AKP’nin BİTMEYEN MASALLARI ARTIK BİTMELİ

AKP’nin BİTMEYEN MASALLARI ARTIK BİTMELİ


‘Dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına gireceğiz’

IMF, DB (Dünya Bankası) ve BM (Birleşmiş Milletler) verilerine göre Türkiye, AKP’nin hükümet olduğu 2002’den 2011 yılı sonuna dek dünyanın 18. büyük ekonomisi sırasındaydı.  AKP’nin 2011 genel seçimleri öncesinde yayımladığı seçim vaatlerinde ‘Dünyanın ilk 10 ekonomisi arasına gireceğiz’ deniliyordu. Ancak verilere göre Türkiye bugün sıralamada ilk 20’de bile yer alamıyor. Bu duruda G-20 ülkeleri dışında kalacak.. 2018 sonunda GSMH 700 milyar Doların da altında hesaplanınca (AKP hesap oyunları yapmazsa gene!) 22. sıradan gerilere düşeceğiz..

İşsizlik oranı

AKP’nin 2011 seçim vaatlerinde yer alan bir başka madde işsizlik oranının %5’e indirileceğiydi. Ancak 2018’in Haziran verilerine göre işsizlik oranı %10,1! TÜİK’in bütün makyajlarına karşın!

2018 dolar kuru 1.97 olacaktı!? 

Yeni plana göre Dolar 5 yılda 10 kuruş artacaktı!?

2018’de 1.3 trilyon Dolarlık GSYH ve 16 bin Dolarlık kişi başına gelir hedefi,
Doların beş yılın sonunda 1.97 lira olacağı varsayımına dayanıyordu.
(https://www.dunya.com/sektorler/teknoloji/yeni-plana-gore-dolar-5-yilda-10-kurus-artacak-haberi-214925)

Oysa 5 yıl sonra, 2013’te hedeflenenin yarısına indik.. 2018 sonunda GSMH, AKP’nin hayallerine göre 1,3 Trilyon Doar olacakken, yarısı olabilirse ne ala.. Kişi başına gelir de doğallıkla, geçiniz 16 bin Dolar’ı, yarısı bile o-la-may-cak-tır! (AKP yeni bir hesap oyunu yapmazsa!)

2013’te AKP’nin TBMM’ye sunduğu 10. Beş Yıllık Kalkınma Programı’na göre 2018 $ kuru 1.97 TL olacaktı. Eylül 2018 sonunda dolar 6 TL’nin üzerinde! 3 katı!

Bravo AKP, yaşasın Reis Erdoğan!

  • Tapınmaya devam AKP’nin rantiye müritleri..

Ama artık deniz bitti, AKP, “sadık” (!?) milyonlarca mürite eskisi gibi bol kepçe makarna – kömür…. yardımı yapamıyor.. Yapamayacak.. Sadakat karşılıksız sürebilecek mi acaba?? Siyasetbilimi bu soruya “hayır” diyor netlikle..

Enflasyon tek basamağa inecekti!?

Enflasyonu tek basamağa indirme vaadi AKP tarafından çok sık dile getirildi. AKP’li CB Erdoğan, geçen yıl ekonominin hızlı bir toparlanma temposu içinde olduğunu belirterek, “Enflasyon her ne kadar Ağustos’ta çift haneye çıktıysa da önümüzdeki aylarda inanıyorum ki yeniden tek haneye inecektir” buyurmuştu..

Enflasyon hedefleri yükseltildi

Ağustos 2018’de yıllık enflasyonun %17,90 olarak açıklanmasının ardından, geçe hafta açıklanan Yeni Ekonomik Program (YEP) kapsamında 2018 ve 2019 yıllarına ilişkin büyüme hedefleri düşürülürken, enflasyon kestirimleri yükseltildi.

Buna göre Eylül 2107’de açıklanan Orta Vadeli Program’da 2018, 2019 ve 2020 yılları için %5,5 olan büyüme hedefleri sırasıyla %3,8, %2,3 ve %3,5’e çekildi. Yine aynı yıllarda sırasıyla %7, %6 ve %5 olarak öngörülen enflasyon oranları aynı sırayla %20,8, %15,9 ve %9,8’e indirildi ve iki yıl içinde yeniden %10 psikolojik sınırının altına inme hedefi tanımlandı.

