İHALEYİ VEREN SORUNLUDUR – ASKERİN KARNI

KISA KISA 2 YAZI…

İHALEYİ VEREN SORUNLUDUR

İlker Yücel ile ilgili görsel sonucuM. İlker Yücel
ilkeryucel@aydinlikgazete.com
AYDINLIK Gazetesi, 25.6.17 

(AS: 2 yazı için bizim katkımız en alttadır..)

Tam 5 bin acemi asker. Bin bir türlü önyargı ve endişeyle etrafını izleyenler, sağını solunu bilmeyenler, adımlarını uyduramayanlar, korkudan ağlayanlar…

Sadece 20 günde; ayaklarını bir tay gibi sağlam yere vurarak uygun adım yürüyüp, gururla dolu göğüsleri önde, ‘vatan sana canım feda’ diye haykıran Mehmetçikler olduk!

20 yaşına kadar geçim derdiyle orda burda itilip kakılarak çalışan mahçup gençlere kısa sürede duygu ve disiplin yüklenerek cepheye atılma bilinci verildi.

359. dönem Piyade Er M. İlker Yücel başta olmak üzere bütün bir alay, askerlerini özgüven aşılayarak eğiten Alay Komutanı Piyade Albay Şefik Güvenç’e hayran kalmıştık.

15 Temmuz FETÖ’nün darbe girişiminde Albay Şefik Güvenç’in, vatansever bir subay olarak, Ordu’nun namusunu koruduğunu öğrendiğimizde askeri olarak gururlandık.

Yetenekleri onu Albay rütbesinde Tugay sorumluluğu almasını sağlamıştı.

Bu satırların yazarı Manisa’da askerlerin zehirlendiği yemekhanede 20 gün boyunca istihkakını aldı. Hükümete yakın şirkete ihaleyi veren, tam 4 kez zehirlenme hadisesine rağmen önlem almayan Milli Savunma Bakanlığı, ihaleyi feshetme yetkisi bile olmayan Albay Şefik Güvenç’i görevden alarak sorumluluğunu perdeledi.

  • Böyle komutanın emrinde bir ömür askerlik yapılır
    ama böyle Bakanlığın emrinde bir öğün yemek yenmez!
    ===================================

ASKERİN KARNI

Oktay YıldırımOktay Yıldırım
Aydınlık Gazetesi, 25.6.2017

Benim Türk Ordusu’ndaki asıl sınıfım piyade idi. Ama sakatlandıktan sonra sınıfım değiştirildi, levazım oldum. Her ne kadar bu sınıfta uzun süre görev yapmadıysam da eğitimini aldım, okulu da çok iyi dereceyle bitirdim. Sistem öyle bir kontrol mekanizmasıyla kurulmuştur ki, emin olun değil zehirlenme bayatlama bile olmaz. 1985’ten beri sürekli kışla mutfaklarında üretilen yemekleri yedim. Bir tek zehirlenme vakası ne gördüm ne de duydum. Halen levazım sınıfında görev yapan bir arkadaşıma sordum, O da hatırlamıyor.

Ama ne zaman ki, işin içine para girdi, daha fazla kâr girdi, toplu zehirlenmeler başladı.

  • Ciğeri beş kuruş etmeyen adamlar, beş kuruş daha fazla kâr etmek için
    Mehmetçiğin canına kast etti.

Ani Di Franco, “Doğru tutulduğunda her şey bir silah olabilir” der.
Doğrudur, silah sınıfında olmayan şeyler bile biraz eğitim ve maharetle silaha dönüşebilir. Ama savaşmak için bu yetmez.
Türk atasözüdür, “asker karnının üstünde yürür…”

Silahı olmayan asker bir şekilde savaşabilir, ama karnı doymayan asker savaşamaz. Kimseden kendisine yemek vermesini de bekleyemez, kendisi yapar.

  • Ordu, işleyen bir mekanizma gibidir. Yarın cepheye gittiğinde ne olacak?
    Yemekleri yine özel şirketler mi getirecek?
    ===============================
    Dostlar,
    M. Savunma Bakanı hala “salmonellozis” adlı besin zehirlenmesine, şirketi aklayabilecek fantastik çözümler peşinde.. Bu gün Bursa’da 10 askerin zehirlendiği yeni bir “olay” daha! Sağlık Bakanlığı’nın 12 uzmandan oluşan bilim kurulunun “bu salmenollozis” tir diyen yazılı raporuna karşın.. Sağlık Bakanının kameralar önünde bizzat uyarısına karşın. Birisinin / birilerinin kasten bu tabloya yol açması söz konusu değildir. Etler kasten soğuk zincir dışında tutulmadı ise.. Zaten tüm sürecin kamera kayıtları da var.. Bereket, imam M. Savunma Bakanı depremlerle askerin kışlada zehirlenmesi arasında kurduğu parlak zekasının ürünü “olası bağ” (!) tezinde ısrar etmedi, edemedi..

