda bilinçlendirilmesi ve çeşitli mihrakların etkisinden korunması bakımından:
a – 8 yıllık kesintisiz eğitim, tüm yurtta uygulamaya konulmalı.
b – Temel eğitimi almış çocukların, ailelerinin isteğine bağlı olarak, devam edebileceği Kuran kurslarının Milli Eğitim Bakanlığı sorumluluğu ve denetiminde faaliyet göstermeleri için gerekli idari ve yasal düzenlemeler yapılmalıdır.

4 – Cumhuriyet rejimine ve Atatürk ilke ve inkılaplarına sadık, aydın din adamları yetiştirmekle yükümlü, milli eğitim kuruluşlarımız, Tevhid-i Tedrisat Kanunu’nun özüne uygun ihtiyaç düzeyinde tutulmalıdır.

5 – Yurdun çeşitli yerlerinde yapılan dini tesisler belli çevrelere mesaj vermek amacıyla gündemde tutularak siyasi istismar konusu yapılmamalı, bu tesislere ihtiyaç varsa, bunlar Diyanet işleri Başkanlığı’nca incelenerek yerel yönetimler ve ilgili makamlar arasında eşgüdümle gerçekleştirilmelidir.

6 – Mevcudiyetleri 677 sayılı yasa ile men edilmiş tarikatların ve bu kanunda belirtilen tüm unsurların faaliyetlerine son verilmeli, toplumun demokratik, siyasi ve sosyal hukuk düzeninin zedelenmesi önlenmelidir.

7 – İrticai faaliyetleri nedeniyle Yüksek Askeri Şûra kararları ile Türk Silahlı Kuvvetleri’nden (TSK) ilişkileri kesilen personel konusu istismar edilerek TSK’yi dine karşıymış gibi göstermeye çalışan bazı medya gruplarının Silahlı Kuvvetler ve mensupları aleyhindeki yayınları denetim altına alınmalıdır.

8 – İrticai faaliyetleri, disiplinsizlikleri veya yasadışı örgütlerle irtibatları nedeniyle TSK’dan ilişkileri kesilen personelin öbür kamu kurum ve kuruluşlarında istihdamı ile teşvik unsuruna olanak verilmemelidir.

9 – TSK’ya aşırı dinci kesimden sızmaları önlemek için mevcut mevzuat çerçevesinde alınan tedbirler; öbür kamu kurum ve kuruluşları, özellikle üniversite ve diğer eğitim kurumları ile bürokrasinin her kademesinde ve yargı kuruluşlarında da uygulanmalıdır.

10 – (…)

11 – Aşırı dinci kesimin Türkiye’de mezhep ayrılıklarını körüklemek suretiyle toplumda kutuplaşmalara neden olacak ve dolayısıyla milletimizin düşmanca kamplara ayrılmasına yol açacak çok tehlikeli faaliyetler yasal ve idari yollarla mutlaka önlenmelidir.

12 – (…)

13 – Kıyafetle ilgili kanuna aykırı olarak ortaya çıkan ve Türkiye’yi çağdışı bir görünüme yöneltecek uygulamalara mâni olunmalı, bu konudaki kanun ve Anayasa Mahkemesi kararları taviz verilmeden öncelikle ve özellikle kamu kurum ve kuruluşlarında titizlikle uygulanmalıdır.

14 – 16 (…)

17 – Ülke sorunlarının çözümünü “Millet kavramı yerine ümmet kavramı” bazında
ele alarak sonuçlandırmayı amaçlayan ve bölücü terör örgütüne de aynı bazda yaklaşarak onları cesaretlendiren girişimler yasal ve idari yollardan önlenmelidir.

18 – (…) (Yer darlığı yüzünden bazı ikincil önemdeki maddeleri yazamadım.
Tam metin için. Bkz. www.uludagsozluk.com/k/28-şubat-kararları/)

Bu maddeler içinde, temel hak ve özgürlükleri özünde ihlale yol açabilecek olanları elbette vardır. Bunlar ülkemizin üyesi bulunduğu ulusalüstü ve uluslararası hukuk kazanımları çerçevesinde bağımsız ve yansız yargıyla kesinlikle durdurulabilirdi. Ancak hükümet partisinin on yıldan beri bu belgeyi, gericiliğin kapılarını sonuna kadar açan ve ülkemizi uçurumun eşiğine getiren siyasetine kalkan yapmış olması bağışlanabilecek bir durum değildir.

Yanlış olan şey, bunları 12 Eylül Kafası’yla uygulamaya çalışmaktı
ve şimdi 31 Mart kafasıyla reddetmektir.

Bundan sonra bize düşen şey,

  • Tam Bağımsız bir Türkiye Cumhuriyeti”ni özgürlükçü, demokratik sosyal bir hukuk devleti felsefesiyle yeniden kurup, yaşatmaktır.
    (Cumhriyet Bilim Teknik, 16.08.13)

Can Dündar’a, AYDINLIK’a, ULUSAL KANAL’a, TGB’ye ve AKP zulmünün mağduru herkese selam ve dayanışma ile..

Dostlar,

Siyasal iktidar, çemberi giderek daraltıyor!

Yüksek Askeri Şura‘da alınan ve TSK’nın geleneklerini altüst eden kararlar,
22 valinin yerinin değiştirilmesi ve son olarak Gezi Parkı’nın halka gene kapatılması.

İktidar her şeyden nem kapar oldu, korku iklimi dağları sardı..
O yüzden mevziler daha da tahkim edilmekte..

