Ermeni Soykırımı Toplantısı Yapmak Bilimsel midir?

Ermeni Soykırımı Toplantısı Yapmak Bilimsel midir?

(AS : Bizim kısa katkımızın ardından Vatan Partisinin kapsamlı basın açıklaması aşağıdadır..)

Almanya’da yapılacak bir toplantı vesilesiyle yine Ermeni Soykırımı tartışması ateşlendi. Bu tür toplantılara ihanet, hıyanet vs. gibi yapıştırılan etiketi bir kenara bırakıyorum çünkü bu değer yargıları, toplantıya engel olmadığı sürece ciddiye alınmayacak değerlendirmeler.

keremaltıparmaksonAncak bir de Ermeni Soykırımıyla ilgili toplantıların bilimsel olmadığını ileri süren ve bunu hukuki gerekçelerle de destekleyen bir yaklaşım var. Bu iddialar kendi içinde çok çelişik ve kısa bir kelamı hak ediyor. 3 temel argüman görüyorum bu kapsamda:

  1. Toplantı soykırımın olmadığını söyleyen kimseyi davet etmediği veya soykırımın olmadığını söyleyen ve katılmak isteyen kişileri de reddettiği için bilimsel değil.
  2. Soykırım “BM yasaları” ve AİHM kararına göre ancak mahkeme kararıyla saptanabilir bir suç tipidir ve bu nedenle mahkeme kararı olmadan bu ifade kullanılamaz.
  3. AİHM Perinçek/İsviçre kararıyla soykırım olmadığına karar vermiştir, aksini söyleyen bir toplantı bilimsel olamaz.

Bu gerekçelerin her biri ayrı ayrı ciddi sorunlar içerdiği gibi kümülatif (AS: birikimli) olarak daha da saçma bir hale geliyor. Kısaca bakalım.

  1. Bir toplantının bilimsel olması için mutlaka karşı görüşün de olması gerektiği çok boş bir iddia. Örneğin Evrim’i tartışmak için mutlaka Evrim karşıtlarını davet etmeniz gerekiyor mu? Ya da Türkiye’de yapılan Ermeni sorunu ile ilgili toplantılara kaç tane soykırım vardır diyen bilim insanı davet ediyorsunuz gibi sorularla kolayca çürütülebilir. Bir toplantıyı bilimsel yapan, bilimsel metotlara ve etiğe bağlı kalınıp kalınmadığıdır. Burada yapılan sunumlarda ve sonrasında yapılan yayınlarda bu açıdan sorun görürseniz, çalışır ortaya koyarsınız. Ama sadece bir görüşü destekleyenlerin çalışmalarını sunmaları, karşı görüşün yer almaması o toplantıyı bilimsel olmaktan çıkarmaz. Zaten çıkarıyorsa bugüne kadar Türkiye’de yapılan sadece devlet tezinin işlendiği yüzlerce toplantının tamamı için kolaylıkla aynısı söylenebilir.
  2. İkinci iddia hem kendiyle hem de birinci iddiayla çelişiyor. Hem aksi görüşün olmadığı toplantı bilimsel değildir diyeceksiniz hem de mahkeme kararı yoksa karşı görüşü dillendiremezsiniz diyeceksiniz. Ne zamandan beri hakikatin yerini mahkeme kararları aldı? Bu zihniyete göre Galileo’yu veya Bruno’yu cezalandıran mahkemeler de haklı olabilir o zaman. Hakikatin farklı olduğunu bilimsel olarak tespit etseniz bile mahkeme kararı yok diye susacaksınız sonra da
    buna bilim diyeceksiniz öyle mi? Bunun ne kadar saçma olduğunu söylemeye gerek yok sanırım. Yine de şunu ekleyelim: Ermeni soykırımı diyemezsiniz diyen ne BM Yasası (Yasa lafı iddia sahiplerine ait, sanıyorum Soykırım Sözleşmesini kast ediyorlar) ne de AİHM kararı var.
  3. Nihayet gelelim Perinçek/İsviçre kararına.

    – Perinçek’in kendisi ve Vatan Partililer AİHM’in soykırım yoktur dediğini iddia ediyorlar.

    Daha önce bu kararı kısaca analiz etmiştim hatırlayacaksınız. Karar böyle bir şey demiyor. Karar kimse bu iddiayla bilimsel veya başka bir nitelikte toplantı yapamaz da demiyor. Hatta karar böyle bir toplantıya soykırım yoktur diyenleri davet etmek zorundasınız falan da demiyor. Sadece ve sadece Perinçek’in İsviçre’de soykırım yoktur dediği için cezalandırılması ifade özgürlüğünü ihlal eder diyor. Bu da sadece İsviçre ile ilgili, koşullar değiştiğinde başka ülkede böyle bir cezalandırmayı meşru da görebilir. Bu gerekçeden yola çıkarak, özgürlüğü savunan bir kararı başkalarının bilim özgürlüğünü engellemek için kullanmanın ne kadar sakat bir yaklaşım olduğunu açıklamaya gerek yok sanırım.

Tüm bu söylenenler içinde bilime aykırı olan bir şey var ama. Bir Üniversite, bilimsel olduğunu düşündüğü bir toplantıya devletin ideolojisi ile çelişse bile destek olabilir. Sabancı Üniversitesi ne kadar düşünerek bunu yaptı bilmiyorum tabii. Ama terörize edildiği için adını toplantıdan çekmek zorunda kalmış. Bilim dene dene yine özgür düşünce karartılmış oldu bir kez daha.
==================================
Dostlar,

Nazik bir konu… Ancak tartışmanın ana omurgası;
Küresel emperyalizmin ülkemizi ve ulusumuzu ‘tarihsel gerçeklere aykırı biçimde ‘soykırımcı” olarak suçlamasına asla izin verilemez.
Sn. Altıparmak’ın hukuksal irdelemesi yukarıda..
Vatan Partisi’nin basın açıklaması ise aşağıda :
(https://www.aydinlik.com.tr/vatan-partisi-artik-ihanet-calistaylari-yapilamaz-politika-eylul-2017)

Sevgi ve saygı ile. 08 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com
********
Vatan Partisi: Artık ihanet çalıştayları yapılamaz!Vatan Partisi: Artık ihanet çalıştayları yapılamaz!

7.9.2017 16:12

Berlin’deki soykırım çalıştayından Sabancı Üniversitesi’nin çekilmesi ve Türk akademisyenlerin listeden çıkması üzerine Vatan Partisi’nden açıklama geldi. Vatan Partisi Genel Başkan Yardımcıları Prof. Dr. Semih Koray, Prof. Dr. H. Zafer Kars ve Av. Nusret Senem, Berlin’de düzenlenecek olan sözde Ermeni Soykırımı çalıştayıyla ilgili basın toplantısı düzenledi. Koray açıklamada şu ifadeleri kullandı:

“University of Michigan, Lepsiushaus Potsdam, Sabancı Üniversitesi ve University of Southern California-Dornsife’ın birlikte düzenledikleri ‘Ermeni ve Türk Akademisyenleri Çalıştayı 2017’nin 14-17 Eylül tarihleri arasında Berlin’de gerçekleştirilmesi planlanmaktaydı. Başlığı ‘Bugünün İçindeki Geçmiş: Ermeni Soykırımına Avrupa’nın Yaklaşımları’ olan çalıştayın açılışında ilk konuşmayı Sabancı Üniversitesi’nden Prof. Dr. Hülya Adak’ın yapması tasarlanmıştı.

Çalıştayın programında Bilgi Üniversitesi, Kemerburgaz Üniversitesi, Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi ve Koç Üniversitesi mensubu olan konuşmacılar yer almaktaydı. Vatan Partisi Genel Başkanı Sayın Dr. Doğu Perinçek’in, Sabancı Üniversitesi’ni vatana ve bilime sadakate çağıran basın toplantısıyla başlattığı kampanya sonucunda Türk üniversitelerinden bu çalıştaya katılıma karşı tepkiler çığ gibi büyüdü. Bunun sonucunda Sabancı Üniversitesi’nin logosu çalıştay program ve sitesinden kaldırılırken, Prof. Dr. Hülya Adak programdan çekildi. Sabancı Üniversitesi, kendi sitesinden bu çalıştaya ev sahipliği yapmadığını açıkladı. Çalıştay tarihleri 15-18 Eylül olarak değiştirildi. Ankara Sosyal Bilimler Üniversitesi mensubu olan öğretim üyesi programdan çekilirken, Koç Üniversitesi programda mensubiyeti Koç Üniversitesi olarak gözüken öğretim üyesinin kendi üniversiteleriyle kurumsal bir ilişkisinin kalmamış olduğunu açıkladı. YÖK, Sabancı Üniversitesi’nin çalıştaya katılımı konusunda sorumlu bir tutum alarak görevini yerine getirdi. Vatan Partisi’nin müdahalesiyle kısa sürede elde edilen bu sonuçları olumlu bulmaktayız.

Hem çalıştayın değiştirilmiş olan programında Bilgi ve Kemerburgaz Üniversitelerinden olan katılımın hâlâ sürmesi nedeniyle, hem de üniversitelerimizin ‘vatana ve bilime sadakat yükümlülüğü’nün bundan sonra da çiğnenmemesini sağlama adına, çalıştaya ilişkin değerlendirmemizi milletimiz ve bilim topluluğumuzla paylaşmak istiyoruz.

Bu çalıştay, uluslararası hukuka aykırı bir önyargıyı dayatma toplantısıdır. ‘Ermeni Soykırımı’ önyargısını benimsemiş olmak, çalıştaya katılmanın önkoşuludur. Önyargı, Ortaçağ’a ait bir kavramdır. Bilim özgürlüğü, önyargılara karşı mücadele ederek kazanılmıştır. Önyargı, özgürlüğün değil, yasaklamanın aracıdır. Bilimde ‘önyargı özgürlüğü’ yoktur. Bu çalıştayda bilime tek bir işlev yüklenmektedir. O da bilimin ülkemizi zaafa uğratmaya yönelik bir siyasal propaganda aracı olan sözde ‘Ermeni Soykırımı’nı dayatmanın örtüsü olarak kullanılmasıdır. Çalıştaya Türk üniversitelerinden ya da Türk kökenli öğretim üyelerinin katılımına özen gösterilmesi de, bütünüyle bu örtüyü pekiştirmek amacıyladır.

Soykırım hukuki bir kavramdır. Parlamentolar, üniversiteler, çalıştaylar, ‘soykırım hükmü’ kuramazlar. AİHM Perinçek-İsviçre Davası Büyük Daire ve 2. Daire kararlarına göre 1915 olayları ‘Yahudi soykırımı’ sınıflamasına girmemektedir. ‘Soykırım hükmü’ ancak eylemin yapıldığı ülkenin yetkili mahkemesi veya yetkili uluslararası ceza mahkemesi tarafından verilebilir. Ortada böyle bir hüküm yokken, sanki varmış gibi ‘Ermeni Soykırımı’ndan söz etmek, ‘soykırım’ kavramının amaçlı olarak çarpıtılmasıyla uluslararası hukukun çiğnenmesinden başka bir anlam ifade etmez. Kavramları çarpıtmamak bilim ahlakının bir gereği olduğu gibi, hukukun üstünlüğü, en başta bir bilim topluluğunun özenle saygı göstermesi gereken bir insanlık kazanımıdır.

‘Ermeni Soykırımı’ yalanı, 1980’lerden bu yana sözde ‘Kürdistan’, özde ‘İkinci İsrail’in kurulması amacı için kullanılmaktadır. Bu psikolojik savaşın hedefi, Türk Ordusu’nun yaptırım gücü kullanmasını engellemek ve Türkiye’yi vatanını savunamaz hale getirmektir. Çalıştayın özellikle ‘Ermenilerin ve Kürtlerin kaderleri arasındaki kenetlenmeyi’ konu alan 5. Paneli, bu hedefin doğrudan ifadesinden başka bir şey değilidir. Çalıştayın, sözde ‘Kürdistan’ın Bağımsızlığı’ Referandumunun gündemde olduğu, ABD’nin PKK-PYD’yi ağır silahlarla donattığı ve ülkemizde iç cepheyi bölme çabalarını yoğunlaştırdığı bir dönemde düzenlenmesi, bu etkinliğin doğrudan Türkiye’ye karşı düzenlenmiş olduğunu çıplak biçimde gözler önüne sermektedir. Bu çalıştay Türkiye’yi olduğu gibi, Avrupa ülkelerinin Türkiye ile olan dostluğunu hedef almaktadır.

Üniversitelerimizde bilim ve Türkiye karşıtlığına özgürlük tanınamaz.
Bilim, vatan ve hukuk karşıtlığıyla malul böyle bir çalıştaya katılım, katılanların siciline kara bir leke olarak geçecektir. Biz, ülkemizdeki hiçbir üniversite ve öğretim üyesinin ne bugün, ne de yarın böyle utanç verici bir duruma düşmesini arzu etmiyor ve hâlâ çalıştay programında yer alan katılımcıları ve kurumlarını bu çalıştaydan çekilmeye davet ediyoruz.”
==================================

 

Rennan Pekünlü ve adalet

Rennan Pekünlü ve adalet

portresi

 

Prof. Dr. Semih Koray
AYDINLIK Gazetesi,
29.10.2015

 

Bir ülkenin yetişkinliğinin ölçütü, o ülkede gerçeğe biçilen değerdir.

Pekünlü Davaları, ülkemizin gerçekle imtihanıdır. İkinci Pekünlü Davasının karar duruşması,
2 Ekim Cuma günü saat 15:00’te İzmir Adliyesinde yapılacaktır. (AS: yapıldı!…)
Ege Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Esat Rennan Pekünlü, 16 Mayıs 2012’de Ege Üniversitesi’nde Anayasanın ve yasaların öğretim üyelerine yüklediği sorumluluğu savsaklamadan yerine getirmiştir. Yasak olduğu halde türbanla fakülteye girmeye çalışan öğrencileri uyarmış ve haklarında tutanak tutmuştur. Üniversite dışından gelerek sahneye konan tertipte öğrencilere talimat veren ve kışkırtıcılık yapan Cihan Haber Ajansı mensuplarını belgelemiş, ilgili tutanak, bilgi ve belgeleri Üniversite Rektörlüğüne iletmiştir. Konuya ilişkin bilgi ve belgeler, basına ve kamuoyuna ancak tertibin (AS: yazı burada ekdik?)

ANAYASA VE YASALARI YOK SAYMA HAKKI VAR MI?

Bugüne dek ne Anayasa, ne bu konuyu düzenleyen yasalar, ne de bu konuda verilmiş
Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve AİHM kararlarında gerçekleşmiş bir değişiklik söz konusudur. O zaman esas soru, ülkemizde herhangi bir makamın bu gerçeğe gözünü kapatarak, Anayasayı, yasaları ve yüksek mahkeme kararlarını yoksayma hakkının bulunup bulunmadığıdır. Bu soru, bütün üniversitelerin, bütün hukuk topluluğunun ve bütün ülkenin sorması gereken bir sorudur. Böyle bir “yoksayma hakkını” hiçbir makama tanımadığını
ilan eden Prof. Rennan Pekünlü, bu tutumunu kararlılıkla savunmaya devam etmektedir.

ADALETİN GÖZÜ, TERAZİSİ VE KILICI 

Adaletin gözünün bağlı olması, Anayasayı, yasaları ve mahkeme kararlarını yoksaymak için değildir. Gerçeği görmezden gelmek için hiç değildir. Görmezden gelinecek olan, gerçeğin üstünün örtülmesi ve hukukun çiğnenmesi için yapılan her türlü baskıdır. Adaletin terazisi, herhangi bir makam ya da kişinin esen rüzgarların gücünü ölçüp kendini koruma önlemleri alması için değildir. Bu terazide tartılacak olan gerçeğin kendisidir. Adaletin kılıcı da,
milletin haklarını, Cumhuriyet değerlerini ve gerçeği korumak içindir.

Prof. Dr. Rennan Pekünlü’nün sürmekte olan davası, 4 öğrencinin eğitim haklarının engellendiği gerekçesiyle açtıkları bir davadır. Öğrencilerden biri geri çekilmiş. İkisinin engelleme sonucu giremediklerini iddia ettikleri “sınav”a aslında girmiş oldukları anlaşılmış. 4. öğrencinin ise 2. öğretimde olması nedeniyle üniversiteye “olay” sonrasında geldiği ortaya çıkmış. Dava konusuna ilişkin yalın gerçek budur.

HUKUKSAL GÜVENLİKTEN YOKSUNLUK

Rennan Hoca, düzmece senaryolarla daha önce de cezaevine girmesine yol açan ağır bir haksızlığa maruz bırakılmıştır.

Haksızlıklara karşı çıkmak ve gerçeği savunmak, kuşkusuz herkesin görevidir. Ama burada daha önemli olan, bu haksızlığın ülke açısından doğurduğu sonuçtur. Bu sonuç da, ülkenin “hukuk güvenliğinden yoksun bırakılması”dır. Herhangi bir yurttaşın, işini yaparken, görevini yerine getirirken, ülke sorunlarına ilişkin tutum alırken, kendini Anayasanın ve yasaların güvencesi altında hissetmesine olanak bırakmayan bir ortamın yaratılmasıdır. Hukuksal güvencelerden yoksun bir toplumda, yasalar ne derse desin, esen ve esmesi olası rüzgarlara karşı kendini koruma güdüsü tetiklenir. O zaman, hukuk bütün gücünü yitireceği gibi, “gerçeğin kendisi” de toplumun gündeminden düşer.

KUMPASIN ÇÖKERTİLMESİ

Yakın geçmişimizde milletin mücadelesi sonucunda pek çok kumpasın çökertildiğine
tanık olduk. Rennan Hoca’ya karşı düzenlenmiş tertibin çözüme kavuşturulması da,
yalnızca O’nun aklanmasıyla değil, ancak tertibi düzenleyenlerin ve uygulanmasına
alet olanların yargı önüne çıkartılmasıyla mümkün olacaktır.

Rennan Pekünlü’ye adalet ve yurttaşlara hukuksal güvence için,
2 Ekim’de İzmir Adliyesinde buluşalım.

http://www.aydinlikgazete.com/rennan-pekunlu-ve-adalet-makale,61542.html, 29.09.2015

====================================

Dostlar,

Bu duruşma yapıldı 2 Ekim 2015 günü…

Sayın Pekünlü’ye, aynı olmayan “suç” tan 2. kez gene 2 yıl 1 ay hapis cezası verildi.
Bu süre öyle bir sınır ki, infaz ertelenemiyor veya hükmün açıklanması geriye bırakılamıyor.
Zaten hemen gerisinde, eşdeğer bir hükümle infaz edilen hapis cezası var..
Yani “sabıkalılık” durumu..(!)

Konuyu az önce sitemizde yazmıştık :

http://ahmetsaltik.net/2015/10/03/prof-dr-pekunluye-ikinci-kez-hapis-soku/

Her kışın var bir baharı,
Her akşamın var sabahı,
Yeter artık bırak ahı,
Yeter artık bırak ahı,
Gönül sabreyle sabreyle,
Gönül sabreyle sabreyle,
Gönül sabreyle…

Her yokuşun var inişi,
Elbet bir gün güler kişi.
Mutluluk bir sabır işi,
Mutluluk bir sabır işi.
Gönül sabreyle sabreyle,
Gönül sabreyle sabreyle,
Gönül sabreyle…
Gam yeme hep böyle gitmez,
Sabretmeden bahar gelmez.
Bu sevda dünyaya yetmez,
Bu sevda dünyaya yetmez.
Gönül sabreyle sabreyle,
Gönül sabreyle sabreyle,
Gönül sabreyle.

Demek isteriz ki, diyalektik bağlamda bardak taşmak üzeredir..
Anlayana… Prof. Pekünlü kuşkusuz “anlayanlardan” dır, ariftir..

portresi

 

 

 

 

Sevgi ve saygı ile.
03 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

PKK ODTÜ’de bilim etkinliğine saldırdı!

