Yok böyle bir “tanıklık”

Yok böyle bir “tanıklık”

Müyesser Yıldız
https://odatv.com/yok-boyle-bir-taniklik-1401181200.html, 14.01.2018, ODATV

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

ByLock olayından sonra, “Aman gizli tanıklara, itirafçılara da dikkat” demiştik.
Buyurun size inanılmaz bir “tanık” vakası!..
Yer, Doğu Anadolu’da küçük bir kentimiz. Konu, darbeye teşebbüs davası.
Soruşturma aşamasında gizli tanıklık yapan ve “Cemaat abisi” diye bilinen tanık, Polis ve Cumhuriyet Savcılığındaki ifadelerinde, “FETÖ” mensubu olduğunu kabul etmiş, tüm yaşantısını anlatmış, bu arada kentte kendisine bağlı bazı askerlerin de adını vermiştir.
Geçen ayki duruşmada, mahkeme heyeti yerini alır. Nedendir bilinmez, duruşma savcısının yanında Başsavcı da duruşmaya çıkar. Tanık huzura getirilir. Yemin ettirilir.  

Mahkeme Başkanı, “Evet anlat bakalım, sen bu sanıklar hakkında ne biliyorsun?” diye sorar.
Tanık, “Tanımıyorum ben onları” cevabını verir.
Mahkeme Başkanı, tanığın ismini verdiği 3 sanığı sırayla ayağa kaldırır. Tanık yine, “Tanımıyorum” der. Sonrasında şu diyaloglar yaşanır:
Başkan: Neden soruşturma aşamasında “Tanıyorum” dedin?
Tanık: Ben tanıdıklarımı bilgisayardan gösterdim. Sonra, “Darbe davasından içerde olanlar var, zaten darbeci onlar. Ceza alacaklar. Onların da adını ver çıkaralım seni” dediler. Cezaevinde çekilmiş fotoğraflarını gösterdiler. Ben de “Tanıyorum” dedim. İsimleri de kendileri yazdı.
Başkan: Soruşturma aşamasında verdiğin ifadeyi kabul etmiyor musun?
Tanık: Efendim, ben örgüt üyesiyim. Beni gözaltına aldılar. Günlerce işkence yaptılar. Karımı gözaltına alıp, yan odada bana gösterdiler. Çocuklarımı, Çocuk Esirgeme Kurumuna verdiler. Günlerce işkenceden sonra bana, “karınla oruç bozarız” dediler. Ne istiyorsunuz dedim. “Sana söylediklerine ilave olarak birkaç resim göstereceğiz, bunları da tanıdığını söyleyeceksin. Tutanağı imzalayacaksın. Önce karını, bu ifadeleri mahkeme huzurunda tekrar ettikten sonra da seni çıkaracağız” dediler. Ben de imzalamak zorunda kaldım. Aklımı yitirmek üzereyim, psikolojik tedavi görüyorum.

Salondakiler donar kalır! Donup kalan sadece onlar olmaz. Malum, duruşmalar görüntülü ve sesli sistemle (SEGBİS) kaydediliyor ya, işte bu da donmuştur. Görüntüler kaydedilmiş, ama sesler hışırtılıdır. Mahkeme Başkanı, iyi niyetle bir hafta boyunca kaydın ses çözümlerini yaptırmaya çalışır. Ancak sesler anlaşılamaz. 

1 HAFTADA NE DEĞİŞTİ?

Duruşmanın tekrarlanması mecburiyeti hasıl olur. Ve bir hafta sonra “Tanık” yeniden huzura alınır. Bu duruşmada da şunlar olur:
Başkan: Evet anlat bakalım, sen bu sanıklar hakkında ne biliyorsun?
Tanık: Tanıyorum ben onları. Evime gelir giderlerdi.
Başkan: Geçen hafta tanımıyorum dedin.
Tanık: O zaman kendilerine ve ailelerine acımıştım.
Başkan: Şimdi ne değişti?
Tanık: Düşündüm ki, herkes suçunun cezasını çeksin.
Başkan: Peki o zaman, teşhis ettireceğim sana bu şahısları.

Avukatların da talebi üzerine teşhis edilecek 3 sanığa ilave olarak 5 kişi daha ayağa kaldırılır ve tanık bu 8 kişi arasından 3’ünü teşhis eder. Bu 3 kişi önceki duruşmada da kendisine gösterilen kişilerdir zaten. Buna rağmen 1’i hakkında, “Benziyor” ifadesini kullanır. Oysa, bu sanık uzun boylu, saçları önden epeyce dökük, sarışın teşhisi kolay bir kişidir.

Her neyse, duruşmadaki diyaloglara devam edelim:
Başkan: Evet, söyle bakalım ne biliyorsun sanık hakkında?
Tanık: Ne demişim daha önce efendim?
Başkan: Önce sen söyle bakalım.
Tanık, zorlanarak da olsa kendisine ezberletildiği tahmin edilen kolluktaki ifadesinden birkaç cümleyi tekrarlar. Sıra avukatların sorularına gelir.

Sanık avukatı, müvekkilinin “Rütbesini, tugaydaki görevini” sorar. Tanık, “Bilmiyorum. Nereden bileyim avukat bey” karşılığını verir. Avukat, “Örgüt abisiymişsin ya!.. Bu örgüt, mensuplarının hele ki, asker mensuplarının her şeyini kayda alıyor” diye tepki gösterir. Tanığın cevabı, “Ben öyle şeyleri bilmiyorum avukat bey” olur.
Avukat peşpeşe yeni sorular yöneltir; “Sanık nereli? Eşi çalışıyor mu, ne iş yapar? Kaç çocuğu var?” gibi…
Eş ve çocuklarla ilgili sorulara “Bilmiyorum” cevabını veren tanık, sanığın memleketi için de, “Sanırım Karadenizli. Gümüşhane, Ordu, Trabzon olabilir” der. 

GÖREVDEKİ SANIĞIN TAYİNİNİ ÇIKARDI

Avukat, tanığa soruşturma aşamasındaki, “Benimle birkaç kez görüştü, eşinden habersiz gelirdi” şeklindeki ifadesini hatırlatır. Devamında şu konuşmalar olur:
Tanık: Bilmiyorum avukat bey. Öyle mi demişim?
Avukat: Sanık bu şehre ne zaman tayin oldu?
Tanık: Bilmiyorum.
Avukat: Sen bu adamı bir örgüt abisinden devralmadın mı?
Tanık: Hayır, almadım.
Avukat: Eee, nasıl tanıştınız?
Tanık: Benim evime geldi.
Avukat: Nasıl yani, ziline basıp gelince mi tanıştınız?
Tanık: Evet avukat bey.
Avukat: Evini nereden biliyormuş?
Tanık: Bilmiyorum ki.
Avukat: Sen ziline basan herkesi eve alır mısın?
Tanık: Alırım.
Avukat: Gizli örgütsünüz ya onun için soruyorum, dikkatli olmak zorunda değil misiniz? Peki, nasıl haberleşiyordunuz?
Tanık: Haberleşmiyorduk.
Avukat: Kaç kez geldi evine?
Tanık: Bir kaç kez gelmiştir.
Avukat: Kabaca tarihleri hatırlıyor musun?
Tanık: Hayır.
Avukat: Polisteki ifadende tayin oldu gitti şehirden demişsin?
Tanık: Evet.
Avukat: Ne zaman gitti?
Tanık: 2016 Şubat, Mart, Mayıs falan olabilir. Bahar aylarıydı. (Soruşturma aşamasındaki ifadesinde ise Nisan demiş.)
Avukat: Adam tayin olmamış ki!.. Darbe gecesi bile görevde!..
Tanık: Ne bileyim ben avukat bey?
Avukat: Sen geçen hafta buraya geldin ve “Sanığı tanımıyorum” dedin, hatta, “Yemin ederim ilk kez görüyorum” dedin.
Tanık: Evet.
Avukat: Şimdi ne değişti de tanıyorum diyorsun? Cezaevinde kim görüştü seninle geçtiğimiz hafta?
Bu soru üzerine tanık. Başsavcıya doğru bakar.
Avukat, “Neden bakıyorsun Savcı Beye? Sayın Başkanım, tanık size bakarak konuşsun, ikaz edin lütfen” der. Mahkeme Başkanının, tanığı uyarmasından sonra Avukat, sorusunu tekrarlar. Tanık, kimseyle görüşmediğini söyler. Diyalog şöyle sürer:
Avukat: Psikolog görüştü mü?;
Tanık: Görüştü, ama onunla benim rahatsızlığımız üzerine konuşuyorum. İyi geliyor.
Avukat: Koğuşun değişti mi?
Tanık: Evet. Geçen hafta burada ifade verdikten sonra koğuşumu değiştirdiler.
Avukat: Sen mi istedin bu değişikliği?
Tanık: Hayır.
Avukat: Hangi koğuşa aldılar? Kimler var yeni koğuşunda?
Tanık: Polisler var. (Tek tek isimlerini sayar. Bu da göstermektedir ki, tanığın hafızası oldukça iyi.)
Avukat: Tekrar şu polisteki teşhis işlemine dönelim. Sen nasıl teşhis ettin bu şahısları?
Tanık: Bana bilgisayardan resimler gösterdiler, tanıdıklarımı söyledim. Sonra cezaevinde çekilmiş resmini gösterdiler. Ben de “Tanıyorum” dedim.
Avukat: Adını nereden biliyordun?
Tanık: Ben ne bileyim avukat bey? Onlar söylediler adını da.
Avukat: Sen bu ifadeyi verirken avukat yok muydu?
Tanık: Yoktu. İş bittikten sonra geldi. İmzaladı, gitti. 

SENİ DE Mİ SÖYLEMİŞİM?

Bu cevaplardan sonra başka sorusu olmadığını belirten Avukat, sözkonusu ifadeyi imzalayan Avukat dahil tüm sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunacaklarını bildirir.
Ancak duruşmanın asıl bombası birkaç saniye sonra patlar.
Tanığın adını vermediği, tanıkla da hiçbir ilgisi olmayan bir sanık, Mahkeme Başkanından izin isteyerek, soru sormak üzere kürsüye gelir.
Tanığın tepkisi şu olur: “Seni de mi söylemişim?”
Sonuç:
Sanıkların tutukluluğuna devam kararı verilir. Bu tanık ise tahliye edilir!..
Hasılı kelam; İktidar Anayasa Mahkemesi’nin Mehmet Altan ve Şahin Alpay’la ilgili verdiği tahliye kararına, “FETÖ ile mücadelede zaafiyete yol açar” diye tepki gösteriyor da
peki bu “mücadele yöntemlerine” ne demeli?
======================
Dostlar,

Devr-i AKP‘de ibretlik bir yargılama sahnesi…

  • Anayasa Mahkemesinin kararlarının gereğinin yerine getirilmemesi son derece kritik, tehlikeli bir durumdur. Türkiye’nin bu zeminden hızla kurtulması gerekir..

    Ancak Erdoğan bambaşka havalarda..
    Suriye’de ABD’nin PYD – YPG güçlerini silahlandırması elbette çok önemli bir sorundur.
    Ancak son derece yüksek perdeden bağırarak ve ağır içeriklerle hamasetin doruklarında dolaşmanın anlamı ne olsa gerektir??
    Olabildiğince, çok önemli iç sorunlardan dikkati çekmek ve sözde ulusalcı söylemlerle tabanını pekiştirmek, MHP tabanından gelecek MHP’yi yutma -Bahçeli “ittifak” diyor!- tepkilerini hafifletme..

Suriye sorunun temel sorumlusu 2011 baharında ABD’nin işgal – bölme – Kürdistan kurma politikasına alet olan ve “biraderim Esat” tan birden bire “katil Esed’e” dönüşen Erdoğan söylemi ve bu ülkede iç savaş – çatışma için her tür girişimi sergileme… değil miydi??
Şimdilerde şahin kesilerek geçmişteki ürkünç hatalar giderilebilir mi?
3,5 milyon Suriyeli + 0.5 milyon Iraklı.. 4 milyon insan ülkemizde sığınmacı. Her 20 insandan 1’i göçmen.. Böylesine ağır bir yük hangi ülkede var? Akçalı (mali) portrenin 6 yılda 30 milyar Dolar gibi muazzam bir tutara eriştiği de doğrudan Erdoğan’ın açıklaması..
Ayrıca bu kanlı emperyalist oyunu bozabilmek için zorunlu kalınan Fırat kalkanı savunması yaklaşık 75 vatan evladının şehit olmasına mal olmadı mı ağır parasal harcamalar dışında..

AKP = RTE‘nin arka arkaya son derece ciddi ve ağır biçimde “kandırılmaları” (!?) ülkemize gerçekten çok ama çok ağır bir fatura çıkarmaktadır.
Bu politik ve yönetsel fiyasko, skandal kabul edilemez ve sürdürülemez..
AKP = Erdoğan Türkiye’yi yönetememekte, tersine başına ağır dertler açmaktadır.

AYM’nin Altan & Alpay kararının yerel mahkemece yerine getirilmemesi
sanıldığından çok daha ağır bir hukuk devleti – demokrasi bunalımıdır.

AKP = RTE tek adam yönetimi bu ağır bunalıma hızla, birkaç gün içinde çözüm üretmek zorundadır! Ardından da ülkemizi hızla nor- mal -leş -tir -mek! Başka hiç-bir yolu yok!

TBMM önünde kendisini yakma girişiminde bulanan yoksul – işsiz ama AKP’ye oy vermiş yurttaşın eyleminin yüklendiği ileti kodlarını iyi okumak gerekir.. Doğru ve hızlı..

Ve de artık oyalanmadan gereklerini yerine getirmeye başlamak.

Ama umut görülmüyor.. AKP = RTE bu kez Kanal İstanbul projesi ile sansasyon peşinde..
Bu “oyuncak” daha da tehlikeli. Lozan’ı, Montrö’yü tehlikeye sokacak, kaldırılamayacak ağır akçalı (mali) yük ve öngörülemeyen, görmezden gelinen doğa – ekoloji felaketleri gibi..

Sevgi ve saygı ile. 15 Ocak 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Oda TV Davasında Tüm Sanıklar Beraat Etti

ODA TV DAVASI

14 Kişiye Toplamda 262,5 Yıl İstendi;
14 Yıl 7 Ay Yattılar, Beraat Ettiler

Yargılanın tüm sanıkların isnat edilen suçların sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraat ettiği Oda TV davası sürecinde gözaltı ve tutuklama süreci nasıl işleri?
Sanıklar için ne kadar ceza istenmişti? Kim ne kadar cezaevinde kaldı?

  • Oda TV Davasında Tüm Sanıklar Beraat Etti

    Haberin İngilizcesi için tıklayın

    * Fotoğraf: Tansu Pişkin

    Gazeteciler Soner Yalçın, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Ayhan Bozkurt, Ahmet Şık, Nedim Şener, Müyesser Yıldız, Doğan Yurdakul, Coşkun Musluk, Sait Çakır, Yalçın Küçük, İklim Bayraktar ve eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı‘nın yargılandığı Oda TV Davası’nın bu gün karar duruşması görüldü.

    İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada sanıkların sonsözleri alındı. Sanıkların konuşmalarının ardından kararın değerlendirilmesi için mahkeme heyeti duruşmaya ara verdi.

    Aranın ardından kararını açıklayan Yener Yıldırım başkanlığındaki, Abdülkadir Ungan ve Kudret Karslı’nın üye olduğu mahkeme heyeti, isnat edilen suçların sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmaması gerekçesiyle 13 sanığın hepsinin beraatine karar verdi.

    Ahmet Şık: Bu adliye adaletin mezarı

    * Çizim: Zeynep Özatalay

    Oda TV Davası nedeniyle 6 Mart 2011’de tutuklanan, bir yıl cezaevinde kaldıktan sonra 12 Mart 2012’de tahliye edilen, beş yılın ardından bu kez “FETÖ ve PKK propagandası yaptığı” iddiasıyla tutuklanan gazeteci Ahmet Şık, duruşmaya Silivri Cezaevi’nden getirildi.

    Ahmet Şık şunları söyledi:

    “Söyleyecek çok şeyim var ama aklımdan geçenleri söylersem yeni bir yargı konusu olur.
    “Bu adliye, adaletin mezarı haline geldi. Çok acıdır ki, mezar kazıcılığını yapanlar ise savcılar ve hakimler.
    “Adliyenin girişindeki Themis heykelinin bir kefesinde haysiyet ve şeref, diğerinde haysiyetsizlik ve şerefsizlik var. Ve maalesef bu siyasi iddianamelere imza atan savcı ve hakimler için terazinin kötülük olan kefesi ağır basıyor.”

    Savcı ve hakimlerden şikayetçi oldular

    Gazeteci Soner Yalçın, “Yedi yılda her şeyi söyledik. Bize bu kumpası kuran FETÖ’den şikâyetçiyim” dedi.

    Gazeteci sanıklardan Barış Pehlivan da “Bu sanık sandalyesine kumpası kuranların oturmasını istiyorum” dedi.

    Barış Terkoğlu “Bu davada hakim savcı olmaktansa sanık olmayı tercih ederdim. Öyle de oldu” diye konuştu.

    Sait Çakır ve Coşkun Musluk, “Önceki savunmalarımı tekrarlıyorum ve beraatımı istiyorum” dedi.

    Yalçın Küçük de son savunmasında Ergenekon ve OdaTV süreçlerini anlattı, “Kararı hakimlere bırakıyorum” dedi.

    Eski Emniyet Müdürü sanık Hanefi Avcı, “Savunmalarım geçerlidir. Beraatımı istiyorum. Sahte belgelerle bizim sanık sandalyesine oturmamıza neden olanlar hakkında suç duyurusunda bulunuyorum” dedi.

    Nedim Şener de “Son sözüm ilk savunmamdır. 3 Mart 2011’de gözaltına alınırken ‘Hrant için adalet için’ demiştim. FETÖ’nün en büyük suçlarından biri Hrant cinayetidir. Tekrarlıyorum: Hrant için, adalet için” dedi.

    Duruşmaya katılmayan sanıklar Doğan Yurdakul, Müyesser Uğur ve Ahmet Mümtaz İdil’in avukatları da yargılama süresince yaptıkları savunmaları tekrarladıklarını belirterek müvekkillerinin beraatını talep ettiler.

    AHMET ŞIK: GAZETECİLİK YARGILANIYOR

    TIKLAYIN – ODA TV DAVASINDA SAVCI SANIKLARA BERAAT İSTEDİ
    ==========================================
    Dostlar,

    Her şeye karşı sevinçliyiz.
    Bir devletin en temel 4 kamusal görevi SAĞLIK – EĞİTİM – ADALET – GÜVENLİK tir.

    15. yılına giren AKP – RTE iktidarın da bu 4 temel hizmetin yerlerde süründüğü çok açıktır.
    Bu ülkede kimi örgütler, hatta kamu görevlileri… insanlara kumpas kurmakta ve sahte belgelerle yıllarca hapiste tutabilmektedir. Bu durum yeryüzünde ortalama hiçbir demokratik hukuk devletinde görülemez ve kabul edilemez. Ne yazık ki ülkemizde yaşanmıştır.

    Acaba siyasal iktidarın bu komploları önlemeye gücünün yetmediği düşünülebilir mi?
    Türkiye’de devlet içinde devlet mi vardır örneğin dış destekli ve daha güçlü!?
    Soruya hemen hayır denmelidir, çünkü dönemin

    Başbakanı R.T. Erdoğan “Ben bu davanın savcısıyım!” diye haykırarak meydan okuyabilmiştir. (15.07.2008, http://www.gazetevatan.com/-evet-ergenekon-un-savcisiyim–189246-siyaset/)

    Dolayısıyla bu kumpaslar iktidara karşın, onu da aşarak, iktidarın engelleyemediği biçimde değil; iktidarla birlikte hatta iktidar eliyle yapılmıştır.. Bu kadro 16 Nisan 2017’de
    Anayasa değişikliği ile TEK ADAM MUTLAKİYETİ İSTİYOR!

    Bu halk hala aklını kaçırmadı herhalde 16 Nisan halkoylamasında kendi idam fermanına EVET demek için..

    Yargılanması gerekenler salt bu insanlık suçuna teknik düzeyde alet ve maşa olanlar mıdır??

    Mahkeme kuruluna teşekkür ederiz bu AKLAMA kararı için..
    Kumpas suçuna karışan – katılan kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunmasına da! Şimdi sıra TERTEMİZ BİR SEÇİM VE TBMM İLE SİYASAL HESAP SORMADA..

    Bu da olacak elbet.. tarih örnekleriyle dolu..

    Haydi Türk Ulusu.. Senin adını bile anmayan saçma sapan biçimde “TEK MİLLET” diyerek Kürt kardeşlerimizin – Kandil’in – İmralı’nın – PKK’nın oylarına göz kırpan ama bir yandan da ikiyüzlülükle “Kandil – İmralı – PKK HAYIR DİYOR” diye yalan propaganda yapanlara
    16 Nisan 2017 Pazar günü halkoylamasında (Dikkat; seçim değil bu; seçim 2019’da!) kesin bir kararlılıkla  on milyonlarca HAYIR de! En az 30 milyon HAYIR oyu.. Başka kurtuluşun yok!

    Sevgi ve saygı ile. 12 Nisan 2017, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com

“Hoş geldin Balbay…”

 

“Hoş geldin Balbay…”

Yavuz_Selim_Demirag_portresi

Yavuz Selim Demirağ
YENİÇAĞ,
13.13.13

 

 

Değerli meslektaşımız Mustafa Balbay tahliye oldu ve TBMM’de yemin ederek göreve başladı. Balbay’a CHP Lideri Kemal Kılıçdaroğlu gibi “aramıza hoş geldin” demeyeceğim. Beş yılını, yazdıkları ve yazacakları geçen duvarlar arkasında geçirdi.
Elbette vatandaşlarımızın oyları ile seçildiği için milletvekilidir. Ama öncelikle
Mustafa gazetecidir.

Gazetecilikten yargılandığı için her şeyden önce yargılanan gazetecilerin vekilidir.

Gazetecilikten önce insan olarak, dost olarak kezlerce Silivri’ye gittim. Benim kadar davaları izleyen bir başka yazarın olmadığını biliyorum. Balbay ile duruşma aralarında sohbetler ettik. Açık görüşme şansımız oldu. Dostluğumuzu Silivri’deki hukuksuzluk pekiştirdi. Her görüşmemizde gazetecilik refleksi ile  “dışarıda durum nasıl?” sorusunu yöneltmiştir. Ben de her kezinde “Dışarıda durum daha kötü.. İçerisi daha güvenli,
en azından içtenlikli. Şu günlerde içeride olanlar biz dışarıdakilerden daha şanslı,
daha mutludur..” sözleri ile geçiştirmeye çalışırdım durumu.

Karşılama ve uğurlama ritüellerinden korkarım. Duygusal tarafım ağır basar, dayanamaz da koyuveririm kendimi diye endişelenirim. Belki de bu yüzden Sincan çıkışında kucaklaşmaktan kaçtım. Beş yıl sonra döndüğü yuvasına varamadım. Tutuklanmadan birkaç gün önce çayını içtiğim Cumhuriyet’teki odasına gidemedim. İçeride yeşile ve çiçeğe hasret kaldıklarını bildiğim halde bir buket çiçek sunamadım O’na..

O içerideyken durmadan, bıkmadan yazdığı her bir kitabı imzalayarak vermişti,
ben de “Teğmen Çelebi ve Dijital Terör” ile karşılık vermiştim.

Birkaç gündür içim içimi yiyor. Mamak’tan sevgili kardeşim Kürşad Güven Ertaş, Hasdal’da yaptığı resmi Müyesser Yıldız aracılığı ile göndermiş. Ben resim de yapamam ki.. Mutluluğun resmini, işin kolayına kaçmadan çizebilecek kabiliyetim de yok..
Çam sakızı çoban armağanı bir şeyler bulabilme umuduyla vurdum kendimi yollara. Bozkır kenti olan Ankara’nın ayazı çarpınca suratıma Ahmed Arif’in dizeleri geldi aklıma..

Bunlar Ergenekler ve çiyanlardır
Bunlar
Aşımıza, ekmeğimize göz koyanlardır
Tanı bunları
Tanı da büyü…

Oysa Mustafa’nın Adiloş Bebe’yi tanıdığından eminim. Dahası benim unuttuğum dizelerin tümünü bir çırpıda ezberden okuyacağına da inanıyorum. Sırtında çantasıyla memleket memleket gezip  “Adiloş Bebe” lerin fotoğraflarını çekip, haberler yaptığını, kitaplar yazdığını da biliyorum. Ama mahpusluk zor zenaat.. Dile kolay ama beş kez 365 günü devirdi ne de olsa.. İçeriden dışarıdaki gelişmeleri belki bizden daha iyi izlemiş olabilir.

Dışarıda her köşe başında bir pusunun olabilme olasılığını unutmuştur belki.
Orospu saldırıların puşt zulası, bizler gibi O’nu da hedef seçebilir.
Yılların mahpusluğundan sonra insanların sokaklarda  yürüyemediğine, gece yumuşak yataklarında uyuyamadığına tanık olduğum için deneyimlerimi paylaşayım dedim.

  • “Varamaz elim. Ayvasına, narına can dayanamazken, kırar boynumu yürürüm. Kurdun, kuşun bileceği hal değil, sormayın hiç Laaaaal…
    Kara ferman çıkadursun yollara, yarin bahçesi tarumar,
    kan eder perçem…”<

diyen Ahmed Arif’in  “Bir de ağzı var dili yok Diyarbakır Kalesi” sözlerinin üzerinden çok vakit geçtiğini, Diyarbakır’ın bölücülükle neredeyse bütünleştiğini hatırlatayım dedim.

Balbay ile Prof. Mehmet Haberal’ın Silivri’de kesişen kaderleri, TBMM’de birleşti. Haberal Hoca bilim adamı.. Halen insanlara şifa dağıtmak için çabalıyor. Ama Mustafa Balbay gazeteci… Bir dönem kulislerinde
haber peşinde koştuğu Meclis koridorlarında şimdi hukuksuzluğu kovalamalı diye düşünüyorum. Doğduğunda töre gereği üç gün aç tutulan Adiloş Bebe örneği şimdi saldırmalı haksızlığın üzerine..

Hoş geldin Mustafa..
Dün memleketin İzmir’deydim..
Ankara da, Türkiye de özlemiş seni.. Aramıza hoş geldin gazeteciliğinle…
(http://www.yg.yenicaggazetesi.com.tr/yazargoster.php?haber=29083, 13.

Gazi Albay Aslan Aydınlık’a konuştu


Dostlar,

Sevgili Ali Serdar Bolat,

“Tahliye Edilen Gazi Albay Hasan Basri Asln AYDINLIK’a Konuştu”

haberini kapsamlı olarak işlemiş.

Paylaşımı ve emeği için teşekkür ediyoruz.

Sevgi ve saygı ile.
13.10.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===================================

 “Tahliye Edilen Gazi Albay Hasan Basri Asln AYDINLIK’a Konuştu”

Ali Serdar Bolat                 
13 Ekim 2013


Balyoz davasında Yargıtay kararıyla tahliye edilen
Emekli Gazi Albay Hasan Basri Aslan evinin kapılarını Aydınlık’a açtı.

“Suçsuz olduğumuz mutlaka ortaya çıkacak. Suçsuz olduğumuzu bildiğimiz için kararın bozulacağını düşünüyorduk. Yargıtay kararı açıklandığında sevincimiz yarım kaldı. Herkesin tahliye edilmesini bekliyorduk. Tahliye edilenlerle, içeride kalanlar arasında bir fark yok. Hepimiz suçsuzuz. Terörle mücadelemizin ödülü balyoz oldu.”

“Aileme kavuştuğum için sevinçliyim. Ancak kalbim ve aklım içeride bulunan silah arkadaşlarımda. Onların da aramıza katılması için mücadele edeceğiz. Siyasilerle asker olduğumuz için hiçbir ilişkimiz olmadı. Beklentimiz de yoktu. Zaten onlardan gerekli desteği de göremedik. Hayatımdan çalınan 3 yıl var. Bunun hesabını kim verecek?”

“Ben cezaevinde olduğum dönemde eşim, “Ödülü de Balyoz oldu” isimli bir kitap yazdı. Onunla gurur duyuyorum. Çok zor bir hayatımız oldu.

Buna rağmen ülkemin birlik ve bütünlüğü için mücadele ettim. Haksızlıkları hak etmediğimizi bu kitap çok iyi anlattı. Kitabın adında olduğu gibi ödülümüz Balyoz oldu.”

“Dışarıdaki mücadeleye biz de katılacağız. Vardiya Bizde Platformu daha da büyüyecek. Suçsuz olduğumuzu herkese anlatmaya çalışacağız. Sincan Cezaevi personeli bize karşı çok iyi niyetli davrandı.

Ancak Silahlı Kuvvetlerden gereken desteği göremedik. Devre arkadaşlarımız, eşimiz ve dostumuz bize gereken desteği verdiler. Balyoz, Ergenekon, 28 Şubat ve benzeri davalarda yargılanan aslında TSK.”

***********

arşiv:

Yılların CHP’lisine Bay Kemal darbesi
++++++++++++++++++++++++++++++++
Ali Serdar Bolat     20 Temmuz 2013
Çocukları baba yüzü görmeden büyümüştü. Eşi Gazi Kurmay Albay Hasan Basri Aslan hep görevdeydi, terörist peşinde dağlardaydı. Yaralanmış, gazi olmuştu. “Listede adın var” dediler, 16 yıl ceza kestiler. Sözde darbeciler, “Bu da bizdendir” diye adını bir listeye yazmışlardı. Aleyhindeki sözde tek delil bu idi. Vatana hizmetin ödülü Balyoz olmuş başına inmişti.
Balyoz tertibindeki haksızlıkları, hukuksuzlukları her yerde anlattı. Bir elinde “Gazi Albay Hasan Basri Aslan: Ödülü 16 yıl” posteri, diğer elinde eşinin gazi madalyası:

Nefise Aslan
Müyesser Yıldız‘ın yazdığı gibi: İsyanını mektuplara, en sonunda “Ödülü de Balyoz oldu” isimli koca bir kitaba döktü.
Yargıtay’da Balyoz Davası’nın temyiz duruşması 16 Temmuz’da başlayacaktı. Nefise Aslan, yılların CHP’lisi idi. “Atatürk’ün kurduğu partidir” diye gönül verdiği parti elbette ona yardımcı olacaktı. Randevu aldı, 13 Temmuz’da Sakarya Meydanı’ndaki “Sessiz Çığlık” eylemine katıldıktan sonra CHP Genel Merkezi’ne, Bay Kemal’in yanına koştu.
Bay Kemal ve eşi adına imzaladığı kitabını sundu öncelikle. “Beni anlamanız dileğiyle ” yazmıştı imzasının üzerine. Genel Başkanı Balyoz duruşmalarına katılmamış, yılların partilisine “Geçmiş olsun” ziyareti yapmamış, bir telefon bile etmemişti. Ama, temyiz duruşmasına gelmesini isteyecekti. Çünkü temyiz, oyunun son sahnesi idi ve perde kapanacaktı.
“Siz bize gelmediniz, ama ben Sessiz Çığlık eylemini size getirdim” dedi.
Genel Başkanı, sessiz çığlığını mutlaka duyacaktı. Ona eşinin nasıl gazi olduğunu,
nasıl bir tertibe maruz kaldığını kısaca anlattı. 

“Bizlere destek olacağınızı düşündük, ama olmadınız. Yanımıza gelenler hep aynı Milletvekilleri. İnsanlar, sadece ulusalcıların geldiğini, sizin gelmediğinizi, bunun da partide bölünmüşlük havası, kötü bir görüntü oluşturduğunu söylüyor”
Bay Kemal, bu sözlere şu cevabı verdi:
“Perde gerisinden çok destek veriyoruz. Ama bir Genel Başkan olarak gelip, yargıyı etkiliyormuş gibi bir görüntü vermek istemiyorum. Dışarıya karşı, bir darbe davasını destekler konuma düşmek istemiyorum. Bu, uluslararası hukuka da uygun değil.”
Bay Kemal Türkçe de bilmiyor. “Darbecileri destekler konuma düşmek istemiyorum” demek istediği halde, tam tersi anlama gelen “Darbe davasını destekler konuma düşmek istemiyorum.” cümlesini kuruyor.
***********
Melih Aşık, bu konuda, 18 Mart günlü Milliyet’te şöyle yazıyor: 

