Etiket arşivi: ERTAN URUNGA

MAFYA – DEVLET PARODİSİ        

Ertan URUNGA, (E) Asker Yargıç                          

Antalya, 01.06.2021

Son günlerde Medya’da pembe diziler gibi izlenme (reyting) rekorları kıran bir Mafya dizisinin her bölümü ayrı bir fırtına kopartırken, iktidar sahiplerinin de henüz unutamadığımız 17-25 Aralık Büyük Vurgun dizisindeki gibi endişeli bir sessizlik içinde izlediğine tanık oluyoruz yine.
Artık herkesçe bilindiği üzere, bu dizinin her parmağında on marifeti (!) bulunan baş aktörü (iktidar partisinin Soylu bakanına göre Mafya Pisliği) olan ve iktidar çevrelerinin kirli işlerinin taşeronluğunu yapan bir Mafya patronunun, daha önce kanka olduğu kişilerle ‘Mafya, Ticaret, Siyaset’ sarmalında yaşanan dramatik olayların pek erce anlatıldığı bir Parodi (ciddi konuların alaya alınarak anlatılması) tarzındaki bu ‘intikam’ dizisini, biz de her yurttaş gibi izlerken, bunun özellikle ülkeyi yöneten bağnaz siyasetçilere ibret olmasını da diliyoruz.
İnsana Korona salgınını, hatta mutfaktaki yangını bile unutturan, uzun zaman da gündemden düşmeyeceği anlaşılan bu tarihsel Parodinin sonunu siz de merak ediyorsanız eğer; bugüne dek Sekiz bölümü Youtube kanalından naklen yayınlanan dizinin izlenmesi, ülkemizi bir örümcek ağı gibi saran gizli-kirli ilişkileri öğrenmek isteyenler için de yararlı olacaktır sanırız.
Gerçeklerin Huyu
Burada hemen belirtelim ki toplumun büyük ilgi gösterdiği dizinin yayınına engel olamayan Tek Adam Devleti, dışarıda Rusya – ABD arasında sıkıştığı gibi içeride de Mafya – Medya arasında sıkışmıştır. Nitekim kamuoyundan gizlenen gerçeklerin huyu gereği, ortaya çıkıp sonbahar yaprakları gibi sokaklara dökülmesinden korkan iktidar çevreleri, ivecenlikle yayının  engellenmesi için daha önce darbecilikle suçladıkları TSK’ni itibarsızlaştırırken, çığlık çığlığa çırpınarak yarattıkları darbe paranoyası (korkusu) gibi bu kez de Tanjetialiti (asıl konunun saptırılarak düşünce karmaşıklığı yaratma) yöntemi ile toplumu yanıltmaya çalıştıkları, ancak bundan da bir sonuç alamayınca yeni arayışlar içine girdikleri görülmektedir.
Bu durumda, mafya – devlet parodisinin nasıl sona ereceği şimdiden bilinmez ama, Türkiye’nin içine sürüklendiği tehlikenin ve bunun nereden kaynaklandığının anlaşılmasına olduğu gibi Türk toplumunun kurtuluşunun da dizinin maskeli aktörlerinin izlediği karanlık yollarda değil; ancak yüce önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ün işaret ettiği akıl ve bilimin aydınlık yolunda birleşmekle sağlanacağının daha iyi anlaşılmasına da neden olacaktır sanırız.
Tarihsel Süreç
Türkiye’nin bugünkü açmazlar içine sürüklemesinin başat nedeni, laik Cumhuriyet’in gayri milli siyasal İslamcı kesimlerle işbirliği içinde hareket eden güç odaklarının eline geçmesi olduğuna kuşku yoktur. Nitekim, tarihsel geleneklerine bağlı kadim bir “Ordu  -Millet” olan yüce Türk ulusunun, savaş ve barış dâhisi Mustafa Kemal’in önderliğinde giriştiği destansı bir Kurtuluş savaşı sonunda kazandığı büyük Zaferin ardından, ulusal Meclisçe kurulan laik Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevinin’ içinde bulunduğu jeopolitik konumu nedeniyle ulusal Ordusu TSK’ne verilmesinden daha doğal ve doğru bir şey olamazdı elbet.
