DEVLET – TOPLUM – İNSAN ve HUKUK

DEVLET – TOPLUM – İNSAN ve HUKUK

Av. Nurullah AYDIN
2 Ocak 2018, ANKARA 

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Yöneten-yönetilen ilişkileri, egemen sınıfın sömürü sistemi, soyluluk-kölelik, iktidarın keyfiliği; insanlık tarihinin acı gerçeklerdir. Aynı zamanda birikimli tecrübe yığınıdır. Sonuçta; yasalar önünde ayrıcalıklı kişi sınıf zümre olmadığı, herkesin eşit olduğu sistem inşası gerçekleştirmek istenmiştir. Bu hukuk devleti, anayasal devlet, demokrasi kavramları ve uygulamaları ile açıklanabilmiştir. 

Hukuk ve demokrasi iç içedir. Hukukun bulunmadığı yerde demokrasi yoktur. Anayasa ve  yasalar hukuk için vardır ve gereklidir. 

Hukukun üstünlüğü ilkesinin uygulanmadığı devlet yönetiminde keyfilik bulunduğu bilinen bir gerçektir. Hukukun üstünlüğü; kişilerin can, mal güvenliği ile temel hak ve özgürlüklerini güvence altına alır. 

Devletin tüm çalışmalarında bu ilkeye uygun davranışta bulunması gerekir. Her devlet kurumu ve yetkilisi Anayasanın ve yasaların tespit ettiği görev ve yetkilere sahiptir. Hukuk her şeyin üstündedir ve keyfiliğe yer yoktur. Bu açıdan Anayasa’nın 2. maddesindeki tanımlama çok önemlidir. 

Anayasa’da devlet organları Yasama, Yürütme, Yargı olmak üzere üç temel erk şeklinde düzenlenmiştir. Anayasanın başlangıcında da kuvvetler ayrımının devlet organları arasında üstünlük sıralaması anlamına gelmeyip, belli devlet yetki ve görevlerinin kullanılmasından ibaret ve bununla sınırlı medeni iş bölümü ve işbirliği olduğu ve üstünlüğün ancak Anayasa ve kanunlarda bulunduğu açıkça ifade edilmiştir. 

Hiçbir organ, makam, merci veya kişi yargı yetkisinin kullanılmasında mahkemelere ve yargıçlara emir ve talimat veremez, tavsiye ve telkinde bulunamaz.. 

Kişiler, kurumlar ve idarenin her türlü yargı kararına uymak zorunda olduğu bilinmelidir 

Anayasa’nın 2. maddesinde; Türkiye Cumhuriyeti’nin demokratik, sosyal ve laik bir hukuk devleti olduğu belirtilmiştir. Temel unsur hukuk devletidir. Demokratik, laik, sosyal nitelikleri ise bunun üzerine inşa edilmiştir. 

Yargı; bir ülkede yaşayan herkese lazım. Yargının bağımsızlığını yitirdiği bir ülkede temel hak ve özgürlüklerin varlığından söz edilemez. Bu konuda kurum ve kişiler kendilerine düşen özeni göstermeli, sağduyulu davranmalıdır. Siyasilerin hukuka siyaseti sokmak yerine, hukuku siyasete egemen kılmak erdemini göstermeleri gerekir. 

Anayasa’nın 5. maddesinde devletin temel amaç ve görevleri belirlenmiştir. Hukukun üstünlüğünü sağlayan devlet, sosyal devlettir. Sosyal devlet ilkesi, geleneksel hukuk devleti ilkesini tamamlar. Devletin temel niteliklerinden biri, sosyal hukuk devleti ilkesidir. 

Sosyal hukuk devleti; temel hak ve özgürlükleri en geniş ölçüde sağlayan ve güvence altına alan, toplumsal gerekleri ve toplum yararını gözeten, kişi ve toplum yararı arasında denge kuran, toplumsal dayanışmayı üst düzeyde gerçekleştiren, güçsüzleri güçlüler karşısında koruyarak kollayan, milli gelirin adil bir biçimde dağıtılmasını sağlayan devlettir. 