****
AKP kadroları tüm kredilerini tüketmişlerdir.
Bütün güvenilirliklerini yitirmişlerdir.
Kendilerine olan güvenlerini de..
Bir siyasal kadro bunca yanılabilir mi??
O yüzden (?!) olmalı ki, sıkı para – maliye politikalarının gözetim ve denetimini “AKP’nin vazgeçilmez stratejik müttefiki” (!?) ABD’nin McKinsey şirketine ihale etmiş olmalılar. Devletin tüm mali sırları yabancıların eline geçecek öyle mi?? Kozmik Oda gibi!?

Hazine ve Maliye Bakanı Berat Albayrak, Amerikan şirketi McKinsey’le yapılan anlaşmayla ilgili açıklama yaptı. Albayrak, ‘Danışmanlığın hiçbir icra fonksiyonu olmayacak‘ dedi. Pes yani, bir de o mu olsaydı.. Devletin tüm harcama bilgileri, bütçe, maliye, vergi, borç.. verileri önüne konacak ki, “danışmanlık” hizmeti versin.. SAYIŞTAY ne güne duruyor? Bu bakanlığın yüzlerce – binlerce çalışanı süs mü? Üniversitelerde çok sayıda akademisyeni neden görmezden gelir, yadsır, yok sayarsınız? Yandaşlar da yetersiz galiba; umut Atlantik ötesi “stratejik düşman” da.. Pardon, Erdoğan’ın sık sık üstüne basa basa söylediği üzere “stratejik müttefik” mi demeliydik??

CHP’nin İktisat hocası Selin Sayek Böke uyardı (twitter hesabından) :

Ekonominin anahtarını, ABD’li McKinsey‘e teslim etme kararı ne demek?

1- Başkanlık sisteminin daha 3 ay içinde çöktüğünün göstergesi.
2- IMF adı geçmeden bir IMF programı yapmanın yan yolunu bulmak.
3- Devlete ait en gizli bilgilerin bir ABD’li şirkete teslim edilmesi
4- Türkiye’de “devlet yönetiminin şirketleşmesinde” bir üst noktaya geçiş.
5- Devleti yönetmek için dünya yüküyle ve “Dolar”la ABD’li bir şirkete para ödenmesi

Oysa, yerle bir ettikleri güven böyle parayla satın alınmaz! Daha önce başardık, yine yapabiliriz. Düyun-u Umumiyeyi, ekonomiyi halkın yapacak adımları atacak bir siyasetle aşabiliriz, aşmalıyız.
*****

AKP’nin bu vaadinin ardından birkaç kez yazmıştık :

10 yıl boyunca kesintisiz %19-20 hızla büyümesi gerekiyordu Türkiye’nin başkaca her şey sabit sayıldığında (iktisatta ceteris paribus varsayımı) ..
Hindistan %7 büyümeyi sürdürecek ve Türkiye Hindistan’ı yakalayıp onun yerine geçecek..
Son birkaç yıldır bırakalım %19-20 büyümeyi %5’i bulabildik mi?
Haberiniz olsun; bu kez dipten gelen kocaman bir dalga ekonomideki yıkım..
Korkarız katıp önüne götürecek her bir şeyi..
*****
Yukarıdakileri 19 Ağustos 2013’te, 5 yıl önce yazmışız..
Durum böyle iken, akademik yıl açılışında Saray’da toplanan cübbeli Rektör – Dekanlar, Erdoğan 1 kez daha bu temelsiz vaadini yaparken alkışlıyorlardı..
Yandaş basın da elbette elbette iş başındaydı..
*****
Vah Türkiye’m vah! Vah ki vah..
Ne demeli? Toplumsal illüzyon mu?
Kim yaptı, nasıl yaptı? Nasıl sürdürülebiliyor??
Sürdürülememeli bunca aldatma, sömürü, Cumhuriyet yıkıcılığı
*****

Büyük ATATÜRK 29 Ekim 1933’te, Cumhuriyetimizin 10. yılında verdiği ünlü
“10. Yıl Söylevi”nde ne demişti :

  • “Büyük Türk milleti, on beş yıldan beri giriştiğimiz işlerde başarı vadeden çok sözlerimi duydunuz. Mutluyum ki, bu sözlerimin hiçbirinde milletimin, hakkımdaki güvenini sarsacak bir isabetsizliğe uğramadım.”
    İnsan azıcık utanır değil mi bunca yanılma – kandırılma- saçmalama karşısında!

    Muhalefetin Türkiye’yi ayağa kaldırması gerek…
    Mitingler başta..
    Kağıt üstünde OHAL de yok..


    Halkın tepkisi – öfkesi akıllı yönetilmeli başta CHP tarafından
    ..

    Yerel seçimler yaklaşıyor ve AKP en zayıf döneminde belki de!

Sevgi ve saygı ile. 29 Eylül 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BS
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

Dersim Tartışmaları.. / Tunceli-Dersim Debates..


Dersim Tartışmaları.. 

Dostlar,

“Dersim tartışmaları” hakkındaki 5 sayfalık kapsamlı yazımızı,
içeriden biri, bir Dersim’li – Tunceli’li olarak dikkatinize sunuyoruz.

Sorun ciddi, nazik ve kritiktir.

Bu bakımdan son derece özenli bir dil kullanılmıştır.

Herkesin ama herkesin son derece yapıcı ve sorumlu davranması gereği çok nettir.

Bu makalemizi okumak için lütfen erişkeyi (linki) tıklar mısınız??

Dersim_tartısmalari_30.5.12

Sevgi ve saygı ile.
30.11.11, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

************************************

Dostlar,

Maalesef, yerli ve yabancı “iyi saatte olsunlar”, gene sütre gerisinden ve berisinden körüklemekle meşguller..

“Siyaset” denen gerçekte soylu uğraş bu denli mi kirletilebilirdi?
İç – dış politikada tıkanınca zaman kazanma, prim devşirme adına etik ve erdemden
bu denli mi yoksun davranılabilir?

Vıcık vıcık siyaset – siyasetçi Türkiye’nin hangi derdine deva olacaktır?
Tam da tersine ek ve karmaşık sorunlar doğurmaktadır kökü dışarıda AKP siyaseti..
12 yılı geçti bu partinin tek başına siyaseti.. Ülkenin hangi köklü sorununu
köktenci, akla uygun – ülke çıkarlarıyla örtüşük olarak çözdü?
Alevi – Bektaşi inancını utanmadan sömüre sömüre zamana oynadı.
Tek bir eylem yeter not vermeye :

  • Zorunlu din dersleri AİHM kararına karşın neden kaldırılmıyor?
    Cemevleri neden ibadet yeri değil?
    Laik – seküler düzene – yaşama neden sürekli balta darbeleri indiriliyor?

Temel ve ivedi sorun bunlardır..  Acı acı güldüren Dersim popülizmi değil!

3 yıl önce 30.11.2011 günü yayımladığımız

DERSİM TARTIŞMALARI başlıklı 5 sayfalık yazımızı, o toprakların bir bireyi,
çok ağır travmanın doğrudan sonuçlarını yaşamış ve yaşayan biri olarak,
bir kez daha paylaşmak istiyoruz..

Okumak için lütfen tıklar mısınız??

Dersim_tartısmalari_30.5.12

Ulusunun öğretmeni Başöğretmen Gazi Mustafa Kemal Paşa‘ya saygıyla..

Sevgi ve saygı ile.
25 Kasım 2014, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

HANGİ PARTİYE OY VERECEĞİM?


Dostlar,

Sn. Dr. Müh. Ali Nejat Ölçen oldukça “sert” bir yazı yazmış..
Öğretmen arkadaşı Sn. Hami Karslı’nın mektubunu da iliştirmiş.

portresi

 

 

 

Bir çekince koyarak paylaşalım:

Sayın Ölçen,

Kritik dengeleri görmüyor olamazsınız..
Zor dönemlerde muhalafete muhalefet nereye hizmet olur ??
Bu eleştiri ile webe alıyorum..

diye yazarak e-iletisine yanıt verdik..

Sevgi ve saygı ile.
12 Aralık 2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net 

===================================

Öğretmen arkadaşım Sn. Hami Karslı gibi ben de emperyalizmin uşaklığına soyunanlara, Mustafa Kemal Atatürk’ün ulusalcı ulus devletine ve devrimlerine

sahip çıkmayanlara, ABD’ye hoş görünmeyi amaç alarak Misak-Millî sınırlarımızın kuşattığı coğrafyamızı ve ulusal bütünlüğümüzü korumayı amaç almayan partilere
oy vermeyeceğim. O partilere oy vermek, ülkeye ve Cumhuriyetimize,
Mustafa Kemal Atatürk’ün devrimlerine ve ilkelerine ihanet etmektir. 