Ne yazık ki bu görev, bilindiği üzere AKP iktidarınca TSK’ne karşı başlatılan bir kampanya ile darbe korkusu yaratılması ve Ergenekon, Balyoz gibi sonradan kumpas olduğu anlaşılan davalarla Ordunun yıpratılmasından sonra, 13.07.2013 tarihinde muhalefet partilerinin de desteği ile TSK İç Hizmet Yasasının 35. maddesinde yapılan bir değişiklikle kaldırılmıştır.
Burada bir parantez (AS: ayraç) açıp, bu olaydan sonraki 5-6 yıl içinde de Türk Ordusuna subay yetiştiren askeri okullardan tutun da askeri adaleti, birlik ve disiplini sağlayan Askeri Mahkemelerle Askeri hastanelere dek tüm geleneksel askeri kurumlar ve daha neler neler kaldırılmış ya da kapatılmıştır. Bu gerçekliğe karşın, geçtiğimiz günlerde partili Cumhurbaşkanı kürsüye çıkıp, saldırıya uğrayan bir muhalefet partisi liderine, “Bu daha bir ilk, daha neler olacak neler…” diyerek, sıfatını ve konumunu unutarak tehditler savurabilmiştir. Ancak bu somut olgular, yazımızın konusu olmadığı için burada yalnızca anımsatmakla yetinip, geçiyoruz.
Beklenen Sona Doğru
Türkiye Cumhuriyeti’ni kollama ve koruma görevinin kaldırılması ile korumasız kalan laik Cumhuriyet, hiçbir engelle karşılaşmadan pusuda bekleyen Atatürk düşmanı, siyasal İslamcı tarikatlar partisi AKP ile fırsatçı mafya patronlarının eline, altın bir tepsi içinde sunulmuştur.
Ne var ki bu gayri millî çıkarcı odaklar, 03.11.2002′den beri avının üzerine üşüşen akbabalar gibi Cumhuriyet’in tüm anayasal kurumlarını ele geçirip parlamenter düzeni bile değiştirirken, zorda kalınca da bir araç olarak kullandıkları demokrasi tramvayına binip aşılmaz denilen dağları da aşarak karanlık yoldaki yürüyüşlerini sürdürmeleri sonunda, tam da Emperyalist devletlerin istediği gibi cennet ülkemizi cehenneme çevirmeyi başarmışlardır.
Bu sancılı süreçte, ülkenin geleceğine ilişkin kaygılarını dile getiren Cumhuriyetçi laik kesimlerin uyarılarına karşın; kör bir inatla sürdürdükleri yolculukları sırasında, yol arkadaşları ile aralarındaki çıkar çatışmaları yüzünden kavgaya tutuşunca olanlar olmuş; ortaya çıkan kargaşa (kaos) nedeniyle ülkemizde palazlanan kirli odaklarla Tek Adam devleti arasında, sonucu da bilinmeyen bir güç ve paylaşım savaşının içine düşülmüştür sonunda…
Sonuç
Bugün yurttaşlarına bu zilleti yaşatan bir devletin; demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olduğunu söylemek şöyle dursun; ilkel bir kabile devleti bile olamadığını görmenin utanç ve üzüntüsüne direnerek yaşamak da çağdaş Türk toplumuna kalmıştır yine, daha ne olsun?
İşte sevgili okurlar, biz bugünlere böyle geldik. Bundan sonra ne olacağı da sizin elinizde!..                                 

