Ermeni Soykırımı Toplantısı Yapmak Bilimsel midir?

Ermeni Soykırımı Toplantısı Yapmak Bilimsel midir?

(AS : Bizim kısa katkımızın ardından Vatan Partisinin kapsamlı basın açıklaması aşağıdadır..)

Almanya’da yapılacak bir toplantı vesilesiyle yine Ermeni Soykırımı tartışması ateşlendi. Bu tür toplantılara ihanet, hıyanet vs. gibi yapıştırılan etiketi bir kenara bırakıyorum çünkü bu değer yargıları, toplantıya engel olmadığı sürece ciddiye alınmayacak değerlendirmeler.

keremaltıparmaksonAncak bir de Ermeni Soykırımıyla ilgili toplantıların bilimsel olmadığını ileri süren ve bunu hukuki gerekçelerle de destekleyen bir yaklaşım var. Bu iddialar kendi içinde çok çelişik ve kısa bir kelamı hak ediyor. 3 temel argüman görüyorum bu kapsamda:

  1. Toplantı soykırımın olmadığını söyleyen kimseyi davet etmediği veya soykırımın olmadığını söyleyen ve katılmak isteyen kişileri de reddettiği için bilimsel değil.
  2. Soykırım “BM yasaları” ve AİHM kararına göre ancak mahkeme kararıyla saptanabilir bir suç tipidir ve bu nedenle mahkeme kararı olmadan bu ifade kullanılamaz.
  3. AİHM Perinçek/İsviçre kararıyla soykırım olmadığına karar vermiştir, aksini söyleyen bir toplantı bilimsel olamaz.

Bu gerekçelerin her biri ayrı ayrı ciddi sorunlar içerdiği gibi kümülatif (AS: birikimli) olarak daha da saçma bir hale geliyor. Kısaca bakalım.

  1. Bir toplantının bilimsel olması için mutlaka karşı görüşün de olması gerektiği çok boş bir iddia. Örneğin Evrim’i tartışmak için mutlaka Evrim karşıtlarını davet etmeniz gerekiyor mu? Ya da Türkiye’de yapılan Ermeni sorunu ile ilgili toplantılara kaç tane soykırım vardır diyen bilim insanı davet ediyorsunuz gibi sorularla kolayca çürütülebilir. Bir toplantıyı bilimsel yapan, bilimsel metotlara ve etiğe bağlı kalınıp kalınmadığıdır. Burada yapılan sunumlarda ve sonrasında yapılan yayınlarda bu açıdan sorun görürseniz, çalışır ortaya koyarsınız. Ama sadece bir görüşü destekleyenlerin çalışmalarını sunmaları, karşı görüşün yer almaması o toplantıyı bilimsel olmaktan çıkarmaz. Zaten çıkarıyorsa bugüne kadar Türkiye’de yapılan sadece devlet tezinin işlendiği yüzlerce toplantının tamamı için kolaylıkla aynısı söylenebilir.
  2. İkinci iddia hem kendiyle hem de birinci iddiayla çelişiyor. Hem aksi görüşün olmadığı toplantı bilimsel değildir diyeceksiniz hem de mahkeme kararı yoksa karşı görüşü dillendiremezsiniz diyeceksiniz. Ne zamandan beri hakikatin yerini mahkeme kararları aldı? Bu zihniyete göre Galileo’yu veya Bruno’yu cezalandıran mahkemeler de haklı olabilir o zaman. Hakikatin farklı olduğunu bilimsel olarak tespit etseniz bile mahkeme kararı yok diye susacaksınız sonra da
    buna bilim diyeceksiniz öyle mi? Bunun ne kadar saçma olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Yine de şunu ekleyelim: Ermeni soykırımı diyemezsiniz diyen ne BM Yasası (Yasa lafı iddia sahiplerine ait, sanıyorum Soykırım Sözleşmesini kast ediyorlar) ne de AİHM kararı var.
  3. Nihayet gelelim Perinçek/İsviçre kararına.

    – Perinçek’in kendisi ve Vatan Partililer AİHM’in soykırım yoktur dediğini iddia ediyorlar.

    Daha önce bu kararı kısaca analiz etmiştim hatırlayacaksınız. Karar böyle bir şey demiyor. Karar kimse bu iddiayla bilimsel veya başka bir nitelikte toplantı yapamaz da demiyor. Hatta karar böyle bir toplantıya soykırım yoktur diyenleri davet etmek zorundasınız falan da demiyor. Sadece ve sadece Perinçek’in İsviçre’de soykırım yoktur dediği için cezalandırılması ifade özgürlüğünü ihlal eder diyor. Bu da sadece İsviçre ile ilgili, koşullar değiştiğinde başka ülkede böyle bir cezalandırmayı meşru da görebilir. Bu gerekçeden yola çıkarak, özgürlüğü savunan bir kararı başkalarının bilim özgürlüğünü engellemek için kullanmanın ne kadar sakat bir yaklaşım olduğunu açıklamaya gerek yok sanırım.

Tüm bu söylenenler içinde bilime aykırı olan bir şey var ama. Bir Üniversite, bilimsel olduğunu düşündüğü bir toplantıya devletin ideolojisi ile çelişse bile destek olabilir. Sabancı Üniversitesi ne kadar düşünerek bunu yaptı bilmiyorum tabii. Ama terörize edildiği için adını toplantıdan çekmek zorunda kalmış. Bilim dene dene yine özgür düşünce karartılmış oldu bir kez daha.
==================================
Dostlar,

Nazik bir konu… Ancak tartışmanın ana omurgası;
Küresel emperyalizmin ülkemizi ve ulusumuzu ‘tarihsel gerçeklere aykırı biçimde ‘soykırımcı” olarak suçlamasına asla izin verilemez.
Sn. Altıparmak’ın hukuksal irdelemesi yukarıda..
Vatan Partisi’nin basın açıklaması ise aşağıda :
(https://www.aydinlik.com.tr/vatan-partisi-artik-ihanet-calistaylari-yapilamaz-politika-eylul-2017)

Sevgi ve saygı ile. 08 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com
********
Vatan Partisi: Artık ihanet çalıştayları yapılamaz!Vatan Partisi: Artık ihanet çalıştayları yapılamaz!

