YÖN RADYO PROGRAMIMIZ – 01 HAZİRAN 2021

Dostlar,

01 Haziran 2021 Salı günü, YÖN Radyo‘da Sn. Selin Kartay’ın konuğu olduk.

Bu gün başlayacak aşamalı / basamaklı (kademeli) serbestleşme önlemlerini değerlendirdik.
28 Şubat 2021’de 2. kez (1 Haziran 2020 sonrası) AÇILIM – SAÇILIM KUMARI oynamıştı İktidar. Faturasının çok ağır olacağını, 2. kasırgayı aratacağını Şubat 2021 boyunca hep haykırdık. Ne yazık ki öyle de oldu.. Taa ki Nisan 2021 ortasına dek İktidar yangını / salgını salt izledi. Bunları hep konuştuk TV’lerde ve yazdık web sitemizde.. Masum insanlar öldü!

İlginçtir, ilk açılım – saçılımın tam da 1. yılında, 3. kez denetimli serbestleşmeye geçiyoruz. Gene ayakları yere basmayan ve aşkın adımlarla. Bakınız, 28 Şubat 2021 verileri aşağıda, bu tablo ile 1 Mart 2021’de 2. esnemeye geçmiştik :

1 Haziran 2021’de başlattığımız 3. esnemede ise önümüzdeki tablo aşağıda :

PCR+ olgu sayısı 28 Şubat’ta 9034 iken 1 Haziran’da 7714. Ancak bu arada varyant tipler arttı ve PCR testleri, dizin irdelemesine (sekans analizi) göre yeterince güncellenip ayrıca kalibre edil(e)medi ise, duyarlığı (gerçek taşıyıcıları yakalama yeteneği) düşmüş olabilir. Nitekim ağır olgu sayısı 1 Şubat’ta 1191 iken bu gün 1241!? Dünya ortalamasının 2 katı!?
Günlük ölüm sayısı çok uyarıcı : 1 Şubat’ta 66, bu gün (1 Haziran) 129..
Ölüm oranı Dünya ortalaması %2, bizde %0,9!??
Üstelik bu günkü veriler, ilk tepeyi yaşadığımız Nisan 2020 orası verilerden daha ağır..
Aşılamada çok yol alabilmiş değiliz. Toplam 29,24 milyon doz aşılama yapılmış; tek doz alanlar 16,66 milyon, 2 doz alabilenler salt 12,58 milyon… 90 milyon nüfusumuzun %14’ü. 5,26 milyon da hastalığa yakalanarak doğal bağışıklık geliştirenleri (hala sürdüğü varsayımı ile) eklersek 12,58 + 5,26 = 17,84 milyon eder ki bu da toplam nüfusta %19,8’idir. Özetle, toplum bağışıklığı (aşı ile yapay + hastalık geçirerek doğal) 1/5 düzeyindedir. Nüfusun %80’inin bulaşa (enfeksiyona) açık olduğu söylenebilir, tek doz aşının yeterli bağışık direnç geliştiremediği göz önüne alınarak.

Ayrıca 1 Haziran 2021 verilerine Türkiye, “muazzam bir başarım (performans)” göstererek, dünyadaki hastalık – ölüm azalma hızlarının çok önünde koşarak ulaşmıştır..
Gerçek verileri ve epidemiyolojik ölçütleri, örneğin Ro değerini bilmiyoruz.
Turizme açılarak, döviz girdisi için sınır kapılarında çooooookkkkkk esnek davranarak da ek risk alıyoruz. 4 milyon turizm çalışanı tümü ile aşılanmadı ya da 2. doz sonrası 15 gün geçmedi. Kamuda esnek mesai iyi ama özel kesimde yok gibi! Kamu, toplam istihdamın 1/10’u yalnızca.
Elde yeterli ve de yerli aşı yok ve dışalım aşılarla ilgili bir güvence de söz konusu değil.
Ayrıca yaygın – çok çeşitlenen (DSÖ 11 Mayıs 2021 raporuna göre 10 tür!) mutant tipler karşısında aşıların güncellenmesi gerekliliği sorunu da önümüzde ve yerli en iyimser Eylül’de!İktidar, Refik Saydam Ulusal Koruyucu Sağlık Kurumunu (Hıfzıssıhha Enstitüsünü) inatla açmıyor!?
Okullara, çok ucuz olan yeterli çamaşır suyu bile gönderilememiş duruda, altyapıya dönük hemen hemen hiçbir şey yapılmadı geçen 15 ayda. Öğretmen – okul çalışanı aşıları bile tamamlanamadı!