“..sahte kanıtlarla yüzlerce subayı hapse atmışlar. Hukuk çiğneniyor. Kemal Bey hukukun çiğnendiğine inanıyor mu inanmıyor mu? İnanmıyorsa davayı izlememiş demektir. İnanıyorsa neden haklı olanın hukukunu savunmuyor. Kaldı ki Balyoz davası bir yargı ve hukuk sorununun ötesinde… Silahlı Kuvvetlere yönelik bir tasfiye hareketidir. Bir liderin bu konuda söyleyeceği sözü olmaz mı?”
***********
Müyesser Yıldız anlatmaya devam ediyor:

Nefise Aslan, “darbe davası” ifadesine şaşırdı, bozuldu. En çok da tepkisizlik haline, ağzından ufacık bir teselli sözcüğü çıkmamasına üzüldü. Sözlerini sertleştirdi:
“Yıllarca CHP’ye oy vermiş birisi olarak, hesap sormaya hakkım var. Elçiye zeval olmaz, size halkın sesini duyurayım. Halk sizin için “Erdoğan gibi Amerika’nın her dediğini yapıp, iktidara gelmek istiyor” diyor.”
Ancak Bay Kemal’in başka kaygıları vardı. Şöyle dedi:

“Benimle ilgili iddianame hazırlandığını biliyor musunuz?”
Nefise Hanım’ın cevabı, bir balyoz gibi indi:
“Biliyorum. Eşim tutuklandığında Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ ve
Genelkurmay Hukuk Müşaviri Hıfzı Çubuklu ile görüştüm. Eşimin sudan sebeplerle
nasıl tutuklandığını anlattım. “Böyle giderse, sizi de tutuklarlar” dedim. Tutuklandılar. Böyle devam ederseniz, sıra size de gelecek.Hiçbir gurup toplantısında Balyoz davasını ağzınıza almadınız. Mazlumun arkasında değilsiniz. “
Sonra ayağa kalktı ve:
“Son kez soruyorum, pazartesi günü Balyoz davasına geliyor musunuz, gelmiyor musunuz?” dedi.
“Gelmiyorum” cevabını alınca da, “Çok inatçı olduğunuzu biliyordum zaten,
teşekkür ederim, ben yolu bulabilirim” diyerek Kılıçdaroğlu’nun odasından hışımla çıktı.
Müyesser Yıldız, yazısını “Nefise Aslan o günden beri ağlıyor” diyerek noktalıyor.
***********
Nefise Aslan, Aydınlık‘a konuştu: 

“Israrla, “davaya gelmeyecek misiniz” diye sordum. En sonunda kesin bir dille “gelmeyeceğim” dedi. Ben hep CHP’yi destekledim. Oraya bir gazi eşi, bir anne olarak gittim. “Bize destek olmanız gerekir” dedim. Yalandan da olsa teselli bile etmediler. Kılıçdaroğlu’nun dürüst biri olduğunu düşünüyorum. Ama dürüst olmak yetmiyormuş. Onun hakkında kesinlikle yanılmışım. Duvara mı konuştum, ona  mı konuştum, bilmiyorum. Çocuklarım baba yüzü görmeden büyüdü. Eşim gazi. Adı bir listede var diye 16 yıl hüküm giydi. Bütün siyasilerden hesap sormaya hakkım var.”
***********
Aydınlık, 19 Temmuz 2013
Bahçeli Bey de temyiz duruşmasına gelmedi.
18 yıl hapis ceza kesilen MHP Milletvekili Silivri Esiri Emekli Korgeneral Engin Alan‘ın savunması yapılırken MHP’den hiç kimse orada değildi. Hepsinin çok önemli başka işleri vardı, ve, darbecileri destekler konuma düşmek istemiyorlardı.
***********
MHP ve CHP, Türk Ordusunun tertiplerle tasfiye edilmesine ses çıkarmayarak, üstelik “darbeciler temizlensin” diyerek bölücü güçlerin yolunu açmakta AKP’ye yardımcı olmaya devam ediyorlar.

“AB’ye gireceğiz”, “ABD stratejik müttefik”, “NATO bizi koruyor” safsatalarının mantıki sonucu budur: ABD’nin ülkemizi bölme planlarında rol almak.
***********
***********
6 attachments — Download all attachments
(zipped for English (US)

nefise aslan.jpg nefise aslan.jpg
29K   View   Share   Download
ödülü de balyoz oldu.jpg ödülü de balyoz oldu.jpg
28K   View   Share   Download
kılıçdaroğlu balyoz davasına neden katılmadı.jpg kılıçdaroğlu balyoz davasına neden katılmadı.jpg
52K   View   Share   Download
MHP Engin Alan.jpg MHP Engin Alan.jpg
29K   View   Share   Download
Gazi Albay Hasan Basri Aslan 2.jpg Gazi Albay Hasan Basri Aslan 2.jpg
20K   View   Share   Download
Gazi Albay Hasan Basri Aslan.jpg Gazi Albay Hasan Basri Aslan.jpg
36K   View   Share   Download