19 Mayıs’tan 23 Nisan’a

19 Mayıs’tan 23 Nisan’a

Örsan K. Öymen
Cumhuriyet, 18.5.20
19 Mayıs 1919, Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Sevr Antlaşması”na, işgal güçlerine ve emperyalizme karşı verdiği bağımsızlık savaşının başlangıcını temsil eden bir tarihtir. Atatürk, 16 Mayıs 1919’da Bandırma vapuru ile işgal altındaki İstanbul’dan Anadolu’ya doğru yola çıkmış, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a varmış ve buradan Havza, Amasya, Erzurum ve Sivas’a geçerek Kurtuluş Savaşı’nı örgütlemiştir.
Emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı olan Kurtuluş Savaşı iki cephede verilmiştir: Birincisi İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan işgal kuvvetlerine karşı, ikincisi de Osmanlı yönetimine karşı verilmiştir. Osmanlı Padişahı Vahdettin, Kurtuluş Savaşı’nı örgütleyen Atatürk hakkındaki ölüm fermanını ve idam kararını onaylamış, Atatürk’e, devlete karşı gelen isyancı ve eşkıya muamelesi yapmıştır.

Tarih, Osmanlı hükümetinin ve onu temsil eden Padişah Vahdettin’in vatan haini olduğunu, Atatürk’ün ise vatansever olduğunu kanıtlamıştır. Zaman, devlete sahip çıkıyormuş gibi görünüp devlete ihanet edenleri, devlete karşı geliyormuş gibi görünüp devlete sahip çıkanları ortaya çıkarmıştır!

Ancak bunun da ötesinde, Atatürk’ün İstanbul’daki Osmanlı hükümetine karşı verdiği mücadele, sadece vatan topraklarının işgaliyle bağlantılı bir konu değildi. Atatürk, cephede verdiği savaşı kazanması durumunda, nasıl bir devletin ve vatanın kurulacağına dair altyapıyı da bu savaş sırasında ortaya koymuştur. Kurtuluş Savaşı, sadece bir coğrafya parçası için verilmiş bir mücadele değildir.

  • Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet için, yani demokrasi için, yani halk egemenliği için verilmiş bir mücadeledir.

***
Cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmak” ifadesi günümüzde sık sık kullanılır. Oysa cumhuriyet ve demokrasi etimolojik özünde eşanlamlı sözcüklerdir. Bu bağlamda, “cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmak” ifadesi, “cumhuriyeti cumhuriyet ile taçlandırmak” anlamına gelmektedir ki bu da totolojik bir ifadedir. Cumhuriyet de demokrasi de halk egemenliğine dayalı yönetim biçimi anlamına gelmektedir. Birisi Arapçadır, diğeri Yunancadır. Arapçadaki “cumhur” ve Yunancadaki “demos”, halk anlamına gelmektedir.

Ancak günümüzde, adı cumhuriyet olduğu halde, fiilen cumhuriyet olmayan, yani halk egemenliğine dayanmayan o kadar çok devlet vardır ki, o nedenle “cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmak” ifadesi sık sık kullanılır hale gelmiştir. Oysa, “kâğıt üzerinde cumhuriyet olan devletleri, fiilen de cumhuriyet haline getirmek” veya “demokrasiyi fiilen uygulamak” ifadeleri daha yerinde olacaktır.

Atatürk, 9 Eylül 1923’te kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin ana ilkelerinden birisi olan Halkçılık kavramına, Kurtuluş Savaşı sırasındaki konuşmalarında ve yazışmalarında çok sık vurgu yaptığı gibi, halkın egemenliğini sağlamak amacıyla, 23 Nisan 1920’de, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kurmuştur. Atatürk böylece, bir yandan aldığı kararları halkın egemenliğine dayandırmıştır, bir yandan da cephedeki savaşı kazanması durumunda kuracağı devletin ve vatanın, Osmanlı İmparatorluğu’nun yapısından nasıl ayrılacağının ilk önemli işaretini vermiştir. Bu aynı zamanda, 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasının, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin kurulmasının ve 3 Mart 1924’te hilafetin kaldırılmasının yolunu açmıştır.