Genelgeleri İçişleri Bakanlığı yayınlıyor. Oysa 1593 sayılı Umumi Hıfzıssıhha Yasası’nın son yürürlük maddesi şöyle :

Madde 309 – Bu kanun hükümlerinin icrasına İcra Vekilleri Heyeti memurdur.

Ama artık “Bakanlar Kurulu” yok Anayasada! TEK ADAM VAR! Dolayısı ile İçişleri Bakanlığı Sağlık Bakanlığının rolünü, işlevini gasp ediyor. İdare hukukunda buna İŞLEV (FONKSİYON) GASPI deniyor..
Erdoğan’ın “CB Kararı” ile yayınlanmalı bu düzenlemeler. Ya da CB Kararnamesi ile.
Sağlık Bakanlığı yetkilerine (Cumhurbaşkanlığı ucube hükümet sisteminde ne denli varsa!?) sahip çıkmalı.

  • Öte yandan, salgın önlemleri bağlamında genelge ile temel insan hak ve özgürlükleri sınırlandırılıyor ki, Anayasanın 13. maddesi karşısında buna olanak yok..
    ****
    Konuşmamızı epey kapsamlı özetlemiş olduk. İzlemek için lütfen tıklayınız (33 dk.)

Sonuç olarak; Son gevşeme önlemleri çelişkili, “çok cesur” ve hangi Epidemiyolojik ölçütlere dayandığı belirsiz. Salgınlar dalgalarla gider. Dünyayı da yakından izlemek gerekir. Sütten ağzımızın çooooookkkk yanmış olması gerek önceki 2 kasırga nedeniyle. O yüzden yoğurdu üfleyerek yiyelim.
Ulusumuz özenli olmayı sürdürsün.
Özellikle kapalı alanlarda kısa süre kalma ve 2 metreden çok yakınlaşmama
Maskeye ve genel hijyene de devam..
İktidar da gereksinimli kesimlere sosyal desteği sürdürmeli. Ama ertesi gün akaryakıt ÖTV’ni zalimce artırarak  değil; ABD, İspanya, Arjantin’de… olduğu gibi üst gelir dilimlerine ek vergi koyarak salgın giderleri için “adil” ve gerçek (para basarak değil örneğin) kaynak yaratmalı.

İstanbul Kanalı yerine,

  • SALGININ ÇOK AĞIR VE UZUN YILLAR SÜRECEK YARALARI SARILMAYA ÇALIŞILMALI.

Sevgi ve saygı ile. 01 Haziran 2021, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı (E)
Sağlık Hukuku Uzmanı, Siyaset Bilimi – Kamu Yönetimi (Mülkiye)
www.ahmetsaltik.net         profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik    twitter : @profsaltik     

 

Prof.Dr. Necati DEDEOĞLU’ndan tarihsel çağrı

50 Yıllık Halk Sağlığı Uzmanı
Prof.Dr. Necati DEDEOĞLU’ndan tarihsel çağrı

Prof. Dr. Halil Necati DEDEOĞLU @ » DergiParkProf. Dr. Necati Dedeoğlu

Değerli Meslektaşlarım,

Sağlık Bakanlığı şimdiye dek hiç bu ölçüde yeteneksiz, işbirliğinden kaçan, bildiğini uygulamakta ısrarlı, bilgi gizleyen, yandaş kadrolarca yönetilmemişti.

Bu kişilerin Halk Sağlığı Uzmanlarına karşı tutumları çeşitli arkadaşlarımız tarafından daha önce dile getirildi; zaten yönetim kadrolarına yapılan atamalarda görüldüğü gibi bu düşmanlık oldukça açık.

  • Bizler doğru söylediğimiz, yapılan yanlışları açığa çıkardığımız için sevilmiyoruz.

Çeşitli ortamlarda işbirliği yapma girişimlerimiz oldu ama düş kırıklığı ile sonlandı.
İşbirliği ve anlayış tek yanlı olmaz.

Bakanlığın bu tutumu Bilim Kurullarında da sürdürülüyor.

  • Bilgi saklıyorlar, bilimsel önerileri kulak ardı ediyorlar, bir yığın yanlış yapıyorlar.

Salgın yönetimini ellerine yüzlerine bulaştırdılar, olgular baş edilemeyecek düzeyde arttı.

Bakan belki iyi niyetlidir ama “Tek Adam” ın emirlerine uymak zorunda kalıyor.

Bilim Kurulunun böyle bir zorunluluğu yok!!!

Her şeyi en iyi kendi bildiğini düşünen bir anlayış ile zaten çalışılamaz, bir katkıda bulunulamaz. Alınan yanlış kararların sorumluluğu paylaşılmamalı.

Bakan “Salgın denetim altında. Ek tedbirlere gerek yok.“ diyor.
Türkiye’de yaptığımız filyasyon  dünyada en iyisi“ diyor.

Bilim Kurulu bu görüşlere katılıyor mu?

Katılmıyorlarsa topluma, doğrusunu, kendi bilimsel görüşlerini bildirme sorumluluğu yok mu?

Bilim Kurulu üyeleri salgının yayılmasından suçlandıkları zaman “Alınan kararlarda bizim bir katkımız yok.” diyorlar.

  • Göstermelik bir kurulda yer almayı arkadaşlarımız içlerine sindirebiliyorlar mı?

Ben, Bilim Kurulundaki meslektaşlarımın ellerinden geleni yaptıklarını biliyorum. Onların enerji ve çalışma şevklerini kırmaya da niyetim yok (Bu koşullarda hala çalışma şevkleri sürebiliyorsa).

Ama önerilerini göz ardı eden, güvenilip bilgi verilmekten bile kaçınılan bir Bakanlıkla çalışmayı sürdürmek ne denli anlamlı?

  • Salgın aldı başını gidiyor…

Yarın, “Bakanlık bir yığın yanlış yapıyorken Bilim Kurulu neredeydi?“ diye sorulmaz mı?

O zaman, “Biz önerilerde bulunduk ama dinlenmedi.“ demek bizi kurtarır mı?

Şu anda pek çok gazete yazarının ve vatandaşın da söylediği gibi; “Bu durumda niye orada durdunuz?“ denmez mi?

Yarın Bakanlık, “Biz her şeyi Bilim Kuruluna sorduk, öyle yaptık.” derse nasıl yanıt veririz?

  • Kuruldaki arkadaşlar, yalnızca kendilerini değil, tüm Halk Sağlığı Uzmanlarını temsil ettiklerini unutmamalı.

Ben Bakanlığın bu salgının kötü yönetimindeki sorumluluğunun paylaşılmasından yana değilim.

Biz, sesimizi çeşitli düzlemlerde duyurmayı yine sürdürelim.

Ama Bakanlık bizim söylediklerimize eskiden de sağırdı, şimdi de sağır.

Yalnızca bize değil; TTB’ye, Türk Toraks Derneğine de sağır.

  • Saygı görmediğimiz, dinlenmediğimiz bir yerden ayrılalım.

Bilim insanının tutumu budur.

  • Bu ortamda çalışmaya ısrar etmemek gerekir ve onurunla ayrılmak da bir “Lüks” değildir.

Hiç olmazsa, “Bilim Kuruluna danışarak kararlar alıyoruz” propagandasına alet olmayız, bilimden yararlanılıyor oyununa katılmış olmayız.

Saygılarımla.

Yılmaz Özdil’in SÖZCÜ’ye demecimiz için değerlendirmesi

Dostlar,

SÖZCÜ Gazetesi’nin yürekli ve yetenekli yazarı Sn. Yılmaz Özdil, SÖZCÜ‘de bu gün yayınlanan demecimizi facebook sitesinde duyurmuş..

Değerbilir anlatımlar kullanmış.. Teşekkür ederiz kendisine..

Aşağıda verdiği erişke (link) ile hem söyleşi metnine hem de 30 dakikayı aşan kapsamlı video kaydına erişilebilir..

Haklı çıkmaktan, tüm öngörülerimizin zaman içinde doğrulanmış olmasından mutlu olduğumuzu söyleyebilir miyiz??

Ne yazık ki kocaman bir hayır..

Özdil, 1 Mayıs 2020 günlü SÖZCÜ‘deki makalesinde ölüm sayılarının 10 Mart – 30 Nisan arasında nasıl saklandığını gün gün rakamlarıyla vermişti.. Salt İstanbul’da, 50 günde 3700’ü aşan fazladan ölüm vardı ve bunlar her nedense, Dünyada ve Türkiye’de korona salgını yaşanırken, başka başka nedenlerden ölmüşlerdi!? COVID-19 hastası değillerdi.. Ya başvur(a)mamışlar hastanelere, ya PCR testleri negatif çıkmış ama korona sağaltımı (tedavisi) almalarına karşın COVID-19 tanısı konmamış / konması engellenmiş ve ölüm raporlarına türlü türlü nedenler yazılmıştı.. (Lütfen okuyunuz, paylaşınız : http://ahmetsaltik.net/2020/05/01/yoksa-siz-hekimlerimize-guvenmiyor-musunuz/)

Çünkü : AKP iktidarının döneminde Türkiye’de hiçbir başarısızlık, olumsuzluk olamazdı! Bundan da bir başarı öyküsü mutlaka ama mutlaka çıkarılacaktı..

TEK ADAM‘ın büyüsü bozulamıyor, BİLİM KURULU üyeleri dahil KRAL ÇIPLAK diyemiyor!!???

Mahallenin delisi bir tek biz kaldık korkarız / sanırız ??

Uyan Türkiye uyan, artık yaşam hakkın da yok, ne kaldı geriye ne, ne, ne??

Sevgi, saygı ve DERİN KAYGI – ACI ile.
08 Ağustos 2020, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

https://www.sozcu.com.tr/2020/gundem/prof-dr-saltik-veriler-saklaniyor-cok-sayida-kanit-var-5976511/

Prof. Dr. Saltık: Veriler saklanıyor, çok sayıda kanıt var
SOZCU.COM.TR
Prof. Dr. Saltık: Veriler saklanıyor, çok sayıda kanıt var
Prof. Dr. Saltık: Veriler saklanıyor, çok sayıda kanıt var Ankara Üniversitesi Tıp Fakü

AKP TÜRKİYE’yi DİNCİ – FAŞİZME SÜRÜKLÜYOR!

AKP, TÜRKİYE’yi HIZLA
DİNCİ – FAŞİZME SÜRÜKLÜYOR!

Türkiye’de AKP = Erdoğan rejimi yalnızca otoriter değil aynı zamanda totaliterdir.
Otoriter rejimlerde yönetim erki tek 1 kişide değil, bir kurumda, organda.. da olabilir.
Ne var ki Türkiye’de tüm yetkiler, muazzam bir tahkimat ile TEK ADAM’a sunulmuştur.
AKP’li Cumhurbaşkannı Erdoğan, 32 yıl istibdat uygulayan Osmanlı Padişahı 2. Abdülhamit’ten bile daha çok yetkilidir.

Bunun açık adı tipik Totaliterizmdir. (Latince “total” toplam, hepsi demektir..)

83 milyonluk bir ülkenin geleceği, kim olursa olsun tek bir kişiye asla bırakılamaz, bırakılmamalıdır! 1876’da ilan edilen 1 Meşrutiyet, Halife – Sultan’ın yetkilerini Kanun-u Esasi üzerinden Mecli-i Mebusan eliyle az da olsa sınırlamıştı. Bilindiği gibi “Meşruti” sözcüğü “şarta bağlı, şarta bağlanmış” anlamındadır ve Mutlak Monarşi / Monark, kimi sınırlamalara tabidir. 2. Abdülhamit’in Meclis-i Mebusan’da kendisini destekleyecek, genel başkanı olduğu bir partisi de yoktur. Oysa Erdoğan, Anayasa’da ettiği tarafsızlık yeminine karşın AKP genel başkanıdır ve asla tarafsız değildir. Cumhurbaşkanı gibi olmaktan çok, AKP Genel Başkanı gibi siyaset yapmaktadır. Bu durum açıkça, Anayasa’nın aşağıdaki 103. maddesine aykırıdır ve sürdürülemez, sürdürülmemelidir

Anayasa md. 103 :“Cumhurbaşkanı sıfatıyla, Devletin varlığı ve bağımsızlığını, vatanın ve milletin bölünmez bütünlüğünü, milletin kayıtsız ve şartsız egemenliğini koruyacağıma, Anayasaya, hukukun üstünlüğüne, demokrasiye, Atatürk ilke ve inkılaplarına ve laik Cumhuriyet ilkesine bağlı kalacağıma, milletin huzur ve refahı, milli dayanışma ve adalet anlayışı içinde herkesin insan haklarından ve temel hürriyetlerinden yararlanması ülküsünden ayrılmayacağıma, Türkiye Cumhuriyetinin şan ve şerefini korumak, yüceltmek ve üzerime aldığım görevi tarafsızlıkla yerine getirmek için bütün gücümle çalışacağıma Büyük Türk Milleti ve tarih huzurunda, namusum ve şerefim üzerine andiçerim.”

  • Erdoğan, AKP üyeliğini sürdürse bile, AKP genel başkanlığı görevini bırakmak zorundadır.

Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığının, bu açık ihlali sonlandırması Anayasal görevi gereğidir (md. 69/3). AKP’ye anayasal aykırılığı ihtar etmeli ve derhal sonlandırılmasını istemelidir.

Eylemli (fiili,  de facto) durum, Anayasanın 68/4 fıkrasına da açık aykırılık oluşturmaktadır :

Anayasa md. 68/4 : “Siyasi partilerin tüzük ve programları ile eylemleri, Devletin bağımsızlığına, ülkesi ve milletiyle bölünmez bütünlüğüne, insan haklarına, eşitlik ve hukuk devleti ilkelerine, millet egemenliğine, demokratik ve laik Cumhuriyet ilkelerine aykırı olamaz; sınıf veya zümre diktatörlüğünü veya herhangi bir tür diktatörlüğü savunmayı ve yerleştirmeyi amaçlayamaz; suç işlenmesini teşvik edemez.
***
Çoğulcu yönetim ve halk egemenliğinin korunması – etkin kılınması için kurumsal düzeneklerin etkili çalışması ve denge – denet (check balance) sisteminin sorunsuz çalıştırılması zorunludur.

Güçler ayrılığı, örneğin ABD’de olduğu gibi olabildiğince netleştirilmezse, tek adam yönetimleri hızla ve kaçınılmaz biçimde, güç sarhoşluğu hatta zehirlenmesi ile totaliterliğe kaymaktadır. Türkiye’de olan da tipik olarak budur.

Makyavelist aşama çoktan geçilmiş, Narsisist aşama aşılmak üzeredir. Son aşama bilindiği üzere siyaset bilimi yazınında (literatüründe) “Sezarizm – Neronizm” aşaması olarak bilinmektedir.

  • Türkiye’nin rejiminin despotizme, faşizme kaydığı yaygın olarak dile getirilmektedir.
  • Üstelik AKP iktidarı, dini siyasete ölçüsüz ve sorumsuz biçimde alet etmektedir;
    dolayısıyla ülkemiz AKP eliyle dinci – faşizme doğru hızla sürüklenmektedir.

Bu Parti, Anayasa Mahkemesince, laikliğe karşı eylemlerin odağı olarak suçlanarak hüküm giymiş sabıkalı bir anti-laik dinci partidir ve laik rejimi, anayasayı açıkça çiğneyerek şeriat rejimine dönüştürmek istemektedir.

14 Aralık 2019 tarihli Resmi Gazete’de yayınlanan ve açıkça şeriata dayalı denetim ilkeleri, bir başka net ve tevil götürmez kanıttır. Kamuoyunun şiddetli ve yaygın tepkisine karşın bu düzenleme hala geri çekilmemiştir ve TBMM’deki tartışmalarda AKP’li vekillerce savunulmuş ve son derece olağan olarak değerlendirilebilmiştir!? Erdoğan suskundur, örtük destekçidir.

Image result for 14 Aralık 2019 resmi gazetede şeri karar

Örnekler rahatlıkla çoğaltılabilir.

Dolayısıyla, dünyada örneği görülmeyen ucube cumhurbaşkanlığı hükmet sisteminin, yukarıda vurgulanan dinci – faşizan dönüşümü Türkiye’ye dayatmak için kurgulu olduğunu düşünüyor ve görüyoruz.

  • AKP = Erdoğan yönetimi, bu bağlamda, Türkiye için açık, stratejik ve yakın bir tehlike ve tehdit durumuna gelmiştir.
  • Demokratik muhalefet yolları iktidar tarafından giderek tıkanmaktadır.

Demokratik – laik hukuk devleti, AKP = Erdoğan tarafından zorla – fiili darbe ile ya da hile-i şeriye ile dönüştürülmeye devam edilirse, neler olabileceğini hayal bile etmek istemiyoruz.

Ancak bu durumda da meşru çareyi yine Anayasa, Başlangıç bölümünde (3. ve son bent) açıkça gösteriyor:

  • “Millet iradesinin mutlak üstünlüğü, egemenliğin kayıtsız şartsız Türk Milletine ait olduğu ve bunu millet adına kullanmaya yetkili kılınan hiçbir kişi ve kuruluşun, bu Anayasada gösterilen hürriyetçi demokrasi ve bunun icaplarıyla belirlenmiş hukuk düzeni dışına çıkamayacağı;..”

    “TÜRK MİLLETİ TARAFINDAN, demokrasiye aşık Türk evlatlarının vatan ve millet  sevgisine emanet ve tevdi olunur.”

Bu çözüm; açıkça, halkın, meşruluğunu yitiren bir yönetime karşı “MEŞRU DİRENME HAKKINI KULLANMASI” dır ve salt Anayasal dayanaklı olmayıp, tarih boyunca kadim bir pratik olup, meşruluğu kendinden menkuldür.

Sevgi, saygı VE DERİN KAYGI ama umut ile. 30 Aralık 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimci (SBF) 

www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

KADERİNİ OYLAYACAKSIN!!

KADERİNİ OYLAYACAKSIN!!

Zahide UÇAR

Partili Cumhurbaşkanlığı seçiminde millete Türkiye Cumhuriyeti Devletinin rejimi” oylatıldı. Bu haliyle kısmen değişen rejimin, 24 Haziran seçiminde kalıcı hale getirilmesi ya da parlamenter sisteme geri dönülmesi oylanacaktır. Tek adam (Baas rejimi) rejimi mi, kuvvetler ayrılığına dayalı Cumhuriyet rejimi mi?

Bazıları bu gerçeğe gözünü kapatmış, PKK’nın sivil uzantısı görünümlü HDP’ye destek çıkmakla suçlayıp, seçimde oy kullanmayacağını söylüyor. KOCAMAN BİR AFERİN SİZE(!)… Alkış… Alkış….

2002 yılında parti olarak seçime girecek oy oranına sahip olmadığı için bağımsız adaylarla seçime giren HDP’yi (BDP VE diğer versiyonlarıyla…) barajı geçirecek güce AKP politikalarının getirdiğini ne çabuk unuttunuz?

Muhalefet üzerinden AKP NASIL AKLANIR?

Şemdin Sakık’ın gizli tanıklığında PKK ile mücadele eden askerleri de muhalefet yargıladı.

  • PKK’yı TANIK, ASKERİ SANIK yapan, gazisini, Askerini onur intiharına sürükleyen de zaten muhalefetti…

Kozmik odayı CIA ELEMANLARINA TESLİM EDİP, CIA ve Yunan istihbaratına servis eden;

O servis edilen bilgiler nedeniyle, istihbarat ve terör örgütleri içinde görev yapan 800 vatan evladının öldürülmesine neden olan da muhalefetti..

911 km’lik Suriye sınırımıza PKK’nın yerleşmesine de muhalefet neden olmuştu…

Oslo’da, Dolmabahçe de PKK’ya diz çöken de zaten muhalefet idi değil mi?

