Etiket arşivi: R. Tayyip Erdoğan

CEM EVLERİ ALEVİLERİN İBADETHANELERİDİR

Ali KayaAli Kaya
Eğitimci – Yazar

Sayın Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, 07.10. 2022 tarihinde İstanbul Şahkulu Dergâhı’nda, Alevi-Bektaşi toplumunun beklentilerini saptamaya ve çözüm yolları bulmaya yönelik kapsamlı hazırlık yaptıklarını ve Kültür ve Turizm Bakanlığımız bünyesinde Alevi Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı, Cemevlerinin tümünün yönetimini yürüteceğini, tüm çalışmaların bu kurumsal yapı altında, kamu güvencesi desteği ve denetimiyle yürütüleceğini söyledi.

Kuşkusuz bu açıklama devlet katında önemli bir açıklamadır. Geçmişte de Alevi inanç hakları ile ilgili çeşitli söylemler oldu ve bu konuda yedi çalıştay yapıldı. Fakat sonuç alınmadı. Ne yazık ki ve ne acıdır ki bu çalıştaylar, Alevi inancını özünden koparmaktan, Alevilerin haklarını vermemekten, asimilasyon niyetlerinden ve seçim yatırımlarından öteye gitmedi.

Bizler Alevi inançlı bir toplum olarak laik – demokratik devlet anlayışında, hukukun üstünlüğüne  ve evrensel hukuk kurallarına göre bir inanç yapılandırmasından yanayız. Eşit yurttaşlık temelinde tüm inançlara eşit davranılmasını ve saygı gösterilmesini talep ediyoruz. Dolaysıyla, Diyanet İşleri Başkanlığı‘nın yeniden yapılandırılmasını ve başta Aleviler olmak üzere tüm inanç kurumlarının ihtiyaçlarını karşılayabilen bir özerk kurum haline getirilmesini ve zorunlu din dersinin kaldırılmasını talep ediyoruz.

Biz Alevi inanç toplumu olarak diyoruz ki                                        :

  • Alevilik, Hakk-Muhammed-Ali ve Ehlibeyt yoluna bağlı İslam’ın özüdür.

Aklidir. Yüksek ahlaktır, insanidir.
İyi düşünce, iyi söz, iyi davranışta kendini bulur, şeriat kapısını aşıp tarikat, marifet yolu ile hakikate ulaşır.

Kur’an’ın şekline değil, özüne bakar
.

  • Akıl, gönül ve ruhsal olgunlaşma yolu ile Allah’a ulaşma yoludur.

Alevi-İslam inancı, Ehl-i Beyt’in yüksek ahlakıdır. Ehl-i Beyt yolu, hakikat yoludur. Doğru yoldur. Rızalık yoludur. Adalet yoludur. Allah’ın rızasını kazanma yoludur. Aleviler Ehl-i Beyt’in yolunu izleyen, ona gönülden bağlı taraftarlarıdır.

  • Alevi-İslam yolunun en büyük ibadeti Kur’an-ı Kerim’i ve Ehl-i Beyt’i anlamaktır.

Bu yol, akıl ve gönül yoludur. Bu yoldan giden en büyük ibadet ise yoksula, yetime, yolda kalmışlara hizmettir.

  • İnsana hizmet ederek Allah’a ulaşmak mümkündür

Öte yandan, Cem Vakfı, Cemevlerinin resmen ibadethane olarak tanınması için hukuksal yollara başvurdu ve sonuç alamayınca, iç hukuk yollarının tükenmesinin ardından 118. davacı olduğum Cem Vakfı, davayı Alevi toplumu adına (Başvuru No:6264/10) AİHM‘ne taşıdı. 26 Nisan 2016 tarihinde AİHM, Cemevlerinin hukuki statüsü ve Alevilere ayrımcılık yapıldığı başvurusuyla ilgili davayı oy çokluğuyla karara bağladı.

AİHM Büyük Dairesi, Alevilerin din ve inanç özgürlüğünün ihlal edildiğine karar verdi ve bu karar 47 ülke tarafından onandı.

AİHM Büyük Daire kararının üstünden altı yıl geçtikten sonra, Cumhurbaşkanı R. Tayyip Erdoğan, Şahkulu Dergahı’ndaki bu açıklamasıyla yine Cemevlerimizi ibadet yeri olarak kabul etmemiştir.

  • Cemevleri “kültür derneği” statüsüne konulmuştur.

AHİM’in yargı yetkisini Türkiye tanımıştır.

AİHM kararları uygulanmalı ve Alevi-Bektaşi toplumunun din ve vicdan hürriyeti hakkı teslim edilmelidir.

Cemevlerinin Kültür ve Turizm Bakanlığı’na bağlı Alevi-Bektaşi Kültür ve Cemevi Başkanlığı adı altında işlevini sürdürmesi kabul edilemez.

  • Bu kararla Alevi inanç hakları hiçe sayılmıştır.

AİHM kararlarının iç hukuka yansıması Anayasamızda şu şekilde düzenlenmiştir :

Türkiye Cumhuriyeti Anayasası madde 90’a göre, usulüne uygun yürürlüğe konmuş Uluslararası anlaşmalar Yasa hükmündedir. Bunlar hakkında Anayasaya aykırılık iddiası ile Anayasa Mahkemesine başvurulamaz. (Ek cümle:7-5-2004-51707 md.) Usulüne göre yürürlüğe konmuş temel hak ve özgürlüklere ilişkin milletlerarası adlaşmalarla yasaların aynı konuda farklı hükümler içermesi nedeniyle çıkabilecek uyuşmazlıklarda milletlerarası adlaşma hükümleri esas alınır.

AKP – MHP eliyle TBMM’de kabul edilen ve yürürlüğe giren Alevi – Bektaşi inanç hakları ile ilgili bu yasa, Alevilik inancını bir kültürel fenomen sayan yaklaşımıyla AHİM’in hak ihlali kararına açıkça aykırı bir tasarruftur.

Bu uluslararası mahkeme (AİHM) hükmünün bir yasayla da olsa etkisiz kılınması hukukun ağır biçimde ihlalidir. Bu nedenle, Resmi Gazetede yayınlanarak yürürlüğe giren yasal düzenlemenin kaldırılmasıyla, Alevilerin kendi inanç ve ibadet pratiklerinin dinsel inanç olarak tanımasını tekrar talep ediyoruz. Bu yasal düzenlemenin, Ana Muhalefet ve / veya 120 milletvekilince süresi içinde  (RG’de yayımlanmasını izleyen 60 gün içinde) Anayasa Mahkemesine götürülmesi gerekmektedir.

Alevi-Bektaşi toplumu köklerinden bağlı olduğu topraklarda ibadetini özgürce yapmak istiyor. Bu, en doğal insan hakkıdır. Devletimizden talebimiz; Cemevleri Alevilerin ibadet yeri olarak kabul edilmeli ve Alevilerin din hizmeti, kamu hizmeti olarak verilmelidir.

Ali Kaya – CEM EVLERİ ALEVİLERİN İBADETHANELERİDİR (dersimekspres.com)

İKTİDARA SORUYORUZ : “2023 HEDEFİ” NEREDE KALDI??


Dostlar
,

CHP eski milletvekillerinden ekonomist Sayın Algan Hacaloğlu, önemli bir derleme yaparak Türkiye Ekonomisinin AKP eliyle ne denli zora sokulduğunu verilerle sergilemiş.
Özene okunması gereken bir makale ve iktidarın yapageldiği gibi yapay gündem oyunlarının peşine takılmak yerine asıl bu sorunların tartışılması gerek. AKP iktidarı da sorunun ne denli ciddi – ağır bir aşamaya sürüklendiğinin ve sürdürülebilirliğinin kalmadığının ayırdında.. O yüzden de karanlıkta (ya da mezarlıkta!) ıslık çalmakta.
Ancak çaresi yok.. Türk insanı ağır ekonomik bunalımı her gün yaşıyor ve bedelini ödüyor. Bir parça gecikse de, sandığa yansıması mutlaka olacak ve 2015 Haziran seçimlerinde etkisi görülecek, AKP iktidarı 13 yıllık sorumsuzluğunun / hovardalığının bedelini mutlaka ödeyecektir. Doğallıkla ülkemiz ve halkımız da.. Çok yazık..

Hiç endişe etmeden masallar uydurdular halka.. 2023’te ilk 10 ekonomi içine girecekti Türkiye.. Dış satımımız (ihracatımız) 500 milyar $’a ulaşacaktı.. Bu hesap bilmez ve halkı aldatmaya dönük politika için biz de bir hesaplama yapmış ve sitemizde yayımlamıştık :

TÜRKİYE 2023’te EN BÜYÜK 10 EKONOMİDEN BİRİ OLABİLİR Mİ?
(http://ahmetsaltik.net/2013/09/19/top-10-biggest-economies-in-the-world-2013/)

Yukarıdaki erişke tıklanarak ulaşılabilecek yazımız oldukça kapsamlı ve somut verilere dayalı matematiksel bir öngörüye dayalı.. Bu yazımızda son soru olarak şunu sormuştuk :

Son soru : Yıllık % 19-20 büyüyen ve bunu 10 yıl boyunca istikrarla sürdüren tek bir ülke dünya iktisat tarihinde var mı? Çin bile % 10’lar dolayında ve azalan marjinal verimlilik / fayda yasası uyarınca bu hızı sürdürmek giderek zorlaşıyor..

Teşekkürler Sn. Hacaloğlu..

Sevgi ve saygıyla.
23.12.2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net 

=========================================================

Bilgilerinize sunarım. Yeni yılda size ve ailenize sağlık, esenlik ve başarılar dilerim. Selam ve saygılarımla. 23.12.14
Algan HACALOĞLU

İKTİDARA SORUYORUZ :
“2023 HEDEFİ” NEREDE KALDI!!!

Algan HACALOĞLU (23 Aralık 2014-İstanbul)

Dönemin Başbakanı R. Tayyip Erdoğan, 28 Ocak 2011’de yaptığı ‘Ulusa Sesleniş’ konuşmasında, “Önümüzdeki 12 yıl içinde, Millî Gelirimizi en az 3 kat artırarak, 2023 yılında ‘2 trilyon Dolar’ seviyesine, ‘kişi başına düşen Milli Gelirimizi’ de ‘25.000 $’ düzeyine ulaştırmayı hedefliyoruz.” demişti…

Yani dönemin Başbakanı, eğer AKP iktidarı devam ederse, nüfusun 2023 sonunda 82 milyon olacağı varsayımı ile, Cumhuriyetimizin 100. yılında kişi başına GSMH’nın 25.000 Dolara tırmanarak, yaklaşık olarak bugünkü Yunanistan veya Slovenya yurttaşlarının gelir düzeyine ulaşılacağını vaat etmişti…

Ancak bu vaadi izleyen son dört yılda işler, ne R.T. Erdoğan’ın dediği, ne de Ali Babacan ve kurmaylarının kurguladığı gibi gitti…

2011’de, uygun dış konjonktürün ve ülkeye giren yabancı paranın da (15,9 milyar $) katkısıyla, %8,8 gibi yüksek bir hızla büyüyen Türkiye ekonomisi, izleyen üç yılda ise ortalama olarak ancak %3,2 hızla (2012’de 2,2; 2013’te 4,0; 2014’te 3,3) büyüyerek, beklentileri boşa çıkarttı.

AKP iktidarı tarafından empoze edilmiş olan ekonomimizin “mevcut kuralsız, yolsuzluklara açık, stratejik planlama vizyonundan ve  sürdürülebilir bir makro stratejiden yoksun yapısı” ile, 2023’te 25 bin dolarlık kişi başı gelir düzeyine ulaşmamız kesinlikle olanaklı değildir. Son 7 yıllık performansa bakarsak, bunun olanaklı olduğunu söylemek ancak aşırı hayalperestlik olur.

2023’te 25.000 Dolarlık Kişi Başına GSYİH hedefine ulaşılabilmesi için, Türkiye’nin kişi başına GSYİH’sını cari fiyatlarla her yıl yaklaşık  1.535 $ artırılması gerekiyor.

Oysa ülkemizin Kişi başına GSYİH değerleri, bir önceki yıla göre,
cari fiyatlarla
;

2003’te 1.067 $,
2004’te
1.205 $,
2005’te
1.258 $,
2006’da
564 $,
2007’de
1.654 $,
2008’de
1.196 $,
2009’da (
)1.980 $, (azalma);
2010’da
1.627 $,
2011’de
365 $,
2012’de
53 $,
2013’te
285 $,
2014’te ise kestirilen olarak
300artış gösterdi.

