Leş gibi kokan tuz

Zafer ArapkirliZafer Arapkirli
Cumhuriyet, 11 Haziran 2021

 

Bazı meslekler vardır. Bu işleri yaparken, en başta girerken, hatta girmeye, belki de eğitimini almaya bile karar verirken şöyle bir oturup düşünmelisiniz.

“Nasıl bir sorumluluk altına giriyorum? Nasıl bir yüklenim söz konusu? Nelerden feragat etmeliyim?” ve benzeri sorular.

Bu soruların yanıtlarını, az sonra örneklerini vereceğim bu mesleklerin eğitimi sırasında, öğreticilerin – eğiticilerin mutlaka insanlara ayrıntılı biçimde gerekçeleri ile anlatması ve daha öğrencilik aşamasında, gencecik bir birey iken, “derinliğine kavratması”, adeta beynine nakşetmesi gerekir.

Mesela hekimlik ya da hemşirelik. 

İnsan yaşamını korumak ve hastalanan bir insanı normal yaşama döndürmek, sırası geldiğinde ölümün eşiğinden geri çevirmek ve hayatta tutabilmek için gerektiğinde özel yaşamından, günlük rutininden fedakârlıkta bulunmayı, maddi çıkarı filan asla düşünmemeyi gerektirmez mi? Mesele hayat kurtarmak veya bir insanı “ölümün uçurumundan alabilmek” adına, sıradan insanlardan çok farklı düzeyde bir “feragat” duygusu ile hareket etmesi lazım değil midir bir hekim ya da hemşirenin? Mesai saati, izin günü, görev başında olup olmama gibi şeyleri gerektiğinde aklına bile getirmeden “orada, o anda yapılması gerekene odaklanmak” değil midir bu insanların önceliği?

Mesela polislik.

Toplumun güvenliğini korumak için kendilerine devlet tarafından silah verilmiş, gözaltı yetkisi ya da enterne etme yetkisi verilmiş bir insana, bir grup insanı ya da bir bireyi korumak, onların canını emniyete alabilmek için gerektiğinde (gün, saat, yer gözetmeden) hayati riske bile girmesi gerektiğini zaten anlatılmış olması gerekmiyor mu? Vatandaşlar arasında asla ayrım gözetmeden, kimseye hizmet etmeden, suçlu ile arasına kesinlikle mesafe koyarak kimsenin yanında değil, sadece yasanın ve hukukun yanında saf tutmaları gerektiği de herhalde öğretiliyordur polise?

Mesela gazetecilik.

Olupbiteni, olabildiğince objektif kriterlerle kamuoyunun bilmesi için haber almak ve topluma doğru, gerçeğe bağlı ve eksiksiz haber verebilmesi, yorum yaptığında da sadece manipülatif değil, bilgilendirici ve aydınlatıcı olabilmek adına, önce kendini iyice donanımlı hale getirmesi, meraklı, araştırıcı soruşturucu bir kimliğe bir karaktere sahip olması gerekmez mi gazetecinin? Bu amaçla, zaman ve takvim mefhumlarının ötesinde bir çaba, mesai ve enerji harcaması şart değil midir? Düzgün bir gazetecinin, güç ve çıkar çevreleri, nüfuz odakları gibi kişi ve kurumlara mesafeli olması, böyle odaklardan talimat ve emir almadan bağımsız çalışabilmesi ve haberini yaparken “tüm taraflara eşit mesafede” durabilmesi esas değil midir?

Mesela yargı mensupları.

İşi adalet dağıtmak ve adaletin yerine gelmesini sağlamak olan hâkim ya da savcının, tam da Themis heykeli misali gözünün kapalı olması (yani verdiği kararlarda kendi gözünü bağlaması), toplumun her kesimine ve her bireyine eşit mesafede durması, özellikle de yargıya yolu düşmüş (davalı ya da davacı) taraflarla mümkünse en ufak teması bile olmaması esas değil midir? Bir yargıca, mümkünse, en ufak bir (tesadüf) olasılık söz konusu ise davacı ya da davalı ile aynı kaldırımda bile yürümemeye, aynı çatı altında bulunmamaya, hatta selam bile alıp vermemeye çalışması gerektiği öğretilmez mi, hukuk fakültelerinde ya da meslek için eğitimlerde?

Aynı gazeteci gibi hâkim veya savcı da “bir bardak çay ikramını bile” iki kez düşündükten sonra kabul etmek zorunda iken, binlerce liralık “kıyaklara, avantalara, ağırlamalara” nasıl razı olur. Meslek onuru ve etiğini nasıl ayaklar altına alırlar bu kadar kolayca?

Bütün bu mesleklerin “ustaları” (neticede okullarda eğitimi verilip diploma alınıyor olsa bile icraat anlamında birer zanaat sayılır hepsi) hiç öğretmez mi, meslekte yetişmekte olan “junior” elemanlara?

Bütün bu gereklilikleri neden hatırladım ve hatırlattım?

Son dönemin “Peker Dizi Videoları” gündeminde, bazı gazeteciler, bürokratlar, polisler ve yargı personelinin içine düştükleri dehşet verici, utanç verici, acınası, ibret alınası, mide bulandırıcı, ağız tadı kaçırıcı ve ders çıkarılacak durum yazdırdı bana bunları.

Herkesin bu son olaylardan ders çıkarması halinde, o çoooook özlediğimiz “arınma, silkinme, düzelme, nefes alma” iklimine ve temizlenme sürecine girebiliriz.

Aksi takdirde, işimiz çoooook zor.

Hani derler ya:

“Tuz kokmuş…”

Mesele tuzu “temiz, kokudan ve rutubetten uzak” tutabilmekte.

Oysa, tuzluklara bile derinlemesine sinmiş durumda kirliliğin kokusu.

“Müsilaj” beyinlerde, yüreklerde, ciğerlerde, böbreklerde.

Ar damarlarımız tıkalı.

Acil temizlik!..

Oda TV Davasında Tüm Sanıklar Beraat Etti

ODA TV DAVASI

14 Kişiye Toplamda 262,5 Yıl İstendi;
14 Yıl 7 Ay Yattılar, Beraat Ettiler

Yargılanın tüm sanıkların isnat edilen suçların sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmaması nedeniyle beraat ettiği Oda TV davası sürecinde gözaltı ve tutuklama süreci nasıl işleri?
Sanıklar için ne kadar ceza istenmişti? Kim ne kadar cezaevinde kaldı?

  • Oda TV Davasında Tüm Sanıklar Beraat Etti

    Haberin İngilizcesi için tıklayın

    * Fotoğraf: Tansu Pişkin

    Gazeteciler Soner Yalçın, Barış Pehlivan, Barış Terkoğlu, Ayhan Bozkurt, Ahmet Şık, Nedim Şener, Müyesser Yıldız, Doğan Yurdakul, Coşkun Musluk, Sait Çakır, Yalçın Küçük, İklim Bayraktar ve eski Emniyet Müdürü Hanefi Avcı‘nın yargılandığı Oda TV Davası’nın bu gün karar duruşması görüldü.

    İstanbul 18. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen duruşmada sanıkların sonsözleri alındı. Sanıkların konuşmalarının ardından kararın değerlendirilmesi için mahkeme heyeti duruşmaya ara verdi.

    Aranın ardından kararını açıklayan Yener Yıldırım başkanlığındaki, Abdülkadir Ungan ve Kudret Karslı’nın üye olduğu mahkeme heyeti, isnat edilen suçların sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmaması gerekçesiyle 13 sanığın hepsinin beraatine karar verdi.

    Ahmet Şık: Bu adliye adaletin mezarı

    * Çizim: Zeynep Özatalay

    Oda TV Davası nedeniyle 6 Mart 2011’de tutuklanan, bir yıl cezaevinde kaldıktan sonra 12 Mart 2012’de tahliye edilen, beş yılın ardından bu kez “FETÖ ve PKK propagandası yaptığı” iddiasıyla tutuklanan gazeteci Ahmet Şık, duruşmaya Silivri Cezaevi’nden getirildi.

    Ahmet Şık şunları söyledi:

    “Söyleyecek çok şeyim var ama aklımdan geçenleri söylersem yeni bir yargı konusu olur.
    “Bu adliye, adaletin mezarı haline geldi. Çok acıdır ki, mezar kazıcılığını yapanlar ise savcılar ve hakimler.
    “Adliyenin girişindeki Themis heykelinin bir kefesinde haysiyet ve şeref, diğerinde haysiyetsizlik ve şerefsizlik var. Ve maalesef bu siyasi iddianamelere imza atan savcı ve hakimler için terazinin kötülük olan kefesi ağır basıyor.”

    Savcı ve hakimlerden şikayetçi oldular

    Gazeteci Soner Yalçın, “Yedi yılda her şeyi söyledik. Bize bu kumpası kuran FETÖ’den şikâyetçiyim” dedi.

    Gazeteci sanıklardan Barış Pehlivan da “Bu sanık sandalyesine kumpası kuranların oturmasını istiyorum” dedi.