  • Padişahın egemenliğine dayalı monarşinin ve halifenin egemenliğine dayalı teokrasinin yerine, halkın egemenliğine dayalı cumhuriyet yönetimine doğru çok büyük bir adım atılmıştır.

***

Geçen ay 23 Nisan’da, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunun 100. yılını kutladık.

– Atatürk’ün adını ülkenin her yerinden silen,
– Atatürk’ün resmi vasiyetini çiğneyen,
– TBMM’de ettiği yemine sadık kalmayan,
– Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda ifade edilen demokratik, laik, sosyal hukuk devletini ortadan kaldıran,
– TBMM’nin yetkilerini kısıtlayan,
– ülkeyi padişah gibi yöneten
Cumhurbaşkanı” ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan,

kuruluşunun 100. yılında TBMM’ye de gelmedi!

19 Mayıs 1919’dan günümüze kadar yaşanan 101 yıllık deneyime rağmen Erdoğan’ın, 29 Ekim 2023’te, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılını kutlayacağına inanmak, çok geniş bir hayal gücü gerektirir.

2015 Yılı AYDINLANMA Konferanslarımız

2015 Yılı AYDINLANMA Konferanslarımız


Dostlar
,

Dün, 2015 yılı içinde kaleme alııp bu sitede ve değişik yerlerde yayımladığımız
86 makalemizin listesini ve erişkelerini (linklerini), tarihlerini sizlere sunmuştuk.
(http://ahmetsaltik.net/2016/01/01/2015-yili-aydinlanma-makalelerimiz-ve-konferanslarimiz/)

Geçtiğimiz yıl içinde, mesleksel (profesyonel, tıbbi) sunuşlarımız dışında, halkımıza dönük AYDINLANMA konferanslarımızı (17 adet) bilgiye sunmak istiyoruz.

2015 Yılı  A y d ı n l a n m a  Konferansları  [ 17 adet ]


Sıra no

Konferansın konusu

Yeri

Tarihi
1 Soğuklar ve Sağlığımızı Korumak (Canlı TV programı, yakl. 20 dk.) Kanal A, Ankara
http://youtu.be/BL6KLmmF-qs
05.01.2015
2 Türkiye’de Aydın Cinayetleri Neden Durdurulamıyor?
Katiller kim??
(görsel konferans)
Ulusal Güç Birliği Girişimi, İsparta 24.01.2015
3 Yabancı Dilde Eğitim : Türkçe Bilim Dili
Olabilir mi?
Cevizkabuğu Programı
(11. Dk., telefonla katılım)
08.02.2015
4 Dengeli Beslenelim, Sağlıklı Büyüyelim Batıkent Metot Koleji,
4-8. Sınıf öğrencilerine eğitim
05.03.2015
5 8 Mart Emekçi Kadınlar Günü Anısına :
Ülkemizde Toplumsal Şiddet ve Çözümü
Yüksek Ticaretliler Derneği
(Açıkoturum çerçeve sunumu)
06.03.2015
6 Türkiye’nin İçine Sürüklendiği Ekonomik Bunalım Ortamında Sağlık Giderleri Ulusal Kanal, Politika Kulisi,
İsmet Özçelik ile, 09:00-09:45
http://youtu.be/lNGeWe0HFy8
11.03.2015

7
Şarkılar – Türküler
Neyi Söyler??
Mozaik Radyo, FM 88.6, Ankara Eğitimci-Şair Abbas Turan ile, 2 saat 18.03.2015

8
Sağlık Hizmetlerinde Gelinen Çıkmaz;
Nasıl Planlamalı?
21. Yüzyıl İçin Planlama Seminerleri : Kamu Yönetimi, Kamu Maliyesi,
Kamu Personel Rejimi
10.04.2015
9 21. Yüzyılda Sağlık Hizmetlerinin Geleceği Namık Kemal Üniv. Tıp Fak. 13.04.2015
10 28 Nisan Dünya İş Sağlığı Gününde Dünyada ve Türkiye’de Durum :
Ne Yapmalı??
MESKA (Meslek Hastalıkları ve İş Kazaları) Vakfı, İstanbul 25.04.2015
12 19 Mayıs 1919’un 96. Yılı : Yeniden Doğuş
(Prof. Seçil Karal Akgül ve Suay Karaman ile)
Açıkoturum konuşması,
Ulusal Eğitim Derneği ve Eğitim İŞ
Ankara 1 ve 2 sayılı şube etkinliği
16.05.2015
13 AKP’nin Sağlıkta Dönüşüm masalı tıkandı mı, SGK iflasa mı gidiyor? Halk Kandırıldı, Çernobil faciası
29. Yılında
Ulusal Kanal, Bilim ve Toplum,
Prof. Şadi Yenen ile, 15:00-15 :50
17.05.2015
14 AKP’nin Kökü Dışarıda Sağlık Politikaları ve Gelinen Çıkmaz   EKOPOLİTİK, Çetin Ünsalan ile
Ulusal Kanal’da, (51 dk., 2,25 GB, Youtube)
https://youtu.be/Y-h6WdPKRqQ
19.08.2015
15 Prof. Aziz Sancar’ın NOBEL Ödülü ve
Halk / Toplum Sağlığına Beklenen Katkıları
AÜ SBF 21. Yüzyıl İçin Planlama Seminerleri ve Kurultayları. 11.10.2015
16 Türkiye’nin
Aydınlanma Sürecinde
Köy Enstitülerini’nin Bitmeyen İşlevi (Kuruluşlarının 75. Yılında Köy Enstitülerini
Neden Hala Anıyoruz?)
Ankara Üniversitesi Sağlık Bilimleri Fakültesi, açıkoturum (panel)
http://ahmetsaltik.net/2015/11/26/24-kasim-ogretmenler-gunu-kutlamasi-kurulusunun-75-yilinda-koy-enstituleri/
24.11.2015
17 ATATÜRK’ün Ankara’ya Gelişinin 96. Yılı..
(Görsel konferans,
Özgün Sistem Çankaya Koleji, İncek / Ankara
http://ahmetsaltik.net/2015/12/27/ataturkun-ankaraya-gelisinin-96-yildonumu-konferansimiz/ 25.12.2015

Listenin pdf biçimi : 2015_Yili_Aydinlanma_Konferanslari_Listesi

Ülkemizin AYDINLANMA sürecine – kavgasına – savaşımına katkısı olması dileğimizdir.
Konferansa ilişkin kayıti power point sunumu vb. belgelerin erişkeleri (linkleri) verilmiştir. Olmayanlar için ise o tarihteki site dosyaları tarih ya da uygun anahtar sözcükler kullanılarak çağrıldığında ekli belgelere erişilebilir.

Dileğimşz ve hedefimiz, Büyük ATATÜRK‘ün bizlere hedef gösterdiği
ÇAĞDAŞ UYGAERLIK DÜZEYİNİN DE ÖTESİNE GEÇMEKTİR..

Görünen o ki; 2016 çoook zor bir yıl olacak.. 2015’ten de zor olasılıkla..

Ancak eytişimsel (diyalektik) olarak biliyoruz ki, bu zorluklar aynı zamanda bünyelerindeki kolaylıkları da bize sunarlar..

Türkiye’nin Devrimci – Kemalist – bağımsızlıkçı – yurtsever – namuslu – mazlum ve
meşru birikimi bu değerlendirmeyi yapabilecek deneyim ve yeteneğe sahiptir.

Önümüzdeki temel tarihsel sorun, Türkiye’nin

– Devrimci
– Kemalist
– Bağımsızlıkçı
– Yurtsever
– Namuslu
– Mazlum ve
– Meşru

birikimini bir araya getirmek, bu muazzam gizilgüce (potansiyele) önderlik edebilmektir.
Bu tarihsel özgörevi (misyonu) ya CHP kendine gelerek yerine getirir ya gereği yapılır..

Türkiye Cumhuriyeti’nin geleceği rastlantılara bırakılamaz.

Tıpkı Mustafa Kemal Paşa‘nın 31 Ekim’i 1 Kasım’a bağlayan 1922 gecesi sabah saatlerine doğru, Saltanat’ın kaldırılması hakkındaki önergeyi görüşen ve kasıtlı olarak sürüncemeye alan BMM Komisyonunda, sıranınn üstüne çıkarak verdiği ültimatom gibi..
Merak edenler bu kısa – çarpıcı ve derhal sonuç veren birkaç tümceyi okuyabilirler, okumalıdırlar.. Üzerinde de düşünmelidirler ucuz – düzeysiz etiketler iliştirmeden önce..

Türkiye’nin vatanseverleri olarak ussal (rasyonel) umudumuz ve inancımız tamdır;
bu biline.. Bunun böyle bilinmesinde muhataplarımızın yararı vardır..

Mutlu yıllar Türkiye ve ve mutlu yıllar tüm İnsanlık!

Sevgi ve saygı ile.
01 Ocak 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

CUMHURBAŞKANI NASIL YARGILANIR ??


CUMHURBAŞKANI
NASIL YARGILANIR ??

http://odatv.com/n.php?n=cumhurbaskani-nasil-yargilaniyor-0506151200

Bu yazıda Cumhurbaşkanı’nın sorumsuzluğunun sınırları üzerinde durmaya çalışacağız.

portresi
Bülent SERİM
Anayasa Mahkemesi Eski Raportörü

 

Öncelikle belirtmek gerekir ki, bir cumhurbaşkanının 3 tür sorumluluğu söz konusudur;

– cezai,
– hukuki ve
– siyasi.

Bizim burada incelemeye çalışacağımız, cumhurbaşkanının görevden doğan
ceza sorumluluğudur.

Anayasada, Parlamenter sistemin gereği olarak, siyasal alanda tüm sorumluluk hükümete yüklenmiş; Cumhurbaşkanı’nın “vatana ihanet” dışında suçlanamayacağı belirtilmiştir
(m. 105). Bu sorumsuzluk, 1961 Anayasası’nda (m. 98) daha net ifade edildiği gibi,
cumhurbaşkanları görevi ile ilgili işlemlerden dolayı sorumsuzdur.

Bir cumhurbaşkanı bu maddenin sözel anlamına (lâfzına – sözüne) dayanarak her türlü
anayasal kuralı ihlal eder, hatta anayasayı rafa kaldırır,
anayasal düzeni fiilen değiştirmeye kalkarsa da suçlanamayacak mıdır?

Vatana ihanet suçu kapsamı nasıl belirlenecektir?

İHANET-İ VATANİYE KANUNU

İhanet-i Vataniye Kanunu, 23 Nisan 1920’de Büyük Millet Meclisi’nin (BMM) açılmasından sonra kabul edilen 2. yasadır. Kabul tarihi 29 Nisan 1920’dir.
Amaç, BMM’ne yönelik olası direnişleri kırmaktır.

15 Nisan 1923’te çıkarılan 335 sayılı Yasayla, Saltanatın kaldırılmasına ilişkin Meclis kararına ve BMM’nin meşruiyetine yayın yoluyla muhalefet etmek vatana ihanet kapsamına alınmıştır.

