Kâbus bitiyor gibi…

Kâbus bitiyor gibi…

Ataol Behramoğlu
23.6.2018, Cumhuriyet

Kâbus, istenmeyen, kötü, karanlık, boğucu bir rüya demektir… 
Eninde sonunda biter.
Kan ter içinde uyanır, gördüğüm gerçekten bir düş müydü diye kendi kendinize sorarsınız… 
Kâbus, sona erdikten sonra da etkisi bir zaman devam eder… 
Toplumca on yılı aşkın bir süredir bir kâbus yaşıyoruz… 
Rüya değil, gerçek olarak… 
Bir adamın görüntüsü, beynimize kazınmışçasına, gözlerimizin önünden, kafamızın içinden çıkıp gitmiyor… 
Çünkü her yerde karşımızda… 
Bütün duvarlarda, bütün apartman cephelerinde, bütün direklerde, her köşede, her sokakta, her caddede, afiş asılabilecek her yerde, gözümüzün içine girercesine karşımızda… 
Saçlarının şeklini, bıyıklarını, bakışlarını, gözlerini, kaşlarını, bazı afişlerinde yüzündeki tebessüme benzer şeyi, kibrini, kasıntısını, özentisini ezberledik… 
Ezberlemekten öte kanıksadık, bıktık, usandık; akıl sağlığımız, sinirlerimiz, ağzımız hiç olmadığı ölçüde bozulacak kadar çileden çıktık. 
Ben öyleyim… 
Tanıdığım, tanımadığım, rasgele karşılaştığım kimselerden de, bir nedenle ve konu açıldığında benim aklımdan geçenlerin, dilimin ucuna gelenlerin, kendimi tutamayıp dile getirdiklerimin, buraya yazılamayacak kadar ağırlarını, bin beterlerini, her gün, her an, her yerde duyup işitiyorum… 
Ben bütün hayatımda böyle bir şey görmedim… 
En erken çocukluğumda dönemin cumhurbaşkanı İsmet İnönü, sonra MenderesCelal Bayar vardı… Derken 27 Mayıs, ardından tekrar İnönü, EcevitDemirel, yine darbeler, sonra ÖzalErbakan, aklıma şu anda gelmeyen ve zaten gelmesine de gerek olmayan pek çok siyasal figür, parti lideri, vb… 
Bugünkü gibi bir şeye hiçbir zaman, hiçbir yerde tanık olmadım… 
Sadece bizde değil, hiçbir yerde… 
Stalin Rusya’sında, Hitler Almanya’sında, Musolini İtalya’sında bulunmadım… 
Fakat Brejnev SSCB’sinde böyle bir şey görmedim. Moskova’da, bırakın o günlerin yöneticilerini, Lenin’in heykeliyle bile karşılaşmadım diyebilirim… 
Jivkov Bulgaristan’ında diktatörlüğü kuşkusuz Jivkov’un tek bir afişini gördüğümü anımsamıyorum… 
Esad Suriye’sinde baba ve oğul Esad’ın bazı meydanlarda bir iki afişi vardı… 
Küba’ya gitmek kısmet olmadı… Fakat anlatılanlardan Fidel’in hiçbir yerde afişinin, anıtının olmadığını biliyorum… 
Batı ülkelerinden söz etmeye zaten gerek görmüyorum… 
Oralarda bugünkü yöneticilerin afişleri değil, gerçekten büyük devlet adamlarının, yazarların, sanatçıların heykelleri vardır…
Çok açıkça ve net olarak soruyorum: 
Afişleri, gazetelerin birinci sayfalarında fotoğrafları, ekranlarda bitmez tükenmez görüntüleri; tehditkâr, soğuk, sevimsiz, kibirli, inişli çıkışlı, mizahtan ve sevgiden yoksun ses tonu ve birbirini tutmaz laflarıyla hayatlarımızı istila eden bu adam kimdir?
Bütün milletin ekmeğinden çalınan paralarla yapılıp yeri göğü donatan bu afişleri ve neredeyse her metrekarede karşımıza çıkan bu bıktırıcı portreleri gören bir yabancı, kim bu adam diye sorsa, ne cevap vereceğiz? 
Bir savaş kahramanı mı? 
Hayır. 
Bir mucit, büyük bir yaratıcı, ülkesini bulunduğu yerden çok yükseklere taşımış bir devlet adamı mı? 
Yok canım… 
Kimdir peki? 
Şu anda iktidardaki bir partinin başkanı ve şaibeli olduğu herkesçe bilinen bir seçimle cumhurbaşkanı olmuş biri
Memleketi şirket olarak gördüğünü kendi ağzıyla söyleyen; paraya, mala mülke olan tutkusu, zamanında en yakınında olmuş dava arkadaşlarınca da dile getirilen; dün söylediğini bugün yalanlayan; ülkeyi devraldığından bu yana her alanda ve her anlamda çok daha darboğazlara sokmuş olan; İslamcı Hikmetyar’ın önünde diz çöküp diktatör Evren’in yanında esas duruşta bekleyen; terörist başı dediği kişinin yanına ulaşabilmeye can attığı fotoğraflarla belgelenen; hiçbir anlamda güvenilemeyecek biri… 
Öyleyse? 
Öyleyse bu kâbus artık sona ermelidir… 
Sona ermeli ve Türkiye Cumhuriyeti yüzlerce yılık birikiminin yönlendirdiği Aydınlanma yolunda yürüyüşünü, gerilere çekildiği noktadan ilerilere doğru sürdürmeye devam etmelidir…

ŞEYHİM NE DERSE DOĞRUDUR!

ŞEYHİM NE DERSE DOĞRUDUR!

Zeki Sarıhan
04.05.2017

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Ülkemizde çok kullanılan, fakat bir türlü düşünme yöntemi haline getiremediğimiz AYDINLANMA’ya ne kadar çok ihtiyacımız olduğu her gün biraz daha ortaya çıkıyor. Size söylenenleri akıl ve mantık süzgecinden geçirmeden kabul etmeyeceksiniz. Düşüncelerinizin maddi bir temeli olacak. Bir görüşe saplanıp kalmayacaksınız. Bir partiye mensup olsanız da kendinize özgü düşünceleriniz olabilecek. Farklı düşünen insanları dinleyebilecek, değişik gazeteler, kitaplar okuyabileceksiniz.

Dogmalar, genellikle din alanında aranır ama din dışında da dogmaların sayısı az değildir.
Bu tip dogmalara sahip olanların, “Benim şeyhim ne derse doğrudur” diyenlerden bir farkı yoktur. Bu kişiler başkalarından öğrenme ve farklı görüşlere hoşgörüyle bakma kapılarını kapatmışlardır. Geçtiğimiz seçimlerden birinde İşçi Partili bir arkadaş, partinin propagandasıyla o kadar uçmuştu ki, facebooktaki sayfasında “İP’e oy vermeyecek olanlar beni arkadaşlıktan silsin” diye yazmıştı.

Bundan önceki yazımın başlığı “1 Mayıs’ta Oluşan İki Cephe” idi. İşçi ve memur sendikalarının 1 Mayıs kutlamalarını başka başka yerlerde yaptığını anlatmış, Tandoğan’daki iktidar destekçisi Türk-İş mitinginde yer alan Vatan Partisi’nin, Kolej Meydanında miting yapanları vatansız olarak suçlamasını haksız bulduğumu anlatmıştım. Yazımı okuyamayanlar veya yeniden hatırlamak isteyenler, 2 Mayıs tarihli gelen e-postalarına bakabilirler. Yazımı e-posta adresinde okuyan eski bir arkadaş, aynen şu tepkisini gönderdi:

“Gözlerinin kör olduğunu düşünüyorum. CHP yandaşlığı ve sırf Şenal’ı milletvekili yapma yoluna bunları yazmanı anlamıyorum, yuh olsun sana. Seni siliyorum. Artık benim için yoksun.”

Benim gibi 2-3 günde bir yazı paylaşanlar ve ikide bir ister istemez siyasi konulara değinenler, bu tip tepkileri göze almalıdırlar. Gazete köşe yazılarına kim bilir ne hakaretler geliyor,
onların da canı var! Serçeden korkan darı ekmez. İlgi duyduğum konularda tartışmayı severim. Hem öğrenmeye çalışırım, hem de bildiklerimi başkalarına aktarmanın yararına inanırım. Aydınlanma devrimimizin ilk kahramanlarından Namık Kemal,
“Fikirlerin çarpışmasından gerçeğin şimşeği doğar” demiş.
(AS:”Barikayı hakikat, müsademeyi efkârdan doğar.”)

Arkadaşıma yanıt vermedim. Cevabının bir çıktısını alarak hatıra kabilinden dosyama koydum. Zaten beni “sildiğine” göre yanıtımın ona ulaşma yollarını kapatmış bulunuyor. Yazımdaki yanlışlıklar nelerdir? Hangi yargımda yanılıyorum? TÜRK-İŞ yönetiminin iktidar yanlısı sarı sendikacılık yaptığında mı? Mitingi onunla birlikte yapan Vatan Partisi yönetiminin Erdoğan hayranı olduğunda mı?

  • DİSK, CHP, Halkevleri, Haziran Hareketi gibi Kolej Alanında 1 Mayıs için bir araya gelenleri vatansız olarak nitelemesinin yalan mı olduğu? Bunların hiçbiri yok.

EŞİMİ MİLLETVEKİLİ YAPAN BEN DEĞİLİM

Gelelim, yanıtında kullandığı ifadeye: Beni CHP yandaşı olarak suçladığı gibi, o yazımı sırf (AS: salt) eşimi milletvekili yapmak için yazdığımı ileri sürüyor ve sonunda da bir yuh çekiyor!
Önce onun gibi düşünenler varsa bir kez daha açıklamalıyım: CHP’li değilim. Altı yıl önce İşçi Partisinden, gerekçelerimi yayımlayarak istifa ettim. Zaten aynı süreçte parti de usulsüz bir biçimde beni ihraç etti. Bu partinin üyesi iken de sosyalist görüşlerimi korudum ve katıldığım parti organlarında genel merkezin politikalarına aykırı görüşlerimi dile getirmekten kaçınmadım. İstifa ettikten sonra da başka bir partiye üye olmadım. Bütün partiler için olduğu gibi CHP’nin izlediği politikalar hakkında da yeri gelince eleştirilerimi yazdım. Beni daha yeni “silen” arkadaş, yıllardır bu yazılarımın hiç değilse bazılarını okumuş olmalı. Buna rağmen hakkımda neden gerçek olmayan şeyler yazıyor? Benim için “Karısının milletvekili olması için CHP lehine yazı yazan adam” imajının belki de tutacağını sanıyor.

Oysa O’nu milletvekili yapan ben değilim. Zaten kim benim tutumuma bakarak eşime milletvekilliği armağan eder ki? Ben üstelik aktif politikadan hoşlanan biri değilim. Eşim, öğretmenlik, avukatlık ve kadın mücadelesinin sağladığı birikim sonucu ve arkadaşlarının ısrarlı çabalarıyla milletvekili oldu. Sevgili arkadaşımızın bizi kendi inisiyatifleri olan bireyler olarak değil, bir aile şirketi olarak görmesi de çok yanlış. Eşimin milletvekilliği hikâyesini (AS: öyküsünü) geçmişte yarı şaka, yarı ciddi bir üslupla anlatmıştım. Benim O’na başarılar dilemekten başka elimden ne gelirdi? Arkadaşımız kadınların ancak kocalarının çabalarıyla bir yerlere gelebileceğini sanıyorsa ülkemizdeki yükselen kadın gücünü anlamamış.

Hem bu arkadaşlarda yeminli bir CHP düşmanlığının nedeni nedir? Rekabet duygusu mu? Kıskançlık mı? CHP’yi bölerek bir bölümünü yanına çekmek mi?

  • İçinde bulunduğumuz koşullarda aklı başında hangi devrimci, sosyalist, demokrat,
    enerjisini CHP düşmanlığına ve Tayyip Erdoğan’ı müttefik yapmaya harcar?

Keşke benim yazıma ağırbaşlı bir yanıt verseydi. Oturur tartışırdık.
Ancak “Benim şeyhim ne söylerse doğrudur” mantığı onu bana hakaret etmeye sevk etmiş. Dogmatizme saplanmanın bir sonucudur bu. Gene de sabırlıyım. Gelişmelerin ve ülkemizin ihtiyaçlarının pek çok kişiye doğru yolu göstereceğini düşünüyorum. (4 Mayıs 2017)
=================================
Dostlar,

Sn. Sarıhan’ı savunmak üstümüze görev değil, kaldı ki O’nun buna gereksinimi de hiç yok.

Değerli yazar, düşünür, eylem insanı, örgütçü ve doğrultu tutarlığını nerdeyse 50 yıldır koruyan Sn. Zeki Sarıhan’ın ağırbaşlı yazısını yukarıda sunduk. Sn. Sarıhan’ı 20 yılı aşkın bir zamandır tanırız. Ülkemizde Devrimci Öğretmen Hareketine ciddi katkıları olmuştur. Kuruculuğunu üstlendiği ve ÖĞRETMEN DÜNYASI adlı dergi, yayın yaşamını 35 yıldır sürdürüyor. Küçümsenecek başarı değildir.

Ayrıca yine Sn. Sarıhan’ın kurduğu ULUSAL EĞİTİM DERNEĞİ (biz de üyesiyiz) 15 yıla yakın zamandır önemli bir Aydınlanma hizmetini yayınlarıyla, konferanslarıyla, bilimsel toplantılarıyla… ülkemize sunuyor. Fatsa’nın yoksul köylerinden çıkan Zeki ve Av. Ayhan Sarıhan kardeşler sosyalizme gönül veren bir tutarlıkla yaşamlarını özveri içinde ve son derece mütevazi olarak sürdürüyorlar. 12 Mart ve 12 Eylül dönemlerinde hapislerde yatarak.. Zeki beyi, ADD Edirne Şubesi Başkanı olduğumuz yıllarda (1996-2000) davet etmiş, çok başarılı konferansını dinlemiş ve ETV’de (Edirne TV) çok izlenen bir de söyleşi yapmıştık. Kendileri Ulusal Eğitim Derneği Genel Başkanlığı dönemlerinde bizi birçok kez konferanslara, etkinliklere çağırmıştı. O göreve çakılı kalmadan, görevini olgunlukla, şimdiki Gn. Bşk. Sn. Nazım Mutlu’ya bırakmayı da bildi ki bu davranışı da çok yerinde oldu; Sn. Mutlu bu görevi son birkaç yıldır ustalıkla, bağlılıkla yürütüyor..

Sn. Sarıhan ile bir açıkoturumda birlikte konuşmacılardık ve Türkçe’nin tek “resmi” dil olması noktasında görüş ayrılığına düşmüştük (http://ahmetsaltik.net/2014/10/18/anadilinde-egitim/). Ancak uygar ilişkilerimiz elbette sürüyor ve Sn. Sarıhan’ın yazdığı 20 dolayında değerli kitaptan ve söyleşilerimizden öğrenmeye devam ediyoruz. Bileğinin hakkıyla CHP Ankara milletvekili seçilen Av. Şenal Sarıhan‘ın AYDINLANMA savaşımını da çok değerli buluyor ve saygı ile, teşekkür ile selamlıyoruz.

Emekli öğretmen Sn. Zeki Sarıhan’ın seçim kampanyasında (2015) eşine mütevazi birikimini ödünç verdiğini ve hala geri alamadığını / alamayacağını da, -hoşgörüsüyle- paylaşmak istiyoruz… Adam gibi çalışınca, Milletvekili ödeneklerinin yetmediğini / yetmeyebileceğini öğreniyoruz..

Sarıhan ailesine selam olsun..
Ülkemize kattıkları ve katacakları için onlara şükran borçluyuz..

Sevgi ve saygı ile. 04 Mayıs 2017, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Not : Vatan Partisi ve Sn. Dr. Doğu Perinçek‘i son zamanlarda anlamakta zorluk çekiyoruz. Herhangi bir siyasal parti üyesi olmadığımızdan, daha özgür ve nesnel olabiliyoruz sanırız.
03 Mayıs 2017 günü AYDINLIK Gazetesinin manşeti “CHP 5 parça” idi.. Başka haber bulamadı herhalde gazete yönetimi ve abartarak manşetine öyle bir haber koydu.. Ne denli doğru olduğu ayrı bir tartışma konusu.. Zaman, tüm yanlışlarına karşın CHP’yi, toplumsal muhalefetin merkezi – motoru yapma yükümü yıkıyor herkesin omuzlarına kanısındayız.. Ulusal Kanal, AYDINLIK ve Sn. Perinçek’in kimi somut ağır yanlışlarına bu yazıda değinmeyeceğiz..

Şahin Mengü : LAİKLİK DEMOKRASİ ve ANAYASA

LAİKLİK DEMOKRASİ ve ANAYASA

Dostlar,

Yüksek Ticaretliler Derneği yönetici dostlarımız,
Ankara Şubesi olarak düzenli Çarşamba konferanslarını sürdürüyorlar..
Bu kez Cumhuriyet Kadınları Derneği ile birlikte konferans düzenliyorlar.

Tarih : 10 Şubat 2016 Çarşamba günü, saat 16:00

LAİKLİK DEMOKRASİ ve ANAYASA

konulu konferans verilecek..

Konuşmacı, CHP önceki dönem Manisa Milletvekili Sayın Av. Şahin MENGÜ..

portres_yakisikliŞube Başkanı dostumuz Sn. Davut Özdemir ve çalışma arkadaşlarına AYDINLANMA çabaları için teşekkür borçluyuz..

Bu toplantıya geniş katılım sağanması çok yerinde olacaktır.
AKP – RTE kamuoyunu yönlendirmek üzere ellerinden gelen
tüm olanakları seferber ettiler..  Devlet gücüyle üstelik..

Yandaş basın, kamuoyunu koşulandırıcı, mide bulandıran, gerçek dışı çaba içinde..

Bu bakımdan, yeni Anayasa tuzağına düşmemek üzere,
CHP’nin ve MHP’nin masadan çekilmesini sağlamak üzere bu bağlamdaki çalışmalara mutlaka etkin destek verilmeli..
Daha önceki sözde “Yeni Anayasa” salvosu halkımızın direnci ile kadük edildi.
Bu kez de başarabiliriz ve başarmalıyız..

VATAN PARTİSİ, bu kez de öncekinde olduğu (o zaman İşçi Partisi idi) ciddi ve özverili bir çalışma başlattı. Ona da mutlaka omuz vermek gerek..

Sayın Av. Şahin Mengü‘nün değindiğimiz konferansını yer ve zaman bilgisi :

– 10 Şubat 2016 Çarşamba, saat 16:00, Mithatpaşa Cd. 16, Kat 2

Bize ulaşan SMS’te;

  • Katkı ve katılımlarınızla KARANLIKLARI AYDINLATALIM… denmekte..İlgi ve bilginize sunarız..

Sevgi ve saygı ile.
7 Şubat 2016, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Rıza Zelyut : Aleviler HDP’ye oy vermez

Aleviler HDP’ye oy vermez

Aleviler HDPye oy vermez

Rıza Zelyut
rizazelyut@gmail.com

AYDINLK, 01 Nisan 2015

Uluslararası emperyalist güçlerin içimizdeki uzantıları, Türkiye’yi parçalayacak olan
Çözüm Süreci’ne 7 Haziran seçimleri ile bir yasallık kazandırmaya çalışıyor.
Bunun için de HDP’ye baraj atlatarak, “Bakın millet bunların arkasında!” demek istiyorlar. Büyük sermaye medyası bu iş için kolları sıvadı. Bunlar Alevileri HDP’ye yönlendirmek için yalan haberler üretip programlar yapıyor.

Herkes biliyor ki, şu sıralarda devrimci gibi gösterilen HDP, PK0K terör örgütünün siyasetteki elidir.

PKK ise 1970’lerin ortalarından itibaren Türk ve Kürt devrimcilerini bölmek üzere
ortaya çıkartılmış bir proje olmuştur.

HDP devrimci ilkelere göre değil Kürtçülük üzerinden siyaset yapan bir partidir.

Kürtleri Türklere ve Türkiye’ye düşman etmek temelinden yürüyen bu tür partilere Kürt kökenli yurttaşlarımızın çoğu oy vermemiştir.

Tarihleri boyunca barışı ve insan sevgisini temel alan Alevilerin şiddet üzerinden
siyaset üreten bir anlayışa oy vermesi düşünülemez.

OSMANLI’NIN KILICI OLDULAR

Alevilerin HDP zihniyetinden uzak durmasının bir de tarihsel sebebi vardır.
HDP’nin işbirliği yaptığı Kürt egemen kesimi, tarihte Osmanlı Devleti ile birlik olarak Alevilerin katledilmesinde görev yapmıştır. 1514’teki Çaldıran’da ve sonrasında

Kürt egemenleri Yavuz Sultan Selim ile birlikte Kızılbaş diye kötüledikleri Türkmen Alevileri katlettiler.

Bunların zulmünden kaçan Aleviler Tunceli dağlarına sığındılar. Bugünkü Tunceli Alevileri, büyük ölçüde işte Osmanlı-Kürt katliamından kaçan o Türkmenlerin torunlarıdır.
Bu işbirliği Kanuni Sultan Süleyman zamanında ve sonraki padişahlar döneminde de devam etti.
Osmanlı adına Alevilere kılıç çalan Kürt derebeyleri ile ilgili belgeleri kitaplarımda yayımladım.

İSLAM BAYRAĞI İSTEDİLER

Bugün HDP’nin de başı sayılan Abdullah Öcalan, 2013 Nevruz mektubunda AKP’ye,
“İslam bayrağı altında birleşelim!” diye mesaj göndermedi mi?

Aynı şeyleri 1514’te Kürt derebeylerinin temsilcisi Bitlisli Şeyh İdris de bir çırpıda
40 binden fazla Alevi’yi katlettiren Osmanlı Sultanı Yavuz Sultan Selim’e teklif etmedi mi?

Bugün AKP ile HDP arasında kurulan ittifakın 500 sene önce Alevilere karşı
Osmanlı Padişahı Yavuz ile Kürtler arasında kurulan ittifaktan ne farkı vardır?

Boğaz’a yapılacak 3. Köprü’ye Yavuz Sultan Selim adının verilmesi boşuna mıdır sanıyorsunuz? PKK’nın Kandil’deki elebaşıları “AKP’yi biz iktidar yaptık!” diye
günümüzün Yavuzlarını desteklemekle övünmüyorlar mı?

TARİKATÇILARLA EL ELE

Bugün sahte devrimciler ve siyasette bir köşe kapmak için olmadık taklalar atanlar tarafından HDP, devrimci bir parti gibi gösteriliyor. Herkes bilir ki, Devrimci teoride temel çelişki
emek-sermaye çelişkisidir. Halbuki HDP’nin baş teorisyeni Öcalan bu çelişkiyi aldı Kürt-Türk çelişkisi haline getirdi. Böylece Öcalan bin yıllık Türk-Kürt kardeşliğini yıkmaya uğraştı, uğraşıyor. HDP işte bu sakat teorinin ürünlerinden sadece birisidir.

HDP şimdi Doğu’daki Nakşibendiler ve Nurcularla işbirliği başlattı.

Bunlar Alevilerin kanını içmeyi ibadet sayan gerici ortamlardır.

Aynı HDP’liler, Cumhuriyet’e kafirlik diyen, bu rejime bağlı olanları kâfir ilan edip
onların canını bile helal sayan Şeyh Said’in heykellerini dikmeyi namus borcu belliyorlar.

Şimdi bu gerici ideolojinin üstünü kapatmışlar;
Alevilere HDP ve Selahattin Demirtaş üstünden şirin göstermeye çalışıyorlar.

KESTİĞİNİ YEMEDİLER

Bu anlatacağımı Tunceli halkı iyi bilir            :

HDP’lilerin heykelini diktiği Şeyh Said, Cumhuriyet rejimine isyan etmeden önce üç adamını Tunceli’nin o zamanki en güçlü derebeyi olan Seyit Rıza’ya yolladı.
Bu elçiler; Seyit Rıza’yı da isyana katılmaya davet ettiler. Seyit Rıza, bunlarla konuşup anlaştı ve misafirlerine koyun kestirip sofra çıkardı. Ama Şeyh Said’in adamları gelen yemeklere ellerini sürmediler; izin isteyip gittiler.

O gizli toplantıdaki aşiret reisleri bu duruma içerlediler.
“Bunlar bizim kestiğimizi yemediklerine göre yarın öbür gün başımıza gör ki ne işler açarlar!” deyip Şeyh Sait ayaklanmasına katılmaktan vazgeçtiler.

İşte HDP; “Alevilerin kestiği yenmez!” diyenlerin heykelini dikiyor.

GEZİDE NEREDEYDİLER?

AKP’nin ağır zulmüne ve ülkeyi geriye götürmesine tepki olarak dalga dalga yayılan
Gezi eylemleri sırasında HDP neredeydi?
Şu devrimci Selahattin Demirtaş, gezi eylemlerini darbecilerin işi göstermedi mi?
“Buradan bir darbe çıkarmak isteyenlerle birlikte olmayız biz..” diyerek
tam Tayyip Erdoğan ağzı ile konuşmadı mı? Bu sözü ile, Gezi eylemlerinde ölen
Alevi gençlerini açıkça karalamadı mı? Böyle bir politikacı aldığı Alevi oylarını yarın
Tayyip Erdoğan’ın saltanatı için kullanırsa kim engelleyebilir ki?

Peki bu HDP Tayyip Erdoğan’ın mezhepçi politikasına, Alevileri hedef göstermesine
bir tepki verdi mi?

Alevilerde kaç-göç, yani kadın-erkek ayrımı yoktur.
İyi de bu HDP; kadınların cariyeleştirildiği şu sürece tek eleştiri getiriyor mu?

Okullarda tek mezhepçi eğitime hiç eleştiri getirdi mi HDP?
Devrimlerin temel hedefi olan laik düzene ve laik eğitime sahip çıkıyor mu?

Cumhuriyeti hep kötülerken Alevileri kılıçtan geçiren Osmanlı dönemine neden tek laf etmiyor bu HDP ve devrimci (!) Selahattin?

ABD emrindeki medyanın propagandası boşunadır…

Osmanlı zulmünden kurtularak eşit vatandaş olmasını
Kemal Atatürk’e ve Cumhuriyet rejimine borçlu olduğunu iyi bilen Aleviler

bu iki temel değere kökten düşman olan HDP’ye asla oy vermeyecektir.

==================================

Dostlar,

Sayın Rıza Zelyut‘un yukarıda yazdıklarını bütünüyle paylaşıyoruz..

Barış, kardeşlik, AYDINLANMA, eşitlik, özgürlük, ATATÜRK DEVRİMLERİ IŞIĞINDA insanca bir yaşam bu topraklarda yaşayan herkesin vazgeçilmez temel hakkıdır.

İnsanlar arasında hiçbir ayrımcılık yapılmasın istiyoruz..

Emperyalizmi lanetliyor ve asla ona alet olmamak için çoook ama çok özenli olmaya çağırıyoruz insanlarımızı, yöneticilerimizi..

Sevgi ve saygı ile.
02 Nisan 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

21 Mart Yeni Bahar Bayramı Kutlaması…

21 Mart Yeni Bahar Bayramı Kutlaması…

Dostlar,

Bu gün 21 Mart..
3. Cemre havaya düştü ve İlkyaz (Bahar) mevsimine girdik.
Gece ve gündüz zaman bakımından eşit oldu (Ekinoks durumu) .
21 Haziranda en uzun gün ışığı süresi yaşanacak ve Yaza girilecek.
21 Eylül’de yine Ekinoks durumu gerçekleşecek ve gece – gündüz süre bakımından
2. kez eşit olacak.
21 Aralık’ta ise en kısa gün ışığı süresi, en uzun gece gerçekleşecek, kışa gireceğiz.

Tüm bunlar, Kilise’nin uydurduğu gibi Dünya düz tepsi gibi olmadığından kaynaklanıyor.
Ya da öküzün boynuzlarındaki Dünyanın hüneri de değil..
Hani şu öküz kafayı salladığında deprem olan Ortaçağın dünyası..
Ortaçağ ve Skolastik düşünce karanlığı gerilerde kaldı.

Bu AYDINLANMA’yı akla ve deneysel – gözlemsel bilime borçluyuz.
Aristo’nun metafiziğini aşarak evrenin gerçeğini “derin derin” (!) düşünmeyle
(Tavukları kuluçkaya oturmasını çağrıştırıyor bize… oysa keramet sabit ısıda yumurtaları tutmak! Günümüzde kuluçka makinelerinde yapılıyor bu inkübasyon işi..)
bulunamayacağını savlayan Galile’ye, Kopernik’e, Batlamyus’a, Bruno’ya vd. ne borçluyuz.

Tüm insanlığın Bahar Bayramı kutlu olsun..

Bu vesile ile Sayın Prof. Dr. D. Ali Ercan hocamız nefis bir sunu yollamış.
Kendisine teşekkür ederiz..
Seyrine doyum olmayan doğa manzaraları ve eşlik eden müzik..
Kendi akışında izlemeli..

Lüfen tıklar mısınız???

Baharda_ciçekler_æ_21.3.15

Sevgi ve saygıyla.
21.3.2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com