Ermeni Soykırım Yalanı ve Sabancı Üniversitesi

Ermeni Soykırım Yalanı ve
Sabancı Üniversitesi

Haluk DURAL
Millî Merkez Genel Sekreteri
08.09.2017

(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)

Soykırım savunucusu Alman Lepsiushaus’un, Sabancı Üniversitesi’nin organizasyonuyla 14-17 Eylül 2017 tarihleri arasında Berlin Avrupa Akademisi ve Lepsiushaus Potsdam adreslerinde “Past in the Present: European Approaches to the Armenian Genocide – Ermeni Soykırımı için Avrupa Yaklaşımları” konu başlıklı çalıştay gerçekleştirilecektir. Çalıştayın ev sahiplerinden birisi Sabancı Üniversitesi olup katılımcılar arasında ise Koç, Bilgi, ​Kemerburgaz (Altınbaş), ​Ankara Sosyal Bilimler Üniversiteleri var. Koç Üniversitesi bir açıklama yaparak çalıştaya katılacak olan akademisyenin işine 6 ay önce son verdiklerini bildirmiş, Sabancı Üniversitesinin ise “Biz ev sahibi değiliz” açıklamasına rağmen davetiyelerde açılış ve kapanış konuşmasını yapacak olan Hülya Akad isimli şahıs Sabancı Ü. akademisyeni olup, ayrıca panelin konuşmacılarındandır. Sabancı Üniversitesi çalıştayın bilimsel bir çalışma olduğunu, akademisyenlerinin çalışmalarının kısıtlanamayacağını, istedikleri çalıştaya katılabileceklerini bildirmiştir. Ancak çalıştaya sadece “soykırım var” diyenleri çağırmakta, karşı görüşü savunanların başvuruları kabul edilmemektedir.

Akademisyenlik onuru soysuzluğa indirgenmiş…

Gerçekleri araştırmak için bilimsel amaçlı çalışmalar yapmak, doğruları ortaya çıkartmak, halka doğru bilgi aktararak onurlu bir hizmet vermesi gereken akademisyenler, olmayan bir soykırımı peşinen kabul ederek, soysuzluk ve ihanete adım atmış olurlar. Üniversitelerde bilim üretmekle görevli bir akademisyen, çalıştığı konu hakkında her şeyden önce en temel bilgileri öğrenmeli, bu bilgileri yapacağı araştırmalarla geliştirip, pekiştirdikten sonra yargıya varmalıdır. Ermeni Soykırımı olduğunu peşinen kabul eden soysuzların öncelikle öğrenmesi gereken gerçekler şunlardır:

1- Soykırım kelimesi “soy” ve “kırım” kelimelerinin birleştirilmesiyle türetilmiş yeni bir kelimedir. 1950 yılından önceki konuşulan ve yazılan Türkçe’de “soykırım” diye bir kelime yoktur.
2- 1948 tarihinden önce gerek İngilizce ve gerekse diğer dillerde de “soykırım” anlamında bir sözcük yoktur. Soykırımın İngilizce karşılığı “Genocide” olup, Polonyalı Av. Rafael Lemkin’in önerisiyle bu kelime de Yunanca “Genos” (soy) ve Latince “Cide” (Latince Caedo kelimesinden türemiş, Öldüren anlamında bir sonek) kelimelerinin birleştirilmesiyle türetilmiş bir kelimedir.
3- İkinci Dünya savaşında Almanlar; Almanya’daki ve işgal ettikleri ülkelerdeki milyonlarca komünist, sosyalist, çingene, Yahudi, bedensel ve zihinsel sakatlar (AS: engelliler denmeli), Polonyalılar ve Rusları toplama kamplarında, gaz odalarında hunharca öldürmüşlerdir. Bu kadar toplu katliam yapan Almanlar savaş sonrası toplanan Nürnberg Mahkemelerinde “soykırım” suçundan değil insanlık dışı muamele, işkence, toplu öldürme, katliam, vb. eylemleri içeren “insanlığa karşı suçlar” ile suçlanıp yargılanmış ve cezalandırılmışlardır.

Diğer bir deyişle, Roma hukukundan bu yana evrensel hukukun esaslarından olan “suç ve cezanın kanunîliği” ilkesi “nullum crimen sine lege, nulla poena sine lege praevia” uyarınca 1948 tarihinden önce devletlerin ulusal hukukunda ve uluslararası hukukta “soykırım” diye bir suç tanımlanmadığından Almanlar soykırım suçundan yargılanamamışlardır.

4- Almanların işledikleri suçların niteliği nedeniyle, Birleşmiş Milletler tarafından “Uluslararası Soykırım Suçlarını Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesi”[[1]] hazırlanarak 9 Aralık 1948 tarihli 260/A sayılı Genel Kurul kararıyla onaylanıp, üye devletlerin imza, kabul veya katılımına açılmış ve 12 Ocak 1951 tarihinde anılan sözleşmenin 13. maddesine uygun şekilde yürürlüğe girmiştir.

Soykırım suçunun tanımı

Bu Sözleşme’nin 2. maddesine göre soykırım suçları[[2]];

“Bir ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel grubun tümünü veya bir kısmını, sırf o gruba mensup bulundukları için (İngilizce: as such) yok etmek amacıyla;

     –   bir gruba mensup olanları öldürmek,
     –   gruba mensup olanlara ciddi bedenî veya aklî zararlar vermek,
     –   grubun tümünü veya bir kısmını bilfiil (fizikî olarak) yok etmek amacını güden yaşam koşullarını bilinçli olarak gruba zorla uygulamak,
     –   grup içinde doğumları önlemeye yönelik önlemleri dayatmak,
     –   grubun çocuklarını başka bir gruba zorla sevketmek.” 

şeklinde tanımlanmaktadır. Altı çizilmesi gereken husus, bir eylemin veya suçun soykırımı olarak nitelendirilebilmesi için, bir gruba mensup insanları sırf o gruba mensup oldukları için öldürme, yoketme kastının (saikinin) olması gerekir. Dip Not[[i]]

Suçların bireyselliği

Sözleşmenin 4. maddesi, soykırım suçlarının kişiler tarafından işlendiğini hükme bağlaması açısından önemlidir. Hiçbir devlet, millet veya ırk topluca veya kurumsal olarak soykırım yapmakla suçlanamaz. Bu Sözleşme’nin 4. maddesine göre[[3]];

“Soykırımı teşvik eden veya 3. maddede sayılan eylemleri yapan; kurumsal sorumlu yöneticiler, devlet memurları veya bireyler cezalandırılacaktır.”

Yani “Türkiye Ermeni Soykırımını tanısın” talebinin ve bu tür söylemlerin hiçbir hukuki değeri yoktur. BM Soykırımı Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesinin en önemli maddesi, bu suçla ilgili yetkili mahkemenin tanımlandığı kısımdır.

Yetkili mahkeme

Bu Sözleşme’nin 6. maddesine göre[[4]];

“Soykırımı işlemekle suçlanan kişileri yargılama yetkisi bulunan organ ise, suçun işlendiği ülke Devletinin yetkili mahkemesi veya Tarafların kabul etmesi halinde bir uluslararası ceza mahkemesidir.”

Bu 6. madde çerçevesinde, bugüne kadar Türklerin Ermenilere soykırım yaptığı iddiasıyla, yetkili bir Türk mahkemesinde, hakkında soykırım davası açılmış ve/veya hükmolunmuş hiçbir Türk vatandaşı yoktur. Çünkü Ermeni iddiaları, Sözleşmenin yürürlüğe girdiği 1951 yılından önceki bir tarihe, 1915 yılına aittir ve o tarihte “soykırım” diye bir suç olmadığından bu olayı Sözleşme kapsamına sokmak imkânsızdır.

Soykırım suçları ile ilgili Sözleşme geriye doğru işletilemez

Soykırım suçunu tanımlayan uluslararası Sözleşme, yürürlüğe girdiği 12 Ocak 1951 tarihinden sonra meydana gelebilecek ve Sözleşmenin 2. ve 3. maddelerinde sayılan suçlara uygun eylemleri “Soykırım” olarak tanımlamış olup, bu uluslararası Sözleşmeye göre ancak, Sözleşmenin yürürlük tarihinden sonra işlenen soykırım suçları cezalandırabilir. Yani bu Sözleşme GERİYE DOĞRU işletilemez (mâkabline şamil değildir).

Soykırım Sözleşmesini yürürlük tarihinden önceye, Ermeni iddialarını kapsayacak şekilde genişletmek amacıyla ABD yetkililerinin teşviki ve Ermeni diasporasının girişimiyle ABD’de bir Türk Ermeni Barıştırma Komisyonu (Turkish Armenian Reconciliatıon Commission – TARC) kurulmuş ve 2003 yılına kadar yaklaşık iki yıl görev yapan bu grup için New York’taki “International Center for Transitional Justice” kurumunun adı açıklanmayan hukuk danışmanlarına yaptırılan “Soykırımı Sözleşmesinin 20. yüzyıl başlarında vuku bulan olaylara uygulanıp uygulanamayacağı” hakkındaki hukukî inceleme, Sözleşmenin geriye doğru yürütülemeyeceği sonucuna varmıştır[[5]].

Ayrıca, 27 Ocak 1980 tarihinde yürürlüğe giren, 23 Mayıs 1969 tarihli Viyana Anlaşmalar Hukuku Sözleşmesi’nin (Vienna Convention on The Law of Treaties) 28. maddesi[[6]];

“Sözleşmelerin (devletler arasındaki ikili veya çok taraflı antlaşmaların-H. Dural), tersine bir hüküm bulunmadıkça, o Sözleşme yürürlüğe girdiği tarihten önce vuku bulan eylemlere veya Sözleşme yürürlüğe girmeden önce sona ermiş durumlara UYGULANAMAYACAĞINI” belirtir.

Yukarıda açıklamaya çalıştığım üzere, BM Soykırım Sözleşmesi, yetkili mahkeme tanımı ve geriye doğru işletilememe nedeniyle, uluslararası hukuktaki EN SAĞLAM PLATFORMDUR. Bunun en önemli kanıtı ise, ABD liderliğindeki batılı emperyalist devletlerin girişimleriyle, bugüne kadar sadece çeşitli ülkelerin parlamentolarından “Ermeni Soykırımını Tanıma” kararlarının alınmış olması ve herhangi bir Türk vatandaşı aleyhine “soykırım” suçlaması ile ceza davası açılamamış olmasıdır.

Sonuç olarak;

Osmanlı ordusu I. Dünya Savaşı sırasında 5 ayrı cephede savaşırken, hem de 1915 yılında Çanakkale’de emperyalist İngiliz ve Fransız ortak saldırılarına karşı ölüm kalım savaşı verilirken, özellikle Doğu Anadolu bölgemizdeki Osmanlı vatandaşı Ermeniler devlete isyan etmişler, işgalci Çarlık Rusya’sına karşı savaşan ordumuzu arkadan vurmuşlardır. Bununla da kalmamışlar, Rus ordusuna asker olmuşlar, kendi yörelerinde, köylerinde yaşayan Türkleri ve Müslümanları katletmişleridir.

Sözde Ermeni Soykırımı iddialarını peşinen kabul eden soysuz akademisyenler ve bunlara akademik özgürlük adı altında destek veren Sabancı ve diğer üniversitelerin yöneticileri özellikle ve öncelikle Kaynak Yayınlarından kitap olarak basılan; 1915 yılında Ermeni isyanlarını örgütleyen Taşnak Partisi‘nin başkanı ve 1918’de Erivan’da kurulan Ermenistan’ın ilk Başbakanı Ohannes Kaçaznuni’nin 1923 yılında partisinin Bükreş’te toplanan kongresine sunduğu “Taşnak Partisi’nin Yapacağı Birşey Yok” başlıklı raporu okumalı, Ermenilerin Osmanlı Devletine neden isyan ettiklerini,

  • ne kadar büyük insanlık dışı katliamlar yaptıklarını anlattığı itirafları okumalıdırlar.

Sözde Ermeni Soykırımı iddialarını peşinen kabul eden soysuz akademisyenler ve bunlara akademik özgürlük adı altında destek veren Sabancı ve diğer üniversitelerin yöneticileri Soykırım suçlarıyla ilgili yukarıda anılan Soykırım Suçlarını Önleme ve Cezalandırma Sözleşmesini[[7]] ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, İkinci Daire, Perinçek–İsviçre Davası Kararı 17 Aralık 2013, (Başvuru no: 71510/08) ve mahkeme safahatı ile ilgili belgeleri okumalı ve öğrenmelidirler.

[[1]] : Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide, entry into force 12 January 1951, in accordance with article XIII
[[2]] : Article 2
In the present Convention, genocide means any of the following acts committed with intend to destroy, in whole or in part, a national, ethnical, racial or religious group, as such:
(a) Killing members of the group;
(b) Causing serious bodily or mental harm to members of the group;
(c) Deliberately inflicting on the group conditions of life calculated to bring about its physical destruction in whole or in part;
(d) Imposing measures intended to prevent births within the group;
e) Forcibly transferring children of the group to another group.
[[3]] : Article 4
Persons committing genocide or any of the other acts enumerated in article III shall be punished, whether they are constitutionally responsible rulers, public officials or private individuals.
[[4]] : Article 6:
Persons charged with genocide or any of the other acts enumerated in article III shall be tried by a competent tribunal of the State in the territory of which the act was committed, or by such international penal tribunal as may have jurisdiction with respect to those Contracting Parties which shall have accepted its jurisdiction.
[[5]] : http://www.armenian-genocide.org/files/ICTJ_Memorandum.pdf
International law generally prohibits the retroactive application of treaties unless a different intention appears from the treaty or is otherwise established. The Genocide Convention contains no provision mandating its retroactive application. To the contrary, the text of the Convention strongly suggests that it was intended to impose prospective obligations only on the States party to it. Therefore, no legal, financial or territorial claim arising out of the Events could successfully be made against any individual or state under the Convention.
[[6]] : Vienna Convention on The Law of Treaties, Signed at Vienna 23 May 1969, Entry into force: 27 January 1980
Article 28 : Non-retroactivity of treaties
Unless a different intention appears from the treaty or is otherwise established, its provisions do not bind a party in relation to any act or fact which took place or any situation which ceased to exist before the date of the entry into force of the treaty with respect to that party.
[[7]] : Convention on the Prevention and Punishment of the Crime of Genocide  http://www.ohchr.org/EN/ProfessionalInterest/Pages/CrimeOfGenocide.aspx

Son Not   :
[[i]] : Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi, İkinci Daire, Perinçek–İsviçre Davası Kararı 17 Aralık 2013, (Başvuru no: 71510/08). Doğu Perinçek lehine oy çokluğu ile karar veren heyetin iki hakimin verdikleri karşı oyun gerekçesinin 23. paragrafında “Soykırımın inkârı (AS: inkârı yanlış çeviri; reddi denmesi gerek!) suçunun unsurları, actus reus  (suçun maddi unsuru) açısından olduğu gibi mens rea (suçun manevi unsuru) açısından da kanıtlanmıştır. Actus reus bakımından, başvuran (Doğu Perinçek) “uluslararası yalan” olarak nitelediği Ermeni soykırımını aleni olarak inkâr (AS: reddetmiş!) etmiş, Ermeni halkını Türk Devletine saldırmakla itham etmiş” diyerek Doğu Perinçek’i suçlu bulmuşlardır.

Karşı oy kararı için Emekli Büyükelçi Pulat Tacar’ın değerlendirmeleri:

  • Actus reus, ceza hukukunda öldürme eyleminin yani fiilin bizatihi kendisidir. Ancak her öldürme fiili aynı derecede değerlendirilemez, zira kaza sonucu öldürme, önceden tasarlayarak öldürme, tahrik nedeni ile öldürme, meşru müdafaa nedeniyle öldürme vb. çeşitli öldürme eylemleri vardır. Bunlar ceza hukukunda ayrı ayrı cezalandırılır.

Halbuki, soykırım özel kasıt (dolus specialis, İngilizce as such) ile öldürmektir. Yani “Bir ulusal, etnik, ırksal ya da dinsel grubun tümünü veya bir kısmını, sırf o gruba mensup bulundukları için (as such) yok etmek amacıyla” öldürmektir. Dolus specialis 1948 Sözleşmesinde yazılı fiillerin (suçların), bir gruba mensup insanlara, sırf o gruba mensup, oldukları gerekçesi ile işlenmesidir. İçinde ırkçılık taşımaktadır.

Soykırım hukukunda zamanla uygulamaya yönelik bazı nüanslar ortaya çıkmıştır. Bunların başında Uluslararası Adalet Divanının (UAD-Lahey) Bosna Sırbistan kararı gelir (International Court of Justice, Application of The Convention on The Prevention And Punishment of The Crime of Genocide (Croatia V. Serbia), 3 February 2015, Judgement). Mezkur karar 1948 Soykırım Sözleşmesini hazırlayan konferansta uzun müzakereler sonunda kabul edilen “as such” terimine ağırlık vermiş, kararda Latince dolus specialis (özel kasıt) olmadan bir eyleme soykırım denilemeyeceğini vurgulamıştır. Ayrıca bunun ispatına ilişkin çıtayı çok yükseklere çekerek, soykırımı ispatı çok güç olan bir suç niteliği haline getirmiştir. UAD sadece Srebrenitsa’da yapılanları soykırım sayarak, Yugoslavya iç savaşındaki diğer benzer olaylarda dolus specialis’in ispatlanamadığını vurgulamıştır.
=============================================
Dostlar,

Değerli dostumuz Sn. Haluk Dural, nitelikli ve yurtsever bir aydındır. Gerçekte bu 2 nitem (sıfat) birbirinden ayrılamaz da. Yüksek Kimya Müh. ve DPT uzmanıdır. Ancak emek vererek konuları derinlemesine irdelemekte ve planlamacı – mühendis akıl yürütmesi ile son derece sağlıklı / bilimsel sonuçlara varmaktadır doğal olarak. Bu yazısında da olduğu gibi..

Üniversitelerin bütün bölümlerinden Sistematik Felsefe ve Mantık zorunlu ders olmalıdır.

Kendisini az önce bu makalesi nedeniyle aradık ve konuştuk, kutladık ve teşekkür ettik sitemizde yayınlamamıza da izin verdiği için.

Bir önemli sözcüğe, metinde de ayraç içinde not düştüğümüz üzere itirazımız oldu.
O da ”inkâr” sözcüğü. İngilizce metinlerde ”to deny” fiilinden çekerek yer yer ”denial” olarak da kullanılan bu sözcüğün çevirisi, bu AİHM kararı / dosyası bağlamında yanlış yapılıyor.

”İnkâr” sözcüğü, bir gerçekliğin, varoluşun, oluşun, olagelişin, olmuşun.. gerçekte varlığına / gerçek olmasına karşın kabul edilmemesi / görmezden gelinmesi.. anlamına geliyor.

Oysa İsviçre vs. Perinçek davasında geçen anlamıyla doğru çeviri ”inkâr” değil ”red olmalıdır. Kastedilen tam da budur; Ermenilere dönük Osmanlı Devletinin bir soykırım eylemi olmamıştır – yoktur.. Aksine suçlamayı kabul etmiyoruz / reddediyoruz;
oldu da, biz ”inkâr” ediyoruz değil!..

Bu ciddi yanlışı Sn. Dural ile paylaştık, olgunlukla kabul ettiler ve metinlerinde düzeltecekler.
Umarız ilgili öbür kesimler de, –birkaç kez yetkililerine anımsatmamıza karşın– düzeltirler..
Sn. Dural’ın ”Ermeni Tehciri” (Armenian Deportation) konulu yazısını da bekliyoruz, göndereceklerini belirttiler..

Osmanlı Devleti Ermenileri kırıp – geçirdi de, biz hukuksal olarak buna ”soykırım” denemeyeceği kalkanının ardına da saklanmıyoruz.. Hukuk kuralları ve mevzuatı ne derse desin, eylemli olarak (de facto) böylesi bir tek yanlı kırım yok-tur, olmamıştır. Karşılıklı bir kırım (mukatele) söz konusudur ve Osmanlı Devletinin eylemi; Ermeni tebaanın başlattığı kırım – isyan – Rus cephesine geçme gibi savaş suçlarına karşı tepki olup meşru bir savunma – haktır.

Lütfen tıklar mısınız konuya ilişkin kapsamlı bir power point sunumumuzu görmek için :

Ermeni_Soykirimi_Emperyalist_iftira_Altindag_CHP
Sonuç olarak; sıkı bir sentez – analiz mantığı, sorgulama ve eleştirel irdeleme ve matematiksel düşünme yöntemlerini benimseyip uygulamadan bir yerlere varma olanağı yok.. Tüm insanlarımıza bu becerilerin kazandırılması ve yaşam alışkanlıkları olarak benimsetilmesi zorunlu. Üstelik üniversiteye bırakılmadan, erken yaşlardan başlanarak.

AKP ise çağdışı – yobaz dayatmasını sürdürüyor eğitimde.. İşte bu Anayasaya (md. 137 vd.) ve Türkiye’nin de taraf olduğu Uluslararası İnsan hakları metinlerine, başta AİHS ve İHEB olmak üzere, aykırı ve açıkça gayrımeşru! Bu dayatmayı okullarda uygulayan suç işlemiş olur..
Direnmek ve uygulamamak görev ve haktır, meşrudur.
Öğretmeni, öğrencisi ve velisi ile birlikte direnerek..

Sevgi ve saygı ile. 12 Eylül 2017, Datça

Dr. Ahmet SALTIK
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Prof. Stiglitz : ABD kapitalizmi çöktü

Prof. Stiglitz : ABD kapitalizmi çöktü

PORTRESI_Kitapliginda

 

Ekonomist Stiglitz’e göre küresel mali kriz sistemin ipini çekti, Doların büyüsü bozuldu..

 

 

ABD kapitalizmi çöktü!

Nobel ödüllü ekonomist Joseph Stiglitz, dünya genelinde finansal sistemin
hükümetin kurtarma paketleriyle ayakta durduğunu söyledi.

Stiglitz’e göre ABD Doları artık riskli ve yeni bir rezerv sistemine gereksinim var.

Ekonomi Servisi – Stiglitz, küresel finansal krizin ABD kapitalizminin çöküşünü gösterdiğini söyledi.

Bangkok’ta katıldığı bir konferansta konuşan Stiglitz,

“Dünya genelinde finansal sistem yalnızca hükümet kurtarmaları sayesinde ayakta kaldı, piyasalar da riski dağıtmak için çöküşten kurtarıldı.” dedi.

Krizin belirlenmesi için küresel anlamda daha çok ortaklaşa (kolektif) çalışmaya gereksinim olduğu vurgusunu yapan Stiglitz, G-20’nin toplam istemin (talebin) zayıflığı gibi temel sorunları belirlemekte yavaş kaldığını dile getirdi.

Stiglitz Doların riskli olduğuna işaret ederek yeni bir rezerv sistemine gerek olduğunu vurguladı.
“Bir değer saklama ögesi olarak Doların rolü kuşkulu ve geçerliliği büyük oranda
risk taşıyor. Yeni bir küresel rezerv sistemine gereksinim var..”
diyen Stiglitz;
Çin gibi yeni rezerv sistemi üzerine düzenli tartışmalar yürüten ülkeleri destekleme çağrısı yaptı.

Dolar artık kâr etmiyor!

Doların 5 Mart’tan beri Avro, Yen ve öbür 4 büyük para birimini kapsayan endeks karşısında %12 değer yitirdiği bilgisini veren Stiglitz,

“Rezerv para sistemi yıpranma sürecinde. Şu anda Dolar neredeyse hiç kâr getirmiyor, oysa Doların gidişatına bakan biri bu riski görmek zorunda. ABD ve Avrupa’da yürütülen politikalar küresel ekonomiyi likiditeye boğdu. Bu da sınırlı yatırım fırsatlarından dolayı spekülatif balonlara yol açtı.” dedi.

ABD ekonomisine pompalanan paranın Asya emlak ve emtiasına dek gittiğini vurgulayan Stiglitz, Asya ekonomilerini Amerikan varlık balonlarına karşı uyardı.

Stiglitz, ABD Merkez Bankası’nın (FED) bilançosu şişerken, ABD’nin bütçe açığı ve
borcu büyürken insanların enflasyon endişesine kapıldığını belirterek,
deflasyon süreciyle karşı karşıya olunduğunu ama bunun ileride enflasyona yol açabileceğini dile getirdi. (Cumhuriyet, 22.8.2009)

================================

Dostlar,

Zaman zaman arşivi karıştırmada büyük yarar var değil mi??

