Prof. Korkut Boratav : Yolun sonu IMF!

Hocaların hocası dövizi yorumladı:
Yolun sonu IMF!

İktisatçı Prof. Dr. Korkut Boratav, dünyada egemen olan finans kurallarına dikkat çekti ve “Şimdi bu kurallara ya uyacaksınız ya da cezalandırılacaksınız. Sonuç, kurallara teslim olursanız IMF’ye gidersiniz. İşte Türkiye bu noktadadır.” dedi.
CHP’li ekonomist Selin Sayek Böke ise “Bu OHAL devalüasyonudur. Göz göre göre hep birlikte batıyoruz” yorumunda bulundu. (Cumhuriyet, 23.05.2018)

[Haber görseli]

Prof. Dr. Boratav’ın değerlendirmeleri şöyle:

* Şu anda dünyaya egemen olan finans kuralları şunlar:
1- Merkez Bankası’nın kesin bağımsızlığı.
2- Enflasyon üzerinde faiz oranı belirleyen sıkı para politikası.
3- Döviz fiyatları dalgalanmaya bırakılacak, Merkez Bankası müdahale etmeyecek.
4- Hepsinin temeli olan ana kural sermaye hareketleri serbest bırakılacak.

* Şimdi bu kurallar finans kapitalin egemenliğini sağlayan kurallardır. Bununla baştan kavga etmeniz mümkün. Yani “sermaye hereketlerini kontrol edeceğim” diyerek meydan okuyabilirsiniz. Türkiye bundan 1989’da vazgeçti, serbest bıraktı. İkincisi Döviz kurunu kontrol edebilirsiniz. Türkiye bundan da Kemal Derviş döneminde 2001’de vazgeçti. 2002 sonunda iktidara gelen AKP de aynı kuralları kabul etti. Şimdi buna ya uyacaksınız ya da cezalandırılacaksınız.

* Nedir cezalandırma? Fon girişleri durur. Krediler pahalılaşır ya da ana parayı tahsil etmeye başlar bankalar. Bu da Döviz krizine sürükler. Sonuç, kurallara uymaya razı olursanız, teslim olursanız IMF’ye gidersiniz. İşte Türkiye bu noktadadır.

* Cumhurbaşkanı bu kurallara uyma niyetinde olmadığını çeşitli vesilelerle söylüyor. Fakat söylem ortalığı karıştırıyor. Ne söylüyor:

“Yurt dışına para kaçıranlara vergi uygulanacak. Cumhurbaşkanı, yürütmenin başı olarak Merkez Bankası bağımsızlığına tabi olmak zorunda değildir. Son olarak da faiz bütün kötülüklerin anasıdır, düşürmek lazım.”

Bunlar kurallara itiraz anlamına geliyor ama temel kural korundukça yani sermaye hareketlerinin korunması durumunda olanaklı değil. Cezalandırılırsınız.

Prof. Boratav, ekonomideki kötüye gidişin işçiye, memura yansımasının nasıl olacağı konusunda da

  • “Enflasyon yukarı çekilir, sonunda sert krize dönüşürse ekonomi daralmaya başlar.
  • İşsizlik yükselir. Ancak bu nokta daha sonra gelir. Yıl sonunda gelir. Özellikle önümüzdeki yıl gelir.” dedi.
    =========================================

    Teşekkürler Boratav hocamız, saygın üstadımız…
    Dileyelim siyasal partilerin yetkilileri – sorumluları da okur uyarılarınızı..

    Sevgi ve saygı ile. 28.5.18

    Dr. Ahmet Saltık
    www.ahmetsaltik.net  

ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA

ANAYASA MAHKEMESİ BAŞKANLIĞINA

Ahlatlıbel / A N K A R A

Sayın Recep Tayyip ERDOĞAN; CUMHURBAŞKANI ADAYI ve OLASI
BAŞKAN ADAYI OLABİLME ŞARTLARINI;
hem HUKUKEN hem de KANUNEN HİÇBİR ŞEKİLDE TAŞIMAMAKTADIR.

Recep Tayyip ERDOĞAN’ın ÜNİVERSİTE (Herhangi bir üniversitenin bünyesindeki en az 4 yıllık fakülte) mezunu olmadığı; kesin bir olgudur. Zaten AKP’yi birlikte kurdukları ve Yüksek Seçim Kurulu ile Siirt İl Seçim kurulları’nın; Recep Tayyip ERDOĞAN’a; ANAYASAMIZI ve YASALARIMIZI göz göre göre açıkça çiğneyerek; gökten zembille indirip bahşettikleri GAYRİMEŞRU SİİRT milletvekilliği payesi MEŞRU FARZEDİLEREK; GAYRİMEŞRU YÖNTEMLERLE kurduğu ilk hükümette yaklaşık 4 yıl boyunca yanı başında başbakan yardımcısı olarak bulunan, sayın Abdüllâtif ŞENER; Recep Tayyip ERDOĞAN’ın üniversite mezunu olmadığını ve
2 yıllık yüksekokul mezunu olduğunu kamuoyumuza bütün içtenliği ile açıklamıştı. Yüce mahkemenizce Recep Tayyip ERDOĞAN’ın SİİRT İL seçim kurulu – İstanbul
il seçim kurulları ile birlikte; Yüksek Seçim Kurulu’na çeşitli tarihlerde sunduğu
TÜM DİPLOMALARI’nın ASILLARI’nın getirtilerek KRİMİLAL incelemeye
tabi tutulmasını
; en derin saygılarımla arz ve talep ediyorum.

