KIRK HARAMİLER (Bir İhanetin öyküsü) 

KIRK HARAMİLER
(Bir İhanetin öyküsü)                                                                   

Konuk yazar : Ertan URUNGA
Emekli Askeri Yargıç
e.urunga@yahoo.com.tr, Antalya, 15.05.2018

Önsöz
Hani var ya;
Şu bizim Kırk Haramiler,
Büyük Patron’un himayesinde
Gelince iktidara, her şeyden önce
Yaptıkları görülmesin diye,
Başına sardılar türbanı, bu mazlum milletin.
Ve uyutmak için ümmetini,
Ninni gibi dillerine doladıkları
Hep o şarkı,  dudaklarda
“Beraber yürüdük
Biz bu yollarda, beraber ıslandık
Yağan yağmurda…”
diye,
Daha ilk günden başladılar, çığlık çığlığa
Büyük bir iştiha ile yağma ve talana…
Ne de olsa göçebe toplumu, Bedevi Arapların
Ekininden geliyorlardı, Soyağacına bakınca…
Sonradan da gördük ki tüm icraatları boyunca,
“Devletin malı deniz, yemeyen domuz”
Anlayışı temel karakteriydi Haramilerin.
Ancak haksızlık yapmamak için, yeri gelmişken
Becerilerine de -kısaca- değinmek gerekir burada;
-Dini siyasete alet edip iktidara gelmekte,
-Yalan dolanla müritlerini aldatmakta,
-Tertip ve kumpaslarla muhaliflerine kara çalmakta,
-Hile ve sahtecilikle kendilerine çıkar sağlamakta,
-Okul, cami ve kışlaya siyaset sokmakta,
-Çılgın projeler ve Kaçak saraylar yaptırmakta,
-Yeşil alanları betonlaştırarak doğayı katletmekte
– Ve hele, gösteri yaparken At’tan düşmekte,
Hep gördük ki Elhak, çok becerikliydiler doğrusu!.

Yağma Süreci
Bunları önceden görüp de
Kurtuluştan sonra yaptığı devrimlerle,
Tarihe gömdüğü için Osmanlı artıklarını
Yıllarca içlerinde besledikleri kin ve öfkeyle
Dünyanın en büyük devrimcisi
Yüce önder ATATÜRK’ün emaneti;
Cumhuriyet’in öz varlıklarını,
Halkın geçim kapısı, KİT’leri
Özelleştirme yapıyoruz diye, yalanlarla
Peş keş çektiler yandaşlarına…

Kesilmeyince kabaran iştahları,
Dünyaya açıldılar, hiç duraksamadan
Bitirmek için Türkiye’yi…
Satılığa çıkarıldı hemen, kelepir fiyatına
Batan geminin malları gibi
O güzelim Türk yurdu Anadolu!
Hani, her karış toprağında
Şehitlerin kanı bulunan
Sevgili vatan!
Satıldı haraç mezat, parsel parsel
Mülkiyet hakkı dâhil, hem de
Elin gâvuruna!

Çözüm Süreci
Satarak bitiremeyeceklerini anlayınca,
Tümünü birden yutmak istediler önce.
Ancak biliyorlardı ki deneyimleriyle,
Buna güçleri yetmezdi.
Bir seçenek daha vardı ellerinde;
Türkiye’yi parçalayarak yutmak!
Hem bunun için fırsat kollayan, aç kurtlar
Dolaşıyordu ortalıkta, avını yoklayarak.
Hava karlı ve sisli, kafalar karışıktı…
O sırada bir öneri geldi, Okyanus ötesinden
“Artık demokratikleşmeniz gerekir” diye.
Hemen koyuldular işe, Haşhaşilerle birlikte
Başlatıldı Çözüm süreci, büyük bir hevesle…
Önce taraftar toplamak için kendilerine,
Sürdüler sözde akil adamları sahaya…
Vatana göz diken, Mehmetçiğe tuzak kuran
Hainlerle bir olup, oturdular masaya…
Dahası bunları yargılayacağız diye,
Çadır mahkemesi kurdular, araziye
Götürdüler yargıçları ayaklarına…
Her şey yolunda giderken böyle!
Haramilerle Haşhaşiler, aralarında
Daha önce çaldıklarıyla, dolunca kasaları
Ayakkabı kutularına sakladıkları
Meşruku, paylaştıkları bir sırada
Ters bir rüzgâr esti, aniden
Yolsuzlukları sızınca Medya’ya;
Karıştı ortalık bir anda, tutuştular kavgaya…
Son verildi Hainlere tanınan tüm imtiyazlara…
TSK gönderilince sahaya, başladı hendek savaşları!
Sonra gömüldü o Hainler, kazdıkları çukurlara…
Şehitler için yine ağıtlar yakıldı, yine analar ağladı.
Barışçıl bir çözüm çıkmayınca o kanlı süreçten,
Bu kez, Güç savaşları başladı aralarında…

Savaş Süreci
Bir gece ansızın saldırdı Haşhaşiler, havadan
Kaçak saraylarına Haramilerin, 15 Temmuz’da
Bombalar düşerken tepelerine,
Ustaca bir manevra ile kurtuldular darbeden.
Yarattıkları bunalımı, yine fırsata çevirdikten sonra,
Sarsılan güçlerini kazanmak için yeniden
Silahlı Kuvvetlere sarıldılar, mecburiyetten
“Sınırları Hainlerden temizleyeceğiz” diye,
Suriye üzerinde Emperyalist emelleri olan
Ve oradaki Hainleri kendi askeri sayan,
Büyük Patronla da anlaşarak, kuytularda
Sürdüler kınalı kuzuları,  Ortadoğu bataklığına…
Fırat Kalkanı ve Zeytin Dalı operasyonlarında
Şehitler gelmeye başlayınca yurda, art arda
Kimi aymazlar, yazıklar olsun ki onlara
“2. İstiklal Savaşı” dediler bu operasyonlara!
O görkemli İstiklal savaşını küçük düşürerek,
Nankörlük ettiler atalarına…

Yapılanma Süreci
İktidarı ele geçirdikleri tarihten itibaren
Hep işaret ettikleri gibi hani, 2023’de
Laik Cumhuriyet düzenini değiştirerek, kendilerince
Ümmet egemenliğine dayalı, federatif yapıda
Dinsel bir devlet kurmaktı, başat ereği Haramilerin.
Bu ereğe ulaşmak için hemen o tarihte,
Haşhaşilerle birlikte, başlatılan yağma sürecinde;
Tümüyle kadrolaşmışlardı zaten, bürokraside
Bugün, Beyin göçünün nedeni olan
Okullara öğrenci, kamuya eleman alımlarında,
Yaptıkları hile ve tertiplerle, sınavlarda
Başarılı yurttaşları eleyip, kendi yandaşlarıyla
Doldurdular tüm kademelerini devletin.
Ancak, oluşturulurken altyapısı bu şekilde,
“Yok öyle yağma” diye, hesap soracak
Bir yiğit çıkmayınca ortaya, bugüne dek
Bu kez hukuksal yapısını oluşturmak için devletin
“Mevcut Anayasayı değiştireceğiz” diye,
Anayasal düzeni sil baştan değiştiren
Yeni bir Ferman çıkartıp, dayattılar topluma…
16 Nisan 2017’de yapılan şaibeli Halkoylamasıyla
Kabul edilen yeni Anayasa ile birlikte,
Sona erince Yapılanma süreci, baskın bir şekilde
Karar verildi yine Erken seçimlere, zorda kalınca…

Bugün yaşanan tüm süreçlerde, Emperyalist devletlerin
Sömürgeci emellerine hizmet ettikleri görülen Haramilerin,
“Türk ulusunun Egemenlik hakkını elinden alıp,
Türkiye’yi federe bir İslam devletine dönüştürmek”
istediklerini
Görünce Türk ulusu bu ihaneti, mutlak yapacaktır gereğini;
Daha önce de olduğu gibi yurduna göz diken tüm Hainleri,
Yetti Artık” diye direnerek, yine Tarihe gömecektir elbet!

Son Söz
24 Haziran Baskın seçimlerine
On gün kala, siz de görüyorsunuz ki
Bu gün tanyeri ağarırken ufuktan,
Sönmeye başladı ampuller, birer birer
Göklere yükselen Güneş’in ışıkları
Bir tokat gibi çarptıkça suratlarına
Derin bir korku sardı Haramilerin
Körelen yüreklerine!
Cumhurbaşkanlığı seçimine katılan
Saygın bir Aday, herkesin beklediği gibi
Ortaya çıkıp da yiğitçe ve hakça,
Meydan okuyor şimdi Haramilere…
Tam bir kararlılık ve inançla hem de
“Haklıyız Kazanacağız” diye,

Güvence ve umut veriyor
Vatansever tüm yurttaşlara…
Bu manzarayı görünce, diyoruz ki biz de
Artık Tamam; bitecek bu eziyet bu zillet
Kavuşacak herkes, erinç ve adalete
Türk ulusunun başı, yine erecek Göğe!
İşte o zaman, kimsenin kuşkusu olmasın ki
“Bir yiğit geldi, direndi ve yendi” diye,
Tarih yazacak elbet; o yiğidin adını da ince ince
Sonsuza dek yaşayacak yurttaş Muharrem İNCE, sevgiyle

HEPAR’IN BİLDİRİSİ ÜZERİNE..

HEPAR’IN BİLDİRİSİ ÜZERİNE..


Konuk yazar :
 Ertan URUNGA
Emekli Askeri Yargıç
e.urunga@yahoo.com.tr 


Hak ve Eşitlik Partisi
Genel Başkanı Sayın Osman PAMUKOĞLU, 24 Haziran seçimlerinde Vatan Partisi’ni destekleme kararı aldığı ve nedenlerini de 6 maddede açıkladığı bir Bildiri ile kamuoyuna duyurmuştur.

Sayın PAMUKOĞLU’nun, yurtsever aydın kesimlerin ilgisini çeken ve aşağıda aynen bilgilerinize sunduğumuz “Hak ve Eşitlik Partisinin Seçim Kararı” başlıklı Bildirisini yayımlamakla gösterdiği duyarlılık nedeniyle, biz de kendisini iki kez kutlamak isteriz  

TEK LİDER TEK KİŞİ

1-  Bugün, milli görüş ve düşüncenin dibe vurup, ümmetçi ve gerici bir anlayışın baskın çıkarak din erkinin tüm ağırlığı ile egemen olduğu bir ortamda; milli birlik ve dayanışma, milli hükümet, milli eğitim, milli üretim ekonomisi, milli dış politika ve komşularla iyi ilişkileri ilke edinip programına koyan, vatanseverlerin de harman olduğu antiemperyalist bir partinin neden desteklemesi gerektiğinin bilincinde olan tek parti lideri olduğu için…

2- Bu desteğinin nedenlerini en açık biçimde anlatan –VP de dâhil- tek kişi olduğu için…

TARİH YAZACAK

Öyle sanıyorum ki, kendisinin 6 madde olarak açıkladığı haklı nedenler, bütün vatansever yurttaşların yüreğine 6 Ok gibi saplanacak ve akıllardan da hiç çıkmayacağı için sözü daha çok uzatmadan, değerli okurların takdirine sunuyoruz.

Tarih, bunu da yazacak elbet!

OKURLARLA DERTLEŞMEK!

Konuk yazar      : Ertan URUNGA, E. Askeri Yargıç

OKURLARLA DERTLEŞMEK!
Antalya, 11.05.2018

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Sevgili Dostlar,

Bildiğiniz gibi uzun zamandan beri ülkemizi hallaç pamuğu gibi atıp savuran kinci ve dinci bir iktidarın yönetimi altında, geriye kalan ömrümüzü çoğu zaman “Ne olacak bu memleketin hali pür melali?” diyerek, kimi zaman da Bu kadarı da olmaz ki! diye yakınarak, sancılar içinde sürdürmeye çalışıyoruz.

Öyle ki bugün; yüce önderimiz Mustafa Kemal ATATÜRK’ün kurtuluş ve kuruluş devrimleriyle başımızın göğe erdiği o aydınlık günlerin onur ve kıvancını yaşayan sade yurttaşlar olarak, çağdaş ve güzel ülkemize asla yakıştıramadığımız AKP’nin devr-i iktidarında geçen 16 karanlık yıldan beri bütün ekonomik varlık ve ulusal değerlerimizin arsız bir mirasyedi hovardalığı içinde vahşice tüketildiğini, ulusumuzun şan ve şerefinin büyük bir sapkınlık içinde haince ayaklar altına alındığını, giderek artan iç ve dış sorunlarımızın yanında yoksulluk ve yolsuzluk savlarının da halk içinde doruğa çıktığını görmeyen, görüp de söylemeyen kimse kalmamıştır artık. Hatta bu manzarayı gören yabancı dostlar (!),  İzmir’de denize döktüğümüz o Emperyalist uşakları bile, “Bizim o tarihte yapamadığımızı, şimdi Akepeliler yapıyor”diye, hani neredeyse buzuki çalıp sirtaki oynayacaklar!

Bunu kendileri de görüp telaşa kapılmış olacak ki; çareyi OHAL koşullarında Meclisin kararını beklemeye bile gerek görmeden Erken Seçim ilan etmekte bulmuş, böylece kaygan ve eğik bir zeminde kerhen seçim yarışına girilmiştir.

İKTİDARIN AYMAZLIĞI                                                                                                

Bu şekilde, ülke koşullarının uygun olmadığı bir zamanda alınarak bütün topluma dayatılan Baskın Seçim Kararı, aslında bağnaz AKP iktidarının ülkeyi yönetemediğinin açık itirafı ve hezimetidir. Durumun bu denli ürkünç (vahim) olmasına karşın; büyük bir aymazlıkla devletin Anayasal yapısını değiştiren, ülkenin sabit ekonomik varlıklarını kendi çıkarları için sonuna dek kullanan ve halen Türk ulusunun yaşam alanı olan Vatan topraklarını, Cumhuriyetin mirası ve kamunun malı olan Fabrikaları, ‘Özelleştirme’ adı altında yabancılara haraç-mezat satmayı sürdüren iktidar partisinin; bu akıl almaz aymazlığı karşısında, yarın iktidara gelecek partinin bu zorlukları aşması için yılların yetmeyeceğine kuşku yoktur.

PUSUDAKİ TEHLİKE                                                                                                            

Bu nedenle, seçim yarışına balıklama atlayan muhalefet partilerinin bunları da düşünüp gerekli önlemleri şimdiden alması, ülkemizin geleceği açısından olduğu ölçüde, kendileri için de yararlı olacaktır. Aksi takdirde enkaz altında kalınacağı ve iktidarın yeniden Cumhuriyet düşmanlarının eline geçmesi gibi pusuda bekleyen büyük bir tehlikenin de ortaya çıkacağının, asla göz ardı edilmemesi gerekir.

Öte yandan, geçen yıl Anayasa’da yapılan değişiklikler, 16.04.2017’de yapılan Halkoylaması ile kabul edildiğinden; 24 Haziran 2018’de 600 milletvekili ile birlikte, Devlet içindeki bütün erklerin tek kişinin elinde toplandığı ve adına Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi denilen, dünyada bir örneğine bile rastlanmayan, kerameti kendinden menkul bir Rejimin; Cumhurbaşkanı mı – Devlet Başkanı mı – Parti Başkanı mı, neyin başı olacağı önceden bilinmeyen ‘Tek Adam’ için de oylama yapılacak olması, bu seçimlerin büyük önem kazanmasına yetmiştir.

