FAŞİZMİN ANAYASASI’NDAN “RTE” ANAYASASI’NA VARIŞ

FAŞİZMİN ANAYASASI’NDAN
“RTE” ANAYASASI’NA VARIŞ

Dr. Ali Nejat Ölçen

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

61 Anayasasının 10 ve 11. maddeleri, Devlet’e, kişinin temel hak ve özgürlüklerini korumayı görev olarak vermiş ve de temel hak ve özgürlüklerin özüne yasaların dokunamayacağını koşul görmüştü.
Bu iki önemli madde, Mustafa Kemal Atatürk’ün Cumhuriyetine ve İsmet İnönü’nün demokrasisine sahip çıkan devletin temel niteliğini tanımlamaktaydı.

O nedenledir ki, Mustafa Kemal Atatürk’ün 1930 yılında Millet Meclisi’ne sunduğu Ekonomi Programı’nın ilkelerini 61 Anayasası’nda görebilmekteyiz. Eğer 61 Anayasasının 10 ve 11. maddeleri Köy Enstitüleri ve Halkevleriyle birlikte  devam edebilseydi, bugün Cumhuriyetin karşıtlığı yaşanmaz, temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunan yasalar gündeme girmez ve de ulusal bilincin engelleri ve karşıtları doğamazdı.

Mustafa Kemal (Atatürk olmadan önce) İzmir’deki İktisat Kongresinin 1923 yılı
(AS: 17 Şubat) açılış konuşmasında:

İstiklâli tam için şu düstur var: Hakimiyeti milliye hakimiyeti iktisadiye ile tersim edilmelidir (çizilmelidir) yegâne kuvvet, en kuvvetli temel iktisadiyattır. Siyasî ve askerî muzafferiyetler ne kadar büyük olursa olsun, iktisadî zaferle tetviç edilmedikçe (donatılmadıkça) semere, netice payidar (sürekli olamaz).

Ekonomi dışı yaşayan Osmanlı Devleti sonrasında, Mustafa Kemal’in 1923 yılında böylesi gerçekçiliği hangi ülkede bir devlet başkanı  söyleyebilmiştir. Mustafa Kemal, (Atatürk olmadan önce) Büyük Millet Meclisine sunduğu “İktisadî Rapor”da ekonomi ile hukuk’un bütünlüğü
ileri sürülmekteydi (madde 3):

Adalet, devletin bütün hayat ve faaliyet şubelerinde olduğu kadar ve bilhassa adil hayat ve faaliyetinin de temelidir. En iyi kanunlar ve adil hakimler, iktisadî teşebbüs ve inkişafın da başlıca muhafızı ve müşevviki (özendiricisi) dirler.

Ve o tarihe kadar bir başka ülkede hiçbir devlet adamı, hukuk ile ekonomi arasındaki bütünlüğün sağlanacağından söz etmemiş ve Birinci (1932) ve İkinci (1935) Sanayi Planlarıyla uygulanmasını sağlayamamıştı.

Şimdi soruyoruz: Türkiye’mizde 12 Eylül 1980 sonrası ve özellikle 15 yıllık AKP’li iktidarında hukuk var mı ki, ekonomik girişimlerin koruyucu ve özendiricisi olabilsin? Acaba
temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunmayan yasaların varlığından söz edebilir misiniz?

Bülent Ecevit, kendisini Karaoğlan yapan CHP’den ayrılarak Demokratik Sol Parti’ (DSP) yi kurarak Nisan 1999’da 57. Hükümeti oluşturduğunda “temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunmayan yasalara karşılık, Anayasa’nın 15. maddesini şöyle değiştirmişti (10 Kasım 2001):

– ‘‘Savaş, seferberlik, sıkıyönetim ve olağanüstü hallerde milletlerarası hukuktan doğan yükümlülükler ihlal edilmemek kaydıyla, durumun gerektirdiği ölçüde ‘temel hak ve hürriyetler’ in kullanılması kısmen ve tamamen durdurulabilir.”

