Etiket arşivi: İBRAHİM Ö. KABOĞLU

Tarikat ve cemaatler pençesindeki Türkiye

SİYASET11.08.2022, BİRGÜN

Cemaat ve tarikat adı altında hukuk dışı yapılanlar veya Anayasa dışı işlem ve eylemleri alışkanlık haline getiren anayasal kuruluşlar, “kişi+parti+devlet” birleşmesi sürecinde daha görünür oldu ve azgınlaştı.

•FETÖ’den İsmailağa cemaatine uzanan yasa ve ‘kayıt dışı’ (C. Çiçek) örgütlenmeler
•Diyanet İşleri Başkanlığı (DİB) gibi kurumların Anayasa dışı işlem ve eylemleri
•Devleti temsil yetkisi ile donatılan makamların dini siyasete alet etmesi
Din istismarı kamu yönetimini çökertti. KPSS hırsızlığı ile iki haftadır bir kez daha çalkanan Türkiye, “Cemaatler pençesi”ni kırabilecek mi?
•ÖSYM başkanlığına atanan profesörün ilk işi, ”cemaat başına övgüler dizen” iletisini silmek olmuş.

DİN İSTİSMARI

Din ve vicdan özgürlüğünü güvenceleyen md.24, sınırlama ve yasaklama kurallarını da koyuyor. “Kötüye kullanma” yasağı, çok yönlü ve kapsamlı:

  • “Devletin sosyal, ekonomik, siyasi veya hukuki temel düzenini kısmen de olsa, din kurallarına dayandırma veya siyasi veya kişisel çıkar yahut nüfuz sağlama amacıyla her ne suretle olursa olsun, din veya din duygularını yahut dince kutsal sayılan şeyleri istismar edemez ve kötüye kullanamaz”.

Bu yasağın sürekli çiğnenmesi, Türkiye Cumhuriyeti’nin laik (dünyevi) niteliğini kemirmekte.

NESNELLİK ve SAYDAMLIK

  • “Hizmete alınmada, görevin gerektirdiği niteliklerden başka hiçbir ayırım gözetilemez” (md.70) kuralı da, en çok ihlal edilen diğer madde (Any. 70).

Aralarındaki ilişki şöyle: Liyakat ilkesi, din özgürlüğü kötüye kullanılarak zedeleniyor. Bunda, mezhep ve tarikat temelinde hukuk dışı fiili örgütlenmeler olarak cemaatler başköşeyi tutmakta, resmi unvanlı kişiler de araç işlevi görmekte.

KPSS benzeri toplu sınavlar, md. 70’in amacını gerçekleştirme aracı. Bu ise, önceden belirlenmiş kurallar gereği ve saydam bir uygulama ile olur. Tersi durumda, liyakat ilkesi, bir söylemin ötesine geçemez.

Test sınavları nesnel bir biçimde gerçekleştirilse bile, ‘sözlü sınav’, yandaşları kayırma eşiği olarak kullanılıyor. Bu nedenle, mülakat yapılmamalı veya nesnel ve saydam olmalı.

GÜVENLİK ve ARŞİV

Ne var ki, AKP-MHP tarafından oylanan yasalar, yargıç ve savcılardan öğretmenlere, bekçilerden askerlere kadar, nesnellik ve saydamlıktan uzak, Anayasa’ya ve AYM kararına aykırı sözlü sınav düzenlemeleri ile bezeli.

Sınavda başarılı adaylar, kamu görevine giriş için, bu kez, Anayasa’ya aykırı bir biçimde öngörülen ve uygulanan güvenlik soruşturması ve arşiv araştırması (GS-AA) engelini de geçmek zorunda.

Bunda da belirleyici ölçüt, siyasal saik oldu ve kamu görevine girişin ayrıksız koşulu “liyakat ilkesi” hiçe sayılarak, Anayasa’ya aykırı olan GS-AA Yasası (7315 sy.), TBMM’ye karşı, AKP-MHP ‘darbesi’ yoluyla oylatıldı.

LİYAKAT DEĞİL, TARİKAT

AKP iktidarında FETÖ ortaklığı ile merkezi sınavlara ilişkin soru çalma, şifreleme gibi birçok iddia gündeme geldiği gibi ortaklık sona erdiğinde bu hususlar yargılama konusu oldu. Fakat bu yöntemle kamuda birçok alanda liyakatsiz atamalar yapıldı.
•Liyakat ve hukuk eksiği, 15 Temmuz darbe girişimine elverişli bir zemin hazırladığı halde AKP, yeni ortaklarıyla benzer zaafları sürdürmekte.
KPSS skandalı sonucu görevden alınan ÖSYM başkanı için, MHP’nin referansının; yeni atamada ise, liyakat ve bilim yerine, bir cemaatin etkili olduğu ileri sürülmekte.
Kamuda genel çürümüşlük, son yirmi yılın ürünü.

HUKUKA DÖNÜŞ İÇİN

Dini, sahtekarlık ve hırsızlıkları örtbas etme aracı olarak kullanmaktan çıkarmak,
Türkiye’yi cemaat ve tarikat pençelerinden kurtarmak,
•DİB gibi resmi kuruluşları, anayasal amaçlarına yönlendirmek,
•“Kişi+parti+devlet” birleşmesi yerine, yasama/yürütme/yargı ayrılığını sağlamak,
•Kamu yönetiminde liyakat ve hukuku egemen kılmak için,
•Yurttaşlar ve toplum, CHP öncülüğünde kurulan 6’lı masa bileşenlerinden dünyevi hukuk yolunda kararlı adımlarına ivme kazandırmasını bekliyor.

Sorumluluktan arındırılmış siyaset

1982 Anayasa kurgusunu ne çok eleştirmiştik! Siyaset ve demokrasi alanını daralttığı için: Senato kaldırıldı, Millet Meclisi üye sayısı 450’den 400’e indirildi, seçim süresi 4 yıldan 5 yıla çıkarıldı…

Cumhurbaşkanı ve Başbakan, devlet kurumları ve hükümet üzerinde güçlendirildi.

Toplu özgürlüklere getirilen yasaklar ise, “siyasetten arındırılmış toplum” amacına yönelikti.

Bu vb. nedenlerle 1982 Anayasası, 1961 Anayasası’na göre, “daha az demokrasi” öngörmekte idi.

SİYASETE İNDİRGENEN DEVLET

2017 Anayasa kurgusu, TBMM üye sayısını artırmak ve seçilme yaşını da 18’e indirmekle temsili organa ilişkin niceliksel genişlemeler bir yana, hükümeti tümüyle kaldırıp, yürütme ve devlet başkanlığı makamlarını birleştirdi. Halkoyu ile doğrudan seçilen kişiye çifte temsil işlevi verildi: devlet başkanlığı ve yürütme.

Böylece hükümetin genel siyaset yetkisi, devlet başkanlığı ve yürütmeyi temsil eden tek kişiye indirgenmiş oldu.

Anayasa ve siyaset bilimi tersine çevrildi: tarihsel gelişim sürecinde monarktan (kral, padişah, sultan) ayrılan ve yönetim görevini üstlenerek siyasal organa dönüşen hükümetin 2017’de kaldırılması, Devlet’in siyaset üstü konumunu sonlandırdı. Özetle devlet, siyasal çatışma ve yarışma sürecine sokuldu.

Gözlem(G.) 1: Yürütme, tek kişiyle özdeş kılındığı gibi devlet de tek kişiye indirgendi; yüzyıllar boyunca oluşan demokratik hukuk devleti yapısı kırıldı.

G. 2: Devleti ve yürütmeyi temsil eden kişinin parti başkanlığı ile, yöneticiliği günlük siyasete indirgenen devlet, partizanlaştırıldı.

G. 3: Politize edilen ve partizanlaştırılan Devlet, ‘her üye bir üye kazandırsın’ (10 milyon x 2) çağrısı ile artık korporatist yapı arayışına yönlendirildi.

SEÇİLMİŞLİK ve SORUMSUZLUK

Seçilmişlik – siyaset – sorumluluk’, demokratik hukuk devletinin sacayağı: Seçimlerde yarışan farklı partiler, toplumsal sorunları çözüm vaatleri ile seçmenin desteğini ister. Çoğunluğu sağlayanlar, yönetme görevini siyasal sorumluluk ilkesi eşliğinde üstlenir. 2017 kurgusu ise, partiler arasında eşit yarışma koşullarını kaldırdığı gibi tek kişilik çoğunluk yönetimini de sorumluluktan bağışık tutu.

G. 4: Siyasal sorumluluktan arındırılmış tek kişi siyaseti, “demokratik siyasetin sonu” oldu.

YA SORUMSUZLUK ZIRHI?

Anayasa’da tek kural, CB yardımcıları ve bakanların “CB’ye karşı sorumlu” olması. Ne var ki, görevden alma yetkisi bile anayasal çerçevede kullanılmadı. Resmi Gazete’de kullanılan ‘sözde görevden af’ gerekçesi;

– Kaynağını Anayasadan almıyor,

-Görevden alınan suçsuzluk ilkesinden yararlanamıyor.

G.5: Yetki kullanımında Anayasa kuralları değil, ‘paralel kavramlar’ yeğleniyor.

Kamu yönetiminde geçerli olan, görev + yetki + sorumluluk kuralı, ancak liyakat ve hukuka saygı çerçevesinde işletilebilir. KPSS yolsuzluğu nedeniyle ÖSYM Başkanının görevden alınması, buzdağının görünen kısmı.

Sorumluluktan arındırılmış parti başkanı CB, kendini bütün kamu görevlilerinin sicil amiri yapmakla, siyaset dışı tutulması gereken kamu yönetimi partizanlaştırıldı.

G 6: Yönetimde liyakatsizlik devam ediyor.

Öte yandan, sorumluluktan arındırılmış siyaset, “sorumsuzluk zırhı” giydirilmiş “mülga hükümet” ve “kamu yönetimi” ile berkitildi: Keyfi işlem yapanlar ve uygulayıcıları için, “hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz” (5 yasa).

G. 7: OHAL sürekli kılınarak hukuk devleti sonlandırıldı.

EN KESKİN DÖNEMEÇ

Kısacası, sorumluluktan arındırılmış siyaset, liyakat ve hukuktan da arındırılmış bir devlet yapısı ile sonuçlandı.

Bu nedenle, önceki hiçbir seçim, 2023 seçimleri denli yaşamsal olmadı. Zira yüzüncü yıl dönemeci pek keskin: Demokratik cumhuriyetçiler, ancak kitlesel eleştiriler eşliğinde büyütecekleri dayanışma halkaları ile dönebilir bu keskin virajı.

Hatırlatma, demokratik hukuk devleti müttefiklerine:

-CHP, İYİ P., DP, SP, Deva P. ve Gelecek Partisi’ni kapsayan ‘6’lı masa’,
G. 8Demokratik cumhuriyetçiler 100. Yıl sınavında.

“Yıkın, hukuk sonradan gelsin”, “hanım kız”!

“Yıkın, hukuk arkadan gelsin”! emri, kolluk güçlerinin ve mülki idare amirlerinin amiri konumumdaki İçişleri Bakanınca verildi.

Üç Anayasa maddesinin doğrudan ihlali:

  1. Anayasa’nın üstünlüğü ve bağlayıcılığı (md.11),
  2. Kanunsuz emir (md.137),
  3. Mahkeme kararlarının bağlayıcılığı (md.138).

Konusu suç teşkil eden emir’, Türkiye İçişleri’nin ne durumda olduğunun ya da kimlerin yönetimi altında bulunduğunun ibret verici bir göstergesi.

YA DIŞİŞLERİ?

2017 Anayasa kurgusu, yüzyıllar boyu gelişen Anayasal ve siyasal mirası bir çırpıda sildi. Ulusal alandaki kuralsızlaştırma, kurumsalsızlaştırma, kazanımları değersizleştirme ve sistemsizleştirme , uluslararası savrulmalara da yansıdı. Cumhuriyet dönemi yansız dış politikası ve Anayasa’nın amir hükümleri (AS: buyurucu kuralları) bir yana bırakılarak, kişisel ilişki ve tercihler, kısa dönemli çıkarlar öne çıkarıldı.