SEÇİM YARIŞI SÜRÜYOR

Cumhur İttifakına karşı CHP’nin adayının kim olacağı merakla beklenirken,  siyasal partilere tanınan sürenin son gününde yapılan açıklamayla bu adayın, partinin emektarlarından Sayın Muharrem İNCE olduğunu öğrendik. Toplum içinde dik duruşu, dürüstlüğü ve mücadeleci kişiliğiyle öne çıkan ve bizim de Atatürk ilkelerine bağlılığı ile tanıyıp ülkemizi aydınlık günlere taşıyacağına güvendiğimiz Sn. İNCE’nin adaylığının ülkemize hayırlı olmasını dileriz.

Bu arada Mecliste gurubu bulunmadığı için gerekli olan yüz bin seçmenin imzasını toplamakta zorlanan Vatan Partisi’nin adayı Sayın Doğu PERİNÇEK’in de, aday gösterme yönteminde mevcut hukuk dışı anti-demokratik engelleri; değişik partilerden aydın yurttaşların ‘demokrasinin erdemi adına’ verdiği imza desteğiyle, sürenin son günü barajı aşarak adaylığının kesinleşmiş olmasını biz de sevinçle kutlarken, kendisinden daha önce ulusal davalarımızda gösterdiği o övülesi çabaları ile elde ettiği zaferlerine yenilerini katmasını da bekleriz elbet!

Son olarak;  güzel Antalya’da Büyükşehir ve Muratpaşa Belediyesi Meclis üyeliği görevlerinden istifa ederek CHP saflarında milletvekili aday adayı olduğunu kamuoyuna ilk duyuran ve Antalya’nın dünyanın gözde kentleri arasında yer almasında büyük emeği geçen, gazetemizin sahibi ve yazarı olarak da hepinizin yakından tanıdığı Sayın Songül BAŞKAYA’nın, coşkun alkışlarla karşılanan bu kararını açıklarken; bir kadın milletvekili olarak TBMM çatısı altında “7 gün 24 saat halkımızın hizmetinde olacağım” sözü de Antalya’nın Gururu olmuştur.

Bu olumlu gelişmelere bakınca, ben de Kırk Haramilere; Artık TAMAM diyorum.

Değerli okurlara da umut ve umut dolu, aydınlık günler olsun!
Saygı ve sevgilerle..
======================================
Dostlar,

ERDOĞAN’ın DERİN AÇMAZLARI ve
İFLAH OLMAZ DİNCİ HAYALLERİ..

Değerli Em. Askeri Yargıç Sayın Ertan Urunga‘nın sitemize “yazarak” gösterdiği ilgi bizleri mutlu kılıyor. Engin birikimi ve deneyimi başlıbaşına önemli ve öğretici, ayrıca kalemi de (artık klavye!) oldukça güçlü Sn. Urunga’nın.. Tüm titizliğimize karşın yazılarında önemli içerik – biçim, noktalama yanlışları göremiyoruz.. Ne güzel !

Ertan bey yazısını bize e-ileti ekinde sunarken, yazıların altında bizim koymaya (ç)alıştığımız katkıları çok değerli bulduğunu da eklemiş sağolsunlar..
(…Siz de uygun görürseniz, yazımın sitenizde yayımlanmasını ve hatta büyük bir yetkinlikle kaleme alıp yazılara renk ve anlam kazandıran o harika değerlendirmelerinizi de esirgemezseniz eğer, buna da çok sevinirim elbet…)

Hoşgörünüzle bu yazının bizde uyardığı çağrışımları kısaca aktaralım :

Erdoğan bir konuşmasında karşısındakilere;

Dindar bir nesil yetiştireceğiz..
Dininizi ve kininiz eksik etmeyin.. buyurmuştu!?

Her 2 tümce de ciddi – ağır yanlışlar içeriyor. İlki bakımından şunlar söylenebilir :
T.C. Anayasasında (md. 2 ve 24 vd.), LAİK bir devlet olarak tanımlanmaktadır. Laik devlet, siyaset bilimi ve kamu – anayasa hukuku öğretisinde (doktrininde) yurttaşlarının dinsel inanç ve kanaatleri ile ilgilenmeyen, Ernest Rennan‘ın tanımıyla bu değerlere adeta sağır – kör olan Devlettir (AYM kararlarında kaynak gösterilmiştir). Dolayısıyla Laik devlet herhangi bir din – mezhep – inanç kümesine hizmet edemeyeceği gibi karşısında da olamaz ve ülkenin laik ulusal eğitim sistemini bu kapsamda tanımlayıp dönüştüremez; “dindar kuşaklar” (!?) yetiştirmeyle işlevlendiremez. Böylesi bir görevi ve yetkisi yoktur. Toplum, aileler uygun gördükleri din eğitimini çocuklarına sağlarlar. Erdoğan’ın bu sözü ve eylemi Anayasamıza açıkça aykırıdır; eylemli olarak (de facto) anayasa çiğnemidir (ihlalidir) ve TCK karşısında açık suçtur.

İkinci tümce daha da ürkünçtür (vahimdir). Hiçbir Dinsel inanç sistemi “kin – kindarlık” öğütlemez ve bu kavramları dışlar. İslam dininde de, Kuran’da da bu yönde bir içerik yoktur. Daha somut söylemek gerekirse “Müslüman kindar olamaz!” Erdoğan bu sözü ile bir ideolojik dinci militan gibi davranmış ve açıkça “DİN DIŞINA DÜŞMÜŞTÜR!”

