Etiket arşivi: EŞİT YURTTAŞLIK

CEMEVİ SALDIRISI NOTLARI

Av. Hüseyin ÖZBEK
TBB Önceki Başkan Yrd.

Ankara’da aynı gün kısa aralıklarla 3 ayrı cemevine saldırının yarattığı mağduriyet ve haklı tepkiyi, siyasal Kürtçülük adına kullanmak isteyenlere dikkat edilmelidir.

Alevi Bektaşı Federasyonu’nun basın açıklamasındaki; “Eşit yurttaşlık” sözünün, Siyasal Kürtçülüğün masumiyet ambalajlı temel talebi (istemi) olduğu bilinmelidir. Yine açıklamadaki, “Koçgiri ve Dersim” söylemi üzerinden Türkiye Cumhuriyeti’ni hedefleyen saldırı dikkatten kaçmamalıdır.

Adı açıkça söylenmese de Koçgiri ve Dersim üzerinden asıl hedefin Atatürk olduğunun altı çizilmelidir. (Koçgiri ayaklanması Mart 1921 – Dersim kalkışması 1937-38)

Koçgiri isyanı, Yunan Ordusu Eskişehir üzerinden Ankara’ya yönelmişken Mart 1921’de çıkar(ılır). Yunan ve İngiliz istihbaratı ve İngilizlerce kurdurulan Kürdistan Teali (yükselme) Cemiyeti işbirliği ile çıkarılan bir isyandır. Amaç işgalci Yunan Ordusunun elini rahatlatmak ve Ankara’nın inisiyatifini zaafa uğratmaktır.

Yine amaç, Milli Mücadeleyi arkadan vurmak ve emperyalizme karşı cepheyi çökertmektir. İlerleyen Yunan Ordusu karşısında bir askere bile ihtiyaç varken, isyanı bastırmak için cepheden on bin askerin geri çekilmek zorunda kalındığı hatırlanırsa, ne demek istediğimiz daha iyi anlaşılır.

Koçgiri isyanının liderlerinin Kürdistan Teali Cemiyeti ile irtibatı kalkışmanın amacının ne olduğunu açıkça göstermektedir.

Türkiye Cumhuriyeti, Hatay’ın ana vatana katılmasına odaklanmışken, Fransa başta olmak üzere, emperyal güçlerin arkalamasıyla çıkan feodal isyanın çarptırılmasına şimdilik bir cümle ile değinelim.

Dersim olayını, Cumhuriyet’in, yöre halkını ortaçağ karanlığında baskılayarak sömüren feodal derebeylerinin tasfiyesine yönelik müdahalesine bambaşka anlamlar yükleyip çarpıtarak yansıtmak, tarihsel gerçeklikle hiçbir şekilde örtüşmemektedir.

Irak, Lübnan ve Suriye’de yaşananlar, mezhep kimliğinin ulusal kimliğin önüne geçirilmesi halinde neler yaşanacağının somut ve güncel kanıtlarıdır.

Irak’ın, aynı dili konuşan Arapları, Şiilik – Sünnilik,
Suriye Arapları Sünnilik – Nusayrilik,
Lübnan Arapları, Hıristiyanlık – Müslümanlık
üzerinden hiç bitmeyecek bir kavga ve kaosun (karmaşanın) içinde çırpınmalarından ders alınmalıdır.

  • Türkiye’nin, ulusal kimliğin reddi temelinde alt kimlikler ve mezhepler üzerinden ayrıştırılmasına hayır!

Emperyal odakların, post-modern Madımak kumpaslarına hayır.!

Yurttaşlarımızın mezhep aidiyetleri üzerinden içe kapanmaya, gettolaşmaya zorlanmasına hayır!

Mezhep aidiyeti üzerinden ulusal kimliğe açık ve örtülü saldırılara hayır!

Cumhuriyeti, Milli birlik ve bütünlüğümüzü hedefleyen bu alçakça saldırıyı tersyüz ederek Atatürk döneminin karalanmasına hayır!

Emperyalizme, Ortaçağ karanlığına, Cumhuriyet, uygarlık ve çağdaşlık karşıtı teokrasiye hayır!

Anadolu Türk ve Türkmen Aleviliğinin bin yılda oluşan geleneksel hiyerarşisini, hassas (duyarlı)  dengelerini, kutsal ocaklarını, halkın itibar ettiği inanç önderlerini devre dışı bırakan yapay, politik, gelenekten ve Serçeşme’den beslenmeyen, başka manevi (!) merkezlerden yönlendirilen, kimi yol düşkünlerinin provokatif (kışkırtıcı) çıkışlarının, yeni acılar ve ayrışmaların yaşanmasına yol açacağı göz önüne alınmalıdır.

Manevi Merkezi Hacıbektaş, manevi önderi, Serçeşmesi Hacı Bektaşi Veli olan, bin yıllık damıtılmış inanç ve kültür sentezimiz Türk ve Türkmen Aleviliğine, Anadolu’muzun bu kutsal inanç ocaklarını bugüne dek söndürmeyen yol evlatlarına, inanç önderlerine, taliplere, müsahiplere, birliğimizin ve dirliğimizin güvencesi cümle canlarımızı geçmiş olsun dileklerimizle kucaklıyor, Muharrem Orucumuzun barış ve kardeşlik içinde geçmesi duasıyla, “gelin canlar bir olalım” diyoruz.

Haydin, hep birlikte, el ele omuz omuza, Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi ve Atatürk’ün hedef gösterdiği çağdaş uygarlık yolunda yürümeye…

Bu davet (çağrı) bizim !

Türkiye sorunu ve Kürt sorunu

Türkiye sorunu: demokratik hukuk devleti (DHD) sorunudur.

Kürt sorunu da, özünde bir DHD sorunu.

İlki, ikincisini zehirliyor; ikincisi ise, ilki üzerinde uzlaşma zeminini gölgeliyor. Nasıl?

Anayasa’ya göre Türkiye Cumhuriyeti insan haklarına saygılı, demokratik ve laik, bir sosyal hukuk devletidir.

Kürt sorunu ise, toplumsal yapıyla ilişkili; Devletin insan topluluğuna içkin.

Yurttaş, halk ve millet/ulus, insan topluluğunun hukukileşmiş soyut kavramları olup, 1924 Anayasası’nda ‘Türkiye ahalisi’ şeklinde tanımlanıyor.

GENEL SORUN: DHD

Önce şu sorulmalı: Türkiye’de ‘demokratik hukuk devleti’, -Kürt sorunundan bağımsız olarak- ne ölçüde saygı görmekte? Hukuk devletinin üç ölçütü -insan hakları, demokrasi ve devlet- açısından birer cümle ile yanıt:

İnsan hakları: Düşünce özgürlüğü, toplu özgürlükler ve siyasal haklar, sistematik ve sürekli olarak çiğneniyor.

Demokrasi: Siyasal iktidarın eldeğiştirme yollarını, “sürekli anayasal darbe” yoluyla tıkamaya harcanan emek, Devlet yönetimi için harcanandan daha yoğun.

Devlet: Yasama-yürütme-yargı erklerinin birbirinden ayrılığı ve yargı bağımsızlığı, Anayasa metni üzerinde kaldı.

Eşitlik-laiklik-yurttaşlık: Cumhuriyet’in bu üçlüsünü resmen aşındırma etkinlikleri sürekli ivme kazanıyor.

Ülkesel ve çevresel haklar: Bütün Türkiye tehlikede; tarihsel-kültürel-doğal varlıklarıyla, kentsel-kırsal ve kültürel çevresiyle yağmalanıyor.

KÜRTLER İÇİN DAHA ÇOK

Eşit yurttaşlık eksiği nedeniyle, DHD açığının bedeli, Kürt yurttaşlara ve siyasal hareketine Türkiye geneline göre çok daha ağır bir biçimde yansıyor.

Demokratik açıdan, yerel demokraside Avrupa Yerel Yönetimler Özerklik Şartı bir yana, anayasal güvenceler hemen tümüyle askıda. CHP’li belediye yönetimlerine uygulanan Anayasa dışı baskıdan farklı ve çapraz baskılar yelpazesi:

Kayyum: Sayısı 60’ı aşan HDP’li belediye başkanı yerine kayyum atandı.

Tutuklama: Başta S. Demirtaş olmak üzere 6000 kadar seçilmiş mahpus.

Kapatma: MHP dayatması sonucu açılan HDP’yi kapatma davası.

TBMM ve HDP

TBMM, Anayasa değiştirme yetkisi olan tek kurum: Türev kurucu iktidar. Parlamenter rejim için eksen alınan kurum; haliyle Anayasa değişikliği çalışmalarının merkezi.

CHP Genel Başkanı, haklı olarak ‘Kürt sorunu için çözüm yeri TBMM, muhatap ise HDP’ dedi.

Ulusal ölçekte toplu temsil özelliği bulunan tek kurum olarak TBMM, işleyişi en saydam olan anayasal merci. Yetki olarak da, asli ve genel yetkiye sahip tek kurum. Hükümet yokluğu da TBMM’nin müzakere organı olma özelliğini daha da öne çıkarıyor.

“TUTUM BELGESİ”

Güçlü demokrasi; bağımsız ve tarafsız yargı; kayyım rejimi değil, halk iradesi; Kürt sorununda demokratik çözüm; barışçı dış politika; kadına özgürlük ve eşitlik; ekonomide adalet; kamu yönetiminde liyakat; doğaya saygı; gençler için özgür yaşam; demokratik anayasa. Bunlar, HDP’nin ‘Tutum Belgesi’başlıkları.
Bu başlıklar altında yapılan önerilerin tümüne yakını Millet İttifakı tarafından savunulan demokratik hukuk devleti amacı ile örtüşüyor:

“Çözümsüzlüğün başlıca kaynağı Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ni değiştirmek istiyoruz. Hedefimiz otoriter ve tekçi sistemin yerine çoğulcu demokratik sistemin tesis edilmesini sağlamaktır… Sorunlarımızı şiddet aracılığıyla değil; konuşarak, müzakere ederek, diyalog yoluyla çözmek temel düsturumuzdur” .

TÜRKİYE ÇAĞRISI

Kürt sorunu bir Türkiye sorunudur; ama Türkiye sorunu çözüme kavuşmadan Kürt sorununu çözme olanağı bulunmadığı gibi demokratik hukuk devletinin temel gerekleri uygulamaya geçirilmeden Kürt sorununu tartışma olanağı bile doğmaz.

Tutum Belgesi, bu bağlamda -ayrıca ele alacağım- üç ana sorunu gündeme çıkarıyor:

-Anadili hakkı ve evrensel kimlik haklarının tanınması,

-Yurttaşlık,

-Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi.

Kürt sorununun çözümünde TBMM’yi merkeze alma, TBMM eksenli parlamenter rejim öngören anayasa çalışmaları ile de örtüşmekte. Tutum Belgesine göre; eşit yurttaşlığı esas alan Anayasanın hazırlanma süreci, her kesimi kapsayan, demokratik katılım ve toplumsal müzakereye dayalı bir yöntemle yürütülmeli.

İTTİFAK VE İKTİDAR

Cumhur İttifakı, gelecek seçimlerde de çoğunluğu kaybetmemek için, HDP’yi Millet İttifakı dışında tutmak için her yolu meşru sayacak.

Bu nedenle, Türkiye tarihsel bir dönemeçte:

Eğer demokratik hukuk devleti ekseninde bir ittifak sağlanabilirse, Kürt sorunu için çözüm yolu da açılır; tersine, bu sağlanamaz da yeniden Cumhur İttifakı çoğunluğu elde ederse, “mezhep-etnisite” bireşimli tek kişi yönetimi pekişmiş olacak. Bu durumda, Kürt sorununun çözümü bir yana, Türkiye sorunu, daha doğrusu Türkiye Cumhuriyeti sorunu daha da derinleşecek.

Bu nedenle, TBMM’nin merkezi konumu, ülkemizin geleceği için yaşamsaldır.

TOPLUMSAL GELİŞME ve BİREYİN DÖNÜŞÜMÜ ÜZERİNE KISA NOTLAR

Prof. Dr. Halil Çivi / İMZA...

Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Eski Dekanı

Çağdaş Toplumlar

Çağdaş toplumlar eski Grek ve Roma uygarlığının yeniden yorumlanması, aydınlanma felsefesi, rönesans ve reform haraketleri, özgür aklın ve bilimin yol göstermesi vb. nedenlerle insanların başta din, doğa, çevre, siyaset, iktidar, ekonomi, hukuk, ahlak, adalet, devlet, toplum, aile, birey, egemenlik…vb. kavramlar dizelgesinin yeniden yorumlanması ve uygulamaya aktarılmasına dayanır. Başka bir söyleyişle de bu çağdaş düzen, yeni bakış, düşünüş ve davranışların yarattığı yeni bir toplum, yeni bir devlet yeni bir aile ve yeni bir birey olma düzenidir. Batı kaynaklıdır. Günümüzde de gelişmiş Batı toplumlarında somutlaşmıştır.

