ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 02 Eylül 2020

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

RAHMET

Ayasofya’da lanet okuyan DİB Erbaş 26 Ağustos’ta Alparslan’la birlikte Atatürk’e de rahmet diledi.
Mehteran, iki ileri bir geri…

TAKVİM

DİB 2021 takvimi için 10 milyon TL harcayacak.
Çok hayırlı iş!…

SEL

Giresun’da sel 16 can ve pek çok malı götürdü.
HES, yandaş müteahhit, avanta,
Olay olunca görüntü ver vatandaşın yanında…

TAZMİNAT

Ermenilerin girişimleriyle dünya genelindeki bazı örgütler Sevr Antlaşması’nın uygulanması ve Ermenilere tazminat ödenmesi için çağrı yaptı. Bildiriye HDP Gençlik Meclisi de imza attı.

HDP cami duvarını aştı…

AYAK

AKP’li Mahir Ünal FETÖ’nün siyasi ayağı için, “Siyasete sızmayı hiçbir zaman düşünmediler, emniyete sızdılar, yargıya sızdılar; siyasete sızmayı hiçbir zaman düşünmediler” ifadelerini kullandı.

Sızmaya gerek yoktu, içindeydi…

EKMEK

Erzincan’da, mesire alanında, mısır tezgahı belediye görevlilerince kaldırılmak istenilen Yavuz Polat kendini yaktı. 

Protokol cenazede değil de ekmek parası kazandırmada yanında olsaydı…

GEREKÇE

Müyesser Yıldız’ın avukatı Erhan Tokatlı, Yıldız hakkında tutukluluğa devam kararı veren hakimin “şüphelilerin salıverilmesi halinde adaletin işleyişine zarar verecek faaliyetlerde bulunma tehlikesi” şeklindeki gerekçesini “iftira” niteliğinde bularak HSK’ya şikayetçi oldu.

FETÖ mahkemelerini unutmamızı istemiyorlar…

VİRÜS

Beş Balıkesir AKP milletvekili 27 Ağustos’ta temel atma törenine katıldı, üç gün sonra virüs gerekçesiyle 30 Ağustos Zafer Bayramı törenine katılmadı.

Milliyetsizlik virüsü…

KÜÇÜLME

Yılın 2. çeyreğinde ekonomimi %9.9 küçüldü.

Bakan damat ve kayınpeder;

Bunu da süsleyip güzel gösterirler…

19 Mayıs’tan 23 Nisan’a

19 Mayıs’tan 23 Nisan’a

Örsan K. Öymen
Cumhuriyet, 18.5.20
19 Mayıs 1919, Mustafa Kemal Atatürk’ün, “Sevr Antlaşması”na, işgal güçlerine ve emperyalizme karşı verdiği bağımsızlık savaşının başlangıcını temsil eden bir tarihtir. Atatürk, 16 Mayıs 1919’da Bandırma vapuru ile işgal altındaki İstanbul’dan Anadolu’ya doğru yola çıkmış, 19 Mayıs 1919’da Samsun’a varmış ve buradan Havza, Amasya, Erzurum ve Sivas’a geçerek Kurtuluş Savaşı’nı örgütlemiştir.
Emperyalizme karşı bir bağımsızlık savaşı olan Kurtuluş Savaşı iki cephede verilmiştir: Birincisi İngiliz, Fransız, İtalyan ve Yunan işgal kuvvetlerine karşı, ikincisi de Osmanlı yönetimine karşı verilmiştir. Osmanlı Padişahı Vahdettin, Kurtuluş Savaşı’nı örgütleyen Atatürk hakkındaki ölüm fermanını ve idam kararını onaylamış, Atatürk’e, devlete karşı gelen isyancı ve eşkıya muamelesi yapmıştır.

Tarih, Osmanlı hükümetinin ve onu temsil eden Padişah Vahdettin’in vatan haini olduğunu, Atatürk’ün ise vatansever olduğunu kanıtlamıştır. Zaman, devlete sahip çıkıyormuş gibi görünüp devlete ihanet edenleri, devlete karşı geliyormuş gibi görünüp devlete sahip çıkanları ortaya çıkarmıştır!

Ancak bunun da ötesinde, Atatürk’ün İstanbul’daki Osmanlı hükümetine karşı verdiği mücadele, sadece vatan topraklarının işgaliyle bağlantılı bir konu değildi. Atatürk, cephede verdiği savaşı kazanması durumunda, nasıl bir devletin ve vatanın kurulacağına dair altyapıyı da bu savaş sırasında ortaya koymuştur. Kurtuluş Savaşı, sadece bir coğrafya parçası için verilmiş bir mücadele değildir.

  • Kurtuluş Savaşı, Cumhuriyet için, yani demokrasi için, yani halk egemenliği için verilmiş bir mücadeledir.

***
Cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmak” ifadesi günümüzde sık sık kullanılır. Oysa cumhuriyet ve demokrasi etimolojik özünde eşanlamlı sözcüklerdir. Bu bağlamda, “cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmak” ifadesi, “cumhuriyeti cumhuriyet ile taçlandırmak” anlamına gelmektedir ki bu da totolojik bir ifadedir. Cumhuriyet de demokrasi de halk egemenliğine dayalı yönetim biçimi anlamına gelmektedir. Birisi Arapçadır, diğeri Yunancadır. Arapçadaki “cumhur” ve Yunancadaki “demos”, halk anlamına gelmektedir.

Ancak günümüzde, adı cumhuriyet olduğu halde, fiilen cumhuriyet olmayan, yani halk egemenliğine dayanmayan o kadar çok devlet vardır ki, o nedenle “cumhuriyeti demokrasi ile taçlandırmak” ifadesi sık sık kullanılır hale gelmiştir. Oysa, “kâğıt üzerinde cumhuriyet olan devletleri, fiilen de cumhuriyet haline getirmek” veya “demokrasiyi fiilen uygulamak” ifadeleri daha yerinde olacaktır.

Atatürk, 9 Eylül 1923’te kurduğu Cumhuriyet Halk Partisi’nin ana ilkelerinden birisi olan Halkçılık kavramına, Kurtuluş Savaşı sırasındaki konuşmalarında ve yazışmalarında çok sık vurgu yaptığı gibi, halkın egemenliğini sağlamak amacıyla, 23 Nisan 1920’de, Türkiye Büyük Millet Meclisi’ni kurmuştur. Atatürk böylece, bir yandan aldığı kararları halkın egemenliğine dayandırmıştır, bir yandan da cephedeki savaşı kazanması durumunda kuracağı devletin ve vatanın, Osmanlı İmparatorluğu’nun yapısından nasıl ayrılacağının ilk önemli işaretini vermiştir. Bu aynı zamanda, 1 Kasım 1922’de saltanatın kaldırılmasının, 29 Ekim 1923’te Cumhuriyetin kurulmasının ve 3 Mart 1924’te hilafetin kaldırılmasının yolunu açmıştır.

  • Padişahın egemenliğine dayalı monarşinin ve halifenin egemenliğine dayalı teokrasinin yerine, halkın egemenliğine dayalı cumhuriyet yönetimine doğru çok büyük bir adım atılmıştır.

***

Geçen ay 23 Nisan’da, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin kuruluşunun 100. yılını kutladık.

– Atatürk’ün adını ülkenin her yerinden silen,
– Atatürk’ün resmi vasiyetini çiğneyen,
– TBMM’de ettiği yemine sadık kalmayan,
– Türkiye Cumhuriyeti Anayasası’nda ifade edilen demokratik, laik, sosyal hukuk devletini ortadan kaldıran,
– TBMM’nin yetkilerini kısıtlayan,
– ülkeyi padişah gibi yöneten
Cumhurbaşkanı” ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan,

kuruluşunun 100. yılında TBMM’ye de gelmedi!

19 Mayıs 1919’dan günümüze kadar yaşanan 101 yıllık deneyime rağmen Erdoğan’ın, 29 Ekim 2023’te, Türkiye Cumhuriyeti’nin kuruluşunun 100. yılını kutlayacağına inanmak, çok geniş bir hayal gücü gerektirir.

KUTSAL SAVAŞI YÖNETEN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

KUTSAL SAVAŞI YÖNETEN TÜRKİYE BÜYÜK MİLLET MECLİSİ

Ahmet Nişancı
E. Öğretmen, 23.04.2020

Ulusların yaşamlarında önemli günler vardır.

Bu önemli günler uluslarca Ulusal Günler ve Milli Bayramlar olarak kutlanır.

Yeni Türkiye Devleti Cumhuriyet’i 29 Ekim 1923 günü ilan ve kabul etmişse de, Türkiye Cumhuriyeti’nin gerçek kuruluş tarihinin birçok tarih ve sosyal bilimci tarafından 23 Nisan 1920 olduğu, bu tarihin Türkiye Devletinin doğum günü olduğu konusundaki değerlendirmelere de katılmakta bir sakınca görülmemelidir.

23 Nisan 1920 / Kutsal Savaşı Yöneten T. B. M. Meclisinin Açılışı

23 Nisan 2020 Türkiye Büyük Millet Meclisinin (TBMM) açılışının (100.) Yüzüncü Yılı. Ulusların yaşamında önemli günlerin yükselişlerin yüz yıl ya da yüz yıllara ulaşmasının tarihsel anlamının değerlendirilmesi ve o yüz yılın her türlü koşullar zorlanarak da olsa en üst düzey görevlilerin katılımıyla, en üst düzey hazırlık ve etkinliklerle kutlanması modern bir ülke için vazgeçilemeyecek bir görevdir. (“zorlanarak” sözcüğü Corona Virüs/ Covid 19 salgını nedeniyle kullanılmıştır.) Bu önemin nedeninin yediden yetmişe tüm vatandaşlar tarafından bilinmesi, gereğinin yerine getirilmesi ve gelecek kuşaklara aktarılması gerekir.

Osmanlı Padişahı ve Saray Yönetimi Yok Düzeyindedir

Altı yüz yıl Türk Yurdu, yönetildiği Osmanlı İmparatorluğu 1. Dünya Savaşından yenik çıkınca, Padişahuın kabul ettiği Sevr Antlaşması ile parçalanmanın eşiğine gelmiştir. Ülkemizin birçok yeri Emperyalist Avrupa Devletleri /İngiltere, Fransa, İtalya, Yunanistan tarafından tam bir işgal altındadır ve paylaşılmak için gün sayılmaktadırlar. Doğuda Ermeniler kışkırtılarak başkaldırmıştır ve orada bağımsız bir devlet kurma arzusundadırlar; içimizde azınlık olarak yüzyıllardır iyi komşuluk ilişkileri ve varlık içinde, ayrıcalıklı olarak yaşayan Rumlar, Ermeniler hainlik içindedirler; İstanbul’da Padişah Vahdettin ve saray yönetimi, ülkemiz gibi tutsaklık altındadır, teslim alınmışlardır. (AS: Ama Sevr Aanlaşmasını kabulş etti!?)

Ulusun kurtuluşunu topluca karşı koyulacak bir savaşta gören Mustafa Kemal,  Amasya Genelgesi’yle (22 Haziran 1919) kurtuluşun yolunu gösterecektir.

  • Vatanın Bütünlüğü, Milletin İstiklâli tehlikededir.  
    (Amasya genelgesi 1. madde)
  • Milletin Bağımsızlığını Yine Milletin Azmi ve Kararı Kurtaracaktır. 
    (Amasya Genelgesi 3. madde) 

Erzurum Kongresi öncesinde General Üniformasını çıkararak milletin bir ferdi olarak kurtuluşa giden Kutsal İsyanı başlatacaktır. Sivas Kongresi ile oluşturulan Önder Kadrosuyla Ankara’ya gelerek milletin azmi ve kararını temsil edecek TBMM açılacak ve Türk Kurtuluş Savaşı bu Kutsal İsyanı yönetecek Meclisle başarıya ulaşacaktır.

23 Nisan 1920 : Kutsal Savaşı Yöneten Türkiye Büyük Millet Meclisinin Açılışı

Kurtuluşu ve Kuruluşu yönetecek T.B.M. Meclisi 23 Nisan 1920 Cuma günü dualarla açıldı. Ankara’da yeni bir Türk Devleti kurmak üzere başında yeminli Mustafa Kemal’in olduğu yeni bir Ulusal Meclis, önünde kurtarılacak bir yurt göreviyle yükümlü, zor bir görevin beklediği, üstesinden gelebilmek için varlıklarını her şeyin üstünde tutmak zorunda olan yurdu kurtarmak görevine soyunmuş bir T.B.M. Meclisi Hükümeti vardır artık. Kuruluş aşamasındaki bu 1. Meclis her ideolojiden ve meslekten insanlarla kurulu bir karma yapı barındırmaktadır. Bu Meclis, birçok konuda geriye dönük kişilerin atılımların önüne set koymaya çalışmalarına karşın, Büyük Önder Mustafa Kemal Paşa’nın akılcı yönetimiyle Kurtuluş Savaşını üstün bir başarıyla yönetmiştir.

Meclisin Önündeki Zorluklarla Dolu Büyük Görevin Açmazları

Bir Kutsal İsyanla başlayarak kazanılan bu Kutsal Savaş ve sonunda sağlanan Kutsal Barış hangi güçlükler aşılarak kazanılmıştır? Bu soruyu ve yanıtını milletin her bireyinin beyinlerinde bir fırtına yaratırcasına oluşturup yerleştirmedikçe ve bugünkü nesilden gelecek kuşaklara aktarma görevini yerine getiremedikçe Türkiye Cumhuriyeti için tehlike her zaman var olacaktır.

Meclisin açıldığı zaman içinde Sevr Antlaşması Osmanlı Devleti’ni yönetenler tarafından kabullenilmiş, tehlike olarak değerlendirdikleri yörelerimiz, topraklarımız işgal güçlerinin yeni bahaneleriyle işgal ettikleri önceki topraklarımıza eklenmektedir. İngilizlerin desteğiyle İzmir’e asker çıkaran Yunan Kuvvetleri ilerlemelerini Aydın, Afyon boyunca genişletmekte ve geçtikleri kentlerimizi yakıp yıkmakta ve halkımızı vahşice katletmekte, kadınlarımızın, kızlarımızın namuslarını kirletmekte, çocuklarımızı süngüleyerek eğlenmektedirler.

Türkiye Büyük Millet Meclisi Hükümetine karşı, Osmanlı Saray Yönetiminin teşvik ve destekleriyle iç isyanlar çıkarılarak kurtuluş hareketine engeller koymaya çalışılmakta, içimizde yüzyıllarca en iyi şekilde varlık içinde ve ayrıcalıklı olarak yaşattığımız Rumlar, Ermeniler hainlikleriyle işgal güçlerinin yanında yer almakta, biz komşularını kalleşçe arkadan vurmaktadırlar.

Savaş sürecinde Türk toplumunun yapısı, Ordunun durumu, savaş ekonomisi, halkın desteği bir başka yazıya bırakılarak; bu metinde Atatürk’ün Ulusal Bayram olmanın yanında Türk çocuklarına bayram olarak armağan ettiği 23 Nisan’ın geçirdiği evrelere yer verilmiştir.

23 Nisan’ın Geçirdiği Evrelere Ait Bilgiler

23 Nisan 1920,  T.B.M. Meclisi’nin açılışıyla ulusumuzun tarihinde çok önemli bir gün olma özelliği, ulusallık kazanmıştır. Bu ulusal günün bugüne değin kutlanması aşamasında geçirdiği evrelerin hepsi akılda tutulamasa da, zaman zaman hatırlanması için evinizdeki önem verdiğiniz bir bilgi dosyasında bulundurulması, özellikle de çocuklarınıza bu günün öneminin kavratılması okullarımıza/ öğretmenlerimize olduğu kadar aileler için de bir görev olmalıdır.

1-      1920 / 23 Nisan – Türkiye Büyük Millet Meclisi açılmıştır.
2-      1921/ 23 Nisan – İlk olarak Bayram olarak kutlanmıştır.
3-      1921/ 2 Mayıs – 23 Nisan Yasa ile Milli Bayram olarak kabul edilmiş ve Ceride-i Resmiye (Resmi Gazete)’ de yayınlanarak yürürlüğe girmiştir.  İki maddeden oluşan kanunun;

  1. Maddesi: “TBMM’nin ilk yevmi küşadı (açılış zamanı) olan 23 Nisan günü milli bayramdır.”
  2. Maddesi: “Tarihi kabulünden muteber (geçerli) olan işbu kanunun icrasına (yürütülmesine) Türkiye Büyük Millet Meclisi memurdur. Bu yasanın kabul edilmesiyle 23 Nisan her yıl coşkuyla ve büyük bir mutlulukla milli bayram olarak kutlanmıştır.
    4-      1924, 23 Nisan’ın her yıl Mustafa Kemal (Atatürk ) buyruğu ile Egemenlik Bayramı olarak kutlanmasına karar verilmştir.
    5-      1927/ Ulusal Egemenlik Bayramı Türkiye Himaye-i Etfal  (Çocuk Esirgeme) Cemiyeti’nin öncülüğünde daha ayrıntılı bir bayram kutlamasına dönüştürülmüştür.
    6-      1929/ 23 Nisan Mustafa Kemal (Atatürk) tarafından Türk Çocuklarına armağan edilmiş ve 23 Nisan Çocuk Haftasına dönüştürülmüş, zengin etkinliklerle kutlamalar yapılması gelenekleşmiştir.
    7-      1935/ 27 Mayıs tarihinde kabul edilen “Ulusal Bayramlar ve Genel Tatiller Hakkında Kanun ile 22 Nisan öğleden sonra ve 23 Nisan gününün Ulusal Egemenlik Bayramı olarak kutlanması yasalaşmıştır.
    8-      1979 /  23 Nisan Ulusal Egemenlik Bayramımız Yurtdışındaki temsilciliklerimizde de ve ilk olarak davet edilen dünya çocuklarının katılımıyla Uluslararası Çocuk Bayramı olarak kutlanmaya başlanmıştır.
    9-      1983/ 20 Nisan –1981 tarihli Ulusal Bayramlar ve Genel Tatiller Hakkında Kanunda yapılan değişiklikle 23 Nisan ““Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı” olarak düzenlenmiştir.  Böylece 1929 yılından bu yana Mustafa Kemal (Atatürk) ‘in bayram olarak çocuklara armağan etmiş olduğu “Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı‘na “Çocuk” sözcüğü yasayla eklenmiştir.

Bu 23 Nisan’da yüzüncü yılını kutlayacağımız Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı’nı coşku içinde kutlamamız salgın durumu alan Korona Virüs bulaşı nedeniyle olanaklı olmasa da, büyüklü küçüklü hepimiz bu bayramı içimizde çocuksu bir sevinç içinde yaşamalı, yaşatmalıyız.

Ulusumuzun kurtuluşa giden yolunda bir köşe başı taşı olan 23 Nisan’ı bize sonsuza dek kutlayacağımız bir ulusal gün olarak armağan ve emanet eden Yüce Atatürk’e, O’nun dava ve silah arkadaşlarına, milyonlarca şehitlerimize sonsuz şükranlarımızı sunuyoruz; ruhları sevinçli olsun.

  • Ulusumuzun Ulusal Egemenlik ve Çocuk Bayramı,
    tüm ulusumuza kutlu olsun!

Atatürk’ü anlayabilmek ve anlatabilmek için…

Atatürk’ü anlayabilmek ve anlatabilmek için…

Emre Kongar
ekongar@cumhuriyet.com.tr
Cumhuriyet
, 10 Kasım 2019

(AS: Bizim kısa katkımız yazının altındadır..)

Sevgili okurlarım, siz bu satırları okurken ben Almanya’da, Türk Üniversiteliler Derneği’nin davetlisi olarak Köln Üniversitesi’ndeki bir toplantıda Atatürk’ü anlatıyor olacağım.

Atatürk’ü anlayabilmek ve anlatabilmek için hem insanlık tarihini hem de insanlık tarihi içinde özellikle dinler tarihi ile Selçuklu-Osmanlı-Cumhuriyet tarihini, savaşlar, siyasal rejimler ve devrimler açısından iyi bilmek, özümlemiş olmak gerekmektedir. Ancak bu bilgilerle, Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün aksakallı acımasız tarihi nasıl mağlup ettiğini, onun karşı konulmaz gücüne nasıl boyun eğdirdiğini anlayabilir ve anlatabilirsiniz.
***
İnsanlık tarihini iyi bilecek ve iyice özümlemiş olacaksınız:

Toplayıcılık-Avcılık Dönemi’ndeki göçebe toplumları, Tarım Devrimi’yle ortaya çıkan din-tarım imparatorluklarını, Endüstri Devrimi’yle oluşan ulusal devletleri, Bilişim Devrimi’nin etkilerini öğrenmiş, onlar hakkındaki bilgileri sindirmiş olacaksınız.

Siyasal tarihi, devrimler tarihini ve dinler tarihini iyi bileceksiniz.

Siyasal tarih içinde dinlerin rolünü iyi anlayacaksınız. Din ve siyaset ilişkilerini devrimler tarihi açısından özümlemiş olacaksınız.

İslam tarihini bütün öteki dinlerin tarihleriyle birlikte, siyasetteki rolünü anlayarak en ince ayrıntılarına kadar bileceksiniz.

Selçuklu-Osmanlı-Cumhuriyet tarihini çok iyi bileceksiniz.
Bu tarihin, insanlığın gelişmesi içindeki yerini, katkılarını, eksiklerini, öteki toplumlarla ve devletlerle olan ilişkilerini, rolünü iyi değerlendirmiş olacaksınız.
***
Bu genel bilgileri iyice sindirdikten sonra, özellikle Amerikan, Fransız, Rus ve Türk Devrimlerini çalışacaksınız.
Siyasal akımları, sömürgeciliği, liberalizmi, kapitalizmi, emperyalizmi, faşizmi, Marksizmi, Leninizmi, demokrasiyi öğreneceksiniz.
İşte ancak ondan sonra, Osmanlı İmparatorluğu’nun, aksakallı merhametsiz tarihin ellerinde son nefesini nasıl verdiğini, Sevr Antlaşması’na nasıl mahkûm edildiğini anlayabilir…

Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün yalnızca Kurtuluş Savaşı’yla değil, Atatürk Devrimleriyle de bu tarihe Trakya ve Anadolu’da nasıl diz çöktürdüğünü ve Lozan ile kurulan Türkiye Cumhuriyeti’nin farkını görebilirsiniz!
***
Ben aile ve toplumsal değişme üzerinde ihtisaslaşmaya çalışan bir toplumbilim öğrencisi olarak akademik yaşamımın çok önemli bir bölümünü Türk Devrimi’ni ve elbette onun lideri olan Atatürk’ü öğrenmeye ve anlamaya vakfettim.

Hâlâ da bilgilerimin çok eksik olduğunu fark ediyorum; bu nedenle de bıkmadan, usanmadan, okumaya öğrenmeye devam ediyorum.

Siz bu satırları okurken, “Atatürkçü Devrim Modeli” çerçevesindeki bilgilerimi Almanya’daki dinleyicilerime aktarıyor olacağım.

  • YAŞASIN MUSTAFA KEMAL ATATÜRK:
  • YAŞASIN O’NUN KURDUĞU DEMOKRATİK TÜRKİYE CUMHURİYETİ!
    ===========================================
    Dostlar,

Çok değerli Aydınlanmacı yazar, düşünür, bilim ve eylem insanı, Atatürkçü – Devrimci savaşım (mücadele) insanı Sn. Prof. Dr. Emre Kongar’a çok şey borçluyuz..
80 yalına dayanan bu bilge insan, alçakgönülülüğü ile de örnek oluyor..
Ankara Üniversitesi SBF – Mülkiye’yi (Siyasal Bilgiler Fakültesi) bitirdikten sonra 60 yıla yakın zamandır Sosyoloji çalışan Prof. Kongar, kendisini “hala bir Sosyoloji öğrencisi” olarak tanıtmakta.
Son 1-2 yıldır da TELE1’de hafta içi her akşam saat 20:00’de 18 dakika (sıklıkla aşılıyor doğallıkla) programını, yine çok değerli ve yürekli – çalışkan – üretken gazetecei -yazar Sayın Merdan YANARDAĞ ile gündemi yorumlayarak çözüm yolları öneriyorlar..
Bu programın kaçırılmamasını öneriyoruz..

Bu verile ile Sn. Kongar ve Sn. Yanardağ’a teşekkür eder, şükranlarımızı sunarız.

(Not : Bu arada, bizim da 1996’dan bu yana AYDINLANMA konferanslarımız yurt içi, dışı.. 1520’yi buldu! Ülkemize, insanımıza, Yüce Atatürk’ün ışıklı yoluna bizden de bir tutam katkı..)

Sevgi ve saygı ile. 11 Kasım 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

97 yıl önce halk olduk!..

97 yıl önce halk olduk!..

Ümit ZİLELİ
SÖZCÜ, 02.11.19

(AS: Bizim kısa katkımız yazının altındadır..)

Tarih 30 Mart 1919…
Mustafa Kemal‘in Samsun’a hareket etmesine henüz 47 gün vardı… İstanbul’un gayriresmi işgalinden beri İngilizlerin himayesine girmek için her yolu deneyen Padişah Vahdettin, o gün İngiltere’den resmen manda isteminde bulundu!..

Padişah adına Amiral Calthorpe‘un ayağına dek giden Osmanlı Sadrazamı Damat Ferit manda önerisini sundu. Neler mi vardı, Osmanlı’nın İngiltere’ye tümüyle boyun eğdiğini anlatan bu aşağılık öneride?..

-İngiltere, sultanın egemenliğindeki Asya ve Avrupa topraklarından gerekli gördüğü yerleri, Osmanlı’nın yabancılara karşı bağımsızlığını korumak ve içeride huzurunu sağlamak aracıyla 15 yıl süreyle işgal edecektir.
-Ermenistan, İngiltere’nin isteğine göre bağımsız ya da özerk cumhuriyet olarak kurulacaktır.
-Karadeniz ve Çanakkale Boğazlarındaki bütün tahkimat yıkılacak ve bu bölgeler İngilizler tarafından işgal edilecektir.
-İngilizler bir dostluk belirtisi olarak, Osmanlı bakanlıklarına İngiliz müsteşarlar atanmasına rıza gösterecektir.
-Her ilde bir İngiliz başkonsolosu bulunacaktır. Bunlar valilere 15 yıl süreyle danışmanlık yapacak, parlamento seçimleri ve yerel seçimler bu konsolosların gözetimi altında yapılacaktır.
-İngiltere gerek merkezde gerekse illerde maliyeyi denetim hakkına sahiptir.

Bu sefil manda önerisiyle Padişah sözde kendi tahtını güvence altına alıyor, karşılığında koca memleketi içindeki insanlarla birlikte emperyalizme peş keş çekiyordu!.. Damat Ferit, aynı öneriyi, Kurtuluş Savaşı başladıktan sonra, 8 Eylül 1919’da bir kez daha yineleyecektir!..

İngilizler ise Osmanlı’nın tümüyle bittiğini, yapabilecek hiçbir şeyinin olmadığını bildiği için görmezden gelecek, bunun yerine aynı kıratta bir başka “ölüm fermanı” olan Sevr Antlaşması‘nı dayatacaktı…

Ne denli yanıldıklarını görmeleri için yaklaşık 4 koca yıl geçecekti!..

Büyük zafer ve halkın egemenliği

Kurtuluş Savaşı, fiili olarak İzmir’in kurtuluşu (AS: 9 Eylül 1922) ve ardından 11 Ekim 1922’de Mudanya Ateşkes Antlaşması ile sona ermiş, 24 Temmuz 1923’te Lozan Antlaşması‘nın imzalanmasıyla resmen bitmişti… O alçakça “manda önerileri”, Sevr Antlaşması ise tarihin çöplüğüne yollanmıştı…

Ancak bu Antlaşma o denli kolay sağlanamamıştı. Türkiye, başta İstanbul olmak üzere işgal altındaydı. İstanbul’da Padişah hükümeti, Ankara’da ise TBMM hükümeti vardı. Bundan yararlanmak isteyen yabancı güçler, her iki hükümeti de barış masasına davet ederek Türkiye’nin elini zayıflatmaya çalışıyor, Sevr’in daha yumuşak bir örneğini kabul ettirme kurnazlığına başvuruyorlardı… Mustafa Kemal, her şeyin farkındaydı. Bu iki başlılığın derhal ortadan kaldırılması gerekiyordu…

Yakın arkadaşları tarafından Meclis’e “saltanatın kaldırılması” için verilen önerge ile büyük tartışmalar başladı. Saltanat yandaşları, önergeyi engellemek için her yolu deniyorlardı. Büyük Devrimci, sonuca gitmek için başka bir çare bulamayınca söz istedi ve önündeki sıranın üzerine çıkarak açık, kesin ve yüksek bir sesle şu konuşmayı yaptı:

  • Efendiler, egemenliği hiç kimse, hiç kimseye, bilim gereğidir diye, görüşmeyle, tartışmayla vermez. Egemenlik, güçle, erkle ve zorla alınır. Osmanoğulları, zorla Türk Milleti’nin egemenliğine el koymuşlardı. Bu yolsuzluklarını altı yüzyıldan beri sürdürmüşlerdi. Şimdi de Türk Milleti bu saldırganlara, “artık yeter” diyerek ve bunlara karşı ayaklanarak egemenliğini kendi eline almış bulunuyor. Bu bir olup bittidir. Söz konusu olan, millete egemenliğini bırakacak mıyız, bırakmayacak mıyız sorunu değildir. Sorun, olmuş bitmiş bir gerçeği yasa ile saptamaktan başka bir şey değildir. Bu, ne olursa olsun yapılacaktır. Burada toplananlar, Meclis ve herkes sorunu doğal bulursa, sanırım ki uygun olur. Yoksa yine gerçek, yöntemine göre saptanacaktır; ama ihtimal bazı kafalar kesilecektir!..

Bu konuşmanın ardından Ankara Milletvekili Hoca Mustafa Efendi, Gazi’ye seslenerek şöyle diyecekti:

Bağışlayınız efendim; biz sorunu başka bakımdan ele almıştık. Açıklamalarınızdan aydınlandık.

Aynı gün, 1 Kasım 1922’de Saltanatın kaldırılması oybirliği ile kabul edildi ve Osmanlı Devleti tarihe karıştı.

Türk Milleti yüzyıllar sonra kul olmaktan, özgür ve bağımsız bir halk olmaya doğru dev bir adım atmıştı. Sırada Cumhuriyetin ilanı ve Halifeliğin kaldırılması vardı!..