Yani, AKP iktidarının (2003-14) dönemini kapsayan 12 yıllık iktidarı döneminde Kişi Başına Gayri Safi Yurt İçi Hasılası, cari fiyatlarla her yıl ortalama ancak 640 $ arttı. Görülmektedir ki, AKP’nin ekonomi politikaları altında Türkiye, Cumhuriyetin 100. yıldönümüne dek 2015-2023 döneminde) 9 yıl süresince, geçmiş 12 yıllık performansı göstermesi ve “iç/dış ekonomik konjonktürün” benzeri yapıda gelişmesi durumunda, 2023 sonunda ülkemizin Kişi başına GSYİH değeri ancak 17 bin $ olabilecektir.

AKP iktidarının Orta Vadeli Programı‘nın büyüme konusundaki öngörüleri de (2015’te 4,0; 2016’da 5,0; 2017’de 5,0 oranlarında) dikkate alınırsa, dönemin Başbakanı R.T. Erdoğan ile başta Ali Babacan ve Maliye Bakanı Mehmet Şimşek olmak üzere AKP ekonomi kurmaylarının, 2023 hedeflerinin, ‘AKP iktidarı ve politikalarının sürdürülmesi durumunda’ içi boş bir “balondan” öteye hiçbir anlam taşımayacağı açıkça ortaya çıkmaktadır.

Bu durumun farkında olan “Ekonominin  Eşgüdümcüsü, Başbakan Yard. Ali Babacan”, geçenlerde TBMM Bütçe görüşmelerinde, durumu geçiştirmek, kamuoyunun  aklını çelmek için, AKP iktidarının göstermelik 2023 hedeflerini rafa kaldırarak, “Yüksek gelirli ekonomi olmaya (cari fiyatlarla) 2 bin dolar kaldı, 2015 yılı 2014’e göre daha iyi bir yıl olacak, inşallah birkaç seneye kadar bu farkı da kapatırız.” demiş. Bu durumun, reel fiyatlarla yurttaşlarımızın refahına gerçek katkısının ne olacağından ise hiç söz etmemiş.

Bilindiği gibi, Dünya Bankası’nın 2012 Dünya Kalkınma Raporu’nda; Kişi Başına Yıllık GSYİH’sı, ‘3.976 ile 12.275 $’ arasında olan ülkeler “Üst Orta Gelirli Ekonomiler”, bunun üzerinde olanlar ise “Yüksek Gelirli  Ekonomiler” olarak tanımlanmıştır.

Halen Türkiye (2014 yılı sonunda yaklaşık 11.100 dolarlık kişi başına GSYİH’sı ile); “Çin, Tayland, Malezya, Sırbistan, Arnavutluk, Romanya, Bulgaristan, Makedonya, Belarus, Rusya, Brezilya, Arjantin, Meksika, Cezayir, İran, Azerbaycan, Güney Afrika” gibi ülkelerle birlikte
‘Üst Orta Gelirli Ekonomiler’ diliminde yer almaktadır…

Ekonominin aksak topal yürüdüğü çok belirginleşince, Ali Babacan durumu,  30 Eylül 2014’de Wall Street Journal’de yayınlanan  “Türkiye Orta Gelir Tuzağından Nasıl Kurtulacak?” başlıklı yazısı ile kurtarmaya çalıştı. Maliye Bakanı Mehmet Şimşek de, sonraki açıklamaları ile O’na eşlik etti…

Son dönemde içeride ve dışarıda iktisatçıların üzerinde görüşlerini sıkça duyurdukları ‘Orta Gelir Tuzağı’; “kişi başına GSYİH’nin belirli bir aşamadan öteye artamaması, orada sıkışıp kalması” anlamına geliyor. Günümüzde bunun ölçütü olarak da, ABD’nin yıllık kişi başına GSYİH değerinin % 20′si, yani yaklaşık “10 bin $” alınıyor.