SOYKIRIM DEDİKLERİ…

Ertan URUNGA
Emekli Yargıç Albay
e.urunga@yahoo.com.tr 

Antalya, 05.05.2021

Değerli okurlar,
  • Hani şu sözde Emeni Soykırımı dedikleri var ya,
  • aslında Emperyalist devletler tarafından uydurulan ve tarihe yamanmak istenen büyük bir yalandan ibarettir.
Tıpkı Ermenilerin Büyük ihanetine, yine kendilerinin uydurduğu Büyük Felaket (Meds Yeghern) dedikleri gibi… Bu yüzden biz de bu soykırıma özde değil, “sözde” diyerek, tarihsel gerçeği anlatmak istiyoruz kısaca…
Sözde Ermeni Soykırımı            : 1915 yılında yaşanan Osmanlı – Rus savaşı sırasında, Ermenilerin Ruslarla bir olup Osmanlı ordusunu arkadan vurmaları, sınır köylerinde yağma ve katliamlar yapmaları nedeniyle, isyancı Ermeni çeteleri hakkında, Osmanlı hanedanlığına karşı yapılan bir devrimle 1908 yılında iktidara gelen İttihat ve Terakki hükümetince Tehcir (zorunlu göç) Kararı verildiği, bugün herkesçe kabul edilen tarihsel ve nesnel gerçekler olup buna kimsenin bir itirazı da yoktur.
Ancak sonradan, Emperyalist devletlerin plan ve kışkırtmaları sonucu; savaş kurallarının gerekli kıldığı zorunlu ve haklı nedenlerle alınan Tehcir Kararının uygulanması sırasında Ermenilere soykırım yapıldığı yalanı, 1948 Yılı Aralık ayında Birleşmiş Milletlerce kabul edilen Soykırım Suçunun Önlenmesi ve Suçluların Cezalandırılması Sözleşmesi‘nin 12. 01.1951 tarihinde yürürlüğe girmesinden sonra, Avrupa ve ABD’de adı duyulmaya başlayan Ermeni kopuntuları (diasporası) tarafından, 1960’lı Yıllarda ortaya atılmış ve halen de bir dogma gibi dünyaya dayatılmıştır.
Oysa, Türkiye Cumhuriyeti devletini yıllardan beri töhmet altında bırakan, ancak tarihsel gerçeklerle bağdaşmayan bu savlara karşı, Emperyalist ve tarihsel bir yalan olduğu konusunda, Osmanlı ve yabancı devlet arşivlerinde birçok belge, doküman, bilimsel yayın, fotoğraf gibi nesnel ve AİHM Kararları gibi hukuksal kanıtların bulunduğu ve Türkiye’de arşivlerin herkese açık olduğu da bilinmektedir. Ancak Emperyalistlerin derdi, gerçekleri ortaya çıkarmak değil; bugün de olduğu gibi Türkiye’nin sıkıntılı günlerinde bu yalanı allayıp pullayarak, çıkarları doğrultunda kullanmaktır.
Kaçaznuni’nin Raporu
Nitekim Ermenistan’ın ilk Başbakanı ve Taşnak Partisi / Taşnaksutyun’un kurucu lideri de olan Ohannes KAÇAZNUNİ, Türk ulusunun Kurtuluş savaşını kazanmasından sonra 1923 yılı Nisan ayında partisinin Bükreş’de düzenlediği Ermeni Konferansına, bizzat kendisi tarafından hazırlanan bir Rapor sunmuştur.