Geçelim öbür dinsel inançları, İslamiyette “kin – kindarlık” yok – tur”!

  • Erdoğan insanları dinden çıkarmakta, adeta dinlerinden etmektedir!

Bu durumun, Müslümanlığı ile övünen ve bunu siyasete açıkça alet eden Erdoğan için “vahim ötesi” bir açmaz olduğu kesin ve nettir. Ne yazık ki, bir fetva kurumu olmasa da Diyanet, bu bağlamda herhangi bir açıklama yapmayarak fiyaskoya, – ağır suç şirk koşmaya- ortak olmuştur!

İlahiyat fakültelerinden de “tık” çıkmamaktadır. Kahreden bir suskunluk ve teslim oluş niyedir!?

Ülke genelinde itiraz eden sınırlı kişi – çevrelerin çığlıkları ise yandaş hatta sahibinin sesi basın (!?) tarafından boğulmuştur, boğulmaktadır

Ancak halkın sağduyusu, derinden ve sessizce, bu arsız saptırmayı etkisizleştirmededir bereket!
Kadim Anadolu insanının gelenekleri ve töresi, giderek bilgeliği bu hırçın dalgaları kırmış, kıracak görünüyor.. Ne denli içtenlikli – bilinçlidir bilinmez ama Erdoğan da çark etmiş ve 24 Haziran 2018 kritik seçimi eğik düzleminde “Gençler, sıkıldınız değil mi? Sizleri belli kalıplara zorlamayacağız..” demek zorunda kalmıştır. Ancak Erdoğan’ın söz ve eylemlerindeki tutarsızlıklar ciddi bir güven bunalımı doğurmuştur. Bu, yeni ve zorunlu bir taktik takiyye midir?

Uygar dünyanın birkaç yüzyıl önce çok kanlı iç savaşlar sonrasında çözdüğü ve kalıcı barışa erişmesini sağlayan laik – seküler düzeni 21. yy’ın şafağında Türkiye’de sorunsal yapmak, hele güncel siyasete alet etmeye – istismara kalkışmak hiç kimsenin haddi olmamalıdır, olamaz da.

Hele hele Suudi Arabistan bile, ABD dayatması olduğunu Veliaht Prens Salman’ın ağzından itiraf ettiği “Vahhabi İslamı – Çöl şeriatını” terk ederken! Suudi Arabistan’ı Türkiye ile ikame etmeye kalkmak, akıl fukaralığının en son kertesi olsa gerektir ve bu topraklarda yeri yoktur!

Not   : S. Arabistan ile aynı saatlerde namaz kılmak için yaz saati uygulamasını yasayla kaldıran ve küçücük çocuklar dahil sabahın karanlığında insanların yollara düşmesini dayatan zorba uygulama, tarihin sayfalarına kaydedilmiştir.. Hazindir ki; S. Arabistan Hicri takvimi terk edip Miladi takvime geçince, Türk insanı bu dinci – faşist takıntı eziyetinden kurtulabilecektir..

Sevgi ve saygı ile. 15 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

UNUTULAN İŞÇİ BAYRAMI

UNUTULAN İŞÇİ BAYRAMI

Konuk yazar : 
Ertan URUNGA,
Emekli Askeri Yargıç         
e.urunga@yahoo.com.tr 

Her yıl bütün dünya ile birlikte ülkemizde de kutlanan 1 Mayıs İşçi Bayramı (Emek ve Dayanışma Günü), bu yıl da yurdun çeşitli kentlerinde ve değişik İşçi Sendikalarının öncülüğünde yapılan yürüyüş ve törenlerle kutlanmıştır. Tabii buna “kutlamak” denirse…

Bayrama işçiden çok, çeşitli Sivil Toplum Örgütleri ile bir kısım milletvekilli ve yurttaşlar dışında, devlet katından kimsenin katılmadığı görülmüştür. Buna geçtiğimiz günlerde alınan Baskın seçim kararı üzerine Türkiye’nin seçim atmosferine girmesinin neden olduğu söylenebilir mi bilmiyorum. Ancak emeğiyle ülkemizin kalkınıp gelişmesinde büyük katkısı olan işçi ve emekçilerimizin bu evrensel nitelikteki Resmi Bayramına, Bakanlık düzeyinde de olsa birilerinin katılması beklenirdi ama, devletin tepelerinden katılan kimse olmamıştır.

Medyanın Sessizliği                                                                                         

Öte yandan, Doğan Medya gurubunun bilinen nedenlerle satılmasından sonra %90’ı siyasal iktidarın eline geçen genel Medyanın, birkaç gazete ve TV kanalı dışında beklenen ilgiyi gösterdiği de söylenemez. Söylenemez çünkü, kutlanması bile devletçe belirlenen alanlarda yapılan İstanbul’daki Bayram töreninde DİSK Genel Sekreteri Sayın Uzman Dr. Arzu ÇERKEZOĞLU’nun,

  • “Bu 1 Mayıs, ülkemizin tek kişinin ağzından çıkan sözle yönetilmesine
    emekçinin itirazıdır!”