Çağdaş toplumlarda ruhban (din adamları) sınıfının devlet, toplum ve bireyler üzerindeki vesayeti ortadan kalkmıştır. Devlet ve toplum laikleşmiş, bireyler din ve vicdan özgürlüğüne kavuşmuştur. Feodal beylerin (toprak ağalarının) toplum üzerindeki vesayeti de sonlanmış, derebeylikler yok olmuş, merkezi devletler doğmuştur. Dinsel ve geleneksel cemaatler yerlerini modern mesleksel, teknik, ekinsel (kültürel), sosyal, siyasal… ekonomik örgütlere bırakmıştır.

Ataerkil, erkek egemenliğine dayalı geniş aile yapısı çözülmüş, onun yerini anne – baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aile ve kadın – erkek ilişkileri, hak ve sorumluluk eşitliğine dayalı demokrat aile almıştır. Cinsiyet ve ırk ayrımcılığı büyük oranda gerilemiştir.

Çağdaş toplumun bireyleri, genel olarak, özgür aklın ve bilimin rotasından çıkmayan, başka grup liderleri ve bireysel kişilerin akıl dışı telkinlerini dikkate almayan, başkalarının hak ve hukukuna saygılı, fakat kendi hukukunu sonuna dek savunan ve kendi özgür istenci (iradesi) ile davranan bireylerdir. Bencilleşmeden bireyselleşmişlerdir. Demokrasi kurallarına, hukuk devletine ve çalışma düzenine uyum yetenekleri çoktur. Çoğunlukla eğitim ve kültür düzeyleri yüksektir. Kendi bireysel kazançları ile geçinirler.

  • Çağdaş toplumlarda siyaset kurumu meşruiyetini dinden değil halkın özgür istenci ile oluşan seçimlerle belirlenen halk egemenliğinden alır.

Halk, kendisini yönetenlere belirli sürelerle sınırlı iktidar olma yetkisi verir. Beğenmediklerini yine seçim yolu ile iktidardan uzaklaştırır. Gelişmiş toplumlar mili iradeye dayalı parlamenter demokrasilerlerle yönetilirler. Dinsel hukuk yerini modern  – laik hukuka bırakmıştır. Devleti yönetenlerin gücü anayasalarla sınırlandırılmıştır. Hukukun üstünlüğü, yargı bağımsızlığı, eşit yurttaşlık, insan hakları, azınlıkların korunması, basın özgürlüğü vb. değerler vazgeçilmez bir konumdadır. Çağdaş toplumlarda, cinsiyet farkı olmadan, yetişkin her kadın ve erkek kendi aklını ve özgür istencini kullanır. Her konuda son karar daima bireyin kendine aittir.

Geçiş Dönemi Toplumları

Geçiş dönemi toplumu hem geleneksel, feodal ve teokratik toplum düzeninden tam olarak kurtulamamış hem de çağdaş toplumun değer ve yaşam standartlarını tam olarak yakalayamamış bir yapıyı anlatmak için kullanılır. Geçiş dönemi toplumlarında çağdaş olanla geleneksel olan yan yana ve iç içe yaşar. Bu durum, ailede, sokakta, işte, resmî ve kamusal alanda, tatilde, kahvehanede hatta ibadet yerlerinde bile kendini belli eder. Dinde siyasette, meslekte, eğlencede, yeme – içmede, giyim – kuşamda… her yerde ve her konuda insanlarca gündeme getirilir.

Geçiş dönemi toplumlarındaki demokrasi hukuk, adalet, insan hakları, din ve vicdan özgürlükleri gibi temel değerler hem siyasal iktidarlar hem toplum ve hem de bireylerce yeterince derinleşmemiş ve içselleştirilmemiştir. Çoğu zaman da biçimseldir. Bu tür toplumlarda ırkçılık – demokratlık, tutuculuk – çağdaşlık, ilericilik – gericilik, dindarlık – dinsizlik, müminlik – sapkınlık, yurtseverlik – hainlik, maçoluk – feministlik, modern  mahrem… tartışmaları hiç bitmez. Ayrıca varolan tartışmalar ideolojik kamplaşma ve kutuplaşma ve hatta uzun süreli çatışma ve savaşlara neden olabilir.