Tarihsel gerçeklerle örtüşen bu Raporunda, özetle; savaş koşullarının yaşandığı 1914 – 1923 yılları arasındaki sancılı süreçte meydana gelen üzücü olaylar yüzünden Tehcir kararının alınmasına tümüyle kendilerinin neden olduğunu, dönemin Emperyalist devletleri (İngiltere, Fransa, Rusya)’nın “Denizden Denize Ermenistan” projesine aldanarak, Ruslarla bir olup Osmanlı ordusunu arkadan vurduklarını, Taşnakları denetimsiz olarak silahlandırıp sınır köylerinde yağma ve katliamlar yaptıklarını, savaş koşullarında alınan Tehcir kararının amacına uygun olduğunu, istilacı devletlere karşı savaşan Türklerin savunma içgüdüsü ile hareket ettiğini övülesi bir dürüstlükle itiraf ettikten sonra da “Taşnak hükümetinin yaşamına son vermesinden başka, artık yapacak bir şeyi kalmamıştır” diyerek, soykırım konusunda son noktayı daha o zaman koymuştur zaten.
Olayların en yakın tanığı olan Ermenistan Cumhuriyeti Başbakanı’nın özeleştirisi niteliğinde olan ve büyük önem taşıyan bu tarihsel Rapor, sonradan Ermeni arşiv ve kütüphanelerden toplatılıp imha edilmek suretiyle tarihin karanlıklarına gömülmek istenmiş olsa da bugün İngiliz ve Rus devlet arşivlerinde orijinalinin bulunduğunu ve 2008 Yılında da Kaynak Yayınlarınca “Taşnak Partisinin Yapacağı Bir Şey Yok” başlığı ile Rusça’dan çevrilip kitaplaştırılarak Türk ve dünya kamuoyunun bilgisine sunulduğunu da burada belirtelim.
Tarihe Gömecek Nitelikte
Bu durum karşısında, bırakınız onca nesnel ve hukuksal kanıtları bir yana; yalnızca bu Rapor bile, Ermeni kopuntularının bugüne dek bağnaz bir inatçılıkla sürdürdükleri soykırım savlarını çürütmeye yetecek ve Türk ulusunu ağır bir töhmet altında bırakan Emperyalist yalanları da sonsuza dek tarihe gömecek nitelikte olduğunu rahatlıkla söyleyebiliriz elbet.
Ancak ne yazıktır ki Türkiye’de gelmiş geçmiş iktidarların, değerli diplomatlarımız ASALA Ermeni Terör Örgütü tarafından yabancı ülkelerde katledilirken bile, bu soruna gereken önemi vermeyip kayıtsız kaldıkları, hatta bugün olduğu gibi ulusal davalarda kör, sağır, dilsiz olup üç maymunları oynayan sığ ve bilisiz siyasacılar yüzünden ulusal davalarımızın sürüncemede kaldığı da bir gerçektir.
Gerçeklerle Yüzleşmek
Burada şunu da belirtelim ki; 1915 yılında meydana gelen ve Ermeniler kadar Türklerin de onulmaz acılar yaşadığı üzücü olaylar sırasında, ABD gibi Ermeni soykırımı yapıldığını kabul edip laik ve demokratik Türkiye Cumhuriyeti devletini töhmet altında bırakan Birleşmiş Milletler üyesi Avrupa ülkeleri gerçeklerle yüzleşmek istiyorlarsa eğer; önce kendi tarihlerine bakmalı, Ermenilerin tarihini de ilk Başbakanı KAÇAZNUNİ’nin Raporundan öğrenmelidir.
Sonra da Türklerin tarihini öğrenmek için ilk Cumhurbaşkanı ATATÜRK‘ün ‘Nutuk‘ adlı eserini okumalı, dünyada kalıcı bir barışın, çağdaş ve adil bir yönetimin nasıl sağlandığını da öğrendikten sonra bir karar vermeleri doğru olacaktır bence.
Dünyada Barış İçin…
Aksi takdirde, ABD Başkanı Joe Biden’ın yaptığı gibi Büyük İhaneti, Büyük Felaket; Büyük Yalanı, Büyük Hakikat; Büyük Göçü de Büyük Soykırım diye, aldatırlar adamı da dilinizi yutarsınız. Burada şunu da belirtelim ki;