7.9.2017 16:12

Berlin’deki soykırım çalıştayından Sabancı Üniversitesi’nin çekilmesi ve Türk akademisyenlerin listeden çıkması üzerine Vatan Partisi’nden açıklama geldi. Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcıları Prof. Dr. Semih Koray, Prof. Dr. H. Zafer Kars ve Av. Nusret Senem, Berlin’de düzenlenecek olan sözde Ermeni Soykırımı çalıştayıyla ilgili basın toplantısı düzenledi. Koray açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“University of Michigan, Lepsiushaus Potsdam, Sabancı Üniversitesi ve University of Southern California-Dornsife’ın birlikte düzenledikleri ‘Ermeni ve Türk Akademisyenleri Çalıştayı 2017’nin 14-17 Eylül tarihleri arasında Berlin’de gerçekleştirilmesi planlanmaktaydı. Başlığı ‘Bugünün İçindeki Geçmiş: Ermeni Soykırımına Avrupa’nın Yaklaşımları’ olan çalıştayın açılışında ilk konuşmayı Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hülya Adak’ın yapması tasarlanmıştı.

Çalıştayın programında Bilgi Üniversitesi, Kemerburgaz Üniversitesi, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi ve Koç Üniversitesi mensubu olan konuşmacılar yer almaktaydı. Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Doğu Perinçek’in, Sabancı Üniversitesi’ni vatana ve bilime sadakate çağıran basın toplantısıyla başlattığı kampanya sonucunda Türk üniversitelerinden bu çalıştaya katılıma karşı tepkiler çığ gibi büyüdü. Bunun sonucunda Sabancı Üniversitesi’nin logosu çalıştay program ve sitesinden kaldırılırken, Prof. Dr. Hülya Adak programdan çekildi. Sabancı Üniversitesi, kendi sitesinden bu çalıştaya ev sahipliği yapmadığını açıkladı. Çalıştay tarihleri 15-18 Eylül olarak değiştirildi. Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi mensubu olan öğretim üyesi programdan çekilirken, Koç Üniversitesi programda mensubiyeti Koç Üniversitesi olarak gözüken öğretim üyesinin kendi üniversiteleriyle kurumsal bir ilişkisinin kalmamış olduğunu açıkladı. YÖK, Sabancı Üniversitesi’nin çalıştaya katılımı konusunda sorumlu bir tutum alarak görevini yerine getirdi. Vatan Partisi’nin müdahalesiyle kısa sürede elde edilen bu sonuçları olumlu bulmaktayız.

Hem çalıştayın değiştirilmiş olan programında Bilgi ve Kemerburgaz Üniversitelerinden olan katılımın hâlâ sürmesi nedeniyle, hem de üniversitelerimizin ‘vatana ve bilime sadakat yükümlülüğü’nün bundan sonra da çiğnenmemesini sağlama adına, çalıştaya ilişkin değerlendirmemizi milletimiz ve bilim topluluğumuzla paylaşmak istiyoruz.

Bu çalıştay, uluslararası hukuka aykırı bir önyargıyı dayatma toplantısıdır. ‘Ermeni Soykırımı’ önyargısını benimsemiş olmak, çalıştaya katılmanın önkoşuludur. Önyargı, Ortaçağ’a ait bir kavramdır. Bilim özgürlüğü, önyargılara karşı mücadele ederek kazanılmıştır. Önyargı, özgürlüğün değil, yasaklamanın aracıdır. Bilimde ‘önyargı özgürlüğü’ yoktur. Bu çalıştayda bilime tek bir işlev yüklenmektedir. O da bilimin ülkemizi zaafa uğratmaya yönelik bir siyasal propaganda aracı olan sözde ‘Ermeni Soykırımı’nı dayatmanın örtüsü olarak kullanılmasıdır. Çalıştaya Türk üniversitelerinden ya da Türk kökenli öğretim üyelerinin katılımına özen gösterilmesi de, bütünüyle bu örtüyü pekiştirmek amacıyladır.

Soykırım hukuki bir kavramdır. Parlamentolar, üniversiteler, çalıştaylar, ‘soykırım hükmü’ kuramazlar. AİHM Perinçek-İsviçre Davası Büyük Daire ve 2. Daire kararlarına göre 1915 olayları ‘Yahudi soykırımı’ sınıflamasına girmemektedir. ‘Soykırım hükmü’ ancak eylemin yapıldığı ülkenin yetkili mahkemesi veya yetkili uluslararası ceza mahkemesi tarafından verilebilir. Ortada böyle bir hüküm yokken, sanki varmış gibi ‘Ermeni Soykırımı’ndan söz etmek, ‘soykırım’ kavramının amaçlı olarak çarpıtılmasıyla uluslararası hukukun çiğnenmesinden başka bir anlam ifade etmez. Kavramları çarpıtmamak bilim ahlakının bir gereği olduğu gibi, hukukun üstünlüğü, en başta bir bilim topluluğunun özenle saygı göstermesi gereken bir insanlık kazanımıdır.