ABD Başkanı Biden ile resmi görüşmesinde Dışişleri Bakanlığı çevirmeni yerine Cumhurbaşkanı Sn. Erdoğan’ın özel bir kişiyi tercihi, belirgin bir gösterge.

Siyasal partiler, haklı eleştirilerini yaptı: CB, Türkiye Cumhuriyeti adına ABD Başkanı ile resmen görüştüğüne göre, çevirmenin resmi sıfat taşıması, bu işin doğası gereği.

Bunu, ana muhalefet partisi lideri Sn. Kılıçdaroğlu’nun dillendirmesi, demokratik hukuk devleti ereğinde anayasa değişikliğini gerçekleştirmek amacıyla farklı siyasal akımları bir araya getirmeyi başarmış olan bir siyasal şahsiyet (AS: kişilik) olarak görevi de.

Sn Kılıçdaroğlu’nun, gayri resmi özel çevirmen için “hanım kız” demesi ise, eleştiriler karşısında aylardır suskun kalan Parti Başkanlığı Yoluyla Devlet Başkanlığı ve Yürütme (PBDBY) çevrelerini harekete geçirdi. Fransızların ‘matmazel’ hitabını çağrıştıran ‘hanım kız’, dilimizde bir nezaket söylemi olduğu halde, neredeyse işin özünü unutturdu ve konu hemen mahkemeye taşındı.

PBDBY YORDU…

İşte PBDBY’nin Türkiye’yi, içi ve dışı bakımından getirdiği durum: Bakan, yasa uygulayıcılarına, ‘hukuku tanımayın, yıkın’, Devleti temsil eden kişi ise, uluslararası en önemli görüşmelerinde bile, ‘ben Devlet görevlileri ile değil, özel ilişkilerimle belirlediğim kişiler ile çalışırım’ diyebiliyor.

Özetle; Türkiye, Cumhuriyeti ve yurttaşları ile ‘monokrasi yorgunu bir ülke’ durumuna düşürüldü.

SOSYAL DEVLET ÖNCELİKLERİ

Sayın Kılıçdaroğlu’nun, PBDBY’ye uyarı, öneri ve eylemleri, dayanağını Anayasa’da bulmakta:

Kanunsuz emir yasağına uymayanları uyarmak, md. 137.
•Kamu görevine girişte liyakat ilkesini savunmak, md.70.
•Tüketicilerin haklarını savunmak, md.172.
•KYK borçları faizlerinin ödenmemesini önermek, md.5 ve 65.

Bu örnekler çoğaltılabilir.

Demokratik muhalefet olarak CHP, Anayasal çerçevede tutarlı bir siyasal tutum ile sosyal devlet öncelikleri doğrultusunda güçsüz toplumsal katmanların korunması ve yoksullaşmanın yıkıcı sonuçlarının önüne geçilmesi amacıyla çok yönlü çabalarını sürdürüyor:

Bir yandan, yasama çalışmalarında engelleyici değil, yapıcı ve ön açıcı öneriler geliştiriyor, anayasallık güvencesini işletmek için çok yoğun bir çaba harcıyor; öte yanda, sosyal devlet önceliklerini ve liyakat ilkesine dayalı kamu yönetimi kurallarını gündeme getirerek güçsüz toplumsal katmanların korunmasına katkıda bulunurken, kamu yönetiminin bir an önce hukuk devleti gereklerince yapılanması için sürekli çaba gösteriyor.

Özetle;
– TBMM’de Anayasaya saygı çerçevesinde nitelikli yasa,
– Parlamento dışında Anayasa’nın uygulanması için çok yönlü faaliyetler,
– Seçimler sonrası için de somut anayasa ve yasa çalışmaları

üçlüsü karşısında panikleyen PBDBY, güdümü altındaki yargının kapısını sık sık çalıyor…

Bu itibarla (AS: bakımdan), ‘yıkın, hukuk arkadan gelsin’ diyen kişi karşısında sus pus olanların, ‘hanım kız’ hitabını mahkemeye taşıyanlar, aslında CHP’ye, mahkeme önünde, PBDBY’nin Türkiye’nin içini ve dışını ne hale getirdiğini teşhir olanağını da sunmuş oldu.

  • Türkiye Cumhuriyeti, PBYDBY yükünü taşıyamaz hale geldi...

Bu nedenle, demokratik hukuk devleti yolunda ‘hak, hukuk, adalet için daha büyük dayanışma gereksinimi her geçen gün artmakta.

‘Siyasal ayak‘ için koruyucu üçlü kalkan

GÜNCEL21.07.2022 BİRGÜN

15 Temmuz başarısız darbe girişiminin 6’ncı yılı üzerine çok konuşuldu; kahramanlık nutukları çekildi: Demokrasi kazandı!

Bu gün, 20 Temmuz’da ilan edilen ve 21 Temmuz sabahı yürürlüğe konan OHAL’in 6’ncı yılı:

Hukuk kaybetti. Nasıl yok edildi hukuk? Kısaca, OHAL KHK uygulamaları ve OHAL sonrasına ilişkin düzenlemeler yoluyla. Şöyle ki; OHAL, 15 Temmuz kanlı darbe girişimi ile bozulan anayasal düzeni ve kamu düzenini yeniden sağlamak amacıyla ilan edildi (Any., md.120, şimdi 119).

Ne var ki;

OHAL KHK’ler yoluyla tümüyle Anayasa dışı bir uygulama sonucu, ‘hukuki kılıf‘ altında en acımasız toplu kıyımlar yapıldı.

  • OHAL yönetimi baskısı altında anayasal düzen kaldırıldı.

OHAL KHK

OHAL KHK’ler, ‘yargısız infaz‘ için kullanıldı. KHK ek listelerinde adları yazılan onbinlerce kişi, -başvuru hakkı dahil- bütün özgürlük ve haklarından yoksun kılındı. 2018 seçimleri sonrası da süren bu uygulama, hukuk tarihinin en büyük toplu kıyımı.

ANAYASA İLGASI

OHAL keyfi yönetiminde, biçimsel kurallarına bile uyulmadan yapılan Anayasa değişikliği ile 6 ayda, ‘siyasal iktidarı sınırlayıcı düzeneklerin bütünü‘ kaldırıldı. Böylece, çağdaş anayasacılık gerekleri bir yana, Osmanlı-Cumhuriyet anayasal ve siyasal kazanımları da bir çırpıda silindi.

OHAL SONA ERMEDİ!

OHAL, iki yılın sonunda kalkmadı. 2018‘de OHAL önlemleri, üç yıl daha uzatılarak (7145 sy. Y.), KHK yoluyla muhalifleri kıyım yetkisi, valilere ve ilgili kurumlara aktarıldı. Bu süre, 2021’de bir yıl daha uzatıldı (7333 sy.Y.); kayyum olarak TMSF işlemleri için ise 3 yıl daha…

Belirtilen iki yasa ve öteki yasalara serpiştirilen yasaklayıcı yetkiler yanı sıra, yasal ‘sorumsuzluk zırhı’, OHAL yönetimi keyfi işlemlerini sürekli kıldığı gibi ’siyasal ayak‘ güvencesi olma özelliği de taşıyor.

TOPTAN KORUMA

OHAL KHK imzacıları başta gelmek üzere, suç oluşturan işlem ve eylem sahipleri koruma altına alındı: “…Hukuki, idari, mali ve cezai sorumluluğu doğmaz“ (2016-2020).

Beş yasada yer alan bu ortak kayıt, OHAL dönemi resmi işlemleri ve olası yaptırımları arasındaki sorumluluk halkalarını koparmaya yönelik. OHAL dönemi ve sonrası karar alıcı ve uygulayıcılarını her türlü sorumluluktan bağışık tutmak, FETÖ ile doğrudan veya dolaylı ilişkisi bir yana, yaşamı, dinsel cemaatler dahil, hukuk dışı bütün oluşumlara karşı mücadele ile geçen insanlara ’yargısız infaz’ uygulayan kişileri –başta, Cemaat’in eski müttefiki siyasiler- korumayı amaçlıyor.

Böylece, failler ömür boyu korunurken, onların mağdur ettiği suçsuzlar, kuşaklar boyu lekeli (!) kalacak. Nasıl?

BAK VE OHAL İİK

Barış Akademisyenleri (BAK) dosyaları tipik örnek:
– Dönemin Başbakanı, “Hata düzeltilecek” dedi.
– Anayasa Mahkemesi, Barış Bildirisi’ni ifade özgürlüğü güvencesinde saydı.
– Ağır Ceza Mahkemeleri, “Barış Bildirisi’ne rıza gösteren öğretim üyeleri ile terör örgütleri arasında irtibat ve iltisak yoktur” dedi.

Olağanüstü Hal İşlemleri İnceleme Komisyonu (OHAL İİK) ise, “Ben hiç birini tanımam” dedi. BAK dosyalarına ilişkin açıkça keyfi kararlar verme cüreti gösteren OHAL İİK’in, başka dosyalarda ne denli keyfi kararlar verdiği, kolayca tahmin edilebilir.

SİYASİ AYAK

TBMM Darbe Komisyonu Raporu’nun nasıl karartıldığı, beşinci yılında günışığına çıkarken, FETÖ darbe girişiminin siyasi ayak kalkanı da tamamlanmış oluyor: Darbe raporu, koruma yasaları ve OHAL İİK. Bu sac ayak kırılmadığı veya yok edilmediği sürece siyasal ayak arayışı, ‘Saray hukukçuları‘ gölgesinde bir avuntu olmanın ötesine geçemez.

Danıştay’ın, hukuku dolanarak verdiği Ayasofya kararından sonra

  • Anayasa’yı katlederek verdiği İstanbul Sözleşmesi Kararı,

-siyasal denetim düzeneklerini kaldıran 2017 Anayasal kurgu sürecinde- yargısal denetim düzeneklerinin yargıçlar eliyle elenmesinin ibret verici bir göstergesi.

Kuşkusuz bütün bunlar, Parti Başkanlığı Yoluyla Devlet Başkanlığı ve Yürütme kurgusunun sonunu hazırlayan süreçler; yeter ki doğru okunablsin!

Demokratik Cumhuriyeti savunan CHP ve öteki partilerin dikkatine…

‘Ölçemediğini ilerletemezsin!’

27’nci Yasama döneminde, muhalefet vekillerince hazırlanan yasa önerilerinin hiçbiri TBMM Komisyonlarında görüşülmedi. Yalnızca AKP veya AKP-MHP koalisyonu önerileri yasalaştı: Toplam 3285 maddeden oluşan 273 yasa. Bunların 160’ı uluslararası anlaşma onayı, Yasaların 69’u torba ve 44’ü tek konu şeklinde. Torba veya tek konu yasaları, üç yoklukla sakat.

ÜÇ YOKLUK HALİ

-Yasa / yasama etki analizi,
-Anayasa’ya uygunluk incelemesi,
-Çevre konularında çevresel etki değerlendirmesi (ÇED).

-Yasa etki analizi, özellikle, torba tarzı yasalar için vazgeçilmez. Etki analizi yokluğu, aynı konuda çıkarılan yasalar arası ilişki zincirini de perdeliyor.

Anayasa’ya uygunluk: İçtüzük yükümlülüğü, AKP-MHP’li vekillerin el işaretine indirgeniyor.

-ÇED: ‘Bu da ne?’ dercesine geçiştiriliyor.

Üç yokluk hali, “normatif ilerleme“ yerine “mevzuat karmaşası“ yaratıyor. Bu durum, 27’nci Yasama döneminin ilk düzenlemesi 7145 sayılı Yasa ile sonuncusu 7417 sayılı yasaya kadar değişmedi.

Sayı var, ama ölçü yok; nicelik önde, nitelik yok. Yasaları ölçemediğimiz için etkili kılamıyoruz…

Onlarcası arasında üç örnek: 2’nci Bütçe, varlık barışı ve sansür.

