BERABER YÜRÜDÜK

BERABER YÜRÜDÜK

Suay Karaman

28 Ağustos 2008 ile 27 Ağustos 2010 arasında 26. Genelkurmay Başkanı olarak görev yapan Orgeneral İlker Başbuğ, 14 Nisan 2009’da Harp Akademileri’nde yaptığı konuşmada cemaat ile tarikatların demokrasi dışı yapılanmaları ve TSK aleyhinde olumsuz çalışmalar yaptığı üzerinde durmuştu. Bu konuşma ile FETÖ’nün hedefi olduğu gibi FETÖ ile beraber yürüyenlerin de tepkisini çekmişti.

28 Ocak 2020’da bir TV kanalında programa katılan Genelkurmay eski Başkanı İlker Başbuğ’un açıklamaları kimi beraber yürüyenleri kızdırdı. Kızmalarının nedeni ise Başbuğ’un FETÖ’nün siyasi ayağına ilişkin söylediği sözlerdi. Özellikle görev süresinde yaptığı kimi hatalara karşın, İlker Başbuğ’un bu TV programındaki konuşmaları çok önemlidir.

Herkesin FETÖ’nün siyasi ayağını arayıp da bulamadığı bir ortamda Başbuğ, “Ergenekon’dan Çıkış” kitabında yazdığı somut olayları TV programında anlattı ve şunları söyledi:

    • “FETÖ’nün siyasi ayağı var mıdır? Vardır. Yok dersek, gerçeği inkâr olur. Askere sızmış, polise sızmış, yargıya sızmış, üniversiteye sızmış bir örgütün siyasal partilere sızmadığını düşünmek akla ziyandır. Mutlaka vardır, hatta her partide de vardır. Kimdir? Bu konuda ben karar verici ya da yorum yapıcı olamam. Bunu yargının çıkarması lazım. Ama burada siyasi iradenin de ağırlığını koyması lazım.”

25 Haziran 2009’da TBMM’de AB’ye uyum süreciyle ilgili olarak ‘Türk Ceza Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’ tasarısı görüşülürken gece yarısı 2 önerge verildi. 1. önergeyle 5271 sayılı Ceza Muhakemesi Kanununun 3. maddesine ekleme yapıldı, 2. önergeyle aynı yasanın 250. maddesinin 1. fıkrasında değişiklik yapıldı. Her 2 önerge askeri yargının konusu olan kimi soruşturmaların FETÖ’nün elindeki özel yetkili mahkemelere geçmesini sağlayacak düzenlemeleri içermekteydi. Bu önergeleri verenler belli, önergelere katılanlar belli, oy verenler bellidir; o zaman FETÖ’nün siyasi ayağına ulaşmak kolaydır.

1. önerge ile asker olmayan kişilerin askeri mahkemelerde yargılanmasına son verilmesi amaçlanmıştı. 2. önerge ile savaş durumu dışında askeri kişilerin askeri yerlerde işledikleri suçlar nedeniyle sivil mahkemelerde yargılanmasının önü açılıyordu. 2. önerge ile getirilen değişiklik Anayasanın 145. maddesine aykırıydı ama ‘ileri demokrasilerde’ böyle aykırılıkların olması doğaldı (!). Doğal olmayan, hukuk devletinde böyle bir uygulamanın olmasıydı. Buna “sivil darbe” adı verilmektedir. İlker Başbuğ tarafından Anayasaya aykırılığının kezlerce anlatılmasına karşın, bu yasanın dönemin cumhurbaşkanı tarafından nasıl onaylandığı da sorgulanmamıştır.

1. önerge 12 Haziran 2009’sa Albay Dursun Çiçek’e kurulan İrticayla Mücadele Eylem Planı kumpasıyla ilgiliydi ve bu sayede dosya, askerin elinden alınarak FETÖ’nün savcılarına teslim edildi. Bu olayla ilgili olarak Erzincan Cumhuriyet Savcısı İlhan Cihaner de tutuklandı. 2. önerge ise 4 Mart 2009’da Kayseri’de Hava Kuvvetleri’nin bilgisayar sistemine sahte evrak sokan asker ve sivillerden oluşan gizli bir yapılanmayla ilgiliydi, FETÖ’cülerin suçüstü yakalandığı bir dosyaydı. Suçu işleyen askerler ışık evlerinde yetiştiklerini itiraf etmiş, FETÖ ile bağlantıları ortaya çıkarılmıştı. Asker, FETÖ’yü açığa çıkarmak için somut delil bulmuşken yasa değişikliği ile bu dosya da askerden alınarak FETÖ’cü savcılara teslim edildi. Bu iki önergeden en çok yararlananın FETÖ olduğu bellidir. Eğer bu iki değişiklik yapılmasaydı Kayseri ve Erzincan soruşturmaları sonucunda 2009’da bile FETÖ’ye ciddi bir darbe vurulabilirdi.

CHP ve MHP bu değişikliklere karşıydı. CHP, bu yasanın iptali için Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu ve 21 Ocak 2010’da iptal edilmesini sağladı. Ancak bu değişiklik, 12 Eylül 2010 halk oylamasıyla Anayasa değişikliği paketinin içine konarak, yasalaştı. CHP ve MHP, bu değişikliğe de hayır oyu vermişti. Bu halk oylamasından sonra yüksek yargı da FETÖ’cülerin denetimine girdi.

Bu önergelerden sonra kabul edilen yasa ile yaklaşık 70 general ve amiral ile 25 albay yargılandı, haksız yere ceza aldı ve hapse atıldı. Türk Silahlı Kuvvetlerinde çok geniş çaplı bir tasfiye gerçekleştirildi. Cumhuriyet değerlerine bağlı subayların Orduyla ilişikleri kesildi. Bu subaylardan boşaltılan yerlere de FETÖ’cü subaylar getirildi.

İlker Başbuğ, 6 Ocak 2012 ile 7 Mart 2014 arasında ‘silahlı terör örgütü yöneticiliği ve hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs’ suçlamalarından tutuklandı. Zamanın başbakanı Tayyip Erdoğan, İlker Başbuğ’un tutuklanmasının yanlış olduğunu ve bir örgüt elemanıymış, bir örgütün mensubuymuş gibi yaklaşımları da kesinlikle çok çirkin bulduğunu açıklamıştı.

Bugün o önergelere verdikleri imzalara sahip çıkanlar, FETÖ’nün kurduğu kumpasa da sahip çıkmaktadırlar. Buradan yola çıkarak, Ergenekon, Balyoz ve Askeri Casusluk gibi davalara da sahip çıkmaktadırlar. O gün Ergenekon davasının savcısı olduğunu söyleyenler (AS: o dönemin Başbakanı RTE), bugün kandırıldıklarını söylemektedirler!

5 Şubat 2020’de AKP’nin grup toplantısında konuşan genel başkan Tayyip Erdoğan şunları söyledi:

  • “Zaman zaman yanlış değerlendirmeleriyle kamuoyunun önüne çıkan eski bir Genelkurmay Başkanı, 25 Haziran 2009’da yapılan düzenlemeyi bahane ederek, Meclisimizi toptan itham eden birtakım açıklamalar yapmıştır. Bu düzenlemenin amacı darbelere zemin hazırlanmasını önlemekti. Darbelere zemin hazırlayan, hukukun işlemesinin önüne geçen yanlış bir uygulamanın düzeltilmesidir. Tüm partilerin desteği ile çıkarılan bir düzenlemenin üzerine FETÖ gölgesi düşürülmeye çalışılması en hafif tabiriyle Meclis’e saygısızlıktır.
  • Bütün milletvekillerini Başbuğ hakkında dava açmaya çağırıyorum.”