Sosyal hayatı hukuk kuralları düzenler. Hukuk da gelişen sosyal hayata göre şekillenir. Yasaların ilk ve temel amacı, bireylerin mutlak haklarını korumak ve düzenlemektir. Çünkü insanların refah ve huzurunun temeli hukuktur. 

Siyasilerin hukuka siyaseti sokmak yerine, hukuku siyasete egemen kılmak erdemini göstermeleri gerekir. Çünkü bağımsız yargı, yeri ve zamanı geldiğinde yasama ve yürütme organları için de denetleyeceği, sınırlandırıcı işlevde bulunur. 

Yargı tam bağımsız değil ise vatandaşın temel hak ve özgürlüklerinin kargaşaya, hükmetmeye tabi olacağı ve kuralsızlıkların kural haline gelmesi doğaldır. Yargı bağımsızlığına tutuculukla yaklaşan siyasiler, bunun yoksunluğunun ve eksikliğinin aslında kendilerine zarar verdiğini zaman içinde görür. 

Temel görüş; devletin hukukun üstünlüğünü esas alması durumunda, yurttaşlarının haklarını güvenceye aldığı, özgürlüğünü sağladığı hususudur. Demokratik olduğunu öngören her rejimin, hukuku temel almasında zorunluluk vardır. 

Toplumda ve devlette sorumluluk taşıyan herkes, açıklamalarının ve uygulamalarının ne gibi etki yaratacağını ve getireceği sonuçları önceden düşünmek zorundadır. 

Günün Sözü : Haksızlık yaptınsa telafi etmeye bak, yoksa haksızlığa maruz kaldığında sızlanma.
================================
Dostlar,

Sayın Av. Nurullah Aydın çok kıdemli ve birikimli, yurtsever  bir hukuk adamıdır.
Bu sitede çok sayıda yazısına yer verilmiştir.

Yukarıya aldığımız makalesi, son derece özlü bir içeriktir temel kavramlara değgin.

Türkiye’nin birikimi, sabır ve olgunlukla siyasal iktidara anımsatmalarda bulunmakta, uyarılar yapmaktadır. Demokrasinin erdemi de çok seslilikte (plüralizm) ve birbirinin görüşlerine değer vererek saygı içinde yararlanmak ve genelin yararı (ortak iyi) için ortak aklı kullanmaktır.
Bu arada çoğunluğun azınlıkta kalanları asla ezmemesi, asgari ortakların çoğunluk baskısına (majorite) dayalı değil, çoğulcu (plüralist) yaklaşımla üretilmesi temeldir.

Siyasal iktidarın, hiçbir biçimde savunulamayacak “ben seçim kazandım, dilediğimi yaparım” anlayışı son derece sakıncalı hatta tehlikelidir toplumsal barış için. Demokrasinin evrensel değerleri bellidir ve bunları yeniden tanımlamadan önce varolanları uygulamak ve demokratik iklimi kurup yaşatmak vazgeçilmezdir. Ancak bundan sonra verili kuralları tartışmaya açmak düşünülebilir. Bunun da gerekçesi ancak demokratik standartları, temel insan hak ve özgürlüklerini daha da ileri taşımak olabilir.

İHEB -İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi-, insanlığın tarih boyunca sağladığı bu birikiminin kristalleşmiş metnidir ve 10 Aralık 1948’e tarihlenen görkemli bir uzlaşıdır, yaşatılmalıdır.

Hepsi için de

1. Temel bilimsel bilgi,
2. Hoşgörü ve
3. İnsan sevgisi ontolojik sacayağını oluşturmaktadır.

Sevgi ve saygı ile. 03 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

BAROLAR BİRLİĞİNİN 16 NİSAN 2017 ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ HALK OYLAMASINA İLİŞKİN KAMUOYU AÇIKLAMASI

Kamuoyu Açıklaması

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

BAROLAR BİRLİĞİNİN 16 NİSAN 2017 ANAYASA DEĞİŞİKLİĞİ
HALK OYLAMASINA İLİŞKİN KAMUOYU AÇIKLAMASI

1- 16 Nisan 2017 Halk Oylaması sürecini hep birlikte yaşadık. Bu süreçte görev alarak yargının bağımsızlığı ve tarafsızlığı, hukukun üstünlüğü için mücadele eden tüm baro başkanlarımız ile meslektaşlarımıza, toplantılarımıza katılan ya da sosyal medyadan izleyen, düşüncelerini paylaşan tüm vatandaşlarımıza, tercihi ne olursa olsun oyunu veren herkese içten teşekkürlerimizi sunuyoruz.2- Anayasa değişikliği sürecinde, Türkiye Barolar Birliği Yönetim Kurulu’nun kararları çerçevesinde ve 1136 sayılı Avukatlık Kanunu’nun 110. maddesi uyarınca, milletvekillerini ve halkımızı bilgilendirmek üzere, üzerimize düşen görevi yerine getirdik.
3- Halk oylaması gününde; Halk Oylamasına sunulan değişikliğin hukuk düzenimizi bütünüyle etkileyecek olması, dolayısıyla böyle bir değişikliğin tam anlamıyla güvenilir bir oylama sonucunda yapılmasındaki üstün kamu yararını dikkate alarak, hukukun üstünlüğünü korunması görevimiz çerçevesinde Türkiye Barolar Birliği’nde Sandık Güvenliği Merkezi kurduk. Konunun uzmanı meslektaşlarımız eliyle, vatandaşlarımızdan gelen soruları telefonla cevapladık, barolarımızı sorunlarla ilgili bilgilendirdik.
4- Sandık Kurullarında temsilci görevlendirmek ise, barolarımızın ve Türkiye Barolar Birliği’nin görev ve yetki alanında değildir. Bu sebeple, oyların sayımına ilişkin tutanakların tutulmasına, toplanmasına ve karşılaştırılmasına dair veriler, halk oylamasında sandıklarda görevli bulundurma hakkına sahip siyasi partilerin elinde mevcut olabilir. Bu nedenle; YSK’nın yalnızca siyasi partilere duyurduğu sandık sonuçlarının toplanan tutanaklarla karşılaştırılması, yine yalnızca siyasi partilerce yapılabilir.
5- Tüm gün boyunca, Türkiye’nin pek çok ilinden gelen telefonların büyük bir kısmı, mühürsüz oy pusulası şikâyetlerini içeriyordu. Avukatlarımızın bu durumda hukuki tavsiyesi, sandıklar açıldığında bu hususun tutanakla tespit edilmesi idi. Çünkü 298 sayılı Seçimlerin Temel Hükümleri ve Seçmen Kütükleri Hakkındaki Kanun‘un emredici 101. maddesinin 1. fıkrasının 3. bendi uyarınca, mühürsüz oy pusulaları geçersizdir.
6- Kanunun bu çok açık hükmüne rağmen, oylama devam ederken, “mühürsüz oy pusulalarının dışarıdan getirildiğinin kanıtlanamadığı hallerde, bu pusulaların geçerli olacağı”na karar verildiği, YSK’nın web sayfasına atıf verilerek basın-yayın organlarınca duyuruldu.
7- Oysa aynı YSK, sadece birkaç saat önce, oy pusulalarına mühür basılmış olmasının sebebini “oylamada sahte oy pusulası kullanımını engellemek” olarak duyurmuştu. (bkz.16.04.2017 559 sayılı YSK kararı)
8- YSK’nın bu kararının sonucu olarak; dışarıdan sahte oy pusulası getirilip getirilmediğini kanıtlama olanağı kalmamıştır. Çünkü bir oy pusulasının dışarıdan getirilmiş olduğunun biricik kanıtı, pusulada mührün bulunmamasıdır.
9- Nitekim Anayasa Mahkemesi’nin 06/02/2014 tarih ve 2013/3912 numaralı bireysel başvuru üzerine verdiği kararında, meslek odalarının seçimlerinde dahi mühürsüz oy pusulalarının geçersiz olacağından söz edilmektedir. Şu halde YSK’nın emredici bu kanun hükmünü herhangi bir gerekçeyle görmezden gelmesi hukuka uygun olamaz.
10- Sandık Güvenliği Merkezine gelen telefonlardan da anlaşıldığı üzere; maalesef oylama devam ederken kanuna aykırı olarak verilen bu karar sebebiyle, mühürsüz oy pusulası kullanıldığına dair tutulması zorunlu olan tutanaklar muhtemelen çoğu sandıkta tutulmamıştır. Çünkü bu hukuka aykırı karar ile sandık kurulları, mühürsüz oy pusulası kullanılmasının usule uygun olduğuna dair hatalı bir kanaate sevk edilmişlerdir.
11- Yine basın aracılığıyla edindiğimiz bilgilere göre, pek çok sandıkta, oylama bittikten sonra, mühürsüz pusulaların arkası, sandık kurullarınca mühürlenmiş, gerekçe olarak da YSK’nın söz konusu kararı gösterilmiştir.
12- Şu halde, YSK’nın, Kanuna açıkça aykırı bu duyurusu hem usulsüzlüğe hem de usulsüzlüğün ortaya çıkmasını sağlayacak tutanakların tutulmamasına neden olmuştur. Seçimlerin yargı güvencesinde yapılacağına ve bunun sağlanmasından da YSK’nın sorumlu olacağına dair Anayasa’nın 79. maddesinin içi, maalesef bizzat YSK tarafından boşaltılmıştır.
13- Bu durumda halk oylamasının sonucunu, mühürsüz oy pusulası kullanılmasından daha da ağır olarak, YSK’nın söz konusu hukuka aykırı kararı etkilemiştir. YSK’nın yapılan itirazları değerlendirirken, Anayasa madde 79 ile kendisine yüklenen sorumluluğun gereğini yerine getirmesini umuyor ve diliyoruz. Aksi takdirde seçimlerin yargı güvencesinde yapıldığından, adil olduğundan ve sonuçların güvenilirliğinden, kısacası hukukun üstün olduğu demokratik bir devlet düzeninden söz edilmesi mümkün olmayacaktır.

Üzüntümüz, halk oylamasının sonucuna ilişkin değil, sonucu etkilemeye elverişli açık ve ağır hukuka aykırılıkların görmezden gelinmek istenmesine ilişkindir.

Kamuoyuna saygıyla duyurulur.
http://www.barobirlik.org.tr/Detay76487.tbb17.04.201796977
TÜRKİYE BAROLAR BİRLİĞİ BAŞKANLIĞI 

BASIN AÇIKLAMASI VİDEOSUNU GÖRÜNTÜLEMEK İÇİN TIKLAYINIZ
============================================
Dostlar,

Türkiye Barolar Birliği’nin yukarıda sunduğumuz açıklaması, uyarıları son derece yerindedir.
Bütünüyle paylaşarak herkesin, iktidarın ilgi ve bilgisine sunuyoruz..

Söz konusu hileli halk oylaması açıkça hukuk dışıdır ve suçtur.
Ne yazık ki düzeltmek için bütün hukuksal yollar kapalı gözüküyor.
YSK bu gün CHP ve Vatan Partisinin başvurularını reddetmiştir.
YSK toplantısı 11 üyenin tümüyle yapılmış ve 1 üyenin azlık oyu ile halkoylamasının iptali istemi reddedilmiştir. Anayasanın 79. maddesine göre YSK’nın 4 üyesi yedektir. Toplantının olağan koşullarda 7 üye ile yapılması gerekir. Yedek üyeler, asılların toplantıya katılamamaları durumunda devreye girecektir. Bu yönüyle Kurul toplantısının şekil koşulu bakımından hukuksuz olup olmadığı da dikkate alınmalıdır.
Şimdi sıra AYM’ye bireysel başvuruya geldi (Anayasa md. 148).
O AYM ki, OHAL KHK’leri geçelim yasaları, açıkça anayasaya bile aykırı iken, ezici bir
çoğunluğu hukuksal olarak YOK HÜKMÜNDE iken, “görevsizlik” kararı vererek (Anayasa md. 148’i gerekçe göstererek) CHP’nin iptal başvurusunu reddetmişti. Oysa bu aşamada Anayasa’ya, rejime sahip çıksa idi ülkemiz bu ağır bunalım ortamına sürüklenmeyebilirdi. Kendini yadsıyan, işlevsizleştiren, göstermelik kılan bir AYM ve heyeti ile yüz yüzeyiz.. Bir kez daha YSK’nun red kararını önüne götürerek test etmekte yarar var mıdır, bilemiyoruz. AYM pek ala bu kez de Anayasa 79. maddesini gerekçe yaparak görevsizlik kararı verebilir.. Bize göre aynı anda AİHM’ne de başvurulması, zaman kazanmak açısından çok yerinde olacaktır.
* Öte yandan halkın, demokrasilerde meşruiyet sınırları dışına çıkan iktidara ve uygulamalarına evrensel direnme hakkı bulunmaktadır.
* Bu bağlamda CHP’nin halkoylaması sonuçlarını TANIMAMA kararı bütünüyle meşrudur, desteklenmesi gerekir. Uygun, akılcı, yaratıcı yöntemlerle protesto edilmesi ve meşru direnme hakkının içinin doldurulması gerekir ve tümüyle hukuka uygundur.
* İktidarın GEZİ EYLEMLERİNDEN DE KAPSAMLI protestolardan çok ürktüğünü herkes biliyor. Ancak yasalara uygun protesto eylemlerinin şiddetle bastırılması ve insanlarımızın zarar görmesi asla kabul edilemez. İktidar, bu bağlamdaki her tür yasal eylemin – protestonun engellenmesi ile değil; gerekli güvenlik önlemlerinin alınarak yapılabilmesini sağlama ile görevlidir (Anayasa md. 34). Tersine uygulamalar ülkemizdeki gerilimi daha da artırabilir.
Başta iktidar, herkes çok özenli, dikkatli ve hukuka saygılı olmak zorundadır.
* AKP – RTE, hukuksuz – hileli – geçersiz – yok hükmünde olan halkoylaması sonuçlarının ortadan kaldırılması ve oylamanın yenilenmesi ile ödevlidirler; bunalımdan başkaca çıkış yolu gözükmüyor ne yazık ki.. Hem de gecikmeden..
Sevgi ve saygı ile. 19 Nisan 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Mülkiyeliler Birliği GENİŞLETİLMİŞ YÜKSEK DANIŞMA KURULU Toplandı

Mülkiyeliler Birliği

TÜM KURULLARIN KATILIMIYLA GENİŞLETİLMİŞ YÜKSEK DANIŞMA KURULU TOPLANDI


Darbe girişiminin ardından ilan edilen Olağanüstü Hale dayanılarak çıkarılan Kanun Hükmünde Kararnamelerle Siyasal Bilgiler Fakültesi-Mülkiye’den toplam 34 akademisyenin ihraç edilmesi üzerine, Mülkiyeliler Birliği’nin seçilmiş kurullarının katılımıyla Genişletilmiş Yüksek Danışma Kurulu toplantısı yapıldı. Mülkiyeliler Birliği Genel Merkezi’nde 11 Şubat 2017 Cumartesi günü yapılan toplantıya yoğun katılım oldu. Toplantıda, ihraçlara karşı neler yapılacağı konuşuldu. Söz alan Mülkiyeliler önerilerini dile getirdi.

Toplantıda acil olarak bir hukuk komisyonu kurulması kararlaştırıldı. Komisyon bu hafta çalışmalarına başlayacak. Komisyon, ihraç edilen akademisyenlere hukuksal destek sunarken, bütün dava süreçlerini de takip edecek.

Genişletilmiş Yüksek Danışma Kurulunda, ihraç edilen akademisyenlere nasıl maddi destek sağlanabileceğine ilişkin hususların araştırılmasına karar verildi.

Bunların dışında, ihraç edilen akademisyenlerin akademik faaliyetlerini sürdürebilmesi için gerekli koşulların ve ortamın yaratılması için gerekenler de değerlendirildi.