SGP (Satınalma Gücü Paritesi – PPP) bakımından artık, 2014 sonunda, Çin ABD’nin önünde…
Yaklaşık 200 Dolar farkla… Çin 17 630 ve ABD 17 460 Dolar..
(http://ulusalyol.net/cin-abdyi-gecti/, Haluk Dural, 24.05.2015)

Tablo 1 : Ülkelerin Ekonomik Büyüklüklerine Göre (GSYH-SAGP) Trilyon Dolar
2011 2012 2013 2014
 Dünya 80,9  Dünya 85,5  Dünya 87,3  Dünya 107,5
1  ABD 15,040  ABD 15,660  ABD 16,720  Çin 17,630
2  Çin 11,300  Çin 12,380  Çin 13,370  ABD 17,460
3  Hindistan 4,463  Hindistan 4,735  Hindistan 4,962  Hindistan 7,277
4  Japonya 4,389  Japonya 4,617  Japonya 4,729  Japonya 4,807
5  Almanya 3,085  Almanya 3,194  Almanya 3,227  Almanya 3,621
6  Rusya 2,373  Rusya 2,509  Rusya 2,553  Rusya 3,568
7  Brezilya 2,284  Brezilya 2,362  Brezilya 2,422  Brezilya 3,073
8  İngiltere 2,25  İngiltere 2,323  İngiltere 2,378  Fransa 2,587
9  Fransa 2,214  Fransa 2,253  Fransa 2,273  Endonezya 2,554
10  İtalya 1,826  İtalya 1,834  Meksika 1,845  İngiltere 2,435
11  Meksika 1,657  Meksika 1,758  İtalya 1,805  Meksika 2,143
12  G. Kore 1,554  G. Kore 1,622  G. Kore 1,666  İtalya 2,066

Bu “geçilme” olgusu beklenenden önce gerçekleşti.

Tablo-3: Dünya Ekonomisindeki Paylar, %
2011 2012 2013 2014
ABD 18,6 18,3 19,2 16,2
ÇİN 14,0 14,5 15,3 16,4

Artık “second to none USA” (paramount, nothing and no one to surpasss USA)
söz konusu değil..

Akla, İtalyan bilimci Wilfredo Pareto’nun Elitlerin Yükselişi ve Çöküşü adlı kitabı ve Kuramı geliyor.. Ve de İbni Haldun’un Mukaddime’sinde aktardığı benzer tez, Asabiya Kuramı..
1945’lerdi ABD’nin Dünya önderi oluşu.. 70 yılı geride bıraktı..

Dönemsellik (periyodisite) yaklaşık 100 – 120 yıllık..

İyi de hani Türkiye 2023’te ilk 10 ekonomi arasına girecekti??

Türkiye’de politikacılar halka yalan söyleme hakkına mı sahip?
Politikacılar dürüst olma sorumluluğundan bağışık m Türkiye’de?
Politikacılar Türk Ulusu’nu “Ne” yerine koyuyorlar ? (Gerçekte kendilerini!)

Sevgi ve saygı ile.
27 Haziran 2015, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK
www.ahmetsaltik.net
profsaltik@gmail.com

MİLLÎ MERKEZ BURSA KURULUŞ TOPLANTISI

Değerli Dostlarımız,

Millî Merkez Bursa Temsilciliğinin kuruluşu, 24 Temmuz 2013 Çarşamba günü,
MM Yönetim Kurulu Üyeleri; E. Amiral Türker Ertürk ve Genel Sekreter
Haluk DURAL‘ın katılacakları
portresi_papyonluportresi
“Atatürk’te Birleşmek;
Millî Meclis-Millî Hükümet”

konulu bir söyleşinin de yer aldığı toplantı ile gerçekleştirilecektir.
Bilgilerinize sunar, değerli katılımlarınızı bekleriz.
Saygılarımızla,
Haluk DURAL
MM Genel Sekreteri

MİLLÎ MERKEZ BURSA KURULUŞ TOPLANTISI

24.07.2013

BURSA

Tarih          : 24 Temmuz 2013, Çarşamba

Saat : 20.oo -23.00

Yer    : Ördekli Kültür Merkezi, Demirtaşpaşa Metrosu Yanı

KONUŞMACILAR

E. Tuğa. Türker ERTÜRK, MM Yönetim Kurulu Üyesi

Haluk DURAL, Millî Merkez Genel Sekreteri

İletişim : Av. Halil Yeşilyurt,  0535-310 0563

Söyleşi Sonrası

Milli Merkez Bursa Temsilciler Meclisi Ve Yönetim Kurulu Seçilecektir

MİLLİ MERKEZ BODRUM KURULTAYI YAPILDI

Değerli Dostlarımız,

Bilgilerinize sunarız.
Saygılarımızla,
18.7.13
Haluk Dural
MM Genel Sekreteri

MİLLİ MERKEZ BODRUM KURULTAYI YAPILDI

Bodrum Millî Merkez Kurultayı 16.07.2013 günü
Bodrum Belediyesi Nurol Kültür Merkezinde yapıldı.

Yaklaşık 400 konuğun katılımıyla saat 16:00’da başlayan Kurultay, Millî Merkez Yönetim Kurulu Üyeleri; İstanbul Üniversitesi eski Rektörü Prof. Dr. Kemal Alemdaroğlu,
eski Devlet Bakanı, DP, DYP Genel Başkan Yardımcısı Ufuk Söylemez ve İşçi Partisi MKK üyesi ve USMER İstanbul Başkanı Haluk Dural’ın konuşmacı olarak katıldıkları halka açık bir toplantı olarak gerçekleşti.

Halkın büyük ilgi gösterdiği toplantıda konuşmacılar soru yağmuruna tutuldu.
Millî Merkezin partileşmesi konusunda yoğunlaşan sorular karşısında konuşmacılar; Millî Merkez’in 2014 yerel seçimlerinin çok önemli olduğunu ifade ederek,

* yerel seçimlerde CHP+MHP+İP güç birliğinin sağlanması,
* Atatürkçü adayların belirlenmesi için baskı yapma

kararını aldıklarını belirttiler.

