Etiket arşivi: hukuk toplumu

Neden demokratik toplum?

İbrahim Ö. Kaboğlu

İbrahim Ö. Kaboğlu

Siyaset 31.08.2023, BİRGÜN

“Tek umut demokratik toplum, eğer hangi Cumhuriyet sorusuna yanıt arayabilirse:

  • Türkiye Cumhuriyeti mi, yoksa Talimat Yoluyla ‘Taliban Cumhuriyeti’ mi?” 

Bu soru ile noktaladım geçen yazımı. Şu halde;

-“demokratik toplum” (DT) ne demek?

-DT’nin başlıca aktörleri kim?

-DT’nin işlevleri ne?

“Çoğulculuk, hoşgörü ve açık­lık düşüncesi”, de­mokratik bir toplu­mun kurucu öğeleridir.

İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi (İHAS)’nin demokratik bir toplumda “hukukun üstünlüğü”nü sağ­lama erekselliği, İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi’ne (İHAM) göre, “Sözleşme’yi bütün olarak esinler”. Hu­kukun üs­tünlüğü ilkesi, öncelikle “hukuk hakkı”nın gü­vence altına alın­ma­sını ge­rektirir. Hukuksal güvenlik, hukuk kuralının ulaşı­labilir, açık ve öngörü­lebilir olmasıdır. Sonra, özgürlük ve gü­venlik hakkı, hukukun üstünlüğü ile ba­şattır. Ni­hayet hukukun üstünlüğü, yargıca ulaşabilme ve “âdil yargılanma hakkı”nı kapsamına alır.

Hakların gerçek ve somut güvencesi ise, demokratik top­lu­mun belirgin niteliği olarak dokunul­maz haklara tam saygıdır. Yasayla ön­görü­len ve kamu düzeninin korunması için demokratik bir top­lum bakımın­dan zorunlu olan sı­nırlamalar, hiçbir zaman bir hakkın “özü”ne dokunamaz.

Bunlar, Türkiye için birçok artı ölçütle birlikte geçerli; laik Cumhuriyet bunlar arasında.

Sorun, yurtsever Cumhuriyetçilerin, bu değerleri ve ölçütleri sahiplenmesi. Nasıl? Düşünce özgürlüğünü bireysel olarak, medya aracılığıyla, gösteriler ve toplantılar yoluyla toplu olarak kullanarak.

ÇİFTE STANDART

DT aktörleri dernekler, sendikalar, vakıflar, kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları (KKNMK), anayasal, hukuki ve saydam örgütler olarak amaçları doğrultusunda çok yönlü etkinlikte bulunmakta: Depremzedelerin yardımına koşmaktan Akbelen’i korumaya dek toplum ve kamu yararı ereğinde etkinliklerini sürdürüyor.

NGO (non-governmental organization), Hükümet dışı örgüt veya sivil toplum örgütü (STÖ), giriş, üyelik ve ayrılmanın bireyin özgür iradesi ile belirlendiği örgütler.

Fakat bazıları, GONGO (Governmental organization), Hükümet örgütü konumunda; TÜGVA ve ENSAR, SADAT gibi…

NGO ve GONGO, kağıt üstünde hukuk önünde eşit olsa da uygulamada, iktidarın hışmı (NGO) ve kollaması (GONGO) nedeniyle, NGO’lar demokratik toplum gereklerini (DTG) yerine getirmekte zorlanıyor; GONGO’lar ise STÖ öznesi bile olamıyor.

Daha vahim olanı, hukuki bir çatı altında örgütlenmeyip fiili topluluklar olarak cemaatler ve tarikatların, siyasal iktidarın “arka bahçesi” görünümü.

İktidara göre konumlanma ve ayrımcı muamele nedeniyle, mikro-demokrasi aktörleri olarak demokratik toplumla özdeş NGO’lara büyük görevler düşüyor.

Bedeli, özgürlüğü kullandırtmamak değil yalnızca; şiddet, biber gazı, gözaltı, tutuklanma, işkence, hatta ölümle sonuçlanan resmi uygulamalar sürekli; “demokratik toplum mağduru” binlerce tutuklu ve hükümlü var.

HEDEF NE?

Hedefi, işlevleri belirliyor:

Demokratik toplumda siyasal partiler katılımın tek aracı olmadığı gibi, katılma hakkı da siyasal katılım yolları ile sınırlı değil.

Ama demokratik siyaset için demokratik toplum özerkliği ve etkililiği vazgeçilmez..

Siyasal karar ve uygulamaları izlemek, rüşvet ve yolsuzluklara karşı mücadele etmek, vergi yükümlüsünün haklarını öne çıkarmak ve talep etmek, bu konularda kamuoyu yaratmak, demokratik toplum aktörlerinin işlevleridir. Demokratik toplum, hukuk toplumu olarak saydam toplum olup, rüşvet ve çürümüşlüğün, siyaset-mafya ilişkilerinin panzehiridir.

Demokratik toplumu güçlendirmek, Türkiye’nin demokratik geleceği için yaşamsaldır.

DT ve STÖ gelişebildiği ölçüde, umutvar olunabilir, iki açıdan:

-Siyasal partileri ve demokratik siyaseti etkilemek,

Anayasal demokrasiye dönüşün demokratik tabanını kurmak. Onlarca neden arasında: Yasama önünde sorumlu Hükümetin bulunduğu parlamenter rejim, çevre korumasına daha elverişli.

Şu halde mücadele alanı belli: Anayasa bütünü ve kamu yararı

Unutmayalım: demokratik toplumun geleceği, şu üç koşula bağlı:

-Nitelikli ülke,

-Özerk toplum,

-Seçimler yoluyla eldeğiştiren siyasal iktidar.

KPD ayrıştırıcı, DHD ise birleştirici

Yurttaş, kuralı koyan (yasama), onu uygulayan (yürütme) ve uyuşmazlıkları çözen (yargı) organların birbirinden ayrı olduğuna, hukuk önünde herkesin, eşit olduğuna inanmalı. Cumhuriyet’in niteliklerinin özü, demokratik hukuk devleti (DHD): yasama, yürütme ve yargının birbirinden ayrı organlarda toplanması anlamında erkler ayrılığı.

2017 Anayasa kurgusu, beş yıllık uygulamasında tek kişili yürütme, yasama ve yürütmeyi güdümü altına almasının ötesinde parti başkanlığı yoluyla Devlet tüzel kişiliği ile özdeşleşti. Öyle ki, parti başkanlığı yoluyla devlet başkanlığı ve yürütme (PBDBY), adeta kişi+parti+devlet (KDP) birleşme (füzyon) sürecini beraberinde getirdi.

BİRLEŞME VE AYRIŞTIRMA

Bu üçlü füzyon, toplumu ayrıştırdı. Adalet ve Kalkınma Partisi (AKP) başkanı kişiliğinde somutlaşan üçlü birleşme, Cumhur İttifakı eşliğinde Milliyetçi Hareket Partisi (MHP) desteğiyle pekişti.

TBMM’de AKP’nin, Anayasa ve kamu yararına aykırı da olsa, her yasa önerisini kayıtsız koşulsuz destekleyen MHP, araştırma önergeleri görüşmelerinde yok.

Ama toplumu ayrıştıran asıl füzyon, ‘dava’ ve ‘yürüyüş’ sloganlarında somutlaşmakta.

Hiçbir felaket, tarihi yürüyüşümüzü sekteye uğratamayacak” (D. Bahçeli).

‘Dava arkadaşlığı’ ise, Erdoğan’ın süreğenleşen söylemi.

Dava yürüyüşü’, Cumhur İttifakı ortak paydası olarak görülebilir.

Türkiye ülkesi/Türkiye toplumu ve Türkiye Devleti’nin tarihsel/kültürel ve doğal değerleri ile anayasal ve siyasal belleğini silmeye çalışan zihniyet için “iktidar bekası”, her şeyin önünde. Bu bakımdan dava yürüyüşü, siyasal münavebe yollarını elden geldiğince tıkama ana hedefine odaklı. 2022 seçim ve sansür yasaları, Cumhur İttifakı’nın, siyasal iktidarı sürdürmek için baskı araçları.

Kuşkusuz “dava yürüyüşü”, Devlet düzleminde hukuk ve demokrasiye, toplumsal alanda da insan hakları değerlerine yabancı.

Hal böyle olunca, toplum, “dava yürüyüşü” yanlısı ve ötekiler biçiminde ayrıştırıldı ve bu süreçte, AKP ve MHP Genel Başkanlarının söylem, işlem ve eylemleri belirleyici oldu.

AYRILIK VE BİRLEŞTİRME

Erkler ayrılığı kuramına göre, yasama, yürütme ve yargı organlarında somutlaşan devlet örgütünün işleyişi, kurumlar ve kurallar yoluyla ilkeler ve değerler bütününde sağlanır.

Hak ve özgürlük öznelerinin gönüllü birlikteliğine dayanan özerk toplum yapısı, ancak demokratik devlet çatısı altında kurulabilir.

Yöneticilerin talimatlarıyla değil, hukuk kuralları ile biçimlenen toplum, hukuk toplumu veya demokratik toplum olarak nitelenir.

Özetle, erkler ayrılığı ekseninde işleyen anayasal demokrasi, toplumu birleştirici bir işlev görür.

YSK’NİN TARİHSEL İŞLEVİ

DHD, şu halde sivil alana hukuk toplumu kavramı ile yansır. Hukuk toplumu, toplumsal barış ve birliktelik güvencesidir.

CHP lideri Sayın Kılıçdaroğlu’nun Cumhurbaşkanı adaylığı, Millet İttifakı olarak DHD yolunun ilk adımı. Kuşkusuz bu yolda, HDP’nin öncülük yaptığı demokratik parlamenter rejimi savunan Emek ve Özgürlük güçbirliğinin payı da belirleyici.

Bu süreçte hukuk yoluyla demokrasi kavramı öne çıkarılmalı ve uygulamaya konulmalı.

10 Mart günü Sayın Erdoğan, kameralar önünde imzaladığı seçimlerin 18 Haziran yerine 14 Mayıs’ta yapılması kararı ile topluma meydan okuyarak kampanyayı da başlattı.

3. kez adaylık yasağından seçimlerde uygulanacak yasaya, parti genel başkanı CB adayına uygulanacak seçim yasaklarından sandık güvenliğine uzanan seçim sorunları karşısında tek belirleyici anayasal organ, Yüksek Seçim Kurulu (YSK).

Demokrasi inşası için yola çıkan partiler, başvuru haklarını kullanarak YSK’yi hukuki kuşatma altında tutmalı, toplumsal bütünlük ve gelecek kuşakların barış içinde yaşaması için.

Gezi’ye selam: Turizmi Teşvik ve Uludağ Alan Yasaları ardından Orman Kanunu değişikliğini görüşen AKP-MHP koalisyonu, ‘Türkiye ekosistemi’ne ihanet ediyor. Güvenli çevrede yaşam için mücadele bedelini özgürlükleriyle ödeyen Av. Can Atalay’a nice yıllar dilerken, Sevgili Mücella, Çiğdem ve Mine’ye, Hakan, Osman ve Tayfun’a selam olsun!

Hukuk devleti, hukuk toplumu

Cumhuriyet, 09 Temmuz 2021

 

Her ağzımızı açtığımızda, her tartışma ortamında sıkça kullandığımız bir kavramdır “Hukuk Devleti”.

Zaten anayasamızı hazırlayanlar da daha “Başlangıç” bölümünde “millet iradesi ve hukukun üstünlüğü”nden söz ederken ve hemen 2. maddesinden başlayarak “laik, demokratik, sosyal bir hukuk devleti” kavramına vurgu yapmıştır. (AS: 4 değil 7 özellik sayılır 2. maddede)

Gerçekten bir “Hukuk Devleti” olabilmenin yegâne (AS: biricik) yolunun da toplumsal yaşamda “hukukun üstünlüğünün hâkim olması” ilkesine atıfla, yaşadığımız toplumun da bir “hukuk toplumu” olmasından geçtiği unutulmamalıdır.

Toplumu oluşturan bireylerin, kendilerinden başka herkesin hukukuna da saygılı olma güdüsü ile yaşamadığı bir ülkede, “Devlet”in de bir “Hukuk Devleti”ne dönüşmesi kimsenin umurunda olmayacaktır.