Hami Karslı gibi öğetmenlere ülkemizin asıl bu günlerde gereksinimi var.
O’nun kararını sizlerle paylaşmayı görev bildim.

Saygılarımla. 10.12.13

Dr. A. Nejat Ölçen

 ========================================

HAMİ KARSLI    

HANGİ PARTİYE OY VERECEĞİM?

Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ni bölüp parçalayarak, Atatürk İlke ve Devrimleri’ni yok edip,
bu topraklarda başka devletlerin kurulmasını sağlayarak, sonuçta “Türk-Kürt Federe İslam Devleti” kurma düşü (rüyası, hayali) görenlerin “gemi azıya alıp” us dışı (akıl dışı) davranışlarını gören gönüldaşlarım (dostlarım) 

“Hangi partiye oy vereceğim?”

***

Ben size, oy verilecek bir parti adı söylemeyeceğim. Bunu bulmayı size bırakarak,
benim hangi nitelikte bir partiye oy vermeyeceğimi anlatacağım.

Ama öncelikle ben kimim?

Ben, Atatürk İlke ve Devrimlerini, birlik içinde tek bir ereği olan (üniter) Türkiye Cumhuriyeti Devletini savunan, T.C. yurttaşı olduğum için övünen, kör inançları değil eleştirel aklı
kılavuz (rehber) kabul eden birisiyim.

***

“Bağımsızlık ve özgürlük benim karakterimdir!” diyen Atatürk’ün bu sözünü algılamayan ve yayılımcılarla (emperyalistlerle) işbirliği içine giren veya bu işbirliğine sıcak bakan hiçbir partiye oy vermeyeceğim. Yani ABD’nin ve AB’nin bir dediğini iki etmeyen,
iç ve dış siyasalarını (politikalarını) onların istekleri doğrultusunda yürüten;
yayılımcıların Ortadoğu’daki çıkarlarının eş başkanlığını yapanlara
oy vermeyeceğim.
 

Devlet yönetimini elinde bulundurmak, devlet gücünü kullanabilmek için (iktidar olabilmek için)
her seçim öncesi ABD’ye 4-5 kişiden oluşan kurullar (heyetler) göndererek,
sanki “devlet gücünü bize verin, biz size daha yararlı oluruz”

dercesine yayılımcılardan yardım umanlara da oy vermeyeceğim.

***

Atatürk’ün 1930 yılında

  • “Türkiye Cumhuriyeti’ni kuran Türkiye halkına Türk Ulusu denir.”

sözünü yadsıyıp yok sayanlara; 

Atatürk’ün 1933 yılı Cumhuriyet Bayramı konuşmasında (10. Yıl Söylevi) açıkça belirterek,

  • “Ben, manevî miras olarak hiçbir âyet, hiçbir dogma, hiçbir donmuş ve kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim manevî mirasım ilim ve akıldır.”

demesine karşın, bilim ve aklı yadsıyıp yerine dogmaları (kör inançları) koyanlara oy vermeyeceğim. 

Türk’e, Atatürk’e, Laik Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne, 1923 devrimine karşı olanlara; bu çağ dışı yaratıklarla içli dışlı olanlara, oy almak için onların sırtlarını sıvazlayanlara, oy vermeyeceğim. 

Din duygusunu, Tanrı ile kendisi arasındaki bir ilişki olmaktan çıkarıp, oy avcılığı ve kişisel ya da kurumsal çıkarları için kullananlara, -bir din adamının deyimiyle- halkı “Allah ile aldatanlara” oy vermeyeceğim. 

Halkı, hem Allah hem de Atatürk’le aldatanlara, halk avcılığında ustalaşmış böylelerini aday göstererek güç sahibi olmak isteyenlere de oy vermeyeceğim.