Bu toplumun başından öyle demokratik yöntemlerle çekilme ufukta görünmüyor.

  • 5 Ağustos yaklaşırken AYDINLIK, ULUSAL KANAL ve TGB‘ye yönelik apaçık gözdağı nitelikli anti-demokratik hatta faşist baskıları kınıyoruz.

ABD Senatosu'nda Erdoğan'ı kızdıracak oturum

(YURT Gazetesi portalı, 4.8.13, 03:50)

  • Gözaltına alınan masum yurttaşlarımızın derhal serbest bıraklmasını diliyoruz.
  • İktidarı bu tür baskıcı girişimlerinden vazgeçmeye ve hukuk içinde kalmaya çağırıyoruz.

Silivri operasyonu; TGB ve  İP'e polis baskını

Bırakın insanlar anayasal toplantı ve gösteri hakkını kullansınlar.

Ne denli sertleşir hatta vahşileşirse vahşileşsinler,
baskıcı – faşist idarler er ya da geç tasfiye oluyor ve
halka hesap veriyorlar
.

Tarihten öğrendiğimiz bu yalın gerçektir.

Ne yazık ki AKP iktidarı da bu kısır döngüye sarmalandı..

Can Dündar’ı işsiz bıraktıkları yetmiyormuş gibi,
sanal ortamda iletişim araçlarını da engelleyecek ölçüde ileri gidildi

Yazık, çok yazık..

Bakan Binali Yıldırım soruna ivedilikle açıklık getirmelidir..

  • Can Dündar’a, AYDINLIK’a, ULUSAL KANAL’a, TGB’ye ve
    AKP zulmünün mağduru herkese selam ve dayanışma ile..

Sevgi ve saygı ile.
Altınoluk – Edremit, 4.8.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=====================================
Can Dündar’a sanal ortamda da baskı sürüyor..

portresijpg
Can Dündar’ın Twitter macerası kısa sürdü.
Milliyet Gazetesi’nin kısa süre önce yollarını ayırdığı Dündar’ın 01 Ağustos’ta açtığı ..@candundaradı adlı hesabı yaklaşık 24 saat sonra askıya alındı.

 

YOĞUN SPAM 

Yoğun spam nedeniyle twitter hesabı askıya alınan Can Dündar, bugün kişisel
web sitesi www.candundar.com.tr‘den bir açıklama yaptı.

“Bu daha başlangıç(tı). Mücadeleye devam” diyen Can Dündar, karşılaştığı engelin kendini yıldırmayacağının altını çizerek,

“Bundan sonra facebook’taki sayfamdan devam edeceğim” dedi.

“YANLIŞLIKLA MİLLİYET’E GİRDİM ZANNETTİM”

Twitter’ın da ayarının bozulduğunu belirten Dündar, “Görüntü gitti. Ekrana birkaç kez vurdum, fişi çıkarıp taktım. Bilgisayarı kapatıp baştan açtım. “Hesabın askıya alınmıştır” diye bir yazı çıktı. Yanlışlıkla Milliyet’e girdim zannettim önce…
Değilmiş. Twitter’da böyleymiş. Daha doğrusu Twitter da böyleymiş.

Öyle yüksek yerlerde hoşa gitmeyen şeyler yazılınca sistem kitlenirmiş. Birileri organize olup “spam” şikayetinde bulunursa sistem otomatik olarak
hesabı askıya alırmış.” diye konuştu.

YALÇIN AKDOĞAN HAKKINDA TWEETLER

Hesabın neden askıya alındığı henüz belli değil. Ancak, Dündar’ın
Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ın Başdanışmanlarından Yalçın Akdoğan hakkında attığı tweetlerin hesabın askıya alınmasına yol açtığı iddialar arasında.Hesap askıya alınmadan önce Dündar’ın Twitter hesabında takipçi sayılarındaki ani değişiklikler de dikkat çekti. Açılmasıyla beraber 15 binin üzerinde kullanıcının takip etmeye başladığı hesap bir ara 40’lara kadar düştü.
Buna hesabın spamlenmesinin yol açmış olabileceği konuşuluyor.

Dündar’ın hesabından attığı son tweetler ise şöyle:

– Yazılara buradan devam ediyoruz.
–  Başbakan Başdanışmanı Yalçın Akdoğan Habertürk’e, “28 Şubat’ta da,
27 Nisan’da da askerin talimatıyla hareket eden medya mensuplarının bir kısmı bugün hükümet müdahalesinden şikayet ediyor.” demiş.
– Üstümüze almıyoruz; 28 Şubat’ta, 27 Nisan’da askerin müdahalesine karşı yazdıklarımız ortada…
– Fark orada değil.
– Fark, o zaman 28 Şubat’a kızanların, bugün 28 Şubatçı kostümüne bürünmesinde..
– Aynı yöntemlerle patronlara “kovulacaklar listesi” dikte etmesinde…
– Akdoğan, “İnsanların ekmeğiyle oynamak bize düşmez.” demiş.
– “Patronlarıyla, yöneticileriyle aylardır görüşmediği medya gruplarındaki değişiklikler, haberi bile yokken O’na atfediliyor”muş.
– Yani, O aramıyormuş.
– O zaman bize “yukarının baskılarından” yakınan medya patronlarına ve yöneticilerine bir çağrı yapalım:
– Size kim baskı yaptıysa açıklayın!
– Yoksa “insanların ekmeğiyle oynama”nın sorumluluğu üzerinize kalacak.