Etiket arşivi: Kıbrıs Barış Harekatı

ÇARŞAMBA İĞNELERİ : 20 Temmuz 2022

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

KOY

Mehmet Cengiz daha önce sit alanı olan Bodrum Cennet Koyu’na villalar konduracakmış.

Milletin anasını gözüne kestiren adam Koy’a villa koymaz mı?…

AĞA

Ordu Valisi Tuncay Sonel, bir milyon TL ile güreş ağası oldu.

Padişahlık, reislik, ağalık zamanı. Zaman “Nereden buldun?”a kapalı…

İTİBAR

Abdurrahman Dilipak, “Birçok FETÖ’cünün aramızda hâlâ itibarlı konumda olduklarını görüyoruz. Bunu da anlamak mümkün değil.”

İtibardan ödün vermezler…

HANIM

Kılıçdaroğlu’nun, RTE’nin özel çevirmenine “Hanım kız” demesini iktidar vekili “rezillik” olarak niteledi.

Bu nitelemede bir çürüklük var… (AS: “Sürtük” mü demeliydi!!??)

GİDİŞ

Cumhurbaşkanlığı (tek adam) sistemine geçişten bu yana dört yıl içinde 4500 esnaf kepengini, 248 bin şirket işletmesini kapattı.

Verdiler kardeşlerine / bu fakire yetkiyi, gördüler…

ÜÇÜNCÜ

İngiltere’de Dışişleri Bakanı Liz Truss, başbakan olması halinde yasa dışı göçmenleri Ruanda’nın yanı sıra Türkiye’ye de göndermeyi planladığını açıkladı.

20 yılda, Ruanda’nın yanına…

KASET

İsmailağa Cemaati, şeyhliğe oynayan Cüppeli Ahmet’i, kasetini yayımlamakla tehdit etti.

Cemaat demek işte bu demek… (AS: bereket sinmedi, hodri meydan.. dedi..)

BOYAMA

Yozgat’ta Cumhurbaşkanı Yardımcısı F. Oktay açılışa gelecek diye millet bahçesinin sararan çimlerini boyadılar.

Tepeden tırnağa yalama, yağlama, boyama, kandırma…

ASBEST

Daha önceleri AB ve ABD’nin çöplerini ülkemize yığan Çevre ve Şehircilik (AS: ve İklim Değişikliği)  Bakanlığı, Brezilya’nın 600 tonluk (AS: 9 bin ton!) asbestli gemisinin İzmir’de sökümüne de izin verdi.

Pislikler…

BAŞARI

Ekranların neşesi Bakan Nebati, 2001 ‘de bir milyon olan sosyal yardım alan hane sayısının 4.3 milyona çıkışını başarı olarak sundu.

Devletten, milletten habersiz olunca…

YÜZSÜZ

AKP’li M. Emin Akbaşoğlu, “FETÖ’nün siyasi ayağı Kılıçdaroğlu’dur, CHP’dir, CHP yönetimidir.”

Bu kadar yüzsüzlük ancak bu yüzsüzlerde olur…

HUKUKSUZ

Danıştay, İstanbul Sözleşmesi‘nin RTE tarafından iptaline karşı açılan davada 2’ye karşı 3 oyla ret kararı verdi.

Meclisi yok sayma hukuksuzluğu…

ZAFER TEPE

Kıbrıs Barış Harekatı’nın (AS:48.) yıldönümü kutlu olsun!

Vatan toprağı ve Türk milleti için şehit olanları ve başta kahraman devre arkadaşım Muzaffer Tekin olmak üzere canlarını ortaya koyan tüm gazilerimizi rahmetle ve hürmetle anıyorum.

ABD, stratejik ortak değildir

ABD, stratejik ortak değildir

Prof. Dr. Talât TEVRÜZ
İTÜ EMEKLİ ÖĞRETİM ÜYESİ 

18 Mayıs 2022, Cumhuriyet

ABD; Asya, Avrupa ve Afrika’dan uzakta, okyanuslar arasında bir ülke. Ancak bir süper güç, emperyalist bir ülke… Bu uzaklığı sebebiyle dünyanın diğer ülkeleriyle bağını koparmamak için o ülkelerle yakından ilgilenmekte, içişlerine varıncaya kadar legal-illegal müdahalelerde bulunmakta… Bu ülkelerden biri de Türkiye…

Son yıllarda ABD – Türkiye ilişkilerinde, şu fotoğraf karşımıza çıkıyor.

1. ABD; PKK terör örgütünü yıllardır destekliyor, amaç sınırımızda bir “garnizon devlet” kurmak. Hatta kurdu denilebilir… Amacı, İran ve Türkiye’yi denetim altında tutmak ve Ortadoğu’nun doğal kaynaklarında pay sahibi olmak.

2. ABD, FETÖ’nün elebaşını iade etmiyor… FETÖ’nün yaptıkları, Ergenekon davaları, 15 Temmuz darbe girişimi belleklerdedir…

3. ABD Başkanı Joe Biden, geçen yılın ardından bu yılki 24 Nisan açıklamasında da “Ermeni Soykırımı” ifadesini kullandı. Son zamanlarda Ermenistan’la Türkiye arasında yakınlaşma gündemde iken, Biden’ın bu açıklaması hangi iyi niyetle açıklanabilir? Biden’ın geçen seneki açıklamasında “soykırım”a ilaveten İstanbul yerine “Konstantinopolis” demesi de dikkat çekmişti!..

4. ABD ve Yunanistan önceki senenin ortalarında Girit’in kuzeyinde ve Batı Trakya’da ortak tatbikat yaptı. Maksat, özellikle Türkiye’ye gözdağı vermek…

5. ABD, Bulgaristan ve Romanya’da askeri üs kurdu. Boğazlarla da bir ilişkisi olabilir mi? Zira ABD ve Türkiye müttefik ama Ortadoğu’da çıkarları kesişiyor (AS: çatışıyor!), dikkat! ABD Dışişleri Bakanı Antony Blinken’in “Türkiye sözde müttefik” sözünü hatırlayalım… Emekli Büyükelçi Şükrü Elekdağ’ın şu sözleri önemlidir: “ABD Dışişleri Bakanı demek istiyor ki ‘Türkiye, Rusya ile ABD/NATO ortaklığı arasında bir seçim yapmalıdır…”

6. Ege’de Yunanistan tarafından işgal edilen Türkiye’ye ait 20 ada ve yüze yakın kayalığa ABD niçin müdahil olmaz?

7. ABD Başkanı Biden başkan seçildikten sonra niçin Türkiye Cumhurbaşkanı Erdoğan’ı aramadı; son 16 Gara şehidi için de bir taziye aramasında bulunmadı, bunların bir anlamı yok mudur? ABD Dışişleri Bakanlığı, “Türk vatandaşlarının terör örgütü PKK’nin elinde öldüğü haberleri doğruysa” diyerek garip bir kınama mesajı yayımladı…

8. Birkaç yıl öncesine gidelim… ABD Ankara büyükelçileri ve Adana konsolosunun ikide bir Güneydoğu’daki belediyelere ziyaretlerinin ne maksadı olabilirdi?

9. Rahmetli Süleyman Demirel’in  başbakanken sarf ettiği şu söylemini çok iyi hatırlıyorum:

  • “Ne zaman ülke için önemli bir tesis yapmaya çalışsam Amerika’yı hep karşımda buldum”…

1970’lerin başındaki Kıbrıs olaylarını, Türkiye’nin Kıbrıs Barış Harekâtı’ndaki ABD’nin karşı duruşunu da hatırlayalım…

10. Eski CIA Ankara İstasyon Şefi Graham Fuller’in 2008 yılında Türkçeye çevrilen “Yükselen Bölgesel Aktör Yeni Türkiye Cumhuriyeti” adlı kitabında;

“Türkler Kemalizmi terk edip ılımlı İslamı benimsemelidir.
Ilımlı İslam, Kemalizmi silmeye yönelik bir karşıdevrimdir.
Bu devrimin karşısındaki tek güç, Türk ordusu ile ulusalcı aydınlardır
ve tasfiye edilmeleri gerekir”
diye yazmıştır.

  • Dış politikada hak-hukuk yoktur, menfaatler (çıkarlar) vardır…

Türkiye’deki siyasal ve sosyal iklim, ekonomik durum, açlık – sefalet vs. iştah kabartmaktadır…

Sonuç                                           :

  • ABD Türkiye ile müttefik fakat stratejik ortak değildir…

Amacı, her istediğini yaptırabilmek için Türkiye’yi Suudi Arabistan gibi “kıytırık bir Ortadoğu islam ülkesi” haline getirmektir…

Buraya giden yolda Türkiye’nin bölünmesi de vardır…

ÇARŞAMBA İĞNELERİ – 15 Eylül 2021

Türk Vatandaşı Naci BEŞTEPE

RÜTBE

28 Şubat davasında tutuklanan general-amirallerin (yasa gereği) rütbeleri geri alınacak.