Toplantıda, kurullar adına kamuoyuna bir duyuru yapılması da kararlaştırıldı.

ETKİNLİĞİN DİĞER FOTOĞRAFLARINI GÖRMEK İÇİN TIKLAYINIZ
=================================
Dostlar,

“Mülkiyeli” şapkamızla, “derin bir empati ile” biz de toplantıda idik.

4 saate yakın sıcak tartışmalar – değerlendirmeler yapıldı.
Açıklamada da belirtildiği üzere 2 ana girişimin ivedilikle yaşama geçirilmesi kararlaştırıldı.
Mülkiyeliler Birliği Yönetimi ve oluşturulan uzman kurul birlikte çalışacaklar.
Dayanışma gerçekten göğüs kabartacak düzey ve nitelikteydi.
1859’dan bu yana 157. yılını yaşayan kadim Mülkiye, elbette bu saldırıyı da atlatacak.
Yalnız Türkiye’nin değil dünyanın da övünç duyduğu bilim – eğitim kurumlarından olan
Ankara Üniversitesi Siyasal Bilgiler Fakültesi – Mülkiye’ye, aklı başında hiç kimsenin
kasten zarar vermeye çalışacağını düşünemiyoruz.

Bir şeyi de hayal ediyoruz : Üniversite yönetimi ve tıbbiyeden meslektaşımız rektör Erkan İBİŞ’in Mülkiye ile övünç duyduğunu – duyması gerektiğini, onu koruyup – geliştireceğini / böylesine sorumlulukla davranmak dışında seçeneği bulunmadığını gördüğünü

Türkiye bu OHAL – sıkıyönetim dönemlerini çoook gördü, -biz de gördük- ama yoluna da devam etti tüm çelmelere karşın. Artık yeterince deneyimli bir demokratik cumhuriyetimiz var, olmalı.

Herkes büyük bir sorumluluk ve ciddiyet içinde, enine boyuna düşünerek ve aklı başında davranmalı. Ülkemize, insanımıza, kurumlarımıza hiçbir biçimde zarar vermemeliyiz. Hele giderimi olanaksız zararlar.. Hele hukukun üstünlüğünü görmezden gelen kin ve intikam hesapları.. Bunlara artık günümüz Türkiye’sinde yer yok..

Bir şey daha unutulmamalı : SBF’nin 5 bine yakın lisans – lisans üstü öğrencisi büyük emeklerle, çoook yüksek puanlarla o arlak kurumda eğitim alma hakkı elde ettiler. Onların bu hakkına da elbette hürmet etmek gerek.

AKP içinde de bu son 686 sayılı OHAL KHK’sı ile yapılanlar (görevden atmalar) adalet duygusunu zedeledi, vicdanlar yaralandı.

Kimse topu / sorumluluğu birbirine atmadan atılan hatalı adımdan dönülmeli, yaralar hızla sarılmalıdır. Bu, başta AKP, herkes için iyi – hayırlı olacaktır. Hatadan dönmek erdemdir ve bir “kemalat” (olgunluk) örneğidir. Türkiye yönetiminde tek başına 15. yılında olan AKP,
bu erdemden uzak düşemez, düşmemelidir.

Sevgi, saygı, kaygı ama UMUT ile.
08 Şubat 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak.Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

Dincilik, PKK ve emperyalizm sarmalındaki Türkiye

Erol Manisalı
m
Cumhuriyet, 07.02.2017

Dincilik, PKK ve emperyalizm sarmalındaki Türkiye

Prof. Brian Arthur, “olumsuzlukların kendi aralarında dışsallıklar (yararlar) yaratarak
nasıl güç kazandıklarını”
karmaşa kuramında yazmıştır.(*) Bizde de “dincilik, bölücülük ve emperyalizmin negatifleri” kendi aralarında bütünleşmişler: FETÖ ve benzeri dinci örgütleri üretmişlerdir. FETÖ’nün “kurşun askerleri”, imam bürokratları, siyasileri, gazetecileri, işadamları bu bütünleşmenin ürünleridir.

