Ertan URUNGA : İTİRAZIM VAR!

İTİRAZIM VAR!

Ertan URUNGA
Emekli Askeri Yargıç
e.urunga@yahoo.com.tr 

Antalya, 05.07.2018

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Eski çağlarda “onur mesleği” sayılan siyaset için gençlerimize “Sakın siyasete bulaşmayın” diye öğüt verirken; yüce önder Mustafa Kemal ATATÜRK’ün o görkemli zaferinden sonra Türk gençliğine armağan ettiği Cumhuriyetimize, bir gün siyasallaşan cehaletin (gericiliğin)  egemen olacağını hiç düşünmemiştik. Hem de dünyada en korkunç toplumsal olayın, cehaletin harekete geçmesi olduğunu ve O’nun bu konudaki uyarılarını da bildiğimiz halde…

Ancak bugün, Kurtuluş savaşında dize getirdiğimiz sömürgeci Emperyalist devletlerin yerli işbirlikçileri ile Cumhuriyet düşmanı kimi cemaat kalıntısı yobazlarla birlikte hareket ederek düzenledikleri tertip ve kumpaslarla siyasete mutlak egemen olduklarını görünce, o sıradan öğüdümüzün ne büyük bir yanılgı olduğunu anladık ama, atı alan Üsküdar’ı geçtikten sonra…

Dinselleştirilen Ülke

Ne yazık ki bugün okuldan camiye, camiden kışlaya, kışladan yargı organlarına kadar; siyasetin girmediği bir alan, girip de çürütmediği ulusal bir değerimiz kalmamış, adeta bütün bir ülke laik ve demokratik yörüngesinden saptırılarak, adım adım dinselleştirilmiştir artık. (AS : Bize göre “dincileştirilen“)

En kötüsü de bunların, bir ülke için ne büyük bir yıkım olduğunu hala anlamayan ya da anlamak istemeyen milyonlarca insan ortalıkta dolaşırken; gerçekleri anlatacak ve hatta bununla yetinmeyip toplumu örgütleyerek direnecek kararlı ve etkin bir muhalefetin halen olmayışıdır.

Her ne denli 24 Haziran (2018) seçiminde, Cumhurbaşkanlığı yarışına katılan anamuhalefet partisi adayı Sayın Muharrem İNCE’nin; ekranlara sığmayan, rakiplerini bile kıskandıran, tek başına yaptığı o övülesi mücadelesiyle yurtsever aydın insanların yüreklerine serptiği bir avuç umut, susuzluktan solan kır çiçeklerinin suya kavuşması gibi milleti coşturmuştur, ama yetmemiştir. Çünkü;

  • OHAL koşullarında yapılan; eşit, adil ve demokratik olmayan bu Baskın Seçimin,
    bir Seçim Darbesine dönüştürüleceği daha başından belliydi ve öyle de oldu zaten!   

Seçim Darbesi

24 Haziran baskın seçimlerinde yarışa katılan partilerin aldığı sonuçların değerlendirmesini siyaset ehline bırakıp, o gece yaşanan hukuka aykırı durumlara da kısaca değinmek isteriz:

1-  298 sayılı ‘Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkında Kanun’un “Yayın Yasağı” başlığını taşıyan 80. maddesinde, “Seçim günü saat 18’e kadar radyolar ve her türlü yayın organları tarafından seçim ve seçim sonuçlarıyla ilgili haber, tahmin ve yorum yapılması yasaktır.” denilmiştir. Ancak ayni maddenin 2. fıkrasında ise aynen “Saat 18 ile 21 arası ancak radyolarda Yüksek Seçim Kurulu tarafından seçim ile ilgili olarak verilecek haber ve tebliğler yayınlanabilir.” hükmüne karşın; bu kurallara aykırı olarak, saat 18.30’dan başlayarak bütün yandaş radyo ve TV’lerin, Anadolu Ajansı sistemi üzerinden aktarılan açılan sandık  (AS: dikkat, “sayılan” sandık değil!) sonuçlarını iktidar partisinin önde olduğu bölgelerden başlayarak yayınladıkları görülmüştür.