Bu başvuruyu yüce mahkemenize benim değil; TBMM’de grubu bulunan CHP (Cumhuriyet Halk Partisi) ve MHP (Milliyetçi Hareket Partisi) üst yönetimlerinin yapmaları gerekirdi. İsimlerini verdiğim bu siyasal partilerin görevlerini yapmamaları ve bazı durumlarda da Recep Tayyip ERDOĞAN’ın suç ortağı konumuna düşmeleri nedeniyle; BİREYSEL BAŞVURU HAKKIMI KULLANARAK; DEVLET HAYATIMIZI DERİNDEN ÇOK ÇOK MENFİ YÖNDE ETKİLEYEN; TELÂFİSİ İMKÂNSIZ çok önemli bu başvuruyu, Yüce Mahkemenize ben yapmak zorunluluğunda bırakıldım. YÜCE MAHKEMENİZ’in, DEVLETİMİZ’in GELECEĞİ AÇISINDAN YAŞAMSAL ÖNEMDEKİ ÇOK ÇOK ÖNEMLİ BU KONUYA İÇTİHAT YARATARAK RE’SEN EL KOYMASINI

en derin saygılarımla ARZ ve TALEP EDİYORUM.

RECEP TAYYİP ERDOĞAN; devlet güvenlik mahkemesi savcıları sayın NUH METE YÜKSEL ile sayın ÖMER SÜHA ALDAN tarafından yürütülen ve 12 klasörden oluşan; “İDAMI İSTENEN DOSYALARDAN“ YARGILANIP BERAAT ETTİĞİ İÇİN DEĞİL; ZAMAM AŞIMINA UĞRADIĞI“ gerekçesi ile dosyalar
RAFA KALDIRILARAK örtbas edildiği için kurtarılmıştır.
(STAR GAZETESİ, 30 Ocak 2004, Cuma).

MER’İ (Yürürlükteki) kanunlarımıza göre “İhaleye fesat karıştırma, RÜŞVET, HIRSIZLIK – YOLSUZLUK“ suçlarını işleyenler; Affa uğramış olsalar dahi CUMHURBAŞKANI ADAYI gösterilemezler.

03 Nisan 2014 günü akşamı ULUSAL TV Kanalında sayın Hulki Cevizoğlu’nun sunduğu “CEVİZ KABUĞU“ isimli programa konuk olarak katılan AKP kurucularından ve eski Başbakan Yardımcılarından sayın ABDÜLLÂTİF ŞENER, Recep Tayyip ERDOĞAN ve AKP konusunda dehşetengiz rüşvet – yolsuzluk ve hırsızlık iddialarını gündeme getirmiştir. Sayın Abdüllâtif ŞENER’in açıklamalarının bazıları kısaca şunlardır :

1- Birinin (Recep Tayyip ERDOĞAN) EVİNDE 1.000.000.000 US Doları (BİR MİLYAR Amerikan doları) NAKİT’i var ise; serveti en az 100.000.000.000 (YÜZ MİLYAR) DOLARDIR. En büyük 10 holdingin (KOÇ – SABANCI – DOĞUŞ – ENKA – ECZACIBAŞI – FİBA – BOYNER vb.) holdinglerin toplam varlıkları 100.000.000.000 US dolarından (100 milyar ABD DOLARI) daha azdır.

2- Dış basında Recep Tayyip ERDOĞAN’ın servetinin 127.000.000.000 US Doları
(Yüz yirmi yedi MİLYAR ABD DOLARI) olduğu
na ilişkin yazılar yayınlandı. Yayınlanan bu yazılar bugüne dek yalanlanmamıştır.

3- Bunca TAPE yayınlandı. Ne oldu ki demeyin. En azından MAFYA YÖNTEMLERİYLE DEVLET YÖNETİMİ NASIL OLUR? HERKES BUNU GÖRDÜ. Yaklaşık 2,5 yıl önce dış basında yayınlandığı ve yalanlanamadığı sayın ABDÜLLÂTİF ŞENER tarafından dile getirilen 127 MİLYAR Amerikan doları tutarındaki inanılması imkânsız KORKUNÇ servetin meşru yollardan edinilmesinin imkânı olabilir mi?

MİLLİ İRADE’nin Parlamentoya gerçek anlamda yansımasını çok büyük ölçüde engelleyen çarpık Seçim Kanunu ile birlikte; Yüksek Seçim Kurulu’nun affedilmesi mümkün olmayan; bilinçli ya da bilinçsiz bariz hataları ve ABD’nin çevirdiği envai çeşit oyunlar neticesi; kayıtlı seçmenin sadece %25’inin OYU’nu alabildiği halde, Parlamentodaki üye tam sayısının 2/3’ünden fazlasını ele geçiren eski (fiili)
AKP GENEL BAŞKANI RECEP TAYYİP ERDOĞAN’ın kendi ifadesi ile
24 TEMMUZ 1974’te İETT Altıntepe daire müdürlüğü “TEMİZLİK KADROSU“nda, “VASIFSIZ İŞÇİ“ OLARAK İŞE BAŞLADIĞI’nı; 14 Aralık 2004’te yayınlanan MİLLİYET GAZETESİ’ndeki RÖPÖRTAJI’nda yazar sayın CAN DÜNDAR’ın kaleminden öğrendik.

RECEP TAYYİP ERDOĞAN’ın; HUKUKEN AKP GENEL BAŞKANI OLMADIĞI ve MİLLETVEKİLLİĞİ ADAYLIĞI’nın YSK’ca iptal edilmiş olmasına rağmen;
AKP Genel Başkanı sıfatı ile 2002 genel seçimlerinde İstanbul AKP milletvekili
aday listesinin en başında yer almış olması; Yüksek Seçim Kurulu’nun İŞLEDİĞİ; TELÂFİSİ İMKÂNSIZ ÇOK ÇOK BÜYÜK ÖLÇEKLİ YASA ve ANAYASA SUÇU DEĞİL MİDİR?

Recep Tayyip ERDOĞAN, cümle alemin bildiği gibi, 12 Aralık 1997 tarihindeki SİİRT konuşmasında Minareler süngü, kubbeler miğfer, müminler asker, camiler kışlamız diye bölücü ve kışkırtıcı mahiyette bir şiir okuduğu ve halkımızı alenen kışkırttığı için, kesinleşmiş hapis cezasını da hapishanede bilfiil yatarak çekmiş olmasından dolayı; YSK’nca İstanbul milletvekilliği adaylığı iptal edilmişti.

Recep Tayyip ERDOĞAN‘ın AKP Siirt milletvekilliği adaylığını YASA’larımızı paspas gibi çiğneyerek kabul eden 2002 – 2003 yılları SİİRT İL SEÇİM KURULU başkan ve üyeleri ile birlikte, YÜKSEK SEÇİM KURULU başkan ve üyeleri; Türkiye Cumhuriyeti Devleti’ne karşı; telâfisi imkânsız çok çok büyük YASAL ve ANAYASAL suç işlemişlerdir. Haklarında yasal ve ANAYASAL müeyyidelerin tavizsiz uygulanması gerekmektedir.

Arz ettiğim bu gayrimeşru Siirt milletvekilliği ve akabindeki yaklaşık 4 yıllık gayrimeşru Recep Tayyip ERDOĞAN hükümetinde görevlendirilen çok sayıdaki AKP’linin de Cumhurbaşkanı, milletvekili ve Belediye Başkanı seçilebilme istekli adaylıklarının kabul edilmeyerek reddedilmesi gerekirdi. AKP ileri gelenlerinin muhtar adaylıkları dahi kabul edilemez. 2002 Siirt seçimlerinin tuhaf gerekçelerle, sanki sadece RECEP TAYYİP ERDOĞAN’ı önce Parlamentoya sokup; sonrasında da kendisine BAŞBAKANLIK MAKAMI’nın; ALTIN TEPSİ İÇİNDE SUNULMASI amacı ile gerçekleştirildiği anlaşılmaktadır. Aynı seçim döneminde YAZ – BOZ TAHTASI gibi önce İstanbul milletvekilliği adaylığı Yüksek Seçim Kurulunca veto ediliyor. Birkaç ay sonrasında ise, devir değiştiği için YASALARIMIZ ve ANAYASA’mız PASPAS GİBİ ÇİĞNENEREK YENİLENEN 2002 SİİRT seçiminde AKP milletvekili aday listesinin en başına İstanbul’dan PARAŞÜT ile getirtilip oturtulabiliniyormuş?

T.C. Devleti’nin başbakanlık makamı; “ZİMMET – İHALEYE FESAT KARIŞTIRMA – KALPAZANLIK – EVRAKTA SAHTECİLİK YAPMA“ suçları başta olmak üzere, hakkında çok sayıda suç isnadı bulunan; ayrıca belediye başkanlığı öncesi ORMAN ARAZİSİ (YEŞİL ALAN) üzerine KAÇAK İNŞAAT YAPTIRMAK SUÇU’ndan l0 AY HAPİS CEZASI’na çarptırılan; (l0 aylık hapis cezası, para cezasına çevrilmiştir) ve de MİNARELER SÜNGÜ – KUBBELER MİĞFER – MÜMİNLER ASKER – CAMİLER KIŞLAMIZ diye, maksatlı şiirler okuduğu için kesinleşmiş hapis cezasını hapishanede bilfiil yatarak çekmiş olan eski mahkûmların; ABD’nin KEMAL DERVİŞ başta olmak üzere, beslediği çok sayıdaki yandaşlarını maşa olarak kullanıp; tezgâhlattırdığı bir karambol seçim ortamında, Türk halkının sadece % 25’inin OYU’nu alabilmiş olmalarına karşın, (kayıtlı seçmenin %25’inin oyu) yerleşebilecekleri bir makam
haline getirilmiş olmaması gerekirdi.

2003 yılında; Başbakanlık makamına oturan T.C. Devletinin lâik düzenini yıkma amaçlı beyanları nedeniyle kesinleşmiş hapis cezasını da hapishanede yatarak fiilen çekmiş olan AKP eski genel başkanı Recep Tayyip ERDOĞAN’ın; 26 adet yolsuzluk ve usulsüzlük dosyası TBMM’nin KANUN ÇIKARMA ve KARAR ALMA YETKİSİ kötüye kullanılarak, KİŞİYE ÖZEL KANUN çıkarılmak suretiyle işlemden kaldırılarak,
örtbas edilmiştir.

Yüce Mahkemenize arz ettiğim; vatanımızın birlik ve beraberliğini doğrudan ilgilendiren
bu çok çok önemli konularda; ANAYASA MAHKEMESİ’nce İÇTİHAT OLUŞTURULMASINI ve bu çok çok önemli başvurumun bütün yönleri ile incelenerek, KARAR’a bağlanmasını; en derin saygılarımla arz ve talep ederim.

S O N U Ç                :

Recep Tayyip ERDOĞAN’ın; dürüst olmayan yöntemlerle yaptığı ve Yüksek
Seçim Kuruluna kabul ettirdiği anlaşılan CUMHURBAŞKANLIĞI ADAYLIK BAŞVURUSU’nun YOK HÜKMÜNDE KABUL EDİLEREK İPTAL EDİLMESİNİ.
       

  1. Recep Tayyip ERDOĞAN’ın CUMHURBAŞKANI ve olası BAŞKAN SEÇİLME EHLİYETİ’nin olmadığı tesbitinin de yüce mahkemenizce yapılarak; Cumhurbaşkanlığı makamından uzaklaştırılması kararının yüce mahkemenizce alınmasını.
  2. Recep Tayyip ERDOĞAN’ın; işlediği çok sayıdaki SUÇ’tan dolayı; yüce mahkemenizde SANIK SIFATI ile yargılanması kararının da YÜCE MAHKEMENİZ’ce alınmasını;

    en derin saygılarımla arz ve talep ederim. 07 Kasım 2016

    TİMUR EREN
    ISLAK İMZA

Adres : Timur EREN (EMEKLİ lise öğretmeni)                                                          Kâzım Yılmaz Bulvarı 43/2 Mobil : 0543 274 90 22
D A T Ç A / Muğla

D A Ğ I T I M
G E R E Ğ İ  İ Ç İ N                                     B İ L G İ   İ Ç İ N

  1. Anayasa Mahkemesi Başkanlığı                   1- CHP Genel Başkanlığı
    2- Genelkurmay Başkanlığı
    3- Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı
    4- MHP Genel Başkanlığı
    5- Vatan Partisi Genel Bşk.

Dolar neden sürekli artıyor?

Dolar neden sürekli artıyor?

Mustafa Pamukoğlu

Mustafa Pamukoğlu
pamukoglu@aydinlikgazete.com

AYDINLIK, 19 Nisan 2015

Dolardaki önlenemez artış ekonomik krizi derinleştirmektedir. Bunun ekonomide yarattığı hasarı iki ve üçüncü çeyrekte göreceğiz. Enflasyonun halkı nasıl perişan edeceğini yaşayacağız. Peki Dolar neden yükselmeye devam ediyor?

ABD EKONOMİSİNİN İYİLEŞMESİ

ABD ekonomik göstergeleri son aylarda beklentilerin üzerinde olumlu gerçekleşiyor.

Doların artışı, dolara olan talebin arttığını veya sürdüğünü gösteriyor. Dolara ihtiyaç var.
Bu ihtiyacı doğuran sebeplerin başında ABD ekonomisindeki olumlu gelişmeler ve
FED’in faiz artırımı yapmasına az bir süre kalması geliyor. Çünkü dolar sahipleri
ABD’ye gitmek ve oradaki faiz artırımından yararlanmak isteyecekler.

ÜLKE RİSKİ ARTIYOR

Kürt sorunu, Türkiye’nin Ortadoğu ve Kuzey Afrika olan ile ilişkileri, sözde Ermeni meselesinin sürekli gündeme getirilmesi, komşularla olan ticaretin durma noktasına gelmiş olması, ülke riskimizi artırmış durumda. Dolar sahipleri ülke riski nedeniyle Türkiye’yi
terk etmektedir. Buna sermayenin yurt dışına kaçması da diyebiliriz.

SİYASAL RİSK VE RİSK PRİMİ YÜKSELDİ

Cumhurbaşkanı’nın sürekli başkanlık sisteminden söz etmesi, anayasa ihlali kabul edeceğimiz eylemler yapması, 7 Haziran 2015 seçiminin kritik bir seçim iklimine çevrilmesi,
HDP’nin barajı aşması gerektiği, aksi halde şiddet olaylarının kentlere sıçrayacağına ilişkin tahmin ve tehditler, her türlü koalisyondan söz edilmesi, dolara olan talebi artırıyor. Ülkede güvensizlik ortamı var…

Ülke ve siyasal risk nedeniyle risk primimiz oldukça yüksek. Türkiye’nin 5 yıl vadeli borcunu iflasa karşı sigortalamanın maliyeti olan kredi iflas primi (CDS) mart ayında 11 aydan beri
en yüksek düzey olan 227 baz puana yükseldi. (Ülke risk primleri OECD Uzlaşması kapsamında OECD ülke riski 1 ile 7 arası kategoriler ve geri ödeme dönemi 2 yıl ve daha çok olan ülke kredileri veya orta vadeli sigorta programları için hesaplanmaktadır. Ülke Risk primi hesaplama tablosunda bulunan değerler gösterge niteliğinde olup kredinin sonuçlandırılması aşamasında işlemin ve alıcının durumuna göre değişiklik gösterebilir.)

BORCU BORÇLA ÖDÜYORUZ 

Yıllardan beri dış borçların başımıza iş açacağını söyleyip durduk. Geldiğimiz noktada
borçları çevirmek konusunda zorlanıyoruz. Kısa vadeli borç tutarı 180 milyar dolar,
cari açığı da eklediğimizde 220 milyar dolar parayı 1 yılda bulmamız gerek. Bunun için çılgınlar gibi para arıyoruz. Türkiye’ye artık yabancı sermaye, sıcak para gelmiyor. Oluk oluk para gelme devri bitti. AKP de bunun farkında. Sıcak para ile finanse edilen ekonomimiz
para geldikçe sorun büyüyerek ertelendi. Ertelenmesinin maliyeti daha da ağırdır.
Ama vatandaş bunu fark etmedi. Medya da ekonomiyi iyi gösterdiğinden dış borçlar tartışma konusu bile yapılmadı. Ama devran döndü. Karizmamız çizildiğinden hurmalar da
net hata noksan dışında eskisi gibi gelmiyor. Bu da dolara olan talebi iyice artırıyor.

MERKEZ BANKASI ŞAŞKIN!

Merkez Bankası sürekli dayak yediği için dolardaki artışı durduracak önlemleri almakta
tereddüt gösteriyor. Aslında şu anda faiz indirimi değil faiz artışı yapması gerek.
Ama onu yapmak da öyle kolay değil. Ertesi gün dayak var!

Merkez Bankası her gün piyasaya dolar satarak doların yükselişini engelleyemez.

Hasta ciddi kan yitirdi. Dolar aşağıya inse dahi hastanın eski kan düzeyine ulaşması için
kimi iyileştirici köklü önlemler almak gerek. Bu da seçim sonrasına kalacak.
Koalisyonlar istendiği için bunu da olasılıkla Kemal Derviş yapacak.

Tavsiyemiz doları olanlara; dolarlarınızı 8 Haziran’a kadar bozdurmayın.
Doları olmayanlara ise önerimiz kuru gıda malzemesi biriktirin!..

Soner Yalçın : ASIL MESELE BUDUR

ASIL MESELE BUDUR

Soner Yalçın
Soner Yalçın
Twitter: hsoneryalcin
E-mail: syalcin@sozcu.com.tr

AKP’de neler oluyor?..
Bülent Arınç…  Heyecanını gemleyebilen pratik siyasi zekaya sahip bir taktik adamıdır.
Bülent Arınç…  Patavatsız olmayacak kadar deneyimli bir politikacıdır;
bunca yıldır, ölçer biçer ve öyle konuşur.
Ve bugün çok konuşulan Bülent Arınç çıkışı; AKP’de yaşanan gizli gerilimlerin boşalmasıdır.
AKP gibi politik yapılarda; kurallar, tüzükler, gelenekler bir kez sarsıldı mı; her zaman herkes özgürce konuşmayı hak bilir. Devamı gelecektir. Ve hiç kolay olmayacaktır.
Çünkü… 
Bütün diktatörler bir fikirle yola çıkar.
Fakat bu fikir; biçimini ve rengini onu gerçekleştiren diktatörün kişiliğinden alır.
Örneğin, çocukluğunu, gençliğini doyasıya ve keyif içinde yaşayamamış olan biri,
insanlara daima insanlık dışı davranır.

Evet, diktatör doğası gereği; tek bir görüşe tahammül gösterir, o da kendi düşüncesidir!
Diğer fikirler iğrenç ve günahkardır.
Evet, diktatör doğası gereği; bağımsız düşünen herkesi tahammül edilemez bir hasım görür. Haddini aşana cezasını hemen verir. Yoksa düşman gördüğünün onu yok edeceğini sanır.
Ve… Sürekli tek başına herkesin karşısında duran bu diktatörün,
kaçınılmaz olarak herkesle arası bozulur.

Aşırı kırılgan bir yanı olan bu diktatörün; her türlü muhalefete karşı hassas bir kulağı vardır. Duydukları, sert, delici bir bıçak gibi kullandığı kine dönüşür.
Çünkü ona göre, eleştiri suçtur.
Çünkü ona göre, insan kendi haline bırakılırsa ruhu sadece kötülük üretir.
Çünkü ona göre, insana asla özgürlük verilmemelidir; zira bunu kötülük için kullanır.
Sonuç, müsamahasız bir sertliktir.
AKP’de olan budur.
Ama bu gerçek eksiktir…
Başka, önemli bir neden daha vardır…

Çok rezalet çıkacak

AKP’de yaşananları “diktatöre karşı isyan” olarak değerlendirmek abartılıdır.
Mesele başkadır. Şöyle… Başta, emperyalizmin yedek lastiği “Yetmez Ama Evet”çiler olmak üzere kimi çevreler ne diyor:

– “AKP 2007 yılına kadar iyiydi; sonra bozuldu.”
– “AKP kendine verilen misyonu yerine getiremedi.”
Tüm mesele bu “sihirli” cümlelerde saklı; neydi o “misyon”: Cumhuriyet yıkıcılığı.
70 yıldır büyük darbeler alan Cumhuriyet’e son bıçağı “Brütüs AKP”nin saplamasını istediler.
Kuşkusuz kolay zafer kazandırılan AKP de bıçağı soktu. Kim ne derse desin başardı.  Cumhuriyetçiler mücadeleye devam etse de,
Cumhuriyet neredeyse tüm kurumlarıyla yıkıldı.
AKP, Cumhuriyet’in özgür yurttaşını yok etti!
İnsanın yerinde artık bayağılık, kalitesizlik, değersizlik vardır. Ve fakat…

AKP yıkmakta  gösterdiği başarıyı kurmakta gerçekleştiremedi.
Evet, yıktı ama kuramadı!
Bunun iki nedeni var:.
Birincisi; Cumhuriyetçiler buna izin vermedi.
İkincisi; AKP’nin yaratıcılıktan yoksun olmasıdır. Yıkacak çok adamları vardı ama
kuracak dehaları yok. Gündüz atılan havai fişek gibiler, ışıkları ve parıltıları yok.
Kötülemeyi biliyorlar ama yapıcı değiller!
Yıkmayı biliyorlar ama inşa etmeyi değil!
Evet: Kurnazlar… Pragmatistler… Demagoglar… “Nakilciler”..!
Ve: “Yeni”yi kurmakta yeteneksizler.
Bu nedenle, akılcı ve yapıcı bir tek işleri yoktur.
Oysa:
Mustafa Kemal yıktı ve kurdu…
AKP yıktı ve kuramadı…
Fark budur…
AKP yıktıkları arasında  aciz ve amaçsız dolaşıp durmaktadır; patinaj yapmaktadır.
Misyonu bitmiş; ömrü dolmuştur. Parti, bir “şirkete” dönmüştür.
17-25 Aralık (AS: 2013) bunun somut örneğidir.
Yine siyasal tarihten biliyoruz ki; rezalet çıkmadan “AKP Oyunu”nun perdesi kapanmaz.
Arınç-Gökçek kapışması bunun somut son örneğidir…

Tek yol var

Yıkan ancak kuramayan AKP’ye bu nedenle HDP desteği aranmaktadır.
Misyon görevlendirici emperyalistlerin umudu, HDP destekli AKP’nin bu kez
inşa edebilmesi’dir! 7 Haziran 2015 seçiminin özü budur.
O halde…
AKP’nin iç kapışmalarına sevineceğimize ne yapacağımıza odaklanmamız gerekmiyor mu?
Artık biliyoruz ki:
Halkın çoğunluğunun diktatöre karşı çıkmasının,
tek bir planlı ve bütüncül bir yapı içinde hareket etmediği sürece bir yararı oluyor.
Yani, hoşnutsuzluklar güçsüz bir homurtuya dönüşüyor.
Yani, örgütlenmemiş memnuniyetsizlik, örgütlü bir iktidar terörüyle baş edemiyor.
Bu anlayışta mücadeleye devam edersek; Gezi Direnişi ile başlayıp 17/25 Aralık hırsızlığı ile devam eden ve bugün AKP çatırdamasına neden olan olaylar, diktatör otoritesinin zayıflamasına yol açsa da, çöküşü için yol hâlâ zor ve hâlâ uzun olur.
Çünkü, dağınık grupları dizginlemek kolay oluyor.
İşte bu nedenle…

CHP’nin tarihi misyonu gereği geniş bir ittifak cephesi kurmasını

ısrarla yazıp duruyorum.

Saadet Partisi’nden Vatan Partisi’ne; Birleşik Haziran Hareketi’nden Yurt Partisi’ne dek geniş bir “halk cephesi“ öneriyorum.
Zorbalığa karşı vicdanın sesi olan bir ittifak öneriyorum.
Hoşgörüsüzlüğe karşı hoşgörünün; vesayete karşı özgürlüğün;
fanatizme karşı hümanizmin ittifakını öneriyorum.

Ama ne yapayım ki…CHP, -Ekmel Bey meselesinde olduğu gibi- umudunu
Abdullah Gül’e bağlamış durumda; bir parti kursa da ittifak yapsak bekleyişini sürdürüyor!
Gezi Direnişi’yle başlayan büyük uyanışı, tekrar uyutmasının -dün nasıl Ekmel Bey ile başladı ise yarın da kontenjan adaylarıyla yapmasının- önüne geçmek gerekiyor.
Bezdirici yıpratıcı sistemli eziyetlerin / sindirmelerin olduğu Türkiye’yi değiştirmenin tek yolu budur.

