SALGINLA SAVAŞA BEKLENMEYEN DARBE!..

SALGINLA SAVAŞA BEKLENMEYEN DARBE!..

Ertan URUNGA
Emekli Yargıç Alb.
e.urunga@yahoo.com.tr 

12.04.2020 tarihinde bu sitede yayımlanan “Toplumsal Dayanışma ve Ötesi başlıklı yazımıza son verirken; Ankara ve İstanbul B.Ş. Belediyelerince başlatılan Bağış Kampanyalarının, İçişleri Bakanlığı tarafından yasaklanarak banka hesaplarının bloke edildiği (geçici olarak elkonduğu) haberleri üzerine, bu karara ilişkin eleştirilerimizi başka bir yazıya bıraktığımız için, bu yazımızı kaldığımız yerden sürdürmek istiyoruz.

O gün de sıcağı sıcağına belirtiğimiz gibi Belediyelerin bağış kampanyalarının ‘izin alınmadığı’ gerekçesiyle yasaklanmasının, bilinen yasal kurallara ve yerleşik uygulamalara aykırı düştüğünü görünce “Bakanlığın akıllara ziyan bu kararı, salgınla savaşta ortaya çıkan toplumsal dayanışmaya vurulan bir darbe olmuştur aslında” diye yazmıştık!                  

Nitekim devlet örgütlenmesi/teşkilatı içinde; Anayasal bir kurum (AY m.127) olarak Mahalli İdareler (yerel yönetimler) arasında sayılan ve özel yasası da bulunan Belediyelerin, yerinden yönetim ilkesine göre kuruldukları il ve ilçelerde toplumsal yaşamın her alanındaki kamusal görev ve sorumlulukları geniş biçimde sayıldıktan sonra, bağış toplamalarına ilişkin yetki ve imtiyazları (ayrıcalıkları) da ilgili yasalarda, aşağıda belirtildiği şekilde düzenlenmiştir.

Yasal Düzenlemeler
Yürürlükte bulunan yasalarda, Belediyelerin bağış toplama yetkisine ilişkin kurallar arasında; 03.07.2005 tarih ve 5393 Sayılı Belediye Kanunu’nun ‘Belediyenin Yetki ve İmtiyazları’ başlığını taşıyan 15/1-i maddesinde, “Borç almak, bağışları kabul etmek” yetkisinin, ‘Meclisin Görev ve Yetkileri’ başlığını taşıyan 18/1-g maddesinde “Şartlı bağışları kabul etmek” yetkisinin, ‘Belediye Başkanının Yetkisi’ başlığını taşıyan 38/1-l maddesinde “..şartsız bağışların kabul edilmesi” yetkisinin mevcut bulunduğuna yer verilmiş; ‘Belediyenin Gelirleri’ başlığını taşıyan  59/1-g maddesinde ise “Bağışlar” ın gelirler, 60/1-i maddesinde “Şartlı bağışlarla ilgili harcamalar” da giderler içinde sayılmıştır.
Ayrıca 10.07.2004 tarih ve 5216 sayılı Büyükşehir Belediyesi Kanunu’nun ‘Büyükşehir Belediye Başkanının Görev ve Yetkileri’ başlığını taşıyan 18/1-g maddesinde “Yetkili organların (Belediye Meclisi) kararını almak şartıyla, karşılıksız bağışları kabul etmek ve gerekli tasarruflarda bulunmak” görev ve yetkisinin bulunduğu vurgulanmış, ‘Büyükşehir Belediyesinin Gelirleri” başlığını taşıyan 23/1-n maddesinde “Şartlı ve şartsız bağışlar” ın Belediyelerin denetime açık gelirleri arasında sayıldığı, diğer konuların da Belediye Kanunu’na koşut (paralel) olarak düzenlendiği anlaşılmıştır.
Kısaca özetlemeye çalıştığımız bu yasal düzenlemeler karşısında; doğal ve geleneksel olarak seçildiği yerin Şehremini (güvenilir adamı) kabul edilen Belediye Başkanlarının; bugün olduğu gibi olağanüstü dönemlerde sıkıntıya düşen işsiz, dar gelirli ve yoksul yurttaşların zorunlu gereksinimlerini karşılamak için sosyal hizmet ve yardımda bulunmak; bu amaçla bağış kabul etmek, kampanyalar düzenlemek görev ve yetkisinin bulunduğu gibi bunları kullanmak için başkaca bir orunun (makamın) izin ve onayı da aranmadığından, öteden beri kullanageldikleri herkesçe bilinen bir gerçekliktir.
Bu somut gerçeklere karşın, yurttaşların sağlıklı bir çevrede güven ve erinç içinde yaşamasını sağlamakla birincil derecede görevli ve sorumlu olan İçişleri Bakanlığının, belediyelerce başlatılan bağış kampanyalarını desteklemesi beklenirken, tutarsız kimi gerekçelerle gönüllü Bağış kampanyalarını hakkaniyete aykırı şekilde  yasaklamasının; Toplumsal Birlik ve Dayanışmaya olduğu kadar, halen büyük kayıplar verilerek yürütülmekte olan salgınla savaşa vurulan ağır ve haksız bir darbe olduğunu da söyleyebiliriz elbet.
Bakanlığın Gafleti mi?
İçişleri Bakanlığının 30.03.2020 tarih ve 6051 sayılı genelgesinde, Ankara ve İstanbul Belediyelerinin Bağış kampanyalarını yasaklama gerekçesini, 23.06.1983 tarih ve 2860 Sayılı Yardım Toplama Kanunu’nun 6. maddesindeki “Kişi ve kuruluşlar, yetkili makamdan izin almadan yardım toplayamazlar.” hükmüne dayandırmıştır.
Oysa bu yasa, genel gerekçesi ve 1’nci maddesinde belirtilen amacından da açıkça anlaşılacağı üzere sadece gerçek kişiler ile dernekler, vakıflar, sendikalar gibi tüzel kişi ve kuruluşların yardım toplamasına ilişkin olup, kamu kurumu niteliğinde ve kendine özgü yasası olan Belediyeler hakkında uygulanması olasılığının bulunmadığı bilindiği halde, Bakanlıkça uygulamada gaflete (!) düştüğünden de asla söz edilemez elbet.
Kurumlara Tanınan Ayrıcalıklar  
Kaldı ki yasakoyucu, değişik anlam ve uygulamaların önüne geçmek için kimi kurum ve kuruluşların kapsam dışında bırakıldığını vurgulamak amacıyla, yasanın 31’ncimaddesinde “Mevzuat hükümlerine göre bazı derneklere, vakıflara, meslek kuruluşlarına ve kamu kuruluşlarına tanınmış hak ve ayrıcalıklar saklıdır.” hükmüne yer vermiştir.
Yasanın bu buyruğu ile özel yasalarında Bağış toplama ‘yetki ve imtiyazı’ tanınmış olan Belediyeler gibi kamu kurumu niteliğinde olan kuruluşlar için Yardım Toplama Kanunu’nun uygulanmayacağı anlatılmak istemiş ama, bu emredici kural bile Bakanlığın anlamasına yetmemiş olacak ki, böylesine ucube bir genelgeyi hiç yüksünmeden topluma dayatabilmiştir.
Günümüzün çağdaş demokratik devletlerinde artık rastlanmayan, ‘hükümet tasarrufu’ (yönetimin, yasal dayanağını bulamadığı konularda inisiyatif kullanması) niteliğinde bulunan bu keyfi işlemin; hukuka ve yerleşik uygulamalara mutlak aykırı ve yok hükmünde bulunması karşısında, geleceğe yönelik olarak Kaldırılması ya da Geri Alınması yoluyla hukuksal varlığına derhal son verilmesi, hukuka bağlılığına inanmak istediğimiz bir yönetimden beklenirken; tam tersine yapılan yeni bir işlemle anılan Belediye Başkanları hakkında idari ve cezai soruşturma açıldığı kaygı ve esefle görülmüştür. Şaka gibi ama, ürkütücü bir gerçek!..
Sokağa Çıkma Yasağı
Ne var ki İçişleri Bakanlığının akıl almaz işlemleri bunlarla sınırlı kalmayıp, 10.04.2020’de Korona salgını kapsamında, iki gün süre ile sokağa çıkılmasını “CB’nın direktifleri üzerine” yasaklarken; uygulamanın başlamasından iki saat önce durumu öğrenen halkın sokaklara dökülmesi sonucu, salgına karşı alınan önlemlerin çökmesine neden olan 09.04.2020 tarih ve 153 sayılı Genelgesi de akıl ve hukuk dışı uygulamaların tipik bir örneği olarak, Adalet tarihinin kara sayfalarında yerini alıp belleklerden hiç silinmeyeceğini şimdiden söyleyebiliriz.
Çünkü sari (bulaşıcı) hastalıkların neden olduğu salgınlarla ilgili olarak sağlık kurullarınca gerekli görülen tüm önlemlerin alınması ve bunların denetlenmesi görevinin, Anayasanın 56. ve 1593 Sayılı Umumi Hıfzıssıhha Kanunu’nun hükümleri gereğince doğrudan Sağlık Bakanlığına; yürütme yetkisinin de Cumhurbaşkanına (AY m.104) ait olduğu bilinirken; sanki  ülkede başka bir hukuk düzeni varmış gibi yetkisi bulunmayan İçişleri Bakanlığınca yürürlüğe konan bu Genelgenin de “yetkisizlik” nedeniyle hukuka aykırı düştüğü anlaşılmaktadır.                                                                                                                                                  
Sonuç                               
İşte, birlik ve dayanışmaya her zamankinden daha çok ihtiyacımız olan şu Koronalı günlerde, ‘hal-i pür melalimiz’ ne yazık ki böyle, sevgili okurlar! Bu durum karşısında, yarın ne olacağını bilemediğimiz için burada şunu da belirtmek isteriz ki; öteden beri ülkemizi saran ve devletin tepelerine kadar sinsi bir virüs gibi yayılan başına buyruk bağnaz zihniyetin; her gün kanayan yüreğimizin acısıyla kıyasıya savaştığımız küresel salgından daha büyük bir tehlike olduğunu ve önü alın(a)mazsa giderek artacağını da asla unutmadan evde kalın, sağlıcakla kalın!

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir