Etiket arşivi: Mehmet Bedri Gültekin

Devrim kapısının anahtarı

Mehmet Bedri Gültekin

Sosyalist Cumhuriyet Partisi Gn. Bşk.
17 Nisan 2022

Dünyamız ve Türkiye’miz tarihi bir yol ayrımında. Ukrayna savaşı bir kez daha gösterdi ki, ABD çağı geride kalıyor. Avrupa Birliği’nin yarını görmekten aciz miyop yöneticilerinin, ABD’nin savaş kayığına binerek sürdürdükleri kışkırtıcı politika ise, sadece Batı sisteminin kendi halkları başta olmak üzere dünyaya felaketten başka bir gelecek vermeyeceğini kanıtlıyor.

Ama insanlık bu felakete teslim olmayacak, altı bin yıldır “kaybolan Cenneti”ne ulaşmak yolunda verdiği mücadeleyi zafere ulaştıracak, eşitlikçi-halkçı-kamucu bir kardeşlik sistemine yeniden kavuşacaktır.

  • Türkiye ise                             :
    – 70 yıldır Atlantik sisteminin kapısına bağlanmanın
    – ve 40 yıldır uygulanan neo-liberal ekonomik politikalar sonucunda yaşanan
    – tarihimizin en ağır ekonomik krizinin,
    – ABD’nin bölgemize ve ülkemize yönelik olarak uyguladığı meşum politikaların sonucu
    10 yıldır sırtımıza yıkılan sekiz milyonluk mülteci yükünün yol açtığı sorunlar
    – ve bir tarikatlar koalisyonu olan AKP’nin Cumhuriyetimizi tasfiye etme yolunda
    – 20 yıldır uyguladığı politikaların sonucunda tarihi bir yol ayrımına gelmiştir.

Türkiye bu yol ayrımında, ya yeniden kardeş kavgasına sürüklenme, parçalanma ve kölelik yoluna girecek ya da geçen yüzyılın başında olduğu gibi yeniden silkinerek ayağa kalkacak ve yeniden Dünya milletler ailesi içinde; bağımsız, başı dik ve refaha kavuşmuş olarak onurlu yerini alacaktır.

Gerek Dünyada gerekse Türkiye’de koşullar şimdi tarihte hiç olmadığı kadar elverişlidir. İnsanlık son yüzyıl içinde bir yanda Atlantik sisteminin vahşi, hegemonyacı neo liberal sistemin yıkıcı sonuçlarını; diğer yandan, buna karşı sosyalist uygulamaların çok sayıda ülkeyi olumlu anlamda nereden nereye getirdiğini gördü. Geçen yüzyılın başında daha önceki sömürgeci yağma sisteminin sonucunda sokaklarında insanların açlıktan öldüğü, çöpçülerin sabahları sokaklardan ceset topladığı yıllardan, yüzyılın sonrasında sosyalizm sayesinde dünyanın en büyük ekonomisinin ortaya çıktığı ve yoksulluğun sıfırlandığı başı dik ve önü, sonuna kadar açık olan ülkelerin ortaya çıktığını da gördü.

İşte her şeyi bir yana bırakalım sadece bu gerçeğin varlığından dolayı insanlık, başında ABD’nin olduğu Batının neoliberal vahşi kapitalist sisteminden temelli olarak kurtulacağı bir dönemin eşiğinden içeri adım atmaktadır.

TÜRKİYE

Türkiye için ise şunu söyleyebiliriz:

  • 20. Yüzyılın başında emperyalist sömürgeciliğe karşı mazlumlar dünyasının ilk kurtuluş savaşını verdik ve ardından Ortaçağın tasfiyesi yolunda büyük bir Cumhuriyet Devrimi gerçekleştirdik.

Emperyalizmin işbirlikçileri ve Ortaçağ özlemcileri tam 70 yılı aşkın bir süredir bu büyük devrimin kazanımlarını yok etmek için saldırıyorlar. İktidar ellerinde, dünya emperyalist sistemi arkalarında ve ülkenin bütün kaynakları bu saldırının hizmetinde ama bütün bunlara rağmen Türk Milletinin büyük çoğunluğunun yaşanan sıkıntıların üstesinden gelmek için, en büyük dayanak olarak Atatürk’ü görmeye devam ettiği gerçeğinin önüne geçemiyorlar.

Gerçekte insanlığın dünya çapında yaşanan çıkmazdan kurtuluş olarak merkezinde sosyalist ülkelerin olduğu yeni bir dünya düzenine yönelmeleri ile Türk insanının bugün yaşadığı büyük krizden çıkışı Atatürk de görmeleri arasında dikkat çekici bir paralellik vardır. 20. Yüzyılın başındaki Türk Devrimi, Sosyalist Sovyetler Birliği ile tam bir dayanışma içinde başarılmıştı. Ve Atatürk’ün ölümüne kadar da bu sıkı dayanışma ve işbirliği devam etmişti.

ATATÜRK VE SOZYALİZM KİTABI

Yıldırım Koç arkadaşım Türk devriminin uygulamalarını bizzat Atatürk’ün ve diğer bazı Cumhuriyet Devriminin önde gelen isimlerinin ağzından ifade edildiği üzere “Türkiye’ye özgü bir sosyalizm” olarak niteliyor. İşte bu durum, Türkiye’yi bugün yaşamakta olduğu çıkmazın kapısını açacak sihirli anahtarı bize sunuyor.

  • Sihirli anahtar, Mustafa Kemal Atatürk önderliğinde başardığımız Cumhuriyet Devriminin bize bıraktığı eşsiz mirastır.

Bu eşsiz miras özetle; yarım kalan Cumhuriyet Devrimi’ni tamamlayarak Türkiye’ye özgü bir sosyalizm inşasına yönelmedir.

Yıldırım Koç hocamız, son yıllarda ısrarla Atatürk ve Sosyalizm üzerine çok sayıda yazı kaleme aldı. Son olarak bu yazılarını kitap haline getirdi. Kitap geçtiğimiz günlerde AsyaŞafak Yayınları tarafından okuyucuya sunuldu. Türkiye’nin bir çıkış yolu aradığı günümüzde kitap, çok önemli mesajlar veriyor: İnsanlığın ve Türkiye’nin tarihi bir yol ayrımına geldiği günümüzde, tarihimizin bu en önemli ve başarıya ulaşmış Devriminin gerçekte bugün bizler için neler ifade ettiğini Yıldırım Koç’un “Atatürk ve Sosyalizm” kitabından okumak çok öğretici olacaktır.
========================================
Dostlar,

Dostumuz Sn. M. Bedri Gültekin’e bu yazısı ve kitap tanıtımı için teşekkür ederiz,
kendisine katılıyoruz.
Yine dostumuz Sn. Yıldırım Koç’a da emek verip yazdığı ve bir araya getirerek kitaplaştırdığı için çok teşekkür ederiz..
Çeyrek yy önce merhum Prof. Alpaslan IŞIKLI da yazmıştı (1997) : ”

Sosyalizm, Kemalizm ve Din

Merhum büyüğümüz o kitabında,

  • “Bir insan hem Kemalist hem de sosyalist olamaz mı?”

sorusunu soruyor ve yanıtlıyordu : Evet..

Biz de böyle düşünüyoruz..

Emeğe saygı ile.

 

Sevgi ve saygı ile. 17 Nisan 2022, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
A​tılım Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı ​AbD
​Sağlık Hukuku Uzmanı, ​Kamu Yönetimi – Siyaset Bilimci (​Mülkiye​)​
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com
facebook.com/profsaltik      twitter : @profsaltik

​Reina katliamı dersleri

​Reina katliamı dersleri


Mehmet Bedri Gültekin
aydinlik.com.tr, 2.1.2017

Öncelikle şunu saptayalım: Beşiktaş maçında görev yapan polise, Kayseri’de çarşı iznine giden askerlere yapılan saldırı ile Rus Büyükelçisine suikast ve yılbaşı gecesi Reina’da eğlenen insanlara yapılan saldırı aynıdır. Aynı amaçlıdır. Ve dolayısıyla aynı merkezden verilen emirle gerçekleştirilmiştir. Katliama ilk “tepki” ABD’den geldi. ABD üstelik sadece Obama’nın yaptığı açıklama ile yetinmedi. Tam dört yetkilisi ayrı ayrı yaptıkları açıklamalarla saldırıyı kınadılar. Gerçek suçlunun kendini gizleme gayreti…

KAYBEDEN KUVVETİN ÇILGINLIĞI

Ortaköy katliamını açıklayan en önemli veri, Suriye sahasında yaşanan gelişmelerdir.
Türkiye El Bab’da ABD’nin “elverişli araç”ını köşeye sıkıştırmıştır ve devreden çıkarmaktadır.
Sıra diğer “elverişli araç”tadır. Hükümet ve Genelkurmay El Bab’dan sonra Münbiç’e yürüneceğini açıkladılar. Daha da önemli gelişme Türkiye, Rusya, İran ve Suriye anlaştı.
Halep kurtuldu. Türkiye ve Rusya El Bab’da ortak askeri operasyona başladı. Moskova’daki Dışişleri Bakanları toplantısı ise ABD açısından bölgede yolun sonu anlamına gelmektedir.
İşte burada kaybetmekte olan kuvvetin çılgınlığı ile karşı karşıyayız.
Elde bulunan terör güçleri harekete geçirilmiştir. Amaç, terörle iç çatışmayı tetiklemektir.

IRAK ÖRNEĞİ

Bu noktada komşumuz Irak’ta 2004 ve 2005 yılında yaşanan gelişmeleri hatırlamakta yarar var: 2003 yılında ABD işgaline giden günlerde Bağdat’ta Şii ve Sünni Iraklılar aynı camilerde beraberce namaz kılarak emperyalizme karşı birlikte savaşacakları mesajını veriyorlardı.
Sonra 2004 yılından başlayarak Şii ve Sünni camilerine yönelik saldırılar gerçekleşti.
Bu saldırıların bazılarının, doğrudan doğruya CIA ve MI6 ajanları tarafından kendilerine
Sünni ve Şii “militan” süsü verilerek gerçekleştirildiği ortaya çıktı. Provokasyonlar başarıya ulaştı. Süreç bir müddet sonra gerçekten Sünni Şii savaşına döndü. IŞİD benzeri terör örgütleri bu zeminde ortaya çıktı ve gelişti. Sonuç Irak’ın fiilen üçe bölünmesi oldu.
İşte Türkiye’de uygulanmak istenen plan budur.

‘KÖR GÖZÜM PARMAĞINA’
Irak ve Suriye başta olmak üzere son 15 yıl içinde İslam dünyasında yaşananlar Türkiye’nin şansıdır. Oynanan oyun ve sonuçları görülmüştür. Türkiye, bu oyunu görebilecek ve gerekli tedbirleri alabilecek birikime sahiptir.
  • Reina katliamı ile amaçlanan laik-anti laik çatışmasını tetiklemektir.
Elbette yılbaşına doğru giden günlerde, bazı çevrelerden yılbaşı kutlamalarına karşı yapılan propagandanın, tertipçilerin iştahını kabarttığı anlaşılıyor. Bir musibet bin nasihatten iyidir. Farklı inanç ve yaşam tarzlarına müsamahasızlık, bizim gibi ülkelerde toplumu ayrıştırmak ve
iç çatışmalara sürüklemek isteyen emperyalistlerin ekmeğine yağ sürüyor. Reina katliamı,
bir “kör gözüm parmağına” tertibidir. Türk Milletinin bu oyunu gördüğünü ve gerekli tepkiyi bugünden verdiğini söyleyebiliriz.
NE YAPMAK GEREKİYOR?
Türkiye en önemli tedbiri almıştır.
  • Türkiye, Rusya, İran, Irak ve Suriye arasında işbirliği bölgede terörü sona erdirecek
    en önemli tedbirdir.
     Türkiye bu yola girmiştir ve kararlılıkla sürdürülmelidir.
  • 2. önemli tedbir laiklik politikasının vazgeçilmezliğidir. AKP iktidarı laiklik karşıtı uygulamalara derhal son vermelidir. En son Moskova anlaşmasında bölge ülkeleri Suriye’de laikliğe destek vereceklerini açıkladılar. Türkiye de İran’la birlikte bu anlaşmaya imza attı.
    Bu gelişme, tarihin büyük dersidir. Farklı inanç ve düşüncelerden insanları ancak laiklik
    barış içinde bir arada tutabilir
    .
  • 3. tedbir AKP’nin Başkanlık Sistemi önerisini geri çekmesidir.
    İç cepheyi bölen, milleti birbirine düşüren Başkanlık Sistemi önerisi emperyalizmin
    iç çatışma çıkarma planlarına hizmet etmek olacaktır. AKP, Başkanlık Sisteminde ısrar ederse, kendi eliyle Türkiye’yi, emperyalistlerin kurduğu tuzağa düşürmüş olacaktır.
  • Ve nihayet 4. tedbir; Büyük zorluklarla karşı karşıya olan Türkiye’nin, bu zorlukların altından milletçe, bir milli seferberlikle kalkabileceği gerçeğinden hareketle AKP, CHP, MHP ve
    Vatan Partisi’nden oluşan bir Milli Hükümet’in kurulmasıdır.

Türkiye, terör ve ekonomik kriz başta olmak üzere bütün sorunlarını,
ancak bir Milli Mutabakat Hükümeti ile çözebileceği bir tarihi eşiktedir.
===============================
Dostlar,

Değerli dostumuz Sevgili M. Bedri Gültekin‘in yukarıda yazdıkları kayda değerdir.
Batı emperyalizmi, Türkiye’nin yumuşak karınlarına sürekli vurmaktadır. Ülkemiz uygarlıklar beşiği Anadolu topraklarındadır ve kültürel zenginlikleri (etnisite, dinsel inanç kümeleri….) aslında insanlık mirasıdır. Mustafa Kemal ATATÜRK bu insanları bir potada birleştirerek devletleşmelerini ULUS DEVLET ekseninde sağlamıştır.

  • “Türkiye Cumhuriyetini kuran Türkiye halkına Türk Milleti denir..”

tanımı ve kabulü ile Batı kökenli Ulus Devlet modelini inşa etmiştir ve bu model tutmuştur Batı’da olduğu gibi. Ancak Batı emperyalizminin bitmeyen ve bitmeyecek olan iştahı Ortadoğu’da BOP = 2. İsrail = Büyük İsrail biçiminde formüle edilmiş ve 2004’te Erdoğan Başbakan iken Beyaz Saray’da kendisine empoze edilmiştir. Erdoğan 30’u aşkın kez TV’lerde “BOP Eşbaşkanı” olduğunu ilan ve itiraf etmiştir.

Çok özetle günümüzde yaşadığımız çok ağır sorunların nedeni bu Eşbaşkanlık misyonu gereği izlenen dış ve iç politikadır. AKP – RTE, tek başına iktidarının 15. yılındadır ve elbette, tartışmasız biçimde bu kanlı tablodan 1. derecede sorumludur.

Ancak Erdoğan kabul edilemez hatalarını sürdürmektedir. Suriye’ye Esad’ı devirmek üzere girdiğimizi dahi geçen ay söyleyebilmiştir!? Ertesi gün ise Putin başta olmak üzere sert uyarıların ardından tümüyle tersini söylemek zorunda kalmıştır. Bu zaafiyet kabul edilemez!

Ülkemiz gerçekten bir ulusal seferberlik koşullarında. Ancak seferberliğin öznesi ULUS olacaktır. O halde 80 milyonu ULUS olarak kaynaştıracak tutarlı ve kararlı politikaların zikzaksız izlenmesi zorunludur. Ne var ki BAŞKANLIK = SULTANLIK dayatması bu toplumsal psikolojiyi hançerlemektedir. AKP – Erdoğan’a güven bunalımı sürmektedir. Kamuouyundan fahiş iç – dış politika hataları nedeniyle açık özür dilenmemiş, özeleştiri verilmemiştir. Ama Tayyip bey 80 milyonun kendisine biat etmesini dayatmaktadır!?!
Bu yol çıkar ve sürdürülebilir bir yol değildir. Hele şu çooook kritik kuşatma ve krizde!