Yoksa tarih CHP’yi;
AKP-HDP ittifakının perde arkasındaki destekçisi olarak yazacaktır.
Demedi demeyin… (25.3.15)
====================================

Dostlar,

Gündelik işlerin yoğunluğu ile arada, web sitemize yeterince zaman ayıramamanın üzüntsünü yaşıyoruz..

Bu yüzden, sıradışı öngörülü yazar Sayın Soner YALÇIN‘ın 25.3.15 günlü SÖZCÜ‘de
yer alan önemli yazısını paylaşmakta geciktik..

Aşağıdaki tümce ve çağrı son derece önemli..
Biz de aynen paylaşıyor ve CHP’nin ısrarla bu yönde davranmasını istiyoruz.

CHP’nin tarihi misyonu gereği
geniş bir ittifak cephesi kurmasını..

YURT Gazetesinde yer alan ve yurttaşı AKP – CHP koalisyonuna kendince psikolojik olarak hazırlamaya dönük haberler insanın midesini bulandırıyor..

Ekonominin dümenine gene Kemal Derviş‘i oturtmak üzere..

Atatürk’ün partisine yakışan tarihsel sorumluluk bu mudur, yoksa ulusal muhalefeti,
yıkıcı AKP karşısında derleyip – toparlayarak Cumhuriyeti savunma hattı örmek midir??

Sevgili CHP’liler, lütfen büyük fotoğrafı görün..
7 Haziran 2015 seçimleri asla sıradan bir seçim değil..
Bir daha demkokratik seçim göremeyebileceğimiz gibi;

CHP’nin de fiili olarak sonu gelebilir ve göstermelik bir stepne partiye indirgenebilir..

Lütfen yazdıklarımızı abartılı bulmayın; bir an için gerçekleştiğini düşünün,
bu tablonun gerçekleşmesi hiç de uzak ve düşük bir olasılık değil..

Lütfen, lütfen, lütfen…
Duyuyor ve anlıyor musunuz??

Duymak – anlamak ve gereğini yapmak zorındasınız!

Başka seçenek yok, anlıyor musunuz??

Sevgi ve saygı ile, 28.03.2015 

Dr. Ahmet Saltık
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

Milliyetçiler ile sosyalistleri ne birleştiriyor?


Milliyetçiler ile sosyalistleri
ne birleştiriyor?

portesi
SONER YALÇIN
SÖZCÜ, 18.2.15

“Milliyetçiler, halkçılar, sosyalistler…”
Vatan Partisi böyle bir çağrı yapınca “Cihangir solcuları” ayağa kalktı:
“Faşistler..!”
Soğuk Savaş’ın zehirlediği kafalardan başka türlüsü düşünülemez. Bunlar…
“Türk’üm”diyene ırkçı diyor.
“Ulusalcıyım” diyene faşist diyor.
Bu neoliberalizm yetiştirmeleri her yanda var. Öyle ki…
Dünyadaki gelir dağılımı adaletsizliğini gözler önüne seren “Kapital” adlı kitabın etkisini azaltmak için yazarı Thomas Piketty‘ye “ulusalcısı” dediler.
Küreselleşme taraftarları “ulusalcılığı” küçümseme aracı yaptı! Sadece bu olsa…
Türkiye’de “ulusalcılık” Ergenekon Soruşturması’nın temel sebebi sayıldı! İnsanlar yıllarca Silivri zindanında yatırıldı.
Oysa:
Milliyetçiler, halkçılar, sosyalistler bu topraklarda dün iç içeydi.
Üç kavram da Osmanlı dönemi ürünü.
Veled Çelebi, Necib Asım, Bursalı Mehmet Tahir, Yusuf Akçura, Sadri Maksudi, Mehmet Emin Resulzade, Ömer Seyfettin bilinmeden Türkçülüğün kökeni anlaşılabilir mi?
Ziya Gökalp’i Türkçülüğe yönelten Ahmet Vefik Paşa’nın “Lehçe-i Osmani” ya da
Mustafa Kemal’i derinden sarsmış Askeri Mektepler Nazırı Süleyman Hüsnü Paşa’nın yazdığı “Tarih-i Alem” bilinmeden Türkçülük hakkında söz edilebilir mi?
“Türk Yurdu” ve “Halka Doğru” dergilerinde milliyetçiler, halkçılar, sosyalistler birlikte çalışmadı mı?
“Köycü Doktorlar” Dr. Reşit Galip, Dr. Hasan Ferit (Cansever), Dr. Fazıl (Doğan) bilinmeden Türkçüler’in halkçılık kökü anlaşılabilir mi?
Hepsi…. Avrupa sermayesinin Osmanlı pazarını yok etmesine karşı mücadele vermediler mi? Hanedan‘ın yerini vatan‘ın alması için mücadele vermediler mi?
Bu nedenle:
Emperyalizme karşı savaşmak için Müdafa-i Vatan Cemiyeti‘ni kurmaları,
Ankara’ya gitmeleri tesadüf mü?
Dün olduğu gibi….
Bugün de “Milliyetçiler, halkçılar, sosyalistler“ yan yana geliyor.

