Cumhurbaşkanlığı seçimi hakkında Mehmet Ali Çelebi’nin açıklamalarının düşündürdükleri

Cumhurbaşkanlığı seçimi hakkında Mehmet Ali Çelebi’nin açıklamalarının düşündürdükleri

Onur Öymen
Değerli milletvekili Mehmet Ali Çelebi’nin bugün Sözcü gazetesinde yayınlanan demeci 24 Haziran seçimleriyle ilgili olarak yüreklere su serpmemiş, tam tersine kuşkuları ve kaygıları artırmıştır.

Belki de zannedildiğinden daha kolaydır!

Belki de zannedildiğinden daha kolaydır!

Sandığa gidiyoruz…
Sandık ‘kimin’ yöneteceğini belirler. Nasıl yönetileceğine karar veren ise sandık değil, en geniş anlamıyla hukuk ve yerleşik teamüllerdir.

‘hukuk,’ sandıktan çıkan tarafından değiştirilmek istenebilir kuşkusuz. Buna mukabil nasıl ve hangi yönde değiştirebileceği, değiştirme isteğinin gerektirdiği tartışma/müzakere süreçleri, sandık kurulmadan önce belirlenmiştir.

Birkaç yüzyıldır demokratik sistemler, o sandık insanların başına düşüp aptallaştırmasın diye sayısız önlem belirlemiş, ilke keşfetmiştir. Buna rağmen tarihte, temelinde sınıf mücadelesi olan çok çeşitli biçimlerle, geniş yurttaş kitlelerinin inatla gidip başlarını o sandığa vurabildiği de bir gerçek.

Önümüzdeki seçim, ilkeleri anayasa, yasa ve teamüllerle belirlenmiş ‘demokratik’ seçimlerden değil. Siyasal koşullar, iktidar ile muhalefetin kullandığı imkânlar arasındaki devasa fark ve seçim kararının alınma şekli, seçimin, ‘demokratik’ sıfatıyla anılmasına izin vermiyor. Olağandışı koşullarda yaşıyoruz ve adı seçim olup maruz bırakıldığımız bu ‘etkinlik’ de, söz konusu olağandışılığın sonucu. Bir yanda tüm gücü elinde toplamış on altı yıllık iktidar, diğer yanda yoksunluklar içinde mücadele veren muhalefet partileri, liderleri.

İktidar, kendisini devlet ve devletin geleceği ile özdeşleştirdiği ölçüde, muhalefete  ‘hain’ muamelesi yapma eğiliminde. Oysa, yeryüzünün tüm demokratik sistemlerinde (ve hatta olmayanlarında!) muhalefet, eğer ciddi bir zekâ sorunu yaşamıyorsa ya da ‘güdümlü’ değilse (Serbest Cumhuriyet Fırkası gibi, örneğin), iktidar olmayı amaçlar. Muhalefetin iktidar olması, iktidarın muhalefet olmasıyla mümkündür. Çok basit görünmüyor mu! (AS: Serbest Cumhuriyet Fırkası girişiminde Mustafa Kemal Paşa içtenlikli idi..)

Ola ki bir muhalefet partisi, iktidarı destekliyor ve onun iktidardan uzaklaşmasını istemiyorsa, bu, tarihin, siyaset biliminin, hukukun değil; daha ziyade ‘tababetin’ konusudur. Hukuk vs. değil, şifa gerektirir.

Sandığa gidiyoruz… Muhalif yurttaşlarda şöyle garip ve anlaşılabilir bir his var sanırım: İktidar bu seçimi kaybedecek ama iktidar bu seçimi kaybetmeyecek! Bu yazıda, Pazar günü yapılacak seçimin tarihimizin en adaletsiz seçimlerinden biri olduğunu, belli açılardan 1946 seçimlerine dahi rahmet okuttuğunu uzun uzadıya anlatmak mümkün. Ancak bu çaba, herkesin bildiğini bir kez daha tekrar etmekten öte anlam taşımayacak. Memlekette yandaş ya da muhalif, zerre vicdanı ve izanı kalmış her yurttaş, olup bitenin az ya da çok farkında. Hâl böyleyken boş verelim moral bozucu gerçekleri şimdi…

Tünelden önceki son çıkış deniyor. Katılmıyorum. Çok yazdım, tekrar edeyim: II. Mahmut’a güvenmek gerekir! Hem II. Mahmut’a hem de O’nun başlattığı hareketin bir asır sonraki ürünü olan Mustafa Kemal’e güvenmek gerekir. Türkiye iki yüzyılda çok deneyim biriktirdi. Söz konusu deneyim koskoca bir imparatorluk ve devlet geleneği üzerinde inşa edildi. Olumlu ve olumsuz yanlarıyla. Bir kesim zevzek tarafından ‘parantez’ olarak adlandırılan Osmanlı-Türk modernleşmesi, günümüze büyük ve değerli kazanımlar bıraktı. Rusya henüz mutlak monarşiyle yönetilirken Osmanlı Meşruti monarşiye geçmişti. İsviçre Medeni Kanunu’nun nakli, henüz 19. yüzyılın ortalarında konuşuluyordu. 1877’de ‘seçim’ yapıldı bu toprakta. 1921’de yerel özerklikler tanıyan anayasa kabul edildi. 1924’te, devletin kurucusuna ‘meclisi fesih’ yetkisi vermedi yaşadığımız toprağın parlamentosu…

Hukuksal ve toplumsal hareketler bakımından son derece zengin bir tarihimiz var. Eğer iki seçimi de iktidar kazanırsa ne olur? Çilemiz uzar sadece. Berbat boşanma davalarında olduğu gibi! Evet, çok sıkıntı çeker muhalifler ama hiç kimse mücadeleden vazgeçmez. Kimin ne derdi varsa, onun için çaba harcamaya devam eder. Daha zor koşullarda!

Bakın, hiçbir şey vermiyorsa da şu gerçek umut versin bizlere: Her şeyi ama her şeyi elinde tutan ve en önemlisi sabahtan akşama dek milyonlarca insana istediği ‘haberleri’ dinleten bir iktidar, ittifaklarına rağmen, hâlâ %50 hesabı yapıyor. Milyonlarca insan başka bir hayat, başka bir ülke istiyor. Direniyor. Ensemiz kararmasın. Küçük görmeyelim kendimizi ve zahmetli ama birikimli tarihimizi.

Sandığa gideceğiz…

Uzun süre sonra ilk kez bu seçimde heyecan yarattı muhalefet. Cazip vaatler/projeler ile kek ve çay yarışıyor. Tatar böreği, muamma! İktidar vaatleri içinde börek var mı yok mu, son günlerin konusuydu bu! Kıbrıslının dediği gibi, insanın‘asaplarını’ bozuyor, manzara!

Muhalefet ‘bir şey’ söylüyor. Muhalefetin mitingleri dolup taşıyor. Muhalefet haklı. Adaleti savunuyorlar. Ahlaki üstünlük muhalefette. Muhalefet, uzun süre önce yapması gerekeni yapıp ‘ilkeler’ etrafında bir araya geldi. Muhalefetin eli çok güçlü bu kez. Muhalefet dirençli ve kararlı. Seçim kararı alanlar ise telaşlı.

Seçim sonucu ne olur?

Hiç kimse bilemez bana kalırsa. Hiçbir anket sonucuna güvenilemez bu koşullarda. Hiçbir şey sürpriz olmaz. Hiçbir tahminin tutmayabileceği bir seçime gidiyoruz.

Bu satırlar yazılırken, KONDA, Erdoğan’ın ilk turda kazanıyor göründüğü anket sonucunu açıkladı. Aynı KONDA 2014’te de Erdoğan’ın % 57 dolayında oy alacağını açıklamıştı. (bence, yasayı da ihlal ederek!) 2014’teki o skandal sonuç hiç olmamış gibi davranılabiliyor bugün. Pes! Naçizane bir öneri, mümkünse ‘KONDA dahil’ hiçbir araştırma şirketinin bu seçime ilişkin ‘sonuçlarını’ ciddiye almayın. 2014 seçimi ardından, KONDA’nın skandal anket sonucuna dair arka arkaya iki yazı kaleme almıştım Diken’de. Merak eden olursa

Önümüzdeki oylama ile ilgili bazı ‘öngörü’ ve ‘önerileri,’ şu şekilde özetlemek mümkün olabilir: Seçimle birlikte (24 Haziran ya da 8 Temmuz) yeni bir ‘sisteme’ geçeceğiz. İnsanlar henüz ne ile karşılaşacaklarının farkında değil.

  • Yeni sistem, yeryüzünde eşi olmayan, kim kazanırsa kazansın sürdürülemeyecek bir tuhaflık.

16 Nisan 2017’de kabul edilen bu acayiplik‘bir kişi’ ve ‘bir parti’ düşünülerek getirildi. Başka seçenekleri akıllarına dahi getirmediler. Yeni sistemin memlekete vadettiği:

Eğer iki seçimi aynı siyasal eğilim kazanırsa ve özellikle cumhurbaşkanı otoriter yönetim yanlısı ise, mutlak tek adam rejimine yol açacak. Yok eğer cumhurbaşkanı ve parlamento çoğunluğu farklı siyasi eğilimlere sahip olursa, Türkiye iyice yönetilemez hale gelecek. Bundan zerre kadar kuşkunuz olmasın. Tahminim:

Eğer muhalefet iki seçimi de kazanırsa, iki yıl içinde bu saçmalık terk edilecek ve yeniden (bir iki nüansla) parlamenter sisteme dönülecek. AKP bu konuda zorluk çıkarmayacak. Çünkü seçimi kaybederlerse, tüm AKP’liler hep bir ağızdan parlamenter sisteme dönülmesi gerektiğini savunacak. Parlamenter sistemin nimetlerini anlatacaklar. ‘Hani geçecektiniz, bir an önce eski sisteme dönsenize,’ diyecekler, koro halinde. Haliyle, dönüş çok zahmetli olmayacak!

Eğer meclisi muhalefet, cumhurbaşkanlığını cumhur ittifakı alırsa, seyreyle gümbürtüyü! Neler olacağını şimdiden kestiremeyiz. Ayrıca bu seçimde: Muhalefet, başarılı olmak için ne yapması gerektiğini çok iyi biliyor.

Her şeye, tüm zorluklarına rağmen sandıklara sahip çıkmak. Bu konuda olağanüstü çaba harcayan kişi (örneğin eski asker ve yeni vekil adayı Mehmet Ali Çelebi gibi)  ve kurumlar (örneğin Oy ve Ötesi gibi), platformlar vb. büyük iş yapıyor. Devlet denetimindeki haber ajanslarının ilk saatlerde oranları nasıl vereceği ise sır değil. Muhtemelen %60’lar ile başlayacak. Oysa seçim, son sandık açıldığında sona eriyor. Herkes bunun bilincinde.

Mutlaka ama mutlaka seçime katılımı artırmak, yani sandığa gitmek. Unutmayın, 2014’te eğer seçime katılım %74 değil de %80’lerde olsaydı, ilk turda bitmeyecekti. HDP’nin barajı geçmesi. İki açıdan önemli. Eğer Kürt sorunu parlamentoda çözülecekse, HDP’siz olmayacağını kabul etmek çok zor değil. Nasıl ki kek, çaysız gitmez; Meclis de HDP’siz olmamalı! İkincisini yazarken utanıyorum: Yüzde 10 seçim barajı 12 Eylül faşizminin alameti farikalarındandır. Herhangi bir demokratik sistemde böyle bir şey düşünülemez. Putin bile sonunda %7’den utanıp barajı düşürdü! Milyonlarca seçmenin oyunu geçersiz hale getirmeye çaba harcamak ‘tutkusu’ karşısında, nutku tutuluyor insanın.

Muhterem okuyucu, 16 yıl oldu. O gün doğan çocuklar, üniversite çağına geldi. Siyasal İslam’ın Türkiye versiyonunun demokratik yönetim anlayışını, hukuka bağlılığını, anayasal ilkelere sadakatini, eşitlikçi halini, yolsuzluklarla kıyasıya mücadelesini, hak ve adalet hevesini, son derece zarif yönetim üslubunu, estetik merakını, ahlaki ilkelerden bir an olsun ödün vermeyişini, çoğulcu toplum özlemini, kanaatkâr yaşama verdiği değeri, duyarlı seçmen kitlesini, doya doya yaşadık elhamdülillah! Memleketimiz, coğrafyamız, yurttaşlarımız, aydınımız; hep birlikte tecrübe ettik siyasal İslam’ın ‘adaletini’ de ‘kalkınmacılığını’ da. Sağolsunlar, büyük katkı sundular tarihe ve her birimize.

On altı yılın sonunda, yıllarca mücadele ettiklerini söyledikleri kim var kim yok, el ele tutuşarak giriyorlar seçime. Bahçeli’siyle, Destici’siyle, Çiller’iyle, Ağar’ıyla… Yan yanalar artık; hak edilmiş, güzel bir fotoğraf. Söz konusu ittifaka ve yönetim anlayışına tamam mı yoksa bir süre daha devam mı, seçimindeyiz. 24 Haziran’ın, güzel şeylerin başlangıcı, hiçbir şeyin sonu olmadığını bilerek… İnatla iyi düşünelim. Belki de sanıldığı kadar zor ve karmaşık değildir, daha iyisine ulaşmak. Hadi hayırlısı…

Yazı önerileri:
Mülkiyeliler Birliği’nin hazırladığı seçim raporunu okumalısınız.
Cem Say’ın, yapay zekânın yargı (hukuk) hizmetlerindeki yerine dair harika yazısını buraya bırakıyorum.
Kemal Can’ın, Gazete Duvar ve Cumhuriyet’teki ‘bütün’ seçim yazılarını okuyun lütfen, ihmal etmeyin.
=========================================
Dostlar,

SBF / Mülkiye’den OHAL KHK’sı ile uzaklaştırılan hocalardan olan Murat Sevinç’in yazısı yeterince kapsamlı, uzun hatta.. Biz daha fazla uzatmamak için bir yorum katmıyoruz.. Ancak şu paragrafı özellikle öne çıkararak yinelemek istiyoruz :

  • Hukuksal ve toplumsal hareketler bakımından son derece zengin bir tarihimiz var. Eğer iki seçimi de iktidar kazanırsa ne olur?Çilemiz uzar sadece. Berbat boşanma davalarında olduğu gibi! Evet, çok sıkıntı çeker muhalifler ama hiç kimse mücadeleden vazgeçmez. Kimin ne derdi varsa, onun için çaba harcamaya devam eder. Daha zor koşullarda!

Adaletsiz ve baskın seçimi kazananları kutlamak düşüyor bize.. Hayırlı olsun herkese.
Gene de tüm saflığımız ve iyi niyetimiz ile mutlak AKP iktidarının önümüzdeki dönemi için umutlanalım mı??

T.C.’nin son Başbakanı Binali Yıldırım, AKP Genel Merkezi balkonunda konuşuyor.. 25 Haziran 2018, ilk saatler, gece yarısı.. 02:28.. O’nun ardından da Erdoğan konuşacak herhalde.. Biz yorulduk..

Kimbilir, çooook gecikerek de olsa taç giyen baş akıllanır, olgunlaşır!?

Sevgi ve saygı ile. 25 Haziran 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Not : Son 2 günde sitemizin ziyaretçi sayısında binlerce artış oldu.
Bu ilgi için tüm okurlarımıza teşekkür ediyoruz..

 

MAHKEME DAHA NEYİ BEKLİYOR?


MAHKEME
DAHA NEYİ BEKLİYOR?

AYM’nin uzun tutukluluğu “hak ihlali” kabul eden kararı üzerine Mustafa Balbay’ın tahliyesi sonrası gözler Ergenekon Mahkemesi’ne çevrildi. Hemen her görüşten hukukçu, Balbay için verilen tahliye kararının bütün uzun tutuklular için uygulanması gerektiğinde hemfikir

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) uzun tutukluluğu “hak ihlali” kabul eden kararı üzerine CHP Milletvekili Mustafa Balbay’ın tahliyesi sonrası gözler Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne çevrildi. Hemen her görüşten hukukçu, Balbay için verilen tahliye kararının bütün uzun tutuklular için uygulanması gerektiğinde hemfikir.

Aralarında 2007-11 dönemi TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanlığı da yapmış Anayasa Profesörü Zafer Üskül gibi AKP’lilerin de bulunduğu
çok çeşitli kesimlerden hukukçular,

  • “Anayasa Mahkemesi’nin hükmü, uzun tutukluların tümünü kapsıyor. AYM’nin kararı, kişiye özgü değil ilkeseldir.” 

görüşünde ısrarcı. Ergenekon davasında tutukluluk süresi 6 yıla yaklaşan tutuklular bulunuyor.

Tutuklulukta azami süre 3 yıl

13. Ağır Ceza Mahkemesi, Mustafa Balbay ile ilgili verdiği kararın gerekçesinde yanlış yorum ile azami tutukluluk süresinin 5 yıl olduğu konusunda görüş bildirmişti.

Ancak Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ilke olarak tutuklulukta geçen azami sürelerin zorunluluk halinde yarısı kadar uzatılabileceğini benimsemişti. 102. maddede de

CMK md. 102    :

  • “Tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabilir. Uzatma süresi 3 yılı geçemez.” denilmiştir.

Böylece azami sürenin 1 yıl daha uzatılarak toplam 3 yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Nitekim, hiçbir ek sürenin asıl süreden fazla olamayacağı
temel ilkedir.

Tahliye edilmesi gereken adlar…

  • Oktay Yıldırım – 12 Haziran 2007’de tutuklandı.
    6 yıl 6 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Mehmet Demirtaş – 12 Haziran 2007’de tutuklandı.
    6 yıl 6 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Ergün Poyraz – 27 Temmuz 2007’de tutuklandı.
    6 yıl 5 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Sevgi Erenerol – 22 Ocak 2008’de tutuklandı.
    5 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Doğu Perinçek – 24 Mart 2008’de tutuklandı.
    5 yıl 9 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Hikmet Çiçek – 29 Mart 2008’de tutuklandı.
    5 yıl 9 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Tuncay Özkan 23 Eylül 2008’te tutuklandı.
    5 yıl 3 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Hasan Atilla Uğur – 3 Temmuz 2008’de tutuklandı.
    5 yıl 5 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Durmuş Ali Özoğul – 6 Temmuz 2008’de tutuklandı.
    5 yıl 5 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Levent Göktaş – 7 Ocak 2009’da tutuklandı.
    4 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Mustafa Dönmez – 12 Ocak 2009’da tutuklandı.
    4 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Ataman Yıldırım – 7 Ocak 2009’da tutuklandı.
    4 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Levent Ersöz – 17 Ocak 2009’da tutuklandı.
    4 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Fatih Hilmioğlu – 13 Nisan 2009’da tutuklandı.
    4 yıl 8 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Deniz Yıldırım – 9 Kasım 2009’da tutuklandı. 4 yıl 1 aydır tutuklu.
  • Serdar Öztürk – 7 Haziran 2009’de tutuklandı. 4 yıl 6 aydır tutuklu.
  • Dursun Çiçek – 30 Nisan 2010’da 3. kez tutuklandı.
    3 yıl 8 aydır cezaevinde.
  • Mehmet Bedri Gültekin – 22 Ağustos 2011’de tutuklandı.
    2 yıl 4 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Erkan Önsel – 22 Ağustos 2011’de tutuklandı.
    2 yıl 4 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Turhan Özlü – 22 Ağustos 2011’de tutuklandı. 2 yıl 4 aydır tutuklu.
  • Mehmet Eröz – 9 Eylül 2011’de tutuklandı. 2 yıl 3 aydır tutuklu.
  • Yalçın Küçük – 11 Ocak 2009’da tutuklandı. 12 gün sonra 23 Ocak 2009’da tahliye edildi. Odatv davasından tutuklandığı 7 Mart 2011’den beri cezaevinde bulunuyor.
  • Tuncer Kılınç – 12 Ağustos 2013’te tutuklandı. 4 aydır tutuklu.
  • Hasan Iğsız – 10 Ağustos 2011’de tutuklandı. 2 yıl 4 aydır tutuklu.
  • Alaettin Sevim – 25 Ağustos 2011’de tutuklandı. 2 yıl 4 aydır tutuklu.
  • Nusret Taşdeler – 27 Kasım 2012’de tutuklandı. 1 yıl 1 aydır tutuklu.
  • Hurşit Tolon – 7 Temmuz 2008’de tutuklandı. 7 ay sonra 6 Şubat 2009’da tahliye oldu. 10 Ocak 2012’de 2. kez tutuklandı. Cezaevinde geçirdiği süre
    2 yıl 6 ay.
  • İlker Başbuğ – 6 Ocak 2012’de tutuklandı. 1 yıl 11 aydır tutuklu.
  • Şener Eruygur – 7 Temmuz 2008’de tutuklandı. 2 ay sonra 21 Eylül 2008’de tahliye oldu. 11 Eylül 2013’te 2. kez tutuklandı.
  • Mehmet Ali Çelebi – 1 Temmuz 2008’de tutuklandı. 2 yıl 10 ay sonra
    20 Mayıs 2011’de tahliye oldu. 14 Ağustos’ta 2. kez tutuklandı.
    Cezaevinde geçirdiği süre 3 yıl 2 ay…************************

Dostlar,

Günümüz Kara Avrupa’sının hukukunun kökeni Roma Hukukudur.
İngiltere Roma Kilisesinden ayrılarak Anglosakson Kilisesi‘ni kurduğundan, İngiliz Hukukunun kaynağı gelenek olup “Common Law” olarak bilinir
Günümüzden neredeyse bin yıl önce bile Kralların – İmparatorların
tek başına idam cezası verme yetkileri giderek sınırlandırılmıştır.
(İngiltere, 1215, Magna Carta!(

Günümüz Türkiye’sinde ise masum insanlar cezaevinde ölsünler diye tasarlayarak – planlayarak yasa ve hukuk dışına çıkan uzun sürelerle
sözde yargılama süreçlerine zincirlenmektedirler.

6+ yıldır haklarında kesin hüküm verilmeyen masum sanıklar vardır.

Bir bölüm sanık ise “yaşam boyu hapis cezası” na çarptırılarak zindanda ölmeleri güvenceye alınmıştır.

Türk hukukunda sözde “idam / ölüm” cezası kaldırılmıştır;
fakat görüldüğü ve yaşandığı üzere fiilen – eylemli olarak (de facto!) uygulamadadır.

Bu kabul edilemez!

Hukuk kuralları soyut ve geneldir.
Kişiye ve duruma özgü yasal düzenleme yapılmaz.
Yasa – hukuk önünde herkes eşittir (Anayasa md. 10).

Dolayısıyla AYM’nin kararı ilkeseldir, “uzun” (yasal sınırları aşan) sürelerdir tutuklu olan tüm T.C. Yurttaşlarının, AY md. 153/son uyarınca hemen salıverilmeleri gerekmektedir :

AY md. 153/son :

  • “Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.”

Sevgi ve saygı ile.
14 Aralık 2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net