25 Şubat 1925’te Hıyanet-i Vataniye Kanunu’na eklenen bir maddeyle, “Dini ve
kutsal değerlerini siyasal amaçlara esas ve alet etmek amacıyla dernek kurmak”
 ile
“Dini ve dinin kutsal değerlerini alet ederek devlet şeklini değiştirmek, başkalaştırmak, devletin güvenliğini bozmak” da vatana ihanet kapsamına alınmıştır.

Bununla da yetinilmemiş, “Dini ve dinin kutsal değerlerini alet ederek halk arasına bozgunculuk ve ayrımcılık sokmak için, gerek tek başına gerek toplu olarak sözle yazıyla, eylemli olarak, nutuk söyleyerek ya da yayın yaparak harekette bulunanlar” da
vatan haini sayılmışlardır.

Savaş kazanıldıktan ve Cumhuriyet kurulduktan sonra, 1926’da kabul edilen 765 sayılı
Türk Ceza Yasası’nın (TCY) 163. maddesiyle, irticai eylem ve propagandalara verilen ceza hafifletilmiştir.

İhanet-i Vataniye Yasası ve TCY’nın 163. maddesi, irtica temeline dayalı başkaldırılar, ayaklanmalar ile Türk Devrimi’ne vurulmaya kalkışılan darbeyi önlemek gibi kutsal bir amaca hizmet etmiştir.

Ülke insanının bilisizlikten (cehaletinden) kaynaklanan dinci yapısı bilindiğinden,
Devrimlerin başarıya ulaşabilmesi için bu korumacılık gerekli görülmüştür.

Ne yazıktır ki, irticai gelişmeleri ve propagandayı önleyen “Hıyanet-i Vataniye Kanunu” ile eski TCY’nın 163. maddesi, Turgut Özal döneminde 12 Nisan 1991 günlü,
3713 sayılı Terörle Mücadele Yasası ile yürürlükten kaldırılmıştır.

Özal, Kemalist Devrimi sonlandıracak dinci gelişmelerin önünü açmak için
bu yasa ve maddenin yürürlükten kaldırılmasını sağlamıştır.

Böylece, Anayasa’nın, 

– “Kutsal din duyguları devlet işlerine ve politikaya kesinlikle karıştırılamaz.” diyen başlangıç bölümü kuralı ile

– “Devletin sosyal, ekonomik, siyasal ya da hukuksal düzeninin din kurallarına dayandırılmasını; dinin ve dince kutsal sayılan değerlerin siyasal çıkar sağlama amacıyla kullanılmasını yasaklayan” 24. maddesi kuralı yaptırımsız kalmıştır.

Bugünkü pervasız dinci gelişmelerin, eğitimin dincileştirilmesinin, siyasal alanlarda ve
Meclis çatısı altında dinci söylemlerin artmasının, irticanın Milli Güvenlik Siyaset Belgesinden çıkarılabilmesinin, modern ve çağdaş yaşam yerine tarikat ve cemaatlerin toplumsal yaşama egemen olmasının, toplumsal ve kamusal alanın daha İslami bir yapıya büründürülmesinin nedeni budur.

VATANA İHANET SUÇU YOK MUDUR ??

Hıyanet-i Vataniye Kanunu’nun yürürlükten kaldırılmasından sonra ve yasalarda tanımının bulunmaması nedeniyle, “vatana ihanet suçunun” nasıl saptanacağı tartışma konusu olmuştur.

Öncelikle belirtmek gerekir ki,

Suçun adının “vatana ihanet” olmaması, onun bu niteliğini ortadan kaldırmaz.
Yani suç oluşturan eyleme takılan ad değil, onun niteliği önemlidir.

