Etiket arşivi: afet yönetimi

Rehber belli: Bilim

Zafer ArapkirliZafer Arapkirli
06 Ağustos 2021, Cumhuriyet

Sadece, boğuşmakta olduğumuz yangın felaketi ile mücadelede değil, “afet” boyutundaki tüm olaylarda hep aynı yoldan ilerleyerek daha doğrusu hep aynı hataları yaparak doğru sonuca ulaşacağımızı zannediyoruz. Tekrarladığımız hatamız şu:

Her defasında “Kaynaklarımız, önlemlerimiz, araç gerecimiz, alet edevatımız, mücadele organizasyonumuz yani hazırlık düzeyimiz neden yetersiz? Şurada yetki kimin? Burada yetki kimin? O, neden devreye girmiyor? Bu, niye ilgisiz kalıyor? Yağmur duasına mı çıksak? Tekbir mi getirsek? Şunu neden harekete geçirmiyoruz? Sen niye bunu dedin? O neden şunu yaptı?..” gibi bir sarmalın içine giriyor, kendi başımızı ve birbirimizin başını döndürüyor ve gereksiz bir enerji kaybı ile ne mücadeleyi becerebiliyoruz ne de ağır kayıplara mani olabiliyoruz.

Oysaki pek çok başka alanda olduğu gibi “Bilimin ipine sarılarak” bu gereksiz ve zararlı sarmaldan kurtulmak mümkün. “Bilimin rehberliği” ile bu işlerin üstesinden gelebilen ülkelerin deneyimlerini, internetten açıp okumak bile kısmen de olsa bu işin çözümüne yarar sağlayabilir. Kaldı ki bu alanda eğitim veren pırıl pırıl üniversitelerimiz, kürsülerimiz, yurtdışında bu konuda uzun yıllarını vererek çalışmalar yapmış değerli hocalarımız var.

“Afet Yönetimi” diye bir alan var. Afetlerin, hatta daha küçük boyutta kaza ve felaketlerin “olmadan önce” önlenmesini, yaşandığı anda da neler yapılması gerektiğini, bu alana yapılacak yatırımları, önlemleri, arama-kurtarma faaliyetini, sonrasında da onarım ve yeniden yapılanmayı en ince ayrıntısına kadar bilimsel hesaplarla planlamayı konu alan bir bilim dalı bu.

Dün deprem, yakın bir geçmişte peş peşe sel felaketleri, bugün de orman yangınları…

Yıllar önce, 1995 tarihinde (İBB Başkanı Recep Tayyip Erdoğan zamanında) İstanbul’da Ayamama Deresi’nin taştığı felaketi hatırlarsınız. Aynısını bu kez yine AKP’li bir başka belediye başkanı (Kadir Topbaş) devrinde 2009 yılında yaşamış ve geriye dönüp “14 yılda neden ders almadık?” diye dizlerimizi dövmüştük.

Bir TV programında rahmetli Kadir Topbaş’a bu seli ve neden gereken araç gerece sahip olmadığımızı sorduğumda aldığım yanıt (mealen), aklımdan hiç çıkmaz:

“Bu kadar ekipmanı satın alıp bekletmek çok masraflı bir yatırım. Bilmem kaç yılda bir yaşanabilecek böyle olağanüstü ve beklenmedik bir durum için bunca yatırımı yapmaya değer mi?..”

Bu yanıtta tabii ki “Kurtarma ve felaketle baş edebilme aşamasının sorunları” vardı. Ama en başta, (şu an çözülmüş durumda) o derenin taşmasını önleyecek çevresel önlemlerin alınmasına yapılacak belki de çok daha az miktarda akıllı yatırımın, yani “önleyici” tedbirlerin işi kökten çözebileceğini, neden düşünmez yönetenler?

Taşma riski olan dere yatağı ile binaların ve yolların ilişkisini akıllı biçimde düzenlemek 3 – 5 milyonluk yatırımla mümkün iken, afet anında 30 – 40 milyonluk zarar.

Gelelim bugüne.

Orman alanlarını (bunlara yakın yerleşim birimlerinin ve sanayi / enerji tesislerinin konuşlandırılmasını)  düzenleme işi, orman fakültelerinin yani bilimin öncülüğünde planlama ile Tarım ve Orman Bakanlığı’nın uhdesinde değil mi? Yerel yönetimlerle eşgüdüm içinde bunu beceremediğinizde ne oluyor?

Oturup günlerdir yaptığımız gibi “Kaç uçak lazım? THK uçakları neden atıl? Neden dışarıdan kiralıyoruz? Uçaklar yeterli değil. Şuraya kaç sorti yapıldı? Buraya neden hiç uğramadılar?” tartışması ile zaman (ve tabii buna bağlı orman alanı ve insan – hayvan canı) yitiriyoruz.

Deprem ve selde de aynı değil mi?

Hepimizin bildiği şeyler. Kent planlaması, doğa ile bilinçsiz biçimde kavga etmeyen ve yenileceğimizi bile bile meydan okumadan “afet öncesi” önlemleri almaktan söz ediyorum.

Bugün kalkmışız, nelerle uğraşıyoruz?

Muhalefeti “hainlikle ve teröristlerle birlikte ormanları yakmakla” suçlayan mı ararsın?

“#HelpTurkey” diye etiket açarak sosyal medyadan dünyaya yardım çağrısında bulunanları “alçak ve vatan haini” diye suçlayan salaklar mı ararsın?

“Bütün bunların arkasında bir darbe hazırlığı seziyorum. Bir hareketlilik var ama…” diyen geri zekâlılar mı ararsın?

Bilimden uzaklaştıkça, Absürdistan sınırlarına yaklaşır, hatta zamanla o garip memlekete yerleşir ve oranın vatandaşı haline geliriz.

Kim bilir kaçıncı defa hatırlatmak isterim.

TELE1 TV Programımız – 6 Kasım 2020

Dostlar,

Bu gün, 6 Kasım 2020 Cuma günü sabah saat 11:00’de TELE1 TV’nin konuğu olacağız. / OLDUK..

Ne yazık ki çok zor zamanlar yaşamaktayız.

Oysa bilimsel akılcılığa dayalı bir planlama ve toplumsal örgütlenme, işbirliği ve dayanışma ile yaşamı çok daha kolay ve anlamlı kılmak olanaklı.
Acıları ve en önemlisi ÖLÜMLERİ en aza indirmek elimizde..

COVID-19 küresel salgınını ve bereket sınırlı bir doğal afet olarak İzmir depremini birlikte yaşıyoruz.
Çoook hazırlıksız yakalandığımız Deprem afetini ve ağır sonuçlarını yönetmeye çabalıyoruz..
AFET YÖNETİMİ… yapmaya çabaladığımız.
Oysa artık RİSK YÖNETİMİ aşamasına geçecek bir toplumsal kültürü yaratmalıyız.

Salgın Ege bölgesindeki 8 ilde son hafta S. Bakanlığı raporuna göre %27 olgu artışı ile sürmekte. Türkiye ortalaması %20’nin üstünde bir hız.
Çok özenli, titiz, duyarlı ve sorumlu davranmak zorundayız hepimiz.

  • Kamu yetkesi (otoritesi) temel sorumludur ve gereklerini tümüyle yerine getirmelidir.Depremler doğal olaylardır, afetlere dönüşmesi büyük ölçüde önlenebilir.
    Başta Diyanet İşleri Başkanlığı / Başkanı Prof. unvanlı zat olmak üzere uyarılmalı ve bilimsel gerçeklere dayalı olmayan söylemlerle halkın yanlış yönlendirilmesine engel olunmalıdır.
    ……………..
    …………………
    Zaman ölçüsünde bu sorunları konuşmaya çabalayacağız. / KONUŞTUK…Yararlı olmasını,
    izlenmesini, paylaşılmasını dişleriz.. (35 dk.)

    İlgi ve bilginize saygı ile sunarız.

    Sevgi ve saygı ile. 06 Kasım 2020, Ankara

    Prof. Dr. Ahmet SALTIK MD, MSc, BSc
    Ankara Üniv. Tıp Fak. Halk Sağlığı Anabilim Dalı
    Sağlık Hukuku Bilim Uzmanı,
    Kamu Yönetimi Siyaset Bilimi (Mülkiye)

    www.ahmetsaltik.net    profsaltik@gmail.com

 

1999 – 2019 İstanbul

1999 – 2019 İstanbul

Prof. Dr. Murat Balamir ile ilgili görsel sonucu

Prof. Dr. Murat Balamir
ODTÜ Mimarlık Fak. 
Şehir ve Bölge Planlaması Bl.
Cumhuriyet,
17 Ağustos 2019

Büyük yıkımın yaşandığı 1999 yılı ve “hiçbir şey eskisi gibi olmayacak” haykırışları 20 yıl geride kalırken, yerini “her şey çok güzel olacak” umudu sardı. Ancak

İstanbul bugün depreme ve iklim değişikliğinin getirdiği tehlikelere karşı 1999 yılına göre çok daha korunmasız.

  • Depremde karşılaşılacak yıkımın, hayal edilenlerin çok ötesinde bir kıyamet senaryosu oluşturduğunu uzmanlar açıklıyor.

Şubat ayında Kartal’da kendiliğinden çöken yapıda yirmiden fazla can kaybedildi. Kurtarma ve enkaz kaldırma işleri çevre yönetimlerden katılan yardımlara karşın haftalar sürdü. İstanbul’da buna benzer on binlerce yapı ise belki sabırla depremi bekleyecek. Bunların çoğunda zemin ve bodrum katlarında atölyeler bulunur. Gelişigüzel elektrik donanımları, yanıcı, patlayıcı, zehirli stokları vardır. Olmayan özellikleri ise, yangın söndürme ya da kaçış olanakları ve havalandırma sistemleridir. Üst katlar kalabalıktır. Hanımlar, genç kızlar alt katta ya da komşudaki atölyelerde ömür geçirirler. İşsizlik ve pahalılık ortamında yaşam mücadelesi verilir. Kimsenin güvenlik konularını düşünecek ufku ve fırsatı yoktur. Sanayi yapılarının durumu daha da güvenilmez koşullar gösterir.

  • Marmara fayının 7 şiddetinde bir sarsıntı yaratması, iyimser uzman kestirimleri ile İstanbul’da 60-100 bin yapının yıkılması ve belki 2 milyondan çok can yitiğidir.

Yolların kapanması, elektrik kesintileri, yangınlar, tehlikeli maddelerin ve bulaşıcıların yayılması, tüm üretim, ulaşım, iletişimin, acil yardım hizmetlerinin devre dışı kalması kaçınılmazdır.

  • Salgın, yağma gibi olayların önüne geçilmesi, enkaz kaldırma, altyapıyı yeniden işletme, barındırma işleri belki yıllar sürecek uğraşlardır.

Olayın gece ve kış aylarında gerçekleşmesi durumunda sonuçlar daha da ağırdır.

Kırılgan ekonomide İstanbul’un devreden çıkması, Türkiye’nin felç olması demektir. Gerçek beka sorunu budur.

Deprem sonrasını sorun olmaktan çıkarmanın yolu, deprem öncesinde kapsamlı bir acil durum planı hazırlamak ve etkili risk azaltma projeleri uygulamaktır. 
İstanbul, risk azaltma yaklaşımına en çok gereksinme duyulan bir mega kenttir. 
Bu, birkaç uzmanla yürütülen bir çalışma değil, katılımlı bir seferberliktir. Katılımlı bir karar ortamı için yönetim temsilcilerinin yanı sıra üniversiteler, STK birimleri, iş ve sanayi çevreleri, medya ve ilgili kesimlerin temsil edildiği “platformlar” oluşturulması ve sorumluluğun ortaklaştırılması hedeflenir.

İstanbul’a ihanet 
Deprem tehlikesi, çoğunluğun aklına “toplanma alanları” kıtlığını getiriyor. Bu alanlar artırılınca sorunun çözüleceği varsayımı yerleşmiş görünüyor. Gerçekte, acil durum planı hazırlama strateji ve bilgisinden yoksunuz. Risk azaltma çalışmalarıyla ise henüz hiç tanışılmadı. Yirmi yıllık dönem boyunca bu çalışmaların toplumun her kesimini harekete geçirecek yöntemler ve katılımlı kararlarla bir seferberliğe dönüştürülmemiş olması büyük kayıptır. Oysa risk azaltma projeleri İstanbul Deprem Master Planı kapsamında tanımlanmıştı (2003). Kaybettiğimiz yirmi yıl boyunca bu projelerin hemen hepsi tamamlanmış ve toplumda bir risk kültürünün filizlenmesi sağlanmış olabilirdi. İstanbul’a bir ihanet varsa, bunların uygulanmamış olmasıdır. 
Bir başka saplantı, deprem tehlikesinin yalnızca yapıları ilgilendirdiği anlayışıdır. Oysa kentsel “sakınım” çalışmalarının kapsamı, kentte çok yönlü ve etkileşimli mekânsal, fiziki, sosyal ve ekonomik sistemleri ilgilendirir. Bu nedenle yalnızca “yapı güçlendirme” ya da “dönüşüm” projeleri risk azaltmada yeterli olmaz. Risk azaltmanın asıl yöntemi, yerel toplulukları ve farklı toplum kesimlerinin katılım ve katkılarını sağlayacak çok sayıda özendirici proje geliştirmektir. Yasa gereği, deprem sonrasında afet yönetiminden sorumlu olan otorite yalnızca valiliklerdir. Risk azaltma çabası ise toplum katılımını sağlama hünerine sahip belediyelerindir. Ancak bu yaklaşımla, “her şey daha güvenli olacak”.