Özdeyişlerim (Aforizmalar)

KENDİME YAZILAR

Özdeyişlerim (Aforizmalar)

Dr. Mahfi EĞİLMEZ
07 Nisan 2021

“Bir kez yalan söylemeye başlarsanız sonuna dek yalan söylemek zorunda kalırsınız.”
“Sorunu yanlış tanımladığımız sürece çözümü bulamayız.”
“İnsanlar gördüklerine değil de duyduklarına inanmaya başlamışsa doğruları anlatmak giderek zorlaşır.”
“Yaptığınız hataları kabul edip düzeltmek yerine kendinizi haklı göstermeye çabalarsanız yaşamınız bir hatalar zincirine dönüşür.”
“Riskleri düşürmek istiyorsanız, hatalarınızı kabul edip düzeltmeye başlayın.”
“En büyük risk hatayı kabul etmemekle oluşur.”
“Kimse dinlemese de gerçekleri konuşmaya devam etmek gerek. Gerçekleri konuşmazsak bir süre sonra gerçeğin ne olduğu unutulur.”
“Hata yaptığımızı kabul etmenin zayıflık değil erdem olduğunu görebildiğimiz andan başlayarak doğruyu bulmaya yaklaşabiliriz.”
“Gerçekler teorimize uymuyorsa teorimizi değiştirmemiz gerekir. Teorimizi değiştirecek yerde gerçekleri değiştirmeye çalışırsak yalnızca kendimizi kandırmış oluruz.”
“Türkiye, son kırk yılda risklerini düşürmeye değil faizi düşürmeye odaklandığı için enflasyon sorununu çözemedi.”
“Faizi düşürmenin yolu riskleri düşürmekten geçer. Riskleri düşürebilirseniz kur düşer, kur düşünce enflasyon düşer, enflasyon düşünce faiz düşer. Mesele bu kadar basittir. Yapılması gereken tek şey konuya bilim penceresinden bakarak neden-sonuç ilişkisini doğru kurabilmektir.”
“Bir ülkede sürekli irrasyonel kararlar alınıyorsa irrasyonellik istikrar kazanmış olur ve insanlar kendilerini bu duruma uyarlamaya çalışırlar. Buna irrasyonelliği rasyonalize etme eylemi diyebiliriz.”
“Türkiye, istikrarsızlığı istikrarlı hale getiren, irrasyonelliği rasyonelleştiren bir yapı içinde görünüyor.”
“Faiz artırmayla sorunlar çözülebilseydi Türkiye dünyanın en sorunsuz ülkesi olurdu. Faiz artırımı geçici çözümdür. Yalnızca asıl adımları atabilmek için zaman kazandırır.”
“Bugüne dek açıklanan her reform paketi reform umudunun biraz daha azalmasına yol açtı.”
Yapısal reformların yapılmamasından daha kötüsü, yapılıyormuş havası yaratılmasıdır.”
“Bir insan büyürken bilgisini, kültürünü, görgüsünü artırırsa nitelikli insan olur. Artıramazsa salt büyümüş olur. Ekonomi de böyledir. Büyürken demokrasiyi, hukukun üstünlüğünü, düşünce özgürlüğünü geliştirebilirse büyümeyle birlikte kalkınır, geliştiremezse yalnızca büyümüş olur.”
“Risk almak başka şeydir, risk yaratmak başka şey. Risk alırsanız kazanabilirsiniz ama risk yaratırsanız kaybedeceğiniz kesindir.”
Sıcak para faizin yükseldiği, kurun düştüğü ortamları sever. Kur yükseldiğinde faiz değişmiyorsa sıcak para kaçar. Faizi sürekli artıramayacağımıza göre sıcak parayı sürekli tutmanın yolu yoktur. Asıl olan doğrudan yatırımı çekebilmektir. Onun da yolu risk yaratmamaktır.”
“Bizde yapısal reformların ilk adımı, kamu yönetiminde ‘söz gümüşse sükût (susmak) altındır’ atasözüne uygun davranılmasını sağlamak olmalı.”
“Bir toplum, geçmişte çekilen acıları hatırlamaz, yapılan hataları değerlendirmezse aynı acıları çekmeye mahkûmdur. Tarihini doğru okumayan kuşaklar, gün gelir o tarihi başkalarından dinlemek zorunda kalırlar.”
“Bir okur: Peki siz niye siyasete girmiyorsunuz da benden istiyorsunuz diye sorarsanız Mahfi bey, ben sizin kadar tecrübeli değilim. Ben: Siz yeteri kadar tecrübeli olmadığınız için girmiyorsunuz siyasete, bense yeteri kadar tecrübeli olduğum için.”
“Enflasyon yükselirken bankalar mevduat faizlerini indiriyorsa ortada bir tuhaflık var demektir.”
Öğrenciler geleceğimizdir. Onların önerilerini dinlemeliyiz. 1968’de biz öğrenciydik. Başka ülkelerdeki öğrenciler gibi taleplerimiz vardı. Herkes öğrencilerini dinledi, çözümler getirdi, ileri gitti. Bizde kimse kimseyi dinlemedi ve kaybettik. Aynı hatayı tekrarlamayalım.”
“Kapitalizmin reset’i yani fabrika ayarlarına dönüşü bugünden çok daha kötüye dönüş anlamına gelir. Kapitalizmin fabrika ayarlarının nasıl olduğunu anlamak için Charles Dickens romanlarını (mesela Zor Zamanlar) okumak yeterli.”
“Geçmiş, geleceğin aynasıdır derler. O nedenle büyük sıfırlama adı altında masum görünen bu yaklaşımdan kuşku duymakta haksız değiliz.”
“Türkiye ekonomisinde sorunların temelinde risklerin yüksekliği yatıyor. Bir sorunu çözmenin yolu nedeni bulup onu ortadan kaldırmaktan geçer. Biz tersini yapıp sonuçtan gitmeye çabalıyoruz.”
“Riskleri ortadan kaldıramadığınız ya da en azından azaltamadığınız bir ortamda çözümler hep geçici olmaya mahkûmdur.”
“Bugünkü ekonomik sıkıntıların çoğu, gerçekte ekonomik olmayan nedenlerin yarattığı risk artışından kaynaklanıyor. O nedenle çözüm de oralardan başlamak zorunda.”
“İnşaata dayalı büyüme modeli uygulayan ekonomilerde faiz, neden gibi görünür.”
“2000’lere gelirken, seçimi yitirenlerin koltuktan kalkmasının erdem haline geleceği bir dünyayı hiçbirimiz düşünmemiştik sanırım.”
“Dünya, her alanda ve her yerde ciddi bir nitelik düşüşü yaşıyor. Meritokrasi hızla mediokrasiye, demokrasi hızla ahbap çavuş demokrasisine dönüşüyor. Kurtuluş gibi sunulan küreselleşme tam anlamıyla bir karabasana dönüştü.”