Türkiye’nin bölünmesini engelleyeceklerini,
– Bölücü Anayasa yapılmasına müsaade etmeyeceklerini,
– en önemli işin ve amacın AKP hükümetinden kurtulmak olduğunu ifade eden konuşmacılar, partileşme konusunda her şeyin halkın isteği doğrultusunda oluşacağını, kendilerine düşen görevleri en iyi şekilde yapacaklarını belirttiler.

Soru ve cevap sonrası seçimlere geçildi. Seçimlerde halkın isteği doğrultusunda
MM Bodrum İlçe Meclisinde görev almak isteyen 41 kişi oybirliğiyle seçildi.

Saat 19:00’a doğru sona eren Kurultay sonrasında MM gönüllülerinin katıldıkları
bir akşam yemeği düzenlendi.

18.07.2013

Mehmet Kadri Korkmaz
MM Bodrum Temsilcisi

Nedir bu Biber Gazı ?


Nedir bu Biber Gazı ?

portresi


Haluk Dural

Ulusal Strateji Merkezi-USMER İstanbul Başkanı
Kimya Y. Müh.
17.06.2013

 

 

Yirmi gün önce Taksim Gezi Parkına Topçu Kışlası yapmak üzere, Gezi Parkındaki ağaçların kesilmesini protesto etmek üzere başlayan gençlik direnişi, polisin şiddetli saldırıları üzerine, bütün ülkeye yayılan bir kitlesel halk hareketine dönüşmüştür. Hareket, işbirlikçi medyanın bütün sansürüne ve giderek, hareketi Gezi Parkındaki gençlerin “özgürlük” isteğine, çevreci duyarlılığına indirgenmeye çalışmasına rağmen, gerçek; “Hükümet İstifa, Tayyip İstifa, Mustafa Kemal’in Askerleriyiz, Faşizme Karşı Omuz Omuza” sloganlarında kristalleşmiştir.

Bu kadar somut siyasal talepleri dile getiren halk kitleleri ise tek adamlığını pekiştirme gayreti içinde olan Başbakan’ın, “benim polisim” dediği devletin polislerini halkın üzerine sürmesi sonucu halk, polisin yoğun bir biber gazı ve ilaçlı su saldırılarına maruz kalmıştır. Polisin kullandığı bu kimyasal gazların ne olduğu, bu yazımızın konusunu oluşturmaktadır.

Kimyasal silahlar

Özellikle Birinci dünya Savaşında yaygın olarak kullanılmaya başlanan kimyasal silahlar, korkunç etkileri nedeniyle savaşın ahlâksız bir şekil almasına yolaçmış ve sonraki yıllarda bu tür silahların yasaklanması için uluslar arası girişimler yapılmıştır. Günümüzde pek çok ülke tarafından kimyasal silahlar üretilmekle beraber bunların; üretim, stoklanma ve kullanımının yasaklanması hakkında da önemli çalışmalar yapılmaktadır.

Kimyasal silahlar hakkında günümüzün en yetkili kuruluşu, merkezi Hollanda’nın başkenti Lahey’de olan Kimyasal Silahların Yasaklanması Teşkilatı Organization
For The Prohibition of Chemical Weapons (OPCW)
’dır.

Birleşmiş Milletler Teşkilatı tarafından özel sözleşmeyle bu alanda yetkili kılınan teşkilata halen 188 ülke ortaktır. Kimyasal silahların yasaklanmasıyla ilgili olarak yapılmış olan çok sayıdaki uluslar arası anlaşmalar sonunda, günümüzde geçerli olan Kimyasal Silahlar Sözleşmesi Chemical Weapons Convention (CWC)[[1]] 1992 Aralık ayında Genel Sekreter tarafından Birleşmiş Milletler Genel Kuruluna sunulmuş ve 13 Ocak 1993 tarihinde imzaya açıldığı Paris’te iki gün içinde 130 ülke tarafından imzalanarak yürürlüğe girmiştir [[2]].

Toplam 24 maddeden oluşan bu Sözleşme, konunun bütün boyutlarına cevap verecek kapsamdadır ve ekinde, hangi kimyasalların silah sayılacağına dair 3 adet Tarife içermektedir.

Kimyasal Silahlar Sözleşmesinin I. Maddesinin 5. Fıkrası “Sözleşmeye taraf ülkeler, ayaklanma kontrolunda kullanılan kimyasalları savaş silahı olarak kullanmamayı tekeffül ederler” demektedir [[3]].

İkinci maddenin 7. Fıkrasında ise “ayaklanma kontrol maddesini “Sözleşme eki Tarifelerde bulunmayan, maruz kalındıktan kısa süre sonra etkileri kaybolan,  insanların duyularında hızla tahriş yapan veya insanın fizikî aktivitesini engelleyen kimyasallar” diye tanımlamaktadır [[4]].

İkinci maddenin “Bu Sözleşme ile Yasaklanmamış Amaçlar” başlıklı 9. Fıkrasının (d) bendinde ise “yurtiçi ayaklanma kontrolu dahil kolluk kuvvetlerinin zor kullanımı” kapsam dışında tutmuştur [[5]].

Türkiye’deki durum

13 Ocak 1993’te imzalanmış olan Kimyasal Silahlar Sözleşmesi, TBMM’nin 4/4/1997 tarihli ve 4238 sayılı Kanunla onaylanmasını uygun bulması ve Bakanlar Kurulunun 29/4/1997 tarihli ve 97/9320 sayılı kararnamesi ile onaylanması üzerine 3/5/1997 tarihli ve 22978 sayılı 1. mükerrer Resmi Gazetede yayımlanmıştır. Ülkemiz, sözleşmeye ilişkin onay belgesini 12 Mayıs 1997 tarihinde depozitör makam Birleşmiş Milletler Genel Sekreterliğine tevdi etmiş ve 11 Haziran 1997 tarihinde taraf olmuştur.

10/6/2004 tarihli ve 5188 sayılı Özel Güvenlik Hizmetlerine Dair Kanunun uygulanmasına yönelik usul ve esasları düzenleyen Yönetmelik[[6]] uyarınca,
bu yönetmeliğin 24. maddesi ile kimyasalların kullanımına izin verilmiştir.

“Silah Bulundurma ve Taşıma İzni Verilmesi

Madde 24- Koruma ve güvenliğin sağlanabilmesi için fiziki önlemlere ve güvenlik cihazlarına öncelik verilir. Komisyon, orantılılık ilkesine uygun olarak canlılar üzerinde kalıcı etkisi olmayan kimyasalların kullanılmasına izin verebilir.”

Bu yönetmeliğin yürürlüğe girmesinden sonra çeşitli toplumsal olaylarda polis tarafından kimyasalların kullanılmasına başlanmıştır. Ancak, Yönetmelikte de ifadesini bulduğu gibi, kimyasalların kullanımındaki temel ölçü “orantılılık ilkesi”dir. Bu orantılılık ilkesinin ihlâline karşılık, yasalarda özel bir yaptırım olmadığından, aşırı kimyasal kullanan kolluk kuvvetleri hakkında ancak genel hükümler çerçevesinde işlem yapılabilir.

Ayaklanma kontrol kimyasalları

Bu amaçlarla kullanılan en yaygın kimyasallar; OC, CS, CN, CR kısaltmalarıyla tanımlanan maddelerdir. Şimdi bunlardan en çok kullanılan biber gazı ile ilgili bilgileri sunalım:

1- Biber Gazı – OC (Oleoresine Capsicum[[7]]

Biber gazı diye bilinen kimyasal maddenin adı Kapsaisin’dir. Kimyasal adı 8-Methyl-N-vanillyl-trans-6-nonenamide’dir.

Açık formülü yandaki şekilde görülen bu maddenin kapalı formülü C18H27NO3 olup, beyaz kristal yapıda, keskin yakıcı kokulu, 62-65oC’de eriyen, 210-220oC’de kaynayan bir maddedir. Suda neredeyse çözülmez, etil alkol, eter ve benzende tamamen erir. Biber (latince Capsicum) familyası sebzelerdeki acılık veren maddedir. Esas itibariyle, biberin çekirdeğini tutan beyaz kısımlarda bulunur.

Kurutulan acı biberler, öğütüldükten sonra etil alkol ile özütlenip (ekstrakte edilip) elde edilen çözeltiden alkol uçurularak geride kıvamlı, reçinemsi bir madde olarak elde edilir (oleoresin capsicum). Kapsaisinin acılık endeksindeki (Scoville Heat Unit-SHU) değeri 16 milyondur. Bu değer bildiğimiz dolmalık biberde neredeyse sıfırdır.

Acı biberde, kapsaisine benzeyen, acılık endeks değerleri küçük en az beş tane daha madde vardır ve bunlara kapsaisinoidler denir.

Kapsaisin tıbbî amaçlarla kullanılan bir kimyasaldır. İçinde % 0,025 – % 0,25 oranında kapsaisin bulunan krem veya bandajlar yakı olarak kas ağrılarına karşı kullanılır.

Kapsaisin, kolluk kuvvetlerince yaygın olarak kullanılan biber gazının esas bileşenidir. Sprey halinde püskürtüldüğünde, deriyle, özellikle gözler veya mukoz zarlarla (burun içi, akciğerlerdeki hava kesesi cidarları gibi) temas ettiğinde çok şiddetli ağrıya sebep olur, eğer küçük miktarda bile teneffüs edilirse, nefes almakta güçlük yaşanır.

Büyük miktarlarda kapsaisin alımı ölümcüldür[[8]]. Doz aşımının belirtileri; nefes almada güçlük, deride mavileşme ve titremelerdir. Konu hakkında daha geniş araştırmalar için dip nota bakınız [[9]], [[10]].

Zehirlenmeye yolaçan dozlar; ağızdan alındığında akut zehirlenme için LD50= 47,2 mg/kg ve deriden alındığında akut zehirlenme için LD50 >512 mg/kg’dır [[11]].

Deriyle olan temasta, yanma hissi veya iğne batışı gibi acı oluşur. Eğer, yetişkinlerde çok ve çocuklarda az miktarda yutulursa midede bulantı, kusma, karın ağrısı ve yakıcı ishal yapar. Gözle temas halinde ise yoğun göz yaşarması, acı, konjuktivite neden olur.

Kapsaisine maruz kalan cildi derhal, dokulara nüfuz etmeden bitkisel yağlar, parafin, vazelin gibi yağlı bileşiklerle yıkamak gerekir. Cildi temizlemek için sabun, şampuan veya diğer deterjanlar kullanılabilir. Su, sirke, limon işe yaramaz. Bulaşmış olan eşyalar etil alkolle temizlenebilir. Eğer yutulmuşsa, süt içmek midedeki yanma hissini rahatlatır, ekmek veya pilav yemek de rahatlamaya katkı yapar. Ciltteki yanma hissini azaltmakta, buz veya soğuk nesneler kullanılabilir.

Kapsaisinin yolaçtığı astımlara karşı ağızdan antihistaminik veya kortikosteroid (kortizon vb) ilaçlar kullanılır.

Kolluk kuvvetlerinin uygulamaları

Spreyler :

Biber gazı hammaddesi olan reçine kıvamındaki oleoresine capricum, hacmen % 10 dolayında, mineral (petrol esaslı) veya nebatî yağlar (soya yağı vb) ile seyreltilerek, tüplere doldurulur. Tüplere azot gazı basılarak, püskürtme için gerekli basınç sağlanır. Kolluk tarafından halkın üzerine püskürtülünce, yağlı bir sis halinde vatandaşa sıvaşır.

Gaz Bombası :

Benzer şekilde hazırlanmış olan küçük bombalar, bir tüfekten atılır ve tapası açılarak, içindeki basınçla sis halinde etrafa yayılır.

TOMA Suyu :

Biber gazının reçinemsi hammaddesi olan oleoresine capricum suda erimez.
Bu nedenle önce uygun bir çözücüde (propilen glikol, polisorbat vb) çözülürek, TOMA’nın su deposuna katılar. Bu çözücüler, biber gazı hammaddesinin suya homojen karışmasını (emülsüfiye olmasını) sağlar. Ayrıca, müdahale edilen vatandaşın kolluk tarafından kolay teşhisi için suya renkli boya katılır.

