AYRILMAK DA FAZİLETTİR

AYRILMAK DA FAZİLETTİR

Zeki Sarıhan
zekisarihan.com13 Aralık 2019

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Görüşlerinize uyan bir kuruluşa katılmak ne denli doğal, hatta gerekliyse, artık aynı idealleri paylaşma olanakları ortadan kalkan kuruluştan ayrılmayı bilmek de bir fazilettir. Günlük siyasal olaylardan da görüyoruz. Görüşleri birbirine yakın insanlar dernekler, vakıflar, siyasal partiler kuruyorlar, gene görüşleri birbirinden uzaklaşanlar bulundukları kuruluşları terk ediyorlar. Terk edenlerin bir bölümü kendi köşesine çekilerek artık kimsenin etlisine sütlüsüne karışmayacak bir konuma geçiyor, bir bölümü de yeni oluşumlarda buluşuyorlar.

Toplumsal yaşamda değişime uygun olarak bu durum sürekli yineleniyor. Bundan sonra da pek çok örneği yaşanacak.

Asıl olan kuruluşların kendisi değil, görüş ve tutumlardır. Yaklaşık son yüz yıllık siyasal yaşamımızda ne çok parti kuruldu, dağıldı, kapandı, kapatıldı. Fakat toplumda bir karşılığı varsa ölmeyecek olan görüşlerdir.

EĞİTİM ALANINDA

Kendi mesleğimden ve ilgi alanımdan örnek vereyim: Bir ülkede eğitimin amacı, bütün çocuk ve gençlerimizi medrese eğitiminden geçirerek “dindar ve kindar” bir gençlik yetiştirme durumuna gelirse, kamu bütçesi özel okullara peş keş çekilirse, eğitimde eşitsizlik en üst düzeye ulaşırsa orada laik ve demokratik bir eğitimi savunmaya gereksinim vardır. Bunu savunacak oluşumlar ortaya çıkar. Bunların adı dernek olur, vakıf olur, platform olur.. çok fark etmez. Mücadelede kararlı bir kadro var ise uygun örgütlenme biçimi bulunur. Örgütlerin biri kapanırsa veya işlevsizleşirse yenisi kurulur.

Eğitim işkolu sendikaları bu konuyla bir ölçüde ilgilidir. Çünkü onların asıl amaçları –bütün sendika oluşumlarında olduğu gibi– üyelerinin hak ve çıkarlarını işverene karşı korumaktır. Onlar bile, öğretmenlerin ideolojik tutumlarına göre ayrışmış bulunuyorlar. Bütün öğretmenleri tek bir sendika çatısı altında tutmak olanaklı olamadı. İşçi sendikalarımız da öyledir.

Öğretmenlerin en kalabalık örgütü olan TÖB-DER’in içindeki parçalanma nedeniyle işlevini yitirdiği, ardından kapatıldığı 1980 koşullarında basın yasasının öğretmenlere de tanıdığı meslek dergisi çıkarma hakkından yararlanarak yayın yaşamına başlayan Öğretmen Dünyası dergisi, çeşitli baskı ve kısıtlı olanaklarla demokratik öğretmen ve eğitim idealini sürekli ayakta tutmaya çalıştı. Bir dernekten daha hareketli bir çalışma yürüttü. Kimi birlikteliklere önderlik etti. Bunların en önemlisi Eğitim Hakkını Savunma Komitesidir. İdarenin bu komiteyi dağıtma girişiminden sonra Komiteyi oluşturan kuruluşlar 2003’te Ulusal Eğitim Derneği’ni kurdular. 2010’da Öğretmen Dünyası da bu derneğin iktisadi işletmesi durumuna geldi. Aynı merkez, bir yandan aylık Öğretmen Dünyası’nı ve çeşitli kitaplar yayımlıyor, öte yandan dernek merkezinde her hafta bir konferans düzenliyordu.

Geçen yazılarımda da anlattığım gibi (“Aslan Yatağı Boş Kalmaz”, “Zorunlu Bir Ayrışma”, “Kitle Örgütlerinin Bağımsızlığı”) dernek yönetimi bir süredir derneği ve dergiyi yaşatacak kaynakların yetersiz duruma geldiği, yönetim ve yazı kurulunun yorulduğu gerekçesiyle dernek ve derginin 7 Aralık 2019 genel kuruluyla kapanacağını ilan ediyordu. Hatta genel kurulu beklemeden Öğretmen Dünyası “Son sayı” kapağıyla 1 Aralık’ta 40. Yayın yılının sonunda veda etti. Dernek yönetimi, yönetimi devralacak arkadaşları aramamış değildi. Ama bu konuda önerdiği kişilerden net yanıt alamamıştı.

ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ’NİN SONU

Genel kurula bir hafta kala, daha önce öneri götürülen bir üye başkanlığa istekli olduğunu Cumartesi konferansında açıkladı. “Arkadaşlarla görüştüm, biz etkin olamayız ama sana destek oluruz dediler” açıklamasını da ekledi. Bu adaylık, derneği hareketlendirdi. Çünkü başkan adayı, aktif Vatan Partili bir üye idi. Ulusal Eğitim Derneği, tümüyle Vatan Partililerin yönetimine mi girecekti? Bu olasılık, Vatan Partisi’nin güdümündeki TGB ve CKD’yi akla getirdi. TGB baştan beri önce İP’in (sonra VP’nin) gençlik örgütü olarak faaliyet gösteriyordu. CKD ise bir kongre baskınıyla ele geçirilmişti ve artık VP’nin kadın kolları gibi faaliyet gösteriyordu. Ulusal Eğitim Derneği böyle olmamalıydı.

Bunu önlemek için kongreye 2. bir liste ile gidildi. Fakat geç kalınmıştı. Dernek kayıtları yönetimin elindeydi, yönetimin eğilimi de 1. listeden yanaydı.  Partili üyelere telefon edilerek kongreye gelmeleri sağlanmış, son zamanlarda da derneğe partili yeni üyeler yazılmıştı. Genel kurul öncesi dernekteki bir buluşmada gergin anlar yaşandı. Genel kurul da gergin geçti. Dernekte, genel kurula ilk kez iki liste ile gidiliyordu. Bu, “zorunlu bir ayrışma”nın kanıtıydı.

Ayrışmanın temeli ideolojik ve politikti. Vatan Partisi’nin son aylarda Recep Tayyip Erdoğan Hükümeti’nin yanında yer almasından kaynaklanıyordu. Türkiye’de açık iki cephe kurulmuştu. Vatan Partisi’nin yöneticilerinin açıkça ilan ettikleri gibi “AKP, MHP ve VP bir cephede” buluşmuşlardı. Yönetime istekli Vatan Partili üyelere bu durum anımsatılmadı değil. Onlar kendilerinin o cephede yer almadıklarını ve almayacaklarını söylemediler! Bununla ilgili tek söz etmediler. Hatta “Biz Vatan Partiliyiz” bile demediler. Vatan Partisinin bütün muhalefet cephesinde ne büyük bir nefretle karşılandığını biliyor olmalılar. İşçi Partisi ve onun devamı olan Vatan Partisinin karşıtları hiç eksik olmamıştır fakat bu karşıtlığın şimdi tavan yapmasının nedeni, partinin aldığı yeni tutumla ilgilidir. Parti, iktidar ortağı gibi gördüğü veya buna hazırlandığı AKP’nin aleyhinde bulunulmasını istemiyormuş. Bu duruma göre laik ve demokratik eğitim nasıl savunulacak?

Yapılan oylamada Vatan Partililerin listesi 43, sonradan çıkarılan öteki liste 34 oy aldı. Ulusal Eğitim Derneği, kapanın elinde kalmıştı. Kapan da örgütlü ve kararlı hareket eden Vatan Partisi oldu. Ulusal Eğitim Derneği, ad ve faaliyet olarak belki var olmaya devam edecek ama o artık eski Ulusal Eğitim Derneği değildir.

Şimdi bu durumu içlerine sindiremeyen üyeler, derneğe karşı alacakları tutumu tartışıyor. Dernekten ayrılma ve halkçı eğitim mücadelesi için başka bir platform oluşturma eğilimi ağır basıyor.

(Bu yazıyı her zamanki gerçekçiliğimle ve açık sözlülüğümle, konuyu gereksiz tartışmalara boğmadan, kişiselliğe kaçmadan, tümüyle olgulara dayanarak, nesnel bir gözle yazdım. Yanlışım varsa, konuyla ilgilenen arkadaşlar düzeltsinler.)
==================================
Dostlar,

Biz de 07.12.19 günü, Ulusal Eğitim Derneği üyesi olarak genel kuruda idik.
VP’liler adeta bir operasyon yürütürcesine, genel kurula çıkarma yaptılar.
Son günlerde 25 dolayında yeni üye kaydı yapmıştı yönetim. Bu da yetti seçimi almaya.
Çarşaf liste yapılması ve uzlaşma ile bir yönetim kurulması önerisi reddedildi.
Niyet ve plan belli idi, gerçekleştirildi, hatta bir genel başkan yardımcısı bile orada idi.
Sayın Zeki Sarıhan, bu Derneğin ve Derginin kurucusudur. Nitelikli ve tutarlı bir aydındır.
40 yıllık çok nitelikli ve çok terli, muazzam emeği vardır Dernekte ve Öğretmen Dünyasında..
Genel kurulda, kendisinin görevi devrettiği yönetimdeki arkadaşlarınca / arkadaşlarımızca oldukça sert eleştirilmesi vefa duygularını incitmiştir.
Şimdi, yeni başkan Sn. Fevziye Özberk ve seçilenler ne yapacaktır? Seçenekli midirler VP güdümü dışında çalışmaya? Hiç sanmıyoruz, önceki örnekleri biliyoruz..
Ulusal Eğitim Derneği, VP’nin bir uzantısı / birimi durumuna gelirse ülke bundan ne kazanacaktır? Yazık olacaktır onyılların emeğine..
Bu gözü kara politik ihtiras niye ve nicedir?