  • “Devlet, Varlık Fonu olsa da olmasa da her durumda hastalarına bakmalıdır. Devlet olmak böyle bir şeydir. Devlet, şirket değildir, kâr amacı gütmez, vatandaşını korur, hastasına bakar, toplum yararını gözetir.”

“Ekonominin temel uğraşı konuları bazı arkadaşların sandığı gibi dolar, borsa, türev işlemler gibi sorunlar değildir. Ekonomi, asıl olarak; tüketim, üretim, yatırım, tasarruf, değerin kaynağı, gelirin paylaşımı, paranın reel dünyayı etkileme biçimi gibi sorunlarla uğraşır.”
“Bir sorunun çözümü için her şeyden önce ortada bir sorun olduğunu kabul etmek gerekir.”
“Bir dönem yüksek faiz düşük kur vardı. Sonra düşük faiz yüksek kur dönemi geldi. Şimdi yüksek faiz yüksek kur var. Bütün bu dönemlerde riskler hep yüksekti. Riskleri düşüremediğimiz sürece faiz ve kurla oynayarak bir yere varamayız.”
“Ne oldu da kur yükseldi? Düşerken ne olduysa şimdi tersi olduğu için yükseldi. Faiz artırıldığı halde niçin böyle oldu? Faiz artışı tek başına kur sorununu çözmez. Asıl olan riskleri düşürmektir. Risk yaratmaya devam edersek kur da yükselmeye devam eder.”
“Benim yapısal reform yaklaşımımla IMF‘nin yapısal uyumlandırma yaklaşımının çakıştığı alan yalnızca ekonomideki bazı kısımlardır. Siyasal ve sosyal reformlar IMF programlarında hiçbir zaman yer almaz. Oysa onlar olmadan yapısal reform olmaz.”
Magna Carta‘dan beri (1215) demokrasinin olmazsa olmaz (sine qua non) koşulu; hükümetin halktan topladığı vergileri nerelere harcadığının hesabını kuruş kuruş vermesidir. Bu hesabın verilmediği yerde demokrasi yok demektir.”
Keynes: “Bir ülkede sermayenin gelişimi kumarhane faaliyetlerinin yan ürünü haline gelmişse, orada işler hastalıklı bir hal almıştır” der. Bugünün dünyasında büyük ölçüde kumarhane faaliyetine dönmüş finansal sistemi görse ne derdi acaba?”
“Her hipotez, altındaki varsayımlar ve çevrelendiği koşullarla ele alınıp değerlendirilmelidir. Aksi takdirde hipotez olmaktan çıkar, slogan haline dönüşür.”
“Kur yükselmesin diye döviz rezervlerini kullanıp kura müdahale ederseniz rezervler düşer, rezervler düşünce riskler artar, riskler artınca kur yükselir ve tekrar aynı noktaya gelirsiniz. Buna kısır döngü deniyor.”
“Önemli olan bizim dolara bakmamamız değil doların bize bakmaması.”
“TCMB’nin faiz konusunda ne karar vereceği sorusuna verdiğim yanıt hiç değişmez. Bu kez de aynı yanıtı vermiştim: TCMB’nin faiz kararını tahmin edemem, çünkü neye göre karar verdiğini bilmiyorum.”
“Uzman olmadığın konuda konuşma” diyen kişiye bakıyorsun, o konuda onun yaşı kadar okumuşluğun var. Gülsen mi ağlasan mı bilemiyorsun. Sonra bir bakıyorsun aynı kişi hiç anlamadığı ekonomi ve finans konularında uyduruk teoriler geliştirmekte sınır tanımıyor.”
Osmanlıyı bilim yolundan ayrılması, aydınlanmaya sırt çevirmesi batırdı. Bilimden ayrılanı kurt kapar.”
“Yaşam değişir, insanlar da değişir. Eğer yaşam değiştiği halde insanlar değişmiyorsa orada gelişme sağlanamaz. Türkiye, bugüne kadar değişime gösterdiği dirençle inanılmayacak kadar zaman yitirdi.”

  • “Analiz yapmayı, soru sormayı, sorgulamayı öğretemediğimiz bir kuşağa hangi bilgiyi verirsek verelim, sonuç almak mümkün değil.
  • Eğitimde öbür ayrıntıları ayıklayarak yalnızca bilim, felsefe, mantık ve analiz yapmaya yönelik bir anlayış benimsemeliyiz.”

Montrö Namusumuzdur, Teslim Olmayız…

Montrö Namusumuzdur, Teslim Olmayız…

Dr. Mustafa Hüsnü BOZKURT
25-26. DÖNEM CHP KONYA MİLLETVEKİLİ
Cumhuriyet, 06 Nisan 2021

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Yüzyıllardır dünyaya ve dünya ticaretine egemen olmak isteyenler su yollarını denetim altında tutmak istemişlerdir. Çanakkale ve İstanbul Boğazları da bu suyollarının en başında gelmektedir. Süveyş, Panama, Hürmüz, Cebelitarık gibi geçitleri denetim altında tutanlar dünyaya egemen oldukları gibi bu geçitlerde her zaman yapay devletçikler ya da üs noktaları oluşturmuşlardır.

Emperyal güçlerin yapay üs bölgesi oluşturamadıkları tek su yolu Çanakkale ve İstanbul Boğazlarıdır. Ulusal Kurtuluş Savaşı sonunda işgalcilerin geçici olarak tutundukları Boğazlar, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün büyük askeri ve diplomatik dehası sonucunda tek kurşun atmadan 1936 yılında Montrö ile tümüyle Bağımsız Türkiye Cumhuriyeti’nin egemenliği altına girmiş, bu sayede dünyanın gözünü diktiği Boğazlarımız sayesinde Karadeniz de bir barış gölü olarak kalmıştır.

