ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 17 Haziran 2020

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 17 Haziran 2020

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

İŞ/SİZLİK
Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) verilerine göre İşsizlik oranı, Şubat, Mart, Nisan aylarını kapsayan dönemde, geçen yılın aynı dönemine göre 0.9 puan azalarak %13.2 düzeyinde gerçekleşti. Bu dönemde istihdam edilenlerin sayısı, 1 milyon 662 bin kişi, istihdam oranı da 3.4 puanlık azaldı.

Hem istihdam, hem işsizlik azalıyor! TÜİK’in işi…

İŞ-TE
MHP Selçuklu İlçe Yönetim Kurulu üyesi Faruk İnan, Konya Şehir Hastanesi’ne 30 teknik eleman alınacağına ve şartları karşılayanların MHP Selçuklu İlçe Başkanlığı’na müracaat edebileceğine ilişkin paylaşım yaptı.

İşte MHP tabanı bunun için Bahçeli’nin değnekliğine razı…

DARBECİ
AKP Tanıtım ve Medya Başkan Yardımcısı Emre Cemil Ayvalı, geçmişteki AKP-Cemaat ilişkisine yönelik, Darbeci Kemalistlerle FETÖ’yü birbirine kırdırmak suretiyle yol aldık dedi. Dört yıl oldu hala anlayamamış ya da kandırmaya devam ediyor,

  1. FETÖ’cüleri kırdırmadılar, kolladılar,
  2. Sadece Kemalistleri kırdırıp darbecilerin önünü açtılar,
  3. Darbeyi Kemalist askerlerle halk önledi,
  4. FETÖ – AKP omuzdaşlığı bitmedi…

KIRINTI
Uluslararası Basın Ajansı yaptığı açıklamada,

“ Eğer hukuk devletinden son kalan kırıntıların varlığını kanıtlamak istiyorsa,
Türkiye gazetecileri derhal serbest bırakmalıdır.” dedi.

Kırıntı aranıyor…

RUM
Akıncı, Adada Türk askeri yerine İngiltere ve Yunanistan’ın da dahil olduğu ortak bir gücün Kıbrıs’ta konuşlanmasını teklif etti.
Akıncıyakis…

AÇILIM
DEVA Partisi Kurucular Kurulu üyesi Prof. Dr. Fazıl Hüsnü Erdem, Kürt meselesini yeniden demokratik zeminde barışçıl yöntemlerle çözme noktasında irade ortaya koyabilecek bir arayış içine girdiklerini belirtti.
Deva hendekte sanıyor…

ÖZGÜRLÜK
15 Temmuz kursağımızda kaldı‘ diyerek ölüm listesi olduğunu söyleyen Sevda Noyan‘ın 6 yıla kadar hapsi istendi.
Bu güzel fikir insanımıza karşı hoş olmamış!…

TEZGAH
Müyesser Yıldız’ın tutuklanmasına gerekçe yapılan astsubayın avukatı, şahsın cezai ehliyeti olmayan ruh hastası olduğunu açıkladı.
Müyesser, şahıstan söylediklerini belgelemesini istediğini ancak hiçbir belge vermediğini söyledi.
Snıff, snıff!.. Tezgah kokusu…

ÖDÜL
RTE, RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’i Halk Bankası Yönetim Kurulu’na atadı.
Adam muhalefete ceza yağdırıyor, ödülü olmasın mı?…

PUAN
RTE’nin  Vakıfbank yönetimine atadığı Hamza Yerlikaya dört yerden maaş alacak.
Bir künde, bir de arkaya dolanma…

SAPIĞIMIZ
Atatürk Üniversitesi Açık Öğretim Fakültesi’ne ait Çocuk Gelişimi kitabını hazırlayan Prof. Mücahit Dikmen’in “Aile içi cinsel istismar” başlığında;
“6-8 yaşlarında ve kız çocuk olmak”, “küçük kızda gelişen baştan çıkarıcı tavırların varlığı”, “annenin gece çalışmak zorunda olması”, üvey babanın olması gibi skandal ifadeler yer alıyor.

Sapıklarımız eğiti/yor/liyor…

AYA-MAÇA
Gündem değiştirmek için bu kez Ayasofya ortaya atıldı. İYİ P. Meclis araştırması önergesi verdi, AKP-MHP reddetti. Maçaları yemedi…

HAZİN
Hazine’nin, Osmangazi Köprüsü’nü işleten şirkete garanti ettiği Dolar olarak fiyatı ABD Tüketici Fiyatları Endeksi’ne göre güncellediği ortaya çıktı.
Türk Hazinesinin hazin durumu….