Sevgi ve saygı ile. 16 Aralık 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Prof. Ali Ercan Konferansı : EĞİTİM ve GELİŞMİŞLİK…

Dostlar,

Sitemizin sürekli yazarlarından Nükleer Fizik uzmanı ve eski Savunma Sanayisi Müsteşarı Sayın Prof. Dr. D. Ali Ercan, 19 Şubat 2019 günü bir konferans verdi. Bizim de üyesi olduğumuz Ulusal Eğitim Derneği, geleneksel Cumartesi konferansları kapsamında çok önemli bir sunum yaptı :

  • EĞİTİM ve GELİŞMİŞLİK…

Sn. Ercan’ın çok önemli veriler içeren, çarpıcı biçimde düşündüren, 56 yansıdan oluşan sunumunu sizlerle paylaşıyoruz.

Ulusal Eğitim Derneğimize ve Sn. Prof. Ercan’a şükranlarımızı sunuyoruz.
Karanlıkları aydınlığa çıkaracağız elbette..
AKP iktidarının sonu geliyor
16+ yıldır sergilenen olağanüstü yanlış ve hukuk dışı dinci – yağmacı.. ve giderek baskıcılaşan iktidar 31 Mart 2019 yerel (Genel!) seçimleri için son derece telaşlı.. Kamuoyu yoklamalarını görüyor. Son olarak Google’in kestirimleri.. Ankara’da yaklaşık 200 bin (%10), İstanbul’da yaklaşık 500 bin oy (%10) farkla CHP’li adaylar belediye başkanlıklarını kazanıyor.. İzmir’de zaten hep yitiriyor AKP.. 3 büyük il başta olmak üzere yerel seçimleri yitiren ve oy oranları her tür zorlama – hileye karşın 24 Haziran 2018 seçimlerinde eriştiği %42’nin altına düşecek bir iktidar “topal ördek” konumuna düşer ve sürdüremez.. Zaten şu anda MHP payandası ile ayakta. Sözde Cumhurbaşkanlığı hükümet sistemi istikrar getirecek ve koalisyonlara gerek kalmayacaktı..

Halkımıza hep anlatmak gerek bu iktidarın yaptıklarını..
Neden – sonuç ilişkilerini kurmasına katkı vererek..
Doğru kararı alacaktır o zaman…
100- 150, 165 yaşında yaşayan ölülerden seçmen.. olabilir mi?
Kız öğrenci yurdunda personel olmayan erkek seçmen olabilir mi?
Sıradan bir dairede onlarca seçmen bulunabilir mi??
Terk edilmiş, içinde yaşam olanağı olmayan harabelerde onlarca insan seçmen yazılabilir mi?

Zerre kadar dürüst, ahlaklı, namuslu, vicdan sahibi kimseler bu ahlaksızlıkları yapabilir mi?
Daha önce görmediğimiz bu namusssuzluklar üstelik türlü türlü neden AKP ile oluyor?
Bu ne biçim müslümanlık?

  • Müslüman her şeyden önce iyi ahlaklı ve hak yemeyen değil midir?

Oy kullanan seçmenin parmağının boyanmasını AKP neden kaldırdı?
Bu sistem DER – HAL geri getirilmeli ve kararlılıkla uygulanmalıdır.

  • Erdoğan gerçekten dürüst bir müslüman ise neden YSK’ya kükremiyor bu akıl almaz seçmen listeleri yolsuzlukları için?
  • Neden AKP örgütünü en kararlı biçimde uyarmıyor en küçük bir seçmen listesi hilesi – yolsuzluğu olmasın diye, parmağını sallayarak??

    Ulusal eğitiminiz başta olmak üzere ekonomimiz ve değerler sistemimiz bu iktidar tarafından 16+ yıldır kurgulu ve sistemli olarak çökertildi.

    Bu coğrafyada Mısır – Pakistan benzeri bir yemyeşil – ilkel – gerici – yobaz, uydu.. bir dinci rejim = dinin tüm bu sefilliklere alet ve kalkan edildiği utanç veren bir düzen kurmak ve iktidarlarını Erdoğangiller hanedanına dönüştürerek sürekli kılmak..