Acaba kurduğu 57. Hükümette koalisyon ortağında kim başbakan yardımcısıydı Devlet Bahçeli karşı çıkabildi mi? Ve o koalisyon hükümetinde Bülent Ecevit MHP’den oluşan kaç devlet bakanına yer vermişti? 19 adet. Ve o devlet bakanından hiçbiri temel hak ve özgürlüklerin
özüne dokunulmasına karşı çıkmamıştı?

Beş siyasal parti değiştirerek en sonunda Vatan Partisinde Genel Başkan Yardımcısı olan
Yaşar Okuyan dahil, Bülent Ecevit’in 57. Hükümetinde Avrupa Müktesebatını Üstlenme kararnamesinde Avrupa Birliği’nin direktifleriyle yüzlerce kez çalışmalar yapıldığına ilişkin Devletimizi aşağılayan söylemlere Devlet Bahçeli ve de Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanı Yaşar Okuyan ve diğerleri karşı çıkabildiler mi?

Bülent Ecevit’in ABD’den aktardığı Kemal Derviş’in Dışişleri Bakanı İsmail Cem’le
57. hükümetten ayrılarak Bülent Ecevit’in karşısında ayrı parti kurdular ve onların önerdiği
erken seçimde DSP Meclis dışında kalarak AKP’nin doğuşuna yol açılmış oldu.

AKP İktidarında Deniz Baykal’ın katkılarıyla Milletvekili olan R.T. Erdoğan,
AKP iktidarında Başbakanlık koltuğuna oturduğunda bu olanağı kendisine sağlayan
Deniz Baykal’a teşekkür edebildi mi?

DSP iktidarında Bülent Ecevit, 61 Anayasasındaki temel hak ve özgürlüklere dokunulmasını sağladığı içindir ki, R.T. Erdoğan BOP Eşbaşkanı olmuş ve kendisine görev verildiğini açıklamıştı. Temel hak ve özgürlükleri yok eden yasaları artırmakla yetinmemiş, hukukun faşistleşmesini sağlayarak, Açılım Projesi ile PKK’nın yeniden oluşumunu sağlamış, yollara hendekler kazılı bombalar konulmasına kaymakam ve valiler seyirci kalmışlar, Fettullah Gülen’in ortaklığıyla Devletin paylaşılmasına katkıda bulunmuş, sonraları can dostu Esat’ın Suriyesini yıkacağını sanarak Cuma namazını orada kılacağını da açıklamaktan çekinmemişti. R.T. Erdoğan Başbakan ve sonra da Cumhurbaşkanı seçildiğinde acaba Türkiye’de bir babayiğit ortaya çıkıp hangi kararınızda başarılı olabildiniz diye sorabilir mi?

Bugün Türkiye bir iç savaşın içindedir. Bu kaosu kim yarattı?

Bugün ülkenin Yasama, Yürütme ve Yargılama erklerini Cumhurbaşkanının ellerine teslim eden Millet Meclisinden Faşizmin hukukundan kurtuluş beklenebilir mi? Biri ortaya çıkıp (gazetelerdeki ünlü köşe yazarları dahil) muhalefette milletvekilleri, gizli tanığın hukuk devletinde geçerliliği olabilir mi ve devlete 5726 sayılı yasa ile gizli tanığın gizli kalması için kimliklerinde her türlü değişimin yapılması sahtekârlığı verilebilinir mi? Ve bu demokrasiyle değil ahlâk ile de bağdaşamaz kim diyebildi? Ve acaba biri çıkıp örneğin Eski Meclis Başkan Vekili Hasan Korkmazcan temel hak ve özgürlüklerin özüne dokunan yasaların  çizelgesini çıkarıp bu yasalar var oldukça Demokrasiden ve insan haklarından söz edilemez diyebildi mi? Demokratik Cumhuriyetin erdemini ve kurallarını koruyan çağcıl Anayasa metni hazırlayabildi mi?

Bizler laf üretmenin uzmanlığını sürdürdükçe elbette Devletin tüm kurumlarını tek kişiye devreden Anayasa, R.T. Erdoğan’ın hamiyetli ve basiretli ellerine geçtiğinde, acaba AKP’nin  yok olmasını önleyebilecek mi?

