MAHKEME DAHA NEYİ BEKLİYOR?


MAHKEME
DAHA NEYİ BEKLİYOR?

AYM’nin uzun tutukluluğu “hak ihlali” kabul eden kararı üzerine Mustafa Balbay’ın tahliyesi sonrası gözler Ergenekon Mahkemesi’ne çevrildi. Hemen her görüşten hukukçu, Balbay için verilen tahliye kararının bütün uzun tutuklular için uygulanması gerektiğinde hemfikir

Anayasa Mahkemesi’nin (AYM) uzun tutukluluğu “hak ihlali” kabul eden kararı üzerine CHP Milletvekili Mustafa Balbay’ın tahliyesi sonrası gözler Ergenekon davasına bakan İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’ne çevrildi. Hemen her görüşten hukukçu, Balbay için verilen tahliye kararının bütün uzun tutuklular için uygulanması gerektiğinde hemfikir.

Aralarında 2007-11 dönemi TBMM İnsan Hakları Komisyonu Başkanlığı da yapmış Anayasa Profesörü Zafer Üskül gibi AKP’lilerin de bulunduğu
çok çeşitli kesimlerden hukukçular,

  • “Anayasa Mahkemesi’nin hükmü, uzun tutukluların tümünü kapsıyor. AYM’nin kararı, kişiye özgü değil ilkeseldir.” 

görüşünde ısrarcı. Ergenekon davasında tutukluluk süresi 6 yıla yaklaşan tutuklular bulunuyor.

Tutuklulukta azami süre 3 yıl

13. Ağır Ceza Mahkemesi, Mustafa Balbay ile ilgili verdiği kararın gerekçesinde yanlış yorum ile azami tutukluluk süresinin 5 yıl olduğu konusunda görüş bildirmişti.

Ancak Ceza Muhakemesi Kanunu (CMK) ilke olarak tutuklulukta geçen azami sürelerin zorunluluk halinde yarısı kadar uzatılabileceğini benimsemişti. 102. maddede de

CMK md. 102    :

  • “Tutukluluk süresi en çok iki yıldır. Bu süre, zorunlu hallerde gerekçesi gösterilerek uzatılabilir. Uzatma süresi 3 yılı geçemez.” denilmiştir.

Böylece azami sürenin 1 yıl daha uzatılarak toplam 3 yılı geçemeyeceği belirtilmiştir. Nitekim, hiçbir ek sürenin asıl süreden fazla olamayacağı
temel ilkedir.

Tahliye edilmesi gereken adlar…

  • Oktay Yıldırım – 12 Haziran 2007’de tutuklandı.
    6 yıl 6 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Mehmet Demirtaş – 12 Haziran 2007’de tutuklandı.
    6 yıl 6 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Ergün Poyraz – 27 Temmuz 2007’de tutuklandı.
    6 yıl 5 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Sevgi Erenerol – 22 Ocak 2008’de tutuklandı.
    5 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Doğu Perinçek – 24 Mart 2008’de tutuklandı.
    5 yıl 9 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Hikmet Çiçek – 29 Mart 2008’de tutuklandı.
    5 yıl 9 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Tuncay Özkan 23 Eylül 2008’te tutuklandı.
    5 yıl 3 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Hasan Atilla Uğur – 3 Temmuz 2008’de tutuklandı.
    5 yıl 5 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Durmuş Ali Özoğul – 6 Temmuz 2008’de tutuklandı.
    5 yıl 5 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Levent Göktaş – 7 Ocak 2009’da tutuklandı.
    4 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Mustafa Dönmez – 12 Ocak 2009’da tutuklandı.
    4 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Ataman Yıldırım – 7 Ocak 2009’da tutuklandı.
    4 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Levent Ersöz – 17 Ocak 2009’da tutuklandı.
    4 yıl 11 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Fatih Hilmioğlu – 13 Nisan 2009’da tutuklandı.
    4 yıl 8 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Deniz Yıldırım – 9 Kasım 2009’da tutuklandı. 4 yıl 1 aydır tutuklu.
  • Serdar Öztürk – 7 Haziran 2009’de tutuklandı. 4 yıl 6 aydır tutuklu.
  • Dursun Çiçek – 30 Nisan 2010’da 3. kez tutuklandı.
    3 yıl 8 aydır cezaevinde.
  • Mehmet Bedri Gültekin – 22 Ağustos 2011’de tutuklandı.
    2 yıl 4 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Erkan Önsel – 22 Ağustos 2011’de tutuklandı.
    2 yıl 4 aydır tutuklu bulunuyor.
  • Turhan Özlü – 22 Ağustos 2011’de tutuklandı. 2 yıl 4 aydır tutuklu.
  • Mehmet Eröz – 9 Eylül 2011’de tutuklandı. 2 yıl 3 aydır tutuklu.
  • Yalçın Küçük – 11 Ocak 2009’da tutuklandı. 12 gün sonra 23 Ocak 2009’da tahliye edildi. Odatv davasından tutuklandığı 7 Mart 2011’den beri cezaevinde bulunuyor.
  • Tuncer Kılınç – 12 Ağustos 2013’te tutuklandı. 4 aydır tutuklu.
  • Hasan Iğsız – 10 Ağustos 2011’de tutuklandı. 2 yıl 4 aydır tutuklu.
  • Alaettin Sevim – 25 Ağustos 2011’de tutuklandı. 2 yıl 4 aydır tutuklu.
  • Nusret Taşdeler – 27 Kasım 2012’de tutuklandı. 1 yıl 1 aydır tutuklu.
  • Hurşit Tolon – 7 Temmuz 2008’de tutuklandı. 7 ay sonra 6 Şubat 2009’da tahliye oldu. 10 Ocak 2012’de 2. kez tutuklandı. Cezaevinde geçirdiği süre
    2 yıl 6 ay.
  • İlker Başbuğ – 6 Ocak 2012’de tutuklandı. 1 yıl 11 aydır tutuklu.
  • Şener Eruygur – 7 Temmuz 2008’de tutuklandı. 2 ay sonra 21 Eylül 2008’de tahliye oldu. 11 Eylül 2013’te 2. kez tutuklandı.
  • Mehmet Ali Çelebi – 1 Temmuz 2008’de tutuklandı. 2 yıl 10 ay sonra
    20 Mayıs 2011’de tahliye oldu. 14 Ağustos’ta 2. kez tutuklandı.
    Cezaevinde geçirdiği süre 3 yıl 2 ay…************************

Dostlar,

Günümüz Kara Avrupa’sının hukukunun kökeni Roma Hukukudur.
İngiltere Roma Kilisesinden ayrılarak Anglosakson Kilisesi‘ni kurduğundan, İngiliz Hukukunun kaynağı gelenek olup “Common Law” olarak bilinir
Günümüzden neredeyse bin yıl önce bile Kralların – İmparatorların
tek başına idam cezası verme yetkileri giderek sınırlandırılmıştır.
(İngiltere, 1215, Magna Carta!(

Günümüz Türkiye’sinde ise masum insanlar cezaevinde ölsünler diye tasarlayarak – planlayarak yasa ve hukuk dışına çıkan uzun sürelerle
sözde yargılama süreçlerine zincirlenmektedirler.

6+ yıldır haklarında kesin hüküm verilmeyen masum sanıklar vardır.

Bir bölüm sanık ise “yaşam boyu hapis cezası” na çarptırılarak zindanda ölmeleri güvenceye alınmıştır.

Türk hukukunda sözde “idam / ölüm” cezası kaldırılmıştır;
fakat görüldüğü ve yaşandığı üzere fiilen – eylemli olarak (de facto!) uygulamadadır.

Bu kabul edilemez!

Hukuk kuralları soyut ve geneldir.
Kişiye ve duruma özgü yasal düzenleme yapılmaz.
Yasa – hukuk önünde herkes eşittir (Anayasa md. 10).

Dolayısıyla AYM’nin kararı ilkeseldir, “uzun” (yasal sınırları aşan) sürelerdir tutuklu olan tüm T.C. Yurttaşlarının, AY md. 153/son uyarınca hemen salıverilmeleri gerekmektedir :

AY md. 153/son :

  • “Anayasa Mahkemesi kararları Resmi Gazetede hemen yayımlanır ve yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını, gerçek ve tüzelkişileri bağlar.”

Sevgi ve saygı ile.
14 Aralık 2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net 

 

 

26’ncı Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ’un Ergenekon davasında son savunması : 08.06.2013

Dostlar,

Bir gündem kurgusu içinde sürüklenip gidiyoruz..

Yıllardır tutsak – rehin alınan asker – sivil yurtseverlerimiz iğrenç bir “takas”
ya da “kalkan” ya da “beyaz sayfa” (!) kirli planları bağlamında özgürlüklerinden yoksun..

Ağır bedeller ödüyorlar..

Türkiye Cumhuriyeti’nin 26. Genelkurmay Başkanı E. Org. İlker BAŞBUĞ da onlardan
yalnızca biri..

Yaşı 70’e yakın, 2 yıla varıyor, masum içeride ve eğilmeden haykırıyor :

  • Asker arkadaşlarımı koyverin, ne yapacaksanız bana yapın..
    Dimdik ayaktayım..

Bravo Sayın Komutan Başbuğ’a..

İlker Başbuğ savubma yaptı: Silah arkadaşlarımı bırakın ben buradayım

Ergenekon davasında son savunma için 26’ncı Genelkurmay Başkanı İlker Başbuğ, emekli Orgeneral Hurşit Tolon ve emekli Tuğgeneral Levent Ersöz
yargıç karşısına çıktı.

Konuşmasına silah arkadaşlarına sahip çıkarak başlayan Başbuğ,

  • “Silah arkadaşlarımı bırakınız, gitsinler. Ne yapacaksanız, bana yapınız. Buradayım. Dimdik ayaktayım.” dedi.

Başbuğ savunmasında Türk Ordusu’nun, milli ordu olmasından duyulan rahatsızlığı
dile getirdi. Başbuğ, Genelkurmay Başkanı olduğu dönemde TSK’ya karşı
çok kapsamlı asimetrik psikolojik harekat yürütüldüğünü,
birçok askerin tasfiye edildiğini anlattı.

  • “Türk Ordusu büyük bir kurumdur. Yani büyük bir hedeftir. Faaliyetleri açıktır, alenidir. Sıkı kuralları olan bir dünyada yaşayıp, kuralları olmayan bir dünya ile mücadele etmek hemen hemen imkansızdır. İşte böylece, istenilenler tutuklanmış, istenilenler Türk Ordusu’ndan, senin ordundan tasfiye edilmişlerdir.”

26. Genelkurmay Başkanı, TSK’ya yönelik tertibin bir merkez tarafından kurgulandığının altını çizdi. Başbuğ, “Ben de, yapılan haksız saldırılara karşı sorumluluğum ve yetkilerim içinde kalarak, bütün gücümle mücadele ettim.” dedi.

Başbuğ, davada yargılanan askerler ve aydınlar için, “Bu davada sanık olarak yargılanmalarını bir tesadüf olarak görmüyorum.” dedi.

TSK’yı hedef alan davalarda toplam 457 emekli ve muvazzaf askerin tutuklu olduğunu soruşturmalarda da 2 bin dolayında askerin adının geçtiğini hatırlatan Başbuğ,
bu rakamın önemine dikkat çekti.

“Bu sayılar bazıları tarafından önemsenmiyor olabilir. Ancak bu rakamın niceliği
çok önemlidir. Bugünün ve yarının komuta kademelerinde yer alabilecek niteliklere sahip personel ordudan uzaklaştırılmıştır. Bu durum yalnızca ve yalnızca düşmanlarımızı memnun eder.”

Başbuğ, davada yargılanan askerlere seslendi :

“Millet ordusuna ship çıkacaktır.” dedi.

Emekli Orgeneral İlker Başbuğ, “Amaç, sivil memurundan Orgenerale kadar olan personelin adeta üzerlerine basarak; Genelkurmay Başkanı’na ulaşmak ise,
bu silah arkadaşlarımı bırakınız, gitsinler. Ne yapacaksanız, bana yapınız.
Buradayım. Dimdik ayaktayım.” diye konuştu.

Başbuğ, sözlerini tamamlamasının ardından salondaki izleyiciler tarafından alkışlandı. Bu sırada İşçi Partisi MKK üyesi Erkan Önsel Gençlik Marşı’nı okumaya başladı. Önsel’e izleyiciler ve sanıklar da katıldı.

Duruşmayı emekli orgeneraller Atilla Işık, Fikret Özden Boztepe, Aydoğan Babaoğlu, İsmail Koçman ve Hasan Aksay’ın da aralarında oduğu çok sayıda asker izledi.
(ulusalkanal.com.tr, 8.6.13)

*******************

Yargı, sahte dijital verileri üreterek kurulan devasa kökü dışarıda komployu
ortaya çıkarmak için uğraşacağına, 3 maymunları oynayarak kurbanlara bir an önce ağırlaştırılmış müebbet – müebbet ya da 10 – 20 yıl hapis verme yolunda..

Tarih, tüm özneleri hak ettiği yerlere oturtacak hiç ama hiç kuşku yok..

Sevgi ve saygı ile.
10.6.2013, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

34 Aydınlıkçı’nın 5’ine müebbet 29’una 15 yıla dek hapis cezası istendi!

Dostlar,

Türkiye tarihinde de dünya tarihinde de bu denli ağır bir savcılık istemi görülmedi.

Bu ne kin ve kör intikam güdüsüdür?

Ne yapılmak istenmektedir?

Toplumu, halkı, ülkenin kimi kurumlarını tahrik edilerek yeni senaryolar mı öngörülmektedir?

Toplumsal vicdan isyandadır.

Adalet duygusu tarumar edilmiştir.
Bu savcılık isteminin provokasyon olmadığı söylenebilir mi?

Bu tabloda “Adalet mülkün = ülkenin temelidir.” denklemi geçersizleştirildiğine göre, ülkenin temeli dinamitlenerek nereye varılmak istenmektedir?

Türk halkı bütün olup bitenlerin ayırdındadır ve bu kadarına da izin vermeyecektir.

Halk sokaklardadır…

Karar duruşması 8 Nisan 2013’tür. Kamuoyu, mahkemenin olasılıkla savcılık istemine çok yakın çıkması beklenen kararına alıştırılmak istenmekte, olası tepkiler de bu arada ölçülmektedir.

Ancak bu savcılık istemi ve koşutu mahkeme kararına alışmak ve kabul etmek
olanaklı gözükmemektedir.

Toplumun huzuru ve iç barış tehlikeye atılmamalı,
Türkiye uluslararası kamuoyu önünde de rezil edilmemelidir.

Sağduyunun artık gecikmeden egemen olması, Türkiye için yaşamsal önemdedir.

Sevgi ve saygı ile.
19.3.13, Ankara
Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net  

============================================

34 Aydınlıkçı’nın 5’ine müebbet 29’una 15 yıla kadar hapis cezası istendi!

Ergenekon davasında sunulan mütalaada, 34 Aydınlıkçı hakkında istenen cezalar açıklandı. 

Satır içi resim 1

Satır içi resim 2Satır içi resim 3

Savcının mütalaasında İşçi Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek‘in ağırlaştırılmış müebbet hapsi istendi. Savcılar, İşçi Partisi Genel Başkan Yardımcısı Ferit İlsever ve İşçi Partisi Merkez Karar Kurulu üyesi
Serhan Bolluk‘un da müebbet hapsini talep etti.

Ağırlaştırılmış hapis cezası istenen diğer İşçi Partililer de Abdullah Öcalan‘ı İmralı’da sorgulayan Emekli Albay Hasan Atillah Uğur ve müstafi Yüzbaşı Hasan Ataman Yıldırım oldu.

Öbür 28 Aydınlıkçı içinse 7 buçuk yıldan 15 yıla kadar hapis cezası istendi.

O adlar arasında;

İşçi Partisi Merkez Karar Kurulu üyeleri

Mehmet Bedri Gültekin, Nusret SenemErkan Önsel,

MKK üyesi ve Tekirdağ İl Başkanı Zafer Şen,

MKK üyesi ve Öncü Gençlik Genel Başkanı Tunç Akkoç,

İşçi Partisi Merkez Disiplin Kurulu üyesi Yusuf Tunçer,

İşçi Partisi Çorlu İlçe Başkanı Ertuğrul Orta,

Aydınlık Dergisi Ankara eski Temsilcisi Hikmet Çiçek,

Aydınlık Dergisi Genel Yayın Yönetmeni Deniz Yıldırım,

Aydınlık Gazetesi Eski Genel Müdürü Mehmet Sabuncu,

Aydınlık Gazetesi Yazı İşleri Müdürü Mehmet Bozkurt,

Aydınlık Gazetesi İzmir Temsilci Hayati Özcan,

Aydınlık Gazetesi Yurt Haberler Şefi Özlem Konur Usta,

Aydnılık Gazetesi Muhabiri İlyas Gümrükçü, 

Tutuklu Ulusal Kanal eski Genel Yayın Yönetmeni Turhan Özlü,

Ulusal Kanal’ın şuandaki Genel Yayın Yönetmeni Adnan Türkkan,

Ulusal Kanal Haber Müdürü Ufuk Akkaya,

İstanbul Üniversitesi Araştırma Görevlisi Mehmet Perinçek,

İşadamı Adnan Akfırat,

Avukat Emcet Olcaytu,

Gazeteci Ruhsar Şenoğlu,

İşadamı İbrahim Benli, 

Emekli Yarbay Bahadır Berk,

Bülent Baş,

Aydın Gergin,

Mahir Çayan Güngör,

Yusuf Beşirik, 

Caner Taşpınar.. yer alıyor.

Silivri Mahkemesi Yargıcı Sedat Sami Haşıloğlu : “Otur lan yerine!”


Dostlar
,

Aşağıda,

Silivri mahkemesinde ‘OTUR ULAN’ HUKUKU

başlıklı bir haber sunuyoruz.

Tam bir dehşet tablosu..

Fakat o ölçüde de önemli bir fırsat..

Bir kez daha bu yargılama süreçlerinde neler olup bittiğini çırılçıplak kamuoyu ile paylaşma olanağı veriyor.

Duruşmalar kayda alınıyor mu, emin değiliz.
Dileriz alınıyor olsun.
Mağdur taraf sanık avukatlarının hemen suç duyurusunda bulunmalarını dileriz.

Dahası, bu haberi okuyan HSYK ve Adalet Bakanlığı’nın kendiliğinden harekete geçerek inceleme başlatması anayasal yükümlülükleri gereğidir.

Adı geçen “yargıcın” disiplin koğuşturulmasına uğratılması yetmez.
Bu açık düşmanca ve hakaret yüklü davranış karşısında derhal yargılamadan çekilmelidir. Bu ağır ayıbı sicilinden silmek istiyorsa açık özür dilemeli ve derhal bu davadan çekilmelidir.

Yargılamanın en temel gereklerinden biri yargıçların yansızlığıdır.
Örnekte ise adı geçen yargıcın en net ve kesin biçimde tarafsızlığını yitirdiği,
taraf olduğu tartışma dışıdır.
Eylem ayrıca anayasa ve ceza hukuku bakımından da suçtur :

Anayasa madde 138 – “Hakimler, .. Anayasaya, kanuna ve hukuka uygun olarak vicdani kanaatlerine göre hüküm verirler.  “

Anayasa madde 140 bağlamında HSYK ve Adalet Bakanlığı’nı göreve çağırıyoruz.

Bu arada Başbakan RT Erdoğan, beğenmediği yargı kararları karşısında nasıl gürlediğini anımsamalı ve bu olaydaki akıllara durgunluk veren “yargıç davranışı” hakkında “birşeyler” söylemeli ve yapmalıdır.

Devlet organlarının uyum içinde çalışmasını gözetme yükümlü Devlet başkanı A. Gül
ne düşünür acaba? Tüyleri diken diken olmuş mudur ? Devlet Denetleme Kurulu
bu süreçte mutlak yetkisiz midir acaba? Acaba??

İstanbul Barosu’nun da gerekli hukuksal girişimde gecikmeyeceğini umarız.

Bu arada Türkiye Barolar Birliği‘ne ise derin “tarafsızlık” (?!) uykusunda esenlikler dileriz. Kimi kez derin uykulardan (hibernasyon) uyanmak olanaklı olamamaktdır.
Umarız Türkiye Barolar Birliği derin uykusunda donup “ölmesin” !?

Derin kaygı ile..

Sevgi ve saygı ile.
19.11.12, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net

===================================================

Silivri mahkemesinde ‘OTUR ULAN’ HUKUKU

Silivri’de görülen Ergenekon davasının 14 Kasım 2012 günü yapılan oturumu
hukuk tarihine geçecek nitelikteydi. Güne damgasını vuran cümle,

  • Üye hakim Sedat Sami Haşıloğlu : “Otur lan yerine!”

Her şey, aynı anda başka bir kişiymiş gibi ifade veren Osman Yıldırım’ın gizli tanıklıktan vazgeçmesiyle başladı. Daha önce Gizli Tanık-9 dinlenmek istenmiş
ancak dinlenememişti.

Gizli tanık skandalı

Sanıklar Gizli Tanık-9 dinlenirken, Osman Yıldırım’ın da hazır edilmesini istemişti.
Bu durum 14 Kasım günlü duruşmada Gizli Tanık-9’un açık kimliğiyle ifade vereceğini açıklamasıyla değişti. Böylece, savcıların “Osmanım” dediği gizli tanığın aynı anda
iki yerde bulunması imkansızlığı da aşılmış oldu. Davada hem sanık, hem tanık hem de gizli tanık olarak bulunuyordu. Böylece bir sıfatından zorunlu olarak vazgeçmiş oldu.

Osman küfretti, hakimler dinledi

Gizli tanık odasında ifade vermeye başlayan “Osmanım”a soru sorma sırası Ergenekon sanıklarına gelince Mahkeme Başkanı’nın tavrı da sertleşti. Neredeyse her soruya müdahale eden Mahkeme Başkanı’nın tavrından cesaret alan Gizli Tanık-9, sanıklara
ağır hakaretlerde bulundu. Emekli Astsubay Oktay Yıldırım’ın gizli tanığı çok zor durumda bırakan sorularına savcılığın itiraz etmesi dikkat çekti. Gizli tanık sıfatıyla ifade verirken, görevlilerden birinin “sıralamaya göre anlat” şeklindeki sözlerini soran Oktay Yıldırım “bu sıralamayı kimler ne zaman yaptı? Anlatılanlar önceden planlanıp sıralanmış mıydı?” dedi.

Şamil Tayyar’la Osman Yıldırım arasında mektuplaşma olup olmadığını; cezaevinde hangi savcılar tarafında ziyaret edildiğini kendisine ifadesi karşılığında ceza indirimi sözü verip verilmediğini soran Oktay Yıldırım’a Mahkeme Başkanı defalarca müdahale ederek sorularını engelledi. Bundan cesaret alan Gizli Tanık 9 ise ağır hakaretler etti.
Oktay Yıldırım’ın ailesini hedef alan Gizi Tanık-9’a hakimler müdahale dahi etmedi.
O sırada, sanık Oktay Yıldırım’ın

– “Sayın yargıç bu hakaretlere izin verecek misiniz?”

demesine sessiz kalan mahkeme heyetine diğer sanıklar tepki gösterdi.

Hakim ‘otur lan yerine’ dedi

Sanık Mehmet Demirtaş, “Sizler hakimsiniz, buna nasıl izin verirsiniz?” deyince,
Sedat Sami Haşıloğlu ayağa kalkıp bağırarak cevap verdi. Sinirden elleri titreyen ve soğukkanlılığını tümüyle yitiren

Haşıloğlu, bir elini cebine sokarak ve ağzından tükürükler çıkarak bağırdı:

  • “Otur lan yerine…”

O sırada bu olaya tepki gösteren Veli Küçük, Erkan Önsel, Turan Özlü ve Mehmet Bedri Gültekin, Oktay Yıldırım ve Mehmet Demirtaş ile birlikte mahkeme salonunu terk ettiler.

Sanıklara küfredeni susturması gereken mahkeme heyetinin Gizli Tanık-Osmanım gibi sanıklara hakaret etmesi vicdanları yaraladı. Duruşmayı izleyenler, “bu nasıl hukuk,
bu nasıl yargılama” diye isyan etti.

Bir de mahkeme ceza verdi

Kendilerine yapılan ağır hakaretlere karşı tepki gösteren Oktay Yıldırım, Veli Küçük
ve Mehmet Demirtaş’a duruşmalardan bütünüyle men cezası verildi.

Daha önce Doğu Perinçek, Serdar Öztürk ve Durmuş Ali Özoğlu’na da duruşmalardan men cezası verilmişti. Uğradıkları bütün hakaretlere rağmen aynı seviyeye inmeyen sanıklar sadece mahkeme heyetinin buna izin vermemesini talep etmişlerdi.

Onlara hakaret eden Osman Yıldırım, kızkardeşini öldürmekten ve öz ablasının kızını
para karşılığında erkeklere pazarlamaktan mahkeme kararıyla ceza almıştı.

Hayatlarını terörle mücadele ederek geçiren askerlerin bu tip tanıkların hiçbir kanıta dayanmayan iddialarıyla suçlanması, hakarete uğraması, bir de mahkemenin olanlara seyirci kalması duruşmayı izleyenlerin vicdanlarını kanattı.

Duruşmayı izleyenler, “Artık Silivri’de ‘otur lan’ hukuku var” yorumunda bulundular.

(http://www.aydinlikgazete.com/mansetler/16931-silivri-mahkemesinde-otur-ulan-hukuku.html, 19.11.12, AYDINLIK Gazetesi)