Etiket arşivi: İBRAHİM Ö. KABOĞLU

Öncelik özgürlük değil, iktidar

Kuşkusuz, anayasaların önceliği özgürlük: İktidarı, bunu güvenceleyecek biçimde düzenlemek kaydı ile; yasama, yürütme ve yargı olarak erkler ayrılığı kuramına uygun olarak.

Bu genel yaklaşım, bizde de geçerli. 2017 Anayasa kurgusu ve uygulaması ise, erkleri fiilen bir kişide topladığı için, özgürlükleri de askıya aldı.

Bu nedenle, eğer Anayasa’nın emredici hükümleri uygulansa idi, S. Demirtaş’tan O. Kavala’ya, C. Atalay’dan M. Yapıcı’ya, binlerce kişi özgürlüklerinden alıkonulmayacaktı. Görünüşte yargı eliyle olmakla birlikte, sav+savunma+hüküm üçlüsünde belirleyici olan tek kişi yönetimi: Parti Başkanlığı Yoluyla Devlet Başkanlığı ve Yürütme (PBDBY). (Barış akademisyenleri (BAK) dosyaları da Saray güdümünde).

Kısacası, hak ve özgürlük ihlallerinin kaynağı, özgürlüklere değil, iktidara ilişkin hükümlerdir.

Bu nedenle, Anayasa önceliği, özgürlük değil iktidar olmalı.

Yasama+yürütme+yargı, parlamenter rejim ekseninde Anayasa yoluyla yapılandırılacak. 2023 seçimlerinde TBMM’de ortaya çıkacak çoğunluk ve seçilecek CB’ye göre, demokratik rejime geçilecek veya geçilmeyecek.

Eğer şu anda görevde olan CB (Yürütme)[1] ve onu destekleyen AKP-MHP (yasama), yeniden çoğunluk sağlar ise, PBDBY sürecek ve tek kişi yönetimi temellenecek; ümmetçi-biatçı insan yaratmaya elverişli toplum inşasına ivme kazandırılacak.

Buna karşılık, demokratik parlamenter rejimi (DPR) savunan Millet İttifakı (CHP/İYİ P./DP/SP/ Deva P./Gelecek P.) ve Emek-Özgürlük İttifakı (HDP/TİP vd) çoğunluğu sağlarsa, Anayasa değişikliği yolu da açılacak.

Parlamenter rejime geçiş için iki koşul: Sayı ve irade.

Konu, kurumsal anayasa hukuku: yasama+yürütme+yargı.

Seçim sonuçlarına göre, DPR yanlıları için beş olasılık var: üç uzlaşma ve iki çatışma.

UZLAŞMA…

400 vekil+CB: TBMM, birkaç ayda doğrudan Anayasa değişikliği yapabilir.

360 ve üstü+CB: Anayasa değişikliği ve halkoylaması, bir yıl gibi makul sürede yapılabilir. Fakat parlamenter rejim yanlılarının 360 gibi nitelikli çoğunluğa ulaşması, aynı eğilimde olan AKP-MHP vekillerinin de Anayasa’ya desteği ile sayı 400’e ulaşabilir.

301 ve üstü + CB: Yasama faaliyeti için yeterli olan salt çoğunluk, Anayasa değişikliği yolunu kapatmaz. Müzakere ve uzlaşma süreci, Anayasa değişikliği için 360’ı elde etme olasılığını gündeme getirebilir.

ÇATIŞMA KAÇINILMAZ

Son iki olasılık, cohabitation: TBMM çoğunluğu ve CB ayrışması.

Yarı-başkanlıkta Fransa’da cohabitation (birlikte oturma), yasama ve yürütme arasında frenleyici ve çatışmacı yönleriyle iki kez zar zor uygulandı.

İlk olasılık, TBMM’de DPR çoğunluğuna karşın, CB’yi Cumhur İttifakı’nın kazanması.

İkinci olasılık, CB’yi DPR yanlıları kazandığı halde, TBMM’de Cumhur İttifakı’nın çoğunlukta olması.

Her iki sonuç, yasama ve yürütme arasında fren ve dengeden çok çatışma olasılığını öne çıkarır.

Bu, Türkiye’yi Fransa’dan ayıran iki nedenle açıklanabilir:

Fransa’da yasama ve yürütme (hükümet) arasında sınırlı da olsa denge ve denetim düzenekleri işletiliyor. Hükümeti lağveden AKP ise, parti başkanlığı yoluyla yasamayı yürütme güdümüne soktu.

Fransa’da her iki taraf, yarı-başkanlık rejiminden yana. Türkiye’de ise, monokrasi ve demokrasi ayrışması, haliyle çatışmaları da körükleyecek.

HALKOYLAMASI GEREKLİ Mİ?

Hedef belli                   :

  • Yasama/yürütme/yargı üçlüsünü erkler ayrılığı ilkesi gereklerince yeniden yapılandırmak.

Parlamenter rejime dönüş için yapılacak bir Anayasa değişikliği TBMM’de 400 oy ile kabul edilirse, halkoylaması gerekli değil. Bu nedenle, neyin hedeflendiği çok iyi anlatılmalı. Özgürlüklerin güvencesi olması gerekirken, tehdit aracına dönüşen iktidar ile işe başlamak, sayı ve irade örtüşmesinin de bir gereği.

[1] 360 vekilin erken seçim kararı alması kaydı ile 3’üncü kez aday olabilir:
Bir kimse en fazla iki defa Cumhurbaşkanı seçilebilir” (2007’den bu yana hiç kesintiye uğramadan yürürlükte olan bu hükme 2017’de dokunulmadığı için bağlayıcılık etkisi sürekli oldu).

Yabancılaştırma nasıl aşılır?

GÜNCEL17.11.2022, BİRGÜN

2023 seçimleri yaklaştıkça, siyasal ayrışma da derinleşiyor. Sorun, bir ‘yabancılaştırma seferberliği’ ile özdeşleşen ‘tek kişi yönetimi’ ayracının kapatılmasında düğümleniyor. Bu nedenle, monokrasi ve demokrasi arasındaki yarışma, elden geldiğince yalın ve doğru okunmalı.

Tek adam, keyfi yönetim, ucube sistem, otoriter rejim, sultanlık, padişahlık, faşizm, diktatörlük, delegasyoncu demokrasi, popülist (yarışmacı) otoriter rejim, yozlaştırılmış-çarpıtılmış başkanlık sistemi, otoriter başkanlık, hiper başkanlık, neo-patrimonial bir çıkar ağı inşası, kendine özgü yönetim, Türk tipi başkanlık vb. sözcük ve deyimler, 2017 Anayasa kurgusu ve uygulaması için kullanılıyor.