Ayrılık nedeni

Bir araya gelmek hiç kolay değil. Çünkü…
İkinci Dünya Savaşı ve ardından Soğuk Savaş, milliyetçileri-sosyalistleri karşı karşıya getirdi.
Önce Almanya ve ardından ABD-NATO, Türkiye’deki düşünsel hayatı “kanlı bıçakla”
ikiye böldü. Örneğin…
Çok yakın arkadaş Sabahattin Ali ile Nihal Atsız‘ın yolları ayrıldı. Görünürdeki neden; Sabahattin Ali’nin yazdığı “İçimizdeki Şeytan” romanıydı! Atsız’a göre “şeytan” dediği milliyetçiler idi. Ardından yazdığı “Dalkavuklar Gecesi” kitabında herkese saldırdı.
Keza Atsız’ın sınıf arkadaşı Pertev Naili Boratav da “Atsız Mecmuası”ndaki yazılarına
son verdi. Hasan Ali Yücel, “Filiz”de yazdığı “Ülkü ve Hayat” makalesine övgüler dizdiği öğrencisi Reha Oğuz Türkkan ile karşı karşıya geldi.
“Görünmez El” birbirine “yoldaş” diyenleri düşman yaptı. “Gök Börü”, “Çınaraltı” ya da “Akbaba” gibi yayın organlarında birlikte çalışanlar gün geldi, birbirleri hakkında yapmadıkları hakaret kalmadı.
Kimi ırkçılığa kadar savruldu.
Kimi istihbarat örgütlerin maşası haline geldi.
Kimi Washington veya Moskova’nın emir eri oldu.
Ayrılıklar her kesimin içinde de yaşanmaya başladı.
Turancı Pantürkçüler ile vatancı Türkçüler bile ayrıldı.
Herkes birbirine düşman yapıldı.
Kimine göre, Sovyetler Birliği sayesinde Türkiye sosyalist olacaktı.
Kimine göre, Almanya ya da ABD sayesinde “Büyük Turan” gerçekleşecekti.
Kimine göre, Türkiye için en büyük tehlike “komünizm” idi.
Kimine göre, Türkiye için en büyük tehlike “faşistler” idi.
Türkiye gerçeklerinden koptular/koparıldılar.
Soğuk savaş ürünü Gladio‘nun tetikçileri kan dökmeye başladı.
Ve gün geldi: 12 Eylül 1980 askeri darbesi hepsini cezaevine tıktı. Doğu Perinçek ile
Yaşar Okuyan Mamak Cezaevi’nde birbiriyle konuşma olanağı buldu.
Ve, Vatan Partisi çatısı altında birleşerek ezberleri bozdular…

Halkçılık birleştiriyor

Hadi “Cihangir solcularını” anladık!
Kendini “milliyetçi” sananlar bu ittifaka niye karşı?
Milliyetçilik 1789 Fransız İhtilali’yle dünyaya yayıldı. Türkiye’de her siyasal çevrenin kendi milliyetçilik tanımı olsa da, terminolojik anlamı net: “Ulusal pazarını/piyasanı korumak.”
Peki…
Adında “Milliyetçi” kavramı bulunan parti bu güne kadar, ulusal pazarını korumak için
ne “Hareket” yaptı?

Örneğin… Özelleştirme adı altında ülkenin değerleri peş keş edilirken hiç sesini duydunuz mu?
Aksine… Hükümet oldukları dönemde; Petrol Ofisi, Zirai Donatım Kurumu, Et- Balık Kurumu, Sek, Petkim, Turban, Seka, Sümer Holding, Kbi, Çantaş, Tungaş, Ankara Halk Ekmek, Öbitaş, Pancar Ekicileri Birliği, Maksan, Man Kamyon, Dosan Konserve, Balıkesir Pamuklu Dokuma, Aydın Tekstil, Güven Sigorta, Türk Otomotiv, Ankara Sigorta, Deniz Nakliyatı TAŞ, Metal Kapak, Ege Et, Tüstaş, Asil Çelik, Köy Tür, Toros Gübre vs. sattılar.

IMF yasaları adı altında çıkarılan pancar ve tütün kanunlarıyla yüz binlerce köylüyü
perişan ettiler.
Tarımın yok edilmesine dayanamayan Tarım Bakanı Hüsnü Yusuf Gökalp
partisinden istifa etmedi mi?

Ulaştırma Bakanı Prof. Enis Öksüz yolsuzluklara karşı çıktığı için görevinden alınmadı mı? 1960’lardan beri partili olan Sadi Somuncuoğlu ve Abdulhaluk Çay’ı bakanlıktan ve partiden kovarken, ülkeyi 50 milyar dolar zarara uğratan hortumcular neden korundu?
Kemal Derviş politikalarıyla milliyetçilik nasıl yan yana geldi?
Hangi anti emperyalist mücadelenin içinde oldular? Soru çok…

Meselenin özüne bakın; kim milliyetçi, kim sosyalist anlarsınız.

Halkçı olmayan
 ne milliyetçidir ne de sosyalist!

Bugün… Milliyetçiler ile sosyalistleri halkçılık birleştiriyor.

Umarım…
6 Ok‘undan biri halkçılık olan parti;
umut ve heyecan dolu bu birlikteliği seyretmekle kalmaz; el uzatır.