Son olaylarda polisin kullandığı TOMA’lara katılan bu malzemeyi Jenix markasıyla bir Türk firması İstanbul-Çatalca’daki iki fabrikasında üretmektedir [[12]].

2- Diğer Gazlar

CS Gazı

Göz yaşartıcı gaz olarak bilinen bu gazın, kimyasal adı 2-chlorobenzalmalononitrile’dir. Açık formülü yanda görülen bu maddenin kapalı formülü ise C10H5ClN2’dır. Uygun bir çözücüde çözülerek, basınçla püskürtülür [[13]].

CN Gazı

Açık fomülü yanda görülen ve fenasil klorür (Phenacyl chloride) olarak bilinen bu kimyasalın, kapalı formülü C8H7ClO’dır. Kolluk kuvvetlerinin kullanımı için sprey olarak verilir. Mace diye de bilinen bu gaz göz yaşartıcıdır [[14]]. Bu gaz gözlerde ve özellikle solunum yolları ve akciğerde acı veren etkiye sahiptir. Bu gaza maruz kalanlar arasında, akciğer tahribatı (pulmonary injury) veya nefessiz kalma (asfiksi-asphyxia) nedeniyle en az beş ölüm vakası kaytılara geçmiştir [[15]].

CR Gazı

Açık formülü yanda görülen bu kimyasal dibenz[b,f][1,4]oxazepine diye adlandırılır, kapalı formülü C13H9NO’dır. İnsanların hareketi kısıtlayan, göz yaşartıcı bir gazdır. Gerçekte, solgun sarı renkli bir kristal tozdur, biber kokuludur. Suda erimeyen bu kimyasal, polipropilen glikol gibi çözücülerde eritilerek suya karıştırılır. 1950’lerin sonunda İngiliz Savunma Bakanlığı tarafından “ayaklanma kontrolü” amacıyla geliştirilmiştir.

Şiddetli bir göz yaşartıcı olan bu gazın etkisi CS gazından 6-10 defa daha fazladır. Deride yoğun tahriş, geçici körlük, öksürük, nefes alamama ve paniğe yolaçar. Çok miktarda teneffüs edildiğinde birkaç dakikada öldürücü doza erişilir. Ölümler, nefes alamama ve akciğer ödeminden meydana gelir. Etkisi 60 güne kadar uzayabilir [[16]].

Ne yapılmalıdır ?

“Ayaklanma kontrol” kimyasalları olarak sayılan maddelerin bu amaçla kullanılması konusu Kimyasal Silahlar Sözleşmesi görüşmeleri sırasında taraf devletler arasında
en uzun ve en hararetli tartışmalara sahne olmuştur [[17]].

Bu tür kimyasalların halka karşı orantısız olarak kullanılmasının denetim mekanizması ve aşırı kullanımlar hakkında yasal yaptırımlar bulunmaması, hükümetleri ve kendine bağlı kolluk kuvvetlerinin halka karşı aşırı güç kullanmasını engellememektedir.
Bu nedenle, iç hukukta muhakkak surette önleyici düzenlemelere, aşırı güç (gaz dahil) kullanan kolluk kuvvetlerinin cezalandırılmasına gidilmelidir.

Ancak daha önemlisi, Kimyasal Silahlar Sözleşmesinin “ayaklanma kontrol maddeleri” tanımının muhakkak düzeltilmesi için uluslar arası kamuoyu oluşturarak, savaşta kullanımı yasak olan bu maddelerin halka karşı kullanımının da yasaklanması için hükümetler üzerinde baskı kurulmalıdır.

Ayaklanma ile demokratik protesto eylemlerinin doğru tanımları yapılarak, her iki kavram birbirinden kesinlikle ayrılmalı, bu tanımlar Kimyasal Silah Sözleşmesine sokularak, taraf devletler için bağlayıcı hale getirilmelidir.


[1] : http://www.opcw.org/chemical-weapons-convention/articles/
[2] :
http://www.opcw.org/chemical-weapons-convention/about-the-convention/genesis-and-historical-development/
[3] : Article I. General Obligations, 5. Each State Party undertakes not to use riot control agents as a method of warfare.
[4] : Article II. Definitions and Criteria, 7. “Riot Control Agent” means:
Any chemical not listed in a Schedule, which can produce rapidly in humans sensory irritation or disabling physical effects which disappear within a short time following termination of exposure.
[5] : 9. “Purposes Not Prohibited Under this Convention” means:
(d) Law enforcement including domestic riot control purposes.
[6] : ÖZEL GÜVENLİK HİZMETLERİNE DAİR KANUNUN UYGULANMASINA İLİŞKİN YÖNETMELİK, RG : 07.10.2004, 25606
[7] : http://en.wikipedia.org/wiki/Capsaicin
[8] : Material Safety Data Sheet, Capsaisine, Natural
http://www.sciencelab.com/msds.php?msdsId=9923296
[9] : Charles S. Petty M.D, Deaths in Police Confrontations When Oleoresin Capsicum is Used, February 2004
[10] : Impact of Oleoresin Capsicum Spray on Respiratory Function in Human Subjects in the Sitting and Prone Maximal Restraint Positions, Final Report, US Department of Justice, May 18, 2000
[11] : Zehirbilimde LD50 simgesiyle gösterilen ortalama öldürücü doz (median lethal dose) bir zehirin, radyasyonun veya bir patojenin (hastalığa neden olan şey) belli bir deneme süresi sonunda test edilen kümenin yarısını öldürmek için gerekli olan dozdur. http://simple.wikipedia.org/wiki/LD50
[12] : http://www.jenixbibergazi.com/tr/default.asp?&title=jenix-biber-gazi-anasayfa
[13] :
http://en.wikipedia.org/wiki/CS_gas
[14] : http://en.wikipedia.org/wiki/Phenacyl_chloride
[15]: Blain, P. G. (2003). “Tear Gases and Irritant Incapacitants: 1-Chloroacetophenone, 2-Chlorobenzylidene Malononitrile and Dibenz[b,f]-1,4-Oxazepine”Toxicological Reviews 22 (2): 103–110. PMID 15071820
[16] : http://en.wikipedia.org/wiki/CR_gas
[17] : http://www.opcw.org/protection/types-of-chemical-agent/riot-control-agents/