Cumhurbaşkanlığı Hükümet Sistemi’ (7142 sy. yasa gerekçesi) ise, anayasal kurgu ve uygulamasına yabancı: Hükümet yok; Anayasa andı ile örtüşen Cumhurbaşkanlığı bulunmuyor; fiili (de facto) yönetimin baskın olması ise, ‘sistem yokluğu’ demek. Bu nedenle, ilk yıllarda kullandığım ‘monokrasi’, yetersiz kaldı; özellikle parti başkanlığı eksikti. Parti Başkanlığı Yoluyla Devlet Başkanlığı ve Yürütme (PBDBY), daha betimleyici olmakla birlikte bunun da kucaklayıcı olduğu söylenemez.

Deyim üzerinde kafa yormak, karşılaştırmalı anayasa hukuku çalışmaları için de gerekli. Yeğlenecek siyaset bilimi kavramları, devlet başkanlığı yanında yürütme ile özdeş konumu yanı sıra parti başkanlığını da yansıtmalı.

Kavramsal çalışma, yabancılaştırma süreci göz önüne alınarak yapılmalı; zira aşılması gereken yalnızca yönetim tarzına indirgenen bir ikilem olmayıp, tarih/ülke ve toplum üçlüsünde gelecek tasarımıdır.

EŞİT YURTTAŞLIK

Eşitlik ve yurttaşlık açısından; Cumhur İttifakı’nın büyük ortağı için ‘mezhep’ ölçütü önde, küçük ortak açısından ise, ‘ırkçı milliyetçilik’. Haliyle, inanç ve soy temelinde Anadolu yabancılaşması, bir siyasal proje aynı zamanda. ‘Kardeşimiz’ dedikleri Alevileri; dünyevi dernek statüsüne ‘hapsetmek’ için yasa dayatması yapan büyük ortak AKP, sınır ötesi “Müslüman Kardeşleri”, ‘hakiki kardeş’ olarak görüyor. MHP ise, ‘kardeşim’ dediği Kürtleri temsil eden HDP’nin gecikmeden kapatılmasını istiyor; hakiki kardeşleri Orta Asya’da arıyor.

Ortaklar, eşitlik ve yurttaşlık, daha doğrusu ‘eşit yurttaşlık’ gereklerini yadsımak için tam bir dayanışma içinde. Alevileri ve Kürtleri, oy devşirme için araçsallaştırıp siyasal çoğunluk ereğinde ayrıştırma çabası açık ve ahlak dışı.

SİYASAL YABANCILAŞTIRMA

Anayasal ve siyasal açıdan 2017 kopuşu, tarihe yabancılaşmadır. Bunun anlamı şu:

  • Demokratik hukuk devleti yolundaki iki yüz yıllık birikimi silmek.

Bu yadsıma ve yok sayma, kurumlar, kurallar ve ilkeler açısından olduğu gibi değerler için de geçerli. Bu, anayasal ve siyasal ortak kimliğe yabancılaştırma sürecidir.

ANADOLU YABANCILAŞTIRMASI

Tarihsel, kültürel ve doğal değerler yağması, hiçbir dönemde olmadığından
daha büyük bir hızla ve çok yönlü olarak sürüyor.

Bu üçlü, yurttaşlık ve siyasal açıdan değinilen yabancılaştırmanın ilk iki boyutunun sacayağı.

Cumhuriyet yurttaşlığı temelinde “Türkiye ahalisi” (1924 Any,), anayasal eşitlikte ortak kimlik ve barış içinde yaşayabilir. Bunun için tarihsel, kültürel ve doğal varlıkların korunması esastır. Bu değerlerin sürekli yok edilmesi, anayasal ve siyasal kazanımların yadsınması ile Anadolu kimliğini silme çalışması arasında doğrudan bağlantı vardır.

DEMOKRASİ GEREKÇESİ

Demokratik olmadığı ve siyasal sorumluluğu bulunmadığı için PBDBY, Anayasa’nın emredici hükümlerini uygulamıyor, tam tersine, yasakladığı eylem ve işlemleri yapıyor. Devlet ve ülke, ağırlıklı olarak kuralsızlık ve keyfilikle yönetiliyor. Bu nedenle, 2017 yıkımı ve sonuçları, kavramsal ve olgusal olarak düzgün okunabildiği ölçüde yabancılaştırma süreci teşhir edilebilir ve aşılabilir.

Özetle, demokratik rejimi inşanın gerekçesi, keyfi yönetimin ta kendisidir; yeter ki, meşrulaştırıcı söz, eylem ve işlemlerden kaçınılsın. Muhataplar ise, başta TBMM’de grubu bulunan CHP, HDP ve İYİ Parti gelmek üzere bütün demokratlar, anayasacılar ve siyaset bilimcilerdir.

Üç yokluk hali ve üçlü birleşme

GÜNCEL10.11.2022 BİRGÜN

Ortak paydaların silinmesi, üç yokluk hali ile sonuçlandı; yokluklar ise, üçlü birleşmeye yol açtı.

Nasıl? Cumhuriyet Anayasalarının parlamenter rejim ortak paydaları kaldırılınca, şu üçlü yok edilmiş oldu: siyasal karar süreci, hesap verebilirlik, denge ve denetim düzenekleri.

Bunun sonucu üçlü birleşme oldu: kişi+parti+devlet.

Bu olguyu görmeden Anayasa tartışmak, tam bir ikiyüzlülükle bilgi kirliliği yaratarak gündemi örtmekten başka bir işe yaramaz.

Haliyle, “darbe anayasası” nitelemesi de hayli geride kaldı. Nedeni şu: 1982 Anayasası, güvenceli olmayan özgürlük anlayışı ve sınırlı olmayan iktidar anlayışı ile eleştiriliyordu. Ya 40’ıncı yılında? Değişiklikler ışığında kısa bir gözlem:

İlk 20 yılında bu denge büyük ölçüde sağlandı: Güvenceli özgürlükler ve sınırlı iktidar.

İkinci 20 yılında ise, siyasal iktidarı sınırlayıcı denge ve denetim düzenekleri kaldırıldığı için, özgürlükler de kâğıt üstünde kaldı.

Nasıl oldu? 2017 Anayasa kurgusuCumhuriyet anayasalarının parlamenter rejime ilişkin şu üçlü ortak paydasını sildi:

Hükûmetin genel siyaseti Bakanlar Kurulu’nca belirlenir.

Bakanlar, bireysel ve toplu olarak TBMM’ye karşı sorumludur.

Devleti temsil eden Cumhurbaşkanı ve hükûmet birbirinden ayrıdır.

ÜÇ YOKLUK HALİ

OHAL ortam ve koşullarında, istismarcı değişiklik ile, yüz yılı aşkın zaman diliminde oluşan anayasal kurumlar ve kuralların tasfiyesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin “demokratik hukuk devleti” niteliğini zedeleyen üç yokluk hali ile sonuçlandı:

Kurul halinde (ortak/kolektif) siyasal karar süreci,

Siyasal sorumluluk ve hesap verebilir yönetim,

Denge ve denetim düzenekleri.

ÜÇLÜ BİRLEŞME

Bu üç yokluk hali sonucu yürütme ve devlet yönetiminin anayasal olarak tek kişide toplanması, aynı kişinin Anayasa’nın bağlayıcı kuralları ile bağdaşmadığı halde parti genel başkanı olması, devleti ve yürütmeyi parti hâkimiyeti altına aldı. İktidarı kişiselleştirme ve devleti partileştirme, kişi-parti-devlet birleşmesi sürecini başlattı.