***

“Tanrı”, Türk, Türklük”, “milliyet, milliyetçilik” kavramlarının içini boşaltarak, yurdunu, ulusunu körü körüne seven (şoven), bağnaz (mutaassıp) yurtseverlere; uluslar arası ilişkilerin çıkara dayalı olduğunu bilmeden ırkçılık yapanlara; öğrenmek için çaba göstermediği, bilmediği öğretilere (doktrinlere) iş olsun diye karşı çıkanlara, kaba kuvvet kullanmayı beceri sayanlara da
oy vermeyeceğim.

***

Bir özlü söz,

  • “Haklıdan değil de güçlüden yana olanlar korkak ve kaypak olurlar.
    Güç merkezi değiştikçe döner, sonunda fırıldak olurlar.” diyor.

Ben bu fırıldakların oy verdikleri partilere de oy vermeyeceğim.

***

Ben yayılımcılığa (emperyalizme), onun işbirlikçisi yerli hayınlara (hainlere) karşı olan; tam bağımsız Türkiye’yi, Türk Ulusu’nu, Atatürk İlke ve Devrimleri’ni, çağdaşlığı savunan; Atatürk’ün her türlü kalıtına (mirasına) hıyanet (ihanet) etmeyen; bölücülük yapmayan, bölücülere yardım etmeyen; kör inançları değil, eleştirel aklı kullanan bir partiye oy vereceğim.

Peki, böyle bir parti var mı?

Bence var. Biraz araştırın, çaba gösterin, böyle bir parti olduğunu göreceksiniz.

“Oyumuz boşa gider” mi diyorsunuz? Yanılıyorsunuz! 

Unutmayın, öne sürerek savunduğu düşüncede (davasında) haklı olan kişi,
tek başına çoğunluktur.

Yedi düvele ve onların işbirlikçilerine karşı savaş açan Atatürk de,
Samsun’a çıkarken yalnız sayılırdı!

DİL DERNEĞİNDEN CUMHURİYET BAYRAMI KUTLAMASI

 

Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz DİL DENEĞİ‘nin
CUMHURİYET BAYRAMI KUTLAMASI” iletisi aşağıda..

Bütünüyle paylaştığımız bu iletiyi, siz değerli site okuyucularımızla paylaşmak istiyoruz.

Yüce Atatürk‘ün “10. Yıl Söylevi” nde gırtlağını yırtarcasına haykırarak
yalnız biz Türklere ve Türkiye’ye değil; tüm dünyaya duyuduğu söz şuydu :

* “En büyük bayramdır, kutlu olsun!”

Aynen yineliyoruz Büyük Atatürk‘ün en değerli armağanının 90. yılında!

* “En büyük bayramdır, kutlu olsun!”

Sevgi ve saygı ile.
28.10.13, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Dil Derneği Üyesi
www.ahmetsaltik.net

=========================================

DİL DERNEĞİNDEN CUMHURİYET BAYRAMI KUTLAMASI

    ÜYELERİMİZE VE KAMUOYUNA SESLENİŞİMİZDİR:
  CUMHURİYET BAYRAMI KUTLU OLSUN!

     Bütün Atatürkçülere, bütün yurtseverlere sesleniyoruz:

Mustafa Kemal’den, düşüncelerinden, Türk Devriminden kesinlikle vazgeçmeyeceğiz!

Ne yaşarsak yaşayalım yılgınlığa düşmeyeceğiz!
Hiçbir karanlık, hiçbir karabasan sonsuza dek sürmez. Biz, 90 yıl önce bunu kanıtlamış bir halkız. Ulusumuz görkemli bir Kurtuluş Savaşıyla bağımsızlığını kazanmış; 29 Ekim 1923’te laik cumhuriyetimizin kuruluşuyla “kul”luktan kurtulmuş; Türk Devrimiyle yüzünü çağdaş dünyaya çevirmiştir.

29 Ekim, bize yurttaş kimliği kazandıran, çağdaş dünya içinde onurluca
yer almamızı sağlayan, usun ve bilimin öncülüğüyle aydınlanma yürüyüşünü hızlandırdığımız gündür. Bize aydınlanma yolunu açan Mustafa Kemal’e ve
devrimlere saldıran eli dili kirli bilgisizleri, çıkarcı ikiyüzlüleri şiddetle kınıyoruz!
Laik cumhuriyetimizin 90. yılında oğullarımızın kızlarımızın yolunu karartan
kirli oyunları, bu oyunların yol açtığı yıkımı görüyoruz.