915 yılında Ermenilerin büyük bir felaket yaşadıkları doğrudur. Ancak bu ‘Büyük Felaket’in, soykırıma uğradıkları için değil; Ruslarla savaşan ve tebaası oldukları Osmanlıya karşı düşmanla bir olup kendi ordusunu arkadan vurması, başka bir deyişle ihanet etmesi nedeniyle başlarına geldiğini de

özellikle vurgulamak isteriz.
Bu nedenlerle, yurtta ve dünyada barıştan yana birçok yurtsever aydınımızın ve bir zamanlar Talat Paşa Komitesi gibi oluşumların yapmaya çalıştığı gibi büyük felaketin de sözde soykırımın da büyük bir yalan olduğunu, devlet ciddiyeti ve sorumluluğu ile yapılacak bir kampanya kapsamında ülkemiz yararına son gelişmeleri de derleyerek yeniden anlatmak gerekiyor dünyaya…
Ancak bunun için de her şeyden önce, yönetimin içinde mevcut olan ayrılıkçı ve bölücü etnik ve ümmetçi unsurlardan temizlenerek, kendisini yenileyip millileşmesi gerektiğine de kuşku yoktur.
Bunun yolunu da yurtsever, çağdaş Türk toplumu bulacaktır elbet!

ANDIMIZ ULUSAL KIVANCIMIZDIR

ANDIMIZ ULUSAL KIVANCIMIZDIR

Ertan URUNGA
(E) Yargıç Albay
e.urunga@yahoo.com.tr
Antalya, 16.03.2021

Görevi, yönetimin hukuka aykırı eylem ve işlemlerini denetlemek, aykırı olanların düzeltilip hukuka uyarlılığını sağlamak suretiyle hukukun üstünlüğünü toplum içinde egemen kılarak Hukuk Devletini yaşatmak olan ve idari yargının tepesinde yer alan Danıştay’ın, ulusal kıvancımız olan Andımıza ilişkin beklenmeyen Kararı toplum üzerinde şok etkisi yaratıp içimizdeki güven ve adalet duygusunu derinden yaralanmıştır.

Hem de devletin hukuka aykırı eylem ve işlemlerine karşı, yurttaşların hak ve özgürlüklerinin tek güvencesi olarak bildiğimiz yüksek bir yargı organı tarafından. Nasıl bir aymazlıktır bu!

Gerekçesi henüz açıklanmadığı için ileride yeniden gündeme gelmesi kaçınılmaz olan, ancak bizim açımızdan savunulacak bir yönü bulunmayan bu Karar, her nedense Vatan Şairimiz Namık Kemal‘in (Işıklar İçinde Yatsın) Kıbrıs’ta sürgünde bulunduğu sırada yazdığı ve aşağıda tam metnini sunduğumuz o ünlü Taşlamasını anımsatmıştır bize.

Onun, İstanbul’un Emperyalist devletlerce işgal edilmesinin kırılgan (hassas) ruhunda yarattığı isyanı ustalıkla (her biri sekiz heceden oluşan dizelerle) dile getirirken, o günlerde yaşadığı yaşadığı yürek acısını daha iyi anlıyoruz bugün.

Bu nedenle biz de bu talihsiz Kararın gerekçesi açıklanana değin, duygularımızla örtüşen bu anlamlı şiirini değerli okurlarla paylaşıp O’nun ruhuna en içten selamlarımızı göndermek istiyoruz, izninizle:
***

NE UTANMAZ KÖPEKLERİZ! 

Edepsizlikte tekleriz
Kimi görsek etekleriz
Hak’tan da yardım bekleriz,
Ne utanmaz köpekleriz.

Geldik vatan kavgasına
Düştük rütbe yağmasına
Daldık dünya sefasına,
Ne utanmaz köpekleriz.

İnsan mı neyiz seçilmez
Bir zehirdir ki içilmez
Tavrımızdan da geçilmez,
Ne utanmaz köpekleriz. 

Biz bakmadan sağ ü sola
Düşman girdi İstanbul’a
Vatanı sattık bir pula, 
Ne utanmaz köpekleriz.

Dalkavuklukla irtikâp
İşte etti bizi harap
Sen söyle ey Şevketmeab,
Ne utanmaz köpekleriz.

Vatanın girdik kanına
Leke getirdik şanına
Topumuzun bok canına,
Ne utanmaz köpekleriz.

NAMIK KEMAL, Magosa
 ———————————

TÜRKİYE YASTA, DEVLET NEREDE? 

TÜRKİYE YASTA,
DEVLET NEREDE?
  

Ertan URUNGA, (E) Askeri Yargıç   
e.urunga@yahoo.com.tr
Antalya, 06.03.2021 

2015 yılında PKK/YPG terör örgütü tarafından rehin alınan asker-sivil 13 yurttaşımızın 15.02.2021 tarihine GARA (Karadağ)’da bulunan bir mağarada kalleşçe katledilmesinin yüreklerimizi yakan acısı henüz dinmeden, bu kez 04.03.2021 günü akşamı 8. Kolordu Komutanlığına ait 93 Model (1996’da TSK envanterine girmiş) bir helikopterin kaza – kırımı nedeniyle düşmesi sonucu, başta Korgeneral Osman ERBAŞ ile birlikte değişik rütbeden 11 yiğidimizin şehitlik orununa erdiğini büyük bir üzüntüyle öğrenmiş bulunuyoruz. 

Ülkemizde sağlık, ekonomik ve siyasal krizlerinin tüm ağırlığıyla yaşandığı şu günlerde; iktidarın liyakatsizliği yüzünden peş peşe meydana gelen ve Türk Ulusunu yasa boğan bu elim olaylar, her yurttaş gibi doğal olarak bizi de derinden etkileyip yaşlı yüreğimizi dağlamıştır. En kötüsü de ölen Arap Kralı için ülkemizde yas ilan edilirken, bunun vatanı için ölmeye ant içmiş öz evlatlarımızdan esirgenmesi olmuştur. İtibar yollar – köprüler, çılgın projeler yapmakla değil; ulusça kutsal sayılan tüm değerlere (mukaddesata) verilen önem ve sadakatle ölçülür. 

Sözü daha çok uzatmadan bütün şehitlerimize Tanrıdan rahmet, kederli ailelerine başsağlığı dileklerimizi sunarken, tarihe not düşüp anılarını yaşatmak için, elimizden geldiğince 14’lü hece ölçüsü (vezni) ile Taşlama tarzında yazıp şehitlerimize adadığımız aşağıdaki şiirimizi de değerli okurlarla paylaşarak sözlerimize son veriyoruz.  

AZİZ ŞEHİTLERİMİZİN ANISINA

Eski model bir helikopter kaza yapar da
Onca kahraman askerimiz şehit düşer de
Yas tutup yakarmayı hak görmezsin millete,”
Ölmek askerliğin fıtratında vardır” diye!

Şehitlerin yazgısı dağlarken yürekleri,
Sevenlerinin çığlığı delerken gökleri
Acıları paylaşmaz yaraları sarmazsın,
“Ölenler ölür kalan sağlar bizimdir” diye!

Son model araçlarla giderken ibadete,
Kaçak saraydan nutuk atarken ümmetine
Söylemezsin hiç israfın haram olduğunu,
“İtibardan asla tasarruf edilmez” diye! 

Ant olsun size dostlar, şu kırk haramilerden
Hesap sorulmadan göçersem fani dünyadan,
Cehennemin dibine atsalar da tenimi,
Hiç düşmeyecek iki elim yakalarından!..

BEKLENEN OLDU, DAĞ FARE DOĞURDU!

BEKLENEN OLDU, DAĞ FARE DOĞURDU!

Ertan URUNGA
(E) Yargıç Albay

Geçtiğimiz hafta Covid-19 Pandemisinin yükselişe geçtiği günlerde, CB’nın millete bir müjdesi olduğu, ancak bunun 21.08.2020 Cuma günü yapılacak bir basın toplantısı ile açıklanacağı haberinin duyulması üzerine, böyle bir uygulamaya ilk kez tanık olan toplum heyecanlı bir merak içinde o günün gelmesini sabırsızlıkla beklerken, doğal olarak devletten beklentisi olan değişik kesimlerin de bu müjdenin kendi beklentileri doğrultusunda olacağı umuduna kapıldıkları ve bunların yazılı basına da yansıdığı görülmüştür.