Bu üçlü birleşmenin tipik göstergesi, TBMM’de yapılan haftalık AKP grup toplantıları. Parti toplantıları Cumhurbaşkanı yardımcısı, bakanlar ve atanmış birçok kişinin katılımı ile gerçekleşmekte.

Parti Başkanı’nı ayakta alkışlayan bakanların görüntüsü, devlet yönetiminde, hukuk ve liyakat yerine, ‘siyaset, partizanlık ve dalkavukluk’ üçlüsünün öne çıktığını göstermekte. Aynı bakanlar, bakanlıkları ile ilgili yasama sürecine katılma gereği bile duymuyor.

  • Anayasa dışı birleşme ile,
    Türkiye Cumhuriyeti kamu tüzel kişiliği ile AKP özel tüzel kişiliği iç içe geçti.

YÜRÜTMESİZ BÜTÇE

Parti toplantıları için TBMM’ye gelen Cumhurbaşkanı, bütçe için Anayasa’nın emredici hükümlerine karşın yılda iki kez bile Meclis’e gelme gereği duymuyor.

Gerçi AKP’li ve MHP’li vekillerin bakanlık bütçelerini firesiz savunmaları yürütme görüntüsü verse de, ‘bütçe’de yürütmenin bulunduğu anlamına gelmez; tam tersine, yasama üyelerinin 2017’de bakanlıklar yürütme dışına çıkarıldığına göre, milletvekillerinin bütçe görüşmelerinde bakanlarla yarışı, kendilerini idari birimlere indirgemek suretiyle parti+idare+devlet birleşmesi görüntüsü ortaya çıkarıyor.

HDP VE ADALET BAKANI

CHP’nin başörtüsü önerisini AKP’nin fırsata çevirmesiyle, bakan olarak atandıktan sonra milletvekilliği düşen ve Anayasa konusunda herhangi bir girişim yetkisi bulunmayan B. Bozdağ, Anayasa çalışmasını başlatmakla yetinmedi; TBMM’de grubu bulunan partileri ziyaret eden AKP heyetinin başında yer aldı.

Medya ve politikacılar bir haftadır HDP ile görüşmeyi konuşadursun, yetkisiz bir kişinin Anayasa turlarına öncülük etmesini fark etmedi bile.

YOL HARİTASI ANLAMI

Son gelişmelerin şimdilik tek yararı, “HDP sendromu” üzerine AKP ve MHP ikilisinin ikiyüzlülüğünü bir kez daha teşhir etmiş olması. Ama bu aynı zamanda, HDP gölgesi üzerinden demokratik hukuk devleti savunucularını hedef alan Millet Masası içindeki bazı siyasiler için de bir uyarı oldu. Bütün bunlar, demokratik hukuk devleti yol haritası üzerine neden daha saydam ve tutarlı olunması gerektiği konusunda ders verici olmalı.

Cumhuriyet baharı ve ekolojik Cumhuriyet

Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir” (md.1). Cumhuriyet, “insan haklarına saygılı demokratik ve laik sosyal bir hukuk devleti” (md.2). Ne var ki, bu niteliklerin sistematik ve sürekli biçimde ihlali, Cumhuriyet’in özünü boşalttı. Bu nedenle, 2023 seçimleri, ‘Cumhuriyet baharı’ olarak hedeflenmeli. Bir yanda, gitmekte olan 2022 sonbaharı ve Cumhuriyet’e kastedenlerin sonbaharı; öte yanda, gelmekte olan 2023 ilk baharı ve Cumhuriyet’i yeniden kurma baharı. Doğal mevsim ve siyasal mevsim örtüşmesi açık. Aslında, Anayasa bütünsel yorumlanarak Cumhuriyet, üç sıfatla nitelenebilir: Demokratik, sosyal ve ekolojik.

DEMOKRATİK CUMHURİYET (DC)

DC, erkler ayrılığı yoluyla iktidarı sınırlayarak hak ve özgürlükleri güvenceleyen demokratik hukuk devletidir. Siyasal iktidar, serbest seçimler yoluyla el değiştirir. Bunun güvencesi, başta düşünce ve örgütlenme gelmek üzere, hak ve özgürlüklerin kullanılabildiği demokratik toplumdur. İnsan hakları, Cumhuriyet’in ve demokrasinin altyapısıdır.

SOSYAL CUMHURİYET (SC)

SC, ‘sosyal devlet’in (md.2) hak ve özgürlükleri geliştirme (md.5) ve eşitliği sağlama (md.10) yükümlülükleri, sosyal, kültürel ve iktisadi hak güvenceleri ile somutlaştırılıyor. Demokratik Cumhuriyet dayanağı olan insan hakları kullanılabildiği ölçüde, sosyal Cumhuriyet alt yapısını oluşturan hak ve özgürlükler geçerli kılınabilir.

EKOLOJİK CUMHURİYET (EC)

Çevre hakkı, yalnızca madde 56’da öngörülmüş olsa da, Türkiye ülkesi, tarihsel, kültürel ve doğal varlık ve değerleri, kırsal ve kentsel çevresi, kıyılar ve tarım arazileri, ormanlar ve doğal kaynakları ile anayasal düzlemde korunmakta. Devletin çevre kirliliğini önleme, çevreyi koruma ve geliştirme üçlü yükümlülüğü, çevre hakkının anayasal gerekleridir. Ülkesel hükümlerin, md. 56 ve bütün hakların güvence ölçütlerini öngören md.13 ışığında yorumlanması ve uygulanması, çevre devletinin asgari gereklerini tesciller.

NE ÖLÇÜDE GEÇERLİ?

Kurumlar ve kurallar, ilkeler ve değerler bütününden oluşan Cumhuriyet’in üç boyutu ne ölçüde geçerli? Yasama, yürütme ve yargı, demokratik, sosyal ve ekolojik Cumhuriyet yükümlülükleri ile kuşatılmış olsa da,

  • Parti Başkanlığı Yoluyla Devlet Başkanlığı ve Yürütme,
    emredici Anayasa hükümlerini sürekli kurşunluyor.

Hukuk devletinin asgari gereklerinin sistematik olarak ihlali, hemen her gün tanık olduğumuz keyfi uygulamalarla doğrulanıyor.

  • Yaygın yoksulluk ve açlık, sosyal devlet gereklerinin (md.65)
    amaç dışı kullanımının sonucudur.

Torba yasalar, torba CBK ve Cumhurbaşkanı kararları ile Türkiye çevresi dizginsiz bir biçimde yağmalanıyor.

Onarılabilir değil…

2023 ilkbaharı, siyasal bakımdan halkın demokratik hukuk devleti kurma iradesini ortaya koyacağı bir tarihsel bir dönem olacak. Hukuk devleti onarılabilir; ama bu yılları alır… Sosyal devlet için, fırsat ve olanak eşitliği on yılları gerekli kılar. Ya çevre devleti?

  • Tarihsel, kültürel ve doğal kaynaklar,
    geriye dönüşü olmayan bir biçimde yok ediliyor.
  • Bu nedenle, çevresel, doğal ve ülkesel değer ve varlıkları ile
    Türkiye ülkesinin onarımı olanaksız.

Ağaç değil, orman…

Seçim takviminin işlemesine aylar kala, öncelikle olup bitenler doğru algılanmalı, anlatılmalı ve tartışılmalı. Zira, 100’üncü yıl ile örtüşen 2023 seçimleri, Cumhuriyet’in varlık dönemeci. Seçim sonuçları, ya Cumhuriyet’in kuruluşunda öngörülen amaçlar yörüngesine girecek ya da Cumhuriyet, tümüyle kuruluş amacı dışında bir mecraya yönlendirilecek. Seçmenlerin doğru bilgilendirilmesi, öncelikle, siyasal aktörlerin, DSE Cumhuriyet’in, geriye dönülmesi olanaksız bir tehlike karşısında bulunduğunu kavramalarına bağlı. Ne var ki, demokratik parlamenter sistem öneren siyasal parti temsilcileri ve mensupları, söylemlerini büyük tehlike ve ana hedef yerine ikincil sorunlar üzerine yoğunlaştırıyor.

Tarihinin en keskin dönemecini, demokratik, sosyal ve ekolojik Cumhuriyet yönüne çevirebilmek umut ve inancı ile 99. yıl kutlu olsun!

Emekçi canına doymayan yağmacı düzensizlik!

SİYASET20.10.2022, BİRGÜN

İktisadi liberalizm, piyasa ekonomisi olarak, günümüz kapitalist sistem veya anamalcı iktisadi düzene belli ölçülerde uyarlanmış bulunuyor. Globalleşme sürecinin yarattığı uluslararası iktisadi dizginsiz yarışmaya karşın, kapitalist devletler, ulusal iktisadi yapılarını, düzenleme-denetleme-yaptırım yoluyla kurallara bağlamakta. AB’de en karmaşık düzenlemeler, iktisadi ve mali yapılara ilişkin: İnsan-para, insan-çevre ve eşya ilişkileri, girişim özgürlüğü çerçevesinde oldukça karmaşık düzenlemelere bağlı.

Refah devleti veya sosyal devlet gerekleri doğrultusunda ekonomik kamu düzeni ve çevresel kamu düzeni ereğindeki kurallara ilişkin çalışmalar, ulusal ve uluslararası ölçekte oldukça yaygın.

İktisadi ve mali alanlarda oldukça katı kurallara karşın siyasal liberalizm, daha az ve esnek düzenlemelerle sağlanıyor. Avrupa’da siyasal partiler yasası olmayan devletler bile var; ama aynı devletler, seçim harcamalarını çok sıkı kurallar yoluyla denetliyor.

Dahası, demokratik toplum dokusu üzerine yasal düzenlemeler, bu özgürlükleri sınırlamaktan çok güvencelemeye yönelik. Düşünce, toplantı ve dernek özgürlükleri, çoğulcu toplumun temel taşları.

Türkiye’de ise, altyapı hizmetleri, göstermelik ve istiktrarsız düzenlemelerle yürütülüyor. Kamu İhale Kanunu değişiklikleri ve maden ruhsatları, hukukun yağma düzeni için kılıf olarak kullanıldığının başlıca göstergeleri.

Büyük alt yapı yatırımları, inşaatlar, tesisler vb. alanlar, düzenleme-denetleme-yaptırım zinciri bakımından çok esnek ve gevşek olduğu gibi yürürlüktekiler bile uygulanamıyor.

Siyasal liberalizm alanı ise, çok katı düzenleme-denetleme ve yaptırım alanı çok yoğun: caydırıcı ve bastırıcı önlemler, yasaklayıcı ve kişiyi özgürlüğünden alıkoyan yaptırımlarla bezeli.

Avrupa Devletleri ve Türkiye arasındaki karşıtlık, son hafta zirve yaptı. Nasıl?

Amasra cinayeti, pazar ekonomisi adı altında yağmacılığı, 41 can ve onlarca yaralı ile acı bir biçimde ortaya koydu.

Sansür yasası ise, AKP-MHP ittifakının demokrasiye ne denli yabancı olduğunu bir kez daha doğruladı.

Karşıtlık o denli açık ki, göz göre göre gelen Amasra maden cinayeti sorumluları ve suçluları, muhtemelen özgürlükleri alıkonulmayacak; tam tersine, ihmaller ve düzenleme-denetleme-yaptırım zincirindeki sorumluları teşhir edenler cezalandırılacak.

Bir de kara mizah: sansür yasası TBMM’de oylandıktan iki gün sonra, Amasra cinayetlerini “kader planı” olarak niteleyerek “bilgi kirliliği” yaratan kişi, iki gün sonra, 7418 sayılı dezenformasyon kanununu yürürlüğe koydu. Dünkü grup konuşmasında ise, Avrupa devletlerindeki durum üzerine tam bir “resmi dezenformasyon” yaptı.

Niyeti/düşünceyi/kanaati ve bilgi paylaşımını bastıran ve yaptırıma tabii tutan yasa, totaliter rejim eğiliminin teşhiri.

İktisadi alanda ise, kapitalizm veya neo-liberalizm değil, tam bir yağma ve kaptı-kaçtı düzensizliği geçerli. Soma acıları ve süreğenleşen iş cinayetleri belleklerde canlı iken, onca rapor ve önlem önerisine karşın geliyorum diyen cinayet, bunun açık kanıtı.

Para aklama yasaları zincirine eklenen Anayasa’ya aykırı kur korumalı mevduat düzenlemelerini Nass’a dayandıran anlayış, cinayeti bile din istismarı vesilesi yapabiliyor.

Bir ay kadar önce Amasra’ya “nezaket” ziyaretinde bulunup madencilerle “hatıra” fotoğrafı çektiren Enerji Bakanı’nın, bilgi vermek için geldiği TBMM’de dalga geçer gibi yaşamını yitiren madenci yakınlarına yardım vaat lütfu, pek öfkelendirici.

Gensoru önergesini de kaldıran 2017 Anayasa kurgusunun keyfi uygulaması karşısında vekillerin istifa çağrısı, Genel Kurul salonunu inletmekle sınırlı kaldı.

Şu halde temel sorun, Parti Başkanlığı Yoluyla Devlet Başkanlığı ve Yürütme ’nin, Türkiye toplumuna örtmeye çalıştığı totaliter şalı yırtıp atmak.

Bunun için, iktisadi liberalizm ve siyasal liberalizm kavramları başta gelmek üzere, doğru ve gerçek bilgiyi topluma yayma kararlılığı hiç eksik edilmemeli.

Yağmacı (iktisat) ve yasakçı (toplumsal) Cumhur İttifakı çifte kelepçesini sandıkta kırıp atmanın yolu, dayanışma ve daha geniş örgütlenme halkalarını örmekten geçiyor.