CIA + MOSSAD + MI6 yapımı İŞİD’e “öfkeli çocuklar” muhabbetiyle yaklaşıp, ülkemizde kanlı operasyon yapabilecek ortamı da zaten muhalefet sağlamıştı. Libya’dan Yemen’e teröristlerle iletişim kurup, bavulla para dağıtan da zaten iktidar olmayan muhalefetin Dışişleri Bakanıydı…

  • Ege’de 157 ada ve kayalığı Yunanistan’a muhalefet hibe etti…(!)

Ege’yi Yunan Gölü haline getiren, Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyetini verme noktasına taşıyan da bu muhalefet(!)…

AH MUHALEFET;

  • Kuvvetler ayrılığını YOK ETTİN…
  • Yargıyı sopa haline getirdin…
  • Hırsızlık, yolsuzluk, yalan, talanı kurumsallaştırdın… Üretimi bitirdin…
  • Bu ülkenin yerli tohumunu bile yasakladın…
  • Iğdır Ovasından Amik Ovasına kadar, GAP’dan ormanlarımıza, yer altı sularımıza kadar yabancılara sattın…
  • Eğitimi tarikat okullarına teslim ettin…
  • Her türlü sınavın sorusunu çaldın…

Yolsuzlukların ortaya çıkmasın diye SAYIŞTAYI devre dışı bıraktın.

Anayasa Mahkemesine atadığın hakim, twitter hesabından rakibine saydırdı. Atadığın İzmir Ağır Ceza Reisi senden yana oyunun rengini ilan etti….

Sen nasıl bir muhalefetsin ki, sit alanlarını talan ettin?

  • Bütün ihaleleri yandaşa bedelinin onlarca kat fazlasına verdin?
  • Ülkeyi borç batağına sürükledin.
  • 4. Kuvvet denilen medyayı dönüştürüp sahibinin sesi haline getirdin?…
  • Taşeron sistemiyle madenciyi madene gömdün…
  • Ölmeyerek suç işleyen madenci yakınını danışmanına dövdürttün…
  • Yetmedi, tekme atarken ayağı acıdı diye rapor bile aldırdın…
  • Şimdi de acıyan ayağının bedeli olarak vekil adayı yaptın…İhale manyağı yaptığın obez müteahhide Türk Milletinin anasına sövdürttün… Sayende işçi ölümlerinde dünyada ikinci, AB’de birinciyiz… Çiftçiye ananı da al git, şehit annesine “o kadın” de… Çocuklarımızı bilerek ve isteyerek öldüren polise “destan yazdı” diye övgü düz… Üstüne bir de iki maaş ikramiye ver… Ne çok suç işledin sen öyle muhalefet?(!)

Daha bitmedi!!..

Kurtuluş savaşı yok dedin
Yunan galip gelseydi diyen İngiliz bağlantılı fesliyi saraylarda ağırladın. Baş tacı ettin… Verdiğin cesaretle bütün Cumhuriyet düşmanları cesaret bulup, ülkenin kurucusuna küfür etti. İftira etti… Anasına bile dil uzattı…. Sahi, Afyon Belediye Başkanınız Yunan adına şehitlik yapmaya bile kalkmıştı değil mi?(!) Misyonerliği serbest bırakıp Anadolu’yu kiliselerle donattınız… Sonra nedir bu sizin kadın düşmanlığınız?(!)… 16 senedir kadın cinayetleri sayenizde zirve yaptı?(!)… Çocuk tecavüzleri… Tecavüzcüleri; “bir kere olmuş” diye kayıran bakanınız… Üstelik kadın bir bakan….

Şimdi bazıları; “muhalefete oy yok” derken haksız mı şekerim(!)?? 

KENDİNİZE GELİN!!

Bugün HDP seçimin kaderini belirleyecek kilit parti konumuna geldiyse, bu durumun sorumlusu Güneydoğu’yu terörize eden AKP’dir. Diyarbakır meydanında PKK çaputları altında Öcalan’ın mektubunu muhalefet okumadı. Kürtlere; “Öcalan’ı sizin önderiniz olarak tanıyoruz” politikasını muhalefet dayatmadı. G. Doğu’ya PKK’nın istediği vali-kaymakam ve emniyet müdürlerini muhalefet atamadı.