    Barış Terkoğlu “Bu davada hakim savcı olmaktansa sanık olmayı tercih ederdim. Öyle de oldu” diye konuştu.

    Sait Çakır ve Coşkun Musluk, “Önceki savunmalarımı tekrarlıyorum ve beraatımı istiyorum” dedi.

    Yalçın Küçük de son savunmasında Ergenekon ve OdaTV süreçlerini anlattı, “Kararı hakimlere bırakıyorum” dedi.

    Eski Emniyet Müdürü sanık Hanefi Avcı, “Savunmalarım geçerlidir. Beraatımı istiyorum. Sahte belgelerle bizim sanık sandalyesine oturmamıza neden olanlar hakkında suç duyurusunda bulunuyorum” dedi.

    Nedim Şener de “Son sözüm ilk savunmamdır. 3 Mart 2011’de gözaltına alınırken ‘Hrant için adalet için’ demiştim. FETÖ’nün en büyük suçlarından biri Hrant cinayetidir. Tekrarlıyorum: Hrant için, adalet için” dedi.

    Duruşmaya katılmayan sanıklar Doğan Yurdakul, Müyesser Uğur ve Ahmet Mümtaz İdil’in avukatları da yargılama süresince yaptıkları savunmaları tekrarladıklarını belirterek müvekkillerinin beraatını talep ettiler.

    AHMET ŞIK: GAZETECİLİK YARGILANIYOR

    TIKLAYIN – ODA TV DAVASINDA SAVCI SANIKLARA BERAAT İSTEDİ
    ==========================================
    Dostlar,

    Her şeye karşı sevinçliyiz.
    Bir devletin en temel 4 kamusal görevi SAĞLIK – EĞİTİM – ADALET – GÜVENLİK tir.

    15. yılına giren AKP – RTE iktidarın da bu 4 temel hizmetin yerlerde süründüğü çok açıktır.
    Bu ülkede kimi örgütler, hatta kamu görevlileri… insanlara kumpas kurmakta ve sahte belgelerle yıllarca hapiste tutabilmektedir. Bu durum yeryüzünde ortalama hiçbir demokratik hukuk devletinde görülemez ve kabul edilemez. Ne yazık ki ülkemizde yaşanmıştır.

    Acaba siyasal iktidarın bu komploları önlemeye gücünün yetmediği düşünülebilir mi?
    Türkiye’de devlet içinde devlet mi vardır örneğin dış destekli ve daha güçlü!?
    Soruya hemen hayır denmelidir, çünkü dönemin

    Başbakanı R.T. Erdoğan “Ben bu davanın savcısıyım!” diye haykırarak meydan okuyabilmiştir. (15.07.2008, http://www.gazetevatan.com/-evet-ergenekon-un-savcisiyim–189246-siyaset/)

    Dolayısıyla bu kumpaslar iktidara karşın, onu da aşarak, iktidarın engelleyemediği biçimde değil; iktidarla birlikte hatta iktidar eliyle yapılmıştır.. Bu kadro 16 Nisan 2017’de
    Anayasa değişikliği ile TEK ADAM MUTLAKİYETİ İSTİYOR!

    Bu halk hala aklını kaçırmadı herhalde 16 Nisan halkoylamasında kendi idam fermanına EVET demek için..

    Yargılanması gerekenler salt bu insanlık suçuna teknik düzeyde alet ve maşa olanlar mıdır??

    Mahkeme kuruluna teşekkür ederiz bu AKLAMA kararı için..
    Kumpas suçuna karışan – katılan kamu görevlileri hakkında suç duyurusunda bulunmasına da! Şimdi sıra TERTEMİZ BİR SEÇİM VE TBMM İLE SİYASAL HESAP SORMADA..

    Bu da olacak elbet.. tarih örnekleriyle dolu..

    Haydi Türk Ulusu.. Senin adını bile anmayan saçma sapan biçimde “TEK MİLLET” diyerek Kürt kardeşlerimizin – Kandil’in – İmralı’nın – PKK’nın oylarına göz kırpan ama bir yandan da ikiyüzlülükle “Kandil – İmralı – PKK HAYIR DİYOR” diye yalan propaganda yapanlara
    16 Nisan 2017 Pazar günü halkoylamasında (Dikkat; seçim değil bu; seçim 2019’da!) kesin bir kararlılıkla  on milyonlarca HAYIR de! En az 30 milyon HAYIR oyu.. Başka kurtuluşun yok!

    Sevgi ve saygı ile. 12 Nisan 2017, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com