Kişiyi devlet yapan bu Anayasa halkın uyanışını yeniden yaratabilmesinin olasılığı,
olası mı dır?

Bizden söylemesi.. kim bilir?

Dr. Ölçen.
==================================
Evet dostlar,

Cumhuriyetimizin ağabeyi, 1921 doğumlu, Atatürk sevdalısı bir bilgeden bu dizeler..
İTÜ mezunu Mühendis, Ekonomi doktorası, DPT uzmanlığı ve milletvekilliği deneyimli.
Lütfen www.olcen.net adresli web sitesini ziyaret eder misiniz?

20 yıla yakındır kıyk emeklilik parasını ayırarak 2 ayda bir çıkarıp ücretsiz dağıttığı
TÜRKİYE SORUNLARI dizisini hayranlıkla izler misiniz??

Ve RTE ile AKP kendine sormaz mı ki, benzer hataları geçmişte yapanlar siyaset sahnesinden silinip gittiler..

Bir tansık (mucize) olur da RTE, kendisini kesin olarak despotlaştıracak Anayasa değişikliğini veto eder, gündemden kaldırır mı??

Ya da, ya da AYM gerçekten ‘‘Ankara’da yargıçlar var” dedirterek, önüne getirildiğinde değişiklikleri açıkça anayasaya aykırılık karşısında iptal eder mi??

Türkiye’nin bu 2 tansıktan birine öyle gereksinimi var ki!

Değilse, yurttaş Gordion’un (AKP – MHP – RTE’nin!) düğümünü halkoylamasında çözecek!

Demokratikleşme (!) Paketinde Laik Cumhuriyet Hedef Alınmıştır!


Demokratikleşme (!) Paketinde Laik Cumhuriyet Hedef Alınmıştır!

Tansel_Colasan


Tansel ÇÖLAŞAN

Atatürkçü Düşünce Derneği
Genel Başkanı

 

 

Laiklik:

1) Laik ya da seküler devlet dine dayanmaz. Osmanlı Türk Anayasacılığı teokratik
ya da yarı teokratik bir sistemden laikliğe doğru evrilmiştir. 1876 Kanun-u Esasi’sinde yer alan “devletin dini İslamdır” hükmü, 1923 Anayasa değişikliğine ve
1924 Anayasasına (ilk dönemde) girmiş ancak 1928’de metinden çıkarılmış
1937’de laiklik Anayasal ilke olmuştur.

2) 1961 ve 1982 Anayasaları laiklik konusuna geniş yer vermiş koruyucu düzenlemeler getirmişlerdir.

3) 1982 Anayasasına göre “laiklik”, Cumhuriyetin değiştirilemez, değiştirilmesi teklif bile edilemez niteliklerindendir (md. 2-4-14).

Devletin temel amaç ve görüşleri arasında Cumhuriyeti, laiklikle özdeşleşmiş bir
devlet şeklini korumak da vardır (md.5).

  • Egemenlik bağsız koşulsuz millete ait olup;
    kaynağı bakımından laik özelliktedir.
1982 Anayasası, laikliğin ön koşulu olan, devletin din esaslarına dayanmaması ilkesini kabul etmiştir. Devletin sosyal, ekonomik, siyasal veya hukuksal temel düzenini bir ölçüde de olsa, din kurallarına dayandırılamaz (md. 24/son). Yani dinin devlet işlerine karıştırılmaması ve devletin temel düzenine bir ölçüde de olsa dayanak oluşturmaması buyruğu vardır.

  • Laiklik ilkesinin gereği, kutsal din duyguları devlet işlerine ve politikaya
    kesinlikle karıştırılamaz (başlangıç/5).

