Seçim kurulları, YSK ve suç duyuruları

Seçim kurulları, YSK ve suç duyuruları


Ömer Faruk EMİNAĞAOĞULLARI
Cumhuriyet, 08.06.19

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

YSK, İstanbul Büyükşehir Belediye başkan seçimini sandık kurullarının oluşumu nedeni ile iptal ederken ayrıca, ilgili ilçe seçim kurulu başkan ve üyeleri, seçim müdürleri ve öbür sorumlular hakkında suç duyurusunda bulunulmasına da karar verdi. İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusu üzerine, Başsavcılık da adeta bunu bekliyormuş gibi, alır almaz soruşturmaya koyuldu. Kimi seçim müdürlerinin, savcılığın terör suçları bölümünde ifadeleri bile alındı. Öte yandan YSK kararı öncesinde Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığınca bir seçim müdürünün bile içine sokulduğu ayrı bir soruşturma başlatıldığını da hatırlatmakta yarar var.

Yenilenen seçime ilk günden müdahale

Öyle bir iptal kararı veriliyorsa, böyle bir suç duyurusunda ne var denilebilir. Böyle bir suç duyurusu ve yapılan işlem, yenilenen seçime daha ilk günden müdahale, seçim yöneten organlara baskı yaratmak demek. Haklarında soruşturma açılmayan öbür ilçelerdeki kişilere de, aba altından sopa göstermek demek. Seçimi yönetenlerin soruşturma altında tutulduğu bir seçim, gerek Türkiye’de gerekse demokratik bir ülkede ilk kez yaşanan bir durum.

Soruşturma mercileri ve soruşturma yöntemi

Seçim Yasasının uygulanmasından kaynaklanan soruşturmalarda, kimler hakkında hangi mercilerin yetkili olduğunu açıklamak gerekiyor. Seçim Yasası’nın 174 üncü maddesi uyarınca, yargıçlar dışındaki her türlü kamu görevlileriyle veya öbür kişilerle ilgili soruşturmalar, savcılıklarca ve genel hükümlere göre yapılıyor. Bu kişilerin eylemlerine katıldığı ileri sürülen kişilerin sıfatları da ne olursa olsun, yine o kişiler hakkındaki soruşturmalar da, bu soruşturmalarla birlikte yürütülüyor. Yargıçlar hakkındaki görevleri ile ilgili soruşturmalar, seçimlere ilişkin yasalardan kaynaklansın veya kaynaklanmasın, her durumda Hakimler ve Savcılar Kurulu Yasası uyarınca, Hakimler ve Savcılar Kurulu – HSK tarafından verilecek soruşturma izni üzerine, yalnızca HSK ve bu Kurul müfettişlerince yapılabiliyor. Sıfatları ne olursa olsun yargıçların bu suçlarına katıldığı söylenen öbür kişiler hakkındaki soruşturmalar da, yine Hakimler ve Savcılar Yasasının 86 ncı maddesi uyarınca yargıçlarla ilgili soruşturmalarla birlikte yürütülüyor. Bu bağlamda seçim müdürleri ve seçim bürosundaki öbür çalışanlar da, eğer seçim kurulu başkanı yargıcın eylemi üzerine hareket etmiş iseler, ki “kural olarak” yargıcın istek veya işlemlerini yerine getirdikleri gözetilirse, onlar da aynı yönteme tabi tutularak yargıçlarla birlikte yalnızca HSK tarafından soruşturulabiliyor.

YSK’nın suç duyurusu ve savcılıklar

İçlerinde yargıçların bulunduğu ve yargıçların da görevleriyle ilgili olduğu ifade edilen bir konuda, suç duyurusu yapan YSK bile olsa, böyle bir evrakı alan savcılık, HSK’nın soruşturma açılma izni olmadan soruşturma açılamayacağı ve bu soruşturmayı da yalnızca ve yalnızca HSK yürütebileceğinden, hiçbir işlem yapmadan bu evrakı HSK’ya iletmek durumundadır. YSK’nın ve savcılığın yargıçlar ve seçim suçları hakkındaki soruşturma yöntemini bilmeyecekleri söylenemez. Olayda ise YSK, aldığı suç duyurusu kararı kapsamında yargıçların da olmasına karşın, yargıçların ve yargıçların suçlarına iştirak edenlerin ve de seçim suçlarının soruşturma yöntemini her nedense görmezden gelip, savcılığa suç duyurusunda bulunmuştur. Savcılık da böyle bir konuda yetkisiz olduğunu her nedense görmezden gelmiştir. Asıl üzerinde durulması gereken boyut burasıdır.

Seçim takvimi ve suç duyurusu

YSK, görevi nedeniyle bir suçun işlendiğini öğrendiğinde, TCY’nin 279 uncu maddesinde yer alan sorumluluğu uyarınca bunu “yetkili makama” iletmek durumundadır. Ancak yerleşik uygulama gereği, “seçim takvimi işlerken,” seçimlere müdahale ve baskı olmaması için YSK’nın, savcılığın veya HSK’nın bir adım atmaması gerekmektedir.

Suç duyurusunu geri alma

YSK, kapsamında yargıçlar olduğu için suç duyurusunu olayımızda yetkili olmayan savcılıklara iletmiş ise de, savcılıklar nezdinde yapabilecek hiçbir şey bulunmamakta iken, suç duyurusunu geri alma gibi bir yola gitmiştir. Savcılıklar da bu isteğe göre hareket etmiştir. YSK’nın bu aşamada tek yapabileceği, olsa olsa HSK’ya da ayrı bir yazı yazmak, böyle bir yazı üzerine veya resen olaya el koyacak HSK da, yargıçlar için soruşturma açma kararı verirse, o zaman HSK’nın da Hakimler ve Savcılar Yasası’nın 86 ncı maddesi uyarınca öbür kişilerle ilgili soruşturmayı birlikte yürütmek üzere İstanbul ve de Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığından istemek olmalı idi. HSK, soruşturma açma kararı versin veya vermesin, HSK’nın bu konudaki kararından önce İstanbul’da başvurulan dinleme, teknik izleme gibi kayıtlar da mutlaka imha edilmelidir.

  • Suç duyurusunun geri alınması diye bir kurum hukuk literatüründe bulunmamaktadır.

Savcılıklar, kamu adına soruşturulması gereken, kendi görevi kapsamındaki kişilerin suçlarını, suç duyurusu dahil herhangi bir yolla öğrendiklerinde, isteklerle bağlı olmadan kamu adına soruşturan organlardır. YSK, kapsamında yargıçlar da olduğu için suç duyurusunu HSK yerine, yetkisiz merci savcılığa yapmış olsa da, savcılığın yeni bir YSK işlemine gerek kalmadan, soruşturmaya başlamadan evrakı yetkili merci HSK’ya iletmesi gerekirken, olmadık işlemler yapmış, HSK ise bu savcılar ve bu soruşturmalar hakkında sessiz kalmıştır.

  • Bir suç yok iken, suç duyurusu yapmanın ve sonra da onu geri almanın hukuksal anlamının, TCY’nın 267 ve 271 inci maddelerindeki düzenlenen iftira ve iftira suçunda etkin pişmanlık olduğu unutulmamalıdır.

Savcılıklar hemen devreye sokularak birtakım işlemler yapılmış olup, YSK şimdi böyle bir kılıfla, kendisinin ve savcılığın hukuk dışı işlemlerini perdelemektedir. Şöyle ki; olayda HSK’nın yetkili olduğu görmezden gelinip, soruşturmaların şimdiye dek savcılıkların terör birimlerince ve FETÖ bile dillendirilerek yapıldığı gözetildiğinde, dinleme ve teknik izlem gibi yöntemlere başvurulma olasılığı da ayrıca düşünülürse, yapılan tüm bu işlemler dikkate alınamayacak hukuka aykırı kanıt olsa da, İstanbul seçimlerini asla kaybetmek istemeyen AKP, bir B planı olarak bunları bir kenarda mı tutmaktadır sorusu ister istemez akla gelmektedir. Hele de geçmişte AKP kapatma davası sırasında, o davadan kurtulmak için her yola başvurulduğu, yaratılan sahte soruşturmalar ve o soruşturmalardaki FETÖ’cüler yoluyla, Anayasa Mahkemesi kurulunun dinlendiği ve AKP’nin “1” oy farkla kapatılmaktan kurtulduğu belleklerde olunca. Orada FETÖ’cülerin yaptığını, burada sahte bir soruşturmaya da gerek kalmadan can simidi gibi imdada koşan YSK ve savcılıkların yapması ise ayrıca düşündürücüdür.

İptal nedeni ve seçim kurullarında değişiklik

İl ve ilçe seçim kurulları, Seçim Yasası gereği 2 yılda bir Ocak ayının son haftasında oluşturulmaktadır. İl seçim kurulları 3 yargıçtan, ilçe seçim kurulları ise 1 yargıç başkanlığındaki 7 kişiden oluşmaktadır. Bu kurullar yargıçların kendi yasalarındaki kıdeme ilişkin hükümler gözetilerek oluşturulmakta, kınama ve daha ağır disiplin cezası alanlar, bir diğerinden kıdemsiz sayılmaktadır. Seçim takvimi işlerken, seçim kurullarına soruşturma açılarak, hatta bir ceza bile olmadan, bu kurulların ve bu yargıçların değiştirilmesi demek, güdümlü, “uygun görülen” yeni kurulları devreye sokmak demektir. AKP bunu dile getirse de, bu seçim hukukuna aykırı bir istektir. Hele de bu soruşturmaların, yargı bağımsızlığının dibe vurduğu ve İstanbul seçimleri için her şeyi yapabilen bir iktidar bulunan ülkemizde nerelere uzatılacağı, ne içerikte yürütüleceği varolan soruşturmalardaki durumlara bakınca bile oldukça düşündürücüdür. Seçim kurullarında görevli yargıçların, yerleşik uygulama gereği seçim takvimi içinde HSK tarafından görev yerleri değiştirilmemekte ise de, bu uygulamadan bile son yıllarda giderek sapılması seçim güvenliğini zedelemektedir.

Sandık kurullarının oluşumu ve sorumluluk

Anayasa’nın 67/son maddesi uyarınca, bu seçimlerde sandık kurullarında kamu görevlisi koşulu aranmazken her nedense böyle bir koşul aranmıştır. Öte yandan sandık kurullarının oluşturulmasında da esas sorumluların, kamu görevlisi tanımı yapmak yönünden YSK, bu tanıma uygun liste hazırlamak yönünden mülki amir ve bu listeden görevlendirme yapmak yönünden seçim yargıçları olduğu, seçim müdürlerinin ve bağlı personelin ise sandık kurullarında görevlendirilen kişilere, yalnızca bu durumu bildirmek dışında bir görevlerinin olmadığını da hatırlatmakta yarar bulunmaktadır.

Seçim müdürlükleri ve soruşturmalar

Seçim müdürlükleri, YSK’nın taşra teşkilatını oluşturmakta, seçim yargıcının denetim ve gözetiminde, seçim iş ve işlemlerinin mutfağında görev yapmaktadır. Seçim müdürleri ve bu seçim bürolarında görevli öbür çalışanlar, “seçim kurulları” içinde yer almamaktadır. Bu görevlilere, öteki bütün kamu görevlilerinde olduğu gibi soruşturma açılması, görevden uzaklaştırılmalarını gerektirmemektedir. AKP, bu müdürlerin de değiştirilmesini istemiştir. YSK, AKP’nin bu isteğine de boyun eğmiş ve üstelik seçim takviminin yarısı da işlemiş iken bu çalışanları görevden uzaklaştırarak, güdümlü seçim büroları yaratılacağını da göstermiştir. Bu gelişme karşısında, HSK’nın devreye girecek oluşu da gözetilirse, güdümlü seçim kurulları oluşturma yönünden sırada seçim yargıçları olsa gerek. Ancak, yanlışı başlatan YSK hakkında ve seçim kurullarına yanlış liste ileten mülki amirler konusunda ise nedense susulmaktadır.

  • Tüm bunlara bakınca söylenecek tek söz;
  • Seçim güvenliği için var olan YSK’nın varlık nedeninden tümüyle uzaklaştığı olsa gerek.
    ========================================
    Dostlar,

Müthiş bir hukuksal irdeleme (mütala)..
Seçkin ve kıdemli hukukçu (eski Yargıtay Cumhuriyet Savcısı) Sn. Av. Eminağaoğlu dostumuzu hem bilgi birikimi hem de demokratik yürekliliği için kezlerce kutlamak gerek.

Acımızı büyüten 2 nokta var :

1. Yüksek yüksek kurullarda görev yapan kıdemli – yüksek yargıçlar Sn. Eminağaoğlu’ndan çok daha az hukuksal birikime, deneyime mi sahiptir; öyle ise oralara kim, neden onları getirmiştir??

2. İlk maddede sorguladığımız varsayım yanlış ise neden yargıçlık değerlerine, etik ilkelerine, ulusal ve uluslararası hukukun, Anayasa ve yasaların kendilerine tanıdığı hak ve yetkileri bütünüyle / bir ölçüde kullanarak siyasal iktidarın oyuncağı olmaktan kaçın(a)mıyorlar?

Hayal bile edemediğimiz olağanüstü tehdit, şantaj, baskı.. altında mıdırlar?

Eğer böyle ise, durumu belgeleyip istifa etmek ve halkın – hakkın bağrına sığınmak var!
Yok vaadler, ödüller, çıkarlar, daha büyük makamlar…. söz konusu ise vicdanlarına nasıl sığdıracak, eşlerine – çocuklarına, tarihe, halka ve Hak’ka nasıl anlatacaklar??

Ve son soru          :

  • Ülkemizi bunca açmaza – batağa sürükleyen, gerçekte AKP iktidarı değil midir?
Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Kamu Yönetimi ve Siyaset Bilimci – SBF
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
Anayasa Hukuku PhD Öğrencisi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com 

Temiz hava soluyamıyoruz

Temiz hava soluyamıyoruz!

Birleşmiş Milletler (BM) Örgütü 1972 yılında İsveç’in başkenti Stockholm’de 133 ülkenin katılımı ile düzenlediği zirvede, 5 Haziran tarihinin “Dünya Çevre Günü” olmasını oybirliği ile kabul etti. O tarihten bu yana çevre sorunlarına kamuoyunun dikkatini çekmek için çalışmalar yapılıyor.
BM bu yıl Çevre gününde hava kirliliğine dikkat çekmek için #
BeatAirPollution (hava kirliliğini yen)
kampanyası başlattı. Sivil toplum kuruluşları hem dünyada hem de Türkiye’de artan hava kirliliğine dikkat çekerek
* dünya genelinde 10 kişiden 9’unun temiz hava soluyamadığını belirtiyor.
[Haber görseli]

Dünya genelinde hava kirliliğinin nedenlerinin başında kömür kullanımı geliyor. Bu yıl Dünya Çevre Günü’ne ev sahipliği yapan Çin’de hava kirliliği yüzünden insan yaşamı ortalama üç yıl kısalmış durumda.

Dünya Sağlık Örgütü’nün (PM2.5 verilerini temel aldığı) raporuna göre,

  • Avrupa’nın havası en kirli 10 şehrinin 8’i Türkiye’de.

Greenpeace Akdeniz Projeler Sorumlusu Deniz Bayram,

“Dünyanın en ciddi çevre sorunlarından biri olan hava kirliliği salt bir çevre sorunu değil, aynı zamanda insanların yaşam süresini kısaltan, yaşam niteliğini düşüren bir tehdit.
Greenpeace Akdeniz’in de üyesi olduğu Temiz Hava Hakkı Platformu’nun hazırladığı Kara Rapor’a göre;

  • Kirli hava Türkiye’de 2016-2018 arasında 52 bin kişinin erken ölümüne neden oldu. Bu, Türkiye’de trafik kazalarında yaşamını yitirenlerin 7 katı. Aynı yıllar arasında Türkiye’de 81 ilin yarısı kirli hava soludu.” diye konuştu.

‘Önlem alın’

TEMA Vakfı da Dünya Çevre Günü kapsamında, yaşamsal tehlikeleri giderek artan hava kirliliğine ve toplumda bu alanda yükselen duyarlığa dikkat çekerek, önlem alma konusunda çağrıda bulundu. TEMA Vakfı Yönetim Kurulu Başkanı Deniz Ataç,

Sevgi ve saygı ile. 05 Haziran 2019, Ankara

Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Ankara Üniv. Tıp Fak. – Halk Sağlığı Uzmanı
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı – Mülkiyeliler Birliği Üyesi
www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

 

Hane halkları açlık ve yoksulluk sınırı

Hane halkları açlık ve yoksulluk sınırı

Erinç Yeldan
Cumhuriyet
, 29.5.19

 

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır…)

Türkiye, krizin temel göstergelerine (ve 23 Haziran İstanbul seçimine) odaklanmış iken, Türk-İş’in Mayıs 2019 Açlık ve Yoksulluk Sınırı İstatistikleri yayımlandı. Türk- İş Araştırma Dairesi’nin Mayıs 2019 dönemi bulgularına göre;

• 4 kişilik bir ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken aylık gıda gideri 2.123.93 TL’ye yükseldi.
• Söz konusu gıda harcaması ile birlikte giyim, konut (kira, elektrik, su, yakıt) ulaşım, eğitim, sağlık vb. gereksinimler için yapılması zorunlu öbür aylık harcamaların toplam tutarı ise 6.918.33 TL’ye ulaşmış durumda.
Türk-İş Araştırma Dairesi ilk rakamı açlık sınırı, ikincisini ise yoksulluk sınırı olarak niteliyor ve söz konusu istatistikleri otuz iki yıldan bu yana aralıksız olarak kamuoyu ile paylaşıyor.

  • Türk-İş Araştırma Dairesi’nin bulguları Türkiye’de sürmekte olan gelir eşitsizliğini ve buna bağlı olarak yoksulluğun ulaştığı düzeyi belgelemesi açısından çarpıcıdır.

Türk-İş’in bulgularını Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) tarafından yayımlanan Gelir ve Yaşam Koşulları Araştırması sonuçları ile birlikte yorumladığımızda karşımıza yoksulluk tuzağına sıkışmış çarpık bir ekonomik yapı biçiminde dökülüvermektedir.
TÜİK, hane halkları bazında kullanılabilir gelirin dağılımını “Gelir ve Yaşam Koşulları” araştırmasına bağlı olarak 2006’dan bu yana izlemekte. Aşağıdaki tabloda TÜİK’in 2006’daki ilk hesaplamaları ile yayımlamış olduğu en son veri yılı olan 2017 dönemine ait bulgular özetlenmekte.

[Haber görseli]

TÜİK’e göre 2017’de Türkiye’de toplam 23 milyon 96 bin hanehalkı bulunmakta olup, bunların yıllık gelir ortalaması 46.131 liradır. Tablonun satırlarına soldan sağa doğru gidildikçe hane halklarının en yoksul %10’luk kesiminden başlayarak birikimli olarak ortalama gelirleri sergilenmektedir. Örneğin 2017 yılında en yoksul % 10’luk gelire sahip hane halklarının yıllık ortalama geliri 15.584 TL’dir. Bu rakam ayda 1.298.6 TL’lik bir gelir anlamına gelmektedir. Türk-İş’in “dört kişilik hanehalkı” harcama kestirimine görece kaba bir karşılaştırma yapıldığında, söz konusu rakamın açlık sınırının yarısına ancak ulaşabildiği görülecektir!