Biz onları omuzlarındaki rütbe işaretleri nedeniyle değil yürüdükleri aydınlık yol, dürüstlükleri, yiğitlikleri ve Atatürk’ün askerleri olduğu için sayıp-sevdik.

Saygımızı ve sevgimizi sökmeye hiçbir güç yetmez…

PERDE

Taliban yönetimindeki Afganistan’da üniversite eğitimi, erkek ve kız öğrencilerin sınıfın ortasında bir perdeyle ayrılmasıyla yeniden başladı.

RTE aynı anlayışta olduğunu söylemişti…

SORUŞTUR-MA

SGK Başkanı Yılmaz yolsuzluklarla ilgili soruşturmayı başlattı, görevden alındı.

Devri AKP’nin kuralı; yolsuzluğu soruştur-maaaa!..

TEHDİT

Davutoğlu 17-25 (Aralık 2013) döneminde yolsuzluktan suçlanan Zafer Çağlayan’ın soruşturma açılmaması için kendisini tehdit ettiğini, soruşturmanın RTE tarafından engellendiğini açıkladı.

Ne tavır koymuştu?..

YÜREK

Hırsızlarla aynı çuvala konulmaktan şikayetçi olan eski Bakan Erdoğan Bayraktar, ”Tarafsız bir savcı çıksın, dosyayı incelesin, Yüce Divan’a gitmekten korkmam” dedi.

Tarafsız savcı vardır da yüreklisini bilemem…

LAİKLİK

DİB Erbaş, “İnanç insan ile Allah arasında olsun. Ticaretine, siyasetine, yargısına yansımasın diye diye ortalığı ayağa kaldırıyorlar.

Tam da böyle istiyoruz. Ayağa kaldırmaya devam edeceğiz.

Dini çıkarları için kullananlar memnun olmaz tabi…

MÜSLÜMAN

İlk ve tek işi iktidarın her eylem ve söylemine destek vermek olan Bahçeli, ”Türk milleti Müslüman bir millettir. Sayın Erbaş doğru bir iş yapmıştır ve desteğimiz tamdır.” dedi.

Tük vatandaşı olup Müslüman olmayan bir kişi bile olsa bu açıklamaya ne denir?

Yanıt: Birilerinin adamı olana bir şey demeye değmez…

STK

Haber: Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş, Diyarbakır’da kanaat önderleri ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının (STK) temsilcileri ile bir araya geldi. Toplantıya Cumhurbaşkanı Erdoğan telefonla bağlandı ve son dönemdeki çıkışlarıyla tepki çeken Erbaş’a destek verdi.

Cemaat, tarikatlar oldu STK. Atatürk ve laiklik düşmanı oldu muteber kişi…

PALALI

Taksim Gezi Parkı olaylarında eylemcilere saldıran “Pala Sabri” olarak anılan Sabri Çelebi’nin liderliğini yaptığı suç (fuhuş) örgütüne (fuhuş yaptıran) baskın düzenlendi.

Güce yamananın pisliği…

YANLIŞ

Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu, “PKK konusunda Suriye rejimiyle görüşlerimiz örtüşüyor” demesine rağmen, Şam yönetimi yerine Suriye Muhalif ve Devrimci Güçler Ulusal Koalisyonu’nu (SMDK) muhatap aldıklarını ve desteklediklerini ilan etti.

Yanlıştan vazgeçemiyorlar…

EMPERYALİZM

Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar, ‘Eğer ABD Ortadoğu coğrafyasında bulunacaksa Türkiye ile işbirliği yapması lazım. ABD’nin bölgede işbirliği yapacağı ülke biziz’ dedi.

Perinçek’in emperyalizmle mücadele arkadaşı!..

CAMİ

AKP’li eski bakan ve milletvekili İsmet Yılmaz, Sivas’ta yeni açılan camide nutuk attı.

Minareler süngüleri, kubbeler miğferleri, camiler miting yerleri…

EV

Mil-Diyanet Sen, (Diyanet hakkındaki yazısı nedeniyle) Sözcü yazarı Yılmaz Özdil’in öldüğünde camilere sokulmamasını ve cenaze namazının kıldırılmamasını istedi.

Camiler Allah’ın değil babalarının evi…

DOLANDIRICI

Eski Ticaret Bakanı Ruhsar Pekcan ve eşi Hasan Pekcan’a ait “Nanoksia” adlı şirketin eski ortağı “Komtek İletişim Teknolojileri” adlı şirket, Pekcanların şirketi hakkında nitelikli dolandırıcılıktan suç duyurusunda bulundu.

Fazla zorlamayın, yeniden Bakan yapılır…

TOSUN

AKP eski milletvekili ve gazeteci Resul Tosun, Anayasa’dan laikliğin çıkarılmasını veya yeniden tanımlanmasını istedi.

2023, 3023, 4023, 5023… bekleyiniz…

KARAOĞLAN

Ortaöğretim 12’nci sınıf İnkılap (Tarihi) kitabında, Kıbrıs Barış Harekâtı döneminde Başbakan olan Ecevit’ten bahsedilmiyor.

Kıskançlıktan çatlayacaklar…

DUA

  1. Perinçek, DİB’nın Yargıtay binası açılışında dua etmesinin Biden’a yaradığını söyleyerek AKP/RTE’yi eleştirdi.

Aman dikkat, ayıp oluyor!..

GAFFAR

Diyanet İşleri Başkanı Ali Erbaş’ı eleştiren Perinçek’in yayın organında (Aydınlık) yazan Gaffar Yakınca, Erbaş’ı savundu.

En sadık, en yakınca…

SORUYORUM                                           :

  1. 128 milyar dolar nerede?
  2. Bakan Ruhsar Pekcan ve diğer bakanların/yakınlarının devlete mal satmasının (hem de bozuk ve fahiş fiyatla)soruşturulması neden engelleniyor?
  3. Sedat Peker’in suçlamaları kamuoyunda karşılık bulmasına karşın niçin araştırılmıyor? Suçlanalar niçin kendini savunmuyor? Cumhurbaşkanlığı niçin sessiz kalıyor?
  4. Orman yangınlarına karşı gerekli önlemleri almayarak yurdumuzun cayır cayır yanmasına, uygunsuz imara izin vererek sel felaketine sebep olanlar ne zaman hesap verecek?..

Kıbrıs Barış Harekâtını Zorunlu Kılan Gelişmeler; Tarihsel Ardalan

Kıbrıs Barış Harekâtını Zorunlu Kılan Gelişmeler; Tarihsel Ardalan

Yrd. Doç. Dr. Mehmet BALYEMEZ (E. Albay)

20 Temmuz 1974 – 20 Temmuz 2020; 46. Yıl

Kıbrıs, Akdeniz’deki 3. büyük ada olup, gerek Türkiye’ye, gerek Ortadoğu’ya gerekse kuzeydoğu Afrika’ya yakınlığından dolayı stratejik değere sahiptir. Bu stratejik konum, Adanın tarih boyunca güçlü devletlerce iştahını kabartmıştır. Kıbrısta Türk varlığı 16. yy’da başlamıştır. Mısır’ın 1517’de, Rodos’un 1522’de fethinden sonra sıra Kıbrıs’a gelmiştir. Osmanlı ordusu 1570 Temmuz’unda askeri harekâta başlamış, fetih bir yıla yakın sürmüş ve 1 Ağustos 1571’de tamamlanmıştır. “Sürgün Fermanı” ile Anadolu’dan 5000’i aşkın tebaa Kıbrıs’a gönderilmiştir.

Osmanlı Devleti, 307 yıl Kıbrıs’ta tek egemen olmuştur. Bu dönemde istimalat politikası izlenmiş ve gayrimüslim halkın dinsel özgürlükleri güvenceye alınmıştır. Rumların, fetih sırasındaki yardımlarını gözeten Osmanlı Devleti, Ortodoks Kilisesine özerklik tanımıştır. Kıbrıs’taki Osmanlı düzeni 19. yy başlarında değişmeye başlamıştır. 1789 Fransız Devrimi’nin etkisinde kalan Rumlar, Kıbrıs’ın Yunanistan’la birleşmesini savunan ideolojiyi ifade eden Enosis’i gerçekleştirmek amacıyla 1821’de Mora’da ilk isyanı başlatmıştır. Kıbrıs Mutasarrıfı Küçük Mehmet Paşa, Rumların etkinliklerinden haberdar olmuş, isyanı bastırmış ve isyancı papazların bir bölümünü idamla cezalandırırken bir bölümünü sürgüne göndermiştir.

19. yy Osmanlı Devletinin çöküş sürecinin başlangıcıdır. Osmanlı Devleti, bu dönemde girdiği savaşların tümünü yitirmiş, hazinesi tükenmiş ve Avrupa devletlerinin desteği ile varlığını sürdürmeye çabalamıştır. Bu durum İngiltere’nin Osmanlı topraklarındaki planlarını yaşama geçirmesini hızlandırmıştır. Osmanlı-Rus savaşı sonunda imzalanan Ayastefanos Antlaşması (1878) koşullarının ağır olduğunu ileri süren İngiltere, Berlin’de konferans önermiş, ancak bu konferans başlamadan 4 Haziran 1878’de Osmanlı Devleti ile imzaladığı gizli antlaşmayla Kıbrıs’ı ele geçirmiştir.

İngiltere bu tarihten başlayarak Kıbrıs’ın geleceğiyle ilgili tüm gelişmelerin merkezinde olurken, Rumlar İngiliz dönemi boyunca Enosis idealini gerçekleştirmek için her fırsattan yararlanmıştır. Rumlar, 1931’de Enosis amacıyla bir kez daha isyan girişiminde bulunmuş, yine başarılı olamamıştır. Rumların aynı amaçla bir başka isyan girişimi 1955’te olmuştur. 1 Nisan 1955’te giriştikleri saldırılar, Kıbrıs Türk toplumu ile Rumlar arasında çatışmalara yol açmıştır. Kıbrıs’ta başlayan toplumlararası çatışmalar 1958 Ağustos’una dek sürmüş, ABD’nin araya girmesiyle iki toplum arasında uzlaşı sağlanmıştır. 1959 Şubat’ında Zürih’te Türkiye, Yunanistan ve İngiltere Dışişleri bakanları arasında varılan uzlaşıdan bir hafta sonra Londra’da Kıbrıs Türk ve Rum liderlerinin katılımı ile varılan antlaşma Kıbrıs Cumhuriyeti’ne giden yolu açmıştır.

Kıbrıs Cumhuriyeti 1960 Ağustos’unda bağımsızlığını ilan ederken, Kıbrıs Türkleri anayasada siyasal, ekonomik ve sosyal hakları korumak istemiştir. Kıbrıs Türk ve Rum toplumlarının haklarını korumak, kurucu ortak olarak Türkiye, İngiltere ve Yunanistan’a verilmiştir. Bu 3 devlet, Kıbrıs’taki anayasal düzen bozulursa, Zürih Antlaşması gereği birlikte ya da ayrı olarak adaya askeri müdahale etmek hakkına sahip olmuşlardır. Garanti Antlaşması olarak da bilinen Zürih Antlaşması Kıbrıs Türklerinin adadaki varlığını sürdürme yolunda en büyük güvencesi olmuştur. Rum lider Makarios, cumhuriyetin ilan edildiği 1960 yılının Aralık ayında Zürih-Londra Antlaşmalarını baskıyla imzaladığını savlamış ve Adada kurulan anayasal düzeni değiştirmek için girişimlerini artırmıştır. Başpiskopos Makarios’un bu girişimleri sonunda 21 Aralık 1963’te Kıbrıs Türklerini katletmek amacıyla başlayan ve tarihe “Kanlı Noel” olarak geçen saldırılar 25 Aralık’a dek sürmüştür. Kıbrıs Türkleri bu saldırılarda 500’e yakın yitik vermiştir. Türk Silahlı Kuvvetleri Zürih Antlaşmasından kaynaklanan “Garantörlük” hakkını kullanarak Adadaki Türklerin yardımına koşmuş, Hava Kuvvetleri jetlerinin 25 Aralık günü Lefkoşa semalarında alçak uçuşu ile Rum saldırıları durmuştur.