‘Ermeni Soykırımı’ yalanı, 1980’lerden bu yana sözde ‘Kürdistan’, özde ‘İkinci İsrail’in kurulması amacı için kullanılmaktadır. Bu psikolojik savaşın hedefi, Türk Ordusu’nun yaptırım gücü kullanmasını engellemek ve Türkiye’yi vatanını savunamaz hale getirmektir. Çalıştayın özellikle ‘Ermenilerin ve Kürtlerin kaderleri arasındaki kenetlenmeyi’ konu alan 5. Paneli, bu hedefin doğrudan ifadesinden başka bir şey değilidir. Çalıştayın, sözde ‘Kürdistan’ın Bağımsızlığı’ Referandumunun gündemde olduğu, ABD’nin PKK-PYD’yi ağır silahlarla donattığı ve ülkemizde iç cepheyi bölme çabalarını yoğunlaştırdığı bir dönemde düzenlenmesi, bu etkinliğin doğrudan Türkiye’ye karşı düzenlenmiş olduğunu çıplak biçimde gözler önüne sermektedir. Bu çalıştay Türkiye’yi olduğu gibi, Avrupa ülkelerinin Türkiye ile olan dostluğunu hedef almaktadır.

Üniversitelerimizde bilim ve Türkiye karşıtlığına özgürlük tanınamaz.
Bilim, vatan ve hukuk karşıtlığıyla malul böyle bir çalıştaya katılım, katılanların siciline kara bir leke olarak geçecektir. Biz, ülkemizdeki hiçbir üniversite ve öğretim üyesinin ne bugün, ne de yarın böyle utanç verici bir duruma düşmesini arzu etmiyor ve hâlâ çalıştay programında yer alan katılımcıları ve kurumlarını bu çalıştaydan çekilmeye davet ediyoruz.”
==================================

 

Perinçek’ten : Bölücü teröre karşı 14 maddelik çözüm

Bölücü teröre karşı 14 maddelik çözüm

Bölücü teröre karşı 14 maddelik çözüm
05 Mayıs 2016 Perşembe 12:45
http://www.aydinlikgazete.com/politika/bolucu-terore-karsi-14-maddelik-cozum-h87183.html

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek, HDP’li vekillerin bölücü terör örgütü sloganlarıyla TBMM’de eylem yapmasına ilişkin açıklama yaptı. Perinçek eyleme katılan vekillerin dokunulmazlıklarının derhal kaldırılması gerektiğini belirtti

(AS : Bizim katkılarımız ve sorularımız yazının altındadır..)

Vatan Partisi İstanbul İl Merkezi’nde basın toplantısı düzenleyen Perinçek, partisinin teröre karşı 14 maddelik acil mücadele programını kamuoyu ile paylaştı. Perinçek’in açıkladığı programda şu maddeler sıralandı:

1- HDP’nin kapatılması için derhal dava açılmalı: Silahlı örgütün cebir ve şiddetine açıkça dayanan özerklik ilanı ve bu yöndeki faaliyeti, hem bir program açıklamasıdır, hem de suç eylemidir. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, HDP hakkında kapatma davası açma sorumluluğu ile karşı karşıyadır.

2- HDP’li vekillerin dokunulmazlığı kaldırılmalı: ‘Kürdistan’a özerklik’ eylemine ve en son Meclis’te bölücü teröre destek eylemine katılan HDP milletvekillerinin dokunulmazlığı derhal kaldırılmalıdır. TBMM Başkanı, Meclisi bu gündemle toplantıya çağırmalı.

3- Terör örgütünü destekleyen belediye başkanları görevlerinden alınmalı: Güneydoğu illerimizde bazı belediye başkanları, eylemli olarak bölücü terör örgütünün faaliyetine ve Kürdistan’a özerklik suçuna katıldılar. İçişleri Bakanlığı tarafından derhal görevden alınmalıdırlar.

4- Türkiye’yi bölmek için kullanılan ikiz ihanet yasaları kaldırılmalı: Birleşmiş Milletler’de ‘İkiz Sözleşmeler’ diye anılan uluslararası sözleşmeler, 4 Haziran 2003 günü TBMM’de yasalaştı. Bu İhanet Yasası kaldırılmalıdır.

5- Güneydoğu’da olağanüstü hal ilan edilerek halkın güvenliği sağlanmalı: TSK ve Polisimiz, 24 Temmuz’dan bu yana (AS: 2015) kahramanca mücadele yürüterek, bölücü terörü kendi kazdığı hendeklere gömmektedir. Bölge halkımız, barış ve güvenliğe kavuşmak için, bu mücadelenin bir an önce sonuçlanmasını istiyor. Örgütün bitirilmesi için, olağanüstü hal veya sıkıyönetim ilanı bütün milletin talebidir ve gereklidir.

6- Yerel yönetim yasaları derhal değiştirilmeli: Yerel Yönetim Yasaları, Türkiye’de yerel demokrasiyi ortadan kaldırmak yanında terör örgütüne kan dökme olanağı tanımıştır. Kaldırılmış olan kasaba belediyeleri ile mahalle haline getirilmiş köy muhtarlıklarının yeniden kurulması, demokrasinin gereğidir. (AS: 6360 sayılı Büyükşehir Yasası’nın geri alınması..)

7- Kamu görevlileri teröre karşı mücadelenin gereklerine göre atanmalı: Teröre son vermek ve halka hizmet ihtiyaçlarına uygun olarak, validen başlayarak yetenekli, kararlı, cesur kamu görevlileri atanmalıdır.

8- AKP ve CHP ‘özerklik şartı’ lafını terketmeli: PKK/HDP, vatanımızın bir parçasında ‘özerklik’ ilan ediyor. Bu koşullarda AKP ve CHP’nin ‘Avrupa Özerklik Şartı’nı Anayasaya geçirme girişimleri, terörle suç ortaklığından başka bir anlam taşımıyor. Türk Milleti kavramını Anayasa dışına sürme girişimi de, terör yangınına benzin dökmekten başka bir sonuç vermeyecektir.

9- Terör suçlarının yargılanmasında önlemler alınmalı: Asker ve polisimizin canla ve başla yürüttüğü mücadelenin etkin ve caydırıcı olması için, yargıda hız ve infazlarda kararlılık gerekiyor.