Geçiş dönemi toplumları kuşak çatışmalarına, aile içinde, karı-koca arasındaki iktidar mücadelelerine, siyasal, etnik ve dinsel yarılmalara her zaman gebedir. Kimlik ve üstünlük çekişmeleri söz konusudur.

Türkiye’de kadına şiddet ve kadın cinayetleri konusunda şöyle bir yorum yapılabilir :

Kültür ve eğitim düzeyleri düşük kimi erkekler; erkek egemen ataerkil feodal kültür değerlerini korumak istiyorlar. Halbuki ilişki ve iletişim kurdukları kadınlar çağdaş değerleri içselleştirmişlerse çatışma kaçınılmaz oluyor.

Bu tür toplumlarda, farklı toplumsal kümeler arasında sürekli ötekileştirme, had bildirme, sindirme vb. güç gösterileri olabilir.

Geçiş dönemi toplumlarında en elverişsiz konumda olanlar etnik azınlıklar ve özellikle yeni yetme gençlerdir. Etnik azınlıklar iki arada bir derede gibidir. Gençler açısından da toplumun rotası, yani normal – anormal, doğru – yanlış, iyi – kötü, faydalı – zararlı, güzel – çirkin anlayışları net değildir. Evde annesinin öğütleri ile babasının öğrettikleri çelişebilir. Evin, sokağın, eğiticinin, yöneticinin, arkadaşların ve komşuların doğru ve yanlışları çoğu zaman çelişir. Eğitim sistemleri bile bu çağcıl (modern) ve mahrem çekişmelerinin çelişkilerini içlerinde barındırır.

Geçiş dönemi toplumları ekinsel (kültürel), sosyal, ekonomik, siyasal ve yönetsel… kararsızlıkları (istikrarsızlıkları) bünyesinde taşımaya elverişlidir. Türkiye ne yazık ki geçiş dönemi sürecini henüz geride bırakmamıştır

SONUÇ                       :

Toplumsal gelişme evrimi yavaştır. Bu nedenle hiçbir toplumun birden bire, akşamdan sabaha, çağdaşlaşma olanağı yoktur. Ayrıca değişim yasaları gereği, çağdaş toplumlar da değişme ve gelişme içindedir. Geleneksel toplumdan çağdaş topluma geçişte, her toplum geçiş dönemi evresini yaşamak ve geçiş dönemi sorunları ile karşılaşmak ve yüzleşmek zorundadır.

Ancak, hiçbir toplum geçmişe dönemez ve geçmişin “altın çağ masalları” ile yaşayamaz. Geçmiş kendi koşullarında yaşanmış ve bitmiştir. Önemli olan geçmişten doğru ders çıkarabilmektir. Çünkü toplumsal yaşam çarkı, geçmişe doğru değil, geleceğe doğru döner ve yaşam zinciri geleceğe doğru uzanır.

Öyleyse yapılacak şey bellidir ve nettir: Akıldan, bilimden, laiklikten, demokrasiden, hukukun üstünlüğünden, adaletten, insan haklarından, eşit yurttaşlıktan, din ve vicdan özgürlüğünden… her türlü çağdaş girdiler ve çağdaş değerlerden yana; kimseleri incitmeden ve ikna yolunu seçerek akılcı tavırlar bulup üretmek gerekir. Gençlerimize de her alanda doğru rotalar göstermek gereklidir.

Bu görev de başta eğitim sistemi ve siyasiler olmak üzere, kamu yöneticilerine, aydınlara ve medyaya düşer. Bir ipin iki ucundan tutup ip çekişerek siyasete ve toplumsal gelişmelere yön ve güç verilemez. İdeolojik ip çekişmeler, ayrışmalara, geriye düşmelere ve toplumsal enerjiyi ziyan etmeye neden olur.

2021 YILI NASIL OLSUN?

2021 YILI NASIL OLSUN?

Türkiye’de 2021 Yılı;

(AS: “Eşit yurttaşlık” konusunda çekincemiz var; yazının altındadır..
Sn. Çivi’nin açıklaması da…)

Irkçılığın, dinciliğin, ayrımcılığın, güvensizliğin, bölücülüğün, bölgeciliğin, işsizliğın, açlığın, yoksulluğun, yolsuzluğun, yasakların, kayırmacılığın, hırsızlığın, mafyatik ilişkilerin, hukuksuzluğun, adaletsizliğın, ahlaksızlığın, düşmanlığın, sevgisizliğin, cehaletin, kör inancın, kadın cinayetlerinin, Covid 19 virüsünden ve her türlü dermansız dertlerden gelen tüm ölümlerin… ülkemizi acilen terk ettiği;

Toplumun en büyük anayasal güvencesi olan “demokratik, laik ve sosyal hukuk devleti” ilkelerinin, ulusal istencin, adaletin, hukukun üstünlüğünün, çoğulcu ve özgürlükçü demokrasinin, eşit yurttaşlığın (AS: yurttaşların eşitliğinin!), yargı bağımsızlığının, bağımsız ve vicdanlı bir medyanın, özgür ve bilimsel akılcılığın, fırsat eşitliğine dayalı çağdaş bir eğitimin, sevginin, kardeşliğin, huzurun…istisnasız olarak egemen olduğu,

Hiçbir insanın aç, işsiz, aşsız ve çaresiz olmadığı,

Devlette ve toplumda hiçbir ayrımcılığın kalmadığı…

Sınırsız sevgi, kardeşlik ve dostluk bağları ile birbirine kenetlenmiş, siyasilerin halkı ayrıştırmadığı ve bölmediği,

Ekonomisi, teknolojisi, sosyal dokusu ve ordusu güçlü bir Türkiye özlemiyle;

HERKESE MUTLU YILLAR DİLERİM..

Prof. Dr. Halil Çivi
İnönü Üniv. İİBF Önceki Dekanlarından
===============================

Dostlar,

“Eşit yurttaşlık”, bir ülkede toplulukların (halkların, milliyetlerin, cemaatlerin) birbirlerine eşitliği temelinde kurulan sistemi anlatır. Farklı etnisite ve inanç topluluklarının hukuksal-siyasal olarak tanınması; farklı toplulukların birbirleri karşısında konumlandırılması demektir. Bu etnikçi anlayış, bir tür yeni-feodalizm icadı hatta dayatmasıdır.
Oysa Devlet; yurttaşların etnik köken, inanç, cinsiyet, vb. topluluk özellikleri karşısında kör / sağır / dilsiz kalarak, bunlardan bağımsız ve bu kategorileri aşkın olarak
  • her yurttaşın birey olarak eşitliğini yükseltir.

Bizim için “eşit yurttaşlık” değil, “yurttaşların eşitliği” ilkesi temeldir.

Sevgi ve saygı ile. 31 Aralık 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik     twitter  @profsaltik
===============================================
Sevgili dostum,

Benim amaçladığım ile sizin vurguladığınız arasında sözcükler farklı hedef aynı… Görüş ayrılığımız yok. Bundan sonraki yazılarımda sizin düzeltmenize uygun olarak “yurttaşların eşitliği” diye belirtirim. Düzeltmeniz için çok teşekkür ederim.

Saygı ve sevgilerimle.

Halil Çivi

 

CHP 36. Olağan Kurultay Sonuç Bildirgesi

CHP 36. Olağan Kurultay Sonuç Bildirgesi

(AS: Bizim katkımızı yazının altındadır..)

CHP’nin 36. Olağan Kurultayında sonuç bildirgesi açıklandı. Bildirgede “Önümüzdeki dönemin Parti Örgütünün hedef ve öncelikleri şu ilkeler olacaktır :

– Tek adam rejimine son verilecek ve kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter sisteme geçilecektir.
– Cumhuriyet ve demokrasinin temeli olan laiklik ilkesinden taviz verilmeyecek ne dinin siyasallaştırılmasına ne de siyasetin dinselleştirilmesine izin verilmeyecektir. Din, vicdan ve inanç özgürlüğüne müdahalelere izin verilmeyecek,
– Yaşamın her alanında adalet ve huzur sağlanacaktır.
– OHAL derhal kaldırılacak, Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) yasama ve yargı denetimine alınacak ve
– 15 Temmuz hain darbe girişiminde bulunan FETÖ’nün siyasi ayağı kesinlikle ortaya çıkarılacaktır.” denildi.

CHP 36. Olağan Kurultay Sonuç Bildirgesi

CHP’nin 36. Olağan Kurultayı Sonuç Bildirgesinde,

  • “CHP, kökleri Kuvayı Milliye’ye dayanan ulu önder Mustafa Kemal Atatürk’ün izinde
  • tam bağımsız, laik, demokrat ve çağdaş Türkiye’nin kurucu Partisidir.

    80 yıllık (1923 – 2002) Cumhuriyet tarihi boyunca bütün Cumhuriyet hükümetlerinin katkısıyla uçurumun kenarında yıkık bir ülkeden, içeride ve dışarıda saygın ve güçlü bir ülke konumuna gelmişti. Ancak; bugün Cumhuriyetimizin temeli olan kuvvetler ayrılığı ortadan kaldırılmış, tek adama dayalı parti devleti kurulmuştur.

  • Darbe girişimi bahane edilerek karşı darbe gerçekleştirilmiş ve ilan edilen OHAL aracılığıyla temel hak ve hürriyetlerimiz yok edilmiştir.
  • Milli servetimiz ve birikimlerimiz yağmalanmış, geniş halk kitleleri işsizlik ve yoksulluğa mahkum edilmiştir.
  • Daha acı olanı ise, birlikte yaşama irademiz; ayrıştıran, kutuplaştıran ve ötekileştiren kimlik siyaseti ile aşındırılmıştır.
  • Hiç kimse unutmasın bu ahval ve şerait içinde ülkemizin umudu kuruluşun ve kurtuluşun Partisi olan CHP Cumhuriyetin temel değerleri ve sosyal demokrasinin evrensel ilkelerinden ödün vermeksizin yoluna devam edecek, ülkemizi çağdaş uygarlığa taşıyacaktır. Hiçbir güç bizi bu kutsal davamızdan alıkoyamayacaktır.” denildi.

“TEK ADAM REJİMİNE SON VERİLECEK”

Bildirgede şu maddelere yer verildi:

Önümüzdeki dönemin Parti Örgütünün hedef ve öncelikleri şu ilkeler olacaktır :

Tek adam rejimine son verilecek ve kuvvetler ayrılığına dayalı parlamenter sisteme geçilecektir. Cumhuriyet ve demokrasinin temeli olan laiklik ilkesinden taviz verilmeyecek ne dinin siyasallaştırılmasına ne de siyasetin dinselleştirilmesine izin verilmeyecektir. Din, vicdan ve inanç özgürlüğüne müdahalelere izin verilmeyecek, yaşamın her alanında adalet ve huzur sağlanacaktır. OHAL derhal kaldırılacak, Kanun Hükmünde Kararnameler (KHK) yasama ve yargı denetimine alınacak ve 15 Temmuz hain darbe girişiminde bulunan FETÖ’nün siyasi ayağı kesinlikle ortaya çıkarılacaktır.

Yargının bağımsızlığı ve hukukun üstünlüğü sağlanarak, tüm vatandaşlarımızın can ve mal güvenliği güvence altına alınacak, seçimler adil ve güvenli olacaktır.

  • Kürt sorunueşit yurttaşlık temelinde, ulusal bütünlük ve toplumsal uzlaşı ile çözülecektir.

Çağdaş demokrasilerde 4. güç olarak benimsenen medya özgürlüğü sağlanacaktır.

Yüksek katma değerli kapsayıcı büyüme hedeflenecek,

  • eğitim ve sağlık parasız, kaliteli ve ulaşılabilir olacaktır.

Herkes milli gelirden hakkını alacak, açlık ve yoksulluk sıfırlanacak, gelir dağılımı adaletini ve bölgesel kalkınmayı sağlamak devletin temel görevi olacaktır.

Tarımsal üretim planlanacak, ekilmeyen tarım arazisi kalmayacak, çiftçi desteklenerek ithalata karşı korunacak ve Türkiye tarımda tekrar kendi kendine yeten ülke konumuna getirilecektir.

Devlet şeffaf, tarafsız ve hesap verebilir olacak, kamuda tüm atamalar liyakata uygun yapılacak, yolsuzluk suçlarında zamanaşımı kaldırılacak, cezaları ağırlaştırılacak ve yolsuzluk yapanlardan hesap sorulacaktır.

Asgari ücret vergi dışı bırakılacak, taşeronların tümü kadroya alınacak, tüm kamu ve özel sektör çalışanlarına sendikalaşma özgürlüğü tanınacak, sendikalaşma özendirilecek, eşit işe eşit ücret uygulanacaktır. Şehit aileleri ve gazilerimiz arasında uygulanan ayrımlar kaldırılacak, şehit aileleri ve gazilerimiz Milletvekillerine tanınan hak ve imkanlardan yararlanacak. Kadınlara ve gençlere hayatın her alanında eşitlik sağlanacak, kadınlar ve çocuklar şiddete karşı korunacak, şiddet uygulayanlara verilen cezalar artırılacaktır. Engellilerin sosyal ve ekonomik hayata eşit katılımı sağlanacaktır.