2- YSK tarafından seçim öncesi yapılan açıklamada, 59.367.469 kayıtlı seçmenin 180.896 sandıkta oy kullanacağı belirtilirken; seçim sonrasında seçmenlerin 188.008 sandıkta oy kullandığının açıklandığı ve seçmen sayısında bir artış da olmadığına göre, 7112 adet farkın nereden kaynaklandığı, bu sandıkların hangi bölgelere gönderildiği, sandıkların döküm ve sayım sonucunun ne olduğu bugüne dek açıklanmadığı gibi YSK’dan soran da olmamıştır. (AS: Her sandıkta ortalama 400 oy kullanılmış olsa, 400 x 7112 = 2 844 800 oy yapar ki, bu rakam Erdoğan’ın oylarından düşülürse %50’nin altına iner ve CB seçimi 2. tura kalırdı! Erdoğan, seçimi 1 296 513 oy farkıyla kazandı. Sayım sonucu 50 068 627 oy geçerli sayıldı. Adayın seçilebilmesi için %50+1 oy alması, geçerli oylardan 25 034 031 oy elde etmesi gerekiyordu. Erdoğan, 26 330 823 oy almakla, seçilme barajını 1 396 513 oyla aşmış oldu. Sonrası??)

Bu durum, eklenen sandıkların iktidar partisine verilen oy pusulaları ile doldurulmuş olduğu,  bu kez hilenin oy eklenerek yapıldığı kuşku ve söylentilerin ortaya çıkmasına neden olmuştur.

3- Özellikle Güneydoğu İllerinde alışageldiğimiz ve Medya’ya yansıyan çeşitli tertip ve hileler yapıldığı konusundaki savların bu seçimlerde de gündeme gelmesine;  kimi ilçelerde sandık yerlerinin değiştirilerek uzak bölgelere taşınması yüzünden onbinlerce yurttaşın oylarını kullanmakta zorluk çekmesine;  kimi şehir eşkiyalarının da  bazı kentlerde silahla havaya ateş ederek seçim güvenliğini bozmasına ve bunların AGİT (Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı) Raporu’na bile yansımasına karşın; anılan olaylara ilişkin gelişmeler hakkında kamuoyuna bir açıklama yapılmamıştır.

Oysa,  Anayasanın 79/2. maddesi uyarınca seçimlerin düzen ve güven içinde yürütülmesini sağlamakla görevli YSK başta olmak üzere, ilgili il / ilçe Seçim Kurulları ile seçimlerden önce yurttaşların oylarına mutlak sahip çıkılacağı ve gerekli önlemlerin alınacağı muhalefet partilerince de söylenmişken; bırakınız önlem alınmasını bir yana, seçmenlere yardımcı olacak bir yetkili bile bulunmamış, sonuçta seçmenler yine sahipsiz bırakılmıştır.

Tarihe Not Düşmek 

Ülkemizin yazgısını değiştirecek ölçüde önemli bir seçimde yaşanan bütün bu eylemsel ve hukuksal garabetlerden, her şeyden önce “Görmedim, Duymadım, Bilmiyorum” diye üç maymunları oynayan AKP iktidarı sorumlu olduğu kadar, ülkemizi yangın yerine çeviren bu iktidara karşı muhalefet yapmak yerine birbirlerine muhalefet ederek, üyelerine son 16 yılda yapılan tüm seçimleri yitirmenin utancını yaşatan muhalefet partileri de sorumludur elbet.

Görünen o ki; bütün bunlar değişmeden, kumpasçı iktidara karşı bundan sonra yapılacak seçimleri de yitireceği anlaşılan çağdaş Türk toplumu; silkinip de ayağa kalkmadıkça, kötü yazgısının sürmesine kendi istenciyle razı olmuş, boyun eğmiş demektir. Oysa bizim böyle bir rıza ve istencimiz olmadığı gibi, uluslararası toplantılarda bile  “adil ve demokratik seçim yaptık” diye, yalanlarla bütün alemi aldatmaya kalkıyorlar hala. Peki biz daha ne duruyoruz?*

İşte, benim asıl itirazım da bunadır.