TCY’nın 302-309. maddelerindeki;

– Devletin birliğini ve ülke bütünlüğünü bozmak,
– Düşmanla işbirliği yapmak,
– Devlete karşı savaşa tahrik etmek,
– Temel milli yararlara karşı eylemde bulunmak,
– Yabancı devlet aleyhine asker toplamak,
– Askeri tesisleri tahrip ve düşman askeri hareketleri yararına anlaşma yapmak,

– Düşman devlete maddi ve mali yardım yapmak,
– Anayasayı ihlal etmek,

Suçları, geleneksel ve niteliksel olarak “vatana ihanet” kapsamına giren suçları içermektedir.

ÖĞRETİNİN YAKLAŞIMI

Öğretide de aynı yaklaşımı görmek olanaklıdır.

Fransa’da Cumhurbaşkanı, “vatana ihanet” yerine kullanılan “yüksek ihanet”le suçlanabilmektedir. Fransız Anayasası’nda ve yasalarında “yüksek ihaneti” tanımlayan
bir düzenleme yoktur. Ne var ki Fransız bilim insanları özetle, “anayasal görev ve yetkilerinin kötüye kullanılmasını”, “anayasanın uygulanmasının reddedilmesini” yüksek ihanet saymaktadırlar. (Kemal Gözler, Türk Anayasa Hukuku, s. 542)

İtalyan Anayasası’na göre de İtalya Cumhurbaşkanı “sorumsuzdur” ve “vatana ihanet”dışında suçlanması olanaksızdır. İtalyan hukukçu Manzini’ye göre; “Devletin birlik, bütünlük ve bağımsızlığına karşı” işlenen suçlar ve “Anayasayı ihlal” vatana ihanet suçunu oluşturmaktadır. (Vural Savaş, Devrimci Hukuk, s. 226-227),

Türk hukukçular da aynı görüştedir. Prof. Sulhi Dönmezer ve Prof. Sahir Erman’a göre,
Türk vatanının bütünlüğüne, devletin anayasa ile kurulu düzenine karşı işlenen suçlar
vatana ihanet suçu kapsamına girmektedir.

Prof. Faruk Erem’e göre, 765 sayılı eski TCY’ndaki; Devletin bağımsızlığını zarara uğratmak, ulusal birliği ve ülke bütünlüğünü bozmaya çalışmak (m. 125), Anayasayı cebren ihlal etmek (m. 146), dinci propaganda yapmak (m. 163), “vatana İhanet” suçunu oluşturmaktadır.

Öğretideki bu değerlendirmeler, vatana ihanet suçunu oluşturacak nitelikteki eylemleri
ortaya koyması yönünden önemlidir.

KİM KARAR VERECEK?

Vatana ihanet bir sadakatin ihlali anlamındadır.
Her alanda ihlal olabilir.
Ama en ağır ihlal, devlete karşı olanlar ile anayasal düzeni fiilen yıkmaya çalışılmasıdır. Çünkü anayasalar kuruluş sözleşmeleridir ve anayasaların ihlalinde
“Kurucu İradeye” ihanet söz konusudur.

Vatana ihanet, aynı zamanda, ülkenin yüksek çıkarlarına aykırı biçimde
yetkilerin
kötüye kullanılmasından doğan siyasal bir suçtur.

Anayasa’ya göre, ceza yasalarındaki hangi suçların vatana ihanet oluşturacağına Yasama Organı karar verecektir. TBMM’nde 184 milletvekilinin (1/3) önerisi ve 413 milletvekilinin (3/4) kararıyla, bir suçun vatana ihanet olduğuna karar verilip, suç faili Yüce Divan’a sevk edilebilir. (m. 105)

Meclis İçtüzüğü’nden de aynı sonuca ulaşmak olanaklıdır.
İçtüzük’te; Yüce Divan’a sevk kararında

– “Hangi ceza kuralına dayanıldığı ve bu kuraldaki suçun hangi gerekçeyle
vatana ihanet sayıldığının..”
 

belirtilmesi gerektiği yazılıdır. Bu kural, ceza yaptırımı gerektiren bir suçun vatana ihanet olarak nitelendirilebileceğinin Meclis tarafından kabul edildiğini göstermesi yönünden önemlidir.