2’nci BÜTÇE

Anayasa’da öngörülmeyen ek bütçe kanun teklifi, -ilki gibi- Cumhurbaşkanı (CB) imzası ile yapıldı (20.6.22). Ne var ki, Plan ve Bütçe Komisyonu’nda bütçe sunuşunu, CB yardımcısı yerine bu kez, Hazine ve Maliye Bakanı yaptı; Genel Kurul‘da da yürütmeyi temsil etti. Oysa, 2017 kurgusuna göre Bakan, Yürütme içinde yer almadığı için, bütçe sunuşu yapamaz; tek kişi ile özdeşleşen yürütmeyi temsil edemez.

VARLIK BARIŞI

7417 sayılı yasaya Genel Kurul’da yapılan ekleme (md. 50) ile “ kaynağı belli olmayan yurtdışındaki varlıkların ülkeye getirilmesini teşvik“ düzenlemesi (7256 sy. lı Kanun, 17.11.20), 31 Mart 2023’e dek uzatıldı.

-7256 sayılı Yasa uygulaması üzerine verdiğim iki soru önergesi (2.6.21 ve 10.11.21), Hazine ve Maliye Bakanlığı’nca yanıtlanmadı.

-7417 sayılı Yasa, aynı konuda düzenleme yaptığı halde, etki analizi bir yana, 7256’ya gönderme bile yok.

Öte yandan; “vergi dilimlerini güncellemek“ akla bile gelmedi. Dahası, üniversiteye muhtemelen hiç uğramamış olan öğrenci affedildi; ama görevini en iyi biçimde yaptığı halde üniversiteden atılan öğretim üyeleri akla bile gelmedi.

SANSÜR

2020 Temmuz sıcağında ve kovid-19 koşullarında 7253 sayılı sosyal medya yasasına, demokratik muhalefetin yönelttiği itiraz ve öneriler reddedildi.

Haziranın 2022’de getirilen ve önceki arasında, gerekçede de olsa herhangi bir bağlantı kurulmayan öneri; Komisyonlardan tam bir dayatma ile geçirildi.

Son dakika ertelemesi ne anlama gelir? Eğer CHP-HDP-İYİ Parti uyanık davranmaz ise, AKP-MHP ikilisi, tıpkı önceki ertelemelerde uzlaşma görüntüsü vererek aynen oylattığı gibi bu kez de, ekim ayında Genel Kurul’dan geçirir.

YA MUHALEFET BELLEĞİ?

Bu nedenle, demokratik muhalefet pek uyanık olmalı; AKP-MHP’nin “yasama belleği”ni zedelemesinde kendi payını unutmamalı.

TBMM’de temsil edilen partilerin, yasama faaliyetini, Komisyonlarda ve Genel Kurulda, “azınlık bilinci” ile sürekli bir uyanıklıkla izlemesi ölçüsünde, “yasama belleği“nin çoğunluk tarafından yok edilişini seyretme konumundan çıkabilir.

MECLİS NEDEN KAPANDI?

TBMM, dört yıl temmuz ayında da çalıştı; bu yıl da o yönde karar aldı. Ne var ki, AKP, Meclis’i apar topar kapattı!

Öte yandan; Finlandiya ve İsveç’in NATO’ya üyeliği konusunda Ankara-Madrid söylemi arasında tam bir çelişki bulunan CB, TBMM’yi işaret etti.

Kuşkusuz hükümet olsa idi, TBMM önünde sorumlu Yürütmenin tavrı farklı olurdu. Bu kadarı bile parlamenter rejimin önemini göstermiyor mu?

Bugünkü acı gerçek ise şu:

  • Saray güdümündeki TBMM, ölçme bir yana, kendi hukuki işlemleri arasında bağlantı bile kuramıyor.

Britanyalı fizikçi L. Kelvin’in dediği gibi, “Ölçemediğiniz şeyi ilerletemezsiniz“.

Sözün özü; parlamenter rejim, yasaların etkililiği için de gerekli.