Bu ölçüte göre Türkiye ekonomisi, 2007’den beri “Orta Gelir Tuzağı” kıskacındadır; Kişi başına GSYİH’sı yaklaşık 10 bin $ düzeyinde patinaj yapmaktadır. Türkiye Kişi Başına GSYİH’sının, ABD’nin Kişi Başına GSYİH’sına oranı (2007’de %19,9; 2008’de % 21,9; 2009’da % 18,8; 2010’da % 21,4; 2011’de % 21,4; 2012’de % 21,0; 2013’te ise % 20,4) olmuştur.

Bunun temel nedenine yönelik genel akılcı kanaat ise, Türkiye’nin;
ucuz emek veya “ileri teknoloji” temelinde ihracata odaklanmış ülkelerle rekabet edememesidir. İstikrar içinde uzun süreli, yüzde 7’ler düzeyinde yüksek bir hızla “ileri teknolojiye dayalı kalkınma hamlesini” gerçekleştirememesidir.

“Orta Gelir Tuzağında” uzun yıllar kalan Çin ve Güney Kore, bu durumdan, “yıllık ortalama %7,0’nin üzerindeki” yüksek büyüme hızı gerçekleştirerek çıktılar… Bunu başarırlarken, Çin ‘ucuz emek’ etmeninden güç aldı, Kore ise ‘bilgi çağı teknolojilerine’ yönelerek rekabet yeteneğini artırdı…. 

Türkiye ekonomisi ise AKP iktidarı altında; son 11 yılda, sabit fiyatlarla, ortalama ancak %4,5 hızla büyüdü. Son 6 yılda yıllık ortalama büyüme hızı %3,7 ile, 2014’de ise % 3,3 ile sınırlı kaldı. “AR-GE, teknolojik yapılanma da, eğitimin niteliğinde, bilgi teknolojilerinden yararlanmada ve yenilikçilikte (inovasyonda) ise, sınıfta kaldı… 

“Orta Gelir Tuzağından” çıkış için uluslararası odaklar tarafından genelde önerilen reçete “yapısal reformların” gerçekleştirilmesi olarak özetlenmekte… Doğru, ancak hangi yapısal reformlar…?

Özellikle bu tür odaklar ile yerel ve uluslararası sermaye kesimleri tarafından, “çıkış” için Türkiye’ye dayatılmak istenen, emek piyasasında sözde yapısal reformlarla ‘daha ucuz emek’ koşullarının gerçekleştirilmesidir. Oysa ülkemizde;

· “İşgücüne Katılım Oranı”, Batılı ülkelerde %70’ler düzeyinde iken, ülkemizde %50’yi aşmamakta… “Kadınların işgücüne katılım oranı” ise, gelişmiş ülkelerde %50’nin üzerinde iken, bizde ancak %30 düzeyinde …

· Çalışanların % 35,7’si “kayıtdışı”, herhangi bir sosyal güvenceden yoksun… Bu oran, Avrupa’nın en yüksek düzeyi…

· Ülke ekonomisinde, çalışanların yaklaşık % 40’nın, kayıt içindekilerin ise yarıya yakının asgari ücretten gösterildiği bir çarpık yapı egemen…

· 15-29 yaş diliminde, çalışmayan, iş aramayan, okumayan, stajda ve askerde olmayan insanların oranı %34,6.. Bu ibretlik konumu ile Türkiye, ILO’nun 40 ülkelik listesinde 1. sırada. Türkiye bu “rezerv emek gücünden” yararlanamamakta…

· Gelir dağılımının bozukluğu, ortalama gelir düzeyinin yetersizliği  ve kurumsal eksiklikler nedenleriyle “Ulusal Tasarruf Oranı” %13,0 gibi
çok düşük düzeyde. O nedenle, yatırımlara yeterince iç kaynak ayrılamıyor… Oysa, bu oranın OECD ülkeleri ortalaması
% 26,0

· 2003-12 arasında, önemli bölümü vurgun niteliğinde, toplam 36,2 Milyar Dolarlık  özelleştirme yapıldığı halde, yeni yatırımlarda bir artış sağlanamadı; “toplam sabit sermaye yatırımlarının” GSYİH içindeki payı %20’nin altında seyretti…

· Sürdürülen dış borçla büyüme modelinin şirketler açısından doğal sonucu “döviz açık pozisyonunun” ve kırılganlığın artması oldu…  2002’de 6,5 milyar $ olan reel sektör döviz açık pozisyonu 2013 sonunda 173,2 milyar $’a dek çıktı.

· “Düşük kur – yüksek faiz” sarmalındaki ekonomimizde son 12 yılın lokomotifi olma işlevini kayıtdışı kent rantları üzerinden beslenen
inşaat ve konut sektörleri oluşturdu; tarım ve sanayi sektörlerinde gelişme ve verimlilik artışı sağlanamadı…

· İmalat sanayisi içinde “yüksek teknoloji sektörlerinin” payı % 2-3 düzeyinde. Gelişmiş ekonomilerde ise bu oran, çift haneli.

Ülkelerin birbirleri ile yoğun rekabet koşulları altında yarıştığı küresel ortamda büyüme hedefleri ve stratejilerinin belirlenmesi büyük önem kazanmıştır. Süreç ve sorunlar, siyasal iktidarların kamuoyunun gözünü boyama veya oyalama taktikleri ile göğüslenemez.

Örneğin AB, uygulamaya koyduğu ‘LİZBON II- Avrupa 2020 Büyüme Stratejisi’ çerçevesinde öngördüğü yapılanma ile sorunlarını aşmaya çalışmaktadır. Bu strateji çerçevesinde, AB ülkelerinin “istihdam, verimlilik ve sosyal gelişme/uyumda” yüksek düzeylere ulaşmaları hedef alınmaktadır. Bu kapsamda, 10 yıl içinde; 20-64 yaş diliminin %75’ine istihdam olanağı yaratılması ile her yıl Araştırma ve Geliştirme (R&D) alanına AB GSMH’sının %3,0’ü düzeyinde yatırım yapılması da hedeflenmektedir.

Bu hedeflere yönelik olarak, AB Komisyonu; 26 Kasım 2014’de, önümüzdeki üç yıl (2015-17 dönemi) için toplam 315 milyar € düzeyinde kaynağı, özellikle, “altyapı, araştırma ve geliştirme ile eğitim” alanlarında
yeni yatırımlar için tahsis etti

Bu anlayışla, bizim de öncelikli hedefimiz;

· “Özgürlükçü ve çoğulcu demokrasi ile çağdaş sosyal hukuk devleti normları, Kopenhag Ölçütleri temelinde, “toplumumuzu, devletimizi, Türkiye’yi her alanda yenilemek olmalıdır.

· Ülkemiz ve toplumumuzun güvenlik içinde “refaha, huzura” ulaşmasını, ülkede “erdemli şeffaf siyaset ve yönetimin” her kademede kurala dönüşmesini,  her alanda çağın paylaşmasını, sağlamak olmalıdır…

· Erkler ayrılığının ve yargı bağımsızlığının sağlanması,
makro
istikrarın korunması, ekonomi hukukunun çağdaşlaştırılması, yatırım ortamının iyileştirilmesi, finansa erişimin kolaylaştırılması, devlet idaresinin etkinleştirilmesi, bürokratik işlemlerin enaza indirilmesi olmalıdır…

Bu amaçlarla, Cumhuriyetimizin 100. yılına değin;

· Teknolojik yapılanma, yüksek rekabet ve verimlilik ile inovasyona” dayalı etkin bir üretim ortamına, Bilgi Ekonomisine geçilmesine; bu doğrultuda, halen % 1,0 altında olan, “toplam AR-GE harcamalarının GSYiH’ya oranının”, en az %2,0’ye çıkartılmasına,

· Yıllık ortalama “% 7 sürdürülebilir reel hızla” büyüyerek,
Ukusal Gelirimizin, genel refah düzeyimizin, sabit fiyatlarla
on yılda
ikiye
katlanmasına, 

· Sanayimizi, tarımda yeniden yapılanmanın eşliğinde, “sürdürülebilir dengeli büyümenin” lokomotifine dönüştürmeyi; teknolojik düzeyi, verimliliği ve dış rekabet gücü yüksek bir ileri üretim yapısına geçişi, sağlayacak dönüşümün, enerji ve işgücü verimliliğini artıracak atılımların gerçekleştirilmesine,

· “Vergi tabanını genişletip, kaçakları önleyecek, %65 düzeyinde olan dolaylı vergilerin payını AB ülkeleri düzeyine çekecek, ekonomide çok yüksek düzeyde olan kayıt dışılığı azaltacak” adil ve etkin Reformların,
bir an önce devreye sokulmasına,