BÜYÜK SORUMSUZLUK

Boğazlarımızın stratejik önemini bilenler bu sağlam diplomasi kilidini parçalamak için sürekl, fırsat kollamışlardır. Ne acıdır ki büyük Atatürk’ün Gençliğe Hitabe’sinde söylediği gibi harici bedhahlara” destek veren dahili bedhahlar” daima olagelmiştir.

Son olarak Mustafa Kemal Atatürk’ün Ulusal Kurtuluş Savaşı’nı yönettiği Gazi Meclisimizin Başkanlık koltuğunda bulunan biri, büyük bir sorumsuzlukla Montrö’yü tartışmaya açmış ve “tek adam” kararıyla Türkiye Cumhuriyeti’nin bu antlaşmadan çekilebileceğini söyleyebilmiştir. Üstelik bu tartışma Çanakkale Zaferi’nin 106. yıldönümünü kutladığımız, kara savaşlarının başladığı günlerin yıldönümünde yaşanıyor.

Bu sorumsuz ifadelere ne yazık ki siyasal partilerimiz, üniversitelerimiz ve ilgili kurumlar, ya yeterli tepkiyi verememiş ya da yeterince güçlü bir tepki göstermemişlerdir. Bu sessiz kalış karşısında ülkemizin dış politikasında yıllarca etkin ve belirleyici rol üstlenen emekli diplomatlarımız ile Montrö’nün önemini en iyi kavrayan emekli amirallerimiz son derece sorumlu ve bilgece bir tutumla ayrı ayrı bildiriler yayımlayarak bu ülkenin sahipsiz olmadığını bir kez daha dosta düşmana göstermişlerdir.

ACI VEREN DÖNGÜ

Bu bildiriler gerekli etkiyi yaratmış ve Montrö’yü sorumsuzca tartışanlar paniğe kapılarak her zamanki “darbe”, “vesayet” söylemleri ile hukuk dışı saldırıya geçerek bildiri yayımlayan emekli amirallerimiz hakkında hızla gözaltı işlemlerine başlamışlar, ülkede yeniden bir baskı dalgası yaratmışlardır.

Emekli diplomat ve amirallerimizin ellerinde şu anda bildiriyi imzaladıkları kalemlerinden daha güçlü bir silahları yoktur. Dünyada deniz kuvvetleri kullanılarak başarıya ulaşmış bir darbe” de yoktur. Ankara’yı kuşatabilecek kruvazör ve destroyerler de daha icat edilmemiştir. Gözaltı kararlarını verenler kendi korkularınca kuşatılmışlardır.

Daha dün denecek bir tarihte Karadeniz’de başlatılan Turuncu Devrimlere destek vermek için ABD donanmasının Boğazlardan geçişine izin vermeyen amirallerimizin “Balyoz”, “Kafes”, “Amirallere suikast” gibi kumpas davalarıyla nasıl tutuklanıp ağır cezalara çarptırıldıklarını unutmadık. Ne acıdır ki bugün Boğazlarımıza sahip çıkanlar da yine aynı amirallerimiz, hakkında gözaltı kararları verilenler de aynı amirallerimizdir.

  • Boğazlarımıza sahip çıkan amirallerimizin ve diplomatlarımızın yanındayız.

Gözaltı işlemleri ve soruşturmalara derhal son verilmeli amirallerimize ülkeye sahip çıktıkları için teşekkür edilmelidir.

Montrö Antlaşması namusumuzdur. Teslim olmayız, olmayacağız…
===================================
Dostlar,

Biz de, değerli meslektaşımız (hekim) Sayın Dr. Mustafa Hüsnü Bozkurt’un yukarıdaki yazısına aynen katılıyoruz.. Dün yayınladığımız aşağıdaki açıklama ile destek veriyoruz.

Bu açıklamamız, değişik sosyal medya hesaplarında, web sitemizde…. 1 milyon dolayında okundu ve paylaşıldı, halen paylaşılmakta.. Bir manifesto oldu adeta..

Tüm Türkiye’yi, başta AKP = RTE iktidarını;

  • sağduyu ve serinkanlılığa,
  • demokratik hoşgörüye,
  • HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNE ve
  • erdemlerin erdemi ADALET DUYGUSUNA bağlı, saygılı ve sadık kalmaya çağırıyoruz.

Sevgi ve saygı ile. 06 Nisan 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik

ANDIMIZ ULUSAL KIVANCIMIZDIR

ANDIMIZ ULUSAL KIVANCIMIZDIR

Ertan URUNGA
(E) Yargıç Albay
e.urunga@yahoo.com.tr
Antalya, 16.03.2021

Görevi, yönetimin hukuka aykırı eylem ve işlemlerini denetlemek, aykırı olanların düzeltilip hukuka uyarlılığını sağlamak suretiyle hukukun üstünlüğünü toplum içinde egemen kılarak Hukuk Devletini yaşatmak olan ve idari yargının tepesinde yer alan Danıştay’ın, ulusal kıvancımız olan Andımıza ilişkin beklenmeyen Kararı toplum üzerinde şok etkisi yaratıp içimizdeki güven ve adalet duygusunu derinden yaralanmıştır.

Hem de devletin hukuka aykırı eylem ve işlemlerine karşı, yurttaşların hak ve özgürlüklerinin tek güvencesi olarak bildiğimiz yüksek bir yargı organı tarafından. Nasıl bir aymazlıktır bu!

Gerekçesi henüz açıklanmadığı için ileride yeniden gündeme gelmesi kaçınılmaz olan, ancak bizim açımızdan savunulacak bir yönü bulunmayan bu Karar, her nedense Vatan Şairimiz Namık Kemal‘in (Işıklar İçinde Yatsın) Kıbrıs’ta sürgünde bulunduğu sırada yazdığı ve aşağıda tam metnini sunduğumuz o ünlü Taşlamasını anımsatmıştır bize.

Onun, İstanbul’un Emperyalist devletlerce işgal edilmesinin kırılgan (hassas) ruhunda yarattığı isyanı ustalıkla (her biri sekiz heceden oluşan dizelerle) dile getirirken, o günlerde yaşadığı yaşadığı yürek acısını daha iyi anlıyoruz bugün.

Bu nedenle biz de bu talihsiz Kararın gerekçesi açıklanana değin, duygularımızla örtüşen bu anlamlı şiirini değerli okurlarla paylaşıp O’nun ruhuna en içten selamlarımızı göndermek istiyoruz, izninizle:
***

NE UTANMAZ KÖPEKLERİZ! 

Edepsizlikte tekleriz
Kimi görsek etekleriz
Hak’tan da yardım bekleriz,
Ne utanmaz köpekleriz.

Geldik vatan kavgasına
Düştük rütbe yağmasına
Daldık dünya sefasına,
Ne utanmaz köpekleriz.

İnsan mı neyiz seçilmez
Bir zehirdir ki içilmez
Tavrımızdan da geçilmez,
Ne utanmaz köpekleriz. 

Biz bakmadan sağ ü sola
Düşman girdi İstanbul’a
Vatanı sattık bir pula, 
Ne utanmaz köpekleriz.

Dalkavuklukla irtikâp
İşte etti bizi harap
Sen söyle ey Şevketmeab,
Ne utanmaz köpekleriz.

Vatanın girdik kanına
Leke getirdik şanına
Topumuzun bok canına,
Ne utanmaz köpekleriz.

NAMIK KEMAL, Magosa
 ———————————

Türkiye Ekonomisinde İvme Kaybı Ne Zaman Başladı?

Türkiye Ekonomisinde İvme Kaybı
Ne Zaman Başladı?