10– Terörün medya propagandasını önlemek için yasalar uygulanmalı: Suç işleyen medya organlarına yasaların uygulanması, basın özgürlüğüne aykırı değildir, en başta Mehmetçiğin yaşam özgürlüğünün gereğidir.

11- Terör eylemelerini destekleyen sözde STK’ların faaliyetleri önlenmeli: Bugün bazı sözde sivil toplum kuruluşları ve sözde meslek kuruluşları açıkça terör örgütünün organları olarak faaliyet yürütmektedirler. Yasadışı faaliyetlere karşı yasaların öngördüğü yaptırımlar uygulanmalıdır.

12- Gençlerimizi PKK’dan kurtarmak için işbirliği: Terör örgütü, 18 yaşından küçük çocuklarımızı ve gençlerimizi ateşe sürmekte. Kamu kurumları, bu gençlerimizi kurtarmak için ailelerini ve işyerlerini bilgilendirmeli ve işbirliğine gitmelidir.

13- Teröre karşı bölge ülkeleri ve Rusya ile işbirliği: ABD emperyalizmi ve İsrail başta olmak üzere bazı ülkeler, terör örgütünü silahlandırıyor. Suç işleyen PKK mensuplarının derhal Türkiye’ye iadesi için, diplomatik girişimler kararlı olarak yürütülmelidir.
Teröre karşı en etkili siyaset, komşularımız ile işbirliği ve Asya ülkeleriyle dayanışmadır. Rusya ile ilişkiler tamir edilmelidir.

14- Milletimizi Türkiye Cephesi’nde birleşmeye çağırıyoruz:
Türk de biziz, Kürt de biziz, hepimiz Türk milletiyiz. Hiçbir ayrım gözetmeden bütün milletimizi, siyasal partileri, sendikaları, meslek odalarını ve kitle örgütlerini, Türkiye Cephesi’nde birleştirmek için Vatan Partisi olarak görevimizi yerine getirme kararındayız.

========================================

Dostlar,

Birikimli ve yurtsever siyasetçi Vatan Partisi Genel Başkanı Sn. Dr. Doğu Perinçek‘in önerileri elbette çok değerli. Ancak soru işaretleri var.. Öyle kuşatıldık ki, önerileri siyaset satrancı ustalığı ve titizliği ile üretmek zorundayız.

Örneğin HDP’nin kapatılması.. Kezlerce hakettiğine ve belki de gecikildiğine katılıyoruz.
Öte yandan bu parti kapatılır ve vekillerin üyelikleri düşerse ara seçim gerekecek..
Anayasa’nın 78. maddesi fıkra 2-3 şöyle :

  • Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeliklerinde boşalma olması halinde, ara seçime gidilir.
    Ara seçim, her seçim döneminde bir kez yapılır ve genel seçimden otuz ay geçmedikçe
    ara seçime gidilemez. Ancak, boşalan üyeliklerin sayısı, üye tamsayısının %5’ini bulduğu hallerde, ara seçimlerinin üç ay içinde yapılmasına karar verilir. 
    Genel seçimlere bir yıl kala, ara seçimi yapılamaz. Yukarıda yazılı hallerden ayrı olarak, bir ilin veya seçim çevresinin, Türkiye Büyük Millet Meclisinde üyesinin kalmaması halinde, boşalmayı takip eden doksan günden sonraki ilk Pazar günü ara seçim yapılır…

Buna göre, HDP’nin halen varolan 59 vekili ara seçimde AKP – CHP – MHP’ye nasıl dağılacaktır? AKP bir baskın ara ya da erken seçimle 317 vekil sayısısnı artırmayı hedeflemektedir. Kendi dışında TBMM’de yeralan 3 partinin de tabanından oy kaydırma peşindedir. Böylelikle AKP – RTE, Ulusumuzun halkoylamasında (referandum) vermeyeceği BAŞKANLIK yetkisini TBMM’de 367 ile halkoylamasına gitmeden kotarma planı yapmaktadır. Bu sayıyı bulan Anayasa değişikliklerinin Cumhurbaşkanınca halkoylamasına götürülmesi zorunluğu yoktur (Anayasa m. 175). HDP ve Devlet Bahçeli sayesinde MHP %10 seçim barajının altında kalırsa, yürürlükteki seçim sistemi (ucube – Barajlı d’Hondt sistemi) nedeniyle bu 2 partinin halen sahip olduğu 101 vekilin 2/3’ü hatta 3/4’ü AKP’ye kaydırılmış olacaktır.
Bu da her durumda 330’un (TBMM 3/5 çoğunluğu) çok rahat, 367’nin ise (TBMM 2/3 çoğunluğu) “rahatlıkla” aşılabilmesi demektir ve TBMM’de AKP darbesi ile Anayasayı
kökten değiştirerek despotluk rejimine geçiş anlamına gelir. Başbakan Davutoğlu bile
tasfiye edilmiş, “sekreter Başbakan” dönemi açılmıştır eğer damat Berat Albayrak ile
“Damat Ferit” bombası patlatılmaz ise..

AKP – RTE’ye bu vahim nepotizm hatasına asla düşmemesini bir kez daha salık veririz..

AKP – RTE %10 barajını kaldırarak ayağına asla sıkmayacağına göre;
bu durumda politik matematik açıdan 4 olasılık vardır :

1. AKP’nin oylarının düşmesi (nasıl??)
2. CHP’nin oylarının artması (nasıl ve niçin ??)
3. MHP’de Bahçeli’nin tasfiyesi ile MHP’nin yükselişe geçmesi (Bahçeli ile tersi oluyor, olacak.)
4. HDP kapatılırsa, bağımsız adaylarla (yeni parti kurup örgütlenip ara seçime katılmak için zaman elvermezse) yeniden TBMM’ye girip, 60’larn altına inmeyen bir sayı ile HDP yerine
yeni grup kurma..

Bunların 4’ünün de olması en idealidir. Ancak son 3 maddenin tek başına ayrı ayrı gerçekleşmesi
AKP-RTE‘yi frenlemeye yetmeyebilecektir. Üstelik Bahçeli, yıllardır yapageldiği gibi AKP’ye her zor durumda stepne olmuş iken ve son durumda da bunu ısrarla – bilerek yapmaktayken..

4. seçenek gerçekleşirse ne değişecektir? PKK gölgesi siyaset, bir başka ad ve kadroyla
(HDP kapatılırsa siyaset yasağı konacaklar olacak..) belki de daha da bilenmiş olarak,
artmış (?!) Batı emperyalizmi desteği ile TBMM’de gene varolacaktır.

Siyaset mühendisliği, oldukça iyi politik matematik de gerektiriyor.
Halkımız bu seçim satrancını, bunca kuşatılmışlığı ve çok yoğun iğrenç dez-enformasyon ile
ne ölçüde ustalıkla oynayabilecek? Oysa oynaması gerek..

AKP’ye karşı toplumu – güçleri birleştirmek, bir BİRLEŞİK ULUSAL CEPHE.. dışında seçenek görünüyor mu? Tarihte faşizm hep “birleşik cephe” ile yenilmedi mi??

Türkiye gene başaracak..

Sevgi ve saygı ile.
06 Mayıs 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com


 

Türkiye büyük değişimin arifesinde

Türkiye büyük değişimin arifesinde

portresi_adiyla

Mehmet Bedri Gültekin


1970’li yıllarda Türkiye solunu oluşturan bütün gruplar – Aydınlıkçılar dışında – yakın zamanda gerçekleşecek bir “Devrim” beklentisi içindeydiler. Aydınlıkçılar ise o yıllarda dünya ve ülke koşullarını tahlil ederek, halkta köklü bir değişim –Devrim– talebi olmadığını saptadılar. Mevcut sistemin 2000’li yıllara kadar süreceğini, devrimci Partiye düşen görevin, halkın mücadelesi içinde örgütlenerek, büyük değişimin nesnel bir ihtiyaç olarak kendisini dayatacağı günlere hazırlanmak olduğunu belirttiler. 70’li yıllarda kısa zamanda “Devrim” beklentisi içinde olan o onlarca grubun yerinde bugün yeller esiyor. Kalan 6 -7 grup ise kendi başlarına bir siyasi varlık olmaktan çıktılar. Ancak PKK’nın kanatları altında nefes alıp veriyorlar. Aydınlıkçılar ise (Vatan Partisi), bugün sistemin dört Partisinin karşısında, ülkenin her tarafında örgütlü, ülke gündemine damgasını vuran bir seçenek olarak mücadelelerini sürdürüyorlar.

Yol ayrımındaki Türkiye
Vatan Partisi tarihinde ilk kez, Türkiye’nin şimdi büyük bir değişimin eşiğinde olduğunu söylemektedir. Bu değişim önümüzdeki üç-beş yıl içinde gerçekleşecektir. Türkiye bir yol ayrımındadır. Önümüzdeki yıllarda, ya Irak ve Suriye’nin kaderini yaşayacaktır. Yani etnik ve inanç farklılıkları temelinde parçalanıp ayak altında kalacaktır; ya da ayağa kalkıp Batılı merkezlerde kendisi için yapılan senaryoları bozacak ve yeniden Cumhuriyet Devrimi rotasına girecektir.

Atlantik’te boğulmak

Değişimi zorunlu kılan en önemli etken, Türkiye’nin Atlantik sistemi içinde
bölünmenin eşiğine gelmiş olmasıdır.

“Büyük Müttefik” ABD, bütün varlığıyla bölücü terör örgütünün arkasındadır.

Terör örgütünün Suriye’deki bölgesinde üç askeri üs oluşturmuştur. Her türlü askeri yardımı artık alenidir. Devlet Başkanı danışmanı düzeyinde PKK “kanton”larına ziyaret yapmakta ve terör örgütünün verdiği plaket dünya basınına servis edilmektedir.

  • Artık kanıtlanmıştır ki Türkiye NATO’da kalmaya devam ederse bölünecektir.
  • Türkiye Avrupa Birliği kapısına bağlı kalmaya devam ederse bölünecektir.
  • Çünkü ABD’si ve AB’siyle emperyalist Batı, Türkiye’ye yönelik bölücü terörün arkasındadır. 

Şimdi Türkiye bu gerçeği devlet düzeyinde sorgulama noktasına gelmiştir. Cumhurbaşkanı başdanışmanının, İncirlik’in ABD uçaklarına kapatılabileceği yönündeki açıklaması, Hükümete yakın Star gazetesinin ABD ile ilgili “stratejik düşman” manşetini atması, aslında Türkiye’nin nereye gittiğini göstermektedir.

Avrasya’da ayağa kalkmak
İkinci olarak gerek güvenlik gerekse ekonomik açılardan karşılaşılan sorunların çözümü için komşularımızla işbirliği politikasının ertelenemez bir zorunluluk haline gelmesidir.
Türkiye, Suriye, İran, Irak ve Rusya arasında işbirliği altı ay içinde hem bölücü hem de yobaz terörünü bitirir.
Geldiğimiz aşamada komşularımızla teröre karşı işbirliği, bir anlamda Türkiye’nin kamp değiştirmesi anlamına gelecektir.

Borçlanma ekonomisinin iflası
Üçüncü olarak borçlanma ekonomisi ile Türkiye yolun sonuna gelmiştir. 50 yıl içinde yapılan borçlanmadan daha fazlası 13 yıllık AKP iktidarı döneminde yapıldı. Türkiye’nin toplam borcu gayrı safi milli hasılasına eşitlendi. Ama daha önemlisi borç yükü içindeki kısa vadeli borçların oldukça yüksek bir orana ulaşmasıdır. Türkiye borçlarını çeviremeyecek bir noktaya hızla yaklaşmaktadır.