Başörtüsü fırsatçılığı ve aşağılanan Aleviler

CHP Genel Başkanı Sn. Kılıçdaroğlu’nun başörtüsü için yasal düzenleme önerisine, -kaleye atılan gol benzetmesiyle- CB ve AKP Genel Başkanı Sn. Erdoğan, anayasal düzenleme çıkışı ile karşılık verdi.

Her iki sıfatıyla anında, aile tanımının da “kadın ve erkek” şeklinde yapılmasını içeren “anayasa talimatı” verdi. Böylece AKP’nin Anayasa yaklaşımı konusunda yeni bir eşik ortaya konmuş oldu: Fırsatçılık ve yaşam tarzı dayatması.

Buna karşılık, aynı kişi, Alevi toplumunun on yıllardır kangren olmuş sorunlarını çözmek için nutukla yetindi; üstelik aşağılayıcı vaatler eşliğinde.

Oysa, asıl yasal düzenleme, Alevi inanç topluluğunun gereksinimlerini karşılamak amacıyla yapılmalı.

Yasa ile Alevi toplumunun doğrudan şu üç ihtiyacına yanıt, pek acil:

  • Tanımak,
  • Ayrımcılığa tabi olmamak ve
  • Eşit işleme tabi olmak.

Bu üçlü, daha genel olarak, eşitlik, yurttaşlık ve laiklik bağlamında anlam kazanır.

Aslında, bu çifte üçlünün anayasal temelleri de var:

Eşitlik (md.10),

Laiklik (md.24),

-Uluslararası antlaşmalar (md.90),

-Diyanet İşleri Başkanlığı (md.136).

Yürürlükteki anayasal çerçevede kalmak kaydıyla Alevi sorunu, belli ölçülerde yasa ile çözülebilir.

DİYANET İŞLERİ BAŞKANLIĞI (DİB)

Genel idare içinde yer alan DİB, “laiklik ilkesi doğrultusunda, bütün siyasi görüş ve düşünüşlerin dışında kalarak ve milletçe dayanışma ve bütünleşmeyi amaç edinerek, özel kanununda gösterilen görevleri yerine getirir” (md.136).

Buna karşılık 633 sayılı yasa, şu cümle ile başlıyor:

İslam dininin inançları, ibadet ve ahlak esasları ile ilgili işleri yürütmek, din konusunda toplumu aydınlatmak ve ibadet yerlerini yönetmek üzere; …” DİB kurulmuştur ( md.1).

  • Tek bir dine indirgenen yasa, Anayasa madde 136’ya ve diğer maddelerine açıkça aykırı.

Çünkü DİB için belirleyici olan laiklik ilkesi, Türkiye Cumhuriyeti’nde varolan bütün din ve inançları güvencelemekte.

Aslında, Anayasa, dünyevi (laik) bir norm olarak din ve inançlar üstü niteliğiyle herhangi bir din veya inanç topluluğu için değil, bütün din ve inançlar için olduğu kadar, din dışı topluluklar için de güvence metni.

ZORUNLU DİN DERSLERİ

  • “Din kültürü ve ahlak öğretimi ilk ve ortaöğretim kurumlarında okutulan zorunlu dersler arasında yer alır.” (md.24/4).

1982 Anayasası, 1961’de ‘isteğe bağlı din dersi’ yerine ‘zorunlu din dersi’ öngörmüş olsa da; bu konuda dahi, tıpkı DİB’e ilişkin md.136’da olduğu gibi, belli bir din ve inanç değil, genel olarak “din kültürü ve ahlak öğretimi söz konusu.

Ne var ki, uygulama, DİB yasası ve örgütlenmesinde olduğu gibi, Anayasa’dan tümüyle uzaklaşmış ve belli bir din ve mezhebe indirgenen müfredata dönüşmüştür. Dahası, din dersi öğretmenleri, sünni mezhebin gereklerini 6-18 yaş arası çocuklara şırınga etme yönünde anlatım ve uygulamayı dayatmışlardır.

AVRUPA MAHKEMESİ KARARLARI

İndirgeyici ve tek yanlı din dersleri dayatmasına karşı Alevi yurttaşlar, uzun yıllar mücadele sonucu ancak İnsan Hakları Avrupa Mahkemesi (İHAM) önünde sonuç aldı.

  • İHAM kararları, cemevleri statüsünü güvence altına alacak ilkeleri de öngörmekte.

Anayasa madde 90 gereği, İHAM kararları, Anayasal çerçevede
yürütme, yasama ve yargı mercileri için bir dizi yükümlülük yaratmakta.

Bunların başında, din derslerini çoğulcu bir anlayışla programlamak ve uygulamak, cemevlerine yasal statü tanımak gelmektedir.

Düzenleme için, yukarıda belirtilen iki üçlü eksen alınmalı.

İSTİSMARDAN FIRSATÇILIĞA

Bunların hiçbirini yapmayıp, başörtüsü konusunda yasa önerisini fırsat bilerek, konuyu anında anayasal düzleme taşımak, istismarcı 2017 Anayasa değişikliğinin, bu kez fırsatçı değişiklikle altyapısını oluşturmak anlamına gelmekte. Aile tanımı, bunun en belirgin göstergesi.

  • Aleviler, bir Bakanlık içinde örgütlenme ve akçasal katkı vaadiyle aşağılanıyor.

Bu çarpık, fırsatçı ve kurnaz zihniyetle demokratik cumhuriyetçileri Anayasa masasına çağırmak, AKP-MHP dışındaki vekilleri aptal yerine koymak dışında ne anlam taşır?

Sivil ölü kadavraları anayasası

TBMM’ye vurulan ters kelepçe olarak Cumhur İttifakı, şimdi Türkiye’yi kelepçelemek istiyor.

Nisanda seçim yasası değişikliği, şimdi basın ve sosyal medya ile sürmekte.

Seçim yasası, serbest yarış ortamına son vererek demokratik siyaset alanını daralttı. Basın ve sosyal medya düzenlemesi ise demokratik toplumu baskılamaya yönelik. Tek kişi iktidarı ve sürekliliği için dayatılan 2017 Anayasa kurgusunun yasal alt yapısı olarak tasarlanan düzenlemelerin amacı, demokratik muhalefete TBMM ve CB seçimlerini kazanma yolunu tıkamak. Bunlara eklenen “sivil anayasa”(!) sloganı ne anlama geliyor?

NE İSTEDİNİZ DE YAPAMADINIZ?

“İçimizde ukde kalan bir diğer mesele de ülkemizi yeni, sivil, demokratik yöntemlerle inşa edilmiş, kapsayıcı, sade ve vizyoner bir anayasaya kavuşturmak. Yeni anayasa konusunda 2013 ve 2021 yıllarında yaptığımız samimi çağrılar maalesef ülkemizi böyle bir kazanımla buluşturmaya yetmedi. İlk çalışma, Meclis’teki ortak komisyonda tıkandı. İkinci çağrımıza da somut hiçbir yanıt alamadık…” (1 Ekim, TBMM, CB Erdoğan).

