Rennan Pekünlü ve adalet

Rennan Pekünlü ve adalet

portresi

 

Prof. Dr. Semih Koray
AYDINLIK Gazetesi,
29.10.2015

 

Bir ülkenin yetişkinliğinin ölçütü, o ülkede gerçeğe biçilen değerdir.

Pekünlü Davaları, ülkemizin gerçekle imtihanıdır. İkinci Pekünlü Davasının karar duruşması,
2 Ekim Cuma günü saat 15:00’te İzmir Adliyesinde yapılacaktır. (AS: yapıldı!…)
Ege Üniversitesi Astronomi ve Uzay Bilimleri Bölümü öğretim üyesi Prof. Dr. Esat Rennan Pekünlü, 16 Mayıs 2012’de Ege Üniversitesi’nde Anayasanın ve yasaların öğretim üyelerine yüklediği sorumluluğu savsaklamadan yerine getirmiştir. Yasak olduğu halde türbanla fakülteye girmeye çalışan öğrencileri uyarmış ve haklarında tutanak tutmuştur. Üniversite dışından gelerek sahneye konan tertipte öğrencilere talimat veren ve kışkırtıcılık yapan Cihan Haber Ajansı mensuplarını belgelemiş, ilgili tutanak, bilgi ve belgeleri Üniversite Rektörlüğüne iletmiştir. Konuya ilişkin bilgi ve belgeler, basına ve kamuoyuna ancak tertibin (AS: yazı burada ekdik?)

ANAYASA VE YASALARI YOK SAYMA HAKKI VAR MI?

Bugüne dek ne Anayasa, ne bu konuyu düzenleyen yasalar, ne de bu konuda verilmiş
Anayasa Mahkemesi, Danıştay ve AİHM kararlarında gerçekleşmiş bir değişiklik söz konusudur. O zaman esas soru, ülkemizde herhangi bir makamın bu gerçeğe gözünü kapatarak, Anayasayı, yasaları ve yüksek mahkeme kararlarını yoksayma hakkının bulunup bulunmadığıdır. Bu soru, bütün üniversitelerin, bütün hukuk topluluğunun ve bütün ülkenin sorması gereken bir sorudur. Böyle bir “yoksayma hakkını” hiçbir makama tanımadığını
ilan eden Prof. Rennan Pekünlü, bu tutumunu kararlılıkla savunmaya devam etmektedir.

ADALETİN GÖZÜ, TERAZİSİ VE KILICI 

Adaletin gözünün bağlı olması, Anayasayı, yasaları ve mahkeme kararlarını yoksaymak için değildir. Gerçeği görmezden gelmek için hiç değildir. Görmezden gelinecek olan, gerçeğin üstünün örtülmesi ve hukukun çiğnenmesi için yapılan her türlü baskıdır. Adaletin terazisi, herhangi bir makam ya da kişinin esen rüzgarların gücünü ölçüp kendini koruma önlemleri alması için değildir. Bu terazide tartılacak olan gerçeğin kendisidir. Adaletin kılıcı da,
milletin haklarını, Cumhuriyet değerlerini ve gerçeği korumak içindir.

Prof. Dr. Rennan Pekünlü’nün sürmekte olan davası, 4 öğrencinin eğitim haklarının engellendiği gerekçesiyle açtıkları bir davadır. Öğrencilerden biri geri çekilmiş. İkisinin engelleme sonucu giremediklerini iddia ettikleri “sınav”a aslında girmiş oldukları anlaşılmış. 4. öğrencinin ise 2. öğretimde olması nedeniyle üniversiteye “olay” sonrasında geldiği ortaya çıkmış. Dava konusuna ilişkin yalın gerçek budur.

HUKUKSAL GÜVENLİKTEN YOKSUNLUK

Rennan Hoca, düzmece senaryolarla daha önce de cezaevine girmesine yol açan ağır bir haksızlığa maruz bırakılmıştır.

Haksızlıklara karşı çıkmak ve gerçeği savunmak, kuşkusuz herkesin görevidir. Ama burada daha önemli olan, bu haksızlığın ülke açısından doğurduğu sonuçtur. Bu sonuç da, ülkenin “hukuk güvenliğinden yoksun bırakılması”dır. Herhangi bir yurttaşın, işini yaparken, görevini yerine getirirken, ülke sorunlarına ilişkin tutum alırken, kendini Anayasanın ve yasaların güvencesi altında hissetmesine olanak bırakmayan bir ortamın yaratılmasıdır. Hukuksal güvencelerden yoksun bir toplumda, yasalar ne derse desin, esen ve esmesi olası rüzgarlara karşı kendini koruma güdüsü tetiklenir. O zaman, hukuk bütün gücünü yitireceği gibi, “gerçeğin kendisi” de toplumun gündeminden düşer.

KUMPASIN ÇÖKERTİLMESİ

Yakın geçmişimizde milletin mücadelesi sonucunda pek çok kumpasın çökertildiğine
tanık olduk. Rennan Hoca’ya karşı düzenlenmiş tertibin çözüme kavuşturulması da,
yalnızca O’nun aklanmasıyla değil, ancak tertibi düzenleyenlerin ve uygulanmasına
alet olanların yargı önüne çıkartılmasıyla mümkün olacaktır.

Rennan Pekünlü’ye adalet ve yurttaşlara hukuksal güvence için,
2 Ekim’de İzmir Adliyesinde buluşalım.

http://www.aydinlikgazete.com/rennan-pekunlu-ve-adalet-makale,61542.html, 29.09.2015

====================================

Dostlar,

Bu duruşma yapıldı 2 Ekim 2015 günü…

Sayın Pekünlü’ye, aynı olmayan “suç” tan 2. kez gene 2 yıl 1 ay hapis cezası verildi.
Bu süre öyle bir sınır ki, infaz ertelenemiyor veya hükmün açıklanması geriye bırakılamıyor.
Zaten hemen gerisinde, eşdeğer bir hükümle infaz edilen hapis cezası var..
Yani “sabıkalılık” durumu..(!)

Konuyu az önce sitemizde yazmıştık :

http://ahmetsaltik.net/2015/10/03/prof-dr-pekunluye-ikinci-kez-hapis-soku/

Her kışın var bir baharı,
Her akşamın var sabahı,
Yeter artık bırak ahı,
Yeter artık bırak ahı,
Gönül sabreyle sabreyle,
Gönül sabreyle sabreyle,
Gönül sabreyle…

Her yokuşun var inişi,
Elbet bir gün güler kişi.
Mutluluk bir sabır işi,
Mutluluk bir sabır işi.
Gönül sabreyle sabreyle,
Gönül sabreyle sabreyle,
Gönül sabreyle…
Gam yeme hep böyle gitmez,
Sabretmeden bahar gelmez.
Bu sevda dünyaya yetmez,
Bu sevda dünyaya yetmez.
Gönül sabreyle sabreyle,
Gönül sabreyle sabreyle,
Gönül sabreyle.

Demek isteriz ki, diyalektik bağlamda bardak taşmak üzeredir..
Anlayana… Prof. Pekünlü kuşkusuz “anlayanlardan” dır, ariftir..

portresi

 

 

 

 

Sevgi ve saygı ile.
03 Ekim 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Yayınlayan

Ahmet SALTIK

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı Öğretim Üyesi
Prof.Dr. Ahmet SALTIK’ın özgeçmişi için manşette tıklayınız: CV_Ahmet_SALTIK

Bir Cevap Yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir