Orada Bir Hastane Var Uzakta…

Orada Bir Hastane Var Uzakta…

sehir_hastaneleri

Dr. Güzide ELİTEZ

Şehir Hastaneleri  [Özel Sayı]

Tarih: 26/07/2019 –  Sayı: 43

(AS : Bizim katkımız yazının altındadır..)

  • Bursa Şehir Hastanesinin Haziran ayı içinde açılacağı şeklinde söylentiler hekim camiasında dolaşmaya, medyada gündem olmaya başladı. Ama şu güne dek Sağlık Bakanlığının Bursa’daki yöneticilerinden bir açıklama yapılmadı. O zaman aklımıza kimi sorular takılıyor. Kente yeni bir hastane kazandırılırken ve Bursa kentinin hastanelerindeki birçok soruna çözüm olacak, daha konforlu, daha modern belki daha ileri teknolojilere sahip yeni bir hastanenin açılacağını günlerce önceden duyurmamak beklenen teamüllere uyan bir davranış biçimi değil, değil mi?
Ancak sağlık yöneticilerinin herhangi bir açıklamadan uzak durmasının önünde bir gerçek yatıyor. Bursa Şehir Hastanesi açıldığında kentin merkezinde, köklü, hatta tarihsel, halen hizmet veren en az 4 hastanenin kapatılacağı gerçeği kamuoyundan gizleniyor. Bu açıklamanın yapılmasının önündeki en büyük engel, bu kent insanın, uzakta, “kentin 19 km ötesinde bir hastaneden sağlık hizmeti alacağı” gerçeğidir. Yalnızca Bursa Milletvekili Dr. Mustafa Esgin bu konuda kimi açıklamalarda bulundu. Önce iki hastanenin, “Dr. Türkan Akyol Göğüs Hastalıkları Hastanesi ve Ayten Bozkaya Spastik Çocuklar Hastanesinin” kapatılacağı açıklamasını yaptı, sonraki açıklamaya Muradiye Devlet Hastanesi ve Çekirge Devlet hastanesi de eklendi. Çekirge ve Muradiye hastaneleri için kapatılmayacağı ancak “butik hastane” ye dönüştürüleceklerini söyledi.
Bursa’da yaşayan insanların sağlık hizmetini nereden nasıl alacağına ilişkin bir bilgiye gereksinimi vardır ve bu ilin sağlık yöneticileri bu açıklamayı, tüm gerçekleri ile bu kentte yaşayanlara yapmaya zorunludur. Nilüfer İlçesi Doğanköy bölgesindeki, 1355 yatak kapasiteli olduğu söylenen bu hastanenin açılması; Bursa’ya ne kazandıracak, ne kaybettirecek sorusunun yanıtını, Bursalılar sanırım yaşayarak öğrenecek. Bugün Bursa’nın en temel sağlık sorunlarının başında hasta yatağı, yoğun bakım yatağı, hekim sayısının yetersizliği, 112 hizmetlerindeki eksiklikler gelmektedir. Sağlık Bakanlığı verilerine göre, Bursa ili tüm bu verilerde, Türkiye ortalamasının yıllardır altındadır. Bursa’nın bugün Türkiye ortalamasını yakalayabilmesi için yaklaşık bin dolayında daha hasta yatağına, 300’e yakın da yoğun bakım yatağına gereksinimi bulunmaktadır. Kaldı ki Bursa, tüm Güney Marmara’nın sağlık merkezi konumunda olup, tüm bu sağlık istemlerini de yanıtlamak durumundadır. Bu da, yatak sayısının Türkiye ortalamasının da üstünde olması gerekliliğini ortaya koymaktadır. Sonuç olarak Bursa’nın yeterli yatak sayısına ulaşması için varolan hastaneleri kapatmadan Bursa Şehir Hastanesinin açılması gerekmektedir.
Şehir hastanesinin açılmasındaki tek sorun yatak sayılarıyla sınırlı değildir. Bu hastanenin şehir merkezine uzaklığı, Bursa merkezinde hastane kalmaması ile çok büyük sorun oluşturacak, Bursalılar için sağlığa ulaşım sıkıntıya girecektir. Hastane şehir merkezine 19 km uzaklıktadır ve ulaşımı, ulaşım bağlantıları sıkıntılıdır. Bursa’nın trafik sorunu şehrin en önemli sorunlarından biriyken bu bölgeye hastaların ve hastanede görev yapacak sağlık çalışanlarının nasıl ulaşacağı meçhuldür. 24 saat sağlık hizmeti veren bir hastanenin ulaşım sorununun olması kabul edilemez. Acil hastaların, gebelerin, engelli hastalarımızın ulaşım sırasında yaşayacakları sağlık sorunları biz hekimleri kaygılandırmaktadır.
Tüm şehir hastaneleri; başka illerde yaşanan sorunlara bakılarak değerlendirildiğinde, çok fazla sorunu barındırdığı görülmektedir. Şehir hastanelerinin tasarımı, yataklı tedavi hizmetleri sürecine uygun değildir. Kimi bölümlerin başlangıçta mimari planda unutulduğu, sonradan bu bölümlere ilişkin uygun olmayan çözümlerin üretildiği görülmüştür. Bu nedenle çok sayıda işleyiş sorunu yaşanmaktadır. Şehir hastaneleri tasarlanırken otelcilik hizmetlerinin öne çıkarıldığı; acil, ameliyathane, yoğun bakımlar ve kliniklerde sağlık hizmeti sunulmasına ilişkin temel ilkelerin göz ardı edildiği anlaşılmaktadır. Şehir hastanelerindeki tasarım yanlışları nedeniyle, asansörlerden veya yangın merdivenlerinden yoğun bakımların veya ameliyathanelerin içine bile yanlışlıkla ilgisi olmayan kişiler ya da ameliyathanede çalışmayan sağlık çalışanları girebilmekte, sterilizasyon ve hasta/çalışan güvenliği ile ilgili sorunlar ortaya çıkabilmektedir.
Kamu-özel ortaklığı yönteminin sağlık alanında uygulandığı ülkelerde bu uygulamaların piyasa için yeni fırsatlar sağlayan bir yaklaşım olduğu, amacının kamu yararı olmadığı bilinmektedir. Ülkemizde “Şehir Hastanesi” olarak adlandırılan kamu-özel ortaklığı yöntemiyle kurulan ve işletilen hastanelerin sağlık hizmetleri sistemini eriten, özel ve kâr amaçlı hizmetler sunduğu ve bu hastanelerde sunulan sağlık hizmetinin odak noktasını insanın sağlığı değil, elde edilecek kârın oluşturduğu da bilinmektedir.
Sağlıkta Dönüşüm Programı’nın yürürlüğe konulmasıyla giderek artan iş yükü ve sağlık alanında yaşanan şiddet yüzünden zor günler yaşayan hekimler ve sağlık çalışanları, hastanelerinin şehir hastanelerine taşınması ile birlikte daha da zor günler yaşayacaklarını düşünmeye başlamıştır. Bu zorluğa daha çok katlanmak istemeyen ve emekliliğe yeni hak kazanmış olan meslektaşlarımızın şehir hastanesine geçiş süreci ile birlikte emeklilik kararı almaya başladıkları, bazılarının başvuruda bulundukları hekim arkadaşlarımız tarafından paylaşılmaktadır. Bursa, çok deneyimli bir hekim kadrosunun kamudan uzaklaşmasının zararlarını maalesef yaşayacaktır.
Sonuç olarak; Bursa, ülkemizin 4. büyük kenti olasına karşın hem hekim, sağlık çalışanı sayıları hem de hasta yatağı sayısı ülke ortalamasının altındadır. Bursa Şehir Hastanesi, Bursa’nın uzun yıllardır değişmeyen yatak sayısı sorununu çözmek için kullanılmalı ve hiçbir devlet hastanemiz kapatılmadan hizmete girmelidir. Hastanenin finansman ve yönetim sorunları nedeniyle Sağlık Bakanlığına devredilmesi, Bakanlık tarafından yönetilmesinin de bir an önce sağlanması gerekmektedir.
=========================================
Dostlar,

Konuya ilişkin TTB (Türk Tabipleri Birliği) Merkez Konseyi Başkanı, sevgili meslektaşımız, dostumuz Prof. Dr. Sinan Adıyaman‘ın iktidara yönelik kısa uyarısını (2 dk.) izlemenizi öneririz:

https://hekimcebakis.org/video/saglik-bakanligini-sehir-hastaneleri-ile-ilgili-uyariyoruz/ 

Yine, TTB (Türk Tabipleri Birliği) Merkez Konseyi 2014-16 dönemi Başkanı sevgili meslektaşımız, dostumuz Uzm. Dr. Bayazıt İlhan‘ın çok kısa (2 dk.) uayarısı da izlenmeli..
https://hekimcebakis.org/video/uyariyoruz-zararin-neresinden-donulse-kardir/
26 Temmuz 2019 günü web sitemize ŞEHİR HASTANELERİ ile ilgili birkaç yazı ve kısa sözlü değerlendirmeler koyduk. Bu içerikleri bütünüyle paylaşıyoruz.
Daha fazlasını ya da ağırını yazdık, söyledik… ŞEHİR HASTANELERİ bir TALANDIR!
AKP bu uluslararası proje üzerinden Türkiye’nin güncel ve geleceğe dönük birkaç on yıl TALANINA neden ya d ALET olmaktadır.
En iyimser yaklaşımla bir kez deha KANDIRILMAKTADIR! (??!!)
Bizler, bu alanın uzmanları hekimler olarak bu politikanın olağanüstü yanlış olduğunu elimizden gelen her olanakla duyurmaya çabalıyoruz..  Yandaş basın görmezden geliyor..
AKP = RTE ve destekçileri – yandaşları çok ağır bir tarihsel sorumlulukla karşı karşıyadırlar.
* Bu ağır hatadan dönülmeli, ŞEHİR HASTANELERİ projesi hemen durdurulmalı, açılanlar kamulaştırılarak Sağlık Bakanlığınca yönetilmelidir.

Sevgi ve saygı ile. 26 Temmuz 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

ŞEHİR HASTANELERİ : KİMLER NASIL KAZANIYOR ?

TÜRK SİYASET ve GÜVENLİK AKADEMİSİ
SAĞLIK DOSYASI :

ŞEHİR HASTANELERİ : KİMLER NASIL KAZANIYOR ?

http://haber.sol.org.tr/emek-sermaye/sehir-hastaneleri-kimler-nasil-kazaniyor-240260 10.4.19

ŞEHİR HASTANELERİ : KİMLER NASIL KAZANIYOR ?

Şehir Hastaneleriyle 2002-17 döneminde yapılan özelleştirmelerle sermaye aktarılan kaynağın en kötümser tahminle 1/4’ü kadar yeni bir aktarım yapılacağı tahmin ediliyor. AKP yandaşı sermaye gruplarının yanında, geleneksel sermaye grupları uluslararası sermaye ve finans tekellerinin de ihya olduğu görülüyor. Bir ucunda Dünya Bankası tasarımının durduğu model General Electric Siemens gibi ‘sağlık teknolojisi’ tekellerinin kısa sürede büyük kazançlar elde etmesini sağlarken Rönesans, Akfen, IC İçtaş, Türkerler, GAMA’nın yanı sıra Fransız ve İtalyan taahhüt şirketleri de kazanıyor.

Kamu planlarına göre 43 bin yataklı 30 şehir hastanesi yapılacak. Yatırım tutarı için 11 milyar, devletin 25 yıllık işletme dönemi boyunca ödeyeceği kira bedeli olarak da 31 milyar $ öngörülüyor. Sözleşmeler kamuya açık değil. Ancak model dikkate alındığında şehir hastanelerinin hem yapım hem de işletme sürecinde üç önemli kazanan grup olduğu görülüyor. İlki yüklenici firma olarak adlandırılan hastanelerin yapımını ve işletilmesini üstlenen gruplar. İkinci grupta bir bölümü aynı zamanda bu yüklenici gruplarla ortaklık yapan “sağlık teknolojileri çözüm ortakları” yer alıyor. Üçüncü grup ise esas olarak bir tür “finansman modeli” söz konusu olduğu için bankalar. Tabii bu üçlüye irili ufaklı danışmanlar, taşeron inşaat firmaları, sağlık hizmeti sağlayıcıları gibi ekler de yapılabilir.

Yatırım tutarının yıllık kira ödemelerinde içerildiğini varsayarak 31 milyar $ dikkate alındığında bu hacmin bir alt sınırı ifade ettiğini 30 şehir hastanesiyle hem sağlık alanı hem de öbür tamamlayıcı hizmetler ticari faaliyetler göz önünde bulundurulduğunda özel sektör için çok daha büyük bir pasta yaratıldığını söylemek mümkün. Şehir merkezinden taşınacak hastanelerin bırakacağı boşluğu değerlendirecek özel sektör sağlık kuruluşlarının açacağı daha küçük çaplı hastaneler poliklinik hizmetleri vb. de bu hacme eklenmeli. Tüm bunlar dikkate alındığında 25 yıllık dönemde sermayeye 35-50 milyar dolar aralığında bir toplam gelir yaratıldığını söylemek mümkün. Ki bu tutar çok kaba bir hesaplamayla 2000’lerin çok büyük çaplı özelleştirmelerinin neredeyse dörtte birine denk gelen bir büyüklük.

PASTA BÜYÜK: ‘YANDAŞLAR’ KAZANIYOR AMA ULUSLARARASI SERMAYE DE İHYA OLUYOR

Peki bu büyük pastadan kimler pay alıyor?

İhalesi yapılmış inşaatı tamamlanmış ya da tamamlanmak üzere olan 21 hastanenin yüklenici firmalarına bakıldığında birkaç grubun öne çıktığı görülüyor. Çeçen ailesinin IC İçtaş’ının “kardeş” kuruluşu CCN Holding Putin-Erdoğan arasında “denge bulucu” kimliğiyle de bilinen Erman Ilıcak’ın Rönesans Holding’i AKP iktidarının ilk dönem özelleştirmelerinin “jokerleri”nden Akfen Holding tam anlamıyla bir AKP dönemi “yükseleni” YDA İnşaat ve içinde AKP dönemi “yükseleni” Türkerler geleneksel taahhüt sermayesinin tipik temsilcisi GAMA ve uluslararası teknoloji tekeli General Electric’i barındırdığı için bir tür “üçü bir arada” olan Türkerler-GAMA-GE ortaklığı.

Otel gibi” hastane boyutu öne çıkmakla birlikte Türkiye’de yapılan bugüne kadarki “ticari bina” standartlarının ötesinde teknik standartlara ihtiyaç duyulduğu bu nedenle teknik şartnamede yeterlilikleri yerine getirmek amacıyla grupların yabancı ortaklar da edindikleri görülüyor. Sonunda bugüne dek yapılan hastanelerdekinden daha fazla sayıda hastaya hizmet verecek ameliyathaneler, laboratuvarlar, görüntüleme birimleriyle kompleks bir sanayi tesisine yaklaşan Meridiam Astaldi INSO Sistemi gibi ortaklar Fransız ve İtalyan ortaklar hijyen standartlarıyla teknik yeterlilik ölçütlerini karşılamak özel önem arz ediyor. GAMA Rönesans gibi grupların yurt dışı proje deneyimlerinin bu ölçütleri karşılamaya yeterli olduğu kestirilmekle birlikte “hastane spesifik” tecrübe açısından özellikle de uygulama deneyimlerinden yararlanmak danışmanlık desteği için bu tür ortaklar da dahil edilmiş durumda. Örneğin Astaldi İtalya’nın Toscana bölgesinde yer alan ve kamu-özel işbirliği modeliyle yapılmış orta ölçekli dört hastanede yüklenici firma olarak yer almış. (Astaldi aynı zamanda IC İçtaş’la birlikte 3. Boğaz Köprüsü’nün de yüklenici firması. )

Projelerle ilgili en net noktalardan biri tüm taraflar için proje yapımı ve proje finansmanından “kazanıldığı”. 2000’li yılların HES ağırlıklı enerji projeleriyle şehir hastaneleri arasında hem model hem de yükleniciler açısından büyük benzerlikler var. Enerji projelerinde kamu alım garantileriyle “şişirilen” yatırım tutarlarıyla büyük kazançlar sağlandı. HES yatırımlarında kabaca % 40’lık bölüm makine-ekipmandan oluşuyordu ve Türkiye’nin toplam 70 milyar dolarlık enerji yatırımının 25-30 milyar dolarlık bölümünün General Electric, Siemens, Alstom gibi enerji ekipmanları üreticilerine doğrudan transfer anlamına geldiği söylenebilir. Şehir Hastaneleri yatırımlarına bakarken de son derece pahalı MR cihazlarının yedekleri gibi zorunluluklar da dikkate alındığında 11 milyar dolarlık yatırımda teçhizat payının yüzde 30’lara ulaşacağı ve yine esas olarak General Electric ve Siemens’in medikal cihaz bölümlerinin ana “ortak” olarak öne çıktığı görülüyor. Nitekim GE Sağlık’ın doğrudan ortak olduğu hastaneler ve “çözüm ortağı” olarak işbirliği yaptığı hastanelere ilişkin açıkladığı sözleşme rakamları da bu oranı doğruluyor. GE Sağlık’ın iki hastaneyle imzaladığını açıkladığı anlaşmaların tutarı toplam proje bedelinin % 15’ine yaklaşıyor. Bu anlaşmaların tüm ekipmanı (AS: donanımı) kapsamadığı hem görüntüleme laboratuvar aygıtları sarf malzemeleri hem de ameliyathaneler başta olmak üzere donanım için gerekli malzeme eklendiğinde bu oranın çok daha yüksek olacağı açık. Bir de tabii 25 yıl boyunca tüm donanımların bakım onarımları ve yenileme ihtiyacı da dikkate alınmalı.

İŞİN MİMARLARI: ULUSLARARASI FİNANS KURULUŞLARI

Kamu-özel işbirliği modelinin mimarı Dünya Bankası. Özellikle 2008 krizi sonrası global (AS: küresel) ölçekte altyapı yatırımlarına uzun vadeli yatırımlara özel sektörün daha çok dahil edilmesine yönelik çalışmalar yapan Dünya Bankası Türkiye’deSağlıkta Dönüşüm Programı” ve 2000’lerin enerji yatırımlarının da mimarıydı. Hem Şehir Hastaneleri hem de son dönemin “mega projeleri”nde hem finansman modeli hem de bu projelere doğrudan finansman katkısında en iştahlısı IBRD olmak üzere Dünya Bankası’nın özel sektör finansmanı yapan kolu IFC Avrupa Yatırım Bankası gibi kuruluşlar rol üstlendi. Arada siyasal ve ekonomik belirsizlikler nedeniyle yaşanan teklemelerde kamu bankaları geçmişe göre daha çok devreye girse de özellikle Şehir Hastaneleri özelinde sayılan uluslararası finansal kurumlar ve özel sektör bankalarının istekli olduğu görülüyor. Giderlerinin %70’e yakını yerli girdilerden oluşan bir yatırımda “Avroya endeksli” gelir garantisinin bankaların iştahını kabartmaması mümkün değil. Son birkaç aydaki gelişmelerle su yüzüne çıkan tüm risklere karşın.

YÜKLENİCİLER’: İNŞAAT ENERJİ TURİZMDEN SONRA SIRA SAĞLIKTA

Rönesans Holding: Önce Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin, sonra Türkiye Cumhurbaşkanı Tayyip Erdoğan ile yakın ilişkileriyle bilinen Erman Ilıcak’ın ana hissedarı olduğu Rönesans Holding SSCB’nin çözülüş sürecinin ardından Rusya’ya erken giren gruplardan. Konut, alışveriş merkezi, otel gibi işlerle Rusya’da belli bir ölçeğe ulaştıktan sonra Türkiye’de enerji otel alışveriş merkezi yatırımlarına yönelen Rönesans ENR adlı kuruluşun yaptığı En Büyük Uluslararası Taahhüt firmaları sıralamasında ilk sıralarda yer alan Türk taahhüt firmalarından. Fransız Meridiam ortaklığıyla dört Şehir Hastanesi’nin yapımını üstlenen Rönesans, 4 milyar $ dolayında yatırım yaparken, 25 yıl boyunca yalnızca kira geliri olarak 10 milyar $’ın üzerinde kazanacak. Ek hizmetler ticari alan gelirleri ve öbür“dışsallıklar”ın yaratacağı gelirleri tam olarak hesaplamak güç. Ancak 4 milyar $’lık yatırımla yıllık 500-750 milyon $ aralığında bir gelir sağlanacağı yatırımın % 75-80’inin Hazine garantili finansmanla karşılanıyor. Grubun Rusya dahil tüm cirosunun 3 milyar $ dolayında olduğu belirtiliyor. Şehir Hastanelerinden çok büyük bir katkı sağlandığı açık.

CCN Holding: IC İçtaş’ın kurucusu ve ana hissedarı İbrahim Çeçen’in oğlu Murat Çeçen’in sahibi olduğu CCN Holding IC İçtaş’ın “kardeş” kuruluşu. AKP döneminin hızlı büyüyenleri arasında yer alan IC İçtaş, Limak, Kolin Cengiz gibi gruplarla benzerlik gösteren AKP öncesinde kamu ihalelerinde yerel ağırlığı bulunan bir grup. Ancak 2000’li yıllardaki özelleştirmeler ve ulaştırma projelerinde elde edilen imtiyazlarla büyük bir sıçrama yaşayan grup Astaldi ile birlikte 3. Köprü yapımını üstlendi. CCN Holding’in üstlendiği ilk açılan Şehir Hastanesi olan Mersin ve Ankara Bilkent’in yatırım tutarı 1 5 milyar $ dolayında 25 yıllık kira ödemesi de 4 milyar $ dolayında estiriliyor. AKP iktidarı döneminde Antalya Havaalanı başta olmak üzere havalimanı işletmeciliği, liman marina işletmeciliği, enerji ve turizm yatırımlarıyla büyüyen grubun cirosu 1 5-2 milyar $ aralığında ve Şehir Hastanelerinden gelen katkının yine çok yüksek olacağı görülüyor.

Akfen Holding: Akfen Holding’in patronu Hamdi Akın AKP iktidarının ilk döneminde “erken inananlar”dan biri olarak en çok yarar sağlayanlardan biri oldu. İstanbul Atatürk Havalimanı’nı işleten TAV’ın, Doğramacıların Tepe Holding’i ile birlikte ortağı olan Akfen Holding, TAV’ın yurt dışı açılımlarının yanı sıra tek başına enerji turizm ve liman işletmeciliğinde AKP dönemi yaratılan fırsatlardan yararlandı. Uluslararası sermayeyle ilişkileri güçlü olan Akın’ın en büyük atılımı Türkiye’nin en büyük limanlarından biri olan Mersin Limanı’nı özelleştirmeden Singapur’lu PSA ile alması oldu. Birkaç yıl içinde yük hacmini iki katına çıkaran ve çok yüksek karlılıkla çalışan liman satın alma bedelini birkaç yılda ödedi. Akfen ayrıca global otel zinciri Accor ile şehir oteli yatırımları yaptı ve tabii olmazsa olmaz enerji yatırımları. Akfen Holding’in yüklenici firma rolünü üstlendiği Isparta, Tekirdağ, Eskişehir Şehir Hastanelerinin toplam yatırım tutarı 1 2 milyar $ dolayında ve 25 yıl için kira ödemesinin 2 milyar $’ın üzerinde olacağı kestiriliyor.

Türkerler – GAMA – GE Sağlık: Kocaeli ve İzmir Bayraklı Şehir Hastaneleri üstlenen ortaklıkta GE Sağlık’ın payı % 5. Ancak projeden kazancının ortaklık payının çok üzerinde olacağı kertiriliyor. Türkerler yerel sayılabilecek bir inşaat firmasıyken önce TMSF tarafından satılan Uzanlara ait eski kamu işletmesi çimento fabrikalarının satışında öne çıktı. Ardından ulaştırma projeleri enerji projeleri yatırım projeleri pek çok alana girdi. GAMA, Enka, Tekfen gibi şirketlerle birlikte Türkiye dışında en çok iş üstlenen mühendislik açısından güçlü özellikle enerji ve sanayi tesislerinde uzmanlaşmış bir grup. Doğrudan AKP bağlantılı bir grup olmamakla birlikte teknik avantajıyla da önemli ölçüde enerji yatırım yapan gruplardan. GE Sağlık uluslararası tekelin sağlık teknolojileri alanında uzmanlaşmış kolu. Hem doğrudan olduğu Şehir Hastaneleri hem de öbür Şehir Hastanelerinde makine-ekipman tedariğinden en büyük payı alması bekleniyor. Türkerler-GAMA- GE Sağlık ortaklığının üstlendiği iki hastanenin yatırım tutarı 1 milyar $’ı 25 yıl için kira ödemesinin de 2 milyar $’ı aşacağı kestiriliyor.

YDA İnşaat: Dört Şehir Hastanesinin İtalyan ortağıyla birlikte yüklenicisi olan firma AKP döneminde inşaat enerji ve turizmle yükselen gruplardan. 1 3 milyar $ yatırım karşılığında 25 yıllık kira ödemesi 3 75 milyar $ dolayında öngörülüyor.

SAĞLIK BAKANLIĞI BÜTÇESİNDEN AYRILAN PAY

Sağlık Bakanlığı Şehir Hastanelerine 2018 bütçesinden 2 544 317 000 TL ayırmış durumda. Bütçe kestirimlerine göre bu maliyet önümüzdeki iki yılda sekize katlanacak. Sağlık Bakanlığı bütçesinden kira bedeli’’ olarak 1 274 684 000 TL ödenek ayırırken otopark, market, kantin, laboratuvar, temizlik gibi giderleri içeren “hizmet bedeline” de 1 269 633 000 TL ödenek ayırdı. Şehir Hastanelerinin tümü bittiğinde toplam kira bedelinin yıllık 5 milyar TL olacağı öngörülüyor. Sağlık Bakanlığı’nın bütçesinde; şehir hastanelerinin kira ve hizmet bedeli olarak 2019 yılı için toplam 6 118 481 000 TL, 2020 yılı için de 10 452 256 000 TL kestirilen bütçe belirlendi.

Sözleşmeler « ticari sır » olarak saklandığı için Şehir Hastanelerinin yükümlülükleri nasıl işleyeceği de sır. Ama daha önemlisi bu hastanelerde nasıl bir istihdam modelinin ve emek rejiminin uygulanacağı açıklanmıyor ve örneğin kapatılan hastanelerden gelen sağlık çalışanlarının ve özellikle taşeron işçilerin akıbetinin ne olacağı da belirsizliğini koruyor.

TBMM’YE VERİLEN ÖNERGELERDEKİ SORULAR

Şehir Hastaneleri için muhalefet partileri ve Türk Tabipleri Birliği tarafından verilen önergelerde şu sorular soruldu:

  • Kamu Özel Ortaklığı ile ihale edilip yapımına başlanan ve yapımı biten kaç Şehir Hastanesi vardır?
  • Bu hastaneler hangi ilde kaç yatak kapasitesine sahiptir?
  • Yapımı süren ya da yapılan hangi ildeki Şehir Hastaneleri, hangi şirketlere, hangi bedel karşılığında ihale edilmiştir?
  • İhale aşamasında olan ve ihaleye çıkarılması planlanan hangi ilde kaç Şehir Hastanesi vardır?
  • Kamu Özel Ortaklığı ile yapımı biten sağlık kuruluşlarına Sağlık Bakanlığınca her biri için kaç TL kira bedeli ödenmektedir?
  • Kamu Özel Ortaklığı ile yapımı biten ya da süren hangi ildeki hangi sağlık kuruluşuna yüzde kaç doluluk garantisi verilmiştir?
  • Açılan Şehir Hastanelerinin aylar itibarı ile doluluk oranları nedir?
  • Yapılan anlaşma gereği doluluk oranının karşılanmadığı Şehir Hastanelerine bütçeden aktarılacak tutar kaç TL’dir?
  • Şehir Hastanesi yapılması gerekçesiyle hangi illerde hangi devlet hastaneleri kapatılmıştır? Kapatılan bu hastanelerin yatak kapasiteleri ve doluluk oranları nedir?
  • Şehir Hastanelerinin olduğu illerde kapatılacak olan hastanelerin çalışan personellerinin akıbeti ne olacaktır?
  • Yapımı devam eden ya da tamamlanan şehir hastanelerine personel alımı nasıl yapılacaktır?
  • Bugüne dek yapılan ihale bedellerinde yer alan kira miktarlarına bakıldığında kamu bütçesinden ödenecek 3 yıllık kiralarla bu hastanelerin bazılarının maliyetinin karşılanabileceği, 25 yılda ödenecek kira toplamı ile de aynı çapta 5-6 hastanenin yapılabileceği saptanmıştır. Neden bu yol tercih edilmemiştir?
  • Birden çok ihale alan şirketlerin toplam yatırım tutarına ilişkin gerekli öz sermayeleri var mıdır? Hangi ihale için ne kadar kredi kullanacaklar? Kredileri hangi kuruluşlardan alacaklar?
  • Şehir hastanesi ihalelerinde ihale aşamalarında sürekli şirket değişikliği yapılmasının nedeni nedir?
  • İhalelerde şirketler değiştirilirken ön yeterlik tarihi bakımından mesleksel teknik yeterlik koşulları ile öz sermayelerinin miktarı ve SGK primi ile vergi borcu olup olmadığı denetimi yapılmış mıdır?
  • Birden çok şehir hastanesi ihalesi alan şirketler aynı alt işverenler ile mi ihaleye katılmıştır? Böyle ise farklı bölgelerdeki hastanelerin hizmetlerinin aksamadan yürütülmesi güvence altına alınmış mıdır?

SONUÇ

Bir soru cümlesiyle bitirelim:

  • Şehir Hastanelerinin bir yıllık kirasıyla 150 yataklı 64 hastane yapabiliyorsak,
    neden 25 yıl boyunca kira ödeyelim ?

Piyasacı Politikaların Getirdiği SAĞLIKTA ŞİDDET

Piyasacı Politikaların Getirdiği
SAĞLIKTA ŞİDDET

27 Ekim 2018

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Ahmet Saltık, 27 Ekim 2018 Cumartesi günü, Ulusal Eğitim Derneğinde “Piyasacı Politikaların Getirdiği: Sağlıkta Şiddet” konulu güzel bir konferans verdi. Sağlıkta Dönüşüm Programı uygulanmaya başladığı 2003 yılından bu yana 13 meslektaşlarının uğradıkları saldırılar ya da ağır iş yükünün yarattığı tükenmişlik nedeniyle yaşamlarına son verdiğine vurgu yapan Saltık,

  • Artık yeter! Ülkemizde her gün sağlık alanında ortalama 30 şiddet olayı oluyor.
  • Koruyucu hekimlik esas alınmalı, hastayı müşteri gören anlayıştan vazgeçilmelidir.” dedi.
Görüntünün olası içeriği: 1 kişi, oturuyor ve iç mekan
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, oturan insanlar ve iç mekan
Görüntünün olası içeriği: 9 kişi, TC Selim Belenoğlu, Selma Kavas ve Zeki Sarıhan dahil, oturan insanlar
Görüntünün olası içeriği: 2 kişi, oturan insanlar ve iç mekan
Görüntünün olası içeriği: 8 kişi, oturan insanlar
*****

Ulusal Eğitim Derneğimize (biz de üyeyiz) ve toplantıya ilgi duyup gelenlere, face’te çok çok özetle yayınlayan Sn. Aydın Karataş dostumuza teşekkür ederiz.. Ne yazık ki

SAĞLIKTA ŞİDDET, GERÇEKTE VAHŞİCE PİYASALAŞTIRILAN SAĞLIk HİZMETLERİNİN kaçınılmaz türevi gibi..

İnsanlar sağlık hizmetinin müşterisi değil, doğuştan hak eden özneleridir (İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi md. 25). “Müşteri memnuniyeti” gibi saçma sapan bir araç ya da hedefle insanların ve toplumun sağlığı iyileştirilemez. Sağlık hizmetlerinin niteliği, ülkenin sağlık düzeyi göstergelerinin iyileşmesi ile ölçülür (Health Metrics).
 Kökü dışarıda “Sağlıkta Dönüşüm” (Health Transformations) programına kurban verdiğimiz 13 hekim…
Türkiye ulusal gelirinin 1/10’unu (%10’unu) sağlık sektöründe “tüketiyor”. Bu tutar yılda yaklaşık 80 milyar Dolar ve kişi başına 1000 (bin) Dolar / yıl!
Son derece ciddi bir oran ve tutar. (TÜİK yarısını veriyor.. üstü kayıt dışı olmalı!)
Ne yazık ki olağanüstü verimsiz kullanılıyor..
Yerli ve yabancı sermayeye rant olarak iktidarın kurgulu siyasetiyle aktarılıyor..
 
Bu bağlamda son derece net olarak söyleyelim :

* Genel Sağlık Sigortası halkın sağlığının değil,
sermayenin kârının sigortasıdır.

Çare                      :
Sağlıkta özelleştirmeyi kesmek,
kamusal sorumlulukla öncelikli olarak KORUYUCU SAĞLIK HİZMETLERİNE yönelmektir.
Finansman ise, adil ve etkin bir vergi rejimine dayalı olarak temelde genel bütçeden sağlanmalıdır….  GSS prmi = EK VERGİDİR ve kabul! edilemez

ŞEHİR HASTANELERİ,
gerçek bir talandır!

Yüzlerce milyar Dolar ulusal servetimiz yerli – yabancı sermayeye rant olarak aktarılacak, ülkemize faturası olağanüstü ağır olacaktır..
Asla yerli – milli bir politika olmayıp,
bütünüyle küresel sermayenin dayatması olup, siyasal iktidar tarafından belli angajmanlarla yürütülmektedir ne yazık ki..

 
Sevgi ve saygı ile. 29 Ekim 2018, Ankara
Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Halk Sağlığı – Toplum Hekimliği Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
AÜTF Halk Sağlığı AbD Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

Sağlık sistemi insan onurunu hiçe sayıyor

Sağlık sistemi insan onurunu hiçe sayıyor

Av. Oya Tekin

oyatekin@oyatekin.av.tr
YURT Gazetesi, 14 Haziran 2018

(AS: Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

24 Haziran seçimlerine günler kala, yurttaşın sıkıntı çektiği en önemli konuların başında sağlık sistemi geliyor.
Sağlıkta Dönüşüm Programı, uygulamaya konulduğundan bu yana, sağlık hizmetlerinde eşitlik ve sağlık hizmetlerine erişim açısından son derece başarısız bir sınav vermiştir.
Yurttaş sağlık hizmetlerine ne coğrafi olarak, ne uygun bina, donanım, ilaç ve tıbbi malzemenin sağlanması olarak erişebilmiştir.
Hizmetin ücretsiz sunulması açısından da, beklentilerini karşılaması açısından da sistem sınıfta kalmıştır.
Bu tablo hem devlet hastanesinde, hem şehir hastanesinde, hem de özel hastanelerde geçerlidir.
Zira acil sağlık sorunu olan yurttaşlar, devlet ve şehir hastanelerine gittiklerinde uzun kuyruklarla karşılaşırken, özel hastanelerin acil servislerinde ise başta fahiş faturalar olmak üzere, tüyler ürperten uygulamalara maruz kalıyorlar.
İktidar partisi, geçmişte hastanelerde yaşanan kuyrukların artık yaşanmadığını söylüyor.
Doğru, çünkü o kuyruklar artık telefon başında yaşanıyor!
İnsanlar en ufak bir randevu alabilmek için kimi zaman aylarca bekliyorlar.
Düşünün, bunu acil tedavi gerektiren rahatsızlığı olan hastalar da yaşıyor.
Ben sık sık, devlet hastaneleri, şehir hastaneleri ve özel hastanelerin acil servislerine gidip yerinde görür, vatandaşla konuşurum.
Hiç şaşmaz, devlet hastanesine her gidişimde, acil servise girdiğimde tam bir kaosla karşılaşırım.
İnsanlar hak ettikleri hizmeti hiçbir zaman alamıyor, yarım yamalak bir tedaviyle gönderiliyorlar.
Şehir hastanelerinde de tablo farklı değil.
Buralarda da, günün en tenha olması beklenen öğle saatlerinde bile, acil servis kuyruğunun dışarı taştığını görüyorum.
Ultra lüks binalara milyonların yatırıldığı bu hastanelerde vatandaş çile çekmeye devam eder.
Özel hastanelerin durumu ise hepimizin malumu…
Hastaya acil durumunun sona erdiğine ilişkin taahhütname imzalatarak, hastadan fahiş ücretler talep eden özel hastaneler mi dersiniz, olmayan hastanın yatışını göstererek devleti dolandıran mı, otopark ücreti için yurttaşı sıkboğaz eden mi?
Yani özel hastanelerin azımsanmayacak bir bölümü ne yazık ki, hasta haklarını da ezip geçiyor insan onurunu da. O nedenle diyoruz ki, gelin 24 Haziran’da bu gidişata bir son verelim.
Ne hasta haklarımızın ne de insan onurumuzun bu şekilde ayaklar altına alınmasına izin vermeyelim!
======================================
Dostlar,

Yazar Sayın Av. Oya Tekin bizim de yaramıza dokundu..
Türkiye son derece kritik bir baskın – tuzak seçime sürüklenirken CB adaylarının – partilerinin gündeminde SAĞLIK hemen hemen yok gibi!
5 temel – öncelikli sorun tanımlanıyor genelikle ve SAĞLIK aralarında yok.
Bu hazin bir durum..
Biz bile, 41 yıllık hekim ve tıp fakültesi öğretim üyesi olmamıza karşın, Fakültemizdeki meslektaşlarımızdan randevu ve sağlık hizmeti almada zaman zaman ciddi biçimde zorlanıyoruz. Özel muayene – işlem ücreti istendiği bile oluyor ne yazık ki!

ŞEHİR HASTANELERİ, bu ülkeye ve halka kurulan en büyük küresel tuzaklardan biridir.
Bu sitede konu hakkında onlarca yazı bulunabilir.. Konferans videolarımız, power point yansılarımız, TV program kayıtlarının erişkeleri.. Hatta manşette uzun süredir tuttuklarımız halen var.

  • ŞEHİR HASTANELERİ açıkça bir talandır!

Talanın boyutları birkaç on yıl içinde yüzlerce milyar dolara erişebilir!
Artık salt kısa erimde yandaşlar ve küresel sermaye ortaklıkları değil; orta uzun erimde bunların gelecek kuşak çocuklarının da haksız – haram refahları masum halkın sırtından güvencelenmektedir! Hükümetler halkın sağlığını korumak yerine, bu talan kurumlarına HASTA VAAD EDER sefilliktedir. Bedeli de elbette bu hastaneleri kullansın – kullanmasın halkın vergilerinden ödenmektedir.

  • Bu UTANÇ VERİCİ BİR KİTLESEL – TOPLUMSAL HARAÇTIR!
  • ŞEHİR HASTANELERİ AÇIKÇA KÜRESEL SERMAYEYE VERİLEN KAPİTÜLASYONDUR ve Lozan Anlaşmasına da aykırıdır!

CB adayları ve siyasal partiler bu temaları halka işlemek iktidardan hesap sormak zorundadır! İktidar değişikliğinde bu küresel talanın durdurulacağı sözü halka verilmelidir.

Yineleyelim; AKP’nin Haziran 2003’ten bu yana 15 yıldır dayattığı SAĞLIKTA DÖNÜŞÜM PROGRAMI IMF – Dünya Bankası dayatmasıdır; özgün adı Health Transformation‘dur. Şehir Hastaneleri talanı, bu kökü dışarıda programın 2. aşamasıdır.

AKP’nin sağlık politikası asla yerli – milli değildir; kendisine dikte edilmiştir.

AKP iktidarı, sağlıkta da bu küresel soygun politikalarının taşeronudur!

Oysa Erdoğan, nasıl oluyorsa, “biz yerli ve milliyiz” diyebilmektedir!? Utandırıcıdır!

İşte ülkemiz günümüzdeki ağır – kritik ekonomik bunalım ortamına böyle sürüklenmiştir!
Sağlık sektörü, kayıt içi – dışı toplamda ulusal gelirin 1/10’unu yutmaktadır. Bu para geçen yıl 80 milyar Doları aşmıştır! Ama insanımızın sağlık düzeyi göstergeleri ilk 60-80 ülke içine zor giriyor. Bunca para kimlere rant olarak aktarılıyor halkın sağlığı hiçe sayılarak??

Sevgi ve saygı ile. 15 Haziran 2018, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net        profsaltik@gmail.com

 

 

 

 

ACİL SAĞLIK HİZMETLERİ “ULAŞILABİLİR” OLMAKTAN ÇIKARTILIYOR!

ACİL SAĞLIK HİZMETLERİ “ULAŞILABİLİR” OLMAKTAN ÇIKARTILIYOR!

(AS: Bizim “hazin” katkımız yazının altındadır..)

Türk Tabipleri Birliği (TTB) Merkez Konseyi, Sosyal Güvenlik Kurumu’nca (SGK) Sağlık Uygulama Tebliği‘nde 4 Şubat 2018 tarihinde yapılan acil sağlık hizmetleri ve ilave ücrete ilişkin değişiklikler konusunda bir bilgi notu hazırladı. Söz konusu değişikliklerle acil sağlık hizmetlerinin “ulaşılabilir” olmaktan çıkartıldığına dikkat çekilen bilgi notunda, düzenlemelerin hiçbirinin acil servise gereksiz başvurulara yol açan etmenleri ortadan kaldırmaya yönelik olmadığı ve acillerde yaşanan sorunları çözmeye yetmeyeceği vurgulandı. Bilgi notu aşağıdadır:

ACİL SAĞLIK HİZMETLERİ “ULAŞILABİLİR” OLMAKTAN ÇIKARTILIYOR!

Sosyal Güvenlik Kurumu, Sağlık Uygulama Tebliği’nde 4 Şubat 2018 tarihinde acil sağlık hizmetleri ve ek (ilave) ücrete ilişkin kurallarda değişiklik yapmıştır:

  1. Tebliğde acil sağlık hizmeti nedeniyle özel hastaneye başvuran hastalardan taburcu edilinceye kadar sunulan tüm sağlık hizmetleri için hiçbir ek ücret alınmayacağı yönündeki düzenleme değiştirilmiştir. Değişiklik sonucu acil servise başvurudan başlayarak 24 saat içinde hastanın stabilize edilerek ilgili kliniğe yatışı veya başka bir hastaneye sevk edilmesiyle acil halin sona ereceği,  24 saat dolduktan sonra ise ek ücret alınacağı düzenlenmiştir. Bu ücretin alınabilmesi için acil halin sona erdiği ve devam eden işlemlerin ek ücrete tabi olduğuna ilişkin hasta/yakınına yazılı bilgi verileceği, özel hastanelerin acil servisindeki ek ücreti ödeyemeyecek yoksul hastaların kamu hastanelerine sevk edilecekleri anlaşılmaktadır.
  2. Tebliğde Vakıf hastaneleri ve özel hastaneler tarafından ayakta ya da yataklı tedavi hizmeti sırasında hastalardan alacakları ek ücretleri gösterir belge verme zorunluluğuna ilişkin kural da değiştirilmiştir. Buna göre SGK ile sözleşmeli/protokollü vakıf üniversiteleri ile özel sağlık kurum ve kuruluşları, yatarak tedavilerde yapılan Kurumca karşılanan sağlık hizmeti bedellerinin toplamının 100 (yüz) TL’yi aşması halinde, bu hizmetleri ve varsa ek ücret tutarını gösterir belgeyi en geç hastanın taburcu olduğu tarihte hastaya vermekle yükümlü tutulmuştur.

    Ayakta tedavilerde ise bu belgenin verilmesi zorunluluğu kaldırılarak bu hastaların, alınan ek ücretleri görme olanağı ortadan kaldırılmıştır. (AS: Neye ve kime hizmet? Sermayeye mi, halka mı? Kayıtdışılık ve vergi yitiği?? Akıl alır gibi değil.. Tipik turnusol kağıdı!)

Aynı tarihte Sağlık Bakanlığı tarafından hasta sayısı fazla olan kamu hastanelerinde acillerdeki yoğunluğu azaltma gerekçesi ile saat 23.00’e kadar vardiyalı poliklinik uygulaması başlatılacağı açıklanmıştır. Geldiğimiz durumda “Sağlıkta Dönüşüm Programı” ülkemizde sunulan sağlık hizmetlerini içinden çıkılmaz bir kaosa dönüştürmüştür.

Sağlık hizmetine erişim engelleri yüzünden acil sağlık hizmetlerinin amaç dışı kullanımı artmış, gerçekten acil olarak sağlık hizmeti alması gereken hastaların acil sağlık hizmetlerinden yararlanması zorlaşmış; hem acil hastalar, hem yoksul hastalar, hem de uzun saatler yoğun olarak çalışan sağlık emekçileri aleyhine düzenlemeler peş peşe gelmeye başlamıştır.

  • Bu düzenlemelerin hiçbirisi acil servise gereksiz başvurulara yol açan etmenleri ortadan kaldırmaya yönelik olmadığı için, acillerde yaşanan sorunları çözmeye yetmeyecektir.

TTB olarak sorunun nedenlerine değil sonuçlarına odaklı bu hatalı düzenlemelerin düzeltilmesi için gerekli girişimler yapılacaktır. Saygılarımızla. (12.02.2018)

Türk Tabipleri Birliği Merkez Konseyi
=======================================
Dostlar,

Bizim de üyesi olduğumuz Türk Tabipleri Birliği‘nin (TTB Ankara Tabip Odası) bu açıklaması ve girişimi bütünüyle yerindedir. Metin içinde ilgili yere yukarıda not düştük :

  • Ayakta tedavilerde ise bu belgenin verilmesi zorunluluğu kaldırılarak bu hastaların, alınan ek ücretleri görme olanağı ortadan kaldırılmıştır. (AS: Neye ve kime hizmet? Sermayeye mi, halka mı? Kayıtdışılık ve vergi yitiği?? Akıl alır gibi değil.. Tipik turnusol kağıdı!)

Umar ve dileriz ki halkımız da gerçekleri görür ve bu SGK tarafından yapılan Tebliğ (Sağlık Uygulama Tebliği – SUT) değişikliğinin kendi yararına olmadığını algılar. Bu düzenlemenin sorumlusunun hekimler – sağlık çalışanları olmadığını kavrar ve ŞİDDETE başvurmaz.. Necip milletimizin 20 milyonu aşkın oy vererek 16 yıldır tek başına iktidarda tuttuğu AKP; halkın değil sermayenin yararını gözetiyor, sermayenin isteklerini yerine getiriyor..

Alınan para (ek ücret!) için belge verme yükümünü kaldırmak akıl işi değil!
Apaçık kayıtdışılığı teşvik ettiği gibi Devleti vergi yitiğine uğratacak, özel sağlık sektöründe vergisiz kazanç olanağı sağlayacak ve yurttaşın sömürülmesine kapı aralayacak bir düzenleme!?

Varsa yoksa yerel – küresel sermayenin çıkarlarına hizmet.. İşte AKP!

Öte yandan SGK, mali dengesini hep ama hep parasal (moneter) önlemlerle ve yurttaşın aleyhine – sermayenin lehine sağlama çabasında. Fakat gene de dikiş tutmuyor ve 2017’de 20 milyar TL dolayında açık verdi. Bu rakam toplam bütçe açığının yarısına yakın..

Çare; sağlığı piyasa hizmeti değil, KAMU HİZMETİ olarak görmekte.. 

  • SGK, koruyucu sağlık hizmetlerini teşvik ederek tedavi giderlerini azaltabilir gerçekte.

Ne var ki, özel sektör öylesine büyütüldü ki teşviklerle; “müşteri azalmasına” yol açacak hiçbir uygulamaya, başta kamusal koruyucu sağlık hizmetlerine, bu hizmetlerin herkese ETKİN – YAYGIN – NİTELİKLİ – ERİŞİLEBİLİR… biçimde sunulmasına izin vermeyecektir, vermemektedir.

  • Sermaye sözcüsü iktidarlara da halka koruyucu sağlık hizmeti veriyor “muşçasına” davranmak, algı yönetimi ve beyin yıkama kalmaktadır.. İllüzyon ve şizofrenik topluma sürüklenme!

    Türkiye, AKP ve necipler necibi milletimiz tam da bu durumdadır..

    Yediğin ve yiyeceğin daha nice kazıklar afiyet olsun gariban halkımız..

Gerçekleri görme ama senin gibi çaresiz sağlık çalışanlarına – doktorlara öfke kusmaya devam et e mi sayın milletimiz?

  • Bağır – çağır, hakaret et, küfür et, döv, yumruk at, bıçakla, olmadı kurşunla.. Derdine deva olur belki!?
  • Sağlık hakkını gaspeden iktidar; hekimler değil! Tersine, hekimler senin müttefikin ey halkım.. Onlarla dayanışma içinde evrensel sağlık hakkın için uğraş vermelisin..
  • Örn. Sağlık Kooperatiflerini anımsamalısın.. Anayasa md. 56 ve 60’ı, İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi‘nin 25. maddesini, Avrupa Sosyal Şartı‘nın 3. maddesini.. ve daha pek çok hukuksal dayanağı..
  • ŞEHİR HASTANELERİ ile sağlık hizmetine erişimin, balayı dönemi sonrasında şimdikine göre çoooook daha güçleşeceğini de aklından hiç çıkarmadan..
    (Tıklayınız; ŞEHİR HASTANELERİ TALANI)

Sevgi ve saygı ile. 19 Şubat 2018, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com