şeklinde özetlenen konuşmasına kulak verip itirazlarını, istem ve önerilerini halka duyurmak, sorunlarını dile getirmek, çözüm yollarını araştırmak, yaşanan gelişmelerden yurttaşları doğru olarak bilgilendirmek, toplumum ‘ortak sesi’ olan Medyanın başat görevi değil midir? Yoksa bütün bunlar bir tevatür (yaygın söylenti) de biz mi yanılıyoruz, anlayamadık doğrusu…

Peki, yalnız bunlar mı? O gün muhalefet partileri, yerel yönetimler, toplum katında ağırlığı olan Sivil Toplum Örgütleri, işçi dostu aydınlar ve halk neredeydi, bir gören ve bilen var mı?  O zaman biz de Eyy Medya, Eyy Muhalefet, Eyy Halk;  nedir bu sessizlik, bu edilgenlik, bu biat diye, sorarız elbet!

Cumhurbaşkanlığı Mesajı

Öyle sanıyoruz ki bütün bunların nedenlerini anlayabilmek için Bayramdan bir gün önce Cumhurbaşkanlığınca yayımlanan 1 Mayıs Mesajını okumak gerekir. Bu mesajda, işçi ve emekçinin giderek ağırlaşan yaşam koşulları, önlen(e)meyen iş cinayetleri ile işsizliğin ve yoksulluğun candan ettirip çalışanların ‘yana yana kül olduğu’ bir ortamda;

“Son 15 yılda emekçilerin hak ve hukukunu gözetmeye, sorunlarını ‘devlet imkânları ve ülke kaynakları el verdiğince’ çözmeye gayret ettik.  .. Sahiden meselesi işçi hakkı olan, gerçekten emekçilerin özlük hakları için mücadele eden ‘sendikalarla, sivil toplum kuruluşlarıyla şartsız, önyargısız masaya oturduk, konuştuk, uzlaştık. …İşçilerimizin hakkının, hukukunun korunması doğrultusunda yapılacak her türlü ‘samimi çalışmayı desteklemeye’ devam edecek, işçi ve emekçi kardeşlerimizle ‘sonuna kadar kol kola, omuz omuza’ yürüyeceğiz. Tüm dünyada birlik, dayanışma ve haksızlıklarla mücadele günü olarak kutlanan, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü’nün anlamına uygun şekilde, ‘provokasyonlardan uzak bir bayram havasında’ kutlanmasını, çalışanların sorunlarının dile getirilmesine ve çözüm yollarına ışık tutmasına vesile olmasını temenni ediyorum”

denilerek; sanki her şey yolundaymış gibi işçi ve emekçinin sorunlarına ve çözümüne hiç değinilmeden; işçi kuruluşlarına istek, vaat ve temenni kılıfıyla, örtülü mesajlar verilmiştir.

Sendikaların Ataleti

Türkiye’de ‘sosyal devlet’ ilkesinin 1961 Anayasasına girmesinden sonra hızla gelişen İşçi ve Memur Sendikaları da, 2000’li yıllardan bu yana işlevini yitirerek, bugün tam bir atalet (durgunluk, uyuşukluk) içine düşülmüştür. Sözü daha çok uzatmadan şunu söyleyelim ki; 1980’li yıllarda 40 milyon nüfusu olan ülkemizde 1,5 milyon sendikalı işçimiz olduğu halde (işçilerin 1/3’ü), bugün 81 milyona ulaşan nüfusa karşın gene 1.5 milyon dolayında sendikalı işçinin olması (tüm işçilerin %12’si!), bu gerçeği çarpıcı şekilde otaya koymaktadır. Üstelik toplu sözleşme yapabilenler bu oranın da yarısıdır.. Burada, yeri gelmişken Sendika Ağalarına da şunu sormak isteriz:

Türkiye’nin en büyük demokratik kitle örgütü olarak, her zaman bu ataletin önüne geçecek gizil gücünüz olduğu halde; AKP’nin iktidara gelişiyle birlikte estirilen rüzgâra kapılıp ‘beraber yürüdüğünüz o yollarda’ çamura saplanmanız, bugün başımıza gelenlerin nedeni değil midir?

Kazanan Halk Olacak

Sonuç olarak, bütün bu açmazlardan ülkemizin kurtulup erince kavuşabilmesi için önümüzde büyük bir fırsat var. O da 24.06.2018 tarihinde yapılacak seçimlerde bütün iç dinamiklerin birlik ve dayanışma içinde hareketinin önemsendiği bir ortamda sandığa gidilecek olmasıdır.

Ancak, hukuk dışı uygulamalarıyla öne çıkan iktidarı devirmek, güç olsa da olanaksız değildir. Kaldı ki, öteden beri sürdürülen çabaların olumlu sonuçları görülmeye başlanmış, estirilen rüzgârların yönü değişmiş, toplumun büyük kesimi at izi ile it izinin ayırdına varmıştır artık!

Bu bağlamda, özgün konuşmayla 1 Mayıs’a damgasını vuran Sayın Dr. Arzu ÇERKEZOĞLU’nun,Bu ülkeyi karanlığa teslim etmeyeceğiz, bu memleketi ‘kahreden ve yaratan ellerimizle’,  emekçi ellerimizle durduracak, bu ülkeyi kendi ellerimizle yeniden kuracağızşeklindeki sözleri de her şeye karşın, umutlarımızın yeşermesine yetmiştir.