Toplumun Beklentisi

Bu “müjde” teranesinin ne olduğuna geçmeden önce, kimi siyasal partiler ile STÖ üyelerinin kestirimlerine kısaca değinmek, toplumun beklentilerini öğrenmek açısından yararlı olacaktır:

– Seyit TORUN, CHP Gn. Bşk. Yrd. – CB’nın istifa etmesi,                                
– Aytun ÇIRAY, İYİ Parti Mv. – Covid-19 aşısının bulunması, asgari ücretin iki katına çıkarılması,
– Ömer Faruk YAZICI, SP. Gn. Bşk. Yrd.- Güçlü bir Türkiye için hak ve adaletin tesis edilmesi,
– Selçuk ÖZDAĞ, Gelecek Partisi Gn. Bşk. Yrd. – Şeffaf ve demokratik Türkiye’nin inşa edilmesi,
– Erkan BAŞ, TİP Gn. Bşk. – CB’nın istifa etmesi,                       
– Önder İŞLEYEN, Sol Parti Bşkl. Krl. Üyesi – CB’nın görevi bırakıp gitmesi,
– Mehmet DURAKOĞLU, İst. Baro Bşk. – Bağımsız yargı için üzerindeki gölgenin kaldırılması,
– Erinç SAĞKAN, Ank. Barosu Bşk. – HSK yapısının ve Yargının bağımsız duruma getirilmesi,
– Dr. Arzu ÇERKEZOĞLU, DİSK. Gn. Bşk. – İşçi hakları korunup, asgari ücretten vergi alınmaması,
– Ergün ATALAY, TÜRK İŞ Gn. Bşk. – Ülke yararına milletin olan her şeyin kabul edilmesi,
– Canan GÜLLÜ, TKDF. Bşk. – İstanbul Sözleşmesi’nin uygulanması için talimat verilmesi,                                     

– Feray Aytekin DOĞAN, Eğt. Sen Gn. Bşk. – Eğitim sorunları giderilerek eşitliğin sağlanması

olduğunu, nedenleri ile birlikte açıklamışlardır. (Bkz. Müjdemi İsterim, 21.08.2020 tarihli Cumhuriyet gazetesi, s. 1-9)

Toplumun büyük bir kesimin beklentilerinin bu yönde olmasına karşın; bunların daha çok karşıt/muhalif çevrelerin görüş ve tercihlerini yansıttığı için bir öneminin bulunmadığına ilişkin savların da toplumu güdülmesi gereken bir koyun sürüsü gibi gören, değişik görüşlere yer vermeyen çağ dışı kalmış devletlere özgü bir anlayışın ürünü olduğuna kuşku yoktur. Oysa bugün, insanı ‘kutsal sayılan hak ve özgürlüklere sahip onurlu bireyler’ olarak kabul eden demokratik devlet anlayışında, bu safsataların bir değeri bulunmadığı için geçiyoruz.

Müjde Dedikleri…

Beklenen gün ve saat gelince, partili CB kürsüye çıkıp Fatih sondaj gemisinden naklen yapılan canlı yayın eşliğinde, bütün bir toplumun soluğunu tutarak beklediği müjdesini açıklamıştır. Buna göre Fatih Sondaj Gemisi’nin Karadeniz’de 320 milyar m3 (metreküp) doğalgaz rezervi keşfettiğini (!) ve bunun Türkiye’nin 7-8 yıllık doğalgaz gereksinimini karşılayacak en büyük keşif olduğunu (?) ve dağıtıma başlanması için uzmanlar 4-5 yıl demişler ama, bunu 2023 yılına yetiştirmeleri için talimat (!) verdiğini de muştuladıktan sonra, “Her arayan bulamaz ama, bulanlar daima arayanlardır. Arayanlar da mutlaka bulur” şeklindeki sözleri de ‘Arayanlar Mevla’sını da bulur, belasını da’ özdeyişini anımsatmıştır bize, her nedense… Biz de bu müjdeyi alınca, “Yaşasın, aradığımızı bulduk!” diyerek, sevinçten ayaklarımız yerden kesildi ve Elhak onca zaman beklediğimize de değdi doğrusu…
Öyle ya, 18 yıldan beri akıl ve hukuk dışı keyfi uygulamaları ile ülkemizi yangın yerine çeviren AKP iktidarı ve onun yüksek okul diploması olmadan Cumhurbaşkanı olan liderinden demokratik yollarla kurtulmanın umarını/çaresini fellik mellik ararken, arayanların -Allah’ın izniyle- aradıklarını bulacağını en yetkili ağızdan öğrenince, biz de aradığımızı mutlak bulacağımıza ikna olduk, inandık! Bundan daha büyük bir müjde, ancak ‘istifa ettiğini açıklaması’ olabilirdi ki o da olmadı, olamazdı da bence.
Çünkü kişinin kendi kusurunu bilmesi; ancak çağdaş demokratik ülkelerde rastlanan, saygın ve erdemli yöneticilere özgü bir davranış olduğu için, bedevi Arap kültürünü İslam dini olarak benimsemiş olan ve bunu bütün bir topluma dayatan tutucu bir politikacının bu erdemi göstermesini beklemek abes olurdu ve ne yazık ki öyle de oldu, umudumuzu pekiştirmiş olsak da ülkemiz adına bir avuç hüzün kaldı geriye…
Kim Söyleyebilir?
Öte yandan, bulunan doğalgaz rezervinin 66.000.000.000.$ (altmış altı milyar Dolar) olduğu söylenen parasal değerine sevinebilirdik ama, bunun da ‘Kendin Çıkar Kendin Sat’ modeli (!) ile yabancı bir şirkete 30 yıllığına, güvencesi/garantisi de devletin kesesinden (yurttaşın cebinden!) verilerek satılmayacağını -yüzlerce örneği orta yerde dururken- kim söyleyebilir ki?
Kaldı ki bulunan ve henüz kesin oylumu, kapasitesi de belirlenmeden açıklanan rezervin, gün ışığına çıkarılıp satışının yapılabilmesi için yeni kuyular açılıp deniz üstünde düzlem/platform kurularak gerekli teknik araç ve gereçlerle donatılması için Koronavirüs bulaşının tavan yaptığı, ekonominin de dibe vurduğu günlerde 3-5 milyon Dolar ek harcama yapılması gerektiğinin uzmanlarca dile getirilmesi de “Dağ fare doğurdu” dememize neden olmuştur.
Tez Zamanda Anlaşılacak
Bütün bu sorunlar ve daha çoğunun, bilimsel akılcılığa dayalı gerçekçi uygulamalarla giderilmesi beklenirken; siyasal getiri sağlamak için kalkıp da can ve geçim derdi arasında sıkışan toplumla alay eder gibi doğalgaz bulduğunu ve 66’ya bağladığını söyleyerek milleti aldatmanın, nasıl bir müjde ve ne büyük bir aymazlık olduğu tez zamanda anlaşılacaktır elbet.
Sonuç : Covid-19 Pandemisi ile ekonomik krizinin yarattığı açmazların tüm ağırlığı ile yaşandığı şu günlerde, gerçek gündemi değiştirmekten başka bir amacı olmadığı anlaşılan müjde teranesini artık bir yana bırakıp ayaklarımızı yere basarak; dünyayı ve ülkemizi bir karabasan gibi saran somut olgulara yüzümüzü çevirip, alanında uzman bilim adamlarının sesine kulak verip, yakıcı gerçeklerle yüzleşerek direnmekten başka bir seçenek kalmamıştır.
Bu bağlamda, Halk Sağlığı ve Sağlık Hukuku uzmanı, ayrıca Mülkiye’li Prof. Dr. Ahmet SALTIK‘ın sitesinde paylaştığı Biyofizik uzmanı (E) Prof. Dr. Mehmet Ali KÖRPINAR’IN “Çevre Felaketi Yaşıyoruz” başlıklı yazısı ile sayın SALTIK’ın bu yazıya değerli katkılarını içeren Çevresel Yıkım, Masum Kurbanlar ve İktidarın Sorumluluğu başlıklı çarpıcı gerçekleri gözler önüne seren Bilimsel Akılcılığa dayalı uyarıcı – eleştirel yazılarının mutlak okunmasını önerirken (http://ahmetsaltik.net/2020/08/21/cevresel-yikim-masum-kurbanlar-ve-iktidarin-sorumlulugu/); elde kalan umudu da tüketmemek için
– daha çok evde kalın,
– daha çok sağlıcakla kalın ve
– daha çok umutla kalın!