AKP, besleyip büyüttüğü, seçimin kilit partisi haline getirdiği PKK’nın siyasal ayağını “büyük bir manevrayla” muhalefetin kucağına bıraktı. Çocuğunu geçici olarak komşuya bırakan anne gibi… Hiç merak etmeyin. 24 Haziran Kader seçiminden galip çıkarsa, çocuğunu geri alacaktır. Neden mi?

Reis İngiltere’ye gitti. Orada Chatham House ile görüştü.
Peki yanında kimler gitti? Açılımın mimarlarından biri olan Efgan Ala… Sizce neden? İngiltere’de neyin pazarlığı yapıldı? Dokuz maddede (açılım ve Kıbrıs dahil) anlaşmayı varıldı deniyor. Sen muhalefetin bazı söylemini bahane et, oy kullanma şekerim…

Anlamadığın şu;

Sen bu seçimde partileri değil, Türkiye’nin rejimini oylayacaksın!!

Bu seçimin sonunda, senin beğenmediklerin kaybederse,

Bir çocuğa;

 “Artık başbakansın. İster as, ister kes. “diyen zihniyet, isteyince asacak, isteyince kesecek bir güce kavuşacak.

Terörist yaftasıyla mallarına el koyabilecek. Gideceğin yargı olmayacak.

Bakın, size bir AK Partilinin bana attığı mesajı yazayım: “Hani iki laf vardır. Birisi dün dündür (AKP’nin Fetö övgüsünü savunmak için yazmış) bugün bugündür. Ve harp hileden ibarettir.”

AKP ve seçmeni seçimi harp olarak görüyor. Böyle olunca da hile yapmayı hak sayıyor.

Harp düşmana karşı yapılır. Bu durumda AK SEÇMEN DÜŞMAN OLARAK KİMİ GÖRÜYOR? MUHALEFETİ!!! Ve seçim onun için senin anladığın anlamda bir anlam taşımıyor. O seçimi düşmana karşı yapılan bir savaş olarak görüyor.

Bu kadar tehlikeli bir anlayışın ülkeyi ele geçirme yarışında oy kullanmamak, Cumhuriyetin tasfiyesine el vermektir.

Cumhur İttifakı kazanırsa, ortada cumhur falan kalmayacaktır. Cumhur teba olurken, her şeyin sahibi olduğuna inanan Erdoğan ve ailesi, Erdoğan Devletini kurmuş olacaktır. Bu gerçeği asla unutmayın!!

SONUÇ OLARAK

Bu güne dek hiçbir yazımda, hiç kimsenin yanlışını örtmedim. Hataların yandaşı olmadım. Olmam da. CHP ve İYİ Parti içine sokulan ve yabancı “sözde sivil kuruluşların” bazılarıyla (IRI, NED, TESEV gibi) bağlantısı olan isimler var.  Bu adları kabullenmemiz mümkün değildir. Bu seçim normal bir seçim olsaydı, Ekmeleddin olayında tavrım ne olmuşsa aynısı olurdu. Oysa bu seçim bir parti seçimi değildir. O nedenle oyumu kullanacağım. Çünkü Muhalefet Parlamenter sisteme dönme sözü verdi. Dönmek zorundadır.  

Ve ben Millet İttifakındaki partilerden daha çok, ittifakın tabanına güveniyorum. Bu taban diridir. Derdi vatanıdır. Bu tabana rağmen tepedekiler istediğini yapamaz. Sizler de kendinize güvenin. Bu partiler tabanına Ergenekon gibi bir tezgahı yutturamaz. Barzani denilen çapulcuyu alkışlatamaz. Komşularına ABD adına düşman olmayı kabul ettiremez. Aya otoban yaptık deyip alkışlatamaz. Türk askerini Haçlı adına savaştırmaya kalkışamaz.

Şimdi evimizde yangın var. Önce bu yangını söndürmeye odaklanacağız. Millet ittifakı kazanırsa, rehavet asla yok. Tarımdan eğitime, yargıdan milli ekonomiye…. Beyin jimnastiği yapıp, taleplerimizi bu ülkenin vatandaşları olarak dayatacağız.

HAYDİ SANDIĞA….