AKP – RTE, Cumhuriyet rejiminin kökleri ile savaşmayı derhal sonlandırmak zorundadır.

TBMM aktif olarak çalıştırılmalı, yaşamsal iç ve dış sorunlar burada kapsamlı tartışılmalı ve uzlaşma ile varılacak, o zaman ULUSAL nitelik kazanacak politikalar ulusun gücünü ardına alarak başarıyla izlenmelidir.. Bölge ülkeleri ile iyi ilişkiler, içişlerine karışmama kaçınılmazdır..

ABD – AB, TBMM kararıyla açıkça uyarılarak düşmanca politikalarına son vermeye çağrılmalıdır. Tayyip beyin kısık, ikircikli, titrek.. ses tonu ile yol alınamamaktadır..

Tek çare ULUSAL BİRLİKTİR.. Bütün yollar tarihsel çözüme çıkıyor; üstelik gecikmeden!

Sevgi ve saygı ile.
03 Ocak 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Vatan Partisi’nin 15 yıl öncesinden Türkiye’nin önüne koyduğu ekonomik krize çözüm programı

Vatan Partisi’nin 15 yıl öncesinden Türkiye’nin önüne koyduğu ekonomik krize çözüm programı

Mehmet Bedri Gültekin
ulusalkanal.com.tr 
16.12.16 

700 milyar doları aşkın toplam borç. 400 milyar doları aşmış dış borç ve bunun da 150 milyar doları kısa vadeli…

Türkiye’nin borç yükünün özeti budur. Bu borç yükü, askeri olarak ABD emperyalizmi ile karşı karşıya gelmiş olan Türkiye’nin yumuşak karnıdır.

Son iki ay içinde doların %25 değer kazanmasını bu tablo içinde düşünmek gerekir.
Kısacası, ABD emperyalizmi Türkiye ile olan savaşını ekonomi cephesinde de sürdürmektedir. AKP iktidarı bu durumda çare olarak Dolar yerine Türk lirası kullanımını gündeme getirmiş bulunuyor.

Vatan Partisi’nin “Dolar yasaklansın” kampanyası

Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek bu günden tam 15 yıl önce 1 Temmuz 2001 günü İstanbul’da elinde fırça “Dolar yasaklansın, Türkiye’de Türk lirası, Türk bayrağı” yazılı afişleri bizzat yapıştırarak bir kampanya başlattı. Vatan Partisi (İşçi Partisi), daha o günden ABD’nin Kemal Derviş eliyle tezgâhladığı 2001 krizine cevabın ancak bu şekilde verilebileceğini açıklamıştı. Vatan Partisi, 2002 seçimine giderken Türkiye’nin ekonomik krizine çözüm olarak “Sekiz Kararname, beş kanun”dan oluşan “Milli Hükümetin ilk yapacağı işler” paketini açıklamıştı. Türkiye, tam 15 yıl sonra Vatan Partisi’nin çözümüne gelmiştir.

Ama gelinen aşamada yarım yamalak tedbirlerle Batı tarafından önümüze konan krizin altından kalkılamaz. Piyasada dolar yerine Türk lirasının kullanımı önemli bir tedbirdir. Ama bu tedbirin uygulanması, kişilerin bireysel kararlarına bırakılamaz. Devletin yaptırım gücü işte tam da bu gibi durumlar için gereklidir. Öte yandan saldırı kapsamlıdır. Türkiye bu saldırıyı, ancak kapsamlı bir karşı programı hayata geçirerek alt edebilir.

Dolar saldırısına karşı çözüm programı

  1. Sıradan yurttaşı mağdur etmeyecek şekilde belli bir tutarın üzerindeki iç borçlar ertelenmelidir.
  2. Dış borçlar, alacaklı ülkelerle görüşülerek Türkiye’nin ödeme gücüne göre yeniden yapılandırılmalıdır.
  3. Dolar yasaklanmalı, bankalarda bulunan döviz hesapları ile yurttaşların elinde bulunan
    Dolar ve Euro, Türk lirası ile değiştirilmelidir.
  4. Türkiye, komşularımız başta olmak üzere yönünü Asya’ya dönmelidir.
    Dış ticaretimizde karşılıklı olarak milli paraların kullanılmasına geçilmelidir.
  5. “Nereden buldun yasası” çıkarılmalı, hortumcunun malına el konulmalıdır.
  6. Avrupa Gümrük Birliği ile Türkiye’nin çıkarlarını gözeten yeni bir düzenleme yapılmalı, AB’ye üyelik başvurusu geri çekilmelidir.
  7. Lüks ithalat önlenmeli, Türkiye’de yeterince üretilen malların ithali yasaklanmalıdır.
  8. Özelleştirme durdurulmalı, özellikle stratejik işkollarında kamulaştırma gerçekleştirilmelidir. KİT’ler yeniden canlandırılmalıdır.
  9. Türkiye’nin kaynakları Milli sanayiciler ve KOBİ’ler için kullanılmalıdır.
  10. Çiftçilerin banka borçları ertelenmeli, Tarım desteklenmelidir.
  11. Merkez Bankası’nın uluslararası finans merkezlerinden bağımsız olması sağlanmalıdır.
  12. Devlet eliyle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgesine yatırım yapılmalı,
    bölgelerarası farklılıklar giderilmelidir.
    ========================================
    Evet Dostlar,

    Ülkemizin sorunlarına yapıcı, ciddi, sorumlu öneriler üretme zamanıdır.
    Sn. M. Bedri Gültekin ekonomisttir. Deneyimli ve birikimli bir siyasetçidir.
    Yazdıklarını önemsiyoruz.. Bizim de yazageldiklerimizle ortak öneriler var..
    Dileriz AKP – RTE iktidarı kabuğunu kırarak kısır döngüden çıkar ve Türkiye’nin ciddi birikimine değer verir.. Danışmanların sorumluluğu çok ama çook büyük, hatta kritik..

    Sevgi ve saygı ile; umut ile..
    18 Aralık 2016, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    AÜTF Halk Sağlığı AbD
    Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com

Türkiye büyük değişimin arifesinde

Türkiye büyük değişimin arifesinde

portresi_adiyla

Mehmet Bedri Gültekin


1970’li yıllarda Türkiye solunu oluşturan bütün gruplar – Aydınlıkçılar dışında – yakın zamanda gerçekleşecek bir “Devrim” beklentisi içindeydiler. Aydınlıkçılar ise o yıllarda dünya ve ülke koşullarını tahlil ederek, halkta köklü bir değişim –Devrim– talebi olmadığını saptadılar. Mevcut sistemin 2000’li yıllara kadar süreceğini, devrimci Partiye düşen görevin, halkın mücadelesi içinde örgütlenerek, büyük değişimin nesnel bir ihtiyaç olarak kendisini dayatacağı günlere hazırlanmak olduğunu belirttiler. 70’li yıllarda kısa zamanda “Devrim” beklentisi içinde olan o onlarca grubun yerinde bugün yeller esiyor. Kalan 6 -7 grup ise kendi başlarına bir siyasi varlık olmaktan çıktılar. Ancak PKK’nın kanatları altında nefes alıp veriyorlar. Aydınlıkçılar ise (Vatan Partisi), bugün sistemin dört Partisinin karşısında, ülkenin her tarafında örgütlü, ülke gündemine damgasını vuran bir seçenek olarak mücadelelerini sürdürüyorlar.

Yol ayrımındaki Türkiye
Vatan Partisi tarihinde ilk kez, Türkiye’nin şimdi büyük bir değişimin eşiğinde olduğunu söylemektedir. Bu değişim önümüzdeki üç-beş yıl içinde gerçekleşecektir. Türkiye bir yol ayrımındadır. Önümüzdeki yıllarda, ya Irak ve Suriye’nin kaderini yaşayacaktır. Yani etnik ve inanç farklılıkları temelinde parçalanıp ayak altında kalacaktır; ya da ayağa kalkıp Batılı merkezlerde kendisi için yapılan senaryoları bozacak ve yeniden Cumhuriyet Devrimi rotasına girecektir.

Atlantik’te boğulmak

Değişimi zorunlu kılan en önemli etken, Türkiye’nin Atlantik sistemi içinde
bölünmenin eşiğine gelmiş olmasıdır.

“Büyük Müttefik” ABD, bütün varlığıyla bölücü terör örgütünün arkasındadır.

Terör örgütünün Suriye’deki bölgesinde üç askeri üs oluşturmuştur. Her türlü askeri yardımı artık alenidir. Devlet Başkanı danışmanı düzeyinde PKK “kanton”larına ziyaret yapmakta ve terör örgütünün verdiği plaket dünya basınına servis edilmektedir.

  • Artık kanıtlanmıştır ki Türkiye NATO’da kalmaya devam ederse bölünecektir.
  • Türkiye Avrupa Birliği kapısına bağlı kalmaya devam ederse bölünecektir.
  • Çünkü ABD’si ve AB’siyle emperyalist Batı, Türkiye’ye yönelik bölücü terörün arkasındadır. 

Şimdi Türkiye bu gerçeği devlet düzeyinde sorgulama noktasına gelmiştir. Cumhurbaşkanı başdanışmanının, İncirlik’in ABD uçaklarına kapatılabileceği yönündeki açıklaması, Hükümete yakın Star gazetesinin ABD ile ilgili “stratejik düşman” manşetini atması, aslında Türkiye’nin nereye gittiğini göstermektedir.

Avrasya’da ayağa kalkmak
İkinci olarak gerek güvenlik gerekse ekonomik açılardan karşılaşılan sorunların çözümü için komşularımızla işbirliği politikasının ertelenemez bir zorunluluk haline gelmesidir.
Türkiye, Suriye, İran, Irak ve Rusya arasında işbirliği altı ay içinde hem bölücü hem de yobaz terörünü bitirir.
Geldiğimiz aşamada komşularımızla teröre karşı işbirliği, bir anlamda Türkiye’nin kamp değiştirmesi anlamına gelecektir.

Borçlanma ekonomisinin iflası
Üçüncü olarak borçlanma ekonomisi ile Türkiye yolun sonuna gelmiştir. 50 yıl içinde yapılan borçlanmadan daha fazlası 13 yıllık AKP iktidarı döneminde yapıldı. Türkiye’nin toplam borcu gayrı safi milli hasılasına eşitlendi. Ama daha önemlisi borç yükü içindeki kısa vadeli borçların oldukça yüksek bir orana ulaşmasıdır. Türkiye borçlarını çeviremeyecek bir noktaya hızla yaklaşmaktadır.

Bütün komşularıyla ilişkilerin bozulması ise soruna tuz biber ekmiştir.
Borçlanma ekonomisinden üretim ekonomisine geçmek Türkiye için bir hayat memat sorunu haline gelmiştir.

Bölücü Anayasa girişiminin anlamı
Dördüncü olarak mevcut Mafya-Gladyo-Tarikat Sistemi, gelinen aşamada AKP’nin bölücü ve gerici Anayasa girişimi ile bir hamle yapmak ve böylece geleceğini güvenceye almak peşindedir.
AKP’nin bölücü Anayasa girişimi toplumsal kutuplaşmayı derinleştirmek ve iç çatışmaları tetiklemekten başka anlama gelmiyor.
Atatürk Cumhuriyeti’nin Türkiye’sine bölücü Anayasayı kabul ettirebilmek mümkün değildir.

Yeniden Cumhuriyet devrimi

Şimdi bütün bu sorunların çözümünün kendisini dayattığı bir tarihi eşikte bulunuyoruz. Türkiye bu sorunlarla birlikte daha fazla yaşayamaz.
Türkiye, önümüzdeki üç-beş yıllık dönemde Türkiye, bir Milli Hükümetle yeniden Cumhuriyet Devrimi rotasına girerek sorunlarını çözecektir.
Dünya, bölge ve ülke koşulları bu büyük değişim için elverişlidir. Nesnel koşullar uygundur. Yeniden Cumhuriyet Devrimi rotasına girmek artık milletin talebidir. Haziran ayaklanmasında ayağa kalkan milyonlar bu gerçeği kanıtladılar.
Büyük değişimin öznel şartı ise millete önümüzdeki fırtınalı günlerde önderlik edecek Öncü Parti’nin gerekliliğidir.
Kendini kanıtlamış liderliği, örgütü, kadroları, programı ve politikaları ile Vatan Partisi işte bunun için vardır.

(http://www.ulusalkanal.com.tr/turkiye-buyuk-degisimin-arifesinde-makale,5327.html)

Seçimden ağırlaşan kriz çıkmıştır ve kaçınılmaz hesaplaşma artık kapımızdadır

 

Seçim sonuçları üzerine ilk elde yapılabilecek tespitler şunlardır:

Seçimin en büyük mağlubu Recep Tayyip Erdoğan ve AKP’dir. 2011 seçimlerine göre %10’a yaklaşan oy kaybı, AKP açısından yolun sonunu gösteriyor. Bundan sonra AKP’de çok hızlı bir çözülme ve dağılma beklenmelidir. İktidarı döneminde büyük suçlar işlenmesi, hesap verme korkusu, gemiyi terk edenleri çoğaltacaktır.

CHP ve MHP de bu seçimin kaybedenleridir. CHP hem 2011 genel, hem de 2014
yerel seçimlerine göre oy kaybetmiştir. Kılıçdaroğlu’nun Tunceli’de yaşadığı hezimet de
ayrıca önemlidir. AKP’nin bu derece oy kaybettiği bir seçimde, CHP’nin de oy kaybetmesi,
bu Parti açısından büyük bir yenilgi anlamına geliyor.

MHP de 2014 yerel seçimlerinde ulaştığı oy oranının gerisinde kalmıştır.
CHP için söylediklerimiz MHP için de geçerlidir.

Dolaysıyla sistemin dört Partisinden üçü, seçimden yenilgiyle çıkmışlardır.
Bu durum, sistemin bir bütün olarak tıkandığının önemli göstergesidir.

ABD, CHP’yi kullanarak ve son olarak seçime iki günden az bir zaman kala Diyarbakır’da patlattığı bombalarla HDP’ye barajı aştırmış bulunuyor. Bu anlamda 7 Haziran 2015 seçimlerinin esas kazananının ABD olduğunu söyleyebiliriz. Ama ABD’nin “seçim zaferi”,
“Doğuya doğru giden trende Batıya koşan adam” gibidir.

HDP’nin barajı aşmasında ABD’nin her türlü aracı devreye sokarak yürüttüğü kampanyanın yanı sıra, Kürt Aleviler başta olmak üzere kayda değer bir seçmen kitlesinin
“AKP’den kurtulmak” diye özetleyebileceğimiz temel isteklerini, barajı aşacak
4. Parti olarak HDP’yi görmeleri ve bu yönde hareket etmelerini belirtmek gerekir.

HDP’nin barajı aşmasında belirleyici olan etkenler arasında,
PKK’nın dağdaki silahlı militanlarının, köylerde ve şehirlerde estirdiği
terör de önemli bir rol oynamıştır.

Bu anlamda 2015 seçimleri, Türkiye’nin seçimler tarihinde bir ilktir. Gerçi bundan önceki seçimlerde de PKK, zor unsurunu kullanarak oy topladı. Ama ilk defa bu kadar yaygın
ve bu kadar aleni yapıldı.

PKK’lılar köy köy dolaşarak HDP dışında başka bir partiye oy çıkması durumunda olacaklar konusunda yurttaşları “uyardılar!”. Şırnak ve Hakkari gibi illerde HDP’nin %80’nin üzerinde oy alması, PKK’nın seçim sandığı üzerinde estirdiği terörün sonucudur.
Bu oran çok sayıda ilde ise %70’in üzerinde gerçekleşmiştir. PKK terörü, sadece Doğu ve Güneydoğu illerinde değil, Antep, Adana, Mersin’in bazı mahalleleri gibi Kürt yurttaşların yoğun olarak yaşadığı yerlerde de uygulanmıştır.

Her şey bir yana sadece bu durum 2015 seçimlerinin halkın özgür iradesini yansıtmakla
hiçbir ilgisinin olmadığını gösterir. Israrla döne döne üzerinde durmamız gereken gerçek budur. Türkiye’de, PKK terörünü devreden çıkarmadan yapılacak seçimler,
terör örgütünün iradesinin halka zorla onaylattırılmasından başka anlama gelmez.

HDP’nin % 13 ile Meclis’e girmesi kaçınılmaz çatışmayı yaklaştırmıştır.

Silahlı Bölücülük şimdi daha büyük bir cüretle taleplerini (Özerk Kürdistan, Anadilde eğitim, dağdaki PKK’lıların resmi kolluk gücü olarak kabul edilmesi ve Öcalan’ın serbest bırakılması) Türkiye’nin önüne koyacaktır.

Türkiye sistem Partileri açısından yönetilebilir bir ülke olmaktan çıkmıştır

Önümüzde, sistem partilerinin oluşturacağı bir koalisyon Hükümeti (Büyük ihtimal AKP – CHP) var. Ama bu Partilerin, Türkiye’nin artık taşınamaz hale gelmiş sorunlarına hiçbir çözümü bulunmuyor.

Borçlanma ekonomisinin sonuna geldik. Dolar muhtemelen çok kısa bir süre içinde üç TL’yi geçecektir (AS: 27 Temmuz 2015, Dolar 2,7 TL’yi; € 3 TL’yi aştı!). Bu durumda, daha şimdiden yaşanmakta olan iflaslar, patlama biçiminde artacaktır. İşsizliğin çığ gibi büyümesi demek olan bu durum, kaçınılmaz olarak büyük toplumsal patlamaları doğuracaktır.

Serbest piyasa ekonomisini uygulamak ve Batı’ya daha fazla eklemlenmek dışında bir “çözümleri” olmayan Partilerin oluşturacağı Koalisyon Hükümeti, bu durumda ekonominin çarkını döndüremez. Ekonomiyi yönetemeyen ülkeyi yönetemez.

“Kürt sorunu” artık bir “sınır çekme” sorunu haline gelmiştir.

Ama Türk Ordusu savaş meydanında yenilmeden böylesine bir “değişiklik” gerçekleşemez. Türkiye’ye bu anlamda da bir hesaplaşma dayatılmaktadır.
Sistem partilerinin önümüze gelmiş bu soruna da bir çözümleri bulunmuyor.

Irak ve Suriye’de yaşanan gelişmeler bugüne kadar esas olarak sınırlarımızın dışındaydı.
Ama bundan sonra Türkiye’yi yönetecek olanlar, Irak ve Suriye konusunda AKP’nin tek başına iktidar olduğu dönemdeki gibi rahat hareket edemeyecekler. Suudi Arabistan ve Katar’la kotarılan anlaşmaların uygulanması şimdiye kadar olduğu gibi kolay olmayacaktır.
Bu durumda, Emniyet Genel Müdürlüğünün yaptığı tespite göre Türkiye’nin dört bir tarafında “uyuyan terör hücrelerinin” faaliyete geçmesi beklenmelidir.
(AS: 20 Temmuz 2015 Suruç kırımı ile başlatılmadı mı?)

Yani Türkiye, PKK terörünün yanı sıra bir de dinci terör ile boğuşmak durumunda kalacaktır. Bu sorunun Bölge ülkeleri arasında güvenlik işbirliği yapılması dışında çözümü yoktur ve Sistem Partilerinin hepsi bölge ülkeleri arasında işbirliğine karşıdır.

Bütün bu sorunlara çözümü olmayan Partilerin oluşturacağı koalisyon, işte bu durumdan dolayı Türkiye’yi yönetemez. Yani Türkiye, Sistem Partileri açısından yönetilebilir bir ülke olmaktan çıkmıştır. Bu nedenledir ki, daha seçimlerin ilk sonuçları alındığında kimi AKP sözcüleri
hemen erken seçimden söz etmeye başladılar.

Vatan Partisi’nin aldığı sonuç
Vatan Partisi iyi bir seçim kampanyası yürüttü. Mitinglerimiz esas olarak başarılıydı.
Her zamankinden daha fazla “göründük”. Türkiye’nin en itibarlı yazarları ve aydınları
Partimizi desteklediklerini ilan ettiler. Hepsinden önemlisi arkamızda, daha önceki seçimlerin hiçbirisiyle kıyaslanmayacak büyük başarılar (Ergenekon, balyoz kumpaslarının çökertilmesi, Soykırım yalanı konusunda elde edilen zafer vd.) ve bu başarıların getirdiği itibar vardı. Propaganda büromuz son derece başarılı çalıştı. Örgütlerin ihtiyacı olan her türlü materyal zamanında ve fazlasıyla sağlandı vb. vb.