SESSİZ
İngiltere, Kıbrıs’taki askeri üs bölgelerinde kullanmadığı 200 km kare alanı GKRY’ne verdi.
Dünya lideri ne dedi?…

HATA
Hâkimler ve Savcılar Kurulu (HSK) 1. Dairesi, MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli hakkında ‘dönek’, ‘fırıldak’, ‘AKP stepnesi‘ diyen kişi hakkında açılan davada beraat kararı veren yerel mahkeme hâkimi ile kararı onayan Antalya Bölge Adliye Mahkemesi 1. Ceza Dairesi Başkan ve iki üyesi hakkında soruşturma açtı.
Arkadaşlar! Kim iktidar? Güç kimde? Bakmadan karar verilir mi?…

NORMAL
Yandaş Türkiye yazarı Cem Küçük yazısında, “…Sadece şahsıma her gün bir dünya küfrediliyor. Hadi bu normal diyelim ama..” diyor.
Hakkettiğinin ayırdında…

ÖFKE
Fransız gazetesi Le Monde’de; Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan’ın öfkesine neden olarak Ekrem İmamoğlu ve Mansur Yavaş’ın millet nezdinde gördüğü karşılık gösterildi…
Gerçeğe Fransız kalmamış…

İDEOLOG
Nagehan Alçı diyor ki;
Özünde Batıcı ve Batılılaşmacı bir ideoloji olan Atatürkçülüğün ruhuna El Fatiha okuyabiliriz. Bu gelenek adeta öldü.
1960’ların siyasi konjonktüründe ortaya çıkmış 3. Dünyacı ve Batı düşmanı sol Kemalizm ise Atatürk bağlamında seküler kesimde hegemonik ideoloji haline geldi.
Nagehanoloji…

 PARTİ
Söke’de, bürokratlar yeni atanan AKP ilçe başkanını ziyaret etti.
Milletin devleti gitti, parti devleti geldi…

KERİZ
Koronavirüse iyi geldiği iddia edilen muskada Arapça “Keriz yolma duası” yazdığı ortaya çıktı.
Keriz varsa, kerizleyen de vardır…

KAZ
Avrasya Tüneli’nden 2020’nin ilk dört ayında geçmesi gereken araç sayısı 8 milyon 459 bin iken, 3 milyon 917 binde kaldı. 4 ay için devletin kasasından firmaya ödenmesi gereken tutar 192 milyon liraya ulaştı.

Seçiniz;
1. AKP’ye göre millet kaz, ne kadar yolsa az,
2. Biz bize yeteriz, müteahhitleri besleriz…

İSİM
Türkiye’de karma eğitime geçilmesini sağlayan Mustafa Necati’nin adını taşıyan Ankara Mithatpaşa’daki kültür evine, ‘Yaşasın şeriat!’ diyen; “Atatürk’e karşı mısınız?” sorusuna, “Ben Firavun karşıtıyım, beni okuyanlar kimi kastettiğimi bilir.” yanıtı veren Nuri Pakdil’in adı verildi.
Doğaları gereği…

DİNDAŞ
Arap Birliği, Türk Sillahlı Kuvvetleri’nin terör örgütü PKK’ya karşı başlattığı Pençe-Kartal Operasyonu kapsamında gerçekleştirdiği bombardımanı kınadı.
Din kardeşliği…

GÖNÜL
RTE, Merkel’le görüştü ama Almanya Türkiye’ye seyahati serbest bırakmadı.
Almanya devleti = Merkel (Şahsım) değil,
Orada devlet işi şahsımın gönül işi değil…

Üçlü sanal zincir : Bakanlar kurulu/ölümler /suçlular

Üçlü sanal zincir :
Bakanlar kurulu/ölümler /suçlular

author

İBRAHİM Ö. KABOĞLU
ikaboglu@marmara.edu.tr
2020.04.02, https://www.birgun.net/haber/uclu-sanal-zincir-bakanlar-kurulu-olumler-suclular-294307

COVID (HAKİKİ) VE KHK (SANAL) ÖLÜMLERİ
  • Bakanlar Kurulu + Hükümet + Cumhurbaşkanı + Devlet Başkanı vd.= TEK KİŞİ!
Yürütme ve devlet yetkilerini (parti genel başkanlığı şemsiyesi altında) birleştiren monokrasi ile Türkiye’nin yönetilemeyeceği, Covid-19 ile apaçık ortaya çıktı.

Her yerde hazır ve nazır muktedir, artık “mahpus”; Bakanlar ile sanal ortamda iletişim tarzı ise, medyaya “kabine toplantısı” olarak pompalanıyor.

Ne var ki, KHK’zede sivil ölüler ile hakiki ölümden korkanlar yine de eşit değil…

“BİZ BİZE YETERİZ TÜRKİYEM”

30 Mart akşamı, sanal toplantı ardından (mülga Hükümet sözcüsü bakan gibi) açıklama yapan Cumhurbaşkanı’nın şehir hastaneleri övgüsü ile başlayan ve halktan yardım istemi ile sona eren konuşmasını camiden (her akşam yükselen) selâ! sesleri eşliğinde dinledim. “Biz bize yeteriz Türkiyem” sloganlı dayanışma kampanyasında çok şey vardı; ama Devlet yoktu: ne hukuk, ne sosyal, ne de çevre anlamında.

“DEVLET ŞİMDİ: HUKUK DEVLETİ, SOSYAL VE ÇEVRESEL DEVLET”

Bu başlıkla iki hafta önceki yazıda (19.3) dikkat çektiğim Devletin üçlü işlevinde somut adım atmak bir yana gerileme var: Hukuk yerine fiili durum önde.

Hukuk devleti: 65 yaş ve üstü, bazı riskli gruplar için öngörülen sokağa çıkma yasağı; İçişleri Bakanı’nın yasaya açıkça aykırı bir biçimde, Belediyelere bağışı engellemesi; niyet sorgulaması ile gözaltılar vb.

Sosyal devlet: “Biz bize yeteriz Türkiyem”de, başta iş güvenliği ve esnaf-sanatkârları korumaya yönelik Devletin anayasal yükümlülükleri yok.

Çevre devleti: Ne kadar süreceği bilinmeyen bu denli vahim toplumsal felakete rağmen Kanal İstanbul ihalesi, sağlıkla ilgili ve çevresel yeni felaketlere çağrı değil mi?

ULUSAL SEFERBERLİK, AMA NASIL?

Oysa kendi kendimize yetebilmemiz için,
– Devletin üçlü işlevi bütününde ve
– ulusal planlama eşliğinde
sürdürülebilir bir ulusal üretim ve tasarruf seferberliği başlatmak yaşamsal.

Önce Türkiye ülkesi ve toprakları:

  • Kanal İstanbul vb. ‘çılgın’ girişimler derhal durdurulmalı;

ekosistemi bozucu girişim ve yatırımlardan vaz geçilmeli.

Sonra, sosyal devlet gerekleri, sosyal güvenlik ve adalet için seferber edilmeli: Emekçilerin iş güvencesini sağlamanın ötesinde, hukuk dışı yol ve yöntemlerle görevine son verilen, “sivil ölüler” (başta sağlık emekçileri) göreve döndürülmeli.

Nihayet, Devlet yönetiminde, yeniden kurallara ve kurumlara dönülmeli.

Akıldışı ve fanatik toplu eğilimler yerine dünyevilik ve kamusallık bilinci ancak böyle ilerletilebilir. Dünyevi adalet olmadan uhrevi adalet, sanal bir aldatmaca olacağı gibi hesap verebilir saydam bir yönetim olmadan hukuk toplumu da sanal bir beklentinin ötesine geçemez.

“MAHPUSLARIN YAŞAM HAKKI, DEVLET GÜVENCE VE SORUMLULUĞ ALTINDA”

Bu başlıkla geçen haftaki yazım (26.3), şu dört ölçüte vurgu yapıyordu:

Yaşam hakkı, ağır cezalı suçüstü hali dışında tutuklular, fikir suçluları, şiddete başvurmamış suçlular.

“Ceza ve Güvenlik Tedbirlerinin İnfazı Hakkındaki Kanun İle Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun Teklifi” (31 Mart) sahiplerini, Covid-19 “hakiki ölüm” tehdidi bile, mahpusları eşit olmayan ayrımcı işlem tabi tutmaktan alıkoyamıyor; üstelik indirim adı altında af yolunda.

İşte iyileştirmeden yararlanan hakiki suçlular: Yağma, dolandırıcılık, kasten yaralama, tehdit, hırsızlık; suç işlemek için örgüt kurmak veya yönetmek vb..