Şunu da belirtmek gerekir ki, bir suçun vatana ihanet niteliği taşıyıp taşımadığına karar verecek Meclis yetersayısı, karar vermeyi neredeyse olanaksız kılacak denli yüksek tutulmuştur.
Bununla birlikte bu kuralın değişmez olmadığını da anımsatmak gerekir.

Kısaca, suçun yasalarda açıkça yer almamasına güvenip,

“Beni vatana ihanetten başka suçtan yargılayamazsınız!” efelenmesiyle

* her gün anayasayı ihlal etmek
* “özerklik veriyoruz” numarasıyla ülkenin bölünmesine çabalamak, 
* “bizden olan-olmayan”yaklaşımıyla ulusal birliğe zarar vermek,
* laik-demokratik anayasal düzeni fiilen değiştirip İslami cumhuriyete uygun eylem, söylem ve işlemlerde bulunmak, 
* “yeni anayasa”yapıyoruz bahanesiyle “başkanlık” adı altında “diktatörlük” rejimini getirmeyi amaçlamak,
* Suriye Devleti ve halkına karşı sürekli suç işleyerek ülke güvenliğini tehlikeye düşürmek, 

“hayra alamet” gelişmeler değildir.

Zaten istediği türde (tek adam yönetimi) başkan olan bir kişi, neden “yeni anayasa” diye tutturur?

Hiç kuşkusuz sorumluluktan kurtulmak için!
Çünkü anayasa yok sayılarak, ihlal edilerek fiili durum yaratılmış, sivil darbe yapılmıştır. 

“Anayasa’yı tanımıyoruz”,
“Parlamenter rejim bekleme odasına alınmıştır” 

denilerek “sivil ara rejim” yani “sivil darbe”,  yapanlar tarafından da ilan edilmiştir.

Şimdi sıra, sorumluluktan kurtulmak için bu fiili darbe düzeninin anayasal dayanağa kavuşturulmasına gelmiştir.
============================================

Dostlar,

Aşağıdaki tümceler ise bu makale internette dolaşırken eklenenlerden…

“BİR MİLLET, UNSUR-U ASLİNİN İÇİNDEN ÇIKAN ŞAHISLAR TARAFINDAN
İDARE EDİLMİYORSA İZMİHLAL MUTLAK ve MUKADDERDİR.”                                 Gazi Mustafa Kemal ATATÜRK

****
​CUMHURBAŞKANI NASIL MI YARGILANIR?!
YASSIADA’daki GİBİ:
ELLERİ BAĞLI OLMAYARAK DURUŞMA SALONUNA ALINIR,
SANIK İSKEMLESİNE, YARGIÇLAR KURULUNUN KARŞISINA DİKTİRİLİR, TERLERİNİ SİLMESİ İÇİN ELİNE KÂĞIT MENDİL VERİLİR.
AĞLAMALARI DİNLENİR, SİLİVRİ’YE GÖNDERİLİR.

NOT: ÇİFT KATLI SIZDIRMAZ DON GİYDİRİLİR.
*****

İlgililerinin bilgisine sunulur..

“Ne oldum değil, ne olacağım??”  

Büyük atasözüdür..

Değerli dostumuz, yetkin hukukçu Sayın Bülent Serim‘e teşekkür ederiz.

Sevgi ve saygı ile.
07 Haziran 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

SÖYLEV’den Seçkiler (Prof. Dr. Özer Ozankaya) / Quotations from Ataturk’s Great Speech “NUTUK”

SOYLEV_seckisi_O_Ozankaya_ Aralik1997

Servis Edilen Yeni Osmanlıcılık ve ATATÜRK’ün Osmanlılar Hakkında Görüşleri / Recently Served Neo-Ottomanizm and Atatürk’s Opinions on Ottomans

Neo_Osmanliclilik_ve_Ataturk’un_Gorusleri