Temel hak ve özgürlükler bakımından bu hükmün yansıması; bu hak ve özgürlükler
“laik cumhuriyeti ortadan kaldırmayı amaçlayan faaliyetler biçiminde kullanılamaz”
(md. 14/1) ve

  • “Kimse devlerin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa din kurallarına dayandırma… amacıyla….
    istismar edemez.”
    (md. 24/son)

“Eğitim ve öğretim, Atatürk devrim ve ilkeleri doğrultusunda çağdaş bilim ve eğitim esaslarına göre devletin gözetim ve denetimi altında yapılır. Bu esaslara aykırı eğitim-öğretim yerleri açılamaz.” (md.42/3)

  • Siyasal partiler laik cumhuriyet ilkelerine uymak zorundadırlar (md.68/4-69/5)

Milletvekili ve cumhurbaşkanı yeminlerinde laik cumhuriyeti ilkesine bağlılık sözü verilir. (md.81,103)

Bu hükümler halen yürürlükte olan 1982 Anayasasında yer alan laiklik ilkesini koruma amaçlı kurallardır.

  • Anayasada yer alan laiklik ilkesi yargı kararlarıyla da korunmuştur.

Anayasa Mahkemesi; 1970’ten beri laik devlet ilkesinin korunmasına ilişkin önemli kararlar verdi: Laiklik, önce “dinin devlet işlerinde egemen ve etkili olmaması esasını benimseme” anlamına gelir. (07.03.1989 gün, E:1989/1-K:1989/12 sy. karar)

Çağdaşlaşmayı hızlandıran ve Türk Devriminin kaynağı olan laiklik ilkesi, toplumun akıl ve bilim dışı düşüncelerle yargılardan uzak kalmasını amaçlar …
Laiklik; Türk Devrimi’nin, Cumhuriyet’inin özü ve ulusal yaşamın temelidir
Atatürk ilkelerinin en önemlisi laikliktir.” (04.11.1986 gün ve (E:1989/11-K:1989/26 sy. karar)

Türk Anayasa hukukunun laiklikte bulduğu özgün anlam budur.

İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM), Leyla Şahin ve Refah Partisi kararlarında, “laiklik, Türk devletinin kurucu ilkelerinden biridir ve Türkiye’de Demokratik Sistemin korunması için önemlidir.” vurgusu yapmıştır. (Leyla Şahin; 44774/98-İHAM 4. daire 29.06.2004-B. Daire10.11.2005) *

1982 Anayasasının yukarıya alıntı yapılan ilkeleri ile Anayasa Mahkemesi ve İHAM’ın söz konusu kararları bugün hâlâ yürürlüktedir. Hiçbiri ortadan kaldırılmamıştır.
Hukuk dünyası ve doğallıkla siyasal iradeyi bağlayıcı niteliktedir.

Ne var ki; son yıllarda Yasama ve Yürütme eliyle yürürlüğe konan çok sayıdaki yasa ve yönetmelik kuralı ile gerek Anayasanın Laiklik temel ilkesi gerekse Anayasa Mahkemesi ile İHAM kararları yok sayılmaktadır. Anayasamız gereğince bir siyasal partinin
bu tür eylemlerin odağı olması durumunda bu husus kapatılma nedenidir.

Gelinen noktada şanssızlık, hakkında bu gerekçelerle açılmış ve siyasal konjonktür nedeniyle “kapatılma” kararı verilememiş bir siyasal parti şu anda iktidardadır ve Anayasa’ya aykırılık oluşturan eylemlerin odağı olmaya devam etmektedir.

  • 30.09.2013 günü Başbakan tarafından açıklanan “Paket” te yer alan;
    kamuda türbanın serbest bırakılmasına yönelik olarak Kılık Kıyafet Yönetmeliğinde yapılacağı belirtilen değişiklikle, buna koşut olarak TCK’da yapılması planlanan değişiklikleri Anayasada yer alan ve korunan laik temel düzene ve yargı kararlarına aykırıdır.

Halkımız laik Cumhuriyetin hedef alındığını görmüş, tepkisini koymuş,
bu gidişe DUR demiştir.

Şimdi sıra siyasettedir. Muhalefetin halkın iradesini arkasına alıp,
birlikte güç oluşturmasını ve bu gidişe DUR demesini beklemek hakkımızdır.

(*1982 Anayasasına göre Türk Anayasa Hukuku; Bülent Tanör – Necmi Yüzbaşıoğlu)