Görünen o ki bu kez kazanan halk olacaktır!
=============================================

Değerli dostumuz
Emekli Askeri Yargıç Sayın Ertan URUNGA‘nın yazısına gönülden katılarak sitemizde yer veriyoruz.. Kendilerine sitemize gösterdikleri özen için teşekkür ederiz.
DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu’nun Patoloji gibi önemli bir tıp dalında uzman hekim olduğunu çok az insan bilir.. Bunu da paylaşmak istedik.. Bir emekçi hekim.. Bir kadın uzman hekim.. Bir devrimci sendika yöneticisi tıp doktoru!

  • Türkiye Cumhuriyeti ilelebet payidar kalacaktır (sonsuza dek yaşayacaktır)!

Yüce ATATÜRK‘ün hedef attığı şaşmaz (gayr-ı kabili rücu!) bir Ok’tur.. Böyle biline!

Sevgi ve saygı ile. 08 Mayıs 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

BASKIN SEÇİM DARBESİ 

BASKIN SEÇİM DARBESİ 

Konuk yazar : Ertan URUNGA
Emekli Askeri Yargıç
e.urunga@yahoo.com.tr 26.04.2018

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Türkiye’nin başına 16 yıldan beri at sineği gibi musallat olan ve başından beri erken seçimlerle ülkeyi yönetmeyi alışkanlık haline getiren AKP iktidarı, geçen hafta yine bir Erken Seçim kararı almıştır. Ancak bu kez 15.07.2016 tarihinde yaşanan sözde darbe girişiminden Beş gün sonra ilan edilen ve halen süregelen OHAL koşullarında ve her şeyin yolunda gittiğinin söylendiği bir zamanda, hem de erken seçim istemenin vatana ihanet olduğunu söyleyenler tarafından Erken Seçim Kararı Alınması, halk arasında yeni bir tertip olduğuna ilişkin haklı kuşkuların ve Baskın Seçim tartışmalarının ortaya çıkmasına neden olmuştur.

Kaldı ki geçen yıl 16 Nisan’da yapılan Halkoylaması ile kabul edilen Anayasanın geçici 21/A maddesi uyarınca 03.11.2019 tarihinde yapılması gereken bu Seçimin, yine kendilerinin yaptığı Anayasa’ya göre Altı Ay içinde çıkarılması gereken uyum yasalarının çıkarılmasına ve TBMM kararının beklenmesine “Kervan yolda düzülür” anlayışıyla gerek görülmemiş olacak ki yaklaşık iki ay sonraki 24.06.2018 tarihine çekilmesine ivecenlikle karar verilmiştir.

Muhalefetten Beklenen

Ancak bu kararın alınmasındaki usulsüzlükten tutun da seçme ve seçilme hakkının güven ve düzen içinde kullanılması için sorgulanması gereken bir dizi sorundan ayrı olarak, geçen yıl yapılan Halkoylamasında YSK’nun geçersiz oyların sayılması dair Kararından yakınıcı ve hatta davacı olan Muhalefet partilerinin; bu seçime de öncelikle karşı çıkıp yasal zemine çekilmesi için ortak tepki koymaları beklenirken, tam aksine her şey normalmiş gibi “Hodri Meydan, Biz de Varız, Biz Kazanacağız” şeklindeki hamasi söylemlerle meşrulaştırıldığı görülmüştür.

Seçimlere Odaklanmak

Bu durumda seçim süreci eğik ve kaygan bir düzlemde resmen başlamış bulunduğundan, artık hukuka aykırılık nedenlerini ve muhalefetin zaaflarını tartışmaya açmanın daha çok zaman yitirmekten başka bir işe yaramayacağını gözeterek, bu konulara hiç girmeden bütün gücümüzle seçim yarışına odaklanmamız gerekir. Burada bir haksızlık yapmamak için şunu da belirtelim ki; altyapısı oluşturulmadan ve muhalefete yeterli zaman tanınmadan topluma dayatılan Erken Seçim Kararına karşı, haklı gerekçelerle derhal tepki gösterip muhalefet görevini yerine getiren tek parti, TBMM’de gurubu bulunmayan Vatan Partisi olmuştur.

Bütün bunlar bir yana, 24.06.2018 tarihinde yapılacak seçimlerde Cumhurbaşkanlığı seçimi de yapılacağı için Türkiye ilk kez devlet içindeki Erklerin (Yasama, Yürütme, Yargı) tek bir kişide, yaygın deyişle TEK ADAM’da toplandığı ve dünyada eşi benzeri olmayan kerameti kendinden menkul “Cumhurbaşkanlığı Sistemi” adı altında Rejim değişikliği de yaşama geçecektir. Bu durumda;

– insan hak ve özgürlüklerinin en büyük güvencesi olan Kuvvetler Ayrılığı ilkesine dayalı demokratik Parlamenter düzene
– ve bütün işlemlerinde hukukun üstünlüğünü gözetmekle kendisini yükümlü sayan
Hukuk devletine de veda
edilmiş olacaktır.