· Yüksek Öğretimde bilimsel nitelik artışının sağlanmasına, Orta Eğitimde öğretmen niteliğinin ve yaratıcı düşüncenin öne çıkartılmasına,
nitelikli işgücünün eğitilmesine özel önem ve ağırlık verilmesine,

Ekonomi yönetimimiz, siyaset dünyamız ve toplumumuzun bütünüyle odaklanması, yaşamsal öncelik taşımaktadır…

DİLEĞİM: TÜM BU ve ÖBÜR NEDENLERLE AKP İKTİDARI İLK GENEL
SEÇİMLERDE, HALKIN İRADESİ İLE SANDIKTA İKTİDARDAN UZAKLAŞTIRILMALI, SN. CUMHURBAŞKANI R.T. ERDOĞAN’IN “YÜRÜTME, YARGI ve YASAMAYA” YÖNELİK, ANAYASANIN ÇİZDİĞİ SINIRLAR ÖTESİNDEKİ MÜDAHALELERİNE SON VERİLMELİDİR.

Algan HACALOĞLU
(23/Aralık/2014- İstanbul)

IMF konusunda atma Recep; din kardeşiyiz!

Dostlar, MM (Milli Merkez) Genel Sekreterliğinden bir duyuru ve ekinde bir basın açıklaması bize de ulaştı. Ekonomiden sorumlu Devlet Eski Bakanı Ufuk Söylemez, IMF’ye borçlar konusunda Başbakan RT Erdoğan’ın gerçekleri nasıl çarpıttığını sergiliyor. İbretle okumak ve yaymak gerek.. Sevgi ve saygı ile. 16.5.2013, Ankara Dr. Ahmet Saltık www.ahmetsaltik.net ========================================= Değerli Dostlarımız, Başbakan’ın “IMF borçlarını kendilerinin ödediği” yolundaki beyanı hakkında Millî Merkez Ankara Temsilcisi, Devlet eski Bakanı Sayın Ufuk Söylemez’in basın açıklaması ekte bilgilerinize sunulmuştur. Saygılarımızla, 16.5.13 Haluk Dural MM Genel Sekreteri

IMF konusunda atma Recep, din kardeşiyiz!

Türkiye Cumhuriyeti Devleti, kuruluşundan bugüne değin tüm dış borçlarını ve taahhütlerini aksatmadan geri ödemiştir. AKP iktidarı IMF’ye Türkiye’yi muhtaç ederek 2005 yılında 10 milyar $ borçlanmıştır. Bunu geri ödediği için neredeyse milli bayram ilan edecek bir şamata yapıyorlar. Zeytinyağı, gibi üste çıkıyorlar. IMF’den en çok borcu Kemal Derviş, ikinci büyük borcu ise R. Tayyip Erdoğan almıştır. Son 20 yılda IMF’den borç almayan veya stand-by uygulamayan tek ekonomi bakanı ise, halen Milli Merkez Ankara Temsilcisi de olan Ekonomiden Sorumlu Devlet Eski Bakanı Ufuk Söylemez’dir.

Türkiye IMF ile 19 kez stand-by imzalamış ve borç almış!

 İlk (1.) stand-by  1 Ocak 1961 

 38 milyon $

 Son (19.) stand-by  11 Mayıs 2005

 10 milyar $

Türkiye’yi IMF’ye muhtaç ederek, 2005 yılında 10 milyar $ borca sokan son iktidar, R. T. Erdoğan’ın AKP iktidarıdır. Hem kendisi borç alıyor, hem de başkalarını suçluyor. Pes doğrusu!

TÜRKİYE’NİN TOPLAM DIŞ BORÇ STOĞU

2002

129 milyar $

2012

337 milyar $

 AKP iktidarında 10 YILDA 208 milyar $ dış borç artışı gerçekleşmiş!

Nerede bu paralar? Bu paralarla ne yapıldı?

Üstelik AKP iktidarında hane halklarının borçları anormal biçimde artmış! (Hane halkı borçlarının harcanabilir gelirlerine oranı)

2002 yılında hane halkı borcu

% 5

2012 yılında hane halkı borcu

% 50