Kıbrıs Türkleri ile Rumlar arasında 1963’ün son günlerinde başlayan çatışmalar, Adada 1960’ta  kurulan anayasal düzeni ortadan kaldırmıştır. Bu tarihten sonra Kıbrıs Türkleri ve Rumlar arasında çatışmalar sürmüştür. Rumlar, 1964 Şubat ve Mart aylarında Limasol, Gaziveren ve Baf’ta Kıbrıs Türklerine yönelik kırım (katliam) girişiminde bulunmuştur. Türkiye, Rumların bu saldırıları sonunda Kıbrıs’a bir kez daha askeri müdahalede bulunmak için girişimlerini artırınca, ABD Başkanı Johnson’un diplomatik üsluptan uzak tehditkar mektubu ile girişimini bir süre ertelemiştir. Ancak Rumların 1964 Ağustos’unda Erenköy’de mücahitlere saldırıları, TSK’nin müdahalesiyle geçiştirilmiştir. Türk Hava Kuvvetleri savaş uçaklarının Rum ve Yunan askeri birliklerine saldırıları sırasında Yzb. Cengiz Topel’in uçağı düşmüş, tutsak Yzb. Topel, Savaş Hukukuna aykırı işkencelerle şehit edilmiştir.

Ancak bu olaylar, Rumların Kıbrıs Türklerine yönelik saldırılarının sonunu getirmemiştir. Rum ve Yunan askeri birlikleri, 1967 Kasım ayında Geçitkale’deki mücahitler ile Türk köylülerine saldırmıştır. Larnaka ile Limasol arasında kritik bir bölgede bulunan Geçitkale’deki Türk Köylerine yapılan bu saldırılar sonucunda Türkiye bir kez daha Adaya müdahalede bulunmak için askeri hazırlıklarını artırmıştır. Bu gelişme sonucunda ABD’nin araya girmesiyle Kıbrıs’taki Yunan tümeni adayı terk etmek zorunda kalmıştır. Bu tümenin Adadan ayrılmasından sonra Kıbrıs Türk Geçici Yönetimi 1967 Aralık sonlarında kurulmuş, 1968’de toplumlararası görüşmeler başlamıştır. Ancak bu görüşmelerde Rumlar Enosis isteklerini sürekli gündeme getirmişler ve 1960’ta ilan edilen Kıbrıs Cumhuriyeti anayasal düzeninde Türklere tanınan hakları vermek istememişlerdir. Kıbrıs Türkleri ise anayasal haklarını geri almak için mücadelelerinden vazgeçmezlerken en büyük desteği Türkiye’den görmüşlerdir.

Makarios ile Yunan askeri cuntası arasındaki fikir ayrılıkları 20 Temmuz 1974 müdahalesinin asıl nedenidir. Makarios’un Enosis hedefinden uzaklaşması, Kıbrıs’ın bağımsızlığı için SSCB ile görüşmelerini artırması üzerine, Yunan cuntası 15 Temmuz 1974’te Makarios’a darbe girişiminde bulunmuştur. Eski bir EOKA’cı olan Nikos Sampson önderliğinde yapılan darbe sonunda Makarios önce Baf’a, sonra Malta’ya kaçarak canını kurtarabilmiştir. Türkiye, Kıbrıs’taki anayasal düzenin bir kez daha bozulması üzerine gelişmelere müdahil olmuş, Başbakan Bülent Ecevit öbür garantör ülke İngiltere ile Kıbrıs’taki darbecilere müdahil olmak amacıyla diplomatik görüşmelere başlamıştır. Ancak İngiltere, Türkiye’nin girişimlerine olumlu yanıt vermemiştir. Bunun üzerine Türkiye, 20 Temmuz 1974 günü Zürih Antlaşması kaynaklı hakkını kullanarak KIBRIS’TAKİ ANAYASAL DÜZENİ ve Kıbrıs Türklerinin can güvenliğini sağlamak amacıyla askeri harekata başlamıştır. TSK’nin 20 Temmuz 1974’te başlattığı askeri harekat 2 aşamalı olarak 14 Ağustos 1974’te tamamlanmış, 499 Mehmetçik şehit olmuştur.