  • 2023 hedefi dedikleri tam da bu!

Kurgu budur.. Bu arada emperyalizmle elbette kol kola..
Örn. işgal edilen Ege adaları için gıkını çıkarmamak, çıkaramamak.. gibi..

Sn. Ercan’ın sunumunu erişkesi (linki) aşağıda (56 yansı, 4,8 MB) ..
İnceleyelim, düşünelim, paylaşalım, tartışalım ve çözümlerimizi biz üretelim..

  • Gelecek mutlaka ve mutlaka akla ve bilime dayanan insanların olacaktır..

EGITIM_ve_GELISMISLIK

Sevgi ve saygı ile. 21 Ocak 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

Piyasacı Politikaların Getirdiği SAĞLIKTA ŞİDDET

Piyasacı Politikaların Getirdiği
SAĞLIKTA ŞİDDET

27 Ekim 2018

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Saltık, 27 Ekim 2018 Cumartesi günü, Ulusal Eğitim Derneğinde “Piyasacı Politikaların Getirdiği: Sağlıkta Şiddet” konulu güzel bir konferans verdi. Sağlıkta Dönüşüm Programı uygulanmaya başladığı 2003 yılından bu yana 13 meslektaşlarının uğradıkları saldırılar ya da ağır iş yükünün yarattığı tükenmişlik nedeniyle yaşamlarına son verdiğine vurgu yapan Saltık,

  • Artık yeter! Ülkemizde her gün sağlık alanında ortalama 30 şiddet olayı oluyor.
  • Koruyucu hekimlik esas alınmalı, hastayı müşteri gören anlayıştan vazgeçilmelidir.” dedi.
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, oturuyor ve iç mekan
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, oturan insanlar ve iç mekan
Görüntünün olası içeriği: 9 kişi, TC Selim Belenoğlu, Selma Kavas ve Zeki Sarıhan dahil, oturan insanlar
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, oturan insanlar ve iç mekan
Görüntünün olası içeriği: 8 kişi, oturan insanlar
*****

Ulusal Eğitim Derneğimize (biz de üyeyiz) ve toplantıya ilgi duyup gelenlere, face’te çok çok özetle yayınlayan Sn. Aydın Karataş dostumuza teşekkür ederiz.. Ne yazık ki

SAĞLIKTA ŞİDDET, GERÇEKTE VAHŞİCE PİYASALAŞTIRILAN SAĞLIk HİZMETLERİNİN kaçınılmaz türevi gibi..

İnsanlar sağlık hizmetinin müşterisi değil, doğuştan hak eden özneleridir (İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi md. 25). “Müşteri memnuniyeti” gibi saçma sapan bir araç ya da hedefle insanların ve toplumun sağlığı iyileştirilemez. Sağlık hizmetlerinin niteliği, ülkenin sağlık düzeyi göstergelerinin iyileşmesi ile ölçülür (Health Metrics).
 Kökü dışarıda “Sağlıkta Dönüşüm” (Health Transformations) programına kurban verdiğimiz 13 hekim…
Türkiye ulusal gelirinin 1/10’unu (%10’unu) sağlık sektöründe “tüketiyor”. Bu tutar yılda yaklaşık 80 milyar Dolar ve kişi başına 1000 (bin) Dolar / yıl!
Son derece ciddi bir oran ve tutar. (TÜİK yarısını veriyor.. üstü kayıt dışı olmalı!)
Ne yazık ki olağanüstü verimsiz kullanılıyor..
Yerli ve yabancı sermayeye rant olarak iktidarın kurgulu siyasetiyle aktarılıyor..
 
Bu bağlamda son derece net olarak söyleyelim :

* Genel Sağlık Sigortası halkın sağlığının değil,
sermayenin kârının sigortasıdır.

Çare                      :
Sağlıkta özelleştirmeyi kesmek,
kamusal sorumlulukla öncelikli olarak KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE yönelmektir.
Finansman ise, adil ve etkin bir vergi rejimine dayalı olarak temelde genel bütçeden sağlanmalıdır….  GSS prmi = EK VERGİDİR ve kabul! edilemez

ŞEHİR HASTANELERİ,
gerçek bir talandır!

Yüzlerce milyar Dolar ulusal servetimiz yerli – yabancı sermayeye rant olarak aktarılacak, ülkemize faturası olağanüstü ağır olacaktır..
Asla yerli – milli bir politika olmayıp,
bütünüyle küresel sermayenin dayatması olup, siyasal iktidar tarafından belli angajmanlarla yürütülmektedir ne yazık ki..

 
Sevgi ve saygı ile. 29 Ekim 2018, Ankara
Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Av. Esin ÖZBEY : Müftüye-İmama nikah kıyma yetkisi

Ulusal Eğitim Derneğimizden
haftalık Cumartesi konferansları başlıyor..

İlki aşağıda.. AKP’nin dinci dayatmasının bir halkası daha..

  • Müftüye-İmama nikah kıyma yetkisi..

Hedef giderek dini yaşamda daha etki kılmak, toplumu dincileştirerek uyuşturmak ve en ağır sömürüyü insan onurunu ayaklar altına alarak sürdürmek.. Dindarlık, dine bağlılık değil! Giderek laik yaşam biçimini ve seküler devlet düzenini din kurallarına dayandırmak :
Ya – ni; sormayan – sorgulamayan, körü körüne iman – biat eden müritler ümmeti yaratmak.
Cumhuriyetin başı dik, sorgulayan, özgür, laik, itiraz eden, reddedebilen.. demokratik bireyinden kul – ümmet – mürit ilkelliğine Türkiye’ye batırmak..

Bu sefil plana izin verilemez..
Büyük ATATÜRK; “Fikri hür – vicdanı hür – irfanı hür kuşaklar yetiştireceğiz..” diyordu.
İnsana ve onun onuruna, kişiliğine saygı, çağın koşulları bunu zorunlu kılıyordu.

AKK = RTE ise “Dininizi ve kininizi eksik etmeyin..”
“Dindar ve kindar bir nesil yetiştireceğiz” diyerek kendisini ve partisini ele veriyor..

Karşılaştırılabilir mi bu 2 insan ve felsefe, politika, ideoloji? Geçelim, abestir!

Neciiiip milletimiz AKP = RTE‘ye 20 milyonu aşkın oyu gözü kapalı boca ederken nasıl bir vebal yüklendiğini, ülkemizi parçalayabilecek bir suça ortak olduğunu görecek elbet.. Ama gecikmeden!

Toplantıyı düzenleyen,
emek veren herkese şükran borçluyuz..

Türkiye bu Vahabi ilkelliğine teslim olmayacak.. Karanlıkları aşacak ve Anadolu Rönesansını bu topraklarda er ya da geç yaşama geçireceğiz. Yarasalar da dahil olmak üzere her-kes bu aydınlığın nurundan yararlanarak insanlaşacak..

Sevgi ve saygı ile. 19 Ekim 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

 

 

 

“Eğitimimizin Son 15 Yılı ve Seçeneklerimiz” Eğitimde 15 yıldır yapılanlar Anayasayı ihlâl suçudur

EĞİTİM-İŞ, ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ ve TÜMÖD EĞİTİM KURULTAYI

“Eğitimimizin Son 15 Yılı ve Seçeneklerimiz”
Eğitimde 15 yıldır yapılanlar Anayasayı ihlâl suçudur

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır.)

Ulusal Eğitim Derneği, Eğitim İş Ankara 1 ve 2 no’lu Şubeleri ile Tüm Öğretim Elemanları Derneği (TÜMÖD)’nin girişimiyle 07 Ekim 2017 Cumartesi günü Ankara’da düzenlenen “Eğitimimizin Son 15 Yılı ve Seçeneklerimiz” konulu sempozyumda (AS: kurultayda) AKP iktidarları süresince yaşanan eğitim sorunları gündeme taşındı. Çankaya Belediyesi Çağdaş Sanatlar Merkezinde gerçekleşen üç oturumluk sempozyumun ilkinde Eğitimde Gericileşme konusu işlendi. Ulusal Eğitim Derneği Genel Başkanı Nazım Mutlu’nun yönettiği oturumda Prof. Dr. F. Dilek Gözütok ders programlarına, Prof. Dr. Firdevs Gümüşoğlu da ders kitaplarına yansıyan boyutlarıyla konuyu ele aldı. Bu oturumda Eğitim İş Ankara 2 no’lu Şube Başkanı Banu Günüç okullardaki gerici uygulamaları, CHP milletvekili Dr. Ceyhun İrgil de gerici kadrolaşmayı anlattı. (danışmanı – temsilcisi aracılığıyla).

Sempozyumun “Eğitimde Özelleştirme” başlıklı ikinci oturumunu ise Prof. Dr. Tülin Oygür yönetti. Bu oturumda Dr. Ayhan Ural özel okulları, Hüseyin Canerik hizmetlerin özelleştirilmesini, gazeteci-yazar Rıza Zelyut ise MEB’in çeşitli kuruluşlarla (dinci vakıflar vd.!) işbirliğini ele aldı.

Sempozyumun “Biz Ne İstiyoruz?” başlıklı üçüncü ve son oturumunu Suay Karaman yönetti. Bu oturumun konuşmacılarından Prof. Dr. Semih Koray “Nasıl Bir Eğitim İçeriği?”, Prof. Dr. Recep Akdur “Nasıl Bir Öğrenme Ortamı?” ve Prof. Dr. Hüseyin Başar da “Nasıl Bir Öğretmen?” sorularına yanıt aradı. Elçin Güneş’in sunuculuğunu yaptığı sempozyum, Ayhan Sarıhan’ın yönettiği tartışma ve sonuç bildirgesinin okunmasıyla sona erdi.

Sonuç bildirgesinde aşağıdaki saptama ve önerilere yer verildi:

SAPTAMALAR

  1. Eğitimin temel araçlarından biri olan ders programları yetkin olmayan kadrolarca Türk Milli Eğitiminin amaçlarına ve demokrasi ilkelerine aykırı olarak hazırlanmıştır. Programlar gericileştirilmiş, bilim dışına kaydırılmış, Cumhuriyet, Atatürk ve bilim karşıtı bir içeriğe büründürülmüştür.
  2. Eğitimin bir kamu hizmeti olması gerekirken özel okulculuk desteklenmiş, kamu kaynakları bu alana aktarılmış, eğitime erişimde derin bir fırsat eşitsizliği yaratmıştır.
  3. 4+4+4 modeliyle eğitim kesintili hale getirilmiş, açık okullar aracılığıyla öğrenciler örgün eğitimin dışına çıkarılmıştır.
  4. Ders kitaplarında toplumsal roller ve işlevler cinsiyete göre farklılaştırılmış, kadının işlevi ev işleriyle sınırlandırılmış, kadın toplumsal yaşamın dışında bırakılmıştır. Öğrencilere böyle bir rol benimsetilmek istenmiştir. 70 yıl önce başlayan bu süreç, son 15 yılda önemli ivme kazanmıştır.
  5. Eğitim kurumlarındaki yöneticilerinin belirlenmesinde liyakat terk edilmiş, siyasal tercihler öne çıkmıştır. Eğitim yöneticilerinin yüzde 84’ü iktidarın güdümündeki bir sendikanın üyesidir.
  6. Bir yandan imam hatip okullarının sayısı artırılmış bir yandan da eğitimin her kademesi ve türündeki okullar dinsel içerikli seçmeli derslerle ve uygulamalarla imam hatipleştirilmiştir.
  7. Din eğitimi anaokuluna dek indirilerek somut öğrenme dönemindeki çocuklar soyut kavramlarla dinsel inanç bağlamında şekillendirilmeye çalışılmaktadır.
  8. MEB, müftülükler, tarikat-cemaat vakıfları ve benzer kuruluşlarla protokoller imzalayarak bir yandan eğitimin laik ve bilimsel yapısını ortadan kaldırmış öbür yandan da kamu kaynaklarını bu kuruluşlara aktarma olanağı sağlamıştır.
  9. Karma eğitimden aşamalı olarak vazgeçilmekte; okullarda, yurtlarda erkek ve kız öğrencilerin kullandığı mekânlar (sınıf, kat, yurt binası, merdiven, kantin vb.) cinsiyete göre ayrılarak kız ve erkek öğrenciler birbirine yabancılaştırılmaktadır.
  10. Eğitim kuruluşlarında hemen her tür hizmet, hizmet satın alma yoluyla gerçekleştirilmekte; bu da hizmetin denetlenebilirliğini ortadan kaldırmaya ve hizmetin gereği gibi yapılmamasına yol açmaktadır.
  11. FATİH Projesi, okullarda bir teknoloji çöplüğü yaratmıştır. Projenin ihaleleri Kamu İhale Yasası’nın dışında tutulmuş; harcamalarda saydamlığın, hesap sorulabilirliğin ve hesap verilebilirliğin önü kapanmıştır.
  12. Ders programlarının hazırlanmasında yabancı emperyal kuruluşlar söz sahibi kılınmıştır.
  13. Her yıl değişen ders programları nedeniyle yıl sonunda biriken atık kitap ve yardımcı materyaller büyük bir kamu israfına yol açmaktadır.
  14. Ulusal ve uluslararası ölçmeler, öğrencilerimizin her alandaki başarı düzeyinin sürekli gerilediğini göstermektedir.
  15. Üniversitelerin gereksinimlerini karşılamada bağımsız davranabilme yetenekleri ellerinden alınmıştır.
  16. Eğitim alanında son 15 yıldır yapılagelen işler, Anayasayı ihlâl suçu oluşturmaktadır.

ÖNERİLERİMİZ

  1. Eğitim; uluslaşma, aydınlanma ve demokratik devrime hizmet edecek biçimde kurgulanmalıdır.
  2. Eğitimin içeriğinin kurgulanmasında Atatürk ilke ve devrimleri esas alınmalıdır.
  3. Ders programları ulusal, bilimsel ve laik bir yaklaşımla yeniden yazılmalı, alan bilgisinin gerekleri doğrultusunda yapılandırılmalıdır.
  4. Eğitimin her alanında Köy Enstitülerinin zengin deneyimlerinden yararlanılmalıdır.
  5. Özel okullar kamulaştırılmalı ve kamu kaynakları devlet okullarına aktarılmalıdır.
  6. Eğitim, okul öncesinden üniversite sonuna kadar parasız olmalıdır.
  7. Eğitim-öğretimi kesintili hale getiren 4+4+4 modeline son verilmeli,
    temel eğitim zorunlu ve kesintisiz kılınmalıdır.
  8. Açık okullar aracılığıyla örgün eğitimden alıkonan öğrencilerin tümü örgün eğitimin içine alınmalıdır.
  9. Özerkliği kaldırılmış üniversiteler yeniden özerk yapısına kavuşturulmalıdır.
  10. Nitelikli öğretmen yetiştirilebilmesi için eğitim fakülteleri bütün yönleriyle yeniden programlanmalı, öğretmen formasyonlarına dönük ciddi önlemler alınmalıdır.
  11. Öğretmen yetiştirmede kuramsal bilgilerin ezberletilmesi terk edilmeli, mesleksel uygulamaya ağırlık verilmelidir. Öğretmen, öğrenciye öğrenmeyi öğretecek nitelikte yetiştirilmelidir.
  12. Öğretmen yetiştiren kurumlar, öğretmen adaylarını halka hizmet ve önderlik edecek nitelikte yetiştirmelidir.
  13. Özgür düşünceli, bilime inanan, kişilikli kuşakların yetiştirilebilmesi için öğretmenler de bu nitelikleri taşıyacak biçimde yetiştirilmelidir.
  14. Ders kitaplarının hazırlanmasında alanlarının uzmanı olan öğretmenlerle çalışılmalı;
    içerikler laik, modern, çağdaş yaşamın gereklerine dayandırılmalıdır.
  15. Bilgi yanlışlıkları ve anlatım bozukluklarıyla dolu ders kitapları yeniden gözden geçirilmelidir.
  16. Nitelikli bir eğitim için fiziksel koşullar, insan gücü ve düşünsel yapı bakımından uygun,
    sağlıklı eğitim ortamları yaratılmalıdır.
  17. Ülkemizin gereksinimlerini karşılayacak büyüklükte ve bilimsel ilkelere uygun eğitim programları, öğretim teknolojisi, ölçme-değerlendirme merkezi kurulmalı;
    ölçme-değerlendirme merkezi özerk olmalıdır.
  18. Büyük bir kamu israfına yol açan atık kitap ve eğitim materyalleri yıl sonunda toplanıp
    yeniden kullanımı sağlanmalıdır.
  19. Kolej ve temel lise tipi okullar yeniden düzenlenmeli, imam hatiplere dönüştürülen okullar ise önceki konumuna kavuşturulmalıdır.
  20. Yarışmacı, rekabetçi ve sınav odaklı bir sisteme karşı olmakla birlikte;
    yalınlaştırılmış, uzmanlara danışılarak nesnel bir ölçme sistemi yapılandırılmalıdır.
  21. Bilimle, halkla, üretimle bütünleşmiş, Atatürk’ün yolunda bir eğitim sistemi inşa edilmelidir.
  22. Bu sempozyumdan düzenleyici kuruluşların başını çektiği bir eylem planı çıkarılmalıdır.
    ======================================
    Dostlar,

    Düzenleyici her 3 kuruluşun da üyesiyiz. Kurultaya sabahtan – akşama katıldık, özenle dinledik ve notlar aldık. Kapanış oturumunda, tanınan 5 dakika içinde sonuç bildirgesine ve toplantının bütününe dönük önerilerimizi kurula sunduk. Emek veren herkese teşekkür ederiz. Ne yazık ki yandaş ve yanaşma kokuşmuş basın ilgi göstermedi. Aydınlık ve Ulusal Kanal sınırlı yer verdi. Oysa gün boyu alanın uzmanları son derece önemli saptamalarda bulundular ve çooook işe yarayacak öneriler sundular.

    CHP’nin “EĞİTİM’in ÜÇ ŞARTI” kurultay raporunu değerlendirirken de bu metnin özetinin altında değerlendirmeler yapmıştık. Bu içeriği 07 Ekim 2017 Kurultayı sonunda da özetle sunduk :
    *********
    http://ahmetsaltik.net/2017/10/10/chpnin-egitim-calistayi-raporu-tamamlandi-egitim-cemaatlere-teslim-edildi/

    • AKP’nin ülkemize en çok zarar veren – yıkım getirecek olan dayatması hatta saldırısı,
      Ulusal EĞİTİM SİSTEMİNE yapılan ihanettir. Evet, bu girişim tam bir İHANETTİR!

    BİLEREK VE İSTEYEREK, TASARLANARAK YAPILMAKTADIR ve

    • Tam anlamıyla CUMHURİYETE ŞAH MAT HAMLESİDİR!

    Bu bağlamda yazdığımız makaleyi daha önce sitemizde yayınlamıştık, okumak için lütfen üstünde tıklayınız..

    MÜFREDAT DEĞİŞİKLİĞİ CİHAT İLANI İLE “ŞAH MAT” HAMLESİ Mİ??!

    07 Ekim 2017 günü Ankara’da, 3’üne de üye olduğumuz Ulusal Eğitim Derneği, EĞİTİM-İŞ TÜMÖD‘ün bir Eğitim Kurultayı yapıldı. Bu toplantıda da benzer düşüncelerimizi dile getirdik. AKP’yi bu akıl ve bilim dışı vahşi – acımasız – dinci – kinci – yıkıcı saldırıyı durdurmaya çağırdık. Topluma, ülkemize yönelttiği malign enerjiye son vermesi çağrısı yaptık.

    Bu saldırının mutlaka def edilmesi gerek..

    Aileler (veliler) + Öğretmenler + öğrenciler birlikte direnmeli..
    Bu tutum ulusal ve uluslararası hukukta meşru bir direnme hakkıdır.

    AKP’nin bu insanlık dışı dayatması yalnızca akla ve bilime aykırı değil!
    Anayasa’nın Başlangıç bölümü, 2, 5, 10, 24, 42, 90 ve 174. maddelerine açıkça aykırı!
    Bu durumda Danıştay’ın ilgili Yönetmeliği oyala(n)madan mutlaka iptal etmesi beklenir.
    AKP yasal düzenleme ile ısrar ederse bu kez Anamuhalefet CHP Anayasa Mahkemesine iptal başvurusu yapmalıdır (AY md. 150).

    Ayrıca başta AİHS, İHEB, BM Çocuk Hakları Sözleşmesi olmak üzere Anayasa md. 90/son uyarınca iç hukukumuza malolmuş uluslararası anlaşma ve sözleşmeleri de AKP = RTE zerrece takmamaktadır! Zorunlu din derslerinin kaldırılmasına ilişkin AİHM’nin Büyük Dairede kesinleşmiş 3 kararını AKP = RTE inatla ve pervasızca uygulamamaktadır.

    Bu tutum Türkiye’yi, hukuk tanımayan  “haydut devlet” statüsüne düşürebilir.
    Ardından da uluslararası toplum ve sistem ülkemize kapsamlı yaptırımlar uygulayabilir.

    Hedef açıkça ilan edilmiştir :

    • DİNCİ – KİNCİ molla, meczup ve de mensup müritler yetiştirmek!

    Bu yolla kitleleri devşirip oy deposu yapmak ve bir din devleti – sultanlık kurup ölene dek iktidarda kalmak, hesap vermemek, sonrasında da cülus! (İktidarın babadan oğula geçmesi..)

    Tasarım korkunç, dehşet verici, mide bulandırıcıdır, isyan ettiricidir.
    Bu dayatma ayrıca açık suçtur, üstelik insanlığa karşı suçtur, zaman aşımı yoktur.
    Uluslararası toplum ve kurumların BM sistemi bağlamında ülkemizin içişlerine karışmadan AKP = RTE‘yi uyarması gerekmektedir.

    • Ortadoğu’da, Avrupa’nın bitişiğinde, Türkiye’de yepyeni bir dinci – karanlık – şeriat devleti ciddi bir stratejik küresel tehdittir!

    Gerçekte AKP iktidarının meşruluğu da kalmamıştır!

    16 Nisan 2017 halkoylamasına YSK eliyle hile karıştırıldığı ve sonucun tersine döndürüldüğü iç ve dış kamuoyunda ezici bir kabul görmektedir. AKP iktidarı böylesi bir zeminde, yitirdiği iktidar kaynağını meşruluğunu son derece şaşkın durumda ve patolojik yollarla sürdürebilme hezeyanı içinde!

    Durum çooook kritik..

    Sevgi, saygı ve derin kaygı – endişe ile. 10 Ekim 2017, Ankara
    *****

     

     

    Sevgi, saygı ve derin kaygı – endişe ile.
    11 Ekim 2017, Ankara


    Dr. Ahmet SALTIK
    Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    www.ahmetsaltik.net   profsaltik@gmail.com