Gaziantep’te şimdiye kadar olan bütün seçimlerle kıyaslanmayacak ölçüde daha başarılı bir çalışma yaptık. Bir büyük otobüs ve ayrıca dört ses aracı ile kampanya yürüttük. Toplam olarak 300 bin bildiri dağıttık. Seçim kampanyası döneminde 300 yeni üye kazandık. 150 bin TL olarak belirlediğimiz seçim bütçemizi esas olarak gerçekleştirdik. Gerçekleştirdiğimiz çeşitli etkinlikler, örgütümüzün daha önce yaptığı benzer etkinliklerden çok daha güçlü ve başarılıydı. Bütün bunlara rağmen seçimde aldığımız sonuç, oran olarak örneğin 2002 yılında aldığımız sonucun gerisinde kaldı. 2007 seçimlerinden ise rakam olarak daha fazla oy aldık ama oran olarak bu seçimin de gerisinde kaldık. Ama Bütün arkadaşların hem fikir oldukları tespit,
2002 ve 2007 seçimlerindeki çalışmadan çok daha etkili ve başarılı bir çalışma yaptığımızdır.
Aldığımız sonucu açıklamada belirleyici saptama yaşadığımız nesnelliktir. Toplum, yüzyüze olduğu tehdidi, Devrimci Parti etrafında toplanarak ve mücadele ederek göğüslemek yerine, tehdidin sahiplerine yaklaşarak, deyim yerindeyse onlara teslim olarak halledebileceğini düşündü. HDP’ye verilen destekte bu anlayışın önemli bir payı vardır. ‘HDP barajı geçmezse savaş başlar’ fikri hem PKK tarafından işlendi hem de toplumun küçümsenmeyecek orandaki farklı kesimleri tarafından dillendirildi.

Aynı şekilde AKP’nin, “bana oy vermezseniz ekonomi çöker” şeklindeki tehdidi de
toplum üzerinde oldukça etkili oldu. Gaziantep’te birçok fabrika sahibinin işçilerine;
“AKP’ye oy vermezseniz, kriz olur fabrika kapanır ve sizler de işinizi kaybedersiniz”
şeklinde telkinde bulunduklarını biliyoruz. Dikkat çekici nokta bu işverenlerin
büyük çoğunluğunun AKP’li olmadığıdır.

Halk, tavizler vererek, sistemin efendilerine yaranarak tehlikeyi savuşturabileceğini düşündü. Vatan Partisi’nin örgütlenme ve mücadele çağrısını bundan dolay göze alamadı.

Bu temel tespitin yanı sıra, kimi örgütsel zaaflar yaşanmışsa da bunlar alınan sonuç üzerinde belirleyici etkide bulunmamıştır.

Vatan Partisi ne yapmalı?

En büyük tehlike, seçimde aldığımız sonuca kafayı takmaktır. Toplum bu sonuçlara bakmayacaktır. Çünkü hayat, çok geçmeden acı gerçekleri herkese hatırlatacaktır (AS: Başlamadı mı??) ve Vatan Partisi’nin bugüne kadar verdiği mücadele, yaptığı uyarılar kitlelerin bize bakışını belirleyecektir.

2011seçimlerinden hemen 15 gün sonra Hatay’da, Suriye’de başlayan terör olaylarına karşı “Suriye halkı ve Hükümeti ile Dayanışma Mitingi” düzenlemiştik. Aynı şekilde hareket etmeliyiz.

Arkada kalan üç aylık dönemde Türkiye’nin hemen her tarafında çok önemli bir öncü birikimle buluştuk. Partimize olan yönelim devam edecektir. Bu da bir nesnelliktir. Seçim sonucu,
bu yönelimi kısa bir müddet yavaşlatabilir ama önleyemez. Ve biz Türkiye’nin ihtiyacı olan Parti olduğumuzu pratiğimizle ortaya koyarak bize olan yönelişi daha da güçlendirebiliriz.

Örgütlerimiz, şimdi Partimize katılan öncü birikimi değerlendirerek kendini yeniden yapılandırmalı, örgütlemeli ve büyütmelidir.

Türkiye büyük halk hareketlerine doğru gidiyor. Halk hareketi, yaşamakta olduğumuz ve
7 Haziran seçimlerinin ortaya çıkardığı siyasal tablo sonucunda daha da ağırlaşacak olan krizden (AS: seçimden 50 gün sonra durum dam da böyle..) Türkiye’yi çıkaracak ve ülkemizi
bir Milli Hükümete kavuşturacak biricik güçtür.

Vatan Partisi bu halk hareketinin örgütleyeni ve önderi olmalıdır.

Bizi bekleyen tarihsel görev budur. (13 Haziran 2015)

=========================================

Dostlar,

Vatan Partisi’nin önde gelen yöneticilerinden, bir dönem Genel Başkan Vekilliği ve
Genel Sekreterlik de yapmış olan dostumuz Sn. Bedri Gültekin’in 45 gün önce yazdığı makaleyi özellikle bugünlerde paylaşmak istedik. Zamanın akışının “adeta hızlandığı” son aylarda
isabetli öngörülerde bulunmak kolay olmasa gerektir. Bedri bey (Mülkiye mezunudur) bu zoru başarmış yukarıdaki önemli yazısında. Biz de yer yer ayraç içinde pekiştirmelerde bulunduk.

Vatan Partisi’nde gerçekten Türkiye’nin yüzakı ciddi bir yurtsever, deneyimli öncü siyasal kadro bulunuyor. Bu olgu Türkiye için bir kazançtır ve yaygın halk yığınları bu potansiyeli henüz yeterince değerlendiremese de, ülke yöneticileri ve namuslu aydınlar, yazarlar, etkili – yetkililer bu Partinin sesine – söylemine kulak kabartmalıdırlar.

Sevgi ve saygı ile.
27 Temmuz 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com