Türkiye’nin müdahalesi sonunda TSK’nın ulaştığı hatlar, Kıbrıs Türkleri ile Rumlar arasında sınırı de facto olarak belirlemiştir. Kıbrıs Barış Harekâtından sonra Kıbrıs Türk ve Rum liderleri arasında 46 yıldır süren görüşmelerde herhangi bir uzlaşmaya varılamamıştır. Adadaki ateşkes sürmektedir. Rumlar, TSK’nın 1974 yılındaki askeri müdahalesini tanımamış ve Türkiye’nin adadaki güçlerini işgalci, 1983 yılında ilan edilen KKTC’yi ise illegal devlet ilan etmiştir.  Üzülerek ifade etmek gerekir ki, tarihsel gelişmeleri yukarıda ayrıntılarıyla anlatılan bu askeri müdahale Kıbrıs Türk halkının bir bölümü ile kimi siyasal partilerce de anlaşılamamakta; Güney Kıbrıs Rum Yönetimi, Yunanistan ve AB’nin kara propagandalarından etkisinde kalınmaktadır. Söz konusu devlet ve kurumların etkisinde kalan kişiler ve siyasal partiler Kıbrıs Türklerinin ve Türkiye’nin bölgesel politikalarını gerçekleştirmesini geciktirmek için adeta taşeronluk görevi yerine getirirken, kendilerine sağlanan ekonomik ve siyasal kolaylıklardan da fazlasıyla hoşnutturlar.

Türkiye’nin 20 Temmuz 1974’te yaptığı askeri müdahalenin uluslararası hukukta dayanağı olup, TSK’nin Adadaki varlığı, Kıbrıs Türk halkının güvenliği ile KKTC’nin bağımsızlığının güvencesidir. Nitekim Kıbrıs Türk halkı, adanın İngiltere’ye terk edildiği 1878’den sonraki hiçbir dönemde kendini bu denli güvende duyumsamamıştır. Türkiye, Kıbrıs Barış Harekâtından sonraki dönemde ekonomik ve askeri ambargolarla karşılaşmasına karşın kararlığından vazgeçmemiş, Kıbrıs Türklerinin en büyük güvencesi olmuştur.

Kıbrıs Türk Federe Devleti

Kıbrıs Türk Federe Devleti

Doç. Dr. HÜNER TUNCER

15 Temmuz 1974’te Rum Milli Muhafız Birliği ile “EOKA B”, Yunan subaylarının denetimi altında Kıbrıs Rum toplumu lideri Makarios’a karşı bir darbe girişiminde bulunmuş; EOKA’cı Nicos Sampson, “Kıbrıs Elen Cumhuriyeti”ni ilan etmiş ve kendisi de bu Cumhuriyetin başkanı olmuştu. Bu darbenin amacı, Kıbrıs’ın Yunanistan ile birleşmesini sağlamaktı. Makarios, Londra’ya kaçtı.

Bülent Ecevit’in başbakanlığı döneminde Türk Silahlı Kuvvetleri, 20 Temmuz 1974’te, Kıbrıslı Türklerin can güvenliklerini sağlayabilmek amacıyla Kıbrıs’a çıkartma yaptı. Türkiye, bu hakkını 1960 tarihli Garanti Antlaşması’nın 4. maddesinden almaktaydı. Kıbrıs’a çıkarmanın yapılmasından önce Türk Başbakanı Londra’ya gitmiş ve birlikte müdahale için, İngiliz hükümetini ikna etmeye çalışmıştı. Ancak, Yunan halkının Osmanlı Devleti’ne karşı bağımsızlık savaşımını başlattığı 1821’den başlayarak İngiliz hükümetleri, sürekli Yunanistan’ın yanında yer almıştı. Bu kez de durum farklı değildi; İngiltere’nin, Türkiye’nin müdahale çağrısını dikkate almaması üzerine, Türk Silahlı Kuvvetleri “Kıbrıs Barış Harekâtı”nı başlattı. Bu harekâta Kıbrıs Türk Mücahitleri de katılmıştı.

1974: İlk özgün girişim

Kıbrıs’a ilk çıkacak birliğe “Çakmak Birliği” adı verilmişti. Birlik, Deniz Piyade Alayı ve 50. Alay ile bir topçu taburu (12 top), bir tank bölüğü (15 tank), bir kobra bölüğü (tanka karşı kullanılan bir silah), bir istihkâm bölüğü ve muhabere, ordonat ve sıhhiye müfrezelerinden oluşmaktaydı.

Kıbrıs Barış Harekâtı, Kıbrıs’ın Yunanistan’la birleşmesini ve Türk toplumunun bu birleşmeye karşı çıktığı için yok edilmesini önlemeyi ve Kıbrıs’ın bağımsızlığını koruyup, adada her iki halk için de geçerli olabilecek barışı gerçekleştirmeyi amaçlamaktaydı. 1974 yılına değin hep kendisine söyleneni yapan Türkiye, ilk kez 1974’te inisiyatifini kullanarak, ulusal çıkarlarını korumayı başarmış ve dış politikada bağımsız davranmıştı.

Kıbrıs Barış Harekâtı’ndan sonra 23 Temmuz 1974’te, Nicos Sampson Cumhurbaşkanlığı’ndan uzaklaştırıldı ve Yunanistan’daki Cunta da yönetimi sivillere devretti.

1960 Antlaşmalarının tek taraflı olarak Kıbrıs Rum Yönetimi tarafından ihlal edilmesinden bu yana kendini siyasal boşlukta hisseden Kıbrıs Türk tarafı, 13 Şubat 1975’te kendi bölgesinde “Kıbrıs Türk Federe Devleti”ni (KTFD) kurmuştu. Denktaş, nihai (AS: sonal) amacın iki kesimli bir federasyon çerçevesinde, Kıbrıs Rum toplumuyla birleşmek olduğunu açıkladı.

KTFD’nin ilanından önce Türkiye, Kıbrıs’ın kuzeyinde askerî denetimini kurmuştu. 1974 Harekâtı öncesinde 234 bin kişinin yaşadığı Türk bölgesinde nüfus 70 bine inmişti ve bunun 20 binini de köylerinden ayrılmayan Rumlar oluşturmaktaydı. Harekât sırasında büyük bir yıkım yaşanmış, ekonomik yaşam neredeyse durmuştu. Tüm gereksinmeler Türkiye’den karşılanıyordu. 2 Mayıs 1975’te yayımlanan bir yönetmelik uyarınca, Kıbrıs’ın Türk bölgesindeki işgücü açığının Türkiye’den gönderilecek işgücüyle kapatılması yoluna gidilmiş ve bu çerçevede, 40 bin kişi Türkiye’den Kıbrıs’a getirtilmişti.

Önemli sonuç

Kıbrıs Barış Harekâtı’nın en önemli sonuçlarından biri de “Nüfus Mübadelesi Anlaşması”ydı. 31 Temmuz – 2 Ağustos 1975 tarihlerinde imzalanan bu Anlaşma uyarınca, Güney’de yaşayan Türklerin hepsinin Kuzey’e geçmelerine izin verilecek; bu işlem BM’nin yardımıyla yapılacak ve 1975 yılının Eylül ayı sonundan önce sonuçlandırılacaktı. Kuzey’de olup da Güney’e geçmek isteyen Rumlar da BM aracılığıyla Güney’e geçebileceklerdi. Güney’de bulunan 65 bin Türk 1975 eylülünde, BM Barış Gücü’nün gözetimi altında Kuzey’deki Türk bölgesine geçmişti. Böylece, her iki taraftan insanlar da evlerini ve mal varlıklarını terk etmek zorunda kalmıştı. Nüfus mübadelesiyle (AS: değişimiyle)iki toplumlu, iki kesimli federal bir yapı“nın oluşturulması mümkün olmuştu.

KKTC’den önceki adım

KTFD, kendi yasaları ve kurumları olan, özerkliğin ötesinde bağımsız çalışan bir örgütlenme oluşturmuştu. KTFD’nin; sınırları Türk Silahlı Kuvvetleri’nin güvencesi altına alınmış, Türkiye ile çok yakın işbirliği içinde bulunan, Türkiye’den mali destek alan ve dünya devletlerin tanımaması nedeniyle, Türkiye ile “özel bir ilişki düzeni” içine oturtulmuş bir yapılanması bulunmaktaydı.

1974’ten sonra Türkiye garantör devlet olarak, Kıbrıs Türklerinin iç yapılanmasında her türlü mali ve idari desteği sağlamıştı. 1975’te “Kıbrıs Türk Federe Devleti” kurulduktan sonra da Türkiye, uluslararası alanda KTFD ile tam bir işbirliği içinde kaldı.

15 Kasım 1983’te Kıbrıs Türk halkı, 1960 Anayasası’ndan doğmuş olan self-determinasyon hakkını kullanarak, Kıbrıs Türk Federe Devleti Meclisi’nin oybirliğiyle aldığı kararla “Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti”ni (KKTC) ilan edecek ve Rauf Denktaş, yeni devletin Cumhurbaşkanı seçilecekti.

KKTC’nin tezi, adadaki iki eşit toplumun ortaklığı üzerine kurulu bir federasyonun yeniden oluşturulmasıydı. (Cumhuriyet, 14.02.2020)