Bütün komşularıyla ilişkilerin bozulması ise soruna tuz biber ekmiştir.
Borçlanma ekonomisinden üretim ekonomisine geçmek Türkiye için bir hayat memat sorunu haline gelmiştir.

Bölücü Anayasa girişiminin anlamı
Dördüncü olarak mevcut Mafya-Gladyo-Tarikat Sistemi, gelinen aşamada AKP’nin bölücü ve gerici Anayasa girişimi ile bir hamle yapmak ve böylece geleceğini güvenceye almak peşindedir.
AKP’nin bölücü Anayasa girişimi toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmek ve iç çatışmaları tetiklemekten başka anlama gelmiyor.
Atatürk Cumhuriyeti’nin Türkiye’sine bölücü Anayasayı kabul ettirebilmek mümkün değildir.

Yeniden Cumhuriyet devrimi

Şimdi bütün bu sorunların çözümünün kendisini dayattığı bir tarihi eşikte bulunuyoruz. Türkiye bu sorunlarla birlikte daha fazla yaşayamaz.
Türkiye, önümüzdeki üç-beş yıllık dönemde Türkiye, bir Milli Hükümetle yeniden Cumhuriyet Devrimi rotasına girerek sorunlarını çözecektir.
Dünya, bölge ve ülke koşulları bu büyük değişim için elverişlidir. Nesnel koşullar uygundur. Yeniden Cumhuriyet Devrimi rotasına girmek artık milletin talebidir. Haziran ayaklanmasında ayağa kalkan milyonlar bu gerçeği kanıtladılar.
Büyük değişimin öznel şartı ise millete önümüzdeki fırtınalı günlerde önderlik edecek Öncü Parti’nin gerekliliğidir.
Kendini kanıtlamış liderliği, örgütü, kadroları, programı ve politikaları ile Vatan Partisi işte bunun için vardır.

(http://www.ulusalkanal.com.tr/turkiye-buyuk-degisimin-arifesinde-makale,5327.html)

AKP’nin ‘özel sözleşmeli personel’ aldatmacası

İşçi Sendika Bürosu Başkanımız Yıldırım Koç, düzenlemeyi değerlendirdi. Koç şunları söyledi:

“Başbakan 22 Mart’ta yaptığı açıklamada 720 bin dolayında kamu sektöründeki taşeron işçisinin kadroya geçirileceğini söyledi ve bu çok sayıda insan tarafından bir müjde olarak algılandı. Ancak daha sonra Maliye Bakanı’nın yaptığı açıklamada bu işin ayrıntılarını öğrendik. Bu ayrıntılardan biri son derece önemli.

HAK TALEBİ YOK

Yürürlükteki mevzuata göre, asıl işi yapan taşeron işçilerinin işe başladıkları tarihten başlayarak kadroya geçmiş olmaları yasal bir hak. Bu nedenle düzenleme, yasanın yerine getirilmesinin ötesinde olumlu öge içermiyor. Ancak bu kadroya atanmaları karşısında işçilerin geçmişe dönük hak talebi olanağı ortadan kaldırılıyor. Böyle bir uygulama Karayollarındaki taşeron işçileri için de gündemdeydi. Her işçinin 75-80 bin TL dolayında geçmişe dönük alacağından vazgeçmesi durumunda zaten kanunda var olan hakları uygulandı. Günümüzde de 720 bin işçinin çok büyük bir bölümü geçmişe dönük haklarından vazgeçerek yasada var olan hakkını kullanma olanağına kavuşacak. Bu konuda uyarmak gerekiyor.

‘İŞ GÜVENCESİ OLMALI’ 

İkincisi Maliye Bakanı’nın yaptığı açıklamaya göre, almakta oldukları ücretlerle geçecekler. Onlara bir zam öngörülmüyor. Üçüncüsü bu geçen arkadaşlarımız işçi statüsünde geçmeyecek, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4/B’sinde sözü edilen yani çalışma koşulları Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen ‘sözleşmeli personel’ statüsüne yakın bir statüye geçirilecek. İşçilerin yaptığı toplu iş sözleşmesinden yararlanamayacaklar. İş güvencesi de büyük ölçüde ortadan kalkacak. Özel sektörde çalışan 2 milyonun üzerinde olduğu tahmin edilen taşeron işçileri de bu haktan yoksun bırakılıyor.”

Ordu’da 3 işçinin açtığı davanın sonuçlandığını ve işçilerin her birinin 81 bin TL alacak hakkına kavuştuğunu hatırlatan Yıldırım Koç,

  • “Kadroya atanma karşılığında öngörülen ‘alacak talebinde bulunmayacağım’ taahhüdü birçok işçinin yaşamda hiçbir zaman elde edemeyeceği miktarı elden kaçırması anlamına geliyor. Vatan Partisi’nin bu konudaki istemi, özel sektör-kamu sektörü ayrımı, asıl iş-yardımcı iş ayrımı yapılmadan bir işyerinde çalışan bütün işçilerin geçmiş alacakları da ödenmek koşuluyla kadroya geçirilmeleridir. Kadroya geçirilmiş işçilerin de iş güvencesi olmasıdır. Yoksa bunun ötesinde Sayın Başbakan’ın yaptığı açıklamada yer alan vaatler birçok insan açısında hayal kırıklığı ile sonuçlanacaktır.” dedi.

