İSİG Meclisi : Cumhurbaşkanı Adaylarına Çağrımız

Cumhurbaşkanı Adaylarına Çağrımızdır…
– İSİG Meclisi

Cumhurbaşkanı Adaylarına Çağrımızdır…

İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi; 2011 yılından bugüne farklı sektörlerden, işkollarından, mesleklerden işçilerin (sanayi/hizmet/tarım, metal işçisi, mevsimlik tarım işçisi, banka işçisi, sağlık işçisi, doktor, mühendis, akademisyen, iş güvenliği uzmanı vb.) ve işçi ailelerinin yaşam verdiği bir ağ örgütlenmesidir. Devletten, sermayeden ve siyasal partilerden bağımsızdır. Sağlıklı ve güvenli bir yaşam, çalışma koşulları için mücadele eder. 
İSİG Meclisi; bütün iş kazaları ve meslek hastalıklarının önlenebilir olduğunun bilinciyle, yaşanan işçi ölümlerini ‘iş kazası’ değil ‘iş cinayeti’ olarak tanımlar. Bu noktada işçilerin sağlığının her türlü ekonomik çıkardan, büyümeden önce geldiğini savunur. İşçi sınıfı ve toplumda aylık olarak hazırladığı ‘iş cinayetleri raporu’ başta olmak üzere panel, işçi direnişlerine destek ve hazırladığı diğer raporlarla tanınan bir kurumdur. Yine birçok sendika ve meslek örgütlenmesi tarafından desteklenmektedir.
 
24 Haziran 2018 seçimleri işçi sağlığı ve iş güvenliği mücadelesi açısından da kritik bir öneme sahiptir. Bu noktada aşağıda mücadelemizin temel istemlerini paylaşıyoruz:
 
1- OHAL koşullarının devam etmesi için somut bir gerekçe yoktur. Aksine OHAL/KHK uygulaması işçi haklarına karşıt bir durumdur. Son iki yıl içinde işçi sağlığı alanına da bu durum yansımış ve işçi ölümleri %10 artış göstermiştir. OHAL kaldırılmalıdır
 
2- Ölen işçilerin %98’i sendika üyesi değildir. Yani sendikasız çalışmak ölüm demektir. İş cinayetlerinin önlenmesi, sağlıklı ve güvenli çalışmanın ön koşulu işçi katılımıdır. İşçiler ancak sendikalaşarak bunu sağlayabilir. Ülkemizde sendikaya üye olan işçiler işten atılıyor, sermaye işyerlerinde sendika istemiyor ya da istediği sendikayı getiriyor. Devlet daha ileri giderek sendikaların yapacağı basın açıklamalarını, toplantıları ve grevleri yani toplu pazarlık hakkını yasaklıyor. Bu noktada işyeri İSİG kurulları, çalışan temsilciliği ve genel olarak sendikal örgütlenme üzerindeki baskılar sona erdirilmelidir. Grev yasaklarına son verilmelidir
 
3- İşyerlerinde işçilere keyfi bir biçimde iş tanımı dışında işler yaptırılıyor. Çalışma saatleri günde 10-12 saate ulaşıyor. Mesai ücretleri, izin hakları vb. verilmiyor. Özellikle taşeron işçileri bu koşullarda çalışırken şimdi taşerona rahmet okutacak kiralık işçilik gibi kölelik uygulamaları getiriliyor. Özelde veya kamuda tüm taşeronlaştırma ve kiralık işçilik uygulamalarına son verilmelidir…
 
4- İş cinayetlerinin sorumlusu işverenler, bürokratlar ve siyasiler yargılanmıyor. Yargılananlar ise çoğunlukla günah keçisi haline getirilen iş güvenliği uzmanlarıdır. Yine mahkemeler iş cinayetlerini cezalandırmıyor, failleri ’24 taksitli para cezası vererek serbest bırakıyor’. İş cinayetlerinin sorumlusu işverenler, bürokratlar ve siyasiler yargılanmalıdır…
 
5- ILO ve WHO verilerine göre 1 ‘iş kazası sonucu ölüm’ karşılığında yaklaşık 6 ‘meslek hastalığı sonucu ölüm’ olmaktadır. Ancak SGK verilerine göre her yıl ortalama 500 dolayında işçi meslek hastalığına yakalanmakta ve neredeyse hiçbir işçi de ölmemektedir. Meslek hastalıklarının gizlenmesinden vazgeçilmeli ve bu noktada sağlık örgütlerimizin yürütücülüğünde saptayan / önleyen bir yaklaşım yaşama geçirilmelidir…
6- Çalışma yaşamının denetiminde görev yapan iş müfettişlerinin siyasal iktidara olan bağımlılığının önüne geçilerek, ‘İş Teftiş Kurulu’nun yönetiminde emek örgütlerinin ağırlığı olacak şekilde sosyal taraflardan oluşan bağımsız bir üst kurul haline gelmesi sağlanmalıdır…
7- Emeğin korunmasının temellerinden ikisini iş güvencesi ve insanca yaşayacak bir ücret oluşturur. Asgari ücret yükseltilmeli, işten atmalara son verilmeli ve işsizlik önlenmelidir…
 
8- İşçilerin sağlıklı yaşamak ve can güvenliklerini sağlamak için ulaşım, barınma ve beslenme hakları vazgeçilmezdir. İşçi servisleri uygun araçlardan oluşmalı, işçilere kalacak lojman sağlanmalı ve gıda zehirlenmelerini önlenmelidir. Yine toplu taşıma, konut ve gıda fiyatları konusunda adımlar atılmalıdır… 
 
9- Her yıl 60-70 çocuk çalışırken yaşamını yitirmektedir. 2018 yılı ‘çocuk işçilikle mücadele yılı’ ilan edilmesine karşın şu ana kadar (AS: ilk 5 ay) 27 çocuk işçi can vermiştir. Bu noktada özellikle sanayinin ucuz emek gücü ihtiyacını karşılayan 4+4+4 eğitim sistemine son verilmeli ve çocuk işçilik yasaklanmalıdır
 
10- Ülkemizde küçük yaşlarda çalışma yaşamı başlamakta ve neredeyse ömür boyu sürmektedir. Emekçilerin belli bir çalışma yılından sonra emekli olma hakları vardır ve bu da çalıştıkları mesleğe ve cinsiyetlerine göre belirlenmelidir. Emekliliğin yaşa takılmasına ve kademeli olarak 65 yaş olarak belirlenmesine yani mezarda emekliliğe son verilmelidir…
 
11- Kadın emeği; tarımda, sanayide, hizmet sektöründe ve evde görünmez hale getirildi. Oysa her yıl 120-130 kadın çalışırken yaşamını yitiriyor. Kadını temel alan bir işçi sağlığı anlayışı tanımlanmalıdır…
 
12- Ülkemizde milyonlarca mülteci/göçmen işçi bulunmaktadır. Temel düzenlemelerden yoksun bırakılan mülteci/göçmen işçilerin çalışma, sağlık, barınma, ücret vb. güvenceleri sağlanmalıdır. Türkiyeli işçilerle mülteci/göçmen işçileri karşı karşıya getiren ücret ve çalışma politikalarından vazgeçilmelidir. Yine bu noktada bölge ülkelerini savaşın içine sürükleyen politikalardan uzak durulmalıdır… (06 Haziran 2018)
İletişim
İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği Meclisi
http://www.guvenlicalisma.org/index.phpoption=com_content&view=article&id=19511:cumhurbaskani-adaylarina-cagrimizdir-isig-meclisi&catid=152:haberler 

Dostlar,

Saptamaların, istemlerin ve çözüm önerilerinin eksiği çok, fazlası – yanlışı yok değil mi!

Biz de aynen katılarak paylaşıyoruz bu metni..

Sevgi ve saygı ile. 13 Haziran 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com

 

AKP’nin ‘özel sözleşmeli personel’ aldatmacası

İşçi Sendika Bürosu Başkanımız Yıldırım Koç, düzenlemeyi değerlendirdi. Koç şunları söyledi:

“Başbakan 22 Mart’ta yaptığı açıklamada 720 bin dolayında kamu sektöründeki taşeron işçisinin kadroya geçirileceğini söyledi ve bu çok sayıda insan tarafından bir müjde olarak algılandı. Ancak daha sonra Maliye Bakanı’nın yaptığı açıklamada bu işin ayrıntılarını öğrendik. Bu ayrıntılardan biri son derece önemli.

HAK TALEBİ YOK

Yürürlükteki mevzuata göre, asıl işi yapan taşeron işçilerinin işe başladıkları tarihten başlayarak kadroya geçmiş olmaları yasal bir hak. Bu nedenle düzenleme, yasanın yerine getirilmesinin ötesinde olumlu öge içermiyor. Ancak bu kadroya atanmaları karşısında işçilerin geçmişe dönük hak talebi olanağı ortadan kaldırılıyor. Böyle bir uygulama Karayollarındaki taşeron işçileri için de gündemdeydi. Her işçinin 75-80 bin TL dolayında geçmişe dönük alacağından vazgeçmesi durumunda zaten kanunda var olan hakları uygulandı. Günümüzde de 720 bin işçinin çok büyük bir bölümü geçmişe dönük haklarından vazgeçerek yasada var olan hakkını kullanma olanağına kavuşacak. Bu konuda uyarmak gerekiyor.

‘İŞ GÜVENCESİ OLMALI’ 

İkincisi Maliye Bakanı’nın yaptığı açıklamaya göre, almakta oldukları ücretlerle geçecekler. Onlara bir zam öngörülmüyor. Üçüncüsü bu geçen arkadaşlarımız işçi statüsünde geçmeyecek, 657 sayılı Devlet Memurları Kanununun 4/B’sinde sözü edilen yani çalışma koşulları Bakanlar Kurulu tarafından belirlenen ‘sözleşmeli personel’ statüsüne yakın bir statüye geçirilecek. İşçilerin yaptığı toplu iş sözleşmesinden yararlanamayacaklar. İş güvencesi de büyük ölçüde ortadan kalkacak. Özel sektörde çalışan 2 milyonun üzerinde olduğu tahmin edilen taşeron işçileri de bu haktan yoksun bırakılıyor.”

Ordu’da 3 işçinin açtığı davanın sonuçlandığını ve işçilerin her birinin 81 bin TL alacak hakkına kavuştuğunu hatırlatan Yıldırım Koç,

  • “Kadroya atanma karşılığında öngörülen ‘alacak talebinde bulunmayacağım’ taahhüdü birçok işçinin yaşamda hiçbir zaman elde edemeyeceği miktarı elden kaçırması anlamına geliyor. Vatan Partisi’nin bu konudaki istemi, özel sektör-kamu sektörü ayrımı, asıl iş-yardımcı iş ayrımı yapılmadan bir işyerinde çalışan bütün işçilerin geçmiş alacakları da ödenmek koşuluyla kadroya geçirilmeleridir. Kadroya geçirilmiş işçilerin de iş güvencesi olmasıdır. Yoksa bunun ötesinde Sayın Başbakan’ın yaptığı açıklamada yer alan vaatler birçok insan açısında hayal kırıklığı ile sonuçlanacaktır.” dedi.

    ============================================= 

    Evet Dostlar,

    Türkiye bunca sorun içinde boğuşurken, bir de bu balon şişirildi ve birkaç milyon insanın gelecek umutları hem duygu sömürüsüne uğratıldı hem de ekonomik olarak darbe yiyecek.. Bir AKP klasiği daha.. Az eğitimli ve yandaş basınla algıları tutsak alınan, inanç sömürüsüyle belleri kırılan milyonlarca yurttaş hem AKP’ye oy veriyor hem de onun politikalarıyla perişan ediliyor.. Bu kitleler, neredeyse saf mazohistik bir sosyal – psikolojik davranış sergilemekte. Ancak işçi sınıfı ayaktadır.. TÜRK-İŞ ve DİSK AKP’nin planının ne denli ağır bir tuzak olduğunu görmüşlerdir. Kitlelerini (üyelerini; sırayla 821 bin ve 123 bin) duyarlılaştırmışlardır. Sokak eylemlerine ve kıdem tazminatına el konursa greve hazır olduklarını açıklamışlardır. 301 bin üyesi olan ve AKP eliyle hormonlu büyütülenn HAK-İŞ‘ten ise “gık” çıkmamaktadır. Bu sendika (?’!) üyelerinin gözünü açarak nasıl satıldıklarını artık görmeleri gerekemez mi??

    TEKEL‘in AKP tarafından peş keş çekilerek satışına “TEKEL Vatandır, satılamaz!” savsözüyle (sloganıyla) direnen emekçilere Sıhhiye’de, kış ortasında (Şubat 2010..), havuza sürülerek polisin gaz ve cop zulmü asla belleklerden silinmeyecektir. Sakarya Cd. ve dolayında kurulan çadırlarda sergilenen emekçi dayanışması görmeye değerdi. Ancak AKP, yerli – yabancı sermaye tarafından öylesine katı ve kesin olarak görevlendirilmişti ki, gözünü kararttı ve talan satışı yaptı. Şimdi sıra bir kez daha, AKP’nin sermayenin emrinde bir iktidar oladuğunu kanıtlamaya ve verilen yeni görevi yapmaya gelmiştir. 720 bin işçi bu oyuna gelmeyecektir, gelmemelidirler!

    Sevgili dostumuz Sayın Yıldırm Koç‘un sendikacılık – emek hareketi.. konusunda ülkemiz genelinde uzmanlığı tartışma dışıdır. O’nun değerlendirmeleri özenle dikkate alınmalıdır.

    Sevgi ve saygı ile.
    07 Nisan 2016, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK
    www.ahmetsaltik.net
    profsaltik@gmail.com