Bir ülkenin “yaraşırlık” tan (liyakat – meritokrasi) uzaklaşmasının hayal bile edilemeyecek ağır bedellerinden biridir masum Mehmetçiğin asker ocağında kutsal karavanadan zehirlenmesi.. AKP sicilinde hep kara bir leke olarak kalacaktır. Uygarlık tarihi için yüz karasıdır 21. yy’ın şafağında..

Der- hal; OHAL KHK’ları ile darmadağı edilen gözbebeğimiz

  • TSK, önceki kurumsal ve kadim bütünselliğine döndürülmelidir.
    Bu stratejik hatada ısrar edilirse daha ağır sorunlar kaçınılmazdır ve ille de bunları yaşayarak Ulusun güvenliğini tehlikeye atmaya hiç kimsenin hakkı olamaz..Stratejik yönetim öngörüye dayanır, deneme – yanılma ile asla başarılamaz.

Sevgi ve saygı ile. 25 Haziran, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD
Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Soner YALÇIN : 19 TUTSAK


Dostlar
,

Soner Yalçın, Türkiye’nin son yıllarda yetiştirdiği en yetenekli gazeteciler içinde önlerde geliyor.

Özellikle hapisten çıktıktan sonra yazdıkları -görkemli SAMİZDAT kitabı sonrası-
büyük bir özenle izlenmeli ve değerlendirilmeldir.

Aşağıda, birkaç gün gecikmeyle “19 Tutsak” yazısı.. (28.2.14, SÖZCÜ)

Ergenekon tutsaklarından Oktay Yıldırım‘ın şu sözleri üzerinde
bir kez daha hep birlikte düşünmeliyiz :

  • “..Böyle bir düşmanlık yok bu topraklarda.
    Biz savaştığımız düşmanımızı esir aldığımızda üzerine parkamızı verdik,
    yemeğimizi-suyumuzu paylaştık
    .”

Sevgi ve saygı ile.
4 Mart 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

=====================================

19 TUTSAK..

portresi_kasketli
Soner YALÇIN

Gündem, Erdoğan-Gülen kavgası
Cezaevindeki tutsakların/esirlerin gündemden düşmesine izin vermeyeceğim. Her daim, fırsat buldukça onların sesini bu köşeye taşıyacağım…
Çünkü:
Türkiye’nin gerçekle bağı koparıldı;
ülke toplumsal travma/sosyal şizofreni yaşıyor.

Baksanıza:
Yasada “hüküm özlü” diye hukuksal bir statü yok.
Yani, masumiyet karinesi gereği; hüküm kesinleşinceye dek herkes suçsuz.

Bu değişti; yerel mahkeme karar verince kişi “hüküm özlü” oluyor!
Oysa yargı süreci bitmiyor; bunun Yargıtay gibi safhaları var.
Yok dinlemiyorlar; yasayı filan umursamıyorlar. Şark kurnazlığı yaparak, uzun tutukluluk konusunda Türkiye’yi sıkıştıran Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ni kandırmaya çalışıyorlar.

Şimdi…
Yeni demokratikleşme paketiyle 5 yılı aşkın cezaevinde bulunan Ergenekon sanıklarının serbest kalmasının önündeki tek engel -bu Türkçe özürlü- “hüküm özlü” statüsü!

Ziyaretine gittiğimiz Silivri Cezaevi’ndeki gazeteci Tuncay Özkan isyan ediyor.
Haklı. Demokratikleşme paketi adı altında nice yasalar değişti; katiller yararlandı. Tuncay Özkanlar yararlanamadı. Yeni pakette de bu uyduruk “hüküm özlü” statüsüyle özgürlükleri engelleniyor.

Gazeteci Deniz Yıldırım hep olduğu gibi bir ayrıntıya dikkatimizi çekti:

“Adalet Bakanı Bekir Bozdağ, yeni yasa düzenlemesiyle 149 kişinin tahliye olacağını açıkladı. Sonraki konuşmalarında bu rakamı 130’a indirdi. 19 kişi azalmıştı.
Bu 19 kişi 5 yılı aşkındır cezaevinde yatan ve yasa değişikliğinden yararlanacak Ergenekon sanıklarıydı!”

4 yılı aşkındır cezaevinde yatan gazeteci Yıldırım, bir de istihbarat verdi:

“Sayının azalmasının nedeni olarak, başta Hüseyin Çelik ve Şamil Tayyar gibi
20’yi aşkın AKP milletvekilinin karşı çıkmaları gösteriliyor.”
Hüseyin Çelik ile Şamil Tayyar’ın bu kini hiç bitmeyecek görünüyor.

AKP’ye “örtülü” destek

Silivri Cezaevi’nde ziyaret ettiğimiz gazeteci Hikmet Çiçek,
konuşmasına CHP’yi eleştirerek başladı:

“Cemaat’in devlet içindeki gücünü kıracak her türlü girişim desteklenmelidir.
28 Şubat dahil, hiçbir siyasal iktidar Cemaat’in üzerine bu derece gitmedi.”

Hikmet Çiçek, Cemaat konusunda bilgili üç gazeteciden biridir. Yıllarca bu konuda haberler yaptı. Silivri Cezaevi’nden CHP’ye sesleniyor;

“Kafanızı karıştırmayın, Türkiye için son derece tehlikeli olan Cemaat’in devlet içindeki olağanüstü gücünü kırmak için siz de mücadele edin.”

Gazeteci Turan Özlü de aynı fikirde:

“AKP-Cemaat kavgası Türkiye’nin lehinedir. Cemaat’in inine girenin elini kimse tutmasın; tüm pislikler tek tek ortaya çıksın. Kimileri tribüne çıkarak, ‘birbirlerini yesinler’ diyor; bu tavır da yanlıştır. Tamam yesinler birbirini; dünya tarihinde tüm ittifaklar böyle parçalanıp yok oldu. Ama seyirci olmak doğru değildir; öncelik Cemaat tehlikesinin
yok edilmesidir.”

Turan Özlü’nün bir de sitemi var:

“Türkiye, AKP yolsuzluklarını Cemaat sızdırmalarıyla mı öğrendi?
Aydınlık’ta yaptıklarımız ortada; biz hırsızlıkları ortaya döken telefon kayıtlarını yayınlamadık mı? Bu sebeple zindanda değil miyiz? Keza Wikileaks ortada.
CHP İstanbul İl Başkanı rahmetli Mehmet Bölük’ün mücadelesini CHP’liler unuttu mu? Unuttular ise yazdığı ‘El Tayyip’ kitabına baksınlar; orada tüm hırsızlıklar yazılı.”

6 yıl 8 aydır cezaevinde bulunan; Erdoğan hakkında yazdığı kitaplarla bilinen yazar Ergun Poyraz,

“Dünyanın tüm Atatürkçüleri bir araya gelse Cemaat’in yaptığı tezgahları bu kadar ortaya çıkaramazdı. Erdoğan’ın en büyük hatası, Cemaatçi polislere inanması oldu; ‘seni öldürecekler’ yalanına kandı.”

Hurşit Tolon Paşa ise Cemaat olgusuna daha geniş perspektiften bakma taraftarı. O’na göre

  • Cemaat; Sevr’i diriltmek, ulusal birliği parçalamak isteyenlerin,
    uzaktan planlı programlı yöntemlerini harekete geçiren piyon.
  • “Biz Büyük Ortadoğu Projesi’ne karşı çıktığımız için buradayız.
    Hedef biz değil Türk Silahlı Kuvvetleri’dir.”

Bana ve Balbay’a eleştiri

Gazetecilik böyledir; hep tenkit edilirsiniz. Olsun, eleştiriye zenginlik olarak bakmak gerekir. Hikmet Çiçek, Cemaat’in kirli tezgahlarını az yazdığım için eleştirdi.
Prof. Dr. Yalçın Küçük ise Cemaat’i tek yanlı suçlu gören yazılarımı eleştirdi.
Prof. Küçük’e göre iki taraf da kirliydi; birini destekleyip diğerini yazmak doğru değildi.
Erdoğan’ın yeni müttefik arayışında olduğunu söyleyen Prof. Küçük, “tek yanlılık” eleştirisini Ulusal Kanal için de yaptı; “Ulusal Kanal, AKP televizyonu oldu!”
Görünen: AKP Silivri’yi böldü!..

Prof. Yalçın Küçük, “Sosyal Demokrat Merkez Partisi” dediği için Mustafa Balbay’ı
ve; “buradan çıkmamızı istemiyorlar” diye CHP’yi, sertçe eleştiren makaleler yazdığını söyledi. Evet dedim ya; eleştiri zenginliktir.

“Hocam giden belli; AKP. Peki gelen ne?” diye sordum.

“Ne geldiğini göremiyoruz; ipuçları yok.” diye yanıt verdi.

Çok etkilendiği Gezi direnişini bir orta sınıf kalkışması olarak değerlendirdiğini;
hapisten çıktığında bu konuda araştırma yapmak istediğini söyledi.
Türkiye’de bu kadar milyarderin nasıl çıktığını da merak ediyordu.

Son görüştüğümüz kişi, 2 yıl cezaevinde benim kahrımı çeken koğuş arkadaşım
Oktay Yıldırım idi. Cezaevinde yazdığı üçüncü kitabı,

“Başımıza Gelenler; Kumpastan Direnişe” yakında çıkacaktı.

Sözlerine, pankreas kanseri Muzaffer Tekin’le başladı;

  • “Hepiniz lütfen kolları sıvayın, ne yapılacaksa bir an önce yapılmalıdır;
    hemen serbest bırakılmalıdır. Böyle bir düşmanlık yok bu topraklarda.
    Biz savaştığımız düşmanımızı esir aldığımızda üzerine parkamızı verdik, yemeğimizi-suyumuzu paylaştık.”

Silivri Cezaevi’nden ayrılırken şunu düşündüm:

Geleceğin en önemli niteliği şaşırtıcı olmasıdır; var olanın sürgit devam edeceğine inananlar; yalnızca görmek istediklerini görenler; en çok düş kırıklığına uğrayanlardır ve tarihe hesap verenler hep onlar olmuştur…

MAHKEME DAHA NEYİ BEKLİYOR?


MAHKEME
DAHA NEYİ BEKLİYOR?

AYM’nin uzun tutukluluğu “hak ihlali” kabul eden kararı üzerine Mustafa Balbay’ın tahliyesi sonrası gözler Ergenekon Mahkemesi’ne çevrildi. Hemen her görüşten hukukçu, Balbay için verilen tahliye kararının bütün uzun tutuklular için uygulanması gerektiğinde hemfikir

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) uzun tutukluluğu “hak ihlali” kabul eden kararı üzerine CHP Milletvekili Mustafa Balbay’ın tahliyesi sonrası gözler Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne çevrildi. Hemen her görüşten hukukçu, Balbay için verilen tahliye kararının bütün uzun tutuklular için uygulanması gerektiğinde hemfikir.

Aralarında 2007-11 dönemi TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanlığı da yapmış Anayasa Profesörü Zafer Üskül gibi AKP’lilerin de bulunduğu
çok çeşitli kesimlerden hukukçular,

  • “Anayasa Mahkemesi’nin hükmü, uzun tutukluların tümünü kapsıyor. AYM’nin kararı, kişiye özgü değil ilkeseldir.” 

görüşünde ısrarcı. Ergenekon davasında tutukluluk süresi 6 yıla yaklaşan tutuklular bulunuyor.

Tutuklulukta azami süre 3 yıl

13. Ağır Ceza Mahkemesi, Mustafa Balbay ile ilgili verdiği kararın gerekçesinde yanlış yorum ile azami tutukluluk süresinin 5 yıl olduğu konusunda görüş bildirmişti.

Ancak Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ilke olarak tutuklulukta geçen azami sürelerin zorunluluk halinde yarısı kadar uzatılabileceğini benimsemişti. 102. maddede de

CMK md. 102    :

  • “Tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabilir. Uzatma süresi 3 yılı geçemez.” denilmiştir.

Böylece azami sürenin 1 yıl daha uzatılarak toplam 3 yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Nitekim, hiçbir ek sürenin asıl süreden fazla olamayacağı
temel ilkedir.

Tahliye edilmesi gereken adlar…

  • Oktay Yıldırım – 12 Haziran 2007’de tutuklandı.
    6 yıl 6 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Mehmet Demirtaş – 12 Haziran 2007’de tutuklandı.
    6 yıl 6 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Ergün Poyraz – 27 Temmuz 2007’de tutuklandı.
    6 yıl 5 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Sevgi Erenerol – 22 Ocak 2008’de tutuklandı.
    5 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Doğu Perinçek – 24 Mart 2008’de tutuklandı.
    5 yıl 9 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Hikmet Çiçek – 29 Mart 2008’de tutuklandı.
    5 yıl 9 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Tuncay Özkan 23 Eylül 2008’te tutuklandı.
    5 yıl 3 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Hasan Atilla Uğur – 3 Temmuz 2008’de tutuklandı.
    5 yıl 5 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Durmuş Ali Özoğul – 6 Temmuz 2008’de tutuklandı.
    5 yıl 5 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Levent Göktaş – 7 Ocak 2009’da tutuklandı.
    4 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Mustafa Dönmez – 12 Ocak 2009’da tutuklandı.
    4 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Ataman Yıldırım – 7 Ocak 2009’da tutuklandı.
    4 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Levent Ersöz – 17 Ocak 2009’da tutuklandı.
    4 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Fatih Hilmioğlu – 13 Nisan 2009’da tutuklandı.
    4 yıl 8 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Deniz Yıldırım – 9 Kasım 2009’da tutuklandı. 4 yıl 1 aydır tutuklu.
  • Serdar Öztürk – 7 Haziran 2009’de tutuklandı. 4 yıl 6 aydır tutuklu.
  • Dursun Çiçek – 30 Nisan 2010’da 3. kez tutuklandı.
    3 yıl 8 aydır cezaevinde.
  • Mehmet Bedri Gültekin – 22 Ağustos 2011’de tutuklandı.
    2 yıl 4 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Erkan Önsel – 22 Ağustos 2011’de tutuklandı.
    2 yıl 4 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Turhan Özlü – 22 Ağustos 2011’de tutuklandı. 2 yıl 4 aydır tutuklu.
  • Mehmet Eröz – 9 Eylül 2011’de tutuklandı. 2 yıl 3 aydır tutuklu.
  • Yalçın Küçük – 11 Ocak 2009’da tutuklandı. 12 gün sonra 23 Ocak 2009’da tahliye edildi. Odatv davasından tutuklandığı 7 Mart 2011’den beri cezaevinde bulunuyor.
  • Tuncer Kılınç – 12 Ağustos 2013’te tutuklandı. 4 aydır tutuklu.
  • Hasan Iğsız – 10 Ağustos 2011’de tutuklandı. 2 yıl 4 aydır tutuklu.
  • Alaettin Sevim – 25 Ağustos 2011’de tutuklandı. 2 yıl 4 aydır tutuklu.
  • Nusret Taşdeler – 27 Kasım 2012’de tutuklandı. 1 yıl 1 aydır tutuklu.
  • Hurşit Tolon – 7 Temmuz 2008’de tutuklandı. 7 ay sonra 6 Şubat 2009’da tahliye oldu. 10 Ocak 2012’de 2. kez tutuklandı. Cezaevinde geçirdiği süre
    2 yıl 6 ay.
  • İlker Başbuğ – 6 Ocak 2012’de tutuklandı. 1 yıl 11 aydır tutuklu.
  • Şener Eruygur – 7 Temmuz 2008’de tutuklandı. 2 ay sonra 21 Eylül 2008’de tahliye oldu. 11 Eylül 2013’te 2. kez tutuklandı.
  • Mehmet Ali Çelebi – 1 Temmuz 2008’de tutuklandı. 2 yıl 10 ay sonra
    20 Mayıs 2011’de tahliye oldu. 14 Ağustos’ta 2. kez tutuklandı.
    Cezaevinde geçirdiği süre 3 yıl 2 ay…************************

Dostlar,

Günümüz Kara Avrupa’sının hukukunun kökeni Roma Hukukudur.
İngiltere Roma Kilisesinden ayrılarak Anglosakson Kilisesi‘ni kurduğundan, İngiliz Hukukunun kaynağı gelenek olup “Common Law” olarak bilinir
Günümüzden neredeyse bin yıl önce bile Kralların – İmparatorların
tek başına idam cezası verme yetkileri giderek sınırlandırılmıştır.
(İngiltere, 1215, Magna Carta!(

Günümüz Türkiye’sinde ise masum insanlar cezaevinde ölsünler diye tasarlayarak – planlayarak yasa ve hukuk dışına çıkan uzun sürelerle
sözde yargılama süreçlerine zincirlenmektedirler.

6+ yıldır haklarında kesin hüküm verilmeyen masum sanıklar vardır.

Bir bölüm sanık ise “yaşam boyu hapis cezası” na çarptırılarak zindanda ölmeleri güvenceye alınmıştır.

Türk hukukunda sözde “idam / ölüm” cezası kaldırılmıştır;
fakat görüldüğü ve yaşandığı üzere fiilen – eylemli olarak (de facto!) uygulamadadır.

Bu kabul edilemez!

Hukuk kuralları soyut ve geneldir.
Kişiye ve duruma özgü yasal düzenleme yapılmaz.
Yasa – hukuk önünde herkes eşittir (Anayasa md. 10).

Dolayısıyla AYM’nin kararı ilkeseldir, “uzun” (yasal sınırları aşan) sürelerdir tutuklu olan tüm T.C. Yurttaşlarının, AY md. 153/son uyarınca hemen salıverilmeleri gerekmektedir :

AY md. 153/son :

  • “Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.”

Sevgi ve saygı ile.
14 Aralık 2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net 

 

 

Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu Sehven (!) Cinayete Kurban Olmak Üzere..

,
Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu karaciğer kanseri ile mücadele ediyor!

Şubat 2009’da cezaevine girdikten sonra Hilmioğlu’nun hastalığı cezaevi şartlarında kontrol altına alınamadı ve hızla ilerledi. Ergenekon davalarında sehven (!) yapılan hataları biliyoruz. Ancak Fatih Hilmioğlu’nun kanser hastası olduğu halde
hala hapiste tutuluyor olması sehven (!) cinayete teşebbüstür.

Ben, sehven (!) cinayete kurban gitmiş bir başka Ergenekon sanığı Kuddusi Okkır’dan bahsetmek istiyorum. Okkır için iş işten geçmiş diyebilirsiniz, ancak Okkır’ın başına gelenlerden alınacak ders Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun hayatını kurtarabilir.

Kuddusi Okkır Ergenekon davasının tutuklu sanıklarındandı. Tutuklandığında sağlığı yerindeydi ancak tutuklandıktan kısa bir süre sonra kansere yakalandı. Gönderildiği hastanede kendisine tam teşekküllü bir hastanede tedavi görmesi gerektiğine dair epikriz raporu verildi. Eşi Sabriye Okkır’ın ve avukatlarının tahliyesi için savcılara, mahkemeye, Cumhurbaşkanı’na yaptığı başvurular sonuçsuz kaldı.

YANIMA ÖLÜYÜ VERDİLER

Kuddusi Okkır hapishanede kendine bakamaz hale gelmişti. Hapishane müdürü onu, Kuddusi Okkır’a bakmaya gönüllü olan Erol Ölmez adında genç bir Ergenekon sanığının koğuşuna verdi. Bu sanık bir süre Kuvayi Milliye Derneği Başkanlığını yürütmüş olan Emekli Albay Fikri Karadağ ile aynı koğuşta kalıyordu. Kendisi de
Kuvayi Milliye Derneği üyesi olan Erol Ölmez, Kuddusi Okkır’ın başına gelenleri duruşmada şöyle anlattı.

“…Kuddusi Okkır’ı yanımıza verdiler, ama ölüyü verdiler yanımıza, canlı bir şey vermediler. Okkır saçı sakalı birbirine karışmış, kirli ve çok hasta haldeydi.
Savcılara defalarca Okkır’ın durumunu anlattım, ‘ bu adamı artık tahliye edin’ dedim.

…Okkır’ın durumuna üzülüyordum, bunun üzerine Savcı Zekeriya Öz‘e sürekli mektup yazmaya başladım. Öz’le görüşebilmek için mektubumda, ‘Çok önemli şeyler anlatacağım. Ek ifade vermek istiyorum’ ifadesini kullandım.

…Zekeriya Öz’ün yanına götürüldüm. Öz’e, Kuddusi Okkır için geldiğimi söyledim
ama Öz beni ciddiye almadı. Bana,
Muzaffer Tekin ve arkadaşlarının neler yaptığını, neler konuştuklarını sordu. ‘Bilmek isteyebileceğim bir şeyler var mı?’ dedi.

‘Bilmek istediğiniz ne olabilir?’ dedim.

‘Ben seni araştırdım, orada burada kalıyormuşsun, mağdurmuşsun. Sende pek bir şey yok. Sen bana yardımcı olursan bir şeyler gelişebilir bugün burada’ dedi.
Ben o anda anladım, bir şeyler var savcıda.

Avukatım o sırada telefonuyla oynuyordu. Bir mesaj geldi. ‘Misafirim gelmiş aşağıya’ dedi, çıktı. Savcı, jandarmaya da, ‘Siz biraz dışarıda bekler misiniz?’ dedi.
Onlar çıkınca, ‘Erol’um’ dedi. O ara çekmecesini açıp evraklar çıkardı.
Alpaslan Aslan‘ı tanıyor musun?’ dedi. Tanımadığımı söyledim.

‘Tanımıyorsun biliyorum, tanıyacaksın’ dedi. ‘Ben şimdi senden bir şeyler isteyeceğim. Sen benim söylediklerimi kendi el yazınla yazacaksın, ek ifade gibi vereceksin.
Sen daha cezaevine varmadan ben seni tahliye ettireceğim.
Veli Küçük, Muzaffer Tekin, Oktay Yıldırım‘la birlikte olduğunu anlatacaksın. Ben seni tanık korumaya alacağım’ dedi.

Tanık korumanın ne olduğunu sordum. ‘Sen gizli tanık olacaksın’ dedi.

  • Ben tanımadığım insanlar hakkında iftira atacağım… 

Erol Ölmez, kimsesiz diye gariban diye parası, pulu yok diye onursuz bir adam mı?”

Erol Ölmez’in anlattıklarını Fikri Karadağ da doğruladı.
Kuddusi Okkır’ın altını temizlemek zorunda bile kalmışlardı.

ÜSKÜL HAK İHLALİ YOK DEDİ

Sonunda Kuddusi Okkır tahliye edildi ama iş işten geçmişti. Tahliyeden beş gün sonra Kuddusi Okkır Trakya Üniversitesi Hastanesi’nde öldü. Doktorlar sadece uyuşturucuyla ağrılarını azaltabilmişlerdi.

O dönemin Meclis İnsan Hakları Komisyonu Başkanı Üskül, Kuddusi Okkır’ın ölümü ile ilgili olarak, Adalet Bakanlığı’ndan gelen dosyaları incelediğini ve olayda
bir insan hakları ihlali görmediğini söylemiş.

Toplumun vicdanına soruyorum, Kuddusi Okkır öldü mü?
Yoksa bir cinayete kurban mı gitti?  

Kuddusi Okkır için artık çok geç ama Fatih Hilmioğlu’nu kurtarabiliriz.
Eğer
Hilmioğlu Silivri’de ölürse onun sehven (!) cinayete kurban gitmesinden davanın savcıları, yargıçları ile birlikte, ölümcül hastalığı olan tutukluları tahliye etme yetkisi olan Cumhurbaşkanı Gül de sorumlu olacaktır.

A.  Metin Akpınar
Odatv.com,
2.1.13

==================================

Dostlar,

Bu sitede daha önce de yazdık dostumuz, kardeşimiz, meslektaşımız
Prof. Dr. Fatih Hilmioğlu’nun durumunu / dramını..

Bir kez daha yazalım ilgili yasa maddesini :

Hapis cezası ve güvenlik önlemleri temel ilkelerini düzenleyen 13.12.2004 tarih
5275 sayılı CMK (Ceza Muhakemeleri Kanunu) md. 16/2’de,
sanığın hastalığı nedeniyle uygulanacak süreç şöyledir:

  • “… öbür hastalıklarda cezanın infazına resmi sağlık kuruluşlarının mahkûmlara ayrılan bölümlerinde devam olunur. Ancak bu durumda bile
  • hapis cezasının infazı mahkûmun yaşamı için kesin bir tehlike oluşturuyorsa, cezasının infazı iyileşinceye dek geri bırakılır.”

Madde 16/3, “Yukarıdaki fıkralarda belirtilen geri bırakma kararı Adli Tıp Kurumu’nca düzenlenen ya da Adalet Bakanlığı’nca belirlenen tam donanımlı hastanelerin
sağlık kurullarınca düzenlenip Adli Tıp Kurumu’nca onaylanan rapor üzerine
infazın yapıldığı yerin cumhuriyet başsavcılığınca verilir.”

İlgili mahkemeyi, savcılığı, Adalet Bakanlığını ve de özellikle
Cumhurbaşkanlığı makamını iş işten geçmeden İVEDİLİKLE GÖREVE çağırıyoruz..

Cumurbaşkanı Sayın Abdullah Gül’e çağrımızdır :
Lütfen Fatih Hilmioğlu olayına acilen el koyunuz..

TTB’yi de bu konudaki girişimlerini artırmaya davet ediyoruz..

Fatih Hilmioğlu 17 Nisan 2009’da tutuklanmıştı. 3,5 ay sonra 4 yıl dolacak:
4 yıldır karar ortada yok… Peki kanıtlar toplanmadı mı ki serbest bırakarak yargılanmıyor? Yeter kanıt yoksa neden 4 yıldrı turuklu? Ağır hastalığına
ve bu durumunun kurul raporlarıyla belgelenmesine karşın??
Fatih hoca bu durumuyla yurtdışına mı kaçacak? Yasak koyarsınız..
Gözetim önlemleri alırsınız..
Bu davranış nasıl, neyle adlandırılabilir??

Sevgi ve saygı ile.
3.1.13, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

Silivri Mahkemesi Yargıcı Sedat Sami Haşıloğlu : “Otur lan yerine!”


Dostlar
,

Aşağıda,

Silivri mahkemesinde ‘OTUR ULAN’ HUKUKU

başlıklı bir haber sunuyoruz.

Tam bir dehşet tablosu..

Fakat o ölçüde de önemli bir fırsat..

Bir kez daha bu yargılama süreçlerinde neler olup bittiğini çırılçıplak kamuoyu ile paylaşma olanağı veriyor.

Duruşmalar kayda alınıyor mu, emin değiliz.
Dileriz alınıyor olsun.
Mağdur taraf sanık avukatlarının hemen suç duyurusunda bulunmalarını dileriz.

Dahası, bu haberi okuyan HSYK ve Adalet Bakanlığı’nın kendiliğinden harekete geçerek inceleme başlatması anayasal yükümlülükleri gereğidir.

Adı geçen “yargıcın” disiplin koğuşturulmasına uğratılması yetmez.
Bu açık düşmanca ve hakaret yüklü davranış karşısında derhal yargılamadan çekilmelidir. Bu ağır ayıbı sicilinden silmek istiyorsa açık özür dilemeli ve derhal bu davadan çekilmelidir.

Yargılamanın en temel gereklerinden biri yargıçların yansızlığıdır.
Örnekte ise adı geçen yargıcın en net ve kesin biçimde tarafsızlığını yitirdiği,
taraf olduğu tartışma dışıdır.
Eylem ayrıca anayasa ve ceza hukuku bakımından da suçtur :

Anayasa madde 138 – “Hakimler, .. Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.  “

Anayasa madde 140 bağlamında HSYK ve Adalet Bakanlığı’nı göreve çağırıyoruz.

Bu arada Başbakan RT Erdoğan, beğenmediği yargı kararları karşısında nasıl gürlediğini anımsamalı ve bu olaydaki akıllara durgunluk veren “yargıç davranışı” hakkında “birşeyler” söylemeli ve yapmalıdır.

Devlet organlarının uyum içinde çalışmasını gözetme yükümlü Devlet başkanı A. Gül
ne düşünür acaba? Tüyleri diken diken olmuş mudur ? Devlet Denetleme Kurulu
bu süreçte mutlak yetkisiz midir acaba? Acaba??

İstanbul Barosu’nun da gerekli hukuksal girişimde gecikmeyeceğini umarız.

Bu arada Türkiye Barolar Birliği‘ne ise derin “tarafsızlık” (?!) uykusunda esenlikler dileriz. Kimi kez derin uykulardan (hibernasyon) uyanmak olanaklı olamamaktdır.
Umarız Türkiye Barolar Birliği derin uykusunda donup “ölmesin” !?

Derin kaygı ile..

Sevgi ve saygı ile.
19.11.12, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

===================================================

Silivri mahkemesinde ‘OTUR ULAN’ HUKUKU

Silivri’de görülen Ergenekon davasının 14 Kasım 2012 günü yapılan oturumu
hukuk tarihine geçecek nitelikteydi. Güne damgasını vuran cümle,

  • Üye hakim Sedat Sami Haşıloğlu : “Otur lan yerine!”

Her şey, aynı anda başka bir kişiymiş gibi ifade veren Osman Yıldırım’ın gizli tanıklıktan vazgeçmesiyle başladı. Daha önce Gizli Tanık-9 dinlenmek istenmiş
ancak dinlenememişti.

Gizli tanık skandalı

Sanıklar Gizli Tanık-9 dinlenirken, Osman Yıldırım’ın da hazır edilmesini istemişti.
Bu durum 14 Kasım günlü duruşmada Gizli Tanık-9’un açık kimliğiyle ifade vereceğini açıklamasıyla değişti. Böylece, savcıların “Osmanım” dediği gizli tanığın aynı anda
iki yerde bulunması imkansızlığı da aşılmış oldu. Davada hem sanık, hem tanık hem de gizli tanık olarak bulunuyordu. Böylece bir sıfatından zorunlu olarak vazgeçmiş oldu.

Osman küfretti, hakimler dinledi

Gizli tanık odasında ifade vermeye başlayan “Osmanım”a soru sorma sırası Ergenekon sanıklarına gelince Mahkeme Başkanı’nın tavrı da sertleşti. Neredeyse her soruya müdahale eden Mahkeme Başkanı’nın tavrından cesaret alan Gizli Tanık-9, sanıklara
ağır hakaretlerde bulundu. Emekli Astsubay Oktay Yıldırım’ın gizli tanığı çok zor durumda bırakan sorularına savcılığın itiraz etmesi dikkat çekti. Gizli tanık sıfatıyla ifade verirken, görevlilerden birinin “sıralamaya göre anlat” şeklindeki sözlerini soran Oktay Yıldırım “bu sıralamayı kimler ne zaman yaptı? Anlatılanlar önceden planlanıp sıralanmış mıydı?” dedi.

Şamil Tayyar’la Osman Yıldırım arasında mektuplaşma olup olmadığını; cezaevinde hangi savcılar tarafında ziyaret edildiğini kendisine ifadesi karşılığında ceza indirimi sözü verip verilmediğini soran Oktay Yıldırım’a Mahkeme Başkanı defalarca müdahale ederek sorularını engelledi. Bundan cesaret alan Gizli Tanık 9 ise ağır hakaretler etti.
Oktay Yıldırım’ın ailesini hedef alan Gizi Tanık-9’a hakimler müdahale dahi etmedi.
O sırada, sanık Oktay Yıldırım’ın

– “Sayın yargıç bu hakaretlere izin verecek misiniz?”

demesine sessiz kalan mahkeme heyetine diğer sanıklar tepki gösterdi.

Hakim ‘otur lan yerine’ dedi

Sanık Mehmet Demirtaş, “Sizler hakimsiniz, buna nasıl izin verirsiniz?” deyince,
Sedat Sami Haşıloğlu ayağa kalkıp bağırarak cevap verdi. Sinirden elleri titreyen ve soğukkanlılığını tümüyle yitiren

Haşıloğlu, bir elini cebine sokarak ve ağzından tükürükler çıkarak bağırdı:

  • “Otur lan yerine…”

O sırada bu olaya tepki gösteren Veli Küçük, Erkan Önsel, Turan Özlü ve Mehmet Bedri Gültekin, Oktay Yıldırım ve Mehmet Demirtaş ile birlikte mahkeme salonunu terk ettiler.

Sanıklara küfredeni susturması gereken mahkeme heyetinin Gizli Tanık-Osmanım gibi sanıklara hakaret etmesi vicdanları yaraladı. Duruşmayı izleyenler, “bu nasıl hukuk,
bu nasıl yargılama” diye isyan etti.

Bir de mahkeme ceza verdi

Kendilerine yapılan ağır hakaretlere karşı tepki gösteren Oktay Yıldırım, Veli Küçük
ve Mehmet Demirtaş’a duruşmalardan bütünüyle men cezası verildi.

Daha önce Doğu Perinçek, Serdar Öztürk ve Durmuş Ali Özoğlu’na da duruşmalardan men cezası verilmişti. Uğradıkları bütün hakaretlere rağmen aynı seviyeye inmeyen sanıklar sadece mahkeme heyetinin buna izin vermemesini talep etmişlerdi.

Onlara hakaret eden Osman Yıldırım, kızkardeşini öldürmekten ve öz ablasının kızını
para karşılığında erkeklere pazarlamaktan mahkeme kararıyla ceza almıştı.

Hayatlarını terörle mücadele ederek geçiren askerlerin bu tip tanıkların hiçbir kanıta dayanmayan iddialarıyla suçlanması, hakarete uğraması, bir de mahkemenin olanlara seyirci kalması duruşmayı izleyenlerin vicdanlarını kanattı.

Duruşmayı izleyenler, “Artık Silivri’de ‘otur lan’ hukuku var” yorumunda bulundular.

(http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/16931-silivri-mahkemesinde-otur-ulan-hukuku.html, 19.11.12, AYDINLIK Gazetesi)