Dindarlık ve laiklik yerine dincilik,
insan hakları yerine bölücülük,
ulusallık yerine emperyalizm
bugün içine düştüğümüz kaos ortamına getirdi.

Bu ortamdan çıkmak için, “getiren faktörlerin tersine çevrilmesi gerekiyor”.
-Dincilik yerine laiklik ve dindarlığı getirdiğimiz zaman dinci terör örgütlerinin yolu kesilir. Cemaatçilik yerine uygar toplumsal örgütlenmelerin yolu açılır.
-Etnik ayrıştırıcılık ve bölünmenin karşısına, “çağdaş demokratik düzen koşulları” sağlanmalıdır.
Emperyalizmin yolunu kesmek için ulusal politikaları geliştirip, “dış dünya ile dengeli bir düzene” geçilmelidir.
Bu üç faktör için de siyasal partilerin bu yönde çalışmaları ve örgütlenmeleri gerekir.
Bu da ancak, çağdaş parlamenter yapı içinde sağlanabilir.

Mevcut anayasa önerisi bütün bunlara ters düşmektedir.
Hatta, “olumsuz gidişi, terör dahil hızlandıracak bir yapı” üretecektir.

FETÖ’yü üreten altyapıyı besleyecektir; dincilik yerine dindarlık ve laiklik getirmiyor; ayrımcılık ve terör kaosuna karşı, demokratik ve insan haklarına dayalı bir yapı oluşturmuyor; emperyalizmin FETÖ benzeri dinci kuruluşlarının altyapısını ortadan kaldırmıyor.
Hatta onların işlerini kolaylaştırıyor.

Prof. Brian Arthur “karmaşa” kuramında, “serbest piyasa ekonomisinin tek başına neden ekonomik maksimizasyona (refaha) götüremeyeceğinin” teknik mekanizmalarını kanıtlar.
Aynen bir ülkede katılımcı demokrasi olmadan kaostan, bölünmekten, emperyalizmin
arka bahçesi olmaktan kurtulamayacağının”
izahı gibi.

 
Cumhuriyet ve Atatürk düşmanları mı?
Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran, devrimleri ile onu uygar ve çağdaş bir ülke yapmanın yollarını açan; bilimiyle, sanatıyla, uygar yaşam tarzı ile yolunu, “Ortadoğu’nun köhne ve karanlık labirentlerinden çıkararak çağdaşlığa yönelten”, uluslararası ilişkilerde Lozan ile Türkiye’yi ulusal çıkarlarını koruyacak konuma getiren; İngiliz gemisine binerek kaçan Osmanlı padişahlarının borçlarını bile son kuruşuna kadar ödeyen bir Türkiye Cumhuriyeti kurdu.
Şimdi Ata’ya ve Türkiye Cumhuriyeti’ne düşmanlık edenler ne istiyorlar?
-Türkiye’yi uygar dünyadan koparıp Afganistan benzeri karanlıklara götürecek yeni padişahlar mı?
-Onlar gibi, “demokrasi yerine şeriat düzeni” mi?
-Emperyalizmin hizmetine girecek yeni Ali Kemal’ler mi?
Hukukun üstünlüğü yerine hurafelerin egemen olduğu din ve mezhep kavgalarının içine gömüldüğü bir ülke mi?
-Dün Atatürk’ün Türk ordusu yerine işgalci emperyalistlere “icazet veren” bir düzen mi?
-Ay yıldızlı bayrak yerine yeşil ve siyahlarla dolu IŞİD’ci bir bez parçası mı?
Sorun burada; “dışımızdaki duvarları yıkmak kolaydır, zor olan içimizdeki,
kafamızdaki duvarları yıkmaktır”
.