Us ve bilim dışı savlarla hızlandırılan hesaplaşma tehlikeli boyutlara ulaşmıştır; ancak yanlış hesabın sonucu da yanlıştır! Bu ulus, tıpkı 90 yıl önce olduğu gibi silkinir; sırtındaki ikiyüzlü, gerici, çıkarcı bilim ve sanat düşmanlarını
kendi karanlığına yollayabilir. Bu nedenle Mustafa Kemal’in kızları oğulları olarak cumhuriyetimizin kuruluşunun 90. yılında Atatürk’ü, Atatürkçü düşünceyi, yakın tarihi ve devrimleri karalama yarışı içindeki karşıdevrimcileri üzüntü ve tepkiyle izliyoruz. Türk Devriminin kazanımlarını yok sayanlara, inanç ve köken sömürüsünü körükleyenlere inat Atatürk’e ve devrimlere bağlılıktan; düşüncelerimizden, saçımızdan, kılık kıyafetimizden, çağdaş yaşamdan ödün vermeyeceğiz!
Türküz, onurluyuz; yurtseveriz!
İlkemiz, ulusumuzu dogmalardan uzak tutmak;
ussal, bilimsel, sanatsal olanla yükseltmektir!

Bu duygularla ve her şeye karşın, laik cumhuriyetimizin 90. yılını başımız dik kutluyoruz! Bugün yaşadığımız savrulmayı bir gün aşacağız. Daha aydınlık günlerde Cumhuriyet Bayramlarını her türlü kaygı ve korkudan arınmış olarak kutlayacağız!

Ulusumuzun Cumhuriyet Bayramı kutlu olsun!

                                  Dil Derneği Yönetim Kurulu Başkanı
                                                                               Sevgi Özel

Osmanlı’nın Nesini Biliyorsunuz ? / What know about Ottoman?

Osmanlı’nın Nesini Biliyorsunuz?

1300 ile Fatih Devri arasındaki genişlemesini ve Hıristiyanlığa kafa tutan dinamizmini göz önüne alıp, egemen olduğu toprakların büyüklüğü ve egemenlik süresi gibi parametrelere bakınca, Osmanlı İmparatorluğu’nun olağanüstü bir tarihi fenomen olduğu kabul edilir. Jeopolitik konumu ve Birinci Dünya Savaşı’na uzanan yaşamı ile Avrupa’nın yakın tarihinde eşsiz bir konumu vardır.

DOĞAN KUBAN
Cumhuriyet Bilim Teknik 29.06.2012

Fakat bu büyük tarihi yapının hangi nitelikleriyle insanlık idealine katkıda bulunduğu sorulursa, zaman ve mekân yeterli ölçütler değildir. Kırım ve Macaristan’dan Cezayir’e kadar dilleri, dinleri farklı toplumları birlikte yaşatan bir politik irade olarak şaşırtıcı bir örgütlenme olan bu imparatorluğun, o uzun yüzyıllardan bugünün dünyasına ulaşan hangi insani değerler olduğunu araştırırsanız eliniz boş dönersiniz.
Bilim, sanat, edebiyat, tıp, fiziksel bilgiler, teknoloji, zenginlik olarak hepsi kendi çağlarında hapis kalmışlardır.

Vaktiyle İngiltere’de yaşayan Iraklı mimar dostum vardı. İslam uygarlığına olumlu bakan dürüst bir Bağdatlı idi. “Osmanlı İmparatorluğu yaşasaydı, iyi olurdu..” derdi.

Şimdi Türkiye’de kimileri Osmanlılık taslıyorlar ama ne Osmanlı tarihini biliyorlar
ne de dünyanın bugünkü halinden haberleri var. Irak, Suriye, Mısır, Hicaz, Yemen bundan
iki yüz yıl önce Osmanlı toprağı değil miydi? Sonra Anglo-Sakson dünyasının olmadı mı?
Neden koruyamadık? Hiç düşündünüz mü? 1595-1603 arasındaki tarih arakesitini
uykuda olanları biraz uyandırmak için yazdım.

Bu döneme özel ilgim, Macaristan’da kalan Osmanlı yapılarını bu arada Egri
(Eger, Erlau) camisinden kalan tek minareyi görmem. Ve Osmanlı minyatürünün en güzel örneklerinden birinin III. Mehmed’in Egri seferine ilişkin olduğunu bilmem.
Bu basit nedenlerle Yeni Cami’yi başlatan anası Safiye Sultan’ın yaşamını nedense
gül pembe görmüşüm.

Son günlerde bu dönemin tarihini daha yakından okudum. Osmanlı İmparatorluğu
denen gayya kuyusundaki cahilliğimden de utandım.

19 BOĞDURMA: ÖNCE CİNAYET SONRA TÖREN

III. Mehmet 29 yaşında Saruhan Sancak Beyliği’nden gelip tahta çıkmış, 1603’te 38 yaşında ölmüştür. Saraya geldiği ilk günün gecesinde en büyüğü 13 yaşında olan 19 erkek kardeşini Nizam-ı Âlem ve Kanunname’yi Âl-i Osman adına boğdurtmuştur. Aslında
III. Murad’ın bu sevgili oğlu, çok iyi yetiştirilmiş ve tahta valilikten gelen
son şehzadedir.

Fakat nizam-ı âlem adına olduğu için ertesi gün on dokuz şehzade ciddi bir törenle Ayasofya bahçesinde büyükbabaları III. Murad’ın mezarı yanına gömülmüşlerdir. Devlet büyüklerinin katıldıkları bir merasimle sultan olan ağabeylerinin öldürttüğü bu küçük şehzadelerin devlet töreni ile gömülmesi de bizim bugün anlamamıza olanak olmayan
bir garip davranıştır: önce cinayet sonra tören.

Peçevi, Naima, Selaniki bu 19 şehzadenin cenaze törenlerini yazar ama birlikte
nasıl öldürüldüklerini yazacak kadar gerçekçi olamazlar. Onlar resmi tarihçilerdir.
Bu cinayetlerin çevresinde başkaları da vardı. III. Murat’ın hareminden kalan 200 haseki ve cariyenin içinde hamile olanlar da Marmara’ya atılarak öldürülmüştür. (Sakaoğlu, Bu Mülkün Sultanları, s. 200-219) Kanımca bu Osmanlı sülalesinin en büyük aile cinayetidir.

Bu yasal kardeş cellatlığı Selçuklularda, Cengiz sülalesinde, Timurlularda, Abbasilerde, Safevilerde, Habsburglarda, Romanoflarda yoktur.

Osmanlı Sultanının egemenlik gösterisi olan özel cellatla öldürtme, boğdurma,
kelle uçurma sadrazamlara kadar uzanır. Sekiz yıllık saltanatında Diyarıbekir Beylerbeyi İbrahim Paşa, Sadrazam Ferhat Paşa, Sadrazam Hadım Hasan Paşalar da sultan tarafından öldürtülmüştür. Bu yumuşak, sakin bir adam olduğu söylenen ve kırk yaşına gelmeden ölen sultan-halife, kendi büyük oğlu Şehzade Mustafa’yı da 16 yaşında boğdurtmuştur.

TİYATRO SAHNESİ GİBİ

Bir Venedik dönmesi güzel kadının valide sultan olarak egemen olduğu bir hükümet düzeninde, ekonomik sıkıntılar, sürekli iç isyanlar (Celali isyanları vd.) saymakla bitmez.

Ne Anadolu’yu, ne Arap ülkelerini, ne Balkan Voyvodalarını, ne de Kafkasya’ya sızmaya çalışan Rusya’yı kontrol edemeyen Devlet-i Osmaniye’nin kırılganlığı, içyapısını oluşturan karmaşık öğelerin değişik kültür yapılarından ve coğrafi konumlarından kaynaklanır.

Balkanlarda birkaç yıl içinde, Egri’den daha önemli kentler el değiştirmiştir.
İmparatorluktaki huzursuzluk ve korkular başkente de yansıyordu.

Yeniçeri ve sipahiler sürekli başkaldırıyor, Devlet bunları birbirine kırdırıyordu.
Aslında her dönemde Osmanlı tarihi çoğunluğu devşirme ve değişik kökenli sadrazamların, beylerbeylerin, serdarların köşe kapmaca oyunu gibi yer değiştirdikleri bir tiyatro sahnesine benzer. Ülkenin diğer işleri de buna paraleldir. Para değerleri 8 yılda üç kez değişiyor. İstanbul yangınlarında üç büyük semt yanıyor. Halk Anadolu kargaşası nedeniyle aç. Padişah, anasıyla birlikte Topkapı, Eski Saray, Davut Paşa Köşkü arasında mekân değiştiriyor. İdarecilerin aldıkları rüşvetler arttıkça ülkenin ekonomik durumu kötüleşiyor.