“Yurtta Barış Dünyada Barış” ilkesiyle bütün komşularımızla ulusal çıkarlarımız gözetilerek iyi ilişkiler kurulacak,

AB müktesebatına uyum sağlanacak, AB’ye tam üyelik hedeflenecektir.

Havamız, toprağımız ve suyumuz korunacak, denizlerimizin, ormanlarımızın ve tarım arazilerimizin yağmalanmasına izin verilmeyecektir.

  • Cumhuriyet ve demokrasi, laik ve çağdaş yaşam;
    eşitlik, özgürlük ve dayanışma, adalet ve cesaretle kurtarılacak, korunacak ve yüceltilecektir.”
    ==========================================
    Dostlar,

    Cumhuriyetimizin kurucusu – ATATÜRK’ün partisi CHP‘nin 36. kurultayının ardından açıklanan sonuç bildirgesi genel anlamda doyurucudur. Hatta yer yer coşkulandırıcıdır, ümit vericidir.

Şu aşamada ayrıntılı irdelemeye girmeden 3 önemli noktaya dikkat çekmek istiyoruz :

  1. “…eğitim ve sağlık parasız, kaliteli ve ulaşılabilir olacaktır.” son derece yerindedir, nasıl yaşama geçirilebileceği de bu ilkenin benimsenmesi ölçüsünde önemlidir.
  2. “AB müktesebatına uyum sağlanacak, AB’ye tam üyelik hedeflenecektir.” noktasında farklı düşünüyoruz. AB’nin emperyal – sömürgen bir yapı olduğunu, gelecek vaadetmediğini ve en önemlisi TAM BAĞIMSIZLIĞIMIZIN bitmesi olarak görüyor – biliyor ve onaylayamıyoruz.
  3. Kürt sorunueşit yurttaşlık temelinde, ulusal bütünlük ve toplumsal uzlaşı ile çözülecektir.” önermesinde çok düşülen bir yanılgının yinelendiğini düşünüyoruz. Daha önceleri de web sitemizde bu konuyu birkaç kez işledik ama bir kez daha açıklayalım :
“Eşit yurttaşlık”, bir ülkede toplulukların (halkların, milliyetlerin, cemaatlerin) birbirlerine eşitliği temelinde kurulan sistemi anlatır. Farklı etnisite ve inanç topluluklarının hukuksal-siyasal olarak tanınması; farklı toplulukların birbirleri karşısında konumlandırılması demektir. Bu etnikçi anlayış, bir tür yeni-feodalizm icadıdır.
Oysa CHP Programı, devletin yurttaşların etnik köken, inanç, cinsiyet, vb. topluluk özellikleri karşısında kör kalmasını, bunlardan bağımsız olarak her yurttaşın birey olarak eşitliğini yükseltir. Bizim için “eşit yurttaş” değil, “yurttaşların eşitliği” ilkesi esastır. 
“Kürt sorunu” na böyle yaklaşıyorsa, anayasanın “ilk dört maddesinin güçlendirilmesi” hedefine ulaşamayacağı çok açıktır. Üstelik tam tersine, böylesi bir yaklaşım Anayasanın ilk 4 maddesini içeriksiz, güçsüz ve temelsiz bırakacaktır. Bu yaklaşım, CHP için çok açık olan “ilk dört madde kırmızı çizgimizdir” ilkesini reddetmek anlamına gelmektedir.
Konunun izleyen günlerde netleştirilmeei ve yersiz kavram karmaşasına yer verilmemesi gerekir. Kavramların yerli yerinde, doğru, bilinçli kullanılması zorunludur. Hele hele nazik ulusal konu ve sorunlarda..
Sayın Kılıçdaroğlu ve özenle oluşturacağı MYK’ya, Kurultaydan çıkacak Parti Meclisine, TBMM grubuna, tüm örgüte ve ülkemizin bu ağır bunalımdan çıkarılması için çaba göstermek zorunda olan tüm yurttaşlara… hepimize kolay gelsin… Önümüzdeki 2 yıl, 2018 ve 2019 Cumhuriyetimizin geleceği açısından kırılma yılları olmasın; kuşatmayı mutlaka yaralım!

Sevgi ve saygı ile. 04 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com