  • Ahmak yerine konulurken bile, sessiz kalmamıza yani!

(*) Bu çağrımıza kulak veren olmasa da, tarihe not düşmek için yazıyoruz duvarına…
Tarih de bizi ahmak sanmasın diye!
=======================================

Evet dostlar,

Değerli aydınımız, hukuk insanı E. Askeri Yargıç Ertan Urunga’nın yazısı yukarıda. Yoğunluğumuz nedeniyle birkaç gün önce ayrımsayamadığımız için bağış dileriz. Sn. Urunga bereket, büyük bir olgunluk, nezaket ile arayıp anımsattı.. (Metin içinde kısa 1-2 notumuz için de hoşgörü lütfen..)

Bu kumpasta payı olanlar elbette zamana oynuyor şimdilerde.
Gündem ellerinde oyuncak..

Zaten bu gün, Erdoğan adeta tahta çıktı..

TBMM’ye geliş, ordan Anıtkabire geçiş.. akşam Saray’daki binlerce katılımlı ve ölçüsüz şaaşaalı tören ve yabancı konuklar şişinmesi, üstüne üstlük 101 parça top atışı ve Erdoğan’ın kendisini “Yeni sistemin 1. Cumhurbaşkanı” ilan etmek için özel çabası… YSK tutanağını değiştirtmeye varana dek..

Türkiye’de Siyasal İslam, Batı desteğinde, içerideki işbirlikçiler ve seçim oyunlarıyla, cebren ve hile ile iktidar olmuştur.. Anıtkabir ziyareti algı operasyonunda minik bir ayrıntıdır.. Yemin de!

Küresel sistem, Türkiye’yi “tek elden” yönetmek istemektedir ve gereği yapılmıştır.
Artık Sn. Urunga’nın seçimdeki kimi “ayrıntılara” (!) takılması abesle iştigaldir (!).

Türkiye, 1876 gerisine savrulmuştur. Erdoğan’ın yetkileri 2. Abdülhamit’te bile yoktu ve günümüz dünyasında da birkaç çağdışı rejim dışında yoktur..

Sorun budur ve bu çarpıcı gerçekle yüzleşmek zorunludur.

Ne var ki bu deli gömleği Türkiye’ye 1-2 değil birkaç numara dar gelir..

Yürütemezsiniz efendiler, dayatamazsınız..

Her ne denli küresel dinamikler “şimdilik” bu tasarımı yaşama geçirebilmişlerse de,  mizansen zamanın ruhuna uygun değildir.

  • Anadolu insanı artık tebaa – kul ve “padişahım çok yaşa” deme aşamalarını çooook gerilerde bırakmıştır.
  • Bu topraklarda demokratik – laik- özgürlükçü – bilimsel akılcı – adil…. bir düzenin yaşam kültürü mayası kökleşmiştir, insanımız artık “sürü” değil, başı dik özgür, Cumhuriyet yurttaşıdır.
  • Yaşananlar politik – tarihsel, özgün bir anomalidir, dolayısıyla konjonktüreldir ve aşılacaktır.
  • Dünya, temsili demokrasiyi bile geride bırakıp teknolojinin de katkısıyla doğrudan demokrasiye koşarken, Anadolu’da tam da tersini sahnelemenin nasıl bir rasyoneli ve kaldıracı olabilir ki??

Göreceksiniz, göreceğiz, görecekler..

Uğruna savaşıma (mücadeleye) devam; son sözü elbette hep ve her zaman direnenler söyler.

Taa 12.12.2026’da yazmıştık, okumak için üstünde tıklayınız :

Erdoğan’ın 3. Abdülhamitleşmesine “ne yazık ki” (!) zamanın ruhu elvermiyor..

Sevgi, saygı ve kararlılık ile. 09 Temmuz 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com