İKTİDAR MI, İTİBAR MI?

İKTİDAR MI, İTİBAR MI?

Mustafa AYDINLI
Eğitimci – Yazar

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır.)

İktidar güç, otorite, yetki, olanak demektir. Ülkemizi yöneten siyasal iktidarda bunların hepsi var. İtibar ise saygınlık, adaletli ve adil olmak, insancıl olmak, doğaya, çevreye ve yasalarına saygılı olmaktır. İktidarınızın olması itibarınızın olacağı anlamına gelmez. Sözün özü adil ve sevecen değilseniz itibarlı da değilsiniz.

Sayın Dr. Erdal Atabek bir yazısında “Yerel seçimlerin en önemli sonucu bence bu oldu: İktidar kaybetti, itibar kazandı.” diyor. Doğru diyor. AK Parti Genel Başkanı Sayın Recep Tayyip Erdoğan ise alamadıkları oylar için Demek ki kendimizi iyi anlatamamışız” dedi. Tam aksine, kendinizi çok çok iyi anlattınız. Eğer onlarca TV, onlarca gazete, iktidarın güç ve görkemi ile kendinizi siz anlatamadıysanız kim anlatmış olabilir ki? En küçük ilçelere dek bilbordlarda sizi gördük. TRT’de her açtığımızda sizi gördük. Kendinizi öyle çok ve uzun uzun anlattınız ki, halka parmak sallayışınızdan ürperdik. TV’lerde davudi sesinizle olabildiğine bağırırken, çocuklar bile korkudan yataklarından fırladı. Kulaklarımızla duyduk, gözlerimizle gördük, yüreklerimizle burkularak izledik tüm bunları. Daha nasıl anlatacaktınız ki!?.

Sayın AK parti genel başkanı, hani hep “kandırıldığınızı” söylersiniz ya, oysa siz de halkı kandırdınız. Halka karşı hiç içtenlikli olmadınız. Her şey oya endeksliydi. Bakınız basit ve güncel örnek: Halk yokluk ve yoksulluktan inim inim inliyor, siz de farkındasınız.. toplumun gazını almak için tanzim satış mağazaları açtınız, halk iki kilo soğan ve üç lira tasarruf için saatlerce kuyrukta bekledi. Ama seçim biter bitmez, daha oylar sayılırken o tanzim satış mağazalarını yıktınız. Gereksinim mi kalmadı? Halk doydu mu? Siz de halkı kandırdınız. Artık toplum bunları sorgulamaya başladı. On’u aşkın makam uçağınız varken ve halk kuru soğana muhtaçken siz Katar’dan “uçan saray” aldınız, karşılığında, göz bebeğimiz Sakarya Tank Palet Fabrikasını katarlılara yemlik verdiniz…… Halk da seçimlerde kararını verdi.

Kendinize muhalif olanı hapisle tehdit ettiniz. Tarih adil olmayanın uzun süre ayakta olamayacağına tanıktır. Kendi dışınızdakilere terörist dediniz. Cumhuriyetin tüm varlık ve kazanımlarını tükettiniz, yine de elde avuçta birşey yok. Dış borç gırtlağı aştı (yakl. 500 milyar $!). “Şah” diyenin dilini koparıyorsunuz. Mapushaneler gazeteci ve karşıtlarınızla dolu. Mapushaneler masum insanlarla dolu. Binlerce insan kesinleşmiş yargı kararı olmaksızın işten atıldı. Üstelik yargıya başvurmalarının yolu da tıkandı. Parasız, pulsuz, mağdur aileler. Hiçbiri umurunuzda değil. Ama partinizin içinde FETÖ’nün siyasal ayağı partiniz içinde “nedense” asla ve kat’a sorgulanmadı!? Bedeli sandıktır. Tüm bunlara karşın yine de çok oy aldınız ve ne yazık ki hala 1. partisiniz.

Bir kez düşünün Sayın D. Bahçeli, Sayın N. Kurtulmuş, Sayın S. Soylu hatta Sayın T. Türkeş’le karşılıklı birbirinize söylediklerinizi. Ben burada yinelemeyeceğim. Çünkü o sözleri anmaktan utanıyorum. Söylenen sözün hiç ağırlığı ve samimiyeti yok mu? İlke ve ideallerin hiç önemi yok mu?

Bakın size 3 örnek vereyim İlke, İdeal ve Sözün arkasında durma konusunda : İlki filozof Sokrates (MÖ 469-399) inançları yüzünden  ölüme gönderilirken elleri kelepçeli, eşi kolluk güçlerinin önünü keser. “Eşimi suçsuz yere ölüme götürüyorsunuz” der. Sokrates ise, “Hanım, hanım suçlu olarak ölüme gitsem daha mı iyi olacaktı?” diye tarihe geçen sözünü söyler. Mahkemenin “Vazgeç düşüncelerinden, bağışlayalım..” pazarlığını reddeder.

Öbür örnek : 1600’de İtalya’da engizisyon mahkemesi kararıyla Giordano Bruno adında bir düşünür, diri diri yakılarak öldürüldü. Mahkeme, “sözlerinden vazgeçerek af dilerse bağışlanacağını” söylediğinde, Socrates gibi O da reddetti ve yakılmayı göze aldı.

2000 yılında Giordano Bruno adına “Hoşgörü ve İfade Özgürlüğü” 400 yıl sonra kutlandı.

Pir Sultan Abdal (1480-1550) : Hızır paşa, Pir Sultan’a “Bana bir şiir söyle içinde Şah sözü geçmesin, seni bağışlayayım..” der. Pir Sultan Abdal 7, 6 ve 5 dörtlükten oluşan 3 şiir söyler, hepsinde de “şah” sözcüğü geçer. Hatta kimi dörtlüklerde 2, 3 kez bu yasaklanan sözcük geçer. Ölümü ilke ve idealleri uğruna hiçe sayar. İnanç ve itibar, işte böyle bir şey…

Sözün, ilke ve ideallerin ağırlığı, saygınlığı, itibarıdır; yüzlerce yıl sonra onları dillerden düşürmeyen..

Mevcut iktidar, çeşitli manevralarla Cumhuriyetin temel değerlerini ağır erozyona uğrattı. Ama yerine yeni bir şey koyamıyor, çıkmazda, Türk halkı bu ‘ateşten gömleği’ daha fazla giyemez. Cumhuriyetin değerini ve erdemlerini anlayan Türkiye halkı, Mustafa Kemal ATATÜRK’ün ışıklı yoluna yeniden tutunuyor. Görüyor ki çözüm parlamenter demokraside.. 31 Mart 2019 yerel seçimleri, çıkmaz sokaktan dönüşün ışıklı parıltısıdır.

İktidarlar geçici, saygınlık (itibar) kalıcıdır.
İktidardakiler yolcu, halk hancıdır!
Dünya, söylenceye (efsaneye) göre 900 yıl salatan süren Sultan Süleyman’a bile kalmamıştır!

  • Saygınlığın altın tacı adalettir.

Mustafa Kemal ATATÜRK’ün devrim ve ilkeleri ile gerçek iktidar olalım, itibar edinelim geleceğimizi taçlandıralım; daha çok geç olmadan.. (14.4.19)
=====================================
Dostlar,

Değerli dostumuz ve sitemize içten duygularla yüklü yazılar gönderen Sn. Aydınlı‘ya teşekkür ediyoruz. Ne var ki AKP iktidarının tüm çabalara karşın sağduyuya yanaşmadığını ibretle izliyoruz. İstanbul Maltepe’de ilçe seçim kurulunun kendi sayımlarını iptal ettiğini, yeniden sayıma karara verdiğini dehşetle öğreniyoruz!

  • Bu tablo, iktidarın baskısının sanılandan çooook daha ağır olduğunun açık kanıtı…

AKP İstanbul belediye başkanlığını ne pahasına olursa olsun “kaptırmak” istemiyor. Buna mecbur – mahkum – tutsak hatta! Ama niçin böyle?? Bu sorunun yanıtı gerçekte herkesçe iyi biliniyor..
– Bir yandan yandaşlara ihaleler sürdürülüyor,
– bir yandan “arşiv temizliği” yapılıyor,
– bir yandan da yine yandaşlara ödemeler öne alınarak yapılıyor, kasa boşaltılıyor…

Bütün bu yüz kızartıcı işler, Sn. Aydınlı’nın deyimleriyle “iktidar” adına “saygınlık” ayaklar altına alınarak yapılıyor.. Tüm dünyanın gözleri önünde ve her türlü demokratik – ahlaksal – etik – hukuksal – insani – dinsel … değer ayaklar altına alınarak.. Toplumsal barış – huzur dinamitlenerek..

AKP’nin utanç veren, ibretlik FETÖ bağlantılarını kendi sesleri ve görüntüleri ile izleyin :
https://youtu.be/KKxkccTS1DI

Başta YSK (Yüksek Seçim Kurulu) olmak üzere il – ilçe seçim kurullarındaki yetkili yargıçların bu çok tehlikeli traji – komik tabloya derhal son vermeleri gerekiyor..
Yiğitçe, gerekirse tüm baskıları topluma açıklayıp reddederek!
Yıkım (tahribat) giderek büyüyor ve onarımı olanaksızlaşıyor..
Halkla ve özgür iradesiyle “alay etmek” ülkemize çok ağır bedeller  ödetebilir..

Lütfen,,, inatlaşmayın, hak yemeyin, zerrece dürüst olun lütfen.. artık yeter..

Sevgi ve saygı ile. 14 Nisan 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Dr. Doğu Perinçek’in Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi’ndeki Sunumu

Dr. Doğu Perinçek’in Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi’ndeki Sunumu:

İşte Doğu Perinçek'in AİHM'de yaptığı tarihi konuşma

 

 

 

 

 

 

 

Sayın Yargıçlar,

Sizleri saygıyla selamlıyorum.
Mahkemenize güveniyorum.

1. Avrupa insanının özgürlüğü için buradayız.
AİHM 2. Dairesi’nin 17 Aralık 2013 günü açıklanan kararı, Avrupa’nın özgürlük mirasını
temsil ediyor ve Avrupa’daki özgürlükleri güvence altına alıyor. O kararı aynen tekrar ediyoruz.

Düşünceyi açıklama özgürlüğü, farklı, hatta aykırı görüşe özgürlüktür.
Özgürlük, statükoya karşı çıkanlara gereklidir.
Giordano Brunolar, yerleşik inançları tartışmaya açtıkları için yakıldılar.

Birinci Dünya Savaşında taraf olan devletlerin ve halkların birbirlerine karşı o tarihlerden kalan belli yargıları var. Bunların geleceğimiz üzerindeki olumsuz etkilerinden kurtulmalıyız.
Avrupa insanının bilinci, 1915 olayları konusunda yasaklarla kuşatılmasın.

2. Daire kararında 1915 olaylarına ilişkin görüşlerin tartışmalı olduğu saptanmıştır.
Ermeni Patrik Vekili Ateşyan ve Başpiskopos Anuşyan bu ay yaptıkları konuşmalarda,
kimi Ermeni ve kimi Türk çevrelerinin “birbirlerini zalim ve kendilerini mazlum” olarak görmelerindeki olumsuzluğa değindiler ve “dış mihrakların rolünü” vurguladılar
(Ateşyan ve Anuşyan’ın konuşmaları ekli). Biz de aynı görüşteyiz. 2. Daire,
Ermeni Patriği dahil, herkesin özgürce konuşmasına güven sağlayan bir karar vermiştir.

Biz, 1915 olaylarının ”soykırım” tanımına uymadığını belirttik ve bu savımızı
bilimsel usavurmayla öne sürdük. İsviçre Mahkemesine 90 kilo Rus ve Ermeni belgesi verdik. Rus raporlarına ve mahkeme kararlarına, Ermeni devlet adamlarının ve subaylarının
resmî rapor ve kitaplarına, Alman generallerinin tanıklığına dayandık.
Görüşlerimiz tartışılabilir, ama bizim özgürlüğümüzü korumak, Avrupa hukukunun gereğidir.

2. Soykırım hukuksal bir tanımdır. Ankara Hukuk Fakültesinde Devlet Teorisi ve
Kamu Hürriyetleri alanında ders vermiş bir bilim insanı olarak yaptığım araştırmalar sonucu vardığım kanaat şudur:

Osmanlı devleti, Ermeni yurttaşlarımıza karşı uygulamalarda, Ermeni toplumunu toptan
yok etme amacıyla hareket etmemiştir. Bununla birlikte 1. Dünya Savaşı sırasında
karşılıklı kırım ve zorla göç ettirme (tehcir) olduğunu her zaman belirttim.
Ermeni yurttaşlarımızın acılarını her zaman paylaştım. Ermenilere karşı husumet veya
nefret içeren tek sözcüğümü bulamazsınız. Onların kültürümüze ve hayatımıza katkılarını
her zaman vurguladık.

Ermenileri değil “büyük devletleri” sorumlu tuttuk.
Bu söylemimizle de Ermeni yurttaşlarımızı koruduk.

3. Avrupa’da ve Türkiye’de barış ve kardeşliği koruyalım.
“Ermeni soykırımı” iddiaları tabulaştırıldı ve Avrupa’da Türkleri aşağılamanın aracı haline getirildi. Türkler ve Müslümanlar, bugün Avrupa’nın karaderilileridir. Bırakınız mazlumları savunanlar da konuşabilsin. Ermeniler de bu mazlum kavramı içindedir. Mazlumların konuşma hakkı, Avrupa’da hoşgörünün ve kardeşliğin gelişmesi için en sağlam güvencedir. AİHM, ifade özgürlüğünü güvence altına alan kararıyla nefret söylemini de mahkum etmiş olacaktır. Biz Avrupa ve Türkiye’de barış ve kardeşlik için buradayız. 28 Ocak 2015, Strazburg.

Doğu Perinçek

İnternette dolaşanlar : KANTO ve….

İnternette dolaşanlar : KANTO ve….

  • NEDEN  – SONUÇ İLİŞKİSİNDEN HABERSİZ BİR TOPLUM,
    SATILANLARI ve ÇALINANLARI GÖREMEZ; 
    YALNIZCA YAPILANLARI GÖRÜR ve YIKILIR…
Kantonun sözlerini kim yazmış ise güzel derlemiş ama bence kantodan sonraki sözler daha önemli ve değerli..
KANTO

Kantoyu aşağıdaki sözlerle ve müziğiyle söyleyin, inanamayacaksınız…

Ben kalender meşrebim hukuk, mukuk aramam
Sömürgeci bir parti, isterim olsun..
Vekilleri çok yobaz, danışmanı hokkabaz
Biraz da hırsız olsun… Olsun.
* * *
İcraatı yıksın, müritleri çarpsın
Olacaksa bir cipi, villası olsun
Atatürk’e düşman, küfürde fettan
Tükürsen, pişkin olsun.. olsun.
* * *
Vatandaşı soysun, hilafeti koysun
Ordumuza bir fitne, mutlaka soksun
Gölgesinden korkan, tele kulağı olan
Biraz da hain olsun. olsun.
* * *
Memleketi satsın, laikliği yıksın
Olur ise böylesi, katmerli olsun
Cahilliği fetbaz, parti adı ak beyaz
Gözaltı torba olsun.. olsun.

**************************

“Dünyada her millet icraatına tahammül ettiği hükümetin mesuliyetine ortak sayılır.” Mustafa Kemal ATATURK

“Asıl önemli olan ve memleketi temelinden yıkan ve halkını tutsak eden,
içerideki cephenin suskunluğudur.”
Mustafa Kemal ATATÜRK

“İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkulur.”
Atasözü

“Zor kullanarak elde ettiklerimizi ancak zor kullanarak elde tutabiliriz.”
Mahatma Gandhi

“TANRI, iradesini egemen kılmak için iyi insanları;
kötü insanlar ise kendi iradelerini egemen kılmak için TANRI’yı kullanırlar.”
Giordano Bruno

“Küçük hırsız El feneri, Büyük hırsız Deniz feneri kullanır.
Ancak her ikisinin de çalışmasi için Ampul gerekir!”


Sevgi ve saygı ile.
17 Mayıs 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

 

SAVAŞTEPE KÖY ENSTİTÜLÜ HÜSEYİN KOCAKÜLAH’tan Dersler ve Zeytinin Teri


Dostlar
,

Bir 17 Nisan daha geldi.. KÖY ENSTİTÜLERİ‘nin sevgin (aziz) anıları ve acısı yüreğimizde tazelenir hep.. Aşağıdaki yazı bir meslektaşımızdan bize yıllar önce ulaşmıştı ve yazan bu anısını yazarak paylaşan sevgili meslektaşımız
Dr. Mehmet Uhri ile telefonla görüşerek kendisine teşekkür etmiştik.

Yazı 31 Temmuz 2006’da “benimturkiyem@yahoogroups.com” üzerinden paylaşılmıştı ve “Zeytinin Teri” başlıklı idi. Bu güzelim anı, bugünlerde gene dolaşımda..
İyi ki öyle.. Dr. Uhri’ye çok teşekkür edeiz bu anısını yazdığı ve paylaştığı için.. Savaştepe Köy Enstitüsü bitirenlerinden, bu yazının kahramanı “Hüseyin Kocakülah” amca, dileriz yaşamda ve esenlik içinde olsun.. Aşağıdaki fotoğrafta 90 yaşında iken kendisi ile söyleşi yapan Dr.Yasemin BRADLEY ile birlikte.. (25.7.2013)

Sevgi ve saygı ile.
15 Nisan 2014, Ankara

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net

===========================================

SAVAŞTEPE KÖY ENSTİTÜLÜ HÜSEYİN KOCAKÜLAH’tan Dersler ve
Zeytinin Teri

Dr. Mehmet UHRİ

Aklın yolu birdir. Aşağıda yazılanlar bire bir yaşanmış bir olay. Yine aynı yönü işaret ediyor. Cehalet her kötülüğün anasıdır, deriz. Ülkemizde cehaletin aşılıp, üstüne kültür de eklenmedikçe bir değişimin olmasını beklemek, abesle iştigalden başka bir şey değildir.

” Arabamız su kaynatmasa durmayacaktık, o sıcak yaz günü Balıkesir’in Savaştepe ilçesinde. Yola çıkmadan önce arabaya bakım yaptırmış, hararet sorunu olduğunu söylememe karşın arıza bulamamışlardı. Dağda su kaynattıktan sonra motorun soğumasını bekleyip ancak Savaştepe’ye dek gidebilmiştik. Birlikte yolculuk ettiğim eşim ve kızımın da canı sıkkındı.
Günlerden pazardı ve her yer tatildi. Sanayi sitesinde arabaya baktıracak birilerini aradık, bulamadık. Can sıkıntısı ve çaresizlik içinde söylenirken tamirci aradığımızı duyan birileri aracılığıyla tanıştık Hüseyin amcayla. Elinde küçük bir alet çantası vardı. Yardımcı olmak istediğini söyledi. Motora yaklaştı, sesini dinledi. Kontağı kapatıp tekrar açtı. Hiçbir yere dokunmadan uzun uzun motoru ve çalışmasını izledi.

“Motorun soğutma sisteminde sorun görmediğinden” söz etti.
Bir süre daha bakındı.. Sonra “buldum galiba” diye haykırdı.

“Her şey normal görünüyor ve su kaynatıyor ise araba su eksiltiyor demektir. Muhtemelen kalorifer peteği delinmiş, su kaçırıyordur.
O takdirde döşemelerin ıslak olmalı” dedi.. Gerçekten de onca uzmanın çalıştığı servisin bulamadığı sorunu kısa sürede görmüştü. Arabanın kalorifer sistemi su kaçırıyor eksilen soğutma suyu yüzünden araba hararet yapıyordu. Kalorifer sistemini devre dışı bırakıp geçici bile olsa su kaçağını önleyip sorunu çözdü, Hüseyin amca.

Teşekkür edip borcumu sordum. Arabanın camındaki tıp armasını gösterdi;

– Doktor musun?
– Evet.
– Bizim hanımın yıllardır geçmeyen ağrıları var. Gelip bakarsan ödeşiriz. Ben de hanıma doktor götürmüş, gönlünü almış olurum.
Hem de çayımızı içer soluklanırsınız. Hep beraber, Hüseyin amcanın evine gittik. Tek katlı bahçeli şirin bir evdi. Hanımının yakınmalarını dinleyip, muayene ettim. Çoğu yaşlılığa ve menopoza bağlı yakınmaları için tavsiyelerde bulunup iki de ilaç yazdım. Kadıncağızın yüzü güldü. Teşekkür etti. Çay hazırlamak için izin istedi. Bu arada ilkokul çağındaki kızım boş durmuyor odaları karıştırıyordu. Bir şey kırıp dökmesin diye yanına gittiğimde evin bir odasının duvarlarının kitapla dolu olduğunu gördüm. Şaşkınlığım daha da artmıştı.

Muhabbet ilerleyince, tamirci sandığım Hüseyin amcanın gerçekte emekli ilkokul öğretmeni olduğunu 39 yıl devlet hizmetinde Ege’nin köylerinde çalışıp emekli olduktan sonra Savaştepe’ye yerleştiğini anlattı. Çocuklarının okuyup büyük şehre gittiğini burada hanımıyla
baş başa yaşadığından dem vurdu. – Neden buraya yerleştin?

– Ben okumayı, yazmayı, hayatı burada öğrendim. Sizler bilmezsiniz, unutuldu gitti. Ben Savaştepe Köy Enstitüsü‘nün ilk mezunlarındanım. Hasan Ali Yücel Maarif Vekili iken ilk köy enstitüsü burada açıldı. Burada öğrendim ben hayatı, bir şeyler öğretmenin nasıl mutluluk verdiğini. Ayrılamadım buralardan.

– Peki bu tamircilik işi nereden çıktı? – Dedim ya, bilmezsiniz sizler, Köy Enstitüsü mezunu olmanın ne demek olduğunu? O zamanın okulları sanırsınız. Halbuki orada bu toprağın çocuklarına okuma yazmanın yanı sıra çiftçiliği, hayvancılığı, inşaat yapmayı, yemek yapmayı, bozulanları tamir etmeyi, örgü örmeyi hatta az buçuk hekimlik yapmayı bile öğrettiler. Hayatı öğrendik ve öğretmen olup hayatı öğrettik çocuklara.
– Yani elinizden çok iş geliyor.
Köy enstitülerinde bilmeyi, öğrenmeyi, düşünmeyi, soru sormayı, aklını kullanmayı öğretiyorlardı. Zaten bu yüzden yaşatmadılar ya…

Bu arada çaylar geldi. Çayın yanında ekmek peynir ve zeytinden oluşan kahvaltı da hazırlamıştı Hüseyin amcanın hanımı.
Emekli olduktan sonra zeytinciliğe başladığını sofradaki zeytinin de kendi ürünleri olduğundan söz etti. – Zeytinin hikmetini bilir misin? Meyveleri ile karnımızı doyurmuş, yağını çıkarmışsız. Kandillerde yakıp aydınlanmışız, odunu ile ısınmışız. Giderek ona benzemişiz.
– Nasıl yani?
– İnsan da doğanın meyvesi değil mi? Sofradaki zeytin çanağından aldığı zeytini ışığa doğru tutup; – Doğup büyüdüğünde zeytin tanesi gibi acı, yeşil bir meyve insan. Çoğunu sıkıp yağını çıkarıp posasını da sabun yapıyoruz. Yani heba olup gidiyor. Bir kısmını sofralık ayırıyor selede tuza yatırıp acı suyunu atmasını buruşup bu hale gelmesini sağlıyoruz. Veya salamura yapıp olduğundan daha şişkin gösterişli hale getiriyoruz. İnsanlara da böyle yapmıyor muyuz? Okullarda okutup okutup hayata hazırladığımızı sanıyor ya şişiriyor ya da buruşturup atıyoruz insanları.
– “Sizin köy enstitülerinde yaptığınız da böyle bir şey değil miydi?” diye soracak oldum.. Hanımına baktı gülüştüler.
– Hurma zeytini bilir misin?
– Bilmem. Hiç duymadım.
– Ege’nin kimi yerlerinde olur. Ağaç aynı ağaçtır ama her yıl kasım ayı sonu gibi denizden karaya esen rüzgar ile zeytin ağaçlarına bir mantar bulaşır. Bu mantar zeytinin terini giderir, acısını dalında alır. Dalında olgunlaşır zeytinler. Toplandığında yemeğe hazırdır anlayacağın.
– Eeee.
– Köy Enstitüleri de böyleydi. Dalında olgunlaşan zeytinler gibi insanları oldukları yerde yetiştirmeye, onların bilgilerini de öbür insanlara bulaştırmayı amaçlamıştı. Doğup büyüdüğü ortamda olgunlaştırıyorlardı, insanı. Yaşama hazırlıyorlardı.

Sustuğumu görünce, Hanımından boşalan bardakları doldurmasını
rica etti.
– “İşte bu yüzden, öğrendiklerimin zekatını vermek, zeytinin terini hatırlatmak için buradayım, doktorcuğum, unutulsun istemiyorum.” dedi. Kitaplığından çıkardığı iki kitabı kızıma hediye etti. Vedalaştık. Arkamızdan bir tas su döküp, uğurladılar.

Dr. Mehmet Uhri

Not  : Bu yazı, emekli öğretmen Hüseyin Kocakülah ve Köy Enstitülerine emek verenlerin anısına adanmıştır. 

” Dünyada her millet, icraatına tahammül ettiği hükümetin sorumluluğuna ortak sayılır.”  /  Mustafa Kemal ATATÜRK

” İnsanın kazandığı paradan değil, paranın kazandığı insandan korkulur.” Atasözü

“TANRI, istencini egemen kılmak için yeryüzündeki iyi insanları kullanır; yeryüzündeki kötü insanlar ise kendi istençlerini egemen kılmak için TANRI’yı kullanırlar.”  Giordano Bruno

“Adaletsizliği önleyecek gücümüzün olmadığı zamanlar olabilir ama; Adaletsizliğe itiraz etmeyi beceremeyeceğimiz bir zaman asla olmamalıdır!..” Elie Wiesel (Nobel Barış Ödülü Sahibi)