“Yeni anayasa Türkiye’nin değişmez gündem maddesidir… Dört anayasanın hiçbiri olağan dönemde hazırlanmadı. Anayasalar korku değil güven üstüne bina edilmelidir.” (Adalet Bk. Bozdağ, 3 Ekim).

Bellek bobinini 15 yıl öncesine sarıyor: Başbakan’ın ‘sivil anayasa’ istemi üzerine Prof. Özbudun ve arkadaşlarınca hazırlanan taslak nerede? AKP, bunu TBMM gündemine neden getirme yerine, 2007, 2010 ve 2017 değişikliklerini yaptı.

2007’de, 367 krizi bahanesi ile halkı aldatarak CB’yi genel oyla seçme yolu açıldı. 2010’da yargı erkini yürütme güdümüne koyarken, “ortağımız bizi aldattı” dendi. 2017’de ise, anayasal denge ve denetim düzenekleri silindi. FETÖ ile ilk kapışmaları ardından, “ne istediler de vermedik?” (2014) diyenlere, Anayasa için 2017 değişikliğinde, “ne istediniz de yapamadınız?” sorusu yöneltilmeli.

NEDEN KADAVRA ANAYASASI?

“Allah’ın lütfu” denen darbe girişimi bahanesiyle ilan edilen OHAL ortamı, “anayasa dayatması” için kullanılarak değişiklik, ‘sivil ölü kadavraları’ üzerine inşa edildi.

  • OHAL KHK’leri, bir tür ‘giyotin’ olarak kullanıldı.

Darbe girişimi ile ilişkileri bir yana, cemaat tarzı örgütlenmelere karşı olan on binlerce kişi, ‘yargısız infaz’ yoluyla ‘sivil ölü’ haline getirildi. Dahası, ağaç kabuğu reva gördükleri “sivil ölü kadavraları” savrulurken, kendileri için çok katmanlı yasal sorumsuzluk duvarı ördüler. Değişikliğe ‘hayır’ diyenleri sindirmek için OHAL ortamında devlet olanaklarını seferber ederek kurdukları baskı ile sonuç alamayanlar, YSK gibi anayasal kurumları da kullanarak zorlama ‘evet’ sonucu elde ettiler.

Sözün özü              : 2007’de ‘sivil anayasa’ ile yola çıkanlar, 2017’de Cumhuriyet’in eşit yurttaşlarını zifiri karanlıkta kalleşçe kurşunlayarak ortalığa saçtıkları
‘sivil ölü’ kadavraları üzerine
Parti Başkanlığı Yoluyla Devlet Başkanlığı ve Yürütme (PBDBY)’yi kurguladı.

1 ŞUBAT 2021 VE SONRASI

Millet İttifakı, anayasa çalışmalarını somutlaştırmaya başladığı bir sırada 1 Şubat 2021’de yeniden ‘sivil Anayasa’ çıkışı yapıldı. AKP ve MHP, çalışmalara başladıklarını açıkladı. MHP, 100 maddelik metnin ana çizgilerini kamuoyu ile paylaştı.

Demokratik anayasa çalışmalarının, geçiş dönemi programı ile pekiştirmeye çalıştığı bir sırada, 1 Ekim ve sonrası çıkışları, anayasa gündemi yaratmak mı, gölgelemek mi? Kadınların kamu hizmetlerinde kıyafet özgürlüğüne ilişkin CHP’nin yasa önerisine karşı, AKP, anayasal düzenleme önerisi ile karşılık verdi.

YENİ TUZAKLARA HAYIR!

2013’te TBMM’de Anayasa Uzlaşma Komisyonu masasını yıkan AKP.

2017’de, anayasal ve siyasal kazanımlarımızı silen AKP-MHP.

2021’de anayasa çalışması başlattıklarını beyan eden AKP-MHP.

2022’de, “İkinci çağrımıza da somut hiçbir yanıt alamadık” diyen de AKP.

‘Pes’! dedirten bu zihniyet ve tavra karşı, başta CHP ve Millet Masası bileşenleri, her zamankinden daha uyanık olmak tarihsel yükümlülüğü ile karşı karşıya.

Güçlü yetkiler demokrasi için kullanılacak

GÜNCEL29.09.2022, BİRGÜN

“CHP için öncelik; seçim değil sistem, iktidar değil Anayasa” yazısındaki (26.09.19) öngörü ve öneriler, ilerleyen zamanda doğrulandı.

  • 2017 Anayasa kurgusunun 4 yılı aşan uygulaması, Türkiye Cumhuriyeti’ni, ülkesi ve ulusu ile yıkım eşiğine sürükledi.

Belirleyici etken, OHAL koşullarında devlete ve hükümete ilişkin bütün yetkilerin tek kişide toplanması oldu: Parti Başkanlığı Yoluyla Devlet Başkanlığı ve Yürütme (PBDBY).

Millet İttifakı’nın seçimleri kazanmasıyla CB’nin güçlü yetkileri, rejim/sistem değişikliği için kullanılarak ‘PBDBY ayracı’ kapatılacak. Nasıl?

-Anayasa’nın askıdaki hükümleri uygulanacak.

-Cumhurbaşkanı (CB), parti başkanı olmayacağı için yansız yönetimle, kişi+parti+devlet birleşmesi son bulacak.

-PBDBY yetkileri parlamenter rejim mantığı doğrultusunda kullanılacak.

YÖNETMEK VE KURAL KOYMAK

Yönetmek, yürütmenin; Anayasa değişikliği ise yasamanın görevi.

Bu çifte görevin kullanılması, TBMM’de elde edilen çoğunluğa bağlı. Üç olasılık:

-2/3 nitelikli çoğunluk: TBMM yasama faaliyetleri yanı sıra Anayasa değişikliğini doğrudan gerçekleştirebilecek.

3/5 nitelikli çoğunluk: TBMM’nin oyladığı Anayasa değişikliği, halkoyuna sunularak onaylanacak.

Salt çoğunluk: ‘Güçlendirilmiş parlamenter sistem’ (GPS) yanlılarının TBMM’deki çoğunluğu, uzlaşmacı bir anlayışla Anayasa değişikliği için muhalefet partilerinin de desteği ile yükseltilebilecektir.

PARLAMENTOCU MANTIK

Anayasal kurumların ana sorunsalı, değiştirilecek olan yürürlükteki Anayasa’ya parlamenter sistem mantığı çerçevesinde saygıdır.

Geçiş dönemi”nde Anayasa’nın, güçlendirilmiş parlamenter rejim hedefinde yorumlanması ve uygulanması, Cumhurbaşkanı artık parti başkanı olmayacağı için kolaylaşacak. CB kararnameleriyle oluşturulan Saray’daki Anayasa dışı politika kurullarının yetkileri bakanlıklara aktarılacak; Bakanlar, CB başkanlığında ve CB yardımcılarının da katılımıyla düzenli toplantılarla, dayanışma içinde kurul halinde çalışmalar yapabilecek. Bu çerçevede, CB yardımcıları, anayasal kurum ve kuralların işleyişinde eşgüdüm görevleri ile geçiş döneminde kilit işlev üstlenecek.

Bu yönetim anlayışına koşut olarak Anayasa değişikliği ve temel yasa düzenlemeleri, 28. Yasama Dönemi’nin tarihsel görev ve sorumluluğu olacak.

GPS için erkler ayrılığı çerçevesinde (yasama önünde sorumlu olan ve yasamanın güvenine dayanan hesap verebilir hükümet, anayasal denge ve denetim düzenekleri, görev+yetki+sorumluluk ilkeleri ve yargı bağımsızlığı gibi) teknik nitelik ağırlıklı Anayasa değişiklikleri öncelik taşıyacaktır.

İKTİSADİ GÜVENLİK

Hukuki güvenliğin olmadığı bir devlette ekonomik istikrarın da olmayacağı, 2017 Anayasa kurgusu ile kanıtlandı.

PBDBY’de uzman ve özerk düzenleyici birimler tasfiye edildi (DPT gibi) veya tek kişinin keyfi tercihleri nedeniyle işlevsiz kılındı (TCMB gibi).

  • İktisadi bunalım ve yoksullukta, hukukun çökertilmesinin payı belirleyici.

Bu nedenle, geçiş döneminde Anayasa’nın görev+yetki+sorumluluklar bağlamında uygulanması, iktisadi güven ve istikrar için de gerekli.

Şu halde, iktisadi istikrarı sağlamanın ön koşulu, bütün yetkileri tek kişide toplamaktan vazgeçip, siyasal ve yönetsel yetkileri farklı kişi, kurul ve kurumlar arasında paylaştırmaktan geçtiğine göre, demokratik hukuk devleti kurumları ve kurallarının işletilmesi önem taşımakta. Yine, geçiş döneminde kamucu ve planlı ekonomi politikalarını uygulamaya koymak veya sosyal devlet gereklerini olanak ve fırsat eşitliğini sağlamaya yönlendirmek de mümkün olacak.

Burada yalnızca değinilen öngörü ve öneriler, CHP öncülüğünde kurulan Millet Masası ortak paydaları haline geldikçe yol haritası da somutlaşacak ve kamuoyu ile paylaşılacak.

Özetle                                         :

  • CB’ye tanınan güçlü yetkiler, bu kez, demokratik hukuk devleti ereğinde güçlendirilmiş parlamenter sistem için kullanılacak ve ‘PBDBY ayracı’, Cumhuriyet’in 2. yüzyılı eşiğinde kapatılacaktır.

‘Bir gece’ söylemi ve komşunun gündüz eylemi

SİYASET22.09.2022, BİRGÜN

 

Dünya, barış ve savaş sarkacında: Rusya, komşusu Ukrayna topraklarında, Doğu-Batı ilişkileri ve dengeleri yeniden biçimleniyor. Türkiye, taraf olduğu antlaşmalar ve uluslararası hukuk önünde haklı; Yunanistan’da ise siyasal dengeleri bakımından, Başbakan Miçotakis, güç durumda. İşte tam bu sırada Cumhurbaşkanı Erdoğan, ‘Bir gece ansızın gelebiliriz’ tehdidini sıkça yineledi.

Türkiye ve Yunanistan arasında, özellikle, Ege adaları ve kıta sahanlığı sorunları, bu tür tehditlerle çözülemeyeceği gibi, uluslararası toplum önünde saldırgan ve istilacı bir devlet görüntüsü yaratır. Üstelik yakın geçmiş hatalarının bedeli onca ağır iken.

NAMAZ SEFERBERLİĞİ!

Kısa bir bellek kaydı: ‘Emevi Camisi’nde namaz kılma’ söylemi ve sonrası:

İstila iştahı: AKP yönetimi, bölgede ve uluslararası alanda böyle bir algı yarattı.

Müslüman kardeşlerini al: Beşar Esad’a meydan okuma sonucu Türkiye’ye akın eden Suriyelilere cömertçe kucak açan AKP yönetimi ile geri dönüş anlaşması yapan AB, ‘müslüman kardeşleri’ ile başbaşa bırakmak için Türkiye‘ye sınırlarını kapattı.

Yabancı özgür, yurttaş mahpus: Mısır’da Müslüman Kardeşler iktidarını ‘kurtaramayan’ AKP, Suriye’de iktidarda olmayan Müslüman kardeşlerine ‘Misak-ı Milli’ sınırlarını açtı. Onlara, üç kıtadan milyonlar eklenerek tam bir güvensizlik sarmalına sokulan TürkiyeParti Başkanlığı Yoluyla Devlet Başkanlığı ve Yürütme (PBDBY) döneminde yabancılar için özgürlük ülkesi, yurttaşlar için hapishane oldu.

İslam korkusu kaynağı: Emevi Camisi’nde namaz kılamayan PBDBY, bu kez Ayasofya’da kılıçla namaza durdu; böylece, ‘istila iştahı’, İslamofobi yayıcılığı ile sürdü.

FİİLİ GÜÇ RİSKİ

Güncele dönersek; Ege ve adalar sorunlarının çözümü için, Türkiye Cumhuriyeti’nin olanakları ve hareket alanı oldukça geniş:

•Ulusal ölçekte, MGK’den TBMM’ye uzanan anayasal kurumları ve kuralları çerçevesinde birçok olanak,

•Uyuşmazlık konularıyla doğrudan ilgili Lozan Antlaşması’ndan Paris Anlaşması’na uzanan normlar,

•Her iki devletin içinde yer aldığı uluslararası örgütler; BM, Uluslararası Adalet Divanı ve NATO.

•İkili ilişkiler ve uluslararası hukuk kuralları.

Hukuk ve siyaset, bu dört düzlemde iç içe. Dördünde, Türkiye’nin haklılığını kanıtlama olanağı, siyasal söylemin hukuk zemininde yürütülmesine bağlı: Hukuk yoluyla siyaset.

Ne var ki, anayasal kurum ve kuralları değil yalnızca, uluslararası anlaşmaları ve örgütleri de ikinci plana atan ‘bir gece ansızın gelebiliriz’ vb. fiili güç kullanımı söylemi, adalar ve kıta sahanlığında Türkiye’nin haklılık payını arka plana kaydırdı ve Yunanistan arkasında –hak etmediği- bir uluslararası blok yarattı.

YUNANİSTAN’A DESTEK

Öyle ki Fransızlar, AB’de sürekli sorun yaratan Yunanistan için, 1980’lerde, CB V.G. D‘Estaign’in dansözü nitelemesi yaparlardı. Bununla, AB gereklerini tamamlamadığı halde CB’nin desteğiyle üyeliği kastediliyordu. AB’de Yunanistan rahatsızlığı hep sürdü. Ne var ki, AB ve ABD nezdinde mağdur ve tehdit edilen bir devlet görüntüsü yaratan CB Erdoğan, Yunanistan’a uluslararası toplum önünde çok güçlü bir destek vermiş oldu. CB Macron, Yunanistan ile Fransa arasında savunma alanında imzalanan stratejik ortaklık anlaşmasını ‘provokasyonlara karşı güçlü bir siper’ olarak niteledi. Dahası, iç politikada “derin devleti“ zirveye taşıyan aşırı sağcı Miçotakis de güçlendi.