    ============================================= 

    Evet Dostlar,

    Türkiye bunca sorun içinde boğuşurken, bir de bu balon şişirildi ve birkaç milyon insanın gelecek umutları hem duygu sömürüsüne uğratıldı hem de ekonomik olarak darbe yiyecek.. Bir AKP klasiği daha.. Az eğitimli ve yandaş basınla algıları tutsak alınan, inanç sömürüsüyle belleri kırılan milyonlarca yurttaş hem AKP’ye oy veriyor hem de onun politikalarıyla perişan ediliyor.. Bu kitleler, neredeyse saf mazohistik bir sosyal – psikolojik davranış sergilemekte. Ancak işçi sınıfı ayaktadır.. TÜRK-İŞ ve DİSK AKP’nin planının ne denli ağır bir tuzak olduğunu görmüşlerdir. Kitlelerini (üyelerini; sırayla 821 bin ve 123 bin) duyarlılaştırmışlardır. Sokak eylemlerine ve kıdem tazminatına el konursa greve hazır olduklarını açıklamışlardır. 301 bin üyesi olan ve AKP eliyle hormonlu büyütülenn HAK-İŞ‘ten ise “gık” çıkmamaktadır. Bu sendika (?’!) üyelerinin gözünü açarak nasıl satıldıklarını artık görmeleri gerekemez mi??

    TEKEL‘in AKP tarafından peş keş çekilerek satışına “TEKEL Vatandır, satılamaz!” savsözüyle (sloganıyla) direnen emekçilere Sıhhiye’de, kış ortasında (Şubat 2010..), havuza sürülerek polisin gaz ve cop zulmü asla belleklerden silinmeyecektir. Sakarya Cd. ve dolayında kurulan çadırlarda sergilenen emekçi dayanışması görmeye değerdi. Ancak AKP, yerli – yabancı sermaye tarafından öylesine katı ve kesin olarak görevlendirilmişti ki, gözünü kararttı ve talan satışı yaptı. Şimdi sıra bir kez daha, AKP’nin sermayenin emrinde bir iktidar oladuğunu kanıtlamaya ve verilen yeni görevi yapmaya gelmiştir. 720 bin işçi bu oyuna gelmeyecektir, gelmemelidirler!

    Sevgili dostumuz Sayın Yıldırm Koç‘un sendikacılık – emek hareketi.. konusunda ülkemiz genelinde uzmanlığı tartışma dışıdır. O’nun değerlendirmeleri özenle dikkate alınmalıdır.

    Sevgi ve saygı ile.
    07 Nisan 2016, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

Soner Polat : Bombayı kim patlatıyor?

Bombayı kim patlatıyor?

Soner Polat

Em. Tümamiral Soner Polat
AYDINLIK, 19.02.2016

Bombalı araç ile yapılan saldırı bir kez daha Türkiye’yi yasa boğdu… Hayatını kaybeden kahraman askerlerimize ve yiğit yurttaşlarımıza Tanrı’dan rahmet, yaralılarımıza acil şifalar diliyorum.

Mücadele için önce tehdit doğru belirlenmelidir. Çünkü atılacak her adım ancak tehdidin tam olarak algılanması ile hedefini bulur. Çinli General Sun Tzu bu gerçeği MÖ 500 yılında şöyle özetlemişti:

  • “Önce düşmanını tanı!”
    İsterseniz, kısa bir durum değerlendirmesi yapalım…

    İPLER KİMİN ELİNDE?
    Ülkemize ve insanlığa yönelik böyle kahpece bir eylemi ya IŞİD ya da PKK gerçekleştirmiş olabilir. IŞİD, TSK’nın da ortaya koyduğu gibi Batı istihbarat örgütleri ve İsrail’in yarattığı bir canavardır. İpleri ABD ve İsrail’in elinde olan bir kukladır! Bu kanlı cihadist örgüt, ABD ve suç ortaklarının izni olmadan asla Türkiye karşı böyle cüretkâr bir girişimde bulunamaz! PKK ise ABD’nin kara gücüdür. ABD bu gerçeğin üstünü, PKK’yı PYD olarak tanımlayarak örtemez… PKK bu tür bir girişimi, ancak ABD’nin onayı ile gerçekleştirebilir!

    VERİLEN MESAJ NEDİR?
    Türkiye’de ABD ve İsrail’in kirli ve sinsi bölge planlarını tehlikeye düşürecek iki önemli gelişme yaşandı. Önce TSK, ABD’nin kara ordusu olan PYD’yi topa tuttu! ABD’de karizma namına zerrecikler bile kalmadı! Sonra da bölücü ve gerici anayasa için TBMM’de kurulan partiler ittifakı paramparça oldu! Neyi konuşacaklarını bile bilmeyen partiler, maçın 5’inci dakikasında sahayı terk etti! Türk milletinin bu partilere kırmızı kart göstereceği günler yaklaşıyor… ABD, her zaman olduğu gibi günahsız insanları hedef alarak, sözüm ona Türkiye’ye cevap verdi!

  • Bu millet Muavenet ihanetini unutmadı, unutmayacak…
  • Eşref Bitlis Paşa’yı da unutmayacak!

    NİÇİN ÜST ÜSTE PATLAYAN BOMBALAR DURDURULAMIYOR?

    Öncelikle Türkiye kendisini stratejik olarak doğru bir yerde konumlandıramıyor.

  • Türkiye, sorunun temel kaynağı olan ABD’yi “stratejik ortak” olarak görüyor…

    Kendisini bölme niyet ve maksadını hem de Bakan düzeyinde ifşa eden İsrail’in peşinde koşuyor! Taktik düzeyde ise Türkiye terör örgütlerine karşı mücadele edecek kurumlarını örgütleyemiyor. Bu kurumların yönetiminde liyakate dayalı bir düzen kuramıyor. MİT, terörle mücadele edeceğine, terörün önünü açan pazarlıkların öznesi oluyor! Bu kurumun başındaki kişi AKP’den milletvekili adayı olmak için görevinden ayrılıyor. Böylece kurum üzerine siyasi bir gölge düşüyor. Bu şekilde yönünü şaşıran bir kuruma, TSK’nın en etkin istihbarat örgütlenmesi olan GES Komutanlığı devrediliyor.