Atatürk ve Cumhuriyet düşmanları, kafalarının içindeki bu duvarların arasına sıkışıp kalmışlardır. FETÖ’nün kurşun askerleri ve imamları, küçük yaşlarda dinci eğitim ile kafalarının içine duvarlar örülerek üretilmişlerdir.
Bugün ülkenin içine gömüldüğü kaos ortamına, dinci FETÖ, PKK ve ikisini birlikte kullanan odaklar neden oldular.
Yeni anayasa önerisi kabul edilirse, işleri daha kolay hale gelir. AKP’liler ve MHP’liler
başta olmak üzere herkesin kararını buna göre vermesi gerekir.

  • Kaosa devam mı? Uygarlığa dönüş mü? (*) Brian Arthur’un görüşleri için: Anılarda Gizli Kalan Bir Aydının Portresi,
    Doç. Arzu Azer, Derin Yay., 2016, syf. 174-176
    ===========================
    Teşekkürler değerli hocamız Prof. Erol Manisalı’ya

    Dr. Ahmet SALTIK

HASUDER : 15 Temmuz darbe girişimi Cadı avına dönmemeli!

..HASUDER logosu

HASUDER :
15 Temmuz darbe girişimi Cadı avına dönmemeli!


Değerli Üyelerimiz,

Ülkemizde 15 Temmuz darbe girişimi ile devleti ele geçirmeyi amaçlayan FETÖ yapılanmasına karşıyız ve kınıyoruz.

FETÖ yapılanmasının devletten arındırılmasını destekliyoruz.

Buna karşın sürecin cadı avına dönüştürülerek bu yapılanma ile ilgisi olmayan, aralarında üyelerimizin de bulunduğu pek çok kişinin görevlerinden ihraç edilmesi kamu vicdanını yaralamaktadır.

Sürecin hukukun üstünlüğü ilkesi çerçevesinde, mağduriyetlerin önüne geçecek şekilde kısa sürede tamamlanmasını beklemekteyiz.

Bu kapsamda, 672 sayılı KHK ile görevinden uzaklaştırılan meslektaşlarımızın bir an önce görevlerine iade edilmesini bekliyor ve bu süreci yakından takip edeceğimizi beyan ediyoruz.

HASUDER Yönetim Kurulu

=============================================

Dostlar,

Kantarın topuzunun kaçırıldığı gözleniyor artık açık açık..
TSK daramadğın edildi ilk hedef olarak..
Amacını aşan düzenlemeler yapılıyor OHAL Kararnameleri ile..
Yasalarda değiliklik bile!
Oysa Anayasa Mahkemesi’nin kararlarından biliyoruz ki, OHAL Kararnameleri ile yasalarda değişiklik yapılamaz. Sonunda bir Bakanlar Kurulu (Yürütme) Kararnamesidir ve asıl Yasama yetkisi sahibi TBMM’nin çıkardığı yasaların üstünde bir hukuksal güce sahip olamaz OHAL Kararnameleri!

Tayyip bey hızla “aslına rücu” etmiş bulunuyor..

15 Temmuz’un üzerinden 1,5 ay geçmişken, kaçak saraydaki Yargı Yılı Açılışına son derece haklı gerekçelerle katılmayan CHP Genel Başkanı Sayın Kılıçdaroğlu için “O beyefendi” nitemini kullanıyor ve “.. O’nun sözlerinin benim için bir kıymet-i harbiyesi yoktur..” türünden yersiz sözler ediyor. AKP Genel Başkanı psikolojisinden kurtaramadı kendisini. Devlet Başkanı gibi değil hala parti genel başkanı edasında. Kaldı ki bir parti başkanına da yakışmaz bu biçem (üslup)..

Yaratılan mağduriyetler bumerang gibi yarın geri döner..

AİHS uyarınca AİHM’nde açılacak davaların sayısını ve sonuçlarını düşünmek istemiyoruz.. Hukuksuzluğa – AKP gadrine uğradığını düşünen binlerce insan toplumsal barışa ve AKP – RTE’ye hizmet etmeyecektir kuşku yok..

AKP – RTE frene basmak ve HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜNDEN – ADALETTEN zerrece ayrılmamaya en üst düzeyde özen gösternekle kesin bir yükğmlülü altındadır.

Sevgi ve saygı ile.
02 Eylül 2016, Datça

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com