HUKUK VE DEMOKRASİ

İslamofobi (İslam korkusu) ve Türkofobi (Türk korkusu/düşmanlığı) tetikleyicisi ‘istilacı devlet’ görüntüsü karşısında, Millet Masası olarak CHP, İYİ P., Saadet Partisi, Demokrat P., Deva Partisi, Gelecek P. -ve HDP ile bileşenleri-, “bir gece ansızın gelebiliriz“ söylemini, PBDBY ayracını kapatmanın artı nedeni olarak kullanmalı ve

  • Türkiye, ‘din ve ırk sarmalı’ndan çıkarılarak, ‘hukuk ve demokrasi yörüngesi’ne bir an önce konulmalıdır.

Şili ve Türkiye’de Anayasa güncelliği…

DÜNYA15.09.2022 BİRGÜN

 

Anayasacılık: Eski anlayışlar, yeni dünyalar. VI. Anayasa Hukuku Dünya Kongresi’nin başlığı bu. Uluslararası Anayasa Hukuku Derneği (UAHD) tarafından 12-16 Ocak 2004’te Santiago’da düzenlenen ve 62 ülkeden 500 anayasacının katıldığı toplantı, genel oturumlar ve atölye çalışmaları şeklinde gerçekleşti. Yaklaşık 250 bildirinin sunulduğu kongrede, ‘devlet-ötesi’ gelişmeler ve ‘insan hakları’ sorunsalı tartışmaların odağında yer aldı: Devletin önemi, evrim sürecindeki dünyada anayasal modeller, haklar, devletler, azınlıklar ve yerli halklar, ifade özgürlüğü, özel yaşam ve internet, İnsan hakları ve özel hukuk, kendini belirleme hakkı, sosyal ve ekonomik haklar, anayasa, yerel demokrasi ve temsil, ulusal-ötesi yurttaşlık hakları, anayasaların yürürlüğe konulmasında uluslararası zorlamalar, Anayasaların revizyonunda yarışmacı modeller’ (…). (İ. Kaboğlu, Hukukta Küresel Eğilim, 26.2.2004, Radikal)

TOPLUMSAL BARIŞ İÇİN…

2019: Başkan S. Pinera’nın metro ücretlerini artırma kararına tepki olarak 1 milyon Şilili gösteri yaparak yeni bir Anayasa istedi. Farklı siyasal güçler arasında anayasa yazım temellerini atan ‘sosyal barış‘ anlaşması imzalandı.

2020: Anayasa yapım ilkesini referandum yoluyla Şili halkı onayladı.

2021: Kadın-erkek eşitliği temelinde 17‘si yerli halklara özgülenen 155 üyeli Anayasa Konvansiyonu seçildi.

2022: Konvansiyon, yeni bir Anayasa yazdı; 4 Eylül’de halkoyuna sunulan metin reddedildi.

FAZLA İLERİ!

Haliyle, Pinochet diktatörlüğü dönemi (1973-90) ürünü olan ve neoliberal damga taşıyan 1980 Anayasası yürürlükte kaldı.

Geniş sosyal haklar yelpazesi, kadın erkek eşitliği, kadınların kendilerini belirleme hakkı, yerli halkların tanınması, direnişleri besleyen haklar; kamu malı olarak su hakkı, (…) Şili halkı için fazla görüldü.

Merkez solun bir kesiminin desteğiyle Şili sağı, tasarıya karşı kampanya yürüttü.

Santiago sokaklarında atılan sloganlar: Yaşasın Şili! Reddediyorum. Mutluyum! Biz tek bir ulusuz, Mapuche (yerli halklar) Şilili’dirler, çokulusluluk yoktur.

Özetle; ‘yurttaşların eşitliği ilkesine dayanan ilerici, feminist, ekolojik ve sosyal bir anayasada fazla ileri gidilmişti.

ŞİLİ ve TÜRKİYE

Sınıraşan anayasacılık, birbirine çok uzak ülke anayasaları arasında birçok benzerliği öne çıkarabiliyor. Şili ve Türkiye benzerlikleri ise, sınıraşan anayasacılık ötesinde: darbeler, sol düşmanlığı, hak ve özgürlüklerde ‘ileri gitme’, milliyetçi ve muhafazakarlık, istikrar sorunu ve bilgi kirliliği.

ABD güdümü: 11 Eylül 1973’te Allende hükûmetini deviren darbe destekçisi ABD, 12 Eylül 1980 darbesi için, ‘bizim çocuklar başardı‘ diyecekti.

Komünist avı: Türkiye’de ‘komünist avı‘, neredeyse Cumhuriyet ile özdeş; ‘ortanın solu Moskova’nın yolu‘ sloganı ise demokrasi ile. ‘Komünist avı‘, ABD gölgesindeki Latin Amerika devletlerinde ve Şili’de de yaygın.

Hak ve özgürlük lüksü: 1961 Anayasası, 12 Mart 1971 muhtırası sonrası iktidar lehine değiştirilirken, ‘özgürlükler, toplumun ilerisinde‘ gerekçesi kullanıldı.

Yerliler ve göçmenler: Türkiye halkının etnik çeşitliliğini ‘kart-kurt’a indirgeyen ve Alevi köylerine cami inşa eden 12 Eylül ırk ve din sentezcilerinin zihniyeti, sözde milliyetçi-muhafazakar yönetimde, kılıç ve tehditler eşliğinde sürüyor.

Bilgi kirliliği ve beka sopası da, 2017’de bizde ‘evet‘, 2022’de Şili’de ‘hayır’ için kullanıldı. Beka ve istikrar söylemi, ‘aba altında sopa’ ortak paydasında buluşuyor.

Şili’de siyasal güçler, ‘Anayasa reformu başarısızlığını aşma sorunsalı’ üzerine tartışadursun, Türkiye halkı, 2017 kurgusunu aşabilecek mi?

Bizdeki temel fark şu: 1982 Anayasasında 1987-2004 çizgisindeki değişiklikler, hak ve özgürlük güvencelerini pekiştirdi; 2007-2017 ekseninde ise, tam tersine, siyasal iktidarı sınırlayıcı düzenekler kaldırıldığı için hak ve özgürlükler, anayasa metninde kaldı. Bu nedenle;

  • Erkler ayrılığı temelinde Yasama, Yürütme ve Yargıyı yeniden yapılandırmak,
  • Başta CHP, ‘eşitlik, yurttaşlık ve laiklik‘ üçlüsünde
  • Cumhuriyeti savunan bütün siyasal partilerin öncelikli ve ivedi tarihsel görevidir.