Egemenlik Hakkına Sahip Çıkmak

Çünkü bu sistemle birlikte Türk ulusu, tarihi boyunca şehitler vererek canı ve kanı pahasına elde edip kayıtsız koşulsuz kendisine ait bulunan ve yüce önder ATATÜRK’ün,

  • “Eşitliğin de Özgürlüğün de Adaletin de dayanağı Ulusal Egemenliktir”

diye tanımlayıp, TBMM’ni kurduktan sonra da;

  • “Bütün cihan bilmelidir ki artık bu devletin ve bu milletin başında hiçbir kuvvet,
    hiçbir makam yoktur. Yalnız bir kuvvet vardır, o da Ulusal Egemenliktir.
    Yalnız bir makam vardır, o da Türk ulusunun kalbi ve vicdanıdır. ”

diyerek önemini bütün dünyaya duyurduğu Egemenlik Hakkı’nın, anılan tarihte yapılacak erken seçim darbesiyle elimizden alınıp tek bir kişinin hegemonyasına verilerek, Osmanlı artığı köhnemiş kulluk ve esaret düzenine dönülmek istendiğini, ancak ırmağı tersine akıtmaya kimsenin gücü yetmeyeceği için heveslerinin de kursaklarında kalacağını anlatarak sözü daha fazla uzatmaya gerek var mı, bilmiyorum.

Ancak şunu biliyor ve inanıyorum ki; Atatürk’ün izinde tarihsel zaferlere ulaşan yüce Türk ulusu, dün erken bir seçimle iktidara gelip başımıza konan Akbabaları; yarın yine erken bir seçimle iktidardan indirip başımızdan atarak, çıktıkları kafese tıkmasını da bilecektir elbet!
============================================
Dostlar,

24 HAZİRAN 2018 BASKIN – TUZAK SEÇİMİNİN
HUKUKA UYAR YANI VAR MI??

E. Askeri Yargıç dostumuz Sn. Ertan Urunga‘nın ağırbaşlı ama anlayana ders dolu özlü yazısı yukarıda. Biz de bu içeriği paylaşarak site okurlarımıza sunuyoruz.
Teşekkür ederiz katkınız için Sn. Urunga.
*****
Bu seçimler herhangi bir seçim değil :

– Ülkemizin yönetim sistemi köktenci biçimde değiştiriliyor..
EGEMENLİĞİN BAĞSIZ KOŞULSUZ SAHİBİ TÜRK ULUSU, tuzak bir seçimle bu vazgeçilmez – devredilemez – paylaşılamaz hakkından yoksun bırakılmak isteniyor.
RTE, günümüze dek yaptıklarına ek, Ulus egemenliğini bütünüyle gasp etmeyi planlıyor.
– Tüm oyun 2 aya sıkıştırılıyor; hukuk güvenliği – hukuksal öngörülebilirlik ayaklar altında.
– 1,5 yıl sonra zamanında yapılsaydı oy kullanabilecek – aday olabilecek yaklaşık 1,5 milyon gencin seçme – seçilme hakkı ellerinden alınıyor..
– 16 ay erken seçimi savunmak için halkı korkutacak üstü kapalı ifadelerle algı yönetimi yapılıyor.
– Belki de en fecisi – kabul edilemez olanı; OHAL altında seçime sürükleniyoruz!
RTE Cumhurbaşkanı gibi davranmıyor, AKP’nin militan genel başkanı gibi herkese – her yere laf yetiştiriyor.. Azarlıyor, hakaret ediyor, aşağılıyor, tehdit ediyor, gözdağı veriyor, yargıya talimat veriyor, suçlu ilan ediyor, hatta yurt dışına kovuyor, alay ederek “biletini de alalım..” diyor! Her gün birkaç yerde bıktırırcasına konuşuyor.. Artık yineleme yapıyor; yeni birşey yok!
– Sporda bile taraf tutarak toplumu ayrıştırıyor..
FETÖ’nün AKP içindeki kökleri halkla dalga geçercesine aydınlatılmıyor..
– Hep bağırıyor, çağırıyor, hamaset yapıyor; özellikle ekonomide gerçekleri söylemiyor..
– Hemen her olayda – durumda din ve dince kutsal duygu ve değerleri istismar ediyor..
– Basın bastırılmış ve sahibinin sesi kılınmış neredeyse % 80-90’ları aşan oranda..
****
Saymakla bitmez…
Gerçekte özgür – demokratik – hukuka uygun – adil.. seçim koşullarının hiçbiri yok ortada!
Kendisi eleştirildiğinde hemen “Cumhurbaşkanına hakaret kılıcı” çekiliyor. Olacak şey değil! CB kalkanıyla önüne gelene en ağır hakaretleri – aşağılamayı – dışlamayı yap; yanıt verilince de çifte standart..  Kendi meşrebinden soralım :

  • Bunun dinde yeri var mı??

Muhalefet belki de tüm bunları tartışmanın yerindesizliğini, kısır döngüyü dikkate alarak AKP = RTE‘nin restini gördü.. Siyaset pokeri oynanmaya başladı. Ne var ki; ülkenin – ulusun geleceği üzerinde birilerinin kumar oynayabileceği bir değer asla olamaz; o kutsal ve dokunulmaz olmak gerekir!

Halkımız, kanı ve canı ile Yüce ATATÜRK‘ün eşsiz önderliği ile elde ettiği egemenlik hakkını TEK ADAMA asla devretmemelidir, etmeyecektir!

Sevgi ve saygı ile. 29 Nisan 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı – AÜTF Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com