Dr. Mahfi EĞİLMEZ
15 Şubat 2021

Türkiye ekonomisi, 2001 krizi sonrasında yarattığı olumlu gidiş ivmesini, 2013 yılında Fed’in açıklamaları sonrasında kaybetmeye başladı. Bu kayıp son 3 yılda iyice belirgin bir durum aldı. Türkiye’nin 2000 – 2020 dönemindeki durumunu Avrupalı dört ülkeyle (Bulgaristan, Macaristan, Polonya, Romanya) karşılaştırarak değerlendireceğiz. Bunu yaparken bir ekonominin refah ve sağlık durumunu en net biçimde özetleyen üç göstergeyi (kişi başına gelir, enflasyon ve işsizlik) grafiklerle ele alıp analiz edecek ve Türkiye ekonomisinin ivme kaybının nedenlerini değerlendirmeye çalışacağız (Grafiklerin dayandığı veriler için kaynak: IMF, World Economic Outlook Database, October 2020.)

İlk grafik kişi başına geliri USD cinsinden gösteriyor. 2001 kriziyle bir çöküş yaşayan Türkiye ekonomisi hemen ertesinde çıkışa geçiyor ve 2009 yılına kadar ciddi bir çıkış yaşadıktan sonra küresel krizin etkisiyle bir düşüşle karşılaşıyor ve ertesinde yine çıkışa geçerek 2013 yılına kadar kişi başına gelirini artırıyor.

2013 yılı sonrasında inişe geçen Türkiye’nin kişi başına geliri, gerilemeye devam ederek 2020 yılında 2006 yılı düzeyine kadar düşmüş görünüyor. Aynı dönemde Macaristan ve Polonya kişi başına gelirini sürekli artırırken Romanya 2017’de, Bulgaristan da 2018’de Türkiye’yi geçiyor. Türkiye’nin hızla geri düşmesinin temel nedeni TL’nin yabancı paralara karşı yüksek oranlı değer kayıpları yaşaması. Onun da nedeni siyasal, sosyal ve ekonomik risklerin sürekli artış göstermesi.

İkinci grafik enflasyon oranlarının gelişimini gösteriyor.  

Grafiğe göre 2000’li yıllara çok yüksek enflasyonla giren Türkiye ve Romanya, uygulamaya koydukları programlarla enflasyonu hızla düşürmeye başladılar. 2005 yılına gelindiğinde bu beş ülke birbirine oldukça yakın enflasyon oranlarında buluşmuşlardı. Türkiye dışındaki dört ülke enflasyon oranlarını düşürerek devam ederlerken Türkiye 2013 yılından başlayarak enflasyonu denetimden kaçırdı ve bir daha hiçbir zaman 2005 – 2013 arasındaki düzeye indiremedi. Bu bozulmada Türkiye’nin sosyal, siyasal ve ekonomik risklerinin artması etkili oldu. Risklerdeki artış ülkeye sıcak para dışında döviz girişinin azalmasına yol açtı. Bunun sonucunda kurlar yükseldi. Yüksek ithal girdi kullanan ekonomide maliyetler arttığı için enflasyon da sürekli yükseliş ortaya çıktı.

Üçüncü grafik işsizlik oranlarının gelişimini sergiliyor.

Bu 20 yıllık dönem boyunca işsizlik oranları açısından en büyük başarıyı Polonya ve Bulgaristan yakalamış. Türkiye, 2015 yılından başlayarak gruptan kopmuş görünüyor. 2020’de Covid-19 salgınıyla yaşanan ekonomik bozulma nedeniyle beş ülkenin hepsinde işsizlik oranları sıçrama yaşadı.

Sonuç

Karşılaştırmaya aldığımız Avrupa Birliği (AB) üyesi dört ülkenin son 5-6 yılda Türkiye’yi geçmesinin en önemli nedeni demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları gibi alanlarda AB etkisiyle kaliteyi yükseltmiş olmalarıdır. Bu kalite yükselişi bu ülkelerin risklerinin düşmesi ve borçlanma yerine doğrudan yabancı sermaye yatırımlarını çekmeleriyle sonuçlandı. Türkiye, 2010 yılına kadar AB ile tam üyelik müzakerelerinin olumlu rüzgârıyla riskleri düşürmeyi ve ciddi miktarda yabancı sermaye çekmeyi başardı. Sonrasında o ilk ivmeyi kaybetmesine karşılık risklerini denetlemesi sonucu yabancı sermayeyi çekmeye ve TL’yi güçlü tutmaya bir süre daha devam etti. Küresel sistemde likidite bolluğunun gelişmekte olan ülkelere daha yüksek getiri elde etmek üzere yönelmesi Türkiye ekonomisinde başlayan bozulmayı bir süre gizledi.