Buna karşılık “sanal” suçlular yok: Tutuksuz yargılanması gerekirken mahpuslar, sözleri ve yazıları nedeniyle (hatta niyet okuması yapılarak) hapsedilen muhalifler, silah veya şiddete bulaşmadığı halde terörist işlemi görenler, kısacası siyasi suçlular.

“ÖLÜME YATMAK ya da YATIRILMAK”… 

“ÖLÜME YATMAK ya da YATIRILMAK”… 

Dr. Noyan UMRUK

Atatürk: Vatanın müdafaası mecburiyeti olmadıkça savaş bir cinayettir…

 Aborjinler, Eskimolar, Kızılderililer gibi doğayla barışık topluluklarda “Ölüme Yatma”nın bir gelenek olduğu bilinir. Elden, ayaktan kesilerek, ölümün soğuk nefesini ensesinde hisseden yaşlı yerliler sevdikleri basit eşyaları ile doğanın ıssız bir köşesine çekilip, ağıtlar yakarak ölüme yatarlar… 

Doğal yaşamın içinde birçok canlıda izlenir bu ritüel, törensel davranış… Filler gibi.

Yaşam Hakkı…

Çağdaş toplumlarda, demokrasilerde ise en temel, olmazsa olmaz insan hakkıdır, yaşam hakkı… Bırakınız hukuk devletini, sosyal devleti falan, “jandarma devlet” diye bilinen klasik devlet bile, tebaasının can güvenliğini sağlamadıkça devlet denilebilir mi ona? 

Lakin günümüzde hala öyle yönetimler var ki; vatandaşlarını ölüme yatırılabiliyor…
Yeter ki, “devletluların” çıkarlarına hizmet etsin…

Sizler yan gelip yatamazsınız ama…

O ülkelerde yan gelip yatamazsınız ama bir punduna getirilip ölüme yatırılabilirsiniz…

  • Bir inat uğruna ya Rab, ne güneşler batıyor…

Kısa sürede İdlip’de 18 Memetçiğimiz Şehit! “Şehitler tepesi doluyor”… Libya’da da “Birkaç tane şehit!”diyorlardı… Bilinebilen 4 şehit…

  • Kınalı kuzucuklar biçare kuşlar gibi, hayalleriyle birlikte hakkın rahmetine kavuşuyorlar…

Ateş düştüğü yerleri cayır cayır yakıyor… Birileri ne yapmak istiyorlar… Bu işin sonu ne olacak anlatan da yok, anlayan da… Kahrolmamak elde değil… 

Bir yanda halkından manevi, meclisinden hukuki ve siyasi onay alınmamış ve aziz vatanın savunulduğuna kitleleri ikna edemediğinden “milli heyecan” da yaratamayan,

  • nedeni siyasi amacı belirsiz bir “savaşa” kurban edilen yoksul halkın kınalı kuzucukları

Öte yanda cukka ihaleler, mali aflar, envai çeşit yolsuzluklarla malı götüren “Mutlu ve gamsız azınlık” ve bunların yolları ardına kadar açılmış, ışık hızıyla zenginleşen şımarık çocukları, eş dost, akraba-i talukat… Sözde beyaz kefenle dolaştıklarını söyleyenler…   

Evet, sizler yan gelip yatamazsınız ama onlar memleketin tersanelerini, fabrikalarını, madenlerini, ormanlarını, tarım alanlarını işgal edebilirler; istedikleri gibi alabilirler, haraç mezat satabilirler, talan edebilirler…

Sonuç:

Yazııık… Dünya korona salgınıyla boğuşurken, ülke depremlerle beşik gibi sallanırken, felaketler yaşarken, ekonomik krizle boğuşurken metal yorgunluğu, ona buna çay atarak mental perişanlığa dönüşürken ne diyelim? Konumuz insanlar… Şairin dediği gibi ya lahavle ya da fiil çekelim:  

Ben seviyorum.
Sen seviyorsun.
O sevmiyor.
Biz seviyoruz.
Siz seviyorsunuz.
Onlar sevmiyor.(1)
Çünkü kişisel çıkarları sevmemeyi gerektiriyor…

(1) Ateş NESİN, “I Verbi”

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİNİN 7188 SAYILI KANUN -YARGI REFORMU STRATEJİ BELGESİ- KONUSUNDA HAZIRLADIĞI BROŞÜR ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER

TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİNİN 7188 SAYILI KANUN -YARGI REFORMU STRATEJİ BELGESİ- KONUSUNDA HAZIRLADIĞI BROŞÜR ÜZERİNE DEĞERLENDİRMELER

Mahmut ESEN
(E) Mülkiye Başmüfettişi

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Yargı Reformu Strateji Belgesi’nin ilk paketindeki yasa değişikliği gerektiren kimi hususlar, 17.10.2019 gün ve 7188 sayı ile yasalaşmıştır.
Bu konularda avukatları bilgilendirmek için TBB tarafından bir broşür hazırlanmıştır. Konuya ilişkin “önemli iyileştirmeler ve gelişmeler sağlandığına” vurgu yapılan bu broşür tarafımdan incelenmiş, dikkatimi özellikle çeken kimi konular, kamuoyunu bilgilendirme bağlamında aşağıda özetle belirtilmiştir.

1- Dava sayısını azaltmasının yanı sıra, “avukatlara on binlerce yeni iş olanağı sağlayacağı” gerekçesiyle hızlı (seri) muhakeme usulünün gelmiş olmasının TBB tarafından coşku ile savunulduğu, meslek mensuplarının çıkarları ile birlikte toplumun çıkarlarının gözetilmesinin göz ardı edildiği görülmektedir.
Oysa yasa ile getirilmiş olan basit muhakeme usulünde; asliye cezalık suçların büyük bölümünde, avukatının da huzurunda şüphelinin, C. Savcısınca teklif edilecek olan seri muhakeme usulü uygulanmasını kabul etmesi halinde, C. Savcısı suç için belirlenmiş cezanın yarısı oranında yaptırım belirleyerek iddianame düzenleyecek, gerekirse suçu erteleme kapsamına alabilecektir. İddianameyi kabul eden Asliye Ceza Mahkemesince basit yargılama usulü uygulanacak ve itiraz olmaması durumunda, dava hakkında duruşma yapılmaksızın dosya üzerinden karar verilebilecektir.
Bu usulün uygulanması ile, suç işleyenler hakkında, bu suçlar TCK’da öngörülmüş cezaların yarısı oranında ceza verilebilecektir.
Bu usul ile suç işleyenlerin korundukları, bu durumda kamu düzeninin olumsuz etkileneceği açıktır.

2– Yürürlükte olan yasada bir yıl olan, Yargı Reformu Strateji Belgesi’nde iki yıla çıkarılması önerilen ertelemenin üst sınırı, genel kurul kararı ile yeni yasada üç yıla çıkarılmıştır.
Bu yolla, uzlaştırma ve ön ödeme kapsamındaki suçlar dışında, Cumhuriyet savcısı, üst sınırı 3 yıl veya daha az süreli hapis cezasını gerektiren suçlardan dolayı, yeterli kuşkunun varlığına karşın kamu davasının açılmasının 5 yıl süreyle ertelenmesine karar verebilecektir.
Erteleme süresi içinde kasıtlı bir suç işlenmediği takdirde, kovuşturmaya yer olmadığına karar verilecektir.

CMK’nın ilk biçiminde bulunmayan ve daha sonra 6.12.2006 gün ve 5560 sayılı yasayla 1 yıl olarak getirilmiş olan erteleme sınırının 3 yıla çıkarılması, C. Savcısına verilmiş geniş takdir yetkisi sonucu olarak, suçluların büyük bölümü -ne yazık ki- cezasız kalacaktır.

Artan suçlular nedeniyle ceza vermede, verilen cezaların tam olarak infaz edilmeleri konularında toplum olarak güçlük çekmeye başladığımız anlaşılmaktadır.

3-15 yıl kıdemi bulunan avukatlara, haklarında kimi suçlardan dolayı soruşturma / kovuşturma açılmamış olması koşulu ile hususi damgalı pasaport (yeşil pasaport) verilebilecek olması durumunun, TBB tarafından büyük bir başarı gibi avukatlara sunulduğu anlaşılmaktadır.
Ancak avukatlarımıza yeşil pasaport verilmesinde geç kalınmıştır. Çünkü Almanya başta olmak üzere AB ülkelerinin resmi görevle gelmeyen yeşil pasaport sahiplerine yönelik denetimlerini sıklaştırdıkları (sağlık sigortası, dönüş bileti, nakit para veya geçerli kredi kartı sorulduğu, aksi halde girişlerine izin verilmediğine) ilişkin haberler basında yer almaya başlamıştır. (https://t24.com.tr/yazarlar/zeynel-lule/ab-nin-yesil-pasaport-sikintisi,23886)

Selam ve saygılarımla. 28.10.2019
===================================
Dostlar,

7188 Sayılı “Yargı Reformu” Yasası Yüzeysel Bir Adımdır; O Denli!

7188 sayılı yasa kapsamında getirilen yeni düzenlemeler yüzeyseldir, dolayısıyla “REFORM” olma savı yerinde değildir. “Reform” nitelemesi aşkın ve duygusal bir değerlendirmedir.
AKP yönetiminde eylemli olarak ya da baskıcı mevzuatla yitirilmiş kimi haklar, kısık sesle sanki bir ölçüde (kısmen) geri verilmektedir..

Bu düzenlemeler, Türkiye’ye, çoktan ve derin biçimde yitirdiği “hukuk devleti” olma nitemini asla geri kazandıramayacaktır. Bu bağlamda sayısız olumsuz örnek verilebilir. Her şeyden önce “ucube TEK ADAM REJİMİ” utandırıcıdır ve siyasal kuramda (teoride) yeri olmayan, kendine özgü (nev-i şahsına münhasır) anomalili bir rejimdir ve daha 1. yılında ciddi biçimde tıkanmış, Türkiye’yi çok yönlü soluksuz bırakmıştır.

Demokratik Cumhuriyet‘in temel koşulu 3 ana erke ve bunların ayrılığı ile karşılıklı denge -denet (check and balance) sistemine dayalı olmasıdır.

Cumhuriyetimizin 96. yılını kutladığımız bu günde öncelikli sorunumuz, rejimin hızla normalleştirilmesi ve parlamenter sisteme yeniden dönülmesidir. Böylesi köktenci bir değişim, hiç kuşkusuz AKP = Erdoğan‘ın da ciddi biçimde yararına olacaktır.
***
Öte yandan, 7188 sayılı yasa ile ceza ve ceza muhakemesi yargısına getirilen değişiklikler, suçların etkin yaptırım görmesini de ciddi biçimde engelleyebilecektir. Bu olgu, toplumda adalet duygusunu zedeleyebilir ve zincirleme sorunlara yol açabilir..
C. Savcısına tanınan erteleme, uzlaşma…. yetkileri aşkındır ve istismara açık olabilir.

En önemlisi ise, AKP = Erdoğan‘ın baskıcı – ayrıştırıcı – ötekileştirici – kendini her şeyin üstünde gören olağanüstü kibirli kişiliğinin (narsisistik kişilik yapısı) yarattığı iklimde, olabildiğine siyasallaşmış, yandaş kadrolarla doldurulmuş yargı sisteminde, 7188 s. yasanın muradının ne ölçüde yaşama geçirilebileceğidir. Öte yandan bu düzenlemeler olsa olsa çok sınırlı ve iyi niyetli görünen başlangıç düzenlemelerinden öte bir beklentiyi de hak etmemektedir gerçekçi olmak gerekirse.

Söz gelimi Hukuk eğitimi (ve Tıp) ABD’de, 4 yıllık herhangi bir lisans eğitiminden sonra alınabilmektedir. Hukuk mesleklerinde çalışacakların entellektüel ve profesyonel olgunlaşması son derece önemsenmektedir. Yargıçlık kürsüleri hemen hemen tümüyle ek olarak lisansüstü derece ile elde edilebilmektedir. Ülkemizde Hukuk lisans eğitiminin ciddi sorunları vardır. Gereksinilen insangücü planlaması başta, eğitim standartlarının yükseltilmesi kaçınılmazdır.

Hızla çeşitlenen ve kapsam kazanan yaşam alanlarına karşılık düşen hukuksal düzenlemeler karşısında 4 yıllık lisans eğitimi, temel bilgi – beceriyi edinmede bile son derece yetersiz kalmaktadır ve giderek uzmanlaşma zorunlulaşmaktadır. Tıpta, diş hekimliğinde, mühendislikte olduğu gibi hukuk profesyonellerinin de uzmanlık dallarına ayrılması hızla planlanmalıdır. Pratisyen hekimlikte yaşanan zorluklar, “pratisyen hukukçu – avukat – savcı” bir ölçüde yargıçlar için de geçerlidir.

Son olarak; TBB’nin -Başkan Feyzioğlu’nun- 7188 s. yasayı değerlendirirken sıklıkla “avukatlara çok sayıda ek iş olanaklarının çıkacağını” öne çıkarması, bu hizmetleri kullanmak zorunda kalacakların durumu bakımından rahatsız edici etik kaygılar uyandırmaktadır..

Sevgi ve saygı ile. 29 Ekim 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (SBF)
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
AÜHF Öğrencisi, Anayasa Hukuku PhD Öğrencisi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Yargi_Reformu_Neler_Getirdi_2019

Yargıda reform yaparmış gibi davranmak

Yargıda reform yaparmış gibi davranmak

Sorunun kaynağı olanların, başka bir deyişle yargıyı bu hale getirenlerin
bugün çözümün bir parçası olmaları mümkün değildir.
Sorunun çözülmesi için öncelikle iklimin değişmesi gerekmektedir.
Ülkede siyasi iklim değişmeden
yargı bağımsızlığı önündeki engellerin giderilmesini kimse beklememelidir.

Image result for Av. Dr. Mehmet Ruşen GÜLTEKİN

Av. Dr. Mehmet Ruşen GÜLTEKİN
Eski Yargıtay Cumhuriyet Savcısı
Cumhuriyet, 5.6.19

Adalet Bakanlığı 23.06.2019 tarihinde “Yargı Reformu Stratejisi” ni açıkladı. Bir kere sonra söyleyeceğimi baştan söyleyeyim ki, bu bir yargı reformu filan değil. Geçmişteki örnekleri gibi “mış gibi yapmak”. Bakanlık 2009, 2010, 2017 yıllarında da yargıyı daha bağımsız kılmak, hukukun üstünlüğünü tesis etmek gibi amaçlarla birtakım düzenlemeler yapmıştı. Ancak hiç birisi yargının siyasallaşmasını önlemedi. Zaten aslında asıl amaç da bu değildi. Özetle, yargıyı vesayet altından çıkarmayı vaat edenler yargıyı kendi vesayeti altına aldı.

  • Evrensel olarak yargı bağımsızlığı için en önemli koşullardan birisi yargı üst kurulunun bağımsızlığıdır. Bu kurulun Türkiye’deki adı Hâkimler ve Savcılar Kurulu’dur (HSK).

Yargı üst kurulları “hukuk devleti”nin en önemli ögelerinden olan “yargı bağımsızlığı” ilkesinin etkili bir biçimde yaşama geçirilme ihtiyacından doğmuştur. Eğer yargı, yasama ve yürütme organları açısından bu organların hukuka uygun davranmasını sağlama işlevini yerine getirecekse, HSK bağımsız olmalıdır.

HSK’nin değiştirilen yapısı 
HSK o ülkedeki yargıç ve savcıların atama, terfi, meslekte yükselme ve disiplin işlemleri gibi pek çok konuda en üst dereceli kurumdur. Siyasi iktidar 17 yıl içinde 2’si anayasa referandumu ile olmak üzere toplam 3 kez bu Kurulun yapısını değiştirmiştir. Ancak bunların hiçbirisinde HSK, yürütmeden bağımsızlaştırılmamış aksine yürütmeye daha bağlı hale getirilmiştir. En son Nisan 2017 referandumu ile HSK, tümüyle yürütme tarafından seçilen kişilerden oluşturulmuştur. Örneğin Adalet Bakanı ve müsteşarının yürütme organının bir temsilcisi olarak HSK’de olmamaları gerektiği yönünde kezlerce eleştirilmesine karşın halen Adalet Bakanı HSK’nin başkanı, bakan yardımcısı da doğal üyesidir. 13 üyenin 6’sını partili cumhurbaşkanı belirlerken, kalan üyeleri TBMM seçiyor. TBMM tarafından seçilen adaylar ise zaten Meclis’teki siyasi iktidar tarafından belirlenmektedir. Çünkü bu konuda herhangi bir zorunlu nitelikli çoğunluk aranmamaktadır. Böylece Türkiye’de son durumda fiilen HSK üyeleri tümüyle yürütme organı tarafından belirlenmekte, Anayasa Mahkemesi’nin 15 üyesinden 12’si de yine partili cumhurbaşkanı tarafından atanmaktadır. Böyle bir sistemde ise o ülkede yargı bağımsızlığından söz etmek mümkün değildir. 
Sonuçta eğer ülkemizde bir yargı reformundan bahsedeceksek, öncelikle, HSK’ye üye seçimi tümüyle yargıya bırakılmalı, yürütmenin etkisinden mutlaka kurtarılmalıdır. Bu gerçekleşmedikçe yargıda reform söylemi “mış gibi yapmaktan” öteye geçemez. 
Hemen konuyu bir örnekle açıklayayım. Yargıda reform strateji raporu açıklandı ve yargıçlara coğrafi güvence verileceği söylendi. Bir kere yargıca coğrafi teminat verilmesine gerek yok. Yalnızca var olan “atama yönetmeliğinin” uygulanması yeter. Ancak HSK bu atama yönetmeliğini uygulamıyor ve bunun bir denetimi yok. Anayasa’nın 139. maddesinde “yargıçlar 65 yaşından önce emekliye ayrılamaz” yazıyor ama 2 kere haksız olarak yeri değiştirilen (sürgün edilen) yargıç kendiliğinden emekliliğini istemek zorunda kalıyor. HSK’nın bugün, tek kişilik kararname çıkararak bir yargıcın yerini değiştirmesinin, yetkisini değiştirmesinin, yargıcı savcı, savcıyı yargıç olarak atamasının, hukuk yargıcını ceza yargıcı olarak atamasının önünde bir engel var mı? Yok. Aksi de geçerli. Yani bu işleri adaletli bir şekilde yapabilir de ama yapmıyor. Yargıç, hakkındaki haksız sürgüne karşı yine aynı dairede yeniden inceleme talebinde bulunabiliyor. Zaten bu kişiler kararı veren yargıçlar. İtiraz ettiğinde de inceleyenlerin yarısı yine haksız kararı verenler oluyor ve sonuçta verilen karar kesin.

Yargıçlara coğrafi teminat 
Bir yargıç mesleği boyunca 7-8 yer değiştiriyor. Bu yer değiştirmelerin bir kanunu, bir koşulu, bir süresi bir sistemi yok. Bugün İstanbul, İzmir veya Ankara yargıçlığına meslekte 3 yılını doldurmamış yargıçlar atanıyor. Bu yargıçlar henüz yeterli deneyim kazanmadan kapasitelerinin çok üzerindeki dosyalara bakmak zorunda kalıyor. Bu durum, adeta yeni mezun olmuş tıp fakültesi mezununa bypass ameliyatı yaptırmaktır. Sonuç, hasta ölür. Dolayısı ile hukukta da adalet ölüyor işte. Özetle, yargıda atama sistemi yanlış çalışıyor diye yakınmalar doğru değildir. Aslında yargıç atamalarında hiçbir kural bulunmamaktadır
Üzücü olan son yargı reform belgesinde yargıçlara coğrafi güvence verilmesi söyleminden bir gün sonra çıkarılan HSK Kararnamesi ile 3722 yargıç ve savcının yeri değiştirildi. Bunlardan en az 700’ü sürgün niteliğinde yani istek dışı atamalar. Örneğin, cumhurbaşkanına hakaret davasında beraat kararı veren yargıç, iki yıl içinde önce Balıkesir’den Zonguldak’a, oradan Erzurum’a son kararname ile Kars’a verildi. Başka bir deyişle sürgün yerinden de iki kez sürgün edildi. Kendisi verdiği beraat kararı sebebiyle yer değiştirme cezası aldı ancak bu ceza üç kere uygulandı! Sadece yargıçlık sınavında kızı yüksek not almasına rağmen mülakatta elenen bir cumhuriyet savcısı, bu konuyu sosyal medya aracılığı ile eleştirdiği için önce Çanakkale’den Malatya’ya sonra Afyonkarahisar’a sürüldü. Yine Demokrat Yargı genel sekreteri, hastalık mazereti nedeniyle bulunduğu Yargıtay tetkik yargıçlığından Erzurum’a sürüldü. Üstelik kendisinin tedavisinin bu şekilde kesilmesinin hayati boyutta tehlike yaratacağı bilinmesine rağmen. Tek sebebi ise ifade hürriyetini kullanarak bazı haksız uygulamaları eleştirmesi. Yargıcın kendisi ifade hürriyetine sahip değilken önündeki dosyada ifade hürriyetini sağlaması mümkün olabilir mi? 
Sonuç olarak; sorunun kaynağı olanların, başka bir deyişle yargıyı bu hale getirenlerin bugün çözümün bir parçası olmaları mümkün değildir. Sorunun çözülmesi için öncelikle iklimin değişmesi gerekmektedir. Ülkede siyasal iklim değişmeden yargı bağımsızlığı önündeki engellerin giderilmesini kimse beklememelidir. Türkiye’de hukuk güvenliğinin sağlanması, adaletin gerçekleşmesi için öncelikle memleketime bahar gelmesi şarttır.