Bu karşılaştırmayı başka gelir dilimleri üzerine sürdürdüğümüzde, TÜİK’in resmi rakamlarına göre, hane halklarının neredeyse yarısının aylık gelirlerinin Türk-İş tarafından belirlenen açlık sınırına ancak ulaşabildiği; yoksulluk sınırının ise çok çok uzağında kaldığı görülecektir.

Resmi veriler Türkiye’de açlık ve yoksulluk sınırının,
hane halklarının yarısına yakını için ciddi bir tehdit olduğunu belgelemektedir.

2017’nin en güncel verileri, 2006 ile karşılaştırıldığında da, 2006’dan bu yana bu eğilimin kararlılıkla sürmekte olduğu görülmektedir.

Nitekim Türk-İş Araştırma Dairesi uzmanları bu saptamalara dayanarak

  • “Uluslararası Çalışma Örgütü’nün (ILO) kuruluşunun yüz yıla ulaştığı günümüzde, insan onuruna yaraşır bir yaşamı sürdürebilme olanağı çoğu ücretli çalışan için olanaklı olmadı. İşçinin kendisi ve ailesi için yetecek bir ücreti elde etmesi, uygulanan ekonomik ve sosyal politikalarla sağlanamadı.” yorumunu bizlerle paylaşmaktadır. 

Türkiye’nin emekçi hane halklarının 2000’li yıllar boyunca önce istihdamsız büyüme, günümüzde de yüksek enflasyon ve işsizlik kıskacında yaşamakta olduğu açlık ve yoksulluk gerçeği, çalışanların içinde bulunduğu geçim sıkıntısının boyutlarını net bir biçimde ortaya koymaktadır. Türk-İş Araştırma Dairesi uzmanlarına bu anlamlı çalışma için teşekkürü bir borç bilerek…

=======================================
Dostlar,

Bir “bayram günü” bu uyarıcı yazıyı neden paylaştığım sorulabilir…

Ancak, Emre Kongar hocamızın bu günkü (4.6.19) Cumhuriyet‘te yayınlanan “BAYRAMLARIMIZI DA ÇALDILAR” başlıklı makalesinin okunmasını önereceğim..

Bu “hazin” tablonun başlıca sorumlusu, Kasım 2002’den bu yana 17 yıldır ülkemizi tek başına yöneten, yönettiğini sanan ama bu ağır çıkmaza bizi sürükleyen AKP = RTE iktidarlarıdır.

Artık mızrak çuvala sığ – ma -mak -ta – dır!
Artık bıçak kıtır kıtır kemiği kesmeye baş – la – mış – tır!
Artık dayanma, sabretme olanağı kal – ma – mış -tır!
Artık yurdum insanı, yaşadığı sefaletin bilinçli sorumlusunu gör – me – li – dir!
Artık bu kurgulu ulusal sömürü ve aşağılanma sür – dü – rü – le – mez!
Artık, bayramlarımızı bile çalanlar ülkemizi yönetmeyi sür – dü – re – mez!
……………………………….
…………………………………….
“İlk adım” 23 Haziran 2019’da İstanbul’da hukuk dışı gerekçelerle yinelenecek olan BŞB Başkanlığı seçimidir.
AKP = RTE iktidarı bu seçimde mutlaka yenilmelidir.
Ardından ülkemiz erken seçim iklimine girebilir ve yapılacak ilk erken genel seçimde de bu tarihte örneği görülmemiş karabasandan kurtulma olanağı doğar..
*****
Düşünce özgürlüğü bağlamında “Bed dua” etmek hakkımı kullanmak istiyorum.
Gerekçem şudur : 17 yıldır halkın emeği – alın teri – kanı ve canı…. gasp edilmiştir.

  • Allah belanızı versin ve ulusumuzu bir an önce sizlerden kurtarsın…!

Dr. Ahmet Saltık, MD, MSc, BSc
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

MIT Profesörü Acemoğlu uyardı: “En kötü kısım daha başlamadı!”

MIT Profesörü Acemoğlu uyardı:
“En kötü kısım daha başlamadı!”
YENİÇAĞ, 01.06.2019
MIT Profesörü Acemoğlu uyardı: "En kötü kısım daha başlamadı!"
Image result for prof. daron acemoglu
(AS : Bizim kapsamlı katkımız yazının altındadır..)
Ekonomideki kötü gidişatı değerlendiren MIT Profesörü Daron Acemoğlu, “Büyük ihtimalle henüz en kötü kısmı başlamadı” ifadelerini kullandı.
Dünyada en çok alıntı yapılan 10 ekonomist arasında gösterilen, MIT (Massachusetts Teknoloji Enstitüsü) İktisat Profesörü Daron Acemoğlu, %15’e yaklaşan işsizlik oranı, %20’lerde gezen enflasyon ve 6 lirayı geçen Dolar kuruna sahip Türkiye ekonomisinin gidişatına ilişkin değerlendirmesinde “Büyük ihtimalle henüz en kötü kısmı başlamadı” yorumunda bulundu.

“Kamu maliyesinin durumu, kamu kuruluşları aracılığıyla verilen örtük garantiler nedeniyle, göründüğünden bile kötü olabilir. Her şey sağlıksız ve çok riskli görünüyor” ifadelerini kullanan Acemoğlu, “Orta ölçekli bir sorunla, yabancı sermaye girişleriyle baş edilebilirdi. Fakat şimdi, Türkiye siyasetine ve ekonomisine yönelik güven dibe vurmuşken, bu ihtimal çok düşük” diye konuştu.

Prof. Acemoğlu’nun Agos‘tan Yetvart Danzikyan’ın sorularına verdiği yanıtların bir bölümü  şöyle:

Dolar/TL’nin yükselmesi ekonomi yönetimini de zorluyor. Önceki hafta Türkiye bankaları uluslararası piyasalarda 4,5 milyar ABD Doları sattı. Merkez Bankasının döviz rezervlerinin hızla eridiği belirtiliyor, bütçe de açık veriyor. 2018 ve 2019’un ilk dört ayı karşılaştırıldığında, toplam giderlerin %29 arttığı görülüyor. Bu sağlıklı bir gidişat mı?

Türkiye’de neredeyse beş yıldır bir “aşırı sıcak seçim ekonomisi” söz konusuydu. Bu, devlet harcamalarında ve kredilerde ekonominin gereksiniminin ötesinde bir genişleme anlamına geliyordu. Cari işlem açığı ve liranın değerinin düşmesi, bunun sonuçları. Kamu maliyesinin durumu daha da sorunlu; orada durum, kamu kuruluşları aracılığıyla verilen örtük garantiler nedeniyle, göründüğünden bile kötü olabilir. Her şey sağlıksız ve çok riskli görünüyor.

Türkiye’nin bir krize doğru sürüklendiği söylenebilir mi? 

Vaziyet pek iyi görünmüyor.
Büyük ihtimalle henüz en kötü kısmı başlamadı.

Yerel seçimler yaklaşırken hükümet çok harcama yaptı ve devlet bankaları kredileri genişletti – o kadar ki, özel bankaların uyguladığı sıkı politika, devlet bankalarının kredilerindeki artış nedeniyle reel sektörü etkilemedi. Fakat bu geçici bir durum. Kredi genişlemesi durduğunda -ki eninde (AS: “önünde) sonunda bu olacak-, özellikle inşaat sektöründeki birçok şirketin bilançosundaki sorunların ne denli derin olduğu ortaya çıkacak. O noktada Türkiye’nin orta ölçekli mi yoksa büyük bir sorunla mı karşı karşıya olduğu daha kolay görülebilecek (sorunun küçük olması ihtimalinin sıfıra yakın olduğunu varsayabiliriz).

Orta ölçekli bir sorunla, yabancı sermaye girişleriyle baş edilebilirdi. Fakat şimdi, Türkiye siyasetine ve ekonomisine yönelik güven dibe vurmuşken, bu ihtimal çok düşük. ABD ile Çin arasındaki ekonomik gerilim yükseliyor, ABD-İran ilişkileri de gerilmiş durumda. Bu iki gerilim global ekonomiyi ve bu çerçevede Türkiye’yi nasıl etkiler?

Türkiye birçok başka gelişmekte olan ülke gibi şu anda çapraz ateş altında.
Hem siyasal, hem de iktisadi açıdan bir belirsizlik döneminden geçiyoruz.

Birçok konuda berbat bir performans sergileyen Trump yönetiminin Ortadoğu’ya, özellikle İran’a yönelik politikaları da çok sorunlu. İzlediği saldırgan politikalar, uluslararası, küresel ve finansal sistemde riskler ve tehditler oluşturuyor. Bununla birlikte, ABD-Çin ilişkilerinde Trump’ı da aşan sorunlar var. Trump, o tipik, abartılı –ve bilgi eksikliğiyle malul– üslubuyla ticaret açığına odaklansa da, asıl sorun o değil. Asıl sorun, fikrî mülkiyet haklarının korunması ve teknoloji hırsızlığının engellenmesi. Neredeyse 20 yıldır süren bu sorunun üstüne gitmediği için ABD’nin önceki yönetimi de kabahatli. Çin’le yaşanan bütün gerginliğe karşın, Trump da açık bir şekilde uğraşmıyor bu konuyla. Çin’in teknoloji hırsızlığı yani ABD ve Avrupa teknolojisini çalması ise Çin’den kaynaklanıyor; müzakerelerin merkezinde de bu sorun yer almalı. Fakat Çin’in tutumunu değiştirmeye yanaşmadığı tek konu bu. Çünkü söz konusu olan, Çin için varoluşsal bir sorun. Hakkında coşkulu -ve yine, genellikle bilgi eksikliğiyle malul- yorumlar yapılmasına ve araştırma – geliştirme ve benzer faaliyetlere yüz milyarlarca Dolar akıtıyor olmasına karşın, inovasyon ve teknoloji yaratma konusunda başarısız olan Çin, bu açığını, uluslararası şirketlerin fikrî mülkiyet haklarını ihlal ederek ve teknolojilerini çalarak kapatıyor. Bu konuda geri adım atmak, Çin’de bir krize yol açabilir. Geri adım atmamak ise ABD-Çin ilişkilerini çetrefilleştirecektir.

Trump yönetiminin sorunları net olarak kavramakta zorluk çektiği göz önünde bulundurulursa, müzakerelerin sonucu, fikrî mülkiyet hakları ve teknoloji hırsızlığı sorunlarına el atılmadan, ABD-Çin ticaret açığını kapamaya dönük birtakım yetersiz önlemler alınması olabilir. Fakat daha büyük bir olasılıkla bu görüşmeler, Türkiye ve birçok öbür gelişmekte olan pazarı çok belirsiz bir konuma sokacak olan, artan gerilimlerle sonuçlanacak.
Belirsizliklerle dolu zamanlardan geçiyoruz.
===============================================
Dostlar,

AKP = RTE Ekonomisi Dolayısıyla İktidarı
Duvara Dayandı

  • Türkiye ekonomisi, 2019’un ilk çeyreğinde %2,6 daraldı.

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), bu yılın  (2019) ilk çeyreğine (Ocak – Mart) ilişkin ulusal gelir sonuçlarını açıkladı. Buna göre, GSYH kestirimi, zincirlenmiş hacim endeksi olarak, bu yılın ilk çeyreğinde geçen yılın aynı çeyreğine göre %2,6 azaldı. Üretim yöntemine göre cari fiyatlarla GSYH kestirimi, bu yılın ilk 3 aylık döneminde geçen yılın aynı dönemine kıyasla %16 artarak 914 milyar 699 milyon lira olarak gerçekleşti.

GSYH’yi oluşturan etkinlikler incelendiğinde bu yılın ilk çeyreğinde, geçen yılın aynı dönemine göre zincirlenmiş hacim endeksi olarak tarım sektörünün katma değeri %2,5 arttı, sanayi sektörünün %4,3, inşaat sektörünün de %10,9 azaldı. Ticaret, ulaştırma, konaklama ve yiyecek hizmeti faaliyetlerinin toplamından oluşan hizmetler sektörünün katma değeri de %4 azaldı.
*****
Türkçesi, ekonomi 2019’un il 3 ayında %2,6 küçüldü!
Ekonomist TEK ADAM imparator yetkisinde ama, büyüme bir yana, ekonomi küçülüyor!
Nüfus, %1,5 gibi devasa hızla “tavşanlar gibi” çoğalıyor; Reis “en az 5 doğurun” buyuruyor?
Ekmek küçülüyor ama pay isteyenler çığ gibi artıyor..
ÖTV vb. vergiler öteleniyor, kamu gelirleri düşmeye devam ediyor.
Kamu giderlerini daha da artırma olanağı kalmadı ama 15 Temmuz kutlamaları için (ne demekse??!!) RTE’den kamuya genelge gidiyor.. 2019 için hedeflenen 80 milyar TL’lik yıllık toplam bütçe açığının 54 milyar TL’si ilk 4 ayda verildi. Bütçe seçime gitti, Damadın ekonomi politikası (!?) bir kez daha çöktü, “Ekonomi dengeleniyor” safsataları ha bire yalanlanıyor.

Pençe harekatı” nın zamanlaması, bildik deyimle çooook “manidar”..
İdlib’deki dinçi – cihatçı çeteler AKP’yi zora sokuyor..
Rusya – ABD arasında S400 – F35 kıskacında ülke sandviç oldu; dış politika çıkmazda..
APO’nun ziyaretçileri, açlık grevini bitirme çağrısı, Binali beyin tarikat – cemaat ziyaretleri ve HDP oylarına “talip” oluşu, “iğrenç siyaset bu olmalı” dedirtiyor.. RTE bayram sonrası sahaya inecek ve Anayasaya (md. 103) göre yemin ederek tarafsız kalacak cumhurbaşkanı olarak, tüm devlet olanakları ile partisi için çalışacak!!??

TÜİK verisiyle Ulusal gelir 170 milyar Dolar 2019 ilk çeyrek sonunda.. İyimser senaryo ile böyle giderse yıl sonunda 680 milyar Dolar! Nüfus 83 milyon alınırsa kişi başına ortalama gelir 8192 Dolar (Dünya ortalaması 11 bin $). 2017 sonunda 856 milyar $, 2018 sonunda 703 milyar $ ve 2019 sonunda 680 milyar $! Türkiye artık G20 ülkeleri arasında değil.. 16 milyon nüfuslu, Konya kadar toprağı olan Hollanda, bizi geçti.. S Arabistan da..

Son 6 yıldır, Dolar olarak ulusal gelir sürekli düşüyor = sürekli sömürülüyor, soyuluyor ve yoksullaştırılıyoruz. Bu kader – kısmet değil; necip milletin oyları ile ve AKP ile oluyor!

  • Dünyada bundan beter ekonomi yönetimi olabilir mi?? Yok ki!AKP = RTE‘den bu bağlamda “tık” yok.. Ne diyecekler ki?? Masallara / takiyeye devam…Saçma sapan sözlerle Damat Bakan halkı oyalamayı, açıkçası kandırmayı sürdürüyor. Gerçekte “kandırmayı denemeyi sürdürüyor” demek daha doğru. Çünkü yaşam pahalılığı – işsizlik ateşten bir gömlek gibi toplumda yaşanıyor. Masallara kanma dönemi geride kaldı.. İnsanlar işsizlikten – yoksulluktan, umutsuzluktan.. kendini yakıyor, köprüden atıyor! Daha ne olmalı ki uyanalım?

    Son birkaç haftadır sitemizin manşetinde uyarıyoruz;

  • Eyyyy AKP = RTE, artık rasyonalityeye dönmenin zamanıdır!... diye; aklınızı başınıza alın!- MB rezervleri tehlikeli sınırlara dek tüketildi; TCMB da boşaltılıyor!
    – Kamu bankalarının içi boşaltılarak ellerine devlet tahvilleri tutuşturuldu..
    – Belediyelerden yapılan kesintiler 23 Haziran İstanbul seçimi için askıya alındı..
    – İşsizlik Dünya ortalaması %5 iken bizde 3 katı.. Üniversite bitirmiş gençlerde %30’a koşuyor.
    – AKP’li CB Erdoğan’ın ‘örtülü ödenek’ harcaması Nisan’da 403 milyon TL ile tüm zamanların rekorunu kırdı. ÖRTÜLÜ ÖDENEK bunca keyfi ve makul sınırlar dışında olamaz, anormal rakamlara çıkamaz. Erdoğan kamuoyuna açıklama yapmak zorundadır. Ülkemiz savaşta değil, OHAL altında değil.. O halde nedir bunca fahiş örtülü ödenek harcamasının gerekçesi?? Örtülü ödenek yetkisi tümüyle kural dışı, keyfi ve hesabı verilmez olamaz. TBMM’de, kamuoyunda artık ciddi bir sorun olan bu konu tartışılmalı ve kimi nesnel – hukuksal ölçütlere bağlanmalıdır.
    – AKP 2002 sonunda 1 $ = 1,60 TL olarak aldı, 17. yılında neredeyse 4 katına çıkardı. Böyle bir iktidar dünyanın neresinde var? Hangi uygar ülkede olabilir ve iktidarda kalmayı sürdürebilir?RTE Sarayına yandaşları “booooooooooooool “kepçe aylıklarla dolduruyor. Yeni Ofisler, kurullar kuruyor. Bir CB Kararnamesinin ucunda. Bu denli kolay. TBMM “uzuuuuun tatillerde”.. AYM, önündeki onlarca CBK’ni görüşmememeyi sürdürüyor..

    Kamuoyu bu kez “sözde adalet reformu” ile oyalanacak.. TBB’nin yiğit mi yiğit ceza hukuku profesörü başkanı, Avukatlara “yeşil pasaport” rüşveti ile daha dün kendisini “edepsizlikle” suçlayan RTE’yi yüksek sesle bağıra çağıra alkışlıyor…

    Ama karşıt gazetecilerin kemiklerini kırmak serbest! TÜSİAD da haddini bilecek, tehdit…
    SGK açıkları dehşet verici düzeyde ama saydamlık yok!
    İktidar, GERÇEK BİR TALAN OLAN ŞEHİR HASTANELERİNİN reklamını yapıyor!

    Bu talanın hesabını kim verecek? İktidar ne yüzle hala halktan oy istiyor, azarlıyor herkesi??
    – Yalnız Prof. Daron Acemoğlu mu “felaket tellalı (!)?

    • Prof. Dr. Kozanoğlu: Umut yok batıyoruz!
    • Prof. Esfendar KORKMAZ : İFLAS RİSKİMİZ ARTTI!
    • AKP = ERDOĞAN TÜRKİYE’yi MORATORYUMA MI SÜRÜKLÜYOR? 

      Türkiye, çooook ciddi bir afet ile, BEKA sorunuyla karşı karşıya..
      17 yıllık talan, özelleştirme – yağmalama ve yandaşlara aktarma, laik sermayeyi çökertip karşısına dinci sermayeyi koyma… Ülkeyi borca batırarak bağımsızlığını iyice zora sokma, AB ile ikiyüzlü politikalar, EĞİTİMDE KÖR İNATLA SINIRSIZ DİNCİLEŞTİRME, Diyanetin ve tarikatların okullara – sahaya sürülmesi, din dışı cami ve namaz şovları.. 19 Mayıs takiyyesi, Samsun valisine 1,6 milyonluk süper lüks makam aracı, saraya yeni uçak, yandaş alımları…AKP’nin kutsal ve şifreli “2023 hedefleri” birkaç yıl erkenden yakalanmış oldu (!) İlk 10 ekonomi içine girilecekti hayallere göre, ilk 20’nin altına inildi.. Bravvvo AKP’ye!
    • Bu afetin çıplak adı : AKP iktidarı; gereği için tarihe not düşmüş olalım..Atatürk düşmanı K. Mısıroğlu “Şeriat gelsin de isterse Türkiye batsın..” buyurmuştu.

      İmparator RTE, 21. yy’da örneği kalmayan bir uyduruk ve çağ dışı TEK ADAM rejimini, herkesin bildiği seçim hileleri ile Türkiye’ye dayattı ama Türkiye’de de artık takat kalmadı..

      Alın saltanatınızı, safasını sürün (!) = başınıza çalın!
      ****
      Türkiye’nin en ivedi (acil!) ve kritik sorunu bu iktidardan kurtulmaktır.

      Kapı, 23 Haziran 2019’da İstanbul’da yenilenecek olan BŞB Başkanlığı seçimi ile aralanabilir, aralanmalıdır.

      Bu seçimde 45 / 55 dengesi AKP iktidarının kaçınılamaz ve durdurulamaz çöküşünü hızlandıracaktır; girilecek erken seçim iklimi ve AKP parantezinin kapanması.. 

    Sevgi ve saygı ile. 01 Haziran 2019, Ankara

    Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
    Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
    Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
    www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

     

Sabahattin Önkibar, kendisine kimin saldırdığını yazdı

Sabahattin Önkibar,
kendisine kimin saldırdığını yazdı

(AS: Bizim katkımız yazının altındadır..)

Evinin önünde saldırıya uğrayan gazeteci Sabahattin Önkibar yaşadıklarını kaleme aldı. Sabahattin Önkibar saldırganlarla ilgili, “Göz hasmını tanır derler! Benim tahminim, ülkücülükten geçinen kopillerdir” ifadelerini kullandı.

[Haber görseli]Evinin önünde önünü kesen iki araçtan inen 3 kişinin saldırısına uğrayan gazeteci Sabahattin Önkibar Odatv‘de yayımlanan ‘Bana kim saldırdı‘ başlıklı yazısında yaşadıklarını anlattı.

Önkibar kendisine saldıranlarla ilgili, “Gelelim, saldırıyı kimin yaptığına… Göz hasmını tanır derler!

Benim tahminim, ülkücülükten geçinen kopillerdir. Ancak iki araç kiralayıp saldırmak, basit bir ergen ya da sokak çocuğunun bireysel eylemi olamaz. Hadise açık ve net olarak organize bir kahpeliktir.

Birkaç gün önce yayına verdiğim, Bahçeli ile alakalı Youtube’daki videoma kızmış olabilirler” ifadelerini kullandı.

İşte Önkibar’ın yazısı:
(https://odatv.com/bana-kim-saldirdi-26051923.html, 26.5.19)

Dün akşama doğru eşofman-tişörtle, iyi korunan sitedeki evimden çıktım. Yakındaki kuruyemişçiye uğrayıp markete geçecekken, arabaya binemeden arkadan saldırdılar. Arkadan geldikleri için saldıranların kaç kişi olduğunu bile tam olarak göremedim. Sağ olsunlar, esnaf anında müdahale edip saldırganları kaçırttı. Beni tanıyan bir esnaf ise saldırganların araçlarından birinin plakasını alıp bana verdi. Kaçamasınlar diye anında 155’i arayıp gezici seyyar ekiplere bildirilsin istedim.

Ardından saldırıyı, yazı yazdığım ODATV’ye ve Halk TV’deki dostum Fatih Ertürk’e bildirip hastaneye rapor almaya gittim. Çankaya Emniyet Müdürü bulunduğum Güven Hastanesi’ne gelerek olay hakkında bilgi aldı. Peşi sıra Ankara Valisi “geçmiş olsun” diye arayarak, şu bilgiyi iletti: “Saldırganların aracı kiralık, onu belirledik. Merak etmeyin yakalayacağız.”

Kahpe saldırının özeti budur. Öncelikle, saldırının duyulması ile beraber aldığım çok çok sayıdaki telefon ve mesajlara teşekkür ediyorum; ki hala bazılarına geri dönemedim ve zira sayı çok fazla. Merak edenlere aktarayım; Sayın Kemal Kılıçdaroğlu, Sayın Meral Akşener ve Sayın Doğu Perinçek, ODATV haberi duyurur duyurmaz anında aradılar. Peşi sıra CHP ve İyi Parti’den onlarca milletvekili ve de meslektaşlar, dostlar aradı. AKP eski milletvekili, gazeteci kardeşim Mehmet Metiner sağ olsun geçmiş olsun dedi. Bu yazıyı gece yarısı yazdığım için telefonumda hala bakamadığım onlarca isim var, bakacağım, arayan başka bilinen isimler de olabilir.

Gelelim, saldırıyı kimin yaptığına… Göz hasmını tanır derler! Benim tahminim, ülkücülükten geçinen kopillerdir. Ancak iki araç kiralayıp saldırmak, basit bir ergen ya da sokak çocuğunun bireysel eylemi olamaz.

  • Hadise açık ve net olarak organize bir kahpeliktir.

Birkaç gün önce yayına verdiğim, Bahçeli ile alakalı Youtube’daki videoma kızmış olabilirler. Olayı ve failleri yakından takip ediyorum. Çok yakında ayrıntıları ile öğrenirim. Saldırının dikkat çeken bir diğer yönü ise zamanlamasıdır.

Sayın Kılıçdaroğlu’na linç girişimi, ardından Sevgili Yavuz Selim Demirağ’a saldırı ve akabinde bu olay, ki tamamı Başkent’te oldu.

  • Hayır, tam seçim arifesinde bu olanlar tesadüf olarak açıklanamaz.

Buradan haykırıyorum; 1977’den beri eylemli siyasal mücadelenin içinde olan bendeniz bu tür saldırılarla yılmam; ki hatırlayın benzer bir saldırı 2 yıl önce İstanbul Kitap Fuarı’nda yapılmıştı, Tam tersine, o kopilleri arkadan saldırtan alçaklara karşı bilenmiş olarak mücadele edeceğim. Ancak büyük resimde hadise şudur:

  • Türkiye’de artık can güvenliği Kaf Dağı’nın ardındadır.
  • Ondan vahimi, toplum her geçen gün tam ortadan dehşet bir ayrıştırma operasyonlarına muhataptır.
  • Beka ticareti ile oy devşirmeye çalışanların bu saldırılara suskun kalmaları, onların derdinin ülke değil iktidar ve koltukları olduğunun ispatıdır.

Çubuk’ta ana muhalefet liderini linç etmeye kalkanlar bırakın tutuklanmayı, kahraman gibi baştacı ediliyorsa, bu ülkede bırakın demokrasi, bırakın hukuk, bırakın ahlak ve vicdan, birlikte yaşama bile tehdit altında demektir. Dahası lince ve saldırıya açık davetiyedir.

Son söz    :

  • Ümitsizlik yok… Karanlığın en kesif olduğu an, aydınlığa en yakın olunan zaman dilimidir…
  • Her şey güzel olacak…

=========================================
Dostlar,

KILIÇDAROĞLU, DEMİRAĞ VE ÖNKİBAR’a SALDIRILARIN DÜŞÜNDÜRDÜKLERİ

İktidar karşıtı gazetecilere  apaçık gözdağı ve yıldırma kokan ağır fiziksel saldırılar asla kabul edilemez. Hükümetin en temel görevi ülkedeki tüm insanların can ev mal güvenliğini etkili biçimde sağlamaktır. Son 2 haftada bu bağlamda 3 önemli fiziksel saldırı, hatta Anamuhalefe CHP lideri Kılıçdaroğlu’na dönük açık linç girişimi yaşanmıştır. 3 olay da Başkenttedir.

Tek adam, AKP = Erdoğan, Türkiye’de olur – olmaz hemen hemen her konuda yersiz ayrıntılara varana dek inerek uzuuuuuun uzun konuşmakta, önüne geleni açık açık tehdit etmekte, gözdağı vermekte, yargıya hedef göstermektedir. Siyasal tarihte böylesi bir Cumhurbaşkanı örneği görülmemiştir ve görüleceğe de benzememektedir. Erdoğan bu bağlamda “benzersiz” dir (!).

AKP iktidarı = RTE‘nin İstanbul BŞB Başkanlığı seçimlerini “yaşamsal” kerteye taşıdığı görülmektedir. Halkın verdiği meşru mazbatayı türlü oyunlarla geri alan anlayış, Genco Erkal‘ın deyimi ile hırsızlığın ta kendisi iken; yaygın halk kitlelerinde derin bir aldatılmışlık – istismar – gönül kırıklığı… ve olanbitene isyan – infial duyguları tepe yapmışken bir de masum insanlara fiziksel saldırı, darp, dayak, linç girişimi toplumdaki gerilimi daha da tırmandıracaktır.

AKP = RTE toplumdaki bu derin ayrışma geriliminden ne gibi bir yarar, bir medet ummaktadır? 31 Mart öncesi seçim stratejisi “beka” masallarına dayandırılmak istenmişti ancak geri tepti. Bu çok tehlikeli ve bumerang nitelikli “oyuncak” 17 yıldır tek başına iktidar olan ve dünya kadar politik deneyim biriktiren / biriktirmiş olması gereken AKP siyasal kadrolarına ve stepnesine yakışmamaktadır.

Çırılçıplak görünen odur ki; “Cumhur ittifakı” çırpınış ve savruluşlar içinde şaşkın, sersemdir. 23 Haziran’da yinelenecek seçim için kaygan zeminde olduklarının ve çok yüksek olasılıklı yenilgi sonucunun ayrımındadırlar. Ancak bu sonucu bir türlü kabul edememekte ve ağır bir hazımsızlık yaşamaktadırlar. Bu durum daha çok ve ağır hatalara yol vermekte ve yenilgiyi netleştirmektedir.

AKP = Erdoğan‘a ve stepnesine önerimiz;

  • Akıl dışı yanlışlara son vererek seçim kampanyalarını hukuk – demokrasi içinde ağırbaşlılık ve edeple yürütmeleridir. Başarı şanslarını artıracak biricik yol budur.

Böylesi bir strateji, son derece tehlikeli biçimde kutuplaştırılmış halkımız için de selametli ve son derece gerekli bir yaklaşım olacaktır.

Türkiye, hiç kuşku yok, 23 Haziran seçiminin sonucu ne olursa olsun yoluna devam edecektir.

Ancak gemileri yakıp köprüleri atmak en büyük zararı Cumhur ittifakına verecektir. Biriken negatif enerji, hesap edilemeyen biçimde büyüyecek ve ilk erken genel seçimde sorumlularını silip süpürerek sandığa gömecektir. Örnekleri yakın tarihimizde DSP ve ANAP’ın başına gelmiştir.

Ancak Erdoğan’ın hem bu olağanüstü yanlış, haksız ve bağışlanamaz politikalardan doğrudan sorumlu olduğunu, değişime – yumuşamaya – esnemeye içtenlikli olarak asla yatkın olmadığını görüyor ve biliyoruz hem de yakın çevresinden yeterince etkili olumlu uyarı ve katkı alıp almadığını net olarak bilemiyoruz. Bu ikili negatif – sinerjistik yapı sistemde çözüm değil çözümsüzlük, daha da ağırlaşan katlanılamaz sorunlar ve giderek PATLAMA doğurur.

Korkarız bu sonki olacak birlikte deneyimleyerek sonuçlarını görüp yaşayacağız.

40 yıllık “Yani” bir türlü olmuyor “Kâni”.. Erdoğan çooooook inatçı ve gözü kara. Su testisi su yolunda kırılacak, yolcular yeni yollarına dağılacak ama HANCI TÜRKİYE baki kalacaktır!

Sevgi ve saygı ile. 27 Mayıs 2019, Ankara

Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
Siyaset Bilimci, Mülkiyeliler Birliği Üyesi
Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı
www.ahmetsaltik.net     profsaltik@gmail.com

Not : S. Önkibar’ın youtube’da yayınlanan 15 dakikalık ALTERNATİF video kaydı için tıklayınız : https://youtu.be/Scu5xCcXyUY