Bence, şu anda Türkiye Cumhuriyeti’nde yaşadığımız en ağır ve en acil çözülmesi gereken sorun budur. Günlük küçük (mikro) yaşamlarımızda, mesela (AS: örneğin) soframızda aile bireylerinden başlayarak geniş ailemizde de (mesela miras davalarında), apartman ve site yaşamında komşularımızla ilişkilerimize, trafikte öteki sürücüler ve yayalarla ilişkilerimize kadar hemen her alanda yaşadığımız sorunları hatırlayın. Ne demek istediğimi anlarsınız.

Yukarıda sayılan alanlarda başarılı olamadığımız takdirde, “Yargı” ve “Yürütme” alanlarında Devlet’in ne kadar hukuk içinde davrandığı konusunda da sağlıklı karar veremeyiz.

Bireysel düzlemde “Bana adil davranılsın. Gerisinin canı cehenneme” demeye eğilimli olabiliyorsak, makro düzlemlerde de “Hukuk ihlallerine” ses etmeye hakkımız olmaz. Zaten mahkemeye işimiz düşmediği takdirde, bunu pek de dert edinmeyiz.

Oysaki çağdaş bir birey ve çağdaş bir toplum olabilmenin birincil koşulu budur.

Selahattin Demirtaş’ın ya da Osman Kavala’nın tutukluluğu ve anayasal hakları, AYM ve AİHM kararlarının üstünlüğünden eşit olarak yararlanamıyor olmaları, sandıkta milletin oyları ile seçilmiş Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun, Enis Berberoğlu’nun ve diğerlerinin parlamenter statü ve kimliğinin hasımlarının çoğunluğunun el kaldırıp indirdikleri “bir oylama ile cart diye” ellerinden alınabilmesini dert edinip edinmemek gibi net bir mihenk taşından söz  ediyorum.

Bir siyasal partinin sırf “bizim gibi düşünmüyorlar ve başka talepleri var” diye kapatılmasını ve hepsinin toptan içeri alınmasını savunarak “çağdaş toplum ve çağdaş bir demokrasi” olunamayacağını kastediyorum.

Toplumun haber alma ihtiyacının yani bilgilenme ihtiyacının sağlayıcısı bir gazetenin baskı altında tutulması, cezalarla sindirilmeye çalışılması, bir Bakanın icraatının sorgulanması şeklindeki temel ve vazgeçilmez görevini yaptı diye “soruşturmaya uğratılması” da tek tek tüm bireylerin “dert edinmesi” gereken işlerdir.

İktidarın beğenmediği TV kanallarına “gözünün üzerinde kaşın var” diye her fırsatta cezalar kesilmesi de sadece (AS: yalnızca) o kanalların değil, oradan bilgi almak durumunda olan tek tek tüm vatandaşların “sorunu” sayılmıyorsa, gerçek bir hukuk toplumu olamayız.

Bir küçücük çocuğun taciz, istismar veya tecavüze uğraması, bir sporcu kız çocuğunun “şort giyemezsin, günahtır” diye iğrenç bir baskı altına alınmak istenmesi, bir hayvana eziyet edilmesi, bir kadının ya da doğuştan veya sonradan başka bir cinsel yönelimi olan bireyin “makbul ve değerli olmayan” sayılması, kendimize “hukuk toplumu” diyebilme hakkımızı elimizden alır.

Bütün bunları toptan “kendi (bireysel) sorunumuz” sayamazsak, karpuz ya da kavun alır gibi “seçmece-kesmece” anlayışına yazılırsak, en başta sözünü ettiğimiz ve Anayasa denen metnin girişinden itibaren (AS: başlayarak) vurguladığı ilkeleri yırtıp çöpe atmış oluruz.

Gerisi de utanç verici bir ilkellik ve kaos (AS: karmaşa) anlamına gelir.

Vatandaşlar olarak, kendimize “kaliteli bir birey”, toplum olarak “birinci sınıf bir toplum” deme hakkını, devlet olarak da “hukuk devleti” deme hakkını yitiririz.