Haysiyetsiz (AS: onursuz) bir kaçışın utandırıcı hikayesi (AS: öyküsü) !..

Ankara’da yapılan Devrim, İstanbul’da bomba etkisi yapmıştı…

Altı yüzyıllık Osmanlı, bir yasa maddesiyle sona erivermişti. Vahdettin daha 4 yıl önce milletinin yaşamını insafına terk ettiği İngiltere’den, bu kez kendi yaşamı için yardım dilenecek, onun kollarına sığınacaktı!..

İngiliz İşgal Güçleri Komutanı’na, İngiliz Yüksek Komiseri’ne aracılar gönderdi; kendisinin, ailesinin ve maiyetinin yaşamlarının teminat (AS: güvence) altına alınmasını istedi. İngilizler açısından hiç sorun yoktu; Vahdettin’in Türkiye’ye karşı iyi bir koz olacağı düşüncesi ağır basıyordu. Gericilerin yere göğe koyamadığı soysuz padişah, ailesi ve yakın yardımcıları 17 Kasım 1922 gecesi Malaya zırhlısına bindirilerek Malta’ya kaçırıldı..

Mustafa Kemal Paşa, bu rezil kaçışı öğrendiğinde şöyle diyecekti:

  • Gerçekten, neden ve nasıl olursa olsun, Vahdettin gibi özgürlüğünü ve canını kendi milleti içinde tehlikede görebilecek kertede aşağılık bir yaratığın, bir dakika bile olsa, bir milletin başında bulunduğunu düşünmek ne acıklıdır!..

Aradan neredeyse 100 yıl geçtikten sonra Vahdettin’den “kahraman” yaratmak isteyenlere ithaf olunur (AS: sunulur)!..
===============================
Dostlar,

Sn. Ümit Zileli’nin 1 Kasım 1922’de (Lozan’a gitmeden önce) Saltanatın kaldırılması bağlamında yazdığı makale, zamanlaması ve içeriği bakımından çok değerli..

Osmanlı hayranlarının, son Padişah Vahdettin’in sefilliğini – alçaklığını – vatana ihanetini.. görmeleri bakımından önemli. Dileriz okunur ve acı gerçekler öğrenilir, sağduyulu olunur.

Ancak Sn. Zileli DİL DEVRİMİ‘ne hemen hemen hiiiiiç özen göstermiyor!
ATATÜRK Devrimleri bir bütün.. Dil Devrimi’ni bunca görmezden gelmeye ya da savsaklamaya hakkımız yok. Metinde epey sözcüğü güncel Türkçe ile değiştirdik anlama dokunmadan. Yer yer de ayraç içinde Türkçesini verdik.

Dün, 1 Kasım 1928, Dil Devriminin de yıldönümü idi. Saltanatın kaldırılmasını ve ardalanını işlemek elbette değerli ve önemli. Ama Dil Devrimimize karşı da sürekli görevlerimiz var..
****
Öte yandan, zavallıca “saf kan ırkçılık” yapanlara basit bir genetik – matematik gerçekliği sunmak isteriz :
İlk Osmanlı Beyi Osman Gazi’den sonra gelen oğlu Orhan Gazi, 3 Rum kızıyla evlenmiştir; Asporçe, Theodora ve Horafira. Sonki, bize Nilüfer diye yutturulmuştur. Böylelikle, 2. Osmanlı Beyinde Oğuzların Kayı boyu genleri (kalıtımı), Rumlarla melezlenerek, 3. Beyden başlayarak  yarıya inmiştir. İlki dışında tüm Osmanlı Padişahları yabancı kadınlarla evlendiklerinden, bu genetik yarılanma 34 kez yinelenmiştir. Dolayısıyla son Osmanlı Padişahı soysuz Vahdettin’de Oğuzların Kayı Boyu genetiği / kalıtımı, (1/2)^34 = 5,8^-11 düzeyindedir..

Daha açık yazmak gerekirse;

  • Vahdettin’de Türk kanı yüz milyarda 6 oranındadır! Yani yok gibi..
  • Acaba Türk halkına bunca ihanet – alçaklık -soysuzluk – ihanet bu yüzden midir??

    Körü körüne Osmanlı hayranlarını azıcık düşünmeye, akıllarını kullanmaya, rezil olmaktan bilimin rehberliği ile kendilerini kurtarmaya çağıralım..

    Sevgi ve saygı ile. 02 Kasım 2019, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
    Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com