Bunun üzerine 25 Haziran 2009’da önergelerin altında imzası bulunan AKP milletvekilleri Bekir Bozdağ, Ahmet Aydın, Mustafa Elitaş, Mehmet Ceylan, Ahmet Müfit Doğan ve Yahya Doğan, genel başkanlarının talimatına uyarak, avukatları aracılığıyla savcılığa suç duyurusunda bulundular. İlker Başbuğ’un “FETÖ’nün siyasi ayağına yönelik iddialarına” aradan 10 gün geçtikten sonra suç duyurusunda bulunulması da dikkat çekicidir.

17-25 Aralık 2013 yolsuzluk ve rüşvet olaylarının ardından, FETÖ ile ipler koparıldı. Birçok kişinin yaşamını yitirmesine, intiharlara neden olan davaların kumpas olduğu ortaya çıktı ve sanıkların hepsi aklandı. Fethullah Gülen ile ortaklık kuranlar, kutlu doğum haftası düzenleyenler, “ne istedi de vermedik” diyenler, kandırıldık diyerek işin içinden sıyrılmaya çalıştılar.

Özellikle 17-25 Aralık öncesinde yapılan anayasal ve yasal düzenlemelerden FETÖ’nün yararlandığına ve kendi amaçlarına ulaşmak için Türk Silahlı Kuvvetleri’nde geniş çaplı bir tasfiye yapılmasına dikkat çeken İlker Başbuğ’un, TBMM’yi toptan FETÖ’cü ilan ettiğini öne sürmek açık bir çarpıtmadır. Başbuğ’un sözleri TBMM’yi itham etmiyor ancak FETÖ için yapılan yasal düzenlemenin arkasındaki aklı sorgulamayı önermektedir.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın hazırladığı 15 Temmuz Genelkurmay Çatı Davası’nın iddianamesinde “FETÖ’nün 2008-2014 yılları arasında Türk Silahlı Kuvvetleri’ni ele geçirdiği, 2013 yılı Yüksek Askeri Şura‘sı sonrasında terfi eden generallerin neredeyse tamamının FETÖ üyesi olduğu, tüm düzenlemelerin siyasi otoriteye yaptırıldığı” açıklanmıştır. Bu iddianame, İlker Başbuğ’un açıklamalarını doğrulamaktadır. Şimdi akla şu soru gelmektedir: Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı için de herhangi bir yaptırımda bulunulacak mıdır?

CHP, TBMM’de FETÖ’nün siyasi ayağının tartışılmasını istedi ancak AKP ile MHP bunu kabul etmedi.

“Beraber yürüdük biz bu yollarda,
beraber ıslandık yağan yağmurda,
ne istediler de vermedik,
bitsin bu hasret..”

sözlerinin arkasına sığınarak, FETÖ’nün siyasi ayağına ulaşmak zordur. Ancak bir gün kesinlikle bu olayların perde arkasındaki gizli ilişkiler açığa çıkarılacak ve gerekenler yapılacaktır.

SİZİN “BORU” DEDİĞİNİZ ASLINDA…

SİZİN “BORU” DEDİĞİNİZ ASLINDA…

V. Murat Tulga / Emekli Kurmay Albay
Odatv.com, 07.02.2020

Sizin “boru” dediğiniz aslında kokuşmuş, çürümüş hukuk uygulamalarıdır, kumpaslardır. O “boru” hukuksuzluğun, adaletsizliğin ta kendisidir…

Genelkurmay Eski Başkanlarından Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, bir haber kanalına verdiği mülakatta, Meclisten bir gecede geçirilen torba yasadaki, “Asker kişilerin Özel Yetkili Mahkemelerde (ÖYM) yargılanması”na ilişkin maddeyi hatırlatarak, “26 Haziran 2009’da askeri şahısların, askeri mahalde işledikleri suçlar da dâhil ÖYM’de yargılanmasının önünü açan yasa teklifi getiriliyor. Bunu kim hazırladı? Tamamen FETÖ ile ilgili, bu araştırılsın” demiş.