Türkiye, AB ile müzakerelerden kopmasının da etkisiyle demokrasi, hukukun üstünlüğü, insan hakları gibi alanlarda hızla geriye gitti.

Bunların yanı sıra

– ekonomi politikasında neden-sonuç ilişkilerinin karıştırılması,
– Merkez Bankası bağımsızlığının zedelenmesi,
– kamu hesaplarında şeffaflığın kaybedilmesi

gibi ciddi yanlışlar yaptığı için kaçınılmaz olarak rakiplerinden geriye düştü.

Türkiye’nin gündeminde

– demokrasi,
– hukukun üstünlüğü,
– insan haklarının yükseltilmesi,
– eğitim kalitesinin düzeltilmesi,
– ekonomi politikasında neden-sonuç ilişkilerinin yerli yerine oturtulması,
– AB ile ilişkilerin düzeltilmesi

gibi konular ilk sırada yer almadığı sürece rakiplerimiz arayı açmaya devam edecek.

DEMOKRASİ DEMOKRASİYE KARŞI OLUR MU?

DEMOKRASİ DEMOKRASİYE KARŞI OLUR MU?

Prof. Dr. Halil ÇİVİ
İnönü Üniv. İİBF Önceki Dekanlarından

MARCUS CHOWN diyor ki;

  • Kapitalizm ya da küreselleşme komünizmi katletti, şimdi sıra demokraside (×).

Çünkü Küreselleşme:

1_ Irkçılığı ve ırklara dayalı ayrımcı kaba milliyetçiliği hortlatıyor.
2_ Her türlü dinciliği ve dinsel ayrımcılığı kışkırtıyor.
3- Her türlü bölgesel, yerel, dilsel ve etnik ayrımcılıkları körüklüyor.
4- Siyaset gündemini ekonomik sorunlarla mücadele ekseninden etnik ve kültürel çoğunluklar yararına popülizme ve kayırmacılığa dönüştürüyor.
5- Ahlak, adalet, hukukun üstünlüğü ve yurttaşların eşitliği (AS: Eşit yurttaşlık!), temel hak ve özgürlüklerin korunması giderek önemini yitiriyor. İktidarlara yandaş olanlar hukuken ve ekonomik olarak korunup kollanıyor.
6_ Yönetimler merkezileşiyor ve sertleşiyor.
7_ Ulus devletler çökertiliyor, fakat yerine bir çözüm öneril(e)miyor.
8_ İstisnasız herkes küresel kapitalistlerin ürettikleri malların sadık müşterilerine dönüştürülüyor.
9_ He türlü sözlü, yazılı ve görüntülü iletişim araçları küreselleşme aktörlerinin propaganda araçlarına dönüştürülüyor.
10 _ Ulusal egemenliğin gerçek sahibi olan halkın sesi giderek kısılıyor. Toplumun birlik ve dirlik çimentosu olan birleştirici kültür örüntüleri (ortak ve uzun tarihsel ve kültürel geçmiş, kardeşlik, hoşgörü, sevgi, barış birlikte yaşama arzusu, dayanışma…) zayıflatılıyor.

KÜRESELLEŞMENİN TEMEL ÖĞRETİSİ

“_Küresel mal ve hizmet tüket, küreselleşmenin hükmü yürüsün. Kapitalizmin borusu ötsün.
_Yerel düşün, bölgesel ve yerel değerlere sarıl ki ulus devletler ve ulusal birlik parçalansın.” olarak özetlenebilir.

Sonuç                                   :

  • Kapitalizm ve küreselleşme küresel pazarlara demokrasi isteyerek felsefi ve siyasal açıdan, parlamenter ve çoğulcu demokrasileri tehdit ediyor ve ulus devletleri ayrıştırıp bölmeye çalışıyor…
  • Yani demokrasiyi demokrasiye karşı kullanılıyor!

(×) Marcus Chown, Dünyanın Tüm Dertleri, 7. Baskı, ss.139-250. Domingo Yayınları 3019.
Ceviri: Zeynep Arık Tozar