Birçok seferde serdarlık yapmış olan Sinan Paşa iki kez III. Murat çağında, üç kez
III. Mehmet döneminde sadrazam olmuştur. Birçok düşmanı olmasına karşın kellesi uçmadan ölen Paşanın, Hammer’e göre, bıraktığı hazinede şunlar çıkmıştı:

RÜŞVET HAZİNESİNE BAKIN

20 sandıkçe (küçük sandık) zeberced, 15 inci tesbîh, 30 elmas, 20 miskal alîm tozu,
20 ibrik, bir satranç takımı, elmasla müzeyyen meşinden yedi sofra örtüsü, 16 siper, 16 eyer, 34 üzengi, güzel taşlarla süslenmiş 32 kalkan, 140 miğfer, 120 kemer, yine kıymetli taşlarla süslü 16 bilezik, sahanlar, 600 samur kürk, 600 vaşak kürk, 30 siyah tilki kürkü, 900 diğer kürk, sırmalı ve ipekli 1075 parça kumaş, 61 ölçek inci, iki elmas gerdânlık, süslü iki at örtüsü, inciyle işlenmiş 30 eyer, 600.000 duka altını,
2 milyon 900 bin akçe. (Hammer, Osmanlı Devleti Tarihi, cilt 7, s. 2191, 1985).

Hammer ‘Bu sadrazamlar, vezirler, beylerbeyleri, valide sultanlar, hasekiler niçin bu kadar çok rüşvet alıp zenginlik peşinde koşuyorlardı?’ diye sorar. Halk açlık çekerken saray ve çevresinin para düşkünlüğü olasılıkla, rüşvet vererek kafalarını kurtarma nedenine bağlanabilir.

Fakat rüşvetin en büyük mekanizması sarayda kurulmuştu. Ve başında Valide Safiye Sultan vardı. Bu dönemin, büyüklük itibarıyla olmasa bile, en önemli rüşvet olgusu
Venedikli Valide Sultan, haremin kilercisi Yahudi Kira kadın ve haremin baş kalfası
Canfeda Kadının idare ettikleri bu rüşvet mekanizması idi.

Hammer, sipahilerin, isyan sırasında, haremin orduya üstün kılındığını söylediklerini ve Kira kadının başını istediklerini yazar. Kira kadın, sadrazamın sarayında çocuklarıyla yakalanmış, vücudu parçalanarak büyük memurların kapılarına taze et olarak asılmıştı.

Bu bir devlet düzeni midir?

Yeni Osmanlılar buna bir devlet sürecinin neresine katılmayı düşünürler acaba?

Ya da biz ne demek istiyoruz mu derler?

ATATÜRK, bizim Osmanlı’dan gelmediğimizi açıkça şöyle vurguluyor :

“ Kafasını ve vicdanını en ileri gelişme alevleriyle güneşlendirmeye karar vermiş olan bugünün Türk çocukları, biliyor ve bildirecekler ki; onlar 400 çadırlı bir aşiretten değil, on binlerce yıllık, ari, medeni, yüksek bir ırktan gelen yüksek kabiliyetli
bir millettir.”

Nitekim 10. Yıl Söylevi’ni bağlama tümceleri de çok anlamlıdır. Adeta 600 yıldır Osmanlı Hanedanı’nın baskısı altında yok olmaya yüz tutmuş Türk’lük için yaptığı vurgu çok nettir:

“ Asla kuşkum yoktur ki, Türklüğün unutulmuş büyük uygar niteliği ve büyük uygar yeteneği, bundan sonraki gelişimi ile geleceğin yüksek uygarlık ufkunda bir güneş gibi doğacaktır.”

(Bkz. Atatürk’ün Osmanlılar Hakkında Düşünceleri, bu sitede;
http://ahmetsaltik.net/arsiv/2012/05/Neo_Osmanliclilik_ve_Ataturkun_Gorusleri2.pdf,)