Demiş de, noksan söylemiş.

Başbuğ’un görev süresince yaptıkları ve yapamadıkları tartışmaya açıktır. Bu süreçteki vebali çoktur. Bu nedenle ifadesi noksandır, sürecin tümünü kapsamamaktadır. Bu nedenle,“Ülkemiz insanı balık hafızalıdır, çabuk unutur, unutulmasın” diye ben kronolojiyi kabaca bir hatırlatayım dedim.

– 12 Şubat 2009 günü Taraf Gazetesi, askerlerin sivil savcılar tarafından soruşturulması için bir yazı kampanyası başlatır…

– Adli Tıp, Ulusal Elektronik ve Kriptoloji Araştırma Enstitüsü ve TUBİTAK’a yeni atamalar yapılır. (Bu kurumların verdiği evlere şenlik adli tıp, bilirkişi raporlarını hatırlayalım…)

– 26 Haziran 2009 günü gece baskını ile AKP, TBMM’de CMK/250 son maddeye değişiklik yapan (Asker kişilerin sivil mahkemelerde yargılanması) yasayı meclisten geçirir ve tasarı yasalaşır. (Neden? Çünkü Balyoz Davası hazırlanmaktadır, yakında piyasaya çıkartılacaktır.)

– Bu yasaya yönelik olarak ana muhalefet CHP Anayasa Mahkemesinde iptal davası açar.

21 Ocak 2010 günü Taraf Gazetesinde Sahte Balyoz belgeleri yayınlanır,  savcılar soruşturma başlatır. Aynı gün Anayasa Mahkemesi ana muhalefetin iptal davası hakkında karar verir, yasayı iptal eder. (Fakat buna rağmen sivil savcılar Balyoz soruşturmasını durdurmazlar!)

– AKP tarafından 12 Eylül Anayasa Değişiklik Referandum taslağına bu yasa tekrar ilave edilir ve 12 Eylül 2010 günü referanduma “Evet” çıkar.

– 12 Eylül 2010 referandumu için FETÖ lideri Gülen “Mezardakileri bile kaldırarak o referandumda evet oyu kullandırmak lazım” der.

– Bu referandumla HSYK, Anayasa Mahkemesi, Yargıtay ve Danıştay yapıları da değiştirilir.

– HSYK, Balyoz Davasının başlamasından 48 saat önce davayı görecek 10’uncu Ağır Ceza Mahkemesi Başkanını değiştirir. (Kendisi Hâkim müsvettesi Ömer Diken olur, 15 Temmuz sonrası FETÖ’den hüküm giydi…)

– Referandum sonrası HSYK için yapılan seçimlerde iktidar yanlısı liste firesiz HSYK’ya seçilir.

– “Haberal Davası”  diye bilinen tazminat davasında hâkimlere tazminat ödettirilmesine karar verilir, iktidar tedbirini alır, bu tür tazminatların devlet tarafından ödenmesi yönünde yasa çıkartır. (Sonra tekrar bu yasa değiştirildi…)

– ÖYM’lerin kararlarına bakmak üzere Yargıtay’da yeni 16’ncu Daire kurulur. Nokta atamalar yapılır. (Kumpas Davaları onaylayan Yargıtay’ın bu Dairesinin bazı üyeleri 15 Temmuz sonrası hüküm giydiler…)

– Kararları siyasi iktidarca tasvip edilmeyen ÖYM hakim ve savcıları yapılan atama ve baskılar sonucu görevlerinden uzaklaştırılır veya yetkisiz mahkemelere atanır.

– Anayasa Mahkemesine yeni üyeler atanır.

– Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi(AİHM)’ne gidişin önünü kesmek için Anayasa Mahkemesine Bireysel Başvuru Yasası çıkartılır. (24 Eylül 2012)

– AİHM nezdindeki ülke kadrosuna İktidar Partisi yanlısı yazılar yazmakta olan bir kişinin eşi atanır. (Bu şahsın AİHM’deki yanlı uygulamaları AİHM’e şikayet edilmiştir…)

– ÖYM’ler haddini aşar, ÖYM’ler kaldırılır (02 Temmuz 2012), fakat ellerindeki eski kumpas davaları sonuçlandırmalarında bir sakınca görülmez!

Balyoz, Ergenekon, Casusluk Davası, Poyrazköy, Atabeyler vs. davalar sonuçlanır, Emekli Orgeneral İlker Başbuğ dâhil, birçok askeri şahıs cezalara çarptırılır.

FETÖ çok olur, iktidarı da hedef alır, 17-25 Aralık 2013 olur.

– AKP Milletvekili ve Erdoğan’ın Siyasi Danışmanı Yalçın Akdoğan, 24 Aralık 2013’de, “Türk Ordusuna kumpas kurulduğunu” açıklar.

– Kumpas Davalar çöker ve yeniden yargılama süreçleri başlar ve çoğu dava beraatla sonuçlanır.

Devamı var fakat sayfalar yetmez. Makale yerine kitap çalışması olur…
Şimdi nispeten hatırladık mı? O halde devam edelim.

Sayın Cumhurbaşkanı, emekli orgeneralimize çok kızmış, “Düzenlemenin amacı, darbelere zemin hazırlayan, hukukun işlemesinin önüne geçen, yanlış bir uygulamanın düzenlenmesidir. Suç işleyen kişinin asker kimliğinin ona ayrıcalık tanımasının ne hukukta ne de demokrasi de yeri zaten yoktur.  Elinde belge olmaksızın devletin sahip olmadığı birtakım iddialar üzerinden şunu bunu suçlayarak bu mücadele desteklenemez… Zaman zaman yanlış değerlendirmeleriyle kamuoyunun önüne çıkan bir eski Genelkurmay Başkanı ki kendisini gayet iyi tanırım, bu düzenlemeyi bahane ederek Meclisimizi toptan itham eden birtakım açıklamalar yapmıştır. Şimdi ben, özellikle kendi grubumuza sesleniyorum; burada Parlamentonun hukukunu korumak için süratle hepiniz dava açmalısınız.” buyurmuş.

Daha sonra da Parlamentonun hukuku boru ile sindirilemez…” diye bir ifade kullanmış. Bunca yaşanana ve aldanmışlığa karşın…

Bizler, sizin önayak olduğunuz, siyasi sorumluluğunuz bulunan yasalarla, yıllarca Silivri, Hasdal, Mamak vs. cezaevlerinde yatan şerefli Türk Subaylarıyız.

  • Hala bizden özür dilenmedi, arkadaşlarımızı mahpuslarda şehit verdik.

Mesleğimizden olduk, tasfiye edildik. Yerlerimize atananlar da 15 Temmuz Hain Darbe girişimine kalkıştılar.

Tüm bunlara karşın yine de siz haklısınız ha?

2000’li yıllarda, Türkiye’de yapılan birçok haksızlık ve kanunsuzluğun haklı ve gerekli olduğunu kabul ettirmek amacıyla, askeri darbe ve vesayet konusunu canlı ve güncel tutarak sözde demokratikleşme gerekçesiyle nelerin mümkün hale getirildiğine, bunlar yapılırken kimlerin kimlerle omuz omuza olduklarına yakinen şahidiz. Yoksa

  • .. işin boru, hukuk veya demokrasi falan olmadığını da çok iyi biliyoruz ve görüyoruz da.
  • Sizin “boru” dediğiniz aslında kokuşmuş, çürümüş hukuk uygulamalarıdır, kumpaslardır.
  • “boru” hukuksuzluğun, adaletsizliğin ta kendisidir.

Biz bunları yaşadık, yılmayacağız, yaşadıklarımızı da sonuna kadar haykıracağız…