Dostlar,

İyi saatte olsunlar” düğmelere basmaya başladı..

Bildik provokasyonlar..

Ülke nereye götürülmek isteniyor??

“OHAL” (Olağanüstü Hal) rejimi ile fiilen dikta yönetimi mi düşünülüyor..

Herkes çok ama çok dikkatli olmak zorunda..

  • Her türlü şdderti kınıyoruz..
  • Sorunlarımızı konuşarak çözmeyi artık öğrenmeliyiz.

Aşağıdaki haber çok düşündürücü ve üzücü..

Sevgi ve saygı ile.
Ankara, 25.4.13

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

================================

PKK ODTÜ’de bilim etkinliğine saldırdı!

PKK’lılar, ODTÜ’de Dr. Serhat Özyar yılın en genç bilim insanı ödül törenine saldırı düzenledi. Saldırıda 12 bilim insanı ve öğrenci yaralandı.
Polis olaylara 4 saat boyunca müdahale etmedi.

24 Nisan 2013 Çarşamba 21:39
PKK ODTÜ'de bilim etkinliğine saldırdı!

ODTÜ Öğretim Elemanları Derneği, Elektrik Mühendisleri Odası ve
Bilim ve Ütopya Kooparatifi’nin ODTÜ’de düzenlediği Dr. Serhat Özyar Bilim Ödülleri törenine PKK’lılar taş, sopa ve soda şişeleriyle saldırdı.

OLAYLAR 4 SAAT SÜRDÜ

Saldırıda aralarında akademisyen ve öğrencilerin de bulunduğu 12 kişi yaralandı. Ulusal Kanal muhabiri Mehmet Kıvanç, ODTÜ’de yurtsever öğrencilere yapılan saldırıyı anlattı. Başını PKK sempazitanlarının çektiği bir gurup tarafından törenin basıldığını söyleyen Kıvanç, saldırının 4 saat sürdüğünü belirtti. Kıvanç, “Kampüsün ana girişinde 18 çevik kuvvet aracı, 1 adet TOMA bekletiliyor. Kamerayla okula girdiğimizde PKK sempazitanı gurubun kimlik kontrolü yaptığını gördük” dedi”.

ULUSAL KANAL’A SALDIRI

Kıvanç, ODTÜ’de bulunan Ulusal Kanal ekibine de saldırıldığını belirtti. Mehmet Kıvanç, “Yanlarına yaklaştığımızda bizim hangi guruptan olduğumuzu sordular. Tehditkar üslupla ve küfürler yağdırarak sordular. Çekim yapamayacağımızı söylediler. Kameramızı almakla tehdit ettiler. Okulun dışına doğru çıkarken de ellerinde sopa, demir ve tel örgü kesmek için kesici aletlerle kampüse giren bir gurupla karşılaştık. Kampüs önünde bekleyen çevik kuvvet olaylara 4 saat sonra müdahale etti. 1 TOMA da kampüs içine girdi” diye konuştu.

SALDIRI İSTİHBARAT ÖRGÜTLERİNİN DENETİMİNDE

Olayı değerlendiren Bilim ve Ütopya Kooperatifi Başkanı Prof. Dr. Semih Koray, “Bu ödül töreni her yıl ODTÜ’de düzenleniyor. Törenin ardından bir kokteyl düzenledik. Saldırı bu sırada başladı. Buraya taşlı sopalı saldırı gerçekleştirildi. Sayısı 12 olan yaralanan bilim insanı ve TGB’li arkadaşları ben hastaneye götürdüm. Bu saldırıyı düzenleyenler bilim düşmanlarıdır. Değişik istihbarat örgütlerinin denetimi altında olan gruplardır. Geçenlerde de Bilim Ütopya standı açan arkadaşlara bir saldırı söz konusu olmuştu. Bunlar içinde anarşistinden öğrenci kolektiflerine, PKK’sına kadar hepsinin bir arada olduğunu söylemek yanlış olmaz.” dedi.