    Uzunca bir dönem Emniyet İstihbaratı, Cemaat’in tertipler kolu başkanlığı olarak kullanılıyor. Bu durum ise “Ne istediniz de vermedik!” şeklinde özlü bir şekilde açıklanıyor. Mensuplarına kurulan tuzaklarla Jandarma İstihbaratı hadım ediliyor… Çıkarılan yasalarla terörle mücadele edeceklerin eli kolu bağlanıyor. Böylece ortaya muazzam bir istihbarat boşluğu çıkıyor. İşte bu geniş alanda terör örgütleri at koşturuyor. Genelkurmay’a 200 m uzaklıkta bombalar patlıyor… Sırtını bir yerlere dayayan sorumlular, “Nasılsa benim yerim garanti..” diyerek mışıl mışıl uyuyor. Onlarca vatandaşımız ölüyor, saldırıları önleyemeyenler koltuğa daha sıkı yapışıyor…

    NE YAPILMALI?

    Devlet deneyimi olan, terörün doğasını bilen, bölgesel ve küresel dengeleri anlayabilen nitelikli kadrolara sorumluluk devredilmeli! Büyük çaplı terör eylemlerinin arkasında mutlaka bir devletin bulunduğunu bilen, tek tek ağaçlar yerine ormana bakan kurtlar dümene geçmeli! İstihbarat devlet çapında yeniden yapılandırılmalı! İstihbarat faaliyetlerinin kurumlar arasındaki koordinasyonu, mutlaka etkin bir şekilde yaşama geçirilmeli! İstihbarat birimlerindeki siyasi kadrolar derhal tasfiye edilmeli!

    İstihbarat hükümet için değil, devlet için toplanmalı!

    Ve de devlet çapındaki istihbaratın başına, hiç kimsenin itiraz etmeyeceği, kendisini ispat etmiş ve bu topraklara bağlılığından kuşku duyulmayan bilge bir insan getirilmeli! Bu kalleşçe saldırının arkasındaki devletler ortaya çıktığı gün, Türkiye’de hiçbir şey eskisi gibi olmayacak…

    NOT:
    19-29 Şubat 2016 tarihleri arasında sırasıyla 19’u Nürnberg, 20’si Stuttgart, 21’i Münih, 26’sı Krefeld, 27’si Manheim ve 28’i Frankfurt’ta olmak üzere bir dizi konferans için Almanya’da olacağım. Tanıtımlar Vatan Partisi Almanya Örgütü, Almanya ADD ve kişisel sosyal medya hesaplarımdan yapılmaktadır.

    ===================================

    Dostlar,

    Sayın Soner Polat emekli Tümamiraldir. Son derece iyi yetişmiştir. Yabancı dil bilir, çok zekidir ve de yüreklidir. Emekliliğinde ayağını uzatmak yerine sıkı bir ulusal savaşımı seçmiş, Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcılığı görevini üstlenmniştir. Ayrıca AYDINLIK gazetesinde de ufuk açıcı düzenli makaleler yazmaktadır. Sayın Polat, engin bilgi birikimi ve deneyimini ustaca kullanarak ülkemizin dış politika ve terör odaklı temel sorunlarında derinlemesine irdelemeler yapmaktadır. Sentez ve analiz ikilisini yetkinlikle kullanarak gerçeğe akıl yürütmektedir. Vargıları isabetlidir. Soner Paşa’yı dikkatle izlemekte yarar vardır. “Türkiye İçin Jeopolitik Rota” başlıklı kitabı (Kaynak yay. 275 sayfa, Nisan 2015) başlıbaşına bir stratejik yol göstericidir Türkiye için.. Dışişleri, İstihbarat bürokrasisinin ve birikimsiz – boş ve hamasi konuşan, eğitimsiz milyonların algısını bağıra – çağıra yönetmeya çalışan.. siyasetçilerin okuması çok yerinde olur. Başbakan Prof. Davutoğlu‘nun akademisyen kimlik ve yetkinliği ile yazdığı “Stratejik Derinlik” adlı kitaba harcadığımız zamana hayıflanıyoruz.. (Sn. Polat’ın yine Kaynak yayınlarından Yeniden Kazanmak adlı değerli bir kitabı daha basılmıştır.)

    MİT’in başındaki insan hızla kendini tüketmektedir, hatta tüketmiştir; hakanlığı filan kalmamıştır. Milletvekili adayı olmasına bile patronu izin vermemiştir. Bundan sonra acaba ne tür bir ikbal beklemektedir bu fidan? Kendisini görevde olduğu son birkaç yılda Türkiye’de, hiçbir siyasal iktidar – MİT başkanı döneminde olmadığı ölçüde yüzlerce masum insanımız hunharca katledilmiştir. MİT Başkanı Fidan ya gerçek bir zaafiyet içindedir, “atlatılmaktadır” ve vahşet kusan toplu suikastleri haber bile alamamaktadır; ya da bundan daha hazin -ya da değil- istihbarat üretmekte ancak “engel olamamaktadır”.. İkisi de aynı yere çıkar.. Fidan 50 yaşına yakındır, genç – orta yaşlı sayılır.. Uzun ömürlü olsun ama birkaç on yıl daha kendisini kemireceği muhakkak olan muazzam vicdan azabından yakasını nasıl kurtaracağını sanıyor?? Çirkin siyasetin kendisini daha nereye dek acımsızca kullanmasına sonra da posa – sümüklü mendil gibi bir yana atmasına katlanabilecektir??

    Fidan, keşke, kurumadan ya da kesilmeden çınar olmayı denese..